Kadim Dostlar ™ Forum: [Sosyoloji] Suç Nedir? | Suçlar - Suç Nedenleri - Suç Teorileri - Suç Ve Suçlu Psikolojisi - Suçluluk Duygusu - Kadim Dostlar ™ Forum

İçeriğe atla

Yalnızca 1 dakikanızı ayırıp sitemize üye olduğunuzda, içinde daha az reklam bulunan temamızı kullanabilirsiniz ...

Aradığınız konuya ulaşamadınız mı ? Problem değil, arama Özelliğimizi Kullanabilirsiniz
GoogleKadim Dostlar Özel Arama
Facebook Sayfamıza Üye Olabilir ve Güncel Site İçeriğinden Kolayca Haberdar olabilirsiniz
Sitemize reklam vererek, sitelerinizi veya ürünlerinizi tanıtabilirsiniz
-------------------
Kurumsal Çözümler Uzmanı Erkan Okur
İnformatik: Mühendislik ve PLM Çözümleri



Tek sayfa
  • Yeni bir konu açamazsınız
  • Bu konuya cevap yazamazsınız

[Sosyoloji] Suç Nedir? | Suçlar - Suç Nedenleri - Suç Teorileri - Suç Ve Suçlu Psikolojisi - Suçluluk Duygusu Konuyu Oyla: -----

#1
Kullanıcı çevrimdışı   Hale 

  • Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.
  • Grup: Yönetici
  • Mesaj sayısı: 40.278
  • Kayıt tarihi: 11-Eylül 07
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Forum İtibarı: 240
Mükemmel



İçeriği Arkadaşlarınla Paylaş

Suç Nedir?




Suç, genel olarak "yasaklanan" veya "cezalandırılan" davranışlara denir. Hukuki açıdan ise, hukuk düzeni tarafından ceza veya güvenlik tedbiri yaptırımına bağlanmış fiildir. Suçun ispatlanamaması, insanlar tarafından uydurulmuş soyut bir kavram olduğunu gösterir.



forum




Bazı Suçlar


• Bilişim suçları
• Casusluk
• Cinayet
• Katliamlar
• Kaçakçılık
• Organize suçlar
• Soykırımlar
• Asilik
• Ayaklanma
• Cinayet
• Cracker
• Ehliyetsiz araç kullanımı
• Ensest
• Firar
• Gözdağı verme
• Hapisten kaçış
• Hırsızlık
• Irza geçme
• Kabadayılık
• Korkaklık
• Nefret suçu
• Nitelikli dolandırıcılık
• Okulda şiddet
• Scene (Korsan)
• Scene Release
• Seri katil




Suç Nedenleri


Sosyolojik Teoriler


Adolphe Quetelet Belçikalı bir istatistikçi olup, ilk “sosyal kriminolog” olarak adlandırılmaktadır. 1836 yılında Quetelet, “Toplum suçu hazırlar, Suçlu ise ancak bir araçtır” demiştir. Daha sonra, Von Liszt, Van Hamel ve Prins, suçluluğun sosyolojik nedenlerine eğilmişlerdir.

Sosyolojik teorileri suçluluğun temelinin kültür çatışması olduğu varsayımından hareket ederek, sosyal ve kültürel çevredeki kriminolojen koşulları incelerler. Dış faktörleri, yani sosyal sınıf, politik, coğrafi ve çevresel yapıların suçluluğu nasıl etkilediği açıklarlar. Sosyolojik teorilerin pek çoğunda bireysel farklılık değişkenleri üzerinde durulmaz, yalnızca dış faktörlere ağırlık verilir.

Bireylerin tümünün suç riski olan nüfus grubu içinde değerlendirmesi yapılır, zira sosyal ve kültürel koşullar birleşip de, bazı grupların hukuk normlarını ve yasakları onaylaması azalınca riskli gruplar ortaya çıkar.

Sosyolojik teoriler iki bölümde incelenebilir: Yapısal (structural) teoriler, alt-kültür teorileri.


1) Yapısal Teoriler


a) Aykırı Fırsatlar Teorisi


Bu teori Richard Cloward taradından 1959 yılında yazdığı bir makalede ortaya atılmış ve daha sonra 1960 yılında Lloyd Ohlin ile birlikte yazdığı “Suçluluk ve Fırsat” adlı eserde geliştirilmiştir. Yazarlar anomi kavramını, Sutherland’ın aykırılıkların birleşmesi ilkesi ile bağdaştırmaya çalışmışlardır. Bu teori bireyin sosyal yapı içindeki yerini vurgular.

Tanınmış Fransız sosyologu Emile Durkheim’a göre, ahlaki yükümlülükler ve sosyal kurallar olmazsa, yaşam çekilmez hale gelir ve anomi ile sonuçlanır. Anomi bir kuralsızlık, normsuzluk duygusu olup, intihar ve suç gibi yıkıcı davranışları sonuçlar. Sınırlandırılmamış istekler ve davranışlar, önemli sosyal normlardan sapmayı sonuçlar.

Çağdaş sosyologlar, Durkheim’ın anomi teorisine daha sınırlı anlam vermektedirler. Toplum birbiri ile çatışan istekleri olan bireylerle doludur. Bunların sınırlı araçlarıyla, bu sayıca çok amaçlara ulaşmaya çalışmaları anomiye yol açar. Toplumun marazi bir durumu olan anomi, standartların yokluğu, apati (kayıtsızlık), kargaşa, düş kırıklığı, yabancılaşma ve ümitsizlik gibi belirtilerle kendini gösterir.

Parsons, anominin, kurumsallaşmanın anti-tezi olduğunu belirtmekte ve bunu karşılıklı etkileşim (enteraksiyon) sürecinin yapısal bütünlüğünün yokluğu yada diğer bir ifade ile normatif düzenin tamamen çöküşü olarak tanımlamaktadır. Bazı davranış bilimciler ise anomiyi, bunalım, yabancılaşma, yeis, endişe ve kültür yalnızlığı olarak belirtmektedirler.

i. Halbuki orta gelir sınıfına mensup bir gençte bu tür bir bunalım daha olasıdır, çünkü eğitim onun mensubu olduğu sınıfın beklentisidir ve değeridir. Bu amaca ulaşmazsa “başarısız” olarak nitelendirecektir. Halbuki düşük gelir sınıflarında eğitim görmemiş olmak bu şekilde değerlendirilmektedir.

