Kadim Dostlar ™ Forum: Bilim Nedir | Tarihi Ve Dönemleri - Kadim Dostlar ™ Forum

İçeriğe atla

Yalnızca 1 dakikanızı ayırıp sitemize üye olduğunuzda, içinde daha az reklam bulunan temamızı kullanabilirsiniz ...

Aradığınız konuya ulaşamadınız mı ? Problem değil, arama Özelliğimizi Kullanabilirsiniz
GoogleKadim Dostlar Özel Arama
Facebook Sayfamıza Üye Olabilir ve Güncel Site İçeriğinden Kolayca Haberdar olabilirsiniz
Sitemize reklam vererek, sitelerinizi veya ürünlerinizi tanıtabilirsiniz
-------------------
Kurumsal Çözümler Uzmanı Erkan Okur
İnformatik: Mühendislik ve PLM Çözümleri



Tek sayfa
  • Yeni bir konu açamazsınız
  • Bu konuya cevap yazamazsınız

Bilim Nedir | Tarihi Ve Dönemleri Eski Çağ, Ortaçağ, Yunan ve Roma Dönemi.. Konuyu Oyla: -----

#1
Kullanıcı çevrimdışı   Hale 

  • Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.
  • Grup: Yönetici
  • Mesaj sayısı: 40.278
  • Kayıt tarihi: 11-Eylül 07
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Forum İtibarı: 240
Mükemmel



İçeriği Arkadaşlarınla Paylaş

Bilim Nedir?, Tarihi Ve Dönemleri


Bilim: "Evrenin ya da olaylarin bir bölümünü konu olarak seçen, deneysel yöntemlere ve gerçeklige dayanarak yasalar çikarmaya çalisan düzenli bilgi."

"Genel geçerlik ve kesinlik nitelikleri gösteren yöntemli ve dizgesel bilgi."

"Belli bir konuyu bilme isteginden yola çikan, belli bir erege yönelen bir bilgi edinme ve yöntemli araştırma süreci."

Bilim ile ugrasan bir kisinin bu tanimlari yeterli bulmayacagini söylemeye gerek yoktur. Bu nedenle, bilimin eksiksiz bir tanimini yapmaya kalkismak yerine, onu açiklamaya çalismak daha dogru olacaktir.

İnsan doğaya egemen olmak ister!

Derler ki insanoglu varolusundan beri dogayi bilmek, dogaya egemen olmak istemistir. Bu nedenle, insan varolusundan beri dogayla savasmaktadir. Son zamanlarda, bu görüsün tersi ortaya atilmistir: Insan dogayla baris içinde yasama çabasi içindedir.Bence bu iki görüs birbirlerine denktir. Bazi politikacilarin dedigi gibi, sürekli baris için, sürekli savasa hazir olmak gerekir.

Gök gürlemesi, simsek çakmasi, Ay'in ya da Günes'in tutulmasi, hastaliklar, afetler, vb. doga olaylari bazen onun merakini çekmis, bazen onu korkutmustur.

Öte yandan, bu olgu, insani, doga korkusunu yenmeye ve merakini gidermeye zorlamistir. Korkuyu yenebilmenin ya da meraki gidermenin tek yolunun, onu yaratan doga olayini bilmek ve ona egemen olmak oldugunu, insan, önünde sonunda anlamistir. Peki, insanoglunun dogayla giristigi amansiz savasin tek nedeni bu mudurs Baska bir deyisle, bilimi yaratan güdü, insanoglunun gereksinimleri midir?

Elbette korku ve merakin yaninda baska nedenler de vardir. Insanin (toplumun) egemen olma istegi, begenilme istegi, daha rahat yasama istegi, üstün olma istegi vb. nedenler bilgi üretimini saglayan baska etmenler arasinda sayilabilir. Ynsanin korkusu, meraki ve istekleri hiç bitmeden sürüp gidecektir. Öyleyse, insanin dogayla savasi (barisma çabasi) ve dolayisiyla bilgi üretimi de durmaksizin sürecektir.

Bilim Neyle Uğraşır?

Bilimin asil ugrasi alani doga olaylaridir. Burada doga olaylarini en genel kapsamiyla algiliyoruz. Yalnizca fiziksel olgulari degil, sosyolojik, psikolojik, ekonomik, kültürel vb. bilgi alanlarinin hepsi doga olaylaridir. Özetle, insanla ve çevresiyle ilgili olan her olgu bir doga olayidir. Insanoglu, bu olgulari bilmek ve kendi yararina yönlendirmek için varolusundan beri tükenmez bir tutkuyla ve sabirla ugrasmaktadir.
Baska canlilarin yapamadigini varsaydigimiz bu isi, insanoglu akliyla yapmaktadir.
Bilim, yüzyillar süren bilimsel bilgi üretme sürecinde kendi niteligini, geleneklerini ve standartlarini koymustur. Bu süreçte, çagdas bilimin dört önemli niteligi olusmustur: çesitlilik, süreklilik, yenilik ve ayiklanma.simdi bunlari kisaca açiklamaya çalisalim.

Çesitlilik: Bilimsel çalisma hiç kimsenin tekelinde degildir, hiç kimsenin iznine bagli degildir. Bilim herkese açiktir. Ysteyen her kisi ya da kurum bilimsel çalisma yapabilir. Dil, din, irk, ülke tanimaz. Böyle oldugu için, ilgilendigi konular çesitlidir; bu konulara sinir konulamaz. Hatta, bu konular sayilamaz, siniflandirilamaz.

Süreklilik: Bilimsel bilgi üretme süreci hiçbir zaman durmaz. Krallar, imparatorlar ve hatta dinler yasaklamis olsalar bile, bilgi üretimi hiç durmamistir; bundan sonra da durmayacaktir.

Yenilik: Bir evrim süreci içinde her gün yeni bilimsel bilgiler, yeni bilim alanlari ortaya çikmaktadir. Dolayisiyla, bilime, herhangi bir anda teknigin verdigi en iyi imkânlarla gözlenebilen, denenebilen ya da var olan bilgilere dayali olarak usavurma kurallariyla geçerligi kanitlanan yeni bilgiler eklenir.

Ayiklanma: Bilimsel bilginin geçerligi ve kesinligi her an, isteyen herkes tarafindan denetlenebilir. Bu denetim sürecinde, yanlis oldugu anlasilan bilgiler kendiliginden ayiklanir; yerine yenisi konulur.


Bilim Tarihi Nedir?

Bilim tarihi kisaca bilimin dogus ve gelisme öyküsüdür. Amaci nesnel bilginin ortaya çikma, yayilma ve kullanilma kosullarini incelemektir.
Bilim çogu kez sanildigi gibi ilk defa ne Rönesans’tan sonra, ne de Bati dünyasinda ortaya çikmistir. Bilim; insanligin kafa ürünüdür. Kökleri ilkel toplumlarin yasamina kadar uzanir.



ESKİ ÇAĞ'DA BİLİM


A. Çin'de Bilim

Çin Uygarliginda bilimsel faaliyetin baslangici M.Ö. 2500'lere kadar götürülebilir. Zaman zaman sinirlari Hindiçini de içine alan, zaman zaman ise sadece Sari Irmak civarinda ufak bir devlet seklinde görülen Çin, ilk insan kalintilarinin (Sinantropus Pekinensis) bulundugu yerlerden biridir. Çin uygarligi, genellikle, kapali bir uygarlik olarak nitelendirilmistir. Ancak Türklerle ve Hintlilerle yakin iliski içinde olduklari bilinmektedir. Bu etkilesim sonucunda Türklerin kullandiklari On Iki Hayvanli Türk Takvimi'ni benimsemislerdir. Hint uygarligindan ise, özellikle matematik konusunda etkilendikleri bilinmektedir. On ikinci yüzyildan itibaren yapilan seyahatler sonucunda, matbaa ve barut gibi teknik buluslar, Avrupa'ya Çin'den götürülmüstür.

Çin'de kullanilan sayi sistemi on tabanlidir. Ayrica, islem yapmalarini kolaylastiran, abaküs ve çarpim cetveli gibi bazi basit aletler de kullanmislardir. Diger uygarliklardan farkli olarak Çin'de daha çok aritmetik ve cebir bilimleri gelisme göstermis ve hatta geometri problemleri bile bu iki disiplinden yararlanilarak çözülmeye çalisilmistir.

Çin astronomisi, diger uygarliklardan bazi temel farkliliklar gösterir; takvim hesaplamalarinda, diger uygarliklarin Günes veya Ay'i esas almalarina karsin, Çin uygarliginda yildizlar esas alinmistir ve diger sistemlerde yillik hesaplamalar kullanilirken, burada günlük hesaplamalar kullanilmistir. Ayrica Çinlilerin, temel koordinat düzlemi olarak ekliptik düzlemi yerine ekvator düzlemini benimsedikleri görülmektedir. Çin astronomisi, bu açiklamalardan da anlasilacagi gibi, bir yildiz astronomisidir ve gözle görülebilen yildizlarin yaninda, kuyruklu yildizlar ve kutup yildizi hakkinda ayrintili bilgiler içermektedir. Teknik açidan da devrine nispetle oldukça gelismis bir düzeyde bulunan Çin astronomisinde, Galilei'den önce Günes lekeleri konusunda bilgi verildigi görülmektedir (M.Ö. I. yüzyil). Ayrica astronomi metinlerinde, meteor ve meteoritler ile nova ve süpernovalar hakkinda kayitlara da rastlanmaktadir.

Çin tibbi, evren, doga ve insan arasinda siki bir iliskinin bulundugu anlayisina dayanir. Çinli düsünürler, evrenin sürekli bir olusum içinde olduguna inanirlar; onlara göre, bu sürekli devinim daima bir baslangica dönüsü içerir. Evrensel sistemin bir parçasi olan insan, ikilem gösteren yin ve yang ilkesinin (iyilik ve kötülük, hastalik ve saglik gibi) etkisi altindadir. Geleneksel Çin tibbinin tedavi sekillerinden olan masaj ve akupunktur yöntemleri günümüzde de kullanilmaktadir. B. Hindistan'da Bilim

Hindistan'daki bilimsel etkinliklerin baslangicini M.Ö. 5000'lere kadar geriye götürmek mümkündür; ancak bilim gibi düzenli bir bilgi toplulugunun olusumu için yaklasik M.Ö. 2500'leri beklemek gerekmistir. Erken dönemlere iliskin bilgileri Vedik metinlerden ve nispeten daha geç tarihli olan Siddhantalardan edinmek olanaklidir.

Hindistan'da kullanilan sayi sistemi, on tabanli (yani desimal) olup, erken tarihlerden itibaren konumsal rakamlandirma yönteminin benimsendigi görülmektedir. Sifiri ilk defa Hintli matematikçiler kullanmistir. Sayi sistemindeki bu erken tarihli gelisme, aritmetigin gelisim hizini büyük ölçüde etkilemistir.

Daha sonra Pythagorasçilara mal edilecek olan Pythagoras Teoremi'nin çözümü ile ilgili erken çözüm örneklerine Hintlilerin geometrik metinlerinde rastlamak mümkündür.

Cebir alaninda birinci ve ikinci derece denklem çözümleriyle ilgilenmisler ve trigonometri alaninda ise, sinüs ve kosinüs fonksiyonlarini kullanmislardir.
Daha sonra Hintlilerin aritmetik, cebir ve trigonometri konusundaki bilgileri Sanskrit dilinden Arapça'ya yapilan çeviriler yoluyla Islâm Dünyasi'na aktarilacak ve buradaki bilimsel uyanista önemli bir rol oynayacaktir; on ikinci yüzyildan itibaren Arapça'dan Latince'ye yapilan çeviriler sonucunda ise, Hiristiyan Dünyasi bu bilgilerle tanisacaktir.

Hintlilerin evreni Yer merkezlidir ve astronomiden söz eden metinlerde Ay ve Günes'in hareketleri ve tutulmalari, Yer, Merkür, Venüs, Mars, Jüpiter ve Satürn'ün hareketleri, Yer ve Günes'in birbirlerine uzakliklari hakkinda ayrintili bilgiler verilmistir. M. S. besinci ve on ikinci yüzyillar arasinda konuyla ilgili yapmis olduklari çalismalarda ise, trigonometrik oranlari da dikkate almak suretiyle, Günes-Yer, Ay-Yer uzakliklarini, Günes, Ay ve diger gezegenlerin konumlarini ve dolanim periyotlarini hesaplamaya çalismislar ve bunlarla ilgili sayisal degerleri içeren eserler birakmislardir. Bunlardan Aryabhata adindaki bir astronom ilk defa Yer'in kendi etrafindaki hareketinden söz etmistir.