Merton ise, gerçekleştirilemeyen istek ve arzular kişilerde sapıcı davranışa ve topluma hakim olan ahlakın reddine, anomiye yol açar demektedir. Gerçekten de, yasal fırsatlara ulaşabilmek için çok sayıda engel bulunmaktadır, mesela alt sınıfların amaçlarına ulaşabilmeleri, üst sınıflara doğru hareket edebilmeleri için kültür farklılıkları, ekonomik terslikler, kaynakların sınırlı olması gibi engeller bulunmaktadır. Merton, Durkheim’ın anomi teorisinden hareket etmekle birlikte, sosyal yapının zengin ve mal sahibi olma arzuları gibi, bazı istek ve tutkuları tahrik ettiğini ve aynı zamanda bunları elde edebilmek için kullanılacak araçları da yine sosyal yapının sınırlandırdığını belirtmektedir. Kültür değerleri sistemi, özellikle başarı göstergesi olan bazı amaçları yüceltirse ve aynı zamanda sosyal yapı, bu amaçlara giden yasal yolları toplumun büyük bir bölümü için sınırlıyorsa veya kapatıyorsa, sapıcı davranış geniş ölçüde görülür. Yasal fırsatlara çok sayıda engel bulunmaktadır. Bu teori düşük gelir sınıflarının karşılaştığı engellere ağırlık vermektedir. Bunlar kültür farklılıkları, ekonomik güçlükler ve yukarıya doğru hareket edebilmek için gerekli olan kaynakların sınırlı olması gibi engellerdir.

Eğitim olanaklarının elde edilebilmesinde sınıflar arasında fırsat farkları bulunmaktadır. Belirli bir eğitimi ulaşabilmek, pek çok sosyal başarıya götürebilecek bir yoldur. Bunu sağlamak, özellikle düşük gelir gruplarına mensup gençler için güçtür. Anomi teorisinden kaynaklanmış olan Cloward ve Ohlin’in aykırı fırsatlar teorisi, özellikle çocuk suçluluğunu açıklamak için kullanılmıştır. Yukarıda belirtmiş olduğumuz gibi Cloward ve Ohlin suçlu davranışı, Sutherland’ın ortaya atmış olduğu aykırılıkların birleşmesi (differential association) kavramı ile açıklamaktadırlar: Belirli fırsatlara ulaşabilmek için yasal ve yasal olmayan yollar bulunmaktadır. Yasal fırsatlar engellendiği zaman, yasal olmayan fırsatlardan yaralanma yoluna gidilir, bu da suçu doğurur. Bu görüş suçu fonksiyonel ve yararlı olarak nitelendirmektedir, çünkü yasal amaçlara ulaşabilmek için işlenmektedir.

Fırsatların aykırılığı görüşünün, özellikle çocuk suçluluğunun, yasal fırsatların artırılması yolu ile önlenmesi görüşünde olan kişiler arasında çok taraftar bulduğunu belirtmeliyiz.


Popüler bir teori olmakla beraber bazı eksiklikleri bulunmaktadır:



i. Suçluların tanımı bilimsel değildir. Suçluluk ise, özellikle çocuk suçluluğu için ileri sürülen gerçekler, araştırmalarla kanıtlanabilmiş değildir. Yapılmış olan araştırmalar, suçlu çocukların diğer çocuklardan yalnız eğitim fırsatları açısından değil, başka pek çok bakımından da farklı olduklarını ortaya koymaktadır. Bunlarda tutum ve yetenek farkları belirgindir. Okula, öğretmenlere ve sınıf arkadaşlarına karşı olumsuz bir tutum içindedirler.

ii. Bu teori, suçu sanki yalnızca düşük gelir sınıflarına özgü bir olgu gibi göstermektedir. Halbuki bazı suçlar her sınıf insan tarafından işlenebilir. Örneğin, adam öldürme. Bazı suçlar ise orta ve yüksek gelir sınıf mensuplarınca işlenirler, örneğin döviz, vergi kaçakçılığı gibi ekonomik suçlar.

iii. Teoride mantıki çelişki bulunmaktadır. Teoriye göre yoksul genç, eğitim fırsatı bulamazsa, düştüğü tatminsizlik ve bunalım nedeniyle suç işleyecektir. Halbuki orta gelir sınıfına mensup bir gençte bu tür bir bunalım daha olasıdır, çünkü eğitim onun mensubu olduğu sınıfın beklentisidir ve değeridir. Bu amaca ulaşmazsa “başarısız” olarak nitelendirecektir. Halbuki düşük gelir sınıflarında eğitim görmemiş olmak bu şekilde değerlendirilmektedir.

iv. Kullanılan terimlerin yeterli bir tanımı yapılamamıştır. Fırsat, bunalım, istek ve arzular gibi terimlerin tanımları açık değildir, yetersizdir.


B) Tepki Teorisi (Reactance Theory)


Bu teoriyi, “Suçlu Çocuklar” (Delinguent Boys) adlı kitabında Albert Cohen ortaya atmıştır. Cohen’e göre Suç sosyal sınıf farklarından ve bunun sosyal statüye olan etkilerinden ortaya çıkmıştır. Düşük gelir sınıfına mensup gençler hep orta sınıf cetveli ile ölçülmekte, orta sınıfın yönettiği okullarda bu geçlere, orta sınıfın değer ve standartları kabul ettirtmeye çalışılmakta, bu sınıfın ortaya koyduğu amaçlara ulaşmaları önerilmektedir. Halbuki düşük gelir sınıfına mensup genç orta sınıf amaçlarına erişebilmek için yeterli sosyalleşme deneyimlerine ve geçerli bir sosyal statüye sahip bulunmamaktadır. Bu onda bunalım, tatminsizlik ve kendine olan saygısında azalmaya yol açar. Orta sınıf standartlarına tepki olarak suç işler. Bu tepki, görünüşte bir red olup, aslında suçlu bu reddettiklerini içten içe arzulamaktadır. İşledikleri suçlar bir amaca yönelik değildir. Bunlar genellikle yarar gütmeyen (non utilitarian)olumsuz nitelikte (negativistik) ve haince işlenmiş (malicious) suçlardır. Sırf orta sınıfın değerlerine karşı çıkmak için suç işlemektedirler. Başkalarını rahatsız etmek amacı güderler.


Eleştirisi


Bu teori bilineni tekrar etmektedir. Gerçekten de insanların adil olmayan ve keyfi olarak nitelendirdikleri sınırlamalar karşısında düşmanca davranışlar sergilediklerini inkar etmek mümkün değildir. Ancak aykırı fırsatlar teorisinde belirttiğimiz gibi tepki teorisini de destekleyecek yeterli araştırma yapılmamıştır. Örneğin düşük gelir sınıfına mensup gençlerin orta sınıf değerlerine uyum sağlayamamaları ve bundan dolayı tepki göstermeleri tüm düşük gelir sınıfı açısından sözkonusu değildir.Öte yandan, yarar gütmeyen, olumsuz ve haince işlenmiş suçlar da yalnızca bu sınıfa mensup gençlere özgü değildir. Örneğin Vandalizm suçları orta sınıfa mensup gençlerce de çok miktarda işlenmektedir. Bu teori Vandalizm ve bir nedeni olmayan nası ızrar gibi suçları açıklamakla birlikte ekonomik nedenlerle işlenen suçları açıklamakta yetersiz kalmaktadır. Cohen daha sonra Short ile yazdığı eserinde ekonomik nedenlerle yapılan hırsızlıkları ve uyuşturucu bağımlılığı ile bağlantılı suçları da bu kapsamda açıklamaya çalışılmıştır. Ancak bu suçlar yarar gütmeyen suçlar olarak nitelendirilemez, zira bunlar belirli bir amaca yönelik olarak işlenmektedir.


c) Çatışma (uyuşmazlık) Teorileri (conflict theories)



Yapısal nitelikteki teoriler, değerler üzerinde uzlaşmış toplum modellerinden yola çıkmaktadır. Her toplumda, sosyal sistemlerin tümünde, değerler üzerinde uzlaşma vardır. Bu uzlaşma modeline karşın bir uyuşmazlık modeli ileri sürülmüştür. Bu uyuşmazlık modelini göre yapılanmış toplumda dört özellik bulunmaktadır.

i. Her toplum her zaman değişikliğe maruzdur. Sosyal değişim kaçınılmazdır.
ii. Her toplumda her zaman sosyal çatışma bulunmaktadır. Bu kaçınılmazdır.
iii. Her toplumun her kesimi bu değişime katkıda bulunur.
iv. Her toplum bazı üyelerinin diğerlerini sınırlaması ilkesi üzerine kurulmuştur.


George Vold suçun sosyal çatışmanın bir ürünü, politik ve sosyal eşitsizliğin bir yansıması olduğunu ileri süren ilk kriminologdur. Vold’a göre, toplum gruplardan oluşmaktadır. Bu grupların çıkarları ve amaçları birbiri ile çatışır, yarışır veya aynı doğrultuda olursa gruplar arasında uyuşmazlık başlar. Gruplar çıkarlarını çok iyi gözetirler ve onları savunmaya her zaman hazırdırlar. Bir grup durumunu koruyabilmek için ve geliştirebilmek için diğer sürekli diğer grupları kollamak ve mücadele etmek zorundadır. Vold, Ceza Hukukundaki uyuşmazlık ve çatışmayı bu şekilde açıklamakta: “kanun yapma, ihlal etme ve hukukun uygulaması süreci grup çıkarları arasındaki temel ve köklü çatışma ve uyuşmazlıkları yansıtmaktadır” demektedir. Vold azınlık gruplarının yasama sürecini etkileyecek güçleri olmadığı için, bunların davranışlarının genellikle kanunlarda suç olarak tanımlandığını iddia etmektedir. Ayrıca Austin Turk ve Richard Quinney de 60’lı yıllarda bu görüşü savunmuşlardır. Bu yazarlar Dahrendorf’un “Endüstri Toplumunda Sınıflar ve Sınıf Uyuşmazlıkları” adlı eserinde etkilenmişlerdir. Dahrendorf toplumdaki tabakalaşmadan söz etmekte, fakat bu tabakalaşmayı ekonomik sınıflara dayandırmakta, yetkinin farklı ellerde bulunması ile açıklamaktadır. Bugünkü toplumda yetkiyi ellerinde tutanlar (yönetenler) ve buna uyanlar (yönetilenler) olmak üzere iki grup insan bulunmaktadır.

Austin Turk de, “Suçluluk ve Hukuk Düzeni” adlı kitabında suçun yetkiler arasındaki rol farklarından ortaya çıktığını savunmaktadır. Yani yönetenler ve yönetilenler arasındaki ilişki bir kopukluk ve aksama bulunmaktadır. Hukukun ihlal edilmesi yani suç işlenmesi, otoritenin başarısız olduğunu gösterir. Suçlu statüsü, normlara karşı direnen kişilere verilir. Turk’e göre sosyal düzen, toplumu kontrol altında tutmak isteyen güçlü grupların ürünüdür. Bu kontrol o grupların değerlerinin kanunlara konulmasını ve bu kanunların uygulanmasını sağlar. Richard Quinney de hukuk düzenine ilişkin bu nitelikte bazı kitaplar yazmış, bunlarda suçun ekonomik sınıf mücadelesinin bir ürünü olduğunu ileri sürmüştür. Quinney’e göre, suçun bireysel nitelikte sapıcı bir eylem olduğunu söylemek hayaldir. Suç yetkili kişilerin bir davranışa vermiş oldukları bir tanımdır.


Eleştirisi


Bu teorinin suçluyu tek başına değil yaşadığı toplum içinde değerlendirmesi olumlu bir yaklaşımdır. Patolojik ve anomik bireyler değil, kuramsal ve sosyal yapılar arasındaki karmaşık etkiler incelenmektedir.

Öte yandan Quinney kendi içinde çelişkilere düşmekte, örneğin ekonomik elit (seçkinler) yada egemen sınıfların işledikleri suçları izah edememektedir. Suçlunun yaşadığı toplumla birlikte değerlendirilmesi olumlu bir yaklaşım ise de bu tek yönlü, tek boyutlu yapılmamalıdır. Ayrıca suçlunun bireysel özelliklerini de gözden uzak tutmamalıdır.


2) Alt-Kültür Teorileri


a) Genel Olarak

Sosyal bir sistem içinde, özellikle iş bölümünün aşırı bir şekilde belirgin olduğu toplumlarda kültür eşit olarak yaygın değildir. Bundan dolayı sosyologlar, toplumun alt toplumlardan oluştuğunu belirtmektedirler. Tüm toplun içinde yer alan bazı alt-toplumlarda kültür farklılıklarının oluştuğunu görmekteyiz. Belirli meslekler ve sosyal kategoriler içinde ortaya çıkan bu farklı kültürler tüm kültürün içinde yer alan-alt kültürler olarak adlandırılmaktadır. Alt-kültür kısaca, toplumdaki belirli bir gruba özgü anlamlar, değerler ve davranış biçimleri olarak tanımlanabilir.

Alt-kültür ve egemen kültür arasındaki farklılık ve bütünleşme derecesi alt-kültürde normatif bir izolasyon ve dayanışmaya yol açar. Tüm kültürden farklı değerlerle belirginleşen bir alt-kültürün varlığı bazen patlayıcı ve tüm kültüre zarar verici olmakla beraber bazen de tüm kültür tarafından tolere edilmiş olabilir.

Suçun nedenlerini alt-kültüre bağlayan teorilere gelince bunlar belirli alt-kültüre mensup olmanın, kişiyi belirli amaçlara yönelteceğini ve bunlarında da hukuka aykırı olabileceğini, suç niteliği taşıyabileceğini ileri sürmektedirler.