Hint tibbi, baslangicindan itibaren Hint felsefesi ve kozmolojisiyle iç içe gelismistir. Onlara göre, canli varliklar evrenin küçük bir modelidir ve dogadaki diger varliklar gibi, toprak, su, hava, ates ve eterden meydana gelmistir. M.Ö. üçüncü yüzyildan itibaren gelisen tipla ilgili sistemler konuya yeni bakis açilari getirmistir. Bunlardan Yoga Okulu, saglikli olabilmek için beden disiplinin yani sira, zihin disiplinini de sart kosarken, yine ayni dönemlerde ortaya atilan bir baska görüs, beden yapisinin temelde kimyasal esaslara dayandigini, dolayisiyla tedavinin de ayni esaslara dayanmasi gerektigi tezini savunmustur.

Hint uygarligindaki bilimsel ugraslar, bilimin gelisimi üzerinde oldukça etkili olmustur. Bu etki ilk dönemlerde tacirlerin, seyyahlarin ve askerlerin yardimlariyla gerçeklesirken, daha sonraki dönemlerde, dogrudan dogruya bilginler ve çevirmenler yoluyla gerçeklesmistir.

B. Orta Asya'da Bilim

Orta Asya bilim tarihi M.Ö. 8000'lere ve hattâ çok daha eskilere kadar götürülmektedir. Arkeologlar tarafindan bugün de sürdürülmekte olan kazilarda, tas devrinden kalma çanak ve çömleklere, çakmak tasindan ve tastan yapilmis topuz veya kargi biçimindeki silahlara, bugday ve arpa yetistirildigine iliskin izlere rastlanmistir.

Daha sonra, demir kullanilincaya kadar geçen süre içinde hayvanlar evcillestirilmis, bakir ve kursundan çesitli esyalar yapilmistir. Ilk defa alasim olarak bronzu kullanan Türklerdir

Demir devrinden sonra, iklim kosullarinin bozulmasi nedeniyle, Türklerin güneye dogru göç ettikleri görülmektedir. Orta Asya'da ati evcillestirmisler ve M.Ö. 2800 yili siralarinda arabayi icat etmislerdir.

Türkler, evrenin bir kubbe biçiminde oldugunu düsünüyorlardi. Bu kubbe, altin veya demirden bir kazik, yani Kutup Yildizi çevresinde, muntazam bir hizla dönüyordu. Burçlari tasidigi düsünülen ekliptik çarki ise buna dik olarak yerlestirilmisti. Gökteki bu düzen, Yeryüzü'ne de yansimisti. Kutup Yildizi'nin tam altinda, Yeryüzü'nün yöneticisi olan hakanin oturdugu kent bulunuyor ve Ordug adi verilen bu kentin plâni da göksel düzeni yansitiyordu. Merkezde kesisen iki ana yol vardir. Nasil gök, kutup yildizinin çevresinde dönüyorsa, toplumdaki isler de hükümdarin çevresinde döner.

Bilinen ilk Türk yazili aniti Göktürk devleti (552-745) döneminden kalma Orhun Yazitlari'dir. Göktürkler On Iki Hayvanli Türk Takvimi'ni kullanmislardir. Takvimde her yila bir hayvanin adi verilmistir. Bunlar siçan, öküz, kaplan, tavsan, ejder, yilan, at, koyun, maymun, tavuk, köpek ve domuzdur. On iki yil süren her devreden sonra ayni adlari tasiyan ikinci bir devre baslar. Devreyi teskil eden hayvanlar devrederken ait olduklari yillarin özelliklerini de belirliyordu. Bir gün on iki esit kisma ayrilir ve her birine "çag" denirdi. Yani bir çag iki saate karsilik geliyordu. Bu çaglara da yine on iki hayvanin adi veriliyordu. Gün gece yarisi, yil da ilkbahar baslangici ile baslardi. Dört mevsim vardi. Yil, altmis günlük alti haftaya ayrilmisti. Bu on iki hayvanli takvim daha sonra, on üçüncü yüzyilda da kullanilmistir.

C. Misir'da Bilim

Nil nehri civarinda gelisen Misir uygarligi M.Ö. 2700 yillarindan itibaren matematik, astronomi ve tip konularindaki etkinliklerle parlamistir. Misirlilar matematiklerinde, kullandiklari on tabanli hiyeroglif rakamlariyla, sayilari sembollerle ifade etme safhasina ulasmislardir. Bu rakamlarla çesitli matematik islemlerini yapabilmisler ve cebir islemlerine çok benzeyen ve diger uygarliklarda da görülen "aha hesabi" adli bir hesaplama yöntemi gelistirmislerdir. Bu hesaplamada "yanlis yoluyla çözüm" teknigi kullanilmistir. Geometrilerinde ise alan ve hacim hesaplari yapiyorlardi. Mimari alaninda Misirlilardan kalan eserler arasinda en önemli yeri piramitler tutar; onlar birer mimari harikasidir. Misirlilar gökyüzü olaylarini dinî açidan yorumlamislardi. Gök cisimlerini tanri olarak kabul etmisler ve gök yüzündeki olaylarin da tanrilarin faaliyetleri olduguna inanmislardi; yani astronomileri dinî ögelerle iç içe idi. Takvimleri Günes takvimi idi ve yil uzunlugu 365 gün olarak kabul ediliyordu. Günümüzde kullanilan takvimin temelinde Misir takvimi yer alir. Günün 24 saate bölünme gelenegini de Misirlilara borçluyuz.

D. Mezopotamya'da Bilim

Dicle ve Firat deltasi, Asya, Afrika ve Avrupa arasinda köprü vazifesi gören bir kavsak bölge olarak büyük bir uygarligin gelismesine çok elverisli bir yerdi. Burada gelisen Mezopotamya uygarliginin baslangici M.Ö. 3000 yillarindan öncesine gider. Bu uygarligi Sümerliler, Akadlilar ve Babilliler ortaya koymustur. Bilimsel faaliyetler olarak daha çok zaman ölçme, alan hesaplama, sulama kanallarini organize etme, degis-tokus gibi günlük yasamin gereklerine uygulanan astronomi ve matematik bilgileri ile karsilasilir.

Modern astronominin temelinde Mezopotamya astronomisi bulunur. Onlar mitolojiye ve dinî inançlara dayanan astronomiden laik ve matematiksel astronomiye geçmeyi basarabilmislerdir. Evrenin, Yer, gök ve ikisi arasinda bulunan okyanustan olustuguna inaniyorlardi. Merkür, Venüs, Mars, Jüpiter ve Satürn gezegenlerini ve on iki takim yildizini taniyorlardi. Söz konusu bes gezegenin tutulma düzlemi yakininda dolastigini saptamislardi. Ay yilina dayanan takvimleri daha sonraki dinî takvimlere ve Islâm Dünyasi'ndaki hicrî takvime temel olusturmustur. Günü 12 saate, saati 60 dakikaya, dakikayi da 60 saniyeye bölmüslerdi. Günes, Ay ve bes gezegene bagli olarak bir hafta 7 gün olarak kabul edilmis, ve bu 7 günlük hafta Romalilar vasitasiyla Avrupa'ya geçmis ve oradan da bütün dünyaya yayilmistir. Ay ve Günes tutulmasi tahminlerini yapabilecek düzeyde astronomi bilgisine sahiptiler.

Mezopotamyalilar cebirin kurucusudurlar. Gelismis bir rakam sistemine sahip olmalari cebir konusunu da ilerletmelerine yol açmistir. Birinci ve ikinci derece denklemlerini belirli gruplar halinde siniflamislar ve her grup için ayri çözüm formülleri vermislerdir. Geometrileri analitik idi. Yani, geometri problemlerinin çözümü genellikle cebir yoluyla ele alinmaktaydi. Thales Teoremi'ni dik üçgenler için bulmus, ve kullanmislardir. Pythagoras Teoremi'ni de biliyor ve kullaniyorlardi. Daireyi 360 dereceye bölen de Mezopotamyalilardir.



E. Anadolu'da Bilim

Cografi konumu çesitli bölgelerle bir köprü niteliginde olan Anadolu yarimadasindan ilk uygarliklarin tarihi M.Ö. 8000'lere kadar götürülmekte olup, bu uygarligin bugünkü Aksaray ili civarinda oldugu belirlenmektedir. Daha geç tarihli olanlar arasinda ise Hitit, Urartu, Firig ve Lidya uygarliklari sayilabilir.

Hititlerin Mezopotamya kökenli "sekel" ve "mina" adli agirlik birimlerini kullandiklari, en çok bakir ve tunçtan esyalar yaptiklari, çivi yazisi ve hiyeroglif yazi olmak üzere iki çesit yazilari olduklari bilinmektedir.

Van gölü civarinda gelisen Urartu uygarliginda ise çivi yazisi ve resim yazisi kullanilmis, yapmis olduklari kaplarin üzerine, onlarin hacimlerini yazmislardir.

En önemli merkezleri Gordion ve Midas olan Firigya uygarliginin Fenike alfabesinin Bati'ya yayilmasinda önemli rolü olmustur. Ayrica, Kybele adi verilen ana tanriça kültü de bu uygarliktan Yunanlilara geçmistir. Bakir-kalay alasimi olan tunçtan esyalar yapmislar, bazi müzik aletlerini icat etmisler (simbal, flüt gibi), kilim dokumuslardir. Kilim için kullandiklari "tapetes" adi bugün Fransizcada "tapis" biçimini almistir.

Bati Anadolu'daki Lidya uygarliginin en büyük basarisi ise parayi icat etmis olmasidir. Böylece o dönemin ekonomik hayatinda büyük gelisme saglanmis, modern ekonominin temelleri atilmistir.


YUNAN DÖNEMİ


Yunan Dönemi iki kisma ayrilmaktadir. M.Ö. sekizinci yüzyildan Büyük Iskender'in ölümüne (M.Ö. 323) kadar geçen dönem Hellenik Çag ve Romalilarin, Ptolemaios Kralligi'na son verdikleri M.Ö. 30 yilina kadar geçen dönem ise Hellenistik Çag olarak adlandirilmaktadirlar.

Bu dönemde bilim ve felsefe alanlarinda büyük bir atilim gerçeklestirilmis ve Yunan bilginleri ve düsünürleri evren, dünya ve dünyanin üzerinde bulunan canli ve cansiz varliklara iliskin bilgi üretmeye baslamislardir.

A. Hellenik Çag'da Bilim

Bu dönemde doga bilimleri büyük bir gelisme göstermis ve özellikle Aristoteles ve onun yolundan giden Aristotelesçiler bitkilere ve hayvanlara iliskin bilimsel ve yari-bilimsel bilgileri derleyerek botanik ve zooloji alanlarin temellerini atmislardir.

a. Doga ve Bilgi Felsefesi

Bu dönemde önce Varlik Sorunu, daha sonra Bilgi Sorunu gündeme gelmistir. Varlik Sorunuyla ilgilenen Thales, Anaximandros, Anaximenes ve Herakleitos gibi düsünürler, bütün varliklari olusturan ve Arkhe adi verilen Ilk Temel Öge'yi aramislar, Bilgi Sorunu'yla ilgilenen Platon ve Aristoteles gibi düsünürler ise dogru bilginin yapisi ve yöntemi üzerinde çalismislardir.

Bu dönemi önceki dönemlerden ayiran en önemli özellik, dogal varliklarin ve olgularin doga-üstü nedenlerle degil, dogal nedenlerle açiklanmasidir.

* Aristoteles

Aristoteles döneminde politik yapi degismis ve Yunan Dünyasi yavas yavas Makedonyalilarin hakimiyetine girmeye baslamistir.
Makedonya Kralligi'nin güçlenmeye basladigi bu dönemde yasayan Aristoteles, Ege Denizi'nin kuzeyinde bulunan Stageria'da dogmustur (M.Ö. 384-322). O dönemde, Stageria'da Iyon kültürü egemendir ve Makedonyalilarin buralari istila etmeleri bile bu durumu degistirmemistir. Bu nedenle Aristoteles'e bir Iyonya filozofu denilebilir.

Aristoteles'in matematik bilgisi arastirmalarina yeterli olacak düzeydeydi; bilimleri matematik, fizik ve metafizik olarak üç bölüme ayirirken, Platon gibi, matematige - yani aritmetik, geometri, astronomi ve müzik bilimlerine - bir öncelik tanimisti; ancak uygulamali matematikle ilgilenmiyordu. "Esit seylerden esit seyler çikarilirsa, kalanlar esittir." veya "Bir sey ayni anda hem var hem de yok olamaz (üçüncü durumun olanaksizligi ilkesi)" gibi aksiyomlarin bütün bilimler için ortak oldugunu, postülalarin ise sadece belirli bir bilimin kurulusunda görev yaptigini söyleyerek, aksiyom ile postüla arasindaki farkliliga isaret etmisti. Aristoteles'in, süreklilik ve sonsuzluk hakkinda yapmis oldugu temkinli tartismalar, matematik tarihi açisindan oldukça önemlidir. Sonsuzlugun gerçek olarak degil, gizil olarak varoldugunu kabul etmistir.