Örneğin üç tür suç çetesi alt-kültürü bulunmaktadır:

i. İyi entegre olmuş, bütünleşmiş toplumlarda çeteler adeta, erişkinlerin organize suçluluk faaliyetleri için staj grubudur. Öncelik kâr getiren faaliyetlere verilir ve şiddete pek az rastlanır. Buna suçlu alt-kültürü denir.

ii. Zamanla bu gruplarda uyuşturucu maddelere yönelme söz konusudur ve bu maddeleri sağlamak için para kazanmağa yönelik faaliyetlerde bulunurlar.

iii. Bütünleşmemiş toplumlarda ise bu gibi iyi organize olmuş yapı bulunmamaktadır ve gençler üzerinde zayıf bir toplumsal kontrol vardır. bu tür toplumlarda ki çete alt-kültürü aşırı davranışlar sergiler. Burada ilk amaç “saygı” sağlamaktadır. Bunun için şiddet, mal tahribi gibi davranışlarda bulunurlar. Halbuki yapısal teoriler, toplumun yapısının, sınıflararası farklılıkların suçu yarattığını savunmaktadır. Cohen de çete alt-kültürünü incelemiş ve bunları, yarar gütmeyen, olumsuz ve haince olarak tanımlamaktadır. Örneğin çalmanın nedeninin çete içinde itibar kazanmak, başkalarına üzüntü vermekten mutluluk duymak ve özellikle orta sınıf değerleri karşı çıkma olduğunu belirmektedir. Cohen çete mensuplarının kısa mutluluk peşinde olduklarını, grup dışında olanlara karşı düşmanca davrandıklarını da gözlemlemiştir. Çete alt-kültürünün oluşma nedeni olarak Cohen herkesin sosyal statü özlemi içinde olduğunu ancak bazı kimselerin toplumdaki yerleri itibarı ile bu statüye erişemediklerini söylemektedir. Örneğin alt sınıflara mensup çocukların maddi ve sembolik olanakları yoktur. Bunun sonucunda statü gerilimi yaşarlar. Bu problemin çözümünü hep birlikte arar, aralarında yeni statü kriterleri oluştururlar, yani bir suç alt-kültürü yaratırlar.


B) İlgi Odakları Teorisi


Miller’in ilgi odakları (Theory of Focal Concerns) teorisi düşük gelirlilerin suçluluğunu söyle açıklamaktadır: “Düşük gelir sınıfının kültürü suç doğurur, çünkü standartları ve ilgi odakları orta sınıfın odaklarından kaynaklanmış olan bazı hukuk normlarını ihlal etmektedir. Düşük gelir sınıfının ilgi odakları; tedirginlik, sertlik, açıkgözlük, heyecan, kadercilik, başına buyruk olma. Açıkgözlük, başkalarını atlatabilme, onları kandırarak para kazanma; heyecan, tehlike, risk, değişiklik, faal olma; kadercilik ise şansa ve talihe inanmak; başına buyruk olma ise herhangi bir sınırlamayı kabul etmemek anlamına gelmektedir. Kişi çevresiyle özdeşleşebilmek, çevresince kabul edilmek, bir statüye, prestije sahip olabilmek için bu özellikleri benimsemek zorundadır. Öte yan dan bunları yaparken suç işlemesi kaçınılmazdır.


Eleştirisi


Bu teoriler ancak sınırlı sayıda suçları açıklayabilmektedir. Sosyal bakımdan dezavantajları olmayan bireylerin niçin suç işlediğini açıklayamamaktadır. Ayrıca temel kavramlar iyi şekilde tanımlanmamış olup, kültür standartlarının nasıl oluştuğu, nesilden nesile nasıl geçtiği açıklanamamaktadır. Hatta bazı eleştirmenler, gruplar ve onların değerleri arasında temel bazı farklılıkların bulunduğu inkar etmektedirler. Alt-kültürlerin varlığını kabul edenler de, bunların zaman içinde önemli ölçüde değiştiğini söylemektedir.




1 Kullanıcı bu konuyu okuyor
0 üye, 1 misafir ve 0 gizli üye



Toplam 3 kullanıcı bu konuyu okudu.

0

#2
Kullanıcı çevrimdışı   Hale 

  • Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.
  • Grup: Yönetici
  • Mesaj sayısı: 40.278
  • Kayıt tarihi: 11-Eylül 07
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Forum İtibarı: 240
Mükemmel
Otel ve Pansiyon Rehberiniz Otel, Pansiyon, Tatil, Gezi, Seyahat ve Konaklama Rehberiniz Bütçenize uygun, keyifli bir tatil için size gezi, seyahat ve konaklama tavsiyeleri: Otel Tanıtımları, Pansiyon Tanıtımları, Tatil Tavsiyeleri, Konaklama Tavsiyeleri, Ülke Tanıtımları, Seyahat Alternatifleri, Şehir Tanıtımları, Tarihi Eserler, Antik Kentler



Suç




Hukuk nizâmı içinde, cezâlandırılmış fiil, hareket; ahlâka ve dîne aykırı davranış. Hukûkun bir târifi de, “adâlete hâdim bir beşerî hayat nizâmı” şeklindedir. Cemiyetle hukuk birbirinin ayrılmaz parçası olduğundan, hukuksuz beşerî hayat tasavvur edilemez.

Suç; adâlete, dolayısıyle cemiyete yönelmiş bir sosyal tehlikedir.

Hukuk düzeni; bu tehlikenin önüne geçmek için suç, tehlike olarak nitelendirilen fiillere müeyyide uygular, cezâlandırır. Sâdece hukuk değil, hukûkun kaynaklarından olan örf ve ahlâka aykırı olan fiiller de suçtur. Ancak şu farkı belirtmek gerekir. Hukuk, insanların ictimâî, müşterek hayâtını hâricen tanzim eden, zorlayıcı kurallardır. Buna karşılık örf, ilgililerinÊarzu ve ihtiyaçlarına terk edilmiş konvansiyonel (uyuşmaya dayanan) bir nizamdır.

Fakat örfün de tesirli bâzı zorlayıcı vâsıtaları vardır. Meselâ, efkârı umûmîyenin (kamuoyunun) bir şeyi boykot etmesi gibi. Ahlâkî kıymet hükmünün hakîkî hâkimiyet sahası ise insan rûhudur, iç âlemidir. Çocuğun ıslah evine kapatılarak özel bir ihtimâma tâbi tutulması, onun iç âleminin çığırından çıkmış olması sebebiyledir. Buradan anlaşılıyor ki, hukukun dışa dönüklüğü karşısında ahlâk daha ziyâde içe dönüktür. Günümüz hukukçuları arasında revaçta olan görüşe göre, cemiyetin teşekkülünde rol oynayan en önemli faktör suç ve cezâlardır. Bu görüşe göre insanlar, suçu cezâlandırma yetkisinin fertler üstü bir kuvvete (devlete) verilmesi için aralarında bir sosyal ve siyâsî sözleşme yaparak cemiyeti kurmuşlar, böylece ferdî hayattan ictimâî hayâta geçmişlerdir.

Teknolojiyle birlikte yeni suç çeşitleri meydana çıkmıştır. Bâzı hukuklarda cezâ hukûkuyla ahlâk ve din kuralları içiçedir. Günümüz lâik devletlerindeyse cezâ hukuku müstakil olmuştur. Ancak yine de ahlâk ve dînin kuralları cezâ hukûkuna yansımıştır.

Günümüz hukûku anlayışında, suçla bozulan barış ve sükûnun devamlı olarak sağlanması şu iki esâsın aynı zamanda gözetilmesi ile mümkündür:


1. Cezâ ve meniyet tedbirleri yalnız başlarına suçları önlemek ve sayılarını azaltmak için yeterli değildir. Yapılacak şey, kriminolojik araştırmalar yoluyla suç doğurucu faktörleri keşfetmek ve bunları uygun bir tedbirle ve icraat mekanizmasıyla ortadan kaldırmaktır.

2. Cezâ, suça ve suçluya karşı, toplumun ve devletin beğenmediğini belirtmesi îtibâriyle lüzumlu ve faydalıdır. Ancak cezâda sâdece bir ızdırap verme fonksiyonunu görmek ve yalnızca bunu aramak hatâdır. Cezâ, ödetici maksadın yanında, yapıcı gâyeler tâkip ettiği takdirde, gerçek anlamıyla, sosyal barış ve sükûnu sürekli sağlayabilecek bir biçim almış olur.



Günümüz Türk Hukûkunda Suç



Türk hukûkunda suç şu şekilde târif edilmiştir: İsnat yeteneğinde olan bir kişinin kusurlu irâdesinin meydana getirdiği icrâî veya ihmâlî bir hareketin sonucu olan, kânunda yazılı tipe uygun, hukûka aykırı ve müeyyide olarak bir cezânın uygulanmasını gerektiren fiil. Suçu, diğer hukûka aykırı fiillerden ayıran, bir fiili suç hâline sokan şeylere suçun unsurları denir. Bir hareketin suç sayılması için şu unsurların bulunması gerekir:


1. Kânûnîlik: Bir fiilin suç olabilmesi için, kânunun açıkça bu fiili suç olarak nitelendirmesi gerekir. Nitekim, Türk Cezâ Kânunu madde 1’de: “Kânunun açık olarak suç saymadığı bir fiil için kimseye cezâ verilemez.” hükmü konmuştur. 1982 Anayasasının 38. maddesinde şu şekilde geçmiştir: “Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kânunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezâlandırılamaz.”

2. Hukûka aykırılık: Cezâyı gerektiren bir fiilin yürürlükteki hukuk tarafından meşru sayılmamasıdır.


Şu hallerde hukûka aykırılık yoksa, cezâ verilmez:

a) Hakkın icrâsı:
Hakkın icrâsı sonucu teşekkül eden suç, hukûka uygun olduğu için cezâ görmez. Misâl: Anne babanın çocuğu üzerinde tedip hakkı vardır. Doktorların tıbbî müdâhaleleri sonucu uzuv kesme veya ölüm olsa, ilmî usüllere uyulmuşsa suç yoktur.

b) Mağdurun rızâsı: Bâzı suçların cezâlandırılmasında mağdurun rızâsı önemli rol oynamaktadır. Hakâret suçunda mağdurun rızâsı hukuka aykırılığı dolayısiyle suçu kaldırır.

c) Vazifenin ifası: Kânunen yapmakla yükümlü olduğu bir fiili işleyen kimse, fiil bir suç teşkil etse bile, hukuka aykırılık söz konusu olmadığından cezâlandırılamaz.

d) Meşrû müdâfaa: Hayâta, mala, ırz ve nâmusa yapılan haksız tecâvüzlere karşı savunma meşrûdur. Meşrû müdâfaa için, haksız bir tecâvüz olmalı, başka türlü tecâvüzü def etmek imkânı bulunmamalı, müdâfaa tecâvüzün sınırlarını aşmamalı, tecâvüz hâlen mevcut olmalıdır. Bu şartlarda kendisinin veya başkasının can, mal, ırz ve nâmusu için mütecâvize karşı suç işleyene bir şey gerekmez.

e) Izdırar hali: Zor durumda kalmak demektir. Suçu ortadan kaldırır. Bunun için zarûretin başka yolla giderilmesi imkânı bulunmamalı, ölüm tehlikesi bulunmalı, zarûret miktarını aşmamalı, başkasını muztar hâle sokmamalı, başkasının helâkine sebep olmamalıdır.


Suçlar, unsurlarının bulunma derecesine, onu işleyenlerin adedine, birlikte işlenmelerine, işlenme müddetlerine göre değişik şekillerde adlandırılmıştır:


1. Tam suç- Teşebbüs hâlinde kalan suç: Tam suçta fâil, fiili işlemeye yönelik bütün hareketleri tamamlamış ve istediği sonucu elde etmiştir. Teşebbüs hâlinde kalan suçta ise, fâil fiili işlemek için harekete geçmiş olup, istediği sonucu elde edememiştir. İcra hareketinin bitirilememiş olması hâlinde nâkıs teşebbüs; icrâ hareketi bitirilip de, istenen sonucun meydana gelmemesi hâlinde tam teşebbüs durumunda kalan bir suç işlenmiş olur.

2. Âni suç mütemâdî suç: Âni suç işlemesiyle birlikte sonuçlanmış olur. Bir adamı silâhla yaralamak gibi. Mütemâdi suçta ise, bir anda bitmeyip devamlılık vardır. Bir şahsı kânunsuz tutuklamak gibi.

3. İcrâî suç- İhmâlî suç: İcrâî suçta fâil kânunen yapılmaması gereken bir harekette bulunur. Öldürme, yaralama, yağma gibi. İhmâlî suçta ise kânunen yapılması gereken hareketi yerine getirmez. Kazânın olmaması için gerekli tedbirleri almamak gibi.

4. Basit suç- İtiyâdî suç: Suç bir defâ işlenir. İtiyâdî suçsa fâilde alışkanlık meydana getirir. Genellikle müessir fiil ve hareket gibi suçlar basit suç, hırsızlık ve kaçakçılık gibi suçlar itiyâdî suçlardır.

5. Tesâdüfî suç- Kasdî suç: Fâilin önceden işlemek niyeti olmadığı halde, karşılaştığı âni durumun tesiriyle işlediği suç tesâdüfî suçtur. Uğradığı bir hakârete öfkelenip, hakâret edeni yaralamak gibi. Kasdî suçta ise fâil suçu işlemeye daha önce karar vermiş ve işleyeceği suçu plânlamıştır. Taammüden (kasten) adam öldürmek gibi.

6. Meşhut suç- Meşhut olmayan suç: Fâilin suçu işledikten hemen sonra veya işlerken yakalanmasıdır. Hırsızın olayı işlerken veya çalıp giderken, bekçi tarafından yakalanması gibi. Meşhut olmayan suçta ise, suçlu ancak suç olayından sonra yapılan bir araştırma, soruşturma veya tâkip sonucu ortaya çıkarılabilmektedir.

Suç eşyâsı: Suça konu olan, vâsıta olarak kullanılan eşyâ. Bunları almak, bulundurmak suçtur.

0

#3
Kullanıcı çevrimdışı   Hale 

  • Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.
  • Grup: Yönetici
  • Mesaj sayısı: 40.278
  • Kayıt tarihi: 11-Eylül 07
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Forum İtibarı: 240
Mükemmel

Suç Ve Suçlu Psikolojisi





Suçluluk Duygusu

Kişinin ahlaki, dinî kuralları çiğnediğini sezmesi sonucu bilinçli veya bilinçsiz olarak kapıldığı ve kendisiyle ilgili değer yargılarını sarsan duygu, suçluluk hissi.




İnsan Nasıl Bir Varlıktır?
insan, Kurallar ve Toplum
Suç Nedir?
Suçluluk Nedir?
Suçlu Kimdir?
Suçluluğun Psiko-Sosyal Nedenleri
Sonuç ve değerlendirme


1-İnsan Nasıl Bir Varlıktır?