Aristoteles, astronomiye iliskin görüslerini Fizik ve Metafizik adli yapitlarinda açiklamistir; bunun nedeni, astronomi ile fizigi birbirinden ayirmanin olanaksiz oldugunu düsünmesidir. Aristoteles'e göre, küre en mükemmel biçim oldugu için, evren küreseldir ve bir kürenin merkezi oldugu için evren sonludur. Yer evrenin merkezinde bulunur ve bu yüzden, evrenin merkezi ayni zamanda Yer'in de merkezidir. Bir tek evren vardir ve bu evren her yeri doldurur; bu nedenle evren-ötesi veya evren-disi yoktur. Ay, Günes ve gezegenlerin devinimlerini anlamlandirmak için Eudoxos'un ortak merkezli küreler sistemini kabul etmistir.

Acaba Aristoteles bu kürelerin gerçekten varolduguna inaniyor muydu? Elimizde buna iliskin kesin bir kanit bulunmamakla birlikte, geometrik yaklasimi mekanik yaklasima dönüstürmüs olmasi, inandigi yönündeki görüsü güçlendirmektedir. De Caelo'da (Gökler Üzerine) yapmis oldugu en son belirlemelere göre, en dista bulunan Yildizlar Küresi, yani evreni harekete getiren ilk hareket ettirici, ayni zamanda en yüksek tanridir. Metafizik'te ise, Yildizlar Küresi'nin ötesinde, sevenin sevileni etkiledigi gibi gökyüzü hareketlerini etkileyen, hareketsiz bir hareket ettiricinin bulundugunu söylemistir. Öyleyse Aristoteles, yalnizca gökcisimlerinin tanrisal bir dogaya sahip olduguna inanmakla kalmamakta, onlarin canli varliklar oldugunu da kabul etmektedir. Bu evrenbilimsel kuram, Fârâbî ve Ibn Sinâ gibi Ortaçag Islâm Dünyasi'nin önde gelen filozoflari tarafindan da benimsenecek ve Kuran-i Kerim'de tasvir edilen Tanri ve Evren anlayisiyla uzlastirilmaya çalisilacaktir.

Aristoteles'in olusturdugu bu fizik ve evren görüsü kendisinden sonra az çok degisime ugramissa da uzun yillar egemen olmus ve Galileo'nun yaptigi çalismalarla geçersiz hale getirilmistir.

Aristoteles'ten önce de hayvanlar üzerinde arastirmalar yapan bilginler vardi, ama zoolojinin, yani hayvanlar biliminin kurucusu Aristoteles olmustur. Aristoteles, hayvanlar üzerinde yapmis oldugu gözlemlerden çikarmis oldugu bulgulari, Historia Animalium, (Hayvan Incelemeleri) De Partibus Animalium (Hayanlarin Bölümleri Üzerine) ve De Generatione Animalium (Hayvanlarin Türeyisi Üzerine) adli yapitlarinda toplamistir; bu üç yapit, birbirleriyle baglantilidir; ancak birincisi hayvanlarin tasviri, ikincisi morfolojisi ve üçüncüsü ise üremesi ile ilgilidir.

* Milet Okulu

Yunanlilardaki bilimsel çalismalar, Izmir'in güneyinde, Söke-Milas yolunun batisinda, bugünkü Balat koyunun yakinlarindaki Milet kentinde baslamistir. Gezginler ve tacirler araciligiyla Dünya'nin uygar ülkelerinden tasinan bilgiler ve beceriler burada yeniden islenip degerlendirilmis ve yeni bir kimlige kavusturulmustur.

* Homeros

M.Ö. 8. yüzyilda Izmir yöresinde veya Sakiz adasinda yasadigi sanilan Homeros, Yunan duygu ve düsüncesinin ilk ürünleri olan Ilyada ve Odysseia adli destanlarin derleyicisidir. Troya savasina iliskin söylenceleri toplayan Ilyada'da eski Yunanlilarin gelenek ve görenekleri, dinî ve felsefî inançlari ve Çanakkale yöresinin tarihî cografyasi hakkinda önemli bilgiler vardir. Konusu, kurulusu ve anlatim yöntemleri bakimindan Ilyada'dan farkli olan Odysseia'da ise Troya'nin yikilisindan sonra, yurdu Ithake'ye dönmek üzere yola çikan Akha önderlerinden Odysseus'un on yil süren yolculugu sirasinda basindan geçen olaylar anlatilir. Bu destanda da ayni türden bilgilere rastlamak mümkündür.

MÖ. 4. yüzyilda Atina'da yaziya aktarilan Homeros destanlarindaki dinî anlayis Atinalilar tarafindan aynen benimsenmis ve Ilyada ve Odysseia Yunan egitiminin temeline yerlestirilmistir. Bunlarin Yunan toplumundaki islevi, M.Ö. 4. yüzyilda Platon'un Devlet'inde elestirilinceye degin hiç sorgulanmamistir.

* Parmenides

Ksenofanes'in yetistirmis oldugu ögrencilerin en önemlilerinden birisi Parmenides'ti. Parmenides, görüneni degil, görünenin arkasindakini ariyordu; çünkü gerçek orada saklanmisti. Ona göre, gerçege, gözlem ve deney ile degil, mantiksal düsünmeyle ulasilabilirdi. Bir matematikçi gibi, "yokluk, bos bir mekandir; mutlak bosluktur; yokluk yoktur ama düsünülebilir" diyordu.

Parmenides, evrenin sinirli oldugunu söylüyordu; evren, bütün uzayi doldurur ve küreseldir; degismez ve ölmez. Degisme ve bunun nedeniymis gibi görünen hareket gerçek degildir. Algilarimiz bizi aldatmaktadir.

* Platon

Soylu bir aileye mensup olan Platon, M.Ö. 428 yilinda Atina'da dogmus ve iyi bir egitim görmüstür. 20 yasinda Sokrates'le karsilasinca felsefeye yönelmis ve hocasinin ölümüne kadar (M.Ö. 399) sekiz yil boyunca ögrencisi olmustur; hocasi ölünce, diger ögrencilerle birlikte Megara'ya gitmis ama burada uzun süre kalmayarak önce Misir'a, oradan da Pythagorasçilarin etkili olduklari Sicilya ve Güney Italya'ya geçmistir. Bir ara korsanlarin eline düsmüs, fidye vererek kurtulduktan sonra, kirk yaslarinda Atina'ya dönmüstür. Atina'da Akademi'yi kurarak dersler vermeye baslayan Platon, M.Ö. 347 yilinda 81 yasindayken ölmüstür.

Platon'un amaci, ögrencilerine bilgi askini asilayarak, onlari filozof bir yönetici olarak yetistirmektir; bu yüzden ahlak ve siyasete agirlik vermis, ancak bunlari mantik ve matematikle temellendirmeyi ihmal etmemistir.

Platon'a göre, insanlar bir magaranin içinde yasarlar ve yüzleri magara girisinin karsisinda bulunan duvara dönük oldugu için sadece ve sadece buraya düsen gölgeleri görebilirler; duyumlarimiz yoluyla varligindan haberdar oldugumuz bu görünümler, gerçek degil, gerçegin iyiden iyiye bozulmus gölgeleridir; gerçegi görmek isteyen bir kimsenin, akil yoluyla duyusal zincirlerden kurtularak basini magaranin girisine çevirmesi ve orada geçit töreni yapmakta olan idealari, yani görüntülerin olusumunu saglayan gerçek biçimleri seyretmesi gerekir. Bu nedenle bu alemde duyumsadigimiz varliklar birer gölgedir ve asil var olan seyler, bu gölgeler ve bu yanilsamalar degil, onlarin ardindaki ölümsüz idealardir. Mesela bir at ne kadar olaganüstü olursa olsun, zamanla bozulur ve kaybolur; oysa at ideasi ezelî ve ebedîdir, degismez.

Öyleyse, degisim içinde bulunan görüntülerin bilgisini bir yana birakarak, hiçbir zaman degismeyen idealarin bilgisine ulasmak gerekir; felsefenin amaci bu olmalidir; gerçek bir filozof, bu aldatici görünümlerin ardina saklanmis olan mutlak bilgiyi, yani idealarin bilgisini yakalayabilen kisidir. Platon böylece bilginlerin yolunu da çizmis olmaktadir; çünkü Ilkçag ve Ortaçag'da bilim ve felsefe birbirlerinden ayri birer etkinlik olarak görülmemistir.

Yapitlarindan anlasildigi kadariyla, Platon daha çok ahlak ve siyasetle ilgileniyordu. Devlet, Yönetici ve Kanunlar adli kitaplarinda ideal bir devletin nasil olmasi gerektigini sorgulamis ve savundugu görüsler, daha sonra Fârâbî ve Ibn Sinâ gibi Islâm filozoflarinin siyaset anlayislarinin biçimlenmesine büyük katkilarda bulunmustur.

Matematik, Platon'un gözünde çok önemli bir bilimdi; çünkü onunla gerçek bilgiye, yani Tanri Ideasi'na ulasmak olanakliydi; zaten Tanri'nin kendisi de bir matematikçiydi.

Platon'a göre, matematik, gölgeler alemi ile idealar alemi arasinda bir ara alem veya iki alemi birbirine baglayan bir geçittir. Platon Akademi'nin kapisina "Geometri bilmeyen bu kapidan girmesin." diye yazdirmistir. Platon uygulamali matematigi sevmemis ve bu nedenle cetvel ve pergelin disinda bir araç kullanmaya yanasmamistir.

Platon da dogaya Pythagorasçilar gibi bakar ve gerçegin kilidini açacak anahtarin aritmetik ve geometri olduguna inanir. Matematikle ilgili orijinal denebilecek bir çalismasi yoktur; katkilari daha çok felsefîdir. Platon'un matematige iliskin görüsleri ve çalismalari sonucunda, matematik, diger bilimler arasinda seçkin bir konuma yerlesecek ve yüzyillardan beri süregelmekte olan bilimsel egitim ve ögretimin esas ögesini olusturacaktir.

Platon'a göre evren küreseldir ve merkezinde Yer bulunur; Yer, küresel ve hareketsiz bir gökcismidir ve evren, Yer'in de merkezinden geçen eksen çevresinde 24 saatte bir dönüs yapar; Günes, Ay ve gezegenler bu hareketle tasinirlar ama onlarin da kendilerine özgü hareketleri vardir. Iste bu hareketleri yüzünden, gezegenler, ekliptik kusagi üzerinde spiral dolanimlar yaparlar.

Gezegenlerin düzgün dolanimlari bir Tanri'nin var oldugunu ilham eder. Nasil bir saatin mekanizmasi ve düzenli isleyisi, onun bir yapicisi ve bir ustasi oldugunu ama bu yaraticinin saatin içinde degil disinda bulundugunu düsündürürse, gezegenlerin dolanimlari da, tipki bunun gibi, gezegenlerin birer tanri olmadiklarini, ancak bu düzenli dolanimlarinin ardinda akilli ve becerikli bir ustanin, yani bir Tanri'nin bulundugunu sezdirir. Bu görüs, sonralari Hiristiyan ve Müslüman filozoflari ve ilahiyatçilari tarafindan Tanri'nin varliginin en önemli kanitlarindan biri olarak kullanilacaktir.

Platon, ideal bir devlet tasarimindan önce, bir toplumun nasil dogdugunu incelemistir; ona göre, toplumlarin olusma nedeni, insanlarin kendi kendilerine yetmemeleridir; kisacasi, insan ancak yardimlasarak yasayabilen bir varliktir; bu durum firinci, tacir, çoban, çiftçi ve mimar gibi çesitli mesleklerin dogmasina ve bu meslek erbabinin yardimlasmasina neden olur.

Fakat insanlar, kendilerinin ve yakinlarinin geleceklerini güven altina almak için, daima gereksinimlerinden fazlasini isterler; daha çok altin, daha çok gümüs ve daha çok fildisi biriktirmeye çalisirlar. Yavas yavas üstünde yasadiklari topraklar kendilerine yetmez olur ve komsularinin topraklarina tecavüz ederler. Savaslar çikar; öyleyse bir de koruyuculara ve bekçilere gereksinim vardir.

Giderek, yurttaslar arasindaki anlasmazliklari giderecek mahkemeler ve hastalari iyilestirecek hastaneler gibi daha karmasik kurumlar belirir; ancak Platon, adaleti mahkemelerde aramaya karsidir. Bu konuda söyle der :

"Insanlarin dogruyla egriyi kendi kendilerine ayiramayip mahkeme ve yargica basvurmalari, adaleti baskalarindan beklemeleri çirkin bir sey degil midir?"

Platon hekimlerle ilgili olarak da bir seyler söyler; bir hekimin görevi, hastalarini en kisa sürede iyilestirmektir, yoksa hasta bedenlerini sürüklemelerine yardimci olmak degildir:

"Iste Asklepios, bu gerçegi biliyordu. Bu nedenle, hekimligi, yalnizca bedenleri saglam olup da geçici bir hastaliga tutulmus insanlar için kullandi."

Sagliksiz bireylere ise, hayat hakki tanimiyordu:

"Hekimler, yurttaslar arasinda bedenleri ve ruhlari iyi olanlara bakmali, böyle olmayanlari ise ölüme terketmelidir."

Platon, halki bir koyun sürüsüne benzetir; yöneticiler bu sürünün çobanlari, koruyucular, yani askerler ise çoban köpekleridir. Öyleyse, insanlari yönetmek aslinda bir sürüyü yönetmekten farkli degildir; Sâmî dinlerinde de bu anlayisa rastlanmaktadir.

Bu kalitsal oligarsiyi koruyabilmek için çözülmelere ve bozulmalara karsi direnmek gerekir. Çözülmelerin ve bozulmalarin baslica nedeni, maddî ve cinsî istahtir. Bu nedenle Cumhuriyet'in seçkinleri, yalnizca serveti degil, fakat ayni zamanda esleri ve çocuklari da toplumsallastirmalidir. Platon'a göre bu ahlaksizlik degildir; çünkü bu yolla herkes birbirine sevgili ve herkes birbirine kardes olacaktir; çocuklar, toplumun çocuklari oldugu için devlet tarafindan yetistirilecek ve kisacasi devlet ile aile özdeslesecektir.

Platon'a göre, zenginlik ve fakirlik, iyi insanlari bozar ve ise yaramaz bir hale getirir; kisacasi bunlar devlete sokulmamasi gereken iki büyük düsmandir. Biri insani sefahate ve atalete sürükler, digeri ise bayagilastirir ve asagilastirir.

Yönetici olacak bir kisinin, öncelikle filozof olmasi gerekir; çünkü filozoflar, idealar alemine yükselmis ve orada dogrunun ve iyinin gerçek örneklerini görmüslerdir. Böylece devletin basinda olanlar, gölgeler için çarpismayacaklar, basa geçmek büyük bir ayricalikmis gibi kim basa geçecek diye birbirlerini yemeyeceklerdir. Platon devletin basina geçeceklere öncelikle matematik ve astronomi bilimlerinin ögretilmesi gerektigini söyler :

* Sokrates

Bütün insanlik tarihinin en saygin kisilerinden birisi olarak taninan Sokrates de aslinda bir sofisttir. Atina'da dogmus (M.Ö. 470) ve iyi bir egitim görmüstür. Babasi, onu kendi mesleginde, yani bir heykeltiras olarak yetistirmek istedigi halde, Sokrates felsefeye ilgi duymustur. Meydanlarda, tiyatrolarda ve yollarda felsefî tartismalarin yapildigi bir ortam içinde böyle bir istek gayet dogaldi. Sokrates, aritmetik, geometri, astronomi ve politikaya iliskin yeterli düzeyde bilgiye sahipti. Çok basit bir yasam sürmüstü. Her ne kadar görüslerinin çok etkili oldugu kabul edilmisse de, hiçbir yapit kaleme almamistir. Onu iki ögrencisi, Platon ve Ksenofanes'in yazdiklarindan tanimaktayiz.

Sokrates diger sofistlerden çok farkliydi. Düzenli bir ögretim yapmiyor ve ögrencilerinden ücret almiyordu. "Kendini bil!" ilkesi dogrultusunda, düsünürlerin bakislarini evrenden insana çevirmisti. Evreni anlamlandirmadan önce kendimizi anlamlandiralim; "Biz kimiz?" bu sorunun yanitini verelim diyordu. Bu nedenle, yalnizca bir tarlayi ölçebilecek düzeydeki geometri bilgisini yeterli buluyor, daha zor matematik problemleriyle ugrasmanin yararsiz olduguna isaret ediyordu. Ona göre, insanlara, pratik ahlak kurallarini ögretmek daha isabetli olacakti. Böylece Sokrates, kuramsal bilim ve uygulamali bilim tartismasini da açmis oluyordu.

Sokrates ilk anlambilimcidir; anlamlari belirlenmemis kavramlarin ve terimlerin kullanilmasinin sakincalarina temas etmistir. Her çesit bilgide, kavramlarin ve terimlerin açik ve seçik bir biçimde tanimlamalarinin yapilmasi gerektigini savunmus olmasi, dolayli yoldan da olsa, bilimin ilerlemesine küçümsenemeyecek ölçüde katkida bulunmustur.

* Thales

Thales M.Ö. 624 yilinda dogmus ve M.Ö. 548 yilinda ölmüstür. Varlikli bir tacirdi. Yunanli yedi bilgeden birisi olarak kabul edilmekteydi.
Ilk Yunan matematikçisi Thales'tir.
Thales'le birlikte geometri ilk defa dedüktif (yani tümdengelimsel) bir bilim dali haline geldi.

Thales astronomiyle de ilgilenmis ve tarih kitaplarina ilk Yunan astronomu olarak geçmistir. Gökyüzündeki yildizlari gözlemlerken bir kuyuya düstügünü herkes bilir. 28 Mayis 585 yilinda gerçeklesen Günes tutulmasini daha önceden tahmin etmis olmasina ragmen, Yer'in bir disk biçiminde oldugunu düsündügünden, Ay ve Günes tutulmalarinin nedenlerini bilmesi olanaksizdi.

Misirlilardan yilin 365 gün oldugunu ögrenmisti. Kuzey yönünün bulunmasinda Küçük Ayi'nin kullanilabilecegini biliyordu ve Yunan gemicilerine Küçük Ayi takim yildizini gözlemleyerek seyahat etmelerini önermisti. Nitekim denizci bir millet olan Fenikeliler de Büyük Ayi'yi kullaniyorlardi.

Thales her seyin aslinin su oldugunu söylüyordu; su, kati, sivi ve gaz olmak üzere üç durumda bulunabilirdi. Suyun olmadigi yerde hayatin da olmayisi, bu maddenin aslî olusunun en güçlü kanitlarindan biriydi. Thales, bu görüsleri ve Homeros'un hikayelerini bir yana birakan gözlemsel düsünceleri nedeniyle bilimin dogusunda önemli bir rol oynamistir.

Aristoteles'e göre, Thales, miknatisin demir tozlarini çekmesi nedeniyle canli olduguna inaniyordu. Nasil bir yorum getirirse getirsin, miknatistan söz eden ilk kisi de Thales'ti.




1 Kullanıcı bu konuyu okuyor
0 üye, 1 misafir ve 0 gizli üye



Toplam 4 kullanıcı bu konuyu okudu.

0

#2
Kullanıcı çevrimdışı   Hale 

  • Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.
  • Grup: Yönetici
  • Mesaj sayısı: 40.278
  • Kayıt tarihi: 11-Eylül 07
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Forum İtibarı: 240
Mükemmel
Otel ve Pansiyon Rehberiniz Otel, Pansiyon, Tatil, Gezi, Seyahat ve Konaklama Rehberiniz Bütçenize uygun, keyifli bir tatil için size gezi, seyahat ve konaklama tavsiyeleri: Otel Tanıtımları, Pansiyon Tanıtımları, Tatil Tavsiyeleri, Konaklama Tavsiyeleri, Ülke Tanıtımları, Seyahat Alternatifleri, Şehir Tanıtımları, Tarihi Eserler, Antik Kentler


* Zenon

Bu okulun diger bir temsilcisi de Zenon'dur. Parmenides'le birlikte Atina'yi ziyaret etmistir; orada önemli matematikçilerle karsilasmis olmasi muhtemeldir.

Zenon'a göre, Pythagorasçilara ait olan bir dogrunun noktalardan olustugu görüsü, beraberinde zorunlu olarak sonsuz bölünebilirligi de getirmektedir; ama su paradokslar göz önünde bulundurulacak olursa bunun olanakli bir sey olmadigi hemen anlasilir :

1. Stadyum Paradoksu: Bir noktadan diger bir noktaya ulasmak için, öncelikle bu iki nokta arasindaki mesafenin yarisini geçmek gerekir; ancak bu yeni mesafeyi geçmek için de, önce onun yarisi geçilmelidir ve bu böylece sonsuza kadar sürdürülebilir. Öyleyse, sonsuz sayidaki noktayi, sonlu bir sürede geçmek olanaksizdir.

2. Asil Paradoksu : Yunanlilarin ünlü kosucularindan Asil, bir kaplumbagaya bir miktar avans verdikten sonra kosmaya baslarsa, asla ona yetisemez. Asil'in kaplumbagaya yetisebilmesi için, öncelikle avans olarak vermis oldugu mesafeyi kosmasi gerekir, ama bu süre içinde kaplumbaga bir miktar daha yol almis olacaktir. Asil bu mesafeyi de kostugunda, kaplumbaga biraz daha ilerde bulunacak ve mesafe sonsuz noktalardan olustuguna ve sonsuz sayidaki noktalar sonlu bir sürede geçilemeyecegine göre, Asil hiçbir zaman kaplumbagaya yetisip yarisi kazanamayacaktir.

3. Ok Paradoksu : Yaydan firlayan bir okun hedefe ulasabilmesi için, yayla hedef arasindaki noktalarda tek tek duraklamasi gerekir; bu noktalar sonsuz sayida olduguna göre, ok asla hedefi bulamayacaktir. Öyleyse hareketten ve harekete bagli olarak meydana gelecek olan degismelerden söz etmek olanaksizdir.

b. Matematik

Bu dönemin en önemli matematikçisi Pythagoras'tir. Dik üçgenlere iliskin teoremiyle taninan Pythagoras, varliklari ve varliklar arasindaki iliskileri sayilarla ve sayilara karsilik gelen çizgilerle açiklama egiliminde oldugu için, aritmetik ve geometri bilimleri büyük bir önem kazanmistir.

Ayrica bir açinin üç esit parçaya bölünmesi, bir küpün iki kati hacmindeki bir küpün bir kenarinin uzunlugunun bulunmasi ve bir dairenin alanina esit olan bir karenin bir kenarinin uzunlugunun bulunmasi gibi üç geometrik problem üzerindeki çalismalar da geometrinin gelisimini büyük ölçüde etkilemistir.

c. Astronomi

Bu dönemde gezegenlerin ve yildizlarin gökyüzündeki konumlarini ve devimlerini anlamlandirmaya yönelik göksel kuramlari olusturulmus ve özellikle Eudoxos'un kurgulamis oldugu Ortak Merkezli Küreler Kurami sonraki dönemlerde çok etkili olmustur.

d. Cografya

Yunanlilar Akdeniz kiyilarinda yeni koloniler kurmuslar ve bu koloniler arasindaki ticarî ve askerî seferler sirasinda Avrupa, Asya ve Afrika'nin Akdeniz kiyilarini yakindan tanimislardi.

Herodotos ve Surlu Marinos'un yapitlari fizikî cografyanin, beserî cografyanin ve matematiksel cografyanin gelismesinde etkili olmustur.

e. Tıp

Bu dönemde insan bedeninin yapisi da Yunan düsünürlerinin ilgisini çekmis, saglik ve hastalik durumlarinin açiklanabilmesi için yari-bilimsel kuramlar gelistirilmistir. Sonraki çaglari en çok ekleyen Koslu Hipokrates bu dönemde yetismistir.

f. Teknik

Bu dönemde yeni yapi teknolojileri gelistirilmis ve özellikle kent planlamasi sorunuyla ilgilenilmistir.

B. Hellenistik Çag'da Bilim

Hellen birligini saglayan Makedonyali Philip'in öldürülmesinden sonra yerine geçen oglu Büyük Iskender, MÖ.334-323 yillari arasinda bilinen Dünya'nin büyük bir kismini fethederek Avrupa'dan Hindistan'a kadar uzanan büyük bir imparatorluk kurmustu. Büyük Iskender'in askerî seferleri, siyasî yönden oldugu kadar kültürel yönden de çok önemli sonuçlar dogurmustur; çünkü bu seferler sonucunda, Yunan uygarligi, Uzak Dogu'ya kadar yayilmis ve bu bölgedeki Misir, Mezopotamya, Iran ve Hint uygarliklariyla karisarak ve kaynasarak, yeni bir uygarligi, yani Hellenistik uygarligi olusturmustur.

Büyük Iskender, 323 yilinin Haziran ayinda Babil'de ölünce, kurmus oldugu Dünya Imparatorlugu generalleri arasinda paylasilmistir. Misir valisi Makedonyali Ptolemaios burada kralligini ilan etmis ve M.Ö. 30 yilina kadar Misir'a hakim olacak Ptolemaios sülalesini yönetime getirmistir. Hellenistik dönem uygarligini yaratanlar Ptolemaios ailesi olacaktir. Ptolemaios kralligi yöre halkinin din ve kültürüne saygi göstermis, onlarla siki iliskiler kurmustu. Hellen kültürü ile Dogu kültürleri arasindaki etkilesim daha çok dinî ve edebî konularda gerçeklesmis, bilimsel konular ise genellikle Yunanlilarin hakimiyeti altinda kalmistir.
Bu dönemde matematik, astronomi, fizik, biyoloji ve cografya gibi alanlarin bagimsiz bir disiplin olarak temelleri atilmistir.

a. Doga ve Bilgi Felsefesi

Bu dönemde Plotinos, Platon ve Aristoteles sistemlerini uzlastiran yeni bir sistem gelistirmistir. Sonradan Yahudi, Hiristiyan ve Islam inanç önermeleriyle beslenen ve "Bir" olarak adlandirilan Mutlak Varlik'in asama asama açilimi ile bütün varliklar aleminin olustugunu savunan bu sistem düsünce tarihinde oldukça etkili olmustur.

b. Matematik

Eukleides Elementler adli yapitinda tanim, aksiyom ve postüla çerçevesinde kendisinden önceki geometri bilgisini derlemis ve Tümdengelimsel Yöntemi kullanmistir. Böylece geometriye gerçek anlamda kanitlama düsüncesini getirmistir. Pergeli Apollonius ise Koni Kesitleri adli yapitinda daire, elips, koni, parabol ve hiperbolü geometrik olarak tanimlamistir.

c. Astronomi

Bu dönemde Aristarkhos Günes Merkezli Evren Kurami'ni, Hipparkos ise Yer Merkezli Evren Kurami'ni gelistirmislerdir. Gözlem ve matematiksel yöntemin birlesmesi, Hellenistik Çag astronomisinin en belirgin özelligidir.