• İnsan hem bağımsız, özgür ve özerk olma ve hem de toplumsal olma gereksinimleri olan bir varlıktır. Bir taraftan birey olmaya çalışırken öte yandan diğer insanlarla birlikte olmayı ister. Bireysel olma ile toplumsal olma arasında kendine özgü bir denge kurmaya çaba gösterir. (Farklı ve benzer olma)

• Farklı yaklaşım ve görüşler bulunsa da genel olarak insanın nasıl Bir insan olduğu onun en yakın çevresinden başlayarak içinde bulunduğu toplum ve çağa özel koşullar ve insanın bunlarla etkileşimi belirler. Ancak birey bu koşulların etkisinin dışına çıkabilecek bir varlıktır da...

• İnsan olumsuz çevresel koşullarla başa çıkabilecek çabaya ve iradeye sahip aktif bir varlık olarak değerlendirilir. Genelde koşulların etkisinde sürüklenen pasif bir varlık değildir. Fırsatlar verildiğinde olumsuz çevreye karşı çıkabilecek güçtedir.

• Uygun koşullarda yaşama fırsatları verilirse kendini geliştirebilen, kendi koyduğu amaçlar uğruna kendini gerçekleştirmeye uğraşan bir varlıktır.

• Yaygın olarak bilinen, yararlanılan ve eleştirilen Maslow’un Gereksinim Tabakalaması Teorisine göre insanların en temel yaşamsal gereksinimlerinden en gelişmiş kişisel büyüme ve gelişme gereksinimlerine doğru sıraya göre düzenlenmiş beş temel gereksinimleri vardır.

1-Kendini gerçekleştirme
2-Kendine saygı, değer ve güven
3-Ait olma, sosyal gereksinimler ve sevgi
4-Güvenlik, barınma ve korunma gereksinimi
5-Fiziksel varlığını devam ettirme gereksinimi


İnsan 5.den 1.
ye bu gereksinimlerini karşılamaya yönelen bir varlıktır. Ancak bazen bu gereksinimleri karşılama sırası değişebilir.

• İnsan zihni (bilişi), aldığı bilgiyi inceleme, ilişkilendirme, problem çözme, değerlendirme, düşünme, seçme gibi çeşitli bilinçli ve mantıklı işlevler yapma özelliğine sahip olduğu kadar farkında olmadığı bilinç dışı süreçlerin de etkisinde bulunur.

• İnsanın diğer insanlarla ilişkisinde sosyal algı konusu önem taşır. İnsan diğer insanları ve sosyal olguları algılarken kendi geçmiş deneyimi, içinde bulunduğu koşullar ve bireysel yönelimlerinin etkisi altında kalarak değerlendirmeler yapar ve yanılsamalarda bulunur.

• İnsan doğumdan ölüme yaşamı boyunca benlik kavramını oluşturmaya çalışır. İnsanın içinde bulunduğu koşullar ne kadar buna fırsat tanır özellikte ise benlik kavramı ve bireyin özsaygısı da o denli gelişmiş olur.

• İnsan yaşam boyunca birbirini izleyen değişik gelişim dönemlerinden geçerek kendini çevresi ile etkileşim içinde oluştururken her dönemin kendine özgü özellikleri ve sorunları vardır. Ancak insan yaşamında çocukluk ve gençlik yıllarının farklı bir önemi vardır. Bu dönemlerde yaşanan olumsuz yaşam deneyimlerinin etkisi daha çoktur.

• Olumsuz çevre koşulları altında yetişen birey bundan nasibini alır. Ancak bu etki değişmez bir kader değildir.

• Bireye sağlanan sosyal destek ne kadar erken olursa olumlu etkisi de o kadar yüksek olur.


2-İnsan Kurallar Ve Toplum


• Birey toplumla insan olur, toplumla varlığını gerçekleştirir. Ama insan bu kendini gerçekleştirmenin bedelini kendini sınırlayarak öder. Bir yanda ‘ben’, bir yanda ‘ötekiler’, yani toplum...

• İnsan kendine kural koyan, normlar, ölçütler yaratan tek canlıdır. Kurallar koyar, diğer insanlarla ortak davranış biçimleri oluşturur, ortak değerler ve semboller yaratır. Onları adet, töre, gelenek, ahlak, din, hukuk kurumları olarak kuşaktan kuşağa aktararak sürekliliklerini sağlar.

• İnsan yaşamının her evresinde toplumsal, dinsel, hukuksal kurallara uymak için kendini zorlar. Çünkü kurallar çoğu kez bireysel güdüler ile çelişir. Bu nedenle bunları sıklıkla bozmaktadır. Toplum yaşamı sanki benler ile kuralların bir çatışma alanı ve aynı zamanda gönüllü ya da gönülsüz bir uzlaşmasıdır.

• Her toplumsal kurallara karşı çıkış ve onlardan ayrılış ya toplumun kendiliğinden tepkisiyle (kınama, ayıplama,gülünç bulma, aşağılama, dışlama) ya da örgütlü güçlerin yaptırımı ile (kanunlar, yönetmelikler) insanın karşısına çıkar.

• İnsan kural koyduğu yasa yaptığı gibi, bunları bozar,değiştirir, geliştirir de. Kuralı koyan da insan, bozan da...Toplumda uyum ve uzlaşmayı sağlamak olduğundan, toplum değişip geliştikçe, yeni koşullar ve gereksinmeler ortaya çıktıkça kurallar yasalar da değişip geliştirilir.

• Toplum değişme ve gelişme halindedir. Bilimsel ilerleme ve teknolojik gelişmeler yaşama koşullarını değiştirmekte,buna karşılık gelenek, töre, ahlak, din, hukuk gibi kurumlar bu değişime daha yavaş uyum sağlamaktadır.

• İnsanlık tarihi, iyi-kötü, doğru-yanlış, yargılarının, suç kavramının, davranış kalıplarının, toplumun somut yaşama koşulları tarafından belirlendiğine ve değişebilirliğine örnekler sergilemektedir. Örneğin bazı toplumlarda hırsızlık, çocuk öldürme, yamyamlık gibi davranışlar övülmeye değer sayılırken, diğerlerinde cezalandırılırlar. Yine bazı ilkel toplumlarda kız çocuklarının öldürülmesi ve ihtiyarlarla sakatların diri diri gömülmeleri toplumsal açıdan kabul edilebilir davranışlar olarak görülür.

• İyi-kötü, doğru-yanlış davranış kalıpları, değer yargıları, ahlak anlayışı, suç kavramı toplumdan topluma değişmektedir. Mutlak değil görecelidir. Çağımızda da toplumlar çeşitli uygarlık düzeylerinde yaşamakta, farklı ahlak anlayışları, farklı gelenekler, hukuk sistemleri ve değişik yönetim biçimleri ile varlıklarını sürdürmektedirler.