* Aritarkus

Aristarkus’un (M.Ö. 310-230) “Ay ve Günes’in Büyüklükleri ve Uzakliklari” adli yapiti astronomi problemlerini üstün geometri bilgisiyle çözmeye çalistigi bir eserdir. Ay’in tutuldugu ve yarim ay oldugu siralarda yaptigi gözlemlerden Günes’in çapinin Dünya’nin 7 kati oldugu sonucunu çikarmisti. Bu rakam yanlis olmakla birlikte Günes’in Dünya’dan daha büyük oldugunu göstermesi bakimindan önemlidir.

Aristarkus Günesin sabit oldugu ve dünyanin günes çevresinde çembersel bir yörünge izleyerek döndügü iddiasini da ortaya atar. Bu görüs zamanina göre oldukça ilerde bir görüstür.

d. Fizik

Bu dönemde Archimedes statik ve hidrostatik alanlarinda yapmis oldugu çalismalar sonucunda matematiksel fizigin temellerini atmistir.

e. Biyoloji

Aristoteles'in ögrencisi olan ve onun ölümünden sonra Lise'nin basina geçen Teophrastos botanige iliskin Bitkilerin Tarihi Üzerine ve Bitkilerin Nedenleri Üzerine adli yapitlariyla bu bilimin temellerini atmistir. Herophilos ise insan ve hayvan bedenlerini karsilastirmali olarak incelemistir.

f. Herophilos

Iskenderiye Okulu'nun ilk biyologlarindan olan Herophilos'un (M.Ö.280) hayvan ve insan vücudunu karsilastirmali olarak inceledigi söylenmektedir. Bu amaçla insan vücudunda disseksiyon yapmistir. Beyni sinir sisteminin merkezi olarak gören Herophilos'a göre, zekâ da burada bulunmaktadir.

Onun kullanmis oldugu anatomi terimlerinden bazilari bugün bile kullanilmaktadir. Mesela beynin arka tarafinda ana venlerin karsilastigi yere torcular demistir ki bu terim Herophilos torculari biçiminde bugün de geçmektedir. Herophilos, anatomi alaninda yapmis oldugu arastirmalar nedeniyle, anatominin babasi olarak taninmistir.

g. Cografya

Yeryüzünün çevresini ölçülmesine iliskin çalismalarin bu dönemde yogunlastigi ve Eratostenes ile Posidonios'un bu amaçla ölçüm yöntemleri gelistirdikleri görülmektedir.

* Archimedes

Archimedes hem bir fizikçi, hem bir matematikçi, hem de bir filozoftur. Archimedes'in mekanik alaninda yapmis oldugu buluslar arasinda bilesik makaralar, sonsuz vidalar, hidrolik vidalar ve yakan aynalar sayilabilir. Bunlara iliskin eserler vermemis, ancak matematigin geometri alanina, fizigin statik ve hidrostatik alanlarina önemli katkilarda bulunan pek çok eser birakmistir.

Archimedes'in en parlak matematik basarilarindan biri, egri yüzeylerin alanlarini bulmak için bazi yöntemler gelistirmesidir. Bir parabol kesmesini dörtgenlestirirken sonsuz küçükler hesabina yaklasmistir. Sonsuz küçükler hesabi, bir alana tasavvur edilebilecek en küçük parçadan daha da küçük bir parçayi matematiksel olarak ekleyebilmektir. Bu hesabin çok büyük bir tarihî degeri vardir. Sonradan modern matematigin gelismesinin temelini olusturmus, Newton ve Leibniz'in buldugu diferansiyel ve entegral hesap için iyi bir temel olusturmustur.

Archimedes Parabolün Dörtgenlestirilmesi adli kitabinda, tüketme metodu ile bir parabol kesmesinin alaninin, ayni tabana ve yükseklige sahip bir üçgenin alaninin 4/3'üne esit oldugunu ispatlamistir.

Ilk defa denge prensiplerini ortaya koyan bilim adami da Archimedes'dir. Bu çalismalarina dayanarak söyledigi "Bana bir dayanak noktasi verin Dünya'yi yerinden oynatayim." sözü yüzyillardan beri dillerden düsmemistir.

Archimedes, kendi adiyla taninan sivilarin dengesi kanununu da bulmustur. Söylendigine göre, bir gün Kral Ikinci Hieron yaptirmis oldugu altin tacin içine kuyumcunun gümüs karistirdigindan kuskulanmis ve bu sorunun çözümünü Archimedes'e havale etmis. Bir hayli düsünmüs olmasina ragmen sorunu bir türlü çözemeyen Archimedes, yikanmak için bir hamama gittiginde, hamam havuzunun içindeyken agirliginin azaldigini hissetmis ve "Buldum, buldum" diyerek hamamdan firlamis. Acaba Archimedes'in buldugu neydi? Su içine daldirilan bir cisim tasirdigi suyun agirligi kadar agirligindan kaybediyordu ve taç için verilen altinin tasirdigi su ile tacin tasirdigi su mukayese edilerek sorun çözülebilirdi.

Archimedes'in arastirmalarindan önce, tahtanin yüzdügü ama demirin battigi biliniyordu; ancak bunun nedeni açiklanamiyordu. Archimedes'in bu kanunu dogada tesadüflere yer olmadigini, her zaman ayni kosullarda ayni sonuçlara ulasilacagini göstermistir. Archimedes, yirmi üç yüzyil önce, modern bilimsel yöntem anlayisina çok yakin bir anlayisla, bugün de geçerli olan statik ve hidrostatik kanunlarini bulmus ve bu katkilariyla bilim tarihinin en büyük üç kahramanindan birisi olmaya hak kazanmistir.


ROMA DÖNEMİ


ROMALILAR DÖNEMINDE BILIM

M.Ö. 30 yilinda Romalilar Iskenderiye'yi ele geçirdiler ve bilinen Dünya'yi hâkimiyetleri altina aldilar. Eski ve yeni kentleri, yollarla ve köprülerle birbirlerine bagladilar ve Roma hukuku araciligiyla, idareleri altindaki genis eyaletlere öteden beri özlemi duyulan adaleti götürdüler.

Roma uygarligi, çift dilliydi. Aydin bir Romali, Latince'nin yaninda Yunanca'yi da bilmek mecburiyetindeydi; çünkü bilim ve felsefe yapitlari bu dille yazilmisti. Latince, Lucretius, Cicero, Virgilius ve Seneca gibi düsünürler vasitasiyla büyük bir sayginlik kazanmis ve klasiklesmisti; hatta Vitruvius, Celsus, Frontinus ve Plinius gibi Romali bilginler de bu dili kullanmislardi; ancak bilimsel etkinlikleri sürdürebilmeleri için yine de Yunanca'yi ögrenmeleri gerekiyordu. Dönemin en büyük iki bilgini olan Batlamyus ve Galenos, Yunanca konusuyor ve Yunanca yaziyorlardi. 14. yüzyilda Osmanli Türkleri de, bilim ve felsefe kaynaklarina ulasabilmek için Arapça ögrenmek mecburiyetinde kalmislardi. Bu nedenle Romalilar, Atina ve Iskenderiye basta olmak üzere, Imparatorlugun Dogu Eyaletleri'ne giderek Yunan dilini ögrendiler; Roma'da okullar açtilar ve bunlari Yunan bilginlerinin yönetimine biraktilar.

Fakat Romalilar hiçbir zaman Hellenik ve Hellenistik dönemlerde gösterilen basariyi gösteremediler. Bunun çesitli nedenleri olabilir; ama hepsinden önemlisi büyük bir ülkeyi yönetmek mecburiyetinde olmalaridir; dolayisiyla, bilimsel etkinlikten çok yönetsel etkinlige agirlik vermislerdir.

a. Doga ve Bilgi Felsefesi

Bu dönemde ahlak ve siyaset sorunlari gündeme gelmis ve insanin aile ve toplum içindeki yasantisini erdemli bir biçimde sürdürebilmesinin kosullari arastirilmistir.

b.Matematik

Bu dönemde daha önceki çalismalarin isigi altinda, Menelaus trigonometrinin, Diofantos ve Pappus ise cebirin gelisiminde önemli bir rol oynamislardir.

c. Astronomi

Bu dönemin ve Yeniçag'a kadar bütün dönemlerin en büyük bilgini Ptolemaios'tur ( Batlamyus). Ptolemaios Almagest'inde Yer Merkezli Evren Kurami'ni, Optik'inde ise Göz Isin Kurami'ni vermistir.

* Batlamyus

Iskenderiye okulunun son döneminde ortaya çikan en önemli bilgindir. (M.S. 85-165). “ALMAGEST” diye bilinen en büyük yapitina bir tür “astronomi ansiklopedisi” demek yanlis olmaz. Bu kitap, Kopernik ve Kepler’e kadar standart kaynak olma niteligini korumustur.Batlamyus’un sistemini matematik geometri üzerine kurmus, bu arada özellikle trigonometrinin gelismesine önem vermistir.

d. Fizik

Bu dönemde Lucretius varliklar dünyasini açiklamak için daha önce de savunulan Atom Kurami'ni gelistirmistir.

e. Cografya

Bu dönemde özellikle fizikî ve beserî cografya alanlarindaki çalismalar büyük ölçüde gelismistir. Plinius Doga Tarihi adli yapitinda daha önceki dönemlerde üretilen bütün bilgileri bir araya getiren bir ansiklopedi yazmistir.

f. Tip

Bu dönemde canli varligin yapisini açiklamaya yönelik girisimler sürmüs ve Galenos sonraki dönemlerde de yaygin biçimde kullanilacak olan Dört Salgi ve Dört Mizaç Kurami'ni gelistirmistir.

g. Teknik

Bu dönemde kent mimarisi üzerine yogun arastirmalar yapilmis ve Vitrivius Mimarlik Üzerine adli yapitinda mimarlikla ilgili bilgileri derlemistir.


ORTAÇAĞDA BİLİM

A. ORTAÇAG HIRISTIYAN DÜNYASI'NDA BILIM

Eskiçag ile Yeniçag arasinda kaldigi için Ortaçag olarak adlandirilmis olan bu dönemin baslangiç ve bitis tarihleri kabaca 4. ve 14. yüzyillar olarak belirlenmis ve arada kalan bin yillik dönem birbirlerinden az çok farkli özellikler sergiledikleri için üç kisma bölünmüstür: 4. ve 10. yüzyillar arasi Erken Ortaçag 11. ve 12. yüzyillar arasi Yüksek Ortaçag ve nihayet 13. ve 14. yüzyillar arasi ise Geç Ortaçag olarak adlandirilmaktadir.

Ortaçag düsüncesinin belirgin özelliklerinden birisi, dinî ögretilere dayanan dinsel bakisin ön plana çikmasidir; ancak düsüncede dinîlesme Yahudilik ve Hiristiyanlik gibi dinlerin ortaya çikmasi veya güçlenmesi ile baslamamistir; kökleri Hellenistik Dönem ve Roma Dönemi felsefelerine ve özellikle de Yeni Platonculuk'a ve Stoacilik'a kadar geri götürülebilir.

Yunan düsüncesinde böyle bir egilimin güçlendigi yillarda Hiristiyanlik'in dogmasi ve yayilmasi, öyle anlasilmaktadir ki düsüncede dinîlesme sürecine büyük bir ivme kazandirmis ve Hiristiyanlik'in Romalilar tarafindan resmî bir din olarak benimsenmesi sonucunda dinî düsünce dinî olmayan düsünceyi giderek etkisiz hale getirmistir.