• Kohlberg’in Ahlak, Töre Gelişimi kuramına göre insanın yaşamında birbirini izleyen üç ahlak gelişim dönemi vardır. Okul öncesi çocuklar kuralların ana babaları tarafından konulduğunu ve değişmez olduğunu düşünürler. Suçun büyüklüğünü değerlendirirlerken suçlunun amacını dikkate almazlar. İlk okul döneminde toplumsal kurallar öğrenilir ve büyük önem taşır. Yasa ve kurallar anlayışı gelişir. Ergenlik ve gençlik döneminde ise toplumsal kontratlar ve bireysel ahlak anlayışı gelişir. Toplumlarca kabul görmüş evrensel insan hakları anlayışı gelişir. Ancak bu ahlak anlayışı gelişiminde bireysel ve toplumsal farklar vardır. Ahlak anlayışı öğrenilmiştir.


3-Suç Nedir?


1. -
Suç, insanın sosyal bir varlık olması ve bireyin toplumla çatışması nedeniyle eskiden beri varolan ve gelecekte de sürecek bir olgudur.

2. -İnsan, toplum içinde yaşayarak, kendini denetleyerek ve sınırlayarak toplumun bir üyesi olurken bir taraftan kültürün, uygarlıkların gelişmesine katkıda bulunurken öte yandan toplumca kabul edilmeyen davranışların da ortaya çıkmasına yol açar.

3. -Suç bir tür hastalık mıdır? Her toplumda görülen toplumsal kurallara, kanunlara karşı davranışlar yüzyıllar boyunca düşünürleri, yöneticileri, hukukçuları ve bilim adamlarını yakından ilgilendirmiştir. Geçmiş tarihsel zamanlarda suçu ruhun bir hastalığı olarak düşünmüşlerdir. Orta çağlarda ise suç, şeytani bir davranış ve kötü ruhların etkisiyle ortaya çıkan bir eylem olarak görülmüştür. Bazı eski düşünürler suçu bir hastalık olarak görürken diğerleri suç nedenlerini bireyin dışında toplumsal çevrede, yoksulluk, ekonomik sorunlar, değişimler gibi toplumsal koşullarda aramışlardır.


4-Suçluluk Nedir?

• Suçluluk, kişiyi toplum halinde yaşayan öteki bireylerin karşısına çıkaran bir çatışmanın ürünüdür. Ceza hukukunun verdiği tanıma göre suç, Yasanın cezalandırdığı harekettir. Suçlu, ;Ceza yasasına göre suça neden olan bir birey olarak açıklanır. Suçluluk tanımı birbirinden çok farklı olguları kapsar.

Biletini ödemeden otobüse binen de, hırsızlık yapan ve adam öldüren de suçludur. Suçluluk bireyin çevresi ile etkileşimi içinde oluşur. Ayrıca suçluluk Hukuki ya da ahlaki kuralların bozulması olarak ta tanımlanır. Küçük ya da büyük bir sosyal grubun üyeleri tarafından iyi yararlı diye kabul edilmiş bulunan inançların, geleneklerin, adet, ve törelerin, kurumların dayandıkları kurallara aykırı olarak işlenmiş bulunan anti-sosyal bir davranış suçluluk olarak değerlendirilir. Bir davranış veya eylem, belirli bir ülkenin ve dönemin adet, gelenek, töre ve düşünceleriyle çelişki halinde bulunursa suç niteliği taşır.

• Suç kavramı, Ceza Hukukunda tanımlandığı gibi yasanın Cezalandırdığı hareket olarak ele alınamayacak kadar karmaşık ve çok yönlüdür. Suçluluğa psikolojik, sosyolojik, ekonomik, ve hukuksal yönleri kapsayacak bir anlayışla bakmak gerekir.


5-Suçlu Kimdir?


• Suçlu çocuk ve genç yoktur, suça itilmiş çocuk ve genç vardır. Psikoloji de yıllar boyu yapılan araştırmalar göstermiştir ki özellikle gelişme çağlarında insanın içinde yaşadığı koşulların onun nasıl bir insan olacağını, kişiliğini büyük ölçüde etkilemektedir. Bu nedenle suçlu kimdir değerlendirmesini yaparken bireyin suçluluğunu yalnız onun bireysel bir durumu olarak değerlendirmek içinde yetiştiği olumsuz toplumsal koşulları göz ardı etmek, bu günün bilimsel anlayışına göre olanaksızdır. Bu nedenle suçluluğun değerlendirilmesinde bu durumu hazırlayan olumsuz toplumsal çevrenin de dikkate alınması gerekir.


6-Suçluluğun Psiko – Sosyal Nedenleri


• Bireyin gelişimi, nasıl bir kimlik oluşturduğu yoğun olarak çocukluk ve gençlik yıllarında biçimlenir. Sosyalleşme süreci küçük yaşlardan başlayarak yetişkinliğe kadar sürer. Daha sonra da yavaş yavaş gelişimini sürdürür. Böylece insan toplumun bir üyesi olmaya yönelir. Bu dönemde yaşanan olumsuzluklar bireyin kimlik oluşumunu olumsuz yönde etkiler.

• Bu gelişim süreci içinde çocuk ana baba ile özdeşleşmek sevilen ebeveyn gibi olmak, ona benzemek, onu örnek almak ister. Sevilmeyen örnekler ret edilir. Böylece birey kişilik özelliklerini oluşturur.

• Ergenlik ve gençlik döneminin insan yaşamında önemli bir yeri vardır. Genç bedensel ve cinsel büyük değişimler yaşar, zihinsel olarak ta bunları farkına varmaya başlar. Hızlı bir bilişsel gelişim de yaşanır. Ana babasından ve diğer yetişkinlerden bağımsızlaşma, yetişkin olma çabasıdır bu... Ancak henüz yeterli donanımlara sahip değildir. Eğer genç, baskı altında ve bağımsızca davranmayı desteklemeyen bir ortamda yetişmişse, aile ve yetişkinler yerine diğer grupların etkisine hiç sorgulamadan kolaylıkla katılabilir. Böylece kendi kimliğini ispat etmeye çalışır.
• Sosyal etki ve uyma davranışı, Suç ve suçlulukta önemli rol oynayabileceği düşünülen bir sosyal psikolojik olgudur. Bilimsel araştırmalar insanların çeşitli ortamlarda grubun etkisine ve otoriteye karşı duramadıklarını,kendi görüşlerini grubun etkisi doğrultusunda değiştirdiklerini göstermiştir. Bu durum bireyin bireyleşme derecesine ve çeşitli ortamsal etkenlere göre farklılaşmalar göstermektedir.

• Yine yapılan bazı araştırmalara göre insanın çevresinden tecrit edilmesi ve farklı bilgi ve görüşler yüklenmesi yoluyla tüm bilişsel yapısı değiştirilebilir. Ancak böyle bir durumda etkilenmelerde bireysel farklılıklar vardır. Gençlerin ve bağımsız kimlik gelişimini kazanamayanların ve eğitim düzeyi düşük kişilerin daha çok etkilenmesi beklenir. (beyin yıkama)

• Aile Ortamı, bireyin gelişimini etkileyen en yakın ve en etkili gelişim ortamıdır. Toplumsal doğru ve yanlışlar, örf, adet ve gelenekler öncelikle aile aracılığı ile birey tarafından öğrenilir.