Hiristiyanlik'in ortaya çiktigi yillarda, iki farkli dünyanin, yani Sâmî Dünyasi ile Yunan-Roma Dünyasi'nin dinî ve felsefî birikimlerinin uzlastirilmasi gerekmistir; aslinda bu, inançlilar açisindan bakildiginda kaçinilmaz bir görevdir; çünkü Roma Imparatorlugu'nu olusturan bu iki önemli gelenegi, uygun bir biçimde kaynastirmadan toplumsal düzeni saglamak ve dolayisiyla kamusal yönetimi sorunsuz bir biçimde gerçeklestirmek olanakli degildir. Burada baskin olan veya süreç içerisinde baskinlasan birikim, Sâmî Dünyasi'nin birikimidir; bu nedenle Yunan-Roma birikimi, oldugu gibi benimsenmemis, Hiristiyanlik'in ilkeleri ile bagdasabilen veya bagdasmasa da bagdasirmis gibi gösterilebilen Platon ve Aristoteles felsefeleri kismen alinmis, digerleri ise atilmistir.

Düsüncede dinîlesme sürecinin sonunda, Eskiçag'in ilk dönemlerinde yürürlükte olan "dogru bilgi arayisi", son dönemlerinde ve bütün Ortaçag'da yerini "dogru davranis arayisi"na birakinca, ister istemez bilimsel etkinlik ve buna bagli olarak bilim de degerini ve önemini yitirmistir; çünkü surasi açiktir ki bilimsel etkinligin ürünü olan bilimsel bilgi, praxis ile ilgili degil, theoria ile ilgilidir ve dolayisiyla bir insanin nasil davranmasi gerektigine iliskin herhangi bir yargi içermez.

Ortaçag'da bilim, çesitli nedenler yüzünden ve en çok da yukarida belirtmis oldugumuz neden yüzünden Bati Dünyasi'nda eski degerini yitirmistir ama tamamen unutulmamistir; bilimin unutulmasi veya tarihin herhangi bir döneminde herhangi bir toplum içinde tamamen islevsiz kalmasi olanaksiz görünmektedir; çünkü hem insan aklinin isleyis biçimi ve hem de insan toplumlarini gündelik gereksinimlerini gidermeye yönelik eylemleri, su veya bu biçimde, su veya bu miktarda bilimsel etkinligi kaçinilmaz kilmaktadir.
Ortaçag'da da böyle olmus, Yunanlilarin bilimsel bilgi birikimlerinin hiç degilse bir kismi, Yedi Özgür Sanat içine giren Quadrivium (Dörtlü: aritmetik, geometri, astronomi ve müzik) dersleri arasinda manastir ve kilise okullarinda okutulmus ve ögretilmistir; ancak Bati Dünyasi açisindan bakildiginda, bilimsel bilgi birikimine önceki ve sonraki dönemlere nispetle önemli bir katkida bulunulmadigi ve bilinenlerin büyük bir kisminin tamamen unutuldugu da dogrudur.

Ortaçag'da din, felsefe ve bilim alanlarindaki düsünsel etkinlikler, kutsal kitaplar ile otoritelerin yapitlari tarafindan yönlendirilmistir ve Özellikle Aristoteles'e karsi büyük bir güven duyulmus ve akil ve inanç uzlastirmasina yönelik çalismalarda Platon'dan ziyade Aristoteles muhatap olarak görülmüstür. Albertus Magnus ile ögrencisi Thomas Aquinas gibi son dönem Hiristiyan felsefesinin önde gelen iki büyük ismi ise Aristotelesçidir ve Katolik Kilisesi'nin resmî felsefesini olustururken bu filozofun izinden gitmislerdir.

Ortaçag'in son dönemlerinde Aristoteles mantik ve doga bilimlerinde bir otorite olarak görülmüs ve degerlendirilmis ve bilimsel arastirma, Aristoteles'in yapitlari üzerinde veya bu yapitlarda betimlenmis olan kuramlar çerçevesinde yürütülmüstür. Gökbilim ve evrenbilimde Ptolemaios'un, insanbilimlerinde ise Galenos'un otoritesi tartisilmazdir.

Ortaçag Hiristiyan Dünyasi'ni anlatirken çok sik kullanilan skolastik, yani scholasticus terimi, Latince schola (okul) sözcügünden gelmektedir ve "okulcu" anlamini tasimaktadir. Ortaçag'daki bütün düsünsel etkinlikler, bu sifatla nitelendirilmistir; çünkü bu etkinlikler, Ortaçag'da ruhbanlari yetistiren manastir ve katedral okullarinda yürütülmüs ve gelistirilmistir.

Dinî, felsefî ve ilmî etkinlikleri yönlendiren Skolastik Yöntem, bir Fransiz düsünürü olan Petrus Abaelardus'un Sic et Non (Evet ve Hayir) adli yapitinda açik bir biçimde anlatilmistir. Ona göre, bu yöntemde din ve felsefe otoritelerinin düsünceleri karsi karsiya getirilir; uzlastiklari ve uzlasmadiklari noktalar belirlenir ve sonra da otoritelerin aslinda uzlasmakta olduklari gösterilmeye çalisilir.

Bu uzlastirma islemi, gerçekte pek de kolay degildir; ayni konuyu açiklamaya çalisan uzlasmaz görüsler karsisinda, Ortaçag düsünürleri çogu kere çaresiz kalmislardir; meselâ Evren'in yasi sorununu ele alalim: Acaba Evren, Aristoteles'in belirttigi gibi ezelî ve ebedî midir, yoksa kutsal kitaplarin bildirdigi gibi belirli bir anda Tanri tarafindan 7 gün içinde yaratilmis midir? Bu iki görüsü, birbirleriyle uzlastirmak olanaksiz gibi görünmektedir; öyleyse bunlardan biri veya digeri seçilmelidir; ama hangisi seçilecektir? Çünkü hangisi seçilirse seçilsin, seçilmeyenin inandiriciligi ve otoritesi sarsilacaktir. Iste Ortaçag düsünürleri, en büyük düsünsel sikintilari ve bunalimlari, uzlastirma ilkesini benimsemis olmalarina ragmen, bu tür uzlasmaz görüslerle karsilastiklarinda yasamislardir.

Ortaçag düsüncesi, bütüncüldür; yani anlamlandirma girisimlerini, varligin belirli bir bölümüne veya belirli bölümlerine degil, bütün varliga yöneltmistir; Tanri ya bütün varligin yaraticisi ve yöneticisi (varolus nedeni) ya da bütün varligin bizzat kendisi olarak algilandigindan, düsünsel arastirmalarin konusunu, dogrudan dogruya Tanri olusturur.

1. Erken Ortaçag

Romalilarin dini çok tanrili, ilkel bir dindi ve Romalilar, bir kimsenin birkaç dine birden girmesinde hiçbir sakinca görmüyorlardi. En önemli tanrilari, bir savas tanrisi olan Mars'ti; bir savas kazandiklarinda bu Tanri için törenler düzenlenir ve bütün Roma halki bu törenlere katilirdi.

Hiristiyanlik Ortadogu'da ortaya çikti ve kisa bir süre içinde, yerel dinler için büyük bir tehlike olusturmaya basladi; çünkü Hiristiyanlarin baska bir dine girmeleri yasakti ve bu yasak, Roma Imparatorlugu'nun birlik ve bütünlügünü bozuyordu. Iste bu nedenle Hiristiyanlik'i kabul edenler, önceleri tutuklandilar; büyük iskencelere ugradilar; ancak Hiristiyanlik, yüzlerce yildan beri ihmal edilmis olan yoksul kitleler arasinda süratle benimsendigi için yayilmasini sürdürdü.

Diger taraftan, Roma Imparatorluk'u, bir çöküs süreci içine girmis ve Kuzey'den gelen kavimlerin saldirilari sonucunda siyasî gücünü yitirmeye baslamisti. Yöneticiler, devleti kurtarmak için, bir süre sonra Hiristiyanlarla anlasmak mecburiyetinde kaldilar ve Imparator Konstantin, 312 yilinda Hiristiyanlik'i Roma'nin resmi dini olarak kabul etti. 326'da, Imparatorluk'un baskentini, Roma'dan Byzantion'a tasidi ve sonradan Konstantinopolis (Istanbul) adiyla taninan bu sehirde yeni bir medeniyet merkezinin temellerini atti.

Bu tarihten sonra, Yunan ve diger Ortadogu dinlerinin direnmesine ragmen, Kilise gittikçe genisledi ve güçlendi; ancak birtakim hizipler birligini ve bütünlügünü tehlikeye sokuyordu. Tevhid ve teslis inançlariyla ilgili olarak farkli görüsler ortaya çikti.

Isa'nin dogasina iliskin tartismalar zaman içinde daha da gelismis ve sonuçta birbirlerine karsit görüsler ortaya çikmistir. Hiristiyanlik bölünmeye basladi.

Büyük bir gelisme göstermis olan Hellenistik bilimi ve felsefesi karsisinda, kendi inançlarini savunmanin güç oldugunu gören Hiristiyan din adamlari, Yunan uygarliginin kalintilarini silmeye çalistilar. Hosgörüden yoksun Kilise Babalari, kendi alanlarinin disina çikarak, Hiristiyanlik adina bilim ve felsefeye saldirdilar ve din, bilim ve felsefe çatismalarina yol açtilar. Dogaya yönelik arastirmalarinda, akil ve bilimin rehberligi yerine Kutsal Kitab'in rehberligine sigindilar; meselâ Yunan astronomlarinin yüzyillar boyunca olusturduklari bilimsel bilgi birikimini bir yana iterek, Yeryüzü'nün bir tepsi gibi düz olduguna ve yarimküre veya çadir biçimindeki Evren ile çevrelendigine inanmaya basladilar.

Tedavi amaciyla hastaneler açmislar; ancak bilimsel tedavi unutulmus ve bunun yerini dinî tedavi almistir. Din adamlari, kutsal bir güce sahip olduklarini ve dua yoluyla hastalari iyilestirebileceklerini savunmuslardir.

Yeterince güçlendikten sonra, Yunan bilimini temsil eden kisilere ve kurumlara yöneldiler. Hypatya adli bir kadin matematikçiyi, Iskenderiye Kilisesi'nde öldürdüler (415) ve Iskenderiye Kütüphanesi'ni yaktilar. Daha sonraki yüzyilda ise Yunan bilim ve felsefesinin son isigi olan Akademi'yi kapattilar (529).


Bu dönemin bilim tarihi açisindan en önemli gelismeleri, üniversitelerin ve bilim ve felsefe ile yakindan ilgilenen tarikatlarin kurulmus olmasidir.

* Üniversitelerin Kurulusu

Dokuzuncu ve on ikinci yüzyillar arasinda yüksek egitim ve ögretim, katedral okullarinda yapiliyor ve papazlar tarafindan yürütülüyordu; Skolastik Düsünce bu okullarda üretilmis; on ikinci yüzyil sonlarinda üniversiteler ortaya çikincaya kadar bu okullar Bati'daki en önemli kültür merkezleri konumunda olmuslardir. Bilimsel konulara karsi entelektüel ilgi buralarda olusmus ve çeviri etkinligine bagli olarak gitgide gelismistir.

Eski bilgelige karsi duyulan saygi büyük bir sekilde artmistir; ancak, zamanla bu dinî egitim ve ögretim kurumlari eski önemlerini yitirdiler ve bunlarin yerine baska bir kurum ortaya çikti.

1000 yilinda, Italya'nin Bologna sehrinde, hukuk ögrenmek isteyen ögrenciler, kendilerine bir çesit ögrenci loncasi kurdular ve bu loncaya da Universitas adini verdiler; bir yüzyil sonra, Bologna Üniversitesi'ne tip ve felsefe fakülteleri de eklendi.

Bu üniversiteyi, Oxford, Cambridge, ve Paris Üniversiteleri izledi. Her üniversite, ilâhiyât, kilise hukuku, tip ve genel meslekler olmak üzere dört bölümden olusmus ve ögretim üyeleri yine din adamlari olmustur. Hemen tüm programlarda dersler iki ana guruba ayrilmistir: birinci grup Trivium (Üçlü) olarak adlandirilir ve gramer, retorik ve diyalektikten olusur; ikinci grup ise Quadrivium (Dörtlü) olarak isimlendirilir ve aritmetik, geometri, müzik ve astronomiden olusur. Daha sonra, bu bölümlere, felsefe ve mantigin yüksek kisimlari da ilave edilmistir.

* Fransisken ve Dominiken Tarikatlari

Bu dönemde, üniversitelerin yanisira, bilimin gelisimini büyük ölçüde etkilemis olan iki manastir düzeninin, yani tarikatin da ortaya çiktigi gözlenmektedir. 1209'da Fransisken Tarikati (Gri Kardesler), 1215'de ise Dominiken Tarikati (Siyah Kardesler) kurulmustur. Baslangiçta her iki tarikat da dinsel amaçlara sahiptir; ancak giderek birincisi bilime, ikincisi ise felsefeye yönelmistir.

Bilimin gelismesinde özellikle Fransiskenlerin büyük bir rolü olmustur. Bunlardan Robert Grosseteste ve John Peckham daha çok fizikle ilgilenmisler ve büyük Müslüman optikçisi Ibnü'l-Heysem'i izleyerek optik üzerine çesitli yazilar yazmislardir.

* On Ikinci Yüzyil Rönesans'inin Dogusu ve Etkileri

Sekizinci ve dokuzuncu yüzyillarda Müslümanlar, Yunanlilarin bilimsel bilgi birikimlerinin büyük bir bölümünü Arapça'ya aktarmislar ve yapmis olduklari çalismalarla bu birikime önemli katkilarda bulunmuslardir. Hiristiyanlar ise, uzun bir süreden beri içlerine kapanmislar ve Dünyevî sorunlarin çözümünde gelismemis ansiklopedik bilgilerle yetinmeyi yeterli görmüslerdir. Bu arada bazi çeviriler yapmislar, ama bunlar nicelik ve nitelik itibâriyle bir Hiristiyan Uyanisi'ni gerçeklestirebilecek düzeye ulasmamistir. Bilime ve dogaya yönelmeleri için uyarilmalari gerekmis ve bu uyarilma süreci ise çeviriler yoluyla baslamistir.

On birinci ve on ikinci yüzyil baslarinda özellikle bilim ve felsefeye olan ilgi yogunlastikça, geleneksel ögretinin yetersiz oldugu görüsü hâkim olmus ve bilim adamlari geçmisin mirasina ulasmak için harekete geçmislerdir. On ikinci yüzyil boyunca Arapça'dan Latince'ye yogun bir sekilde çeviriler yapmislar ve on üçüncü yüzyilda Islâm biliminin ve felsefesinin önemli bir bölümünü Latince'ye kazandirmislardir.
On ikinci ve on üçüncü yüzyillarda yapilmis olan bu çeviriler olmasaydi, Ortaçag zihniyeti asilamaz ve on yedinci yüzyildaki Bilim Devrimi gerçeklestirilemezdi. Ancak, bu çeviriler sonucunda aktarilan bilimsel bilgi birikimi o denli büyük olmustur ki ilkin özümsenmesi gerekmis ve bu özümseme islemi bütün on üçüncü ve on dördüncü yüzyillar boyunca sürmüstür.

Öyleyse, Müslümanlar yalnizca bilimsel düsünce gelenegini korumakla ve sürdürmekle kalmamislar, bu düsüncenin Avrupa'da yeniden canlanmasinda da etkin bir rol oynamislardir.
On ikinci yüzyil aslinda bir geçis çagidir ve bu çagda Akdeniz'i çevreleyen Islâm, Hiristiyan ve Yahudi Dünyalari önceki yüzyillara oranla çok daha siki bir bag kurmuslar ve birbirlerini karsilikli olarak etkilemislerdir; ancak bu dünyalar arasinda en belirleyici ve en etkin olani kuskusuz ki Islâm Dünyasi'dir; digerleri sürekli olarak onu sömürmeye ve ondaki bilgileri ve becerileri kendi bünyeleri içine alarak sindirmeye çalismislardir. Bu ugras o kadar canlidir ki bu nedenle bilim tarihçileri bir 12. Yüzyil Rönesans'indan söz ederler.

Öyleyse, bu dönemde büyük bir yeginlik ve yogunluk kazanan Bati Ortaçag Dünyasi'ndaki düsünsel ugrasinin en temel özelligi bilime katki degil, çeviriler yolu ile eski ve yeni kültürlerin aktarilmasidir. Bati kültürünü olusturan ilmî ve felsefî bilgiler, Batililarin yapmis olduklari arastirmalarin bir sonucu degil, Arapça'dan yapilan çevirilerin bir sonucudur.

3. Geç Ortaçag

Bu dönemin en önemli çalismalarinin hareket fizigi ile ilgili oldugu görülmektedir; Aristoteles'in hareket kurami tartisilmis ve dogrulugu matematiksel yoldan kanitlanmaya çalisilmistir.

a. Doga Ve Bilgi Felsefesi

Hiristiyanligin ortaya çikisindan sonra din-bilim çatismasi gündeme gelmis ve Yunan ve Roma Dönemlerindeki bilimsel çalismalar kesintiye ugramistir. Augustinus, Albertus Magnus, Thomas Aquinas gibi Hiristiyan düsünürlerinin amaci Yunan bilgi birikimi ile Kitab-i Mukaddes'teki bilgi birikimini uzlastirmak ve kaynastirmak olmustur. Böylece dogal nesneler ve olgular açiklanirken dogaüstü güçleri kullanma egilimi yeniden ortaya çikmistir.

* Albertus Magnus

Albertus Magnus (1207-1280) Dominiken tarikatina girmis ve Aristoteles'i ve Fârâbî, Ibn Sînâ, Ibn Rüsd ve Ibn Tufeyl gibi Müslüman filozoflarin Aristoteles felsefesine iliskin yorumlarini ögrenmistir; daha sonra bu yorumlara dayanarak Hiristiyan inançlariyla bagdasabilecek yeni yorumlar getirmistir. Felsefe sorunlarini akilla çözmeye çalisirken Kutsal Kitap'la çatismamaya ve dolayisiyla inançla çelismemeye büyük bir özen göstermis ve bu yaklasimiyla ögrencisi Thomas Aquinas'i büyük ölçüde etkilenmistir. Albertus Magnus'un Platon'dan çok Aristoteles'in felsefesini seçmis olmasi tesâdüfî degildir ve bu seçimi, özellikle Ibn Rüsd gibi Müslüman filozoflarin etkisi ile açiklamak olanaklidir.

Albertus Magnus'a göre, biri akil ve öbürü ise inanç için dogru olan ve birbirleriyle çelisen iki dogru yoktur; gerçekten dogru olan her sey, büyük bir uyum içinde birlesmistir.

Birçok bilimle ilgilendigi için Doctor Universalis (Evrensel Bilgin) lâkabiyla taninan Albertus Magnus, kimya alaninda da çalismis, nitrik asidin madenler üzerindeki etkisi ve altinin aritilmasi gibi kimyevî konulari incelemistir; ayrica astronomi ve biyoloji ile de ilgilenmistir.

Albertus Magnus biyoloji alanindaki çalismalarinda kelime kelime Aristoteles'in Arapça çevirilerini izlemis ve bunlar üzerinde yorumlar yapmistir; kendisine özgü gözlemler ve saptamalar da bulunmaktadir. Hayvanlar Hakkinda adli eserinde kus ve baliklarin kan damarlarinin dagilimi konusunda Aristoteles'in verdigi bilgilerden ayrilmistir. Yumurtadan itibaren embriyonun gelismesini anlatirken, organlarin sirasiyla nasil sekillendigini, göbek kordonu denen yapinin yerini gelisim süreci içinde hangi damarin aldigini açik ve seçik bir sekilde anlatmistir.

Bitkilerle de ilgilenmis ve bu konuya iliskin Bitkiler Hakkinda adli bir eserinde, ana çizgileriyle bitki betimlemeleri yapmistir. Bir ara Italya'ya giden Albertus Magnus orada portakal agacini görmüs, bundan çok etkilenmis ve özellikle portakal yapraklarini ayrintili bir biçimde tanitmistir.

* Thomas Aquinas

Aziz Thomas Aquinas., (1225-1274). Katolik Kilisesi'nin resmî ögretisini kuran Aquinas, kutsal olan ve kutsal olmayan bilgilere akilci bir temel aramis ve Summa Contra Gentiles (Kafirlere Karsi) adli eserinde, Müslüman düsünürlerden Ibn Rüsd gibi, bilginin iki kaynagi bulundugundan söz etmistir; bunlardan birisi inanç, digeri ise akildir. Inanç, Kutsal Kitap'tan, akil ise düzenlenmis ve yorumlanmis duyu verilerinden beslenir ve her ikisinden üretilen bilginin dayanagi Tanri'dir. Tanri kendi kendisi ile çelismeyecegine göre, bu iki bilginin birbirleriyle bagdasir olmasi gerekir; yani Platon ve Aristoteles felsefelerini Hiristiyan dini ile uzlastirmak olanaklidir; böylece Skolastik Düsünce'nin temelleri atilmis ve inanç ile akilin bagdasabilecegi düsüncesi bu dönemde kesin bir biçimde olusturulmus olmaktadir.

* Johannes Kepler

1571'de Almanya'da dogan Kepler, çagdas astronomisinin kurucusudur. Ilkin teoloji egitimi almis, daha sonra astronomi ve matematige yogun ilgi duymus ve matematik profesörü olmustur. 1599'da Brahe'nin daveti üzerine, Brahe'ye yildiz tablolarinin hazirlanisinda yardim etmek üzere Prag'a gelmis ve 1601'de Brahe'nin ölümü üzerine saray astronomu olarak göreve baslamistir.

Brahe ölmeden önce, o güne kadar yapmis oldugu bütün gözlem kayitlarini Kepler'e birakmisti. Kepler Brahe'nin gözlem kayitlarini inceledi ve astronomik tablolardan bir anlam çikarmaya çalisti; bütün bu çalismalarinda Copernicus sistemini temele aldi. Kepler, bu konuda, bilinen her seyi kapsayan ve bunlar arasinda mutlak bir uyum saglayan bir sistemin varolmasi gerektigini düsünmüs ve Brahe'nin gözlemlerinden yararlanarak, bikip usanmadan, tekrar tekrar yaptigi hesaplar sonucunda, gezegenlerin dairesel yörüngeler üzerinde ve muntazam hizla dolandiklari temel prensibini terk etmis ve ünlü üç kanununu ortaya koymustur. Bu nedenle Kepler, modern gök mekaniginin kurucusu olarak bilinir.

Brahe'nin gözlem kayitlarini inceleyen Kepler, kristal kürelerin varolmadigini savunmustur. Kristal küreler olmadigi takdirde, gezegenlerin hareketlerini açiklayacak yeni bir gök fizigi kurmak gerekiyordu. Iste bu, Kepler'le baslayan ve Galilei ve Newton'la son bulan bir süreçle basarilmistir.

b. Tip

Bu dönemde, özellikle Geç Ortaçag'da yazilan eserlerde Hiristiyan dogmalarin etkin oldugunu söylemek olanaklidir. Hastaliklarin tedavisinde dinsel ve sihirsel ögeler agirlik kazanmis ve ilaçlarin yani sira dua da büyük ölçüde kullanilmistir.

B. ORTAÇAG ISLÂM DÜNYASI'NDA BILIM

Fetihler neticesinde Bizanslilarla ve Perslerle karsilasan ve kendilerinden önceki medeniyetlerin yarattigi eserlerden yararlanmak gerektigini anlayan Müslümanlar, özellikle Abbasîler döneminde yogun bir çeviri faaliyetine giriserek, bilim ve felsefe alanlarinda ataga kalkmislar ve önce varolan birikimi anlamaya ve daha sonra da gelistirmeye çalismislardir.

Islâm Dininin ortaya çiktigi sirada Arap Yarimadasi'nda gelismis bir bilimsel faaliyetle karsilasilmaktadir. Ancak komsu ülkelerde, Doguda, Hindistan'da, Batida Iskenderiye'de, Bizans'ta ve Suriye'de bir hayli gelismis bir bilimsel faaliyet vardi. Islâm Dünyasi ilkin Dogudaki bu kültürden etkilenmis ve yararlanmistir. Ilk çevirilerden biri hayvan masallarini konu alan Kelile ve Dimne adli eserdir. Yine erken tarihli çevirilerden biri, Hindistan'da yasamis meshur astronomlardan Brahmagupta'nin (6. yüzyil) Siddhanta adli eseridir. Islâm Dünyasi'nda Hârezmî ve Bîrûnî gibi birçok bilim adaminda Hint uygarliginin etkisini belirlemek olasidir.

Bati'dan gelen etki nispeten daha geç tarihli ise de, daha yogun olmustur. Iskenderiye kuruldugu tarihten itibaren kültür merkezi olmus ve bu konumunu Islâm Dünyasi'nda da korumustur. Ayrica, dini görüs ayriliklari nedeniyle Bizans'tan kaçip, Iran'a siginmis ve orada kültür merkezleri (Jundisapur gibi) meydana getirmis olan düsünür ve bilim adamlarinin da bilim adina Islâm Dünyasi'ndaki ilk bilimsel faaliyetlerin gelismesinde önemli rolleri olmustur. Onlarin Yunanca bilmeleri birçok klasik bilim ve düsün eserlerinin Arapça'ya kazandirilmasini saglamistir. Bunlar arasinda Platon, Aristoteles, Eukleides, Archimedes, Ptolemaios ve Galenos gibi Yunan kültürünün belli basli temsilcilerinin eserlerine rastlamak mümkündür. Ayrica, bu bilim adamlarinin bir kisminin erken tarihlerde kurulan gözlemevleri ve hastahanelerde görev aldiklari, bunlardan bazilarinin Arapça yazilmis ilk eserleriyle de Islâm Dünyasi'nda bilimsel faaliyetin sekillenmesinde etkin olduklari görülür.

Islâm Dünyasi'nda bilimsel faaliyetlerin gelismesinde devrin devlet adamlarinin ve bizzat halifelerin önemli rolü olmustur. Bunlardan, örnegin Hârûn el-Resid (775-809) ve Memûn (813-833), bazi vezirler ve zengin aileler bilimsel faaliyetleri maddi ve manevi olarak desteklemislerdir.

Medeniyet tarihlerinde görülen uyanis dönemleri yakindan incelendiginde görülecektir ki, bir ülkede veya bir toplumda bilimin gelistirilebilmesi için, degerinin kavranmasi ve düzenli bir bilim egitiminin verilmesi yaninda, diger toplumlara ait bilimsel eserlerin de tercümeler yoluyla alici konumundaki toplumlara aktarilmasi gerekmistir. Alici toplumlarda bilimlerin yesermesi ve yerlesmesi olanagi, yapilan tercümelerin niteligi ve sayisi ile dogru orantilidir.

a. Doga ve Bilgi Felsefesi

Islâm felsefesi, Yunan felsefesinin bir uzantisidir. Bu nedenle Müslüman filozoflar çogunlukla Platon , Aristoteles ve Plotinos'un kurmus oldugu felsefi dizgelerden etkilenmisler ve Kuran-i Kerim'deki inanç önermeleriyle bu dizgelerde bulunan felsefi önermeleri uzlastirmaya çalismislardir. Fârâbî , Ibn Sînâ, Ibn Rüsd ve Gazzalî bu dönemin en önemli düsünürleridir.

0


Tek sayfa
  • Yeni bir konu açamazsınız
  • Bu konuya cevap yazamazsınız


"Bilim Nedir | Tarihi Ve Dönemleri" İçin Anahtar Kelimeler (Keywords)
Konuyu ziyaret eden ziyaretçilerimizin Google arama motorunda kullandıkları anahtar kelimeleri içermektedir.

Google (71), geçmişte yaşayan insanlar ne tür saat kullanırlardı - Google'da Ara (62), Google (59), geçmişte yaşayan toplumların ne tür takvim ve saat kullandıkları - Google'da Ara (47), geçmişte yaşayan toplumların ne tür takvim ve saat kullandılar - Google'da Ara (40), geçmişte yaşayan toplumların ne tür takvim ve saat kullanıyorlardı - Google'da Ara (27), geçmişte yaşayan toplumların ne tür takvim ve saat kullandıkları - Google'da Ara (17), geçmişte yaşayan toplumlar ne tür takvim ve saat kullanıyorlardı - Google'da Ara (15), geçmişte yaşayan toplumların ne tür takvim ve saat kullanıyorlar - Google'da Ara (15), geçmişte yaşayan toplumların ne tür takvim ve saat kullandıkları - Google'da Ara (15), geçmişte yaşayan toplumların ne tür takvim ve saat kullanırlarmış - Google'da Ara (15), geçmişte yaşayan toplumların kullandıkları takvim ve saatler - Google'da Ara (13), ekonomik güçlenmenin bilimsel ve kültürel faaliyetlerin gelişmesine katkısı nelerdir - Google'da Ara (13), geçmişte yaşayan toplumların ne tür takvim ve saat kullanırlar - Google'da Ara (12), geçmişte yaşayan toplumların ne tür takvim ve saat kullandılar - Google'da Ara (12), geçmiş toplumların kullandıkları saat ve takvimleri - Google'da Ara (12), geçmişte yaşayan toplumların ne tür takvim ve saat kullanmışlardır - Google'da Ara (12), geçmişte yaşayan toplumlar ne tür saat kullanmışlardır? - Google'da Ara (12), geçmişte yaşayan toplumlar ne tür takvim ve saat kullanmışlardır - Google'da Ara (11), geçmişte yaşayan toplumlar ne tür takvim ve saat kullanırlardı - Google'da Ara (11), geçmişte yaşayan toplumlar ne tür takvim kullanıyorlardı? - Google'da Ara (10), geçmişte yaşayan toplumların ne tür takvim ve saat kullanırlardı - Google'da Ara (10), geçmişte tarihte yaşayan insanlar neden farklı takvim kullanırlar - Google'da Ara (9), geçmişte yaşayan toplumlar ne tür takvim ve saat kullanırlar - Google'da Ara (9), ekonomik güçlenmenin bilimsel ve kültürel faaliyetlerin gelişmesine katkısı nelerdir - Google'da Ara (9), geçmişte yaşayan toplumların ne tür takvim ve saat kullandıkları - Google'da Ara (9), geçmişte yaşayan toplumlar ne tür takvim ve saat kullanıyordu - Google'da Ara (8), GEÇMİŞTE YAŞAYAN TOPLUMLAR NE TÜR TAKVİM VE SAAT KULLANIYORLAR - Google'da Ara (8), geçmişte yaşayan insanlar ne tür takvim ve saat kullanırlar - Bing (8), Google (7), geçmişte yaşayan toplumların ne tür takvim ve saat kullanırlardı - Google'da Ara (7), geçmişte yaşayan toplumların ne tür takvim ve saat kullanıyorlardı - Google'da Ara (7), geçmişte yaşayan toplumlar ne tür takvim ve saat kullanırlar - Google'da Ara (7), geçmişte ne tür saat ve takvim kullanıyorlardı - Google'da Ara (7), geçmişte yaşayan toplumların ne tür takvim ve saat kullandılar? - Google Search (7), geçmişte yaşayan toplumların ne tür takvim ve saat kullanıyorlar - Google'da Ara (7), geçmişte yaşayan türk toplumu ne tür takvim ve saat kullanıyordu - Google'da Ara (7), geçmişte yaşayan toplumların ne tür takvim ve saat kullandıkları - Google'da Ara (7), ekonomik güçlenmenin bilimsel ve kültürel faaliyetlerin gelişmesine katkısı nelerdir - Google'da Ara (7), geçmişte yaşayan toplumlar ne tür takvim ve saat kullandılar - Google'da Ara (7), geçmişte yaşayan toplumların ne tür takvim ve saat kullandılar - Google'da Ara (7), insanoğlunun teknoloji sayesinde gökyüzü nasıl gözlemlediği - Google'da Ara (6), ekonomik güçlenmenin bilimsel ve kültürel faaliyetlerin gelişmesine katkısı nelerdir - Google'da Ara (6), ekonomik güçlenmenin bilimsel ve kültürel faaliyetlerin gelişmesine katkısı nelerdir - Google'da Ara (6), geçmişte yaşayan toplumların kullandıkları saatler - Google'da Ara (6), insanoğlunun teknoloji sayesinde gökyüzünü nasıl gözlemledi - Google'da Ara (6), geçmişte yaşayan toplumların ne tür takvim ve saat kullanırlardı - Google'da Ara (6), neden geçmişte farklı takfimler kullanılıyordu - Google'da Ara (6), geçmişte yaşayan toplumların ne tür takvim ve saat kullandıklarını araştırma - Google'da Ara (6), geçmişte yaşayan toplumların ne tür saat kullanıyordu - Google'da Ara (6), geçmişte yaşayan toplumların ne tür takvim ve saat kullanırlar - Google'da Ara (6), geçmişte yaşayan toplumlar ne tür takvim ve saat kullanırlardı. - Google'da Ara (6), geçmişte yaşayan toplumlar ne tür takvim ve saat kullanırlardı - Google'da Ara (6), geçmişte yaşayan insanlar nasıl takvim ve saat kullanıyordu - Google'da Ara (6), Geçmişte yaşayan toplumların ne tür takvim ve saat kullanıyorlardı - Google'da Ara (6), insanoğlunun teknoloji sayesinde gökyüzünü nasıl nasıl gözlemlediğini - Google'da Ara (5), geçmişte ne tür takvimler ve saatler kullanılıyordu - Google'da Ara (5), geçmişte yaşayan insanlar hangi türden takvim kullanıyorlar - Google'da Ara (5), geçmişte yaşayan ne tür takvim ve saat kullandıkları - Google'da Ara (5), geçmişte yaşayan toplumların kullandıkları takvim ve saatler - Google'da Ara (5), geçmişte yaşayan toplum ne tür saat ve takvim kullanıyorlardı - Google'da Ara (5), insanoğlunun teknoloji sayesinde gökyüzünü nasıl gözlemledi - Google'da Ara (5), geçmişte yaşayan toplumların ne tür takvim ve saat kullanıyorlardı - Google'da Ara (5), geçmişte yaşayan toplumların ne tür takvim ve saat kullandıkları - Google'da Ara (5), geçmiş tarihte yaşayan insanların farklı takvimler kullanmalarının nedeni neler olabilir - Google'da Ara (5), geçmişte yaşayan toplumlar kullandıkları takvimler ve saatler kullanmışlar - Google'da Ara (5), geçmişteki toplumlarda saat ve takvim - Google'da Ara (5), geçmişte yaşayan toplumların ne tür takvim ve saat kullandıklarını araştır - Google'da Ara (5), eskiden ne tür saat ve takvim kullanıyorlardı - Google'da Ara (5), geçmişte yaşayan toplumların ne tür takvim ve saat kullandılar - Google'da Ara (5), geçmişte yaşayan toplumlar ne tür takvim ve saat kullanırlar - Google'da Ara (5), geçmişte ne tür takvim kullanıyordu - Google'da Ara (5), eskiden ne tür saat ve takvim kullanıyorlardı - Google'da Ara (5), geçmişte yaşayan toplumların ne tür takvim ve saat kullanmışlar - Google'da Ara (5), geçmişte yaşayan toplumlar ne tür takvim ve saat kullanırlardı - Google'da Ara (5), geçmişte yaşayan toplumların ne tür takvim ve saat kullandıklarını araştırınız - Google'da Ara (5), geçmişte yaşayan toplumlar ne tür takvim ve saat kullandılar - Google'da Ara (5), geçmişte yaşayan toplumların ne tür takvim ve saat kullandıkları - Google'da Ara (5), geçmişte yaşayan toplumların ne tür takvim ve saat kullandılar? - Google'da Ara (5), gecmiste yasayan toplumların ne tur takvim ve saat kullandıklarını - Google'da Ara (5), geçmişte yaşayan insanlar ne tür takvim ve saat kullanmışlardır - Google'da Ara (5), geçmişte yaşayan toplumların ne tür takvim ve saat kullanırlardı - Google'da Ara (4), geçmişte yaşayanlar hangi takvim ve saat kullanırlardı - Google'da Ara (4), geçmişte yaşayan toplumların ne tür takvim ve saat kullanmışlar... - Google'da Ara (4), eskiden insanlar hangi takvimleri ve hangi saatleri kulanıyorlardı - Google'da Ara (4), geçmiş tarihte yaşayan insanlar neden farklı takvimler kullanmışlardır - Google'da Ara (4), geçmişte yaşayan toplumlar ne tür takvim ve saat kullanırlardı - Google'da Ara (4), geçmiş toplumda yaşayan insanlar ne tür takvim ve saat kullanıyorlardı - Google'da Ara (4), geçmişde yaşayan toplumlar ne tür takvim kullanırlarmış - Google'da Ara (4), geçmişte yaşayan toplumlar ne tür takvim ve saat kullanırlar ----- - Google'da Ara (4), geçmişte yaşayan toplumlar ne tür takvim kullanıyorlardı sırasıyla yazılsın - Google'da Ara (4), geçmişte yaşayan toplumların ne tür saat ve takvim kullanıyorlardı. - Google'da Ara (4), geçmişte yaşayan insanlar ne tür takvim ve saat kullanıyorlar - Google'da Ara (4), geçmişte yaşayan toplumların ne tür takvim ve saat kullanırlardı - Google'da Ara (4), geçmişte yaşayan toplumların ne tür takvim ve saat kullanırdı - Google'da Ara (4), geçmişte yaşayan toplumların ne tür takvim ve saat kullanmışlardır - Google'da Ara (4), geçmişte yaşayan toplumun ne tür saat ve takvim kullanıyorlardı - Google'da Ara (4), ekonomik güçlenmenin bilimsel ve kültürel faaliyetlerin gelişmesine katkısı - Google'da Ara (4), geçmite yaşayan toplumlar ne tür saat ve takvim kullanmışlar - Google'da Ara (4), ekonomik güçlenmenin bilimsel ve kültürel faaliyetlerin gelişmesine katkısı nelerdir - Google'da Ara (4),

"Bilim Nedir | Tarihi Ve Dönemleri Eski Çağ, Ortaçağ, Yunan ve Roma Dönemi.." ile Benzer Konular
Peyami Safa (1899, İstanbul - 15 Haziran 1961) | Servet-i Fünun dönemi şairlerinden İsmail Safa'nın oğludur
7 Yanıt - 8.574 Görüntülenme
Eski Mısır Dilinde Adınız Nasıl Yazılıyordu
1 Yanıt - 4.464 Görüntülenme | Görmek İster Misiniz?
İnsan Psişesi Nedir?
0 Yanıt - 3.148 Görüntülenme
Rüya Nedir
0 Yanıt - 2.494 Görüntülenme
Nikola Tesla (1856–1943) | Zamanın Ötesindeki Bilim Adamı
4 Yanıt - 19.667 Görüntülenme