• Bu alanda yapılan bilimsel araştırmaların sonuçlarına göre iki ana özellik bireyin olumlu gelişimini sağlamada önemli bulunmuştur. Bunlar sevgi ve denetim özellikleridir. Çocuğa sevgisini ifade eden ve yaşa özel bir biçimde giderek serbestleştiren bir rehberlik sağlayan ana baba tutumu ile yetişen bireylerin birçok araştırmada pek çok gelişim özelliği açısından daha olumlu bir konumda oldukları görülmektedir.

• Aşırı disiplinli, sevgisiz ve soğuk aile ortamlarında büyüyen çocuklarda ise çeşitli psikolojik sorunlar çok daha yüksek düzeyde bulunmuştur. Özellikle suçlu çocuk ve gençlerin aileleri araştırıldığında soğuk, ilişkisiz ve ilgisiz aile ortamları bulunmuştur. Aile ortamı açısından çocuğu suça iten aşırı disiplin kadar ilgisiz, soğuk mesafeli tutumların da önemli olduğu bilinmektedir.

• Çocuğun gelişiminde son derece olumlu rol oynayan demokratik, denetimli sıcak aile ortamının bazı özellikleri şöyle sıralanmaktadır. Çocuğa baskı ve zor uygulanmaz, kurallar onunla tartışılabilir, kurallar ve nedenleri açıklanarak ona benimsetilmeye çalışılır, Çocuğun aile kararlarında yaşına uygun bir biçimde yer alması sağlanır, ona seçim özgürlüğü tanınır, çocuğun görüşleri istekleri dikkate alınır, sıcak, sevgi veren, ilgili, cevap verici bir tutum sergilenir, ondan sorumlu olgun davranışlar talep edilir, kültürel ve ortak etkinliklere katılım sağlanır, değer verme ve önemseme, iletişim kurma, olduğu gibi kabul etmeye önem verilir, çocuğun bağımsızlığı ve özerkliğini geliştirmesi desteklenir, eğitim standartları konulur ve onlara yönelmesi desteklenir. Bu tür aile ortamlarında yetişen çocukların kendine güvenli, kendi kendini denetleyen, enerjik, neşeli, sorunlarla baş edebilen, arkadaşlarıyla ve yetişkinlerle iyi ilişkilerde olan, amaçlı, başarı yönelimli, bağımsız ve özerk özellikler gösterdiği görülmüştür. Ayrıca bu tür ortamlarda yetişen bireylerde suç ve suçluluğa rastlanmamaktadır.

• Ailenin eğitim düzeyi, gelir düzeyi gibi etmenler de suçlulukla ilişkili bulunmuştur.

• İnsanın saldırganlık özelliğini geliştirerek yetişmesi de suç ve suçluluk davranışı ile ilişkili bulunmaktadır. Bireyin gelişimini engelleyen, amaçlarını ve onu kısıtlayan, cezalar ile sınırlayan olumsuz ortamlar saldırganlık kişilik özelliğinin gelişimine zemin hazırlar. Ayrıca aile ortamında saldırganca davranan ebeveyn örnekleri bunu daha da kuvvetlendirir.

• Birey olma ve bireyleşme ilk gelişim yıllarında yoğun olarak yaşanabilecek bir gelişim sürecidir. İnsanın özerk bir birey olmasını destekleyen ortamlarda suça eğilim azalacaktır. Ebeveynlerin çocuklarında itaat etme ve söz dinleme davranışı yerine, bağımsızlığı desteklemeleri onların otomatik olarak ve sorgulamadan diğerlerinin davranışına katılan aşırı uyma davranışı göstermelerini engelleyecektir. Özellikle gençlik döneminde gençler aileden ve toplumdan bağımsızlaşma, mantık yürütme, toplumu ve yetişkinleri eleştirme özellikleri gösterirler. Özerk ve bağımsız olmaları özendirilmiş gençlerin, daha bireysel olup bu dönemde önemli rol oynayan akran gruplarının daha az etkisi altında kalması beklenir.

• Ailenin yanı sıra okul ortamı da bireyin gelişiminde ve suçluluk davranışında önemli rol oynar. Benzer şekilde okul ortamının da sevecen, ceza ve baskı uygulamayan, birey olmayı geliştiren bir ortam yaratması suçluluğu azaltıcı rol oynayacaktır.

• Bireyin suça yönelmesinde toplumun sosyo ekonomik koşulları, hızlı toplumsal değişimler ve göçler de önemlidir. Araştırmalar hızlı sosyal değişimlerde, savaşlarda, ekonomik bunalımlarda ve toplumların karmaşıklaşması ile suç oranlarında artışlar gözlemlemişlerdir.


7-Sonuç Ve Değerlendirme


Suç işleme ve suçluluk doğuştan bir kişilik özelliği değildir. Suçlu, büyük ölçüde olumsuz gelişim koşullarında yetişmiş, insan olarak hak ettiği değer ve özeni almamış bir kişidir. Suç işleyenlerin sorumluluğu büyük ölçüde çevresel ve toplumsal koşullardadır.

Bu nedenle suçluları dışlamak, onlara düşmanca duygular beslemek ve onlardan nefret etmek yerine onları anlamak, onları ileri yıllarında topluma kazandırma yoluyla suçların azaltılmasına katkıda bulunmak toplumsal kurumların sorumluluğu ve görevi olmalıdır.

0

#4
Kullanıcı çevrimdışı   Hale 

  • Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.
  • Grup: Yönetici
  • Mesaj sayısı: 40.278
  • Kayıt tarihi: 11-Eylül 07
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Forum İtibarı: 240
Mükemmel
Suçluluk Duygusu Üzerine Analiz



Suçluluk duygusu yanlış bir hareket yaptığını düşünen insanın kendini affedememesinden kaynaklanır. Burada önemli olan, bireyin yanlış yaptığına dair inancıdır. Yanlışın bireye veya başkalarına olumsuz etkisinin olmuş veya olmamış oluşu, yada diğer kişilerin bireye incinmiş yada incinmemiş oluşu hiç önemli değildir.

Söz konusu yanlış, sadece düşünce yada duygu seviyesinde de olabilir. Yapılan yanış bir iş için kendinizi suçlarsınız çünkü kendinizi affedemezsiniz.Bu tecrübeyi geçmişte bırakıp hayatınıza devam edemezsiniz. Zaman zaman herkes kendini suçlu hisseder, ancak bazı insanlar bu duyguyu daha sık deneyimler. Ne zaman hata yapsalar,uzun süre bu hatayı unutamaz ve bu nedenle kendilerini çok kötü hissederler.


Eğer kendini sık sık suçlu hisseden kişilerden biriyseniz muhtemelen aşağıdaki özelliklerin bir veya birkaçına sahipsiniz demektir.



• Kendine güvensizlik

• Mükemmelliyetcilik

• Kızgınlık duygularını atamamak

• Affedememek

• Depresif olmaya eğilim

• Endişe halleri

• Daima kontrollü olma ihtiyacı

• Bu özellikler kişiyi suçluluk duygusuna ittiği gibi suçluluk duygusu da kişiye bu özellikleri getirir. Bu bir fasit dairedir.



Suçluluk duygusunu yenebilmek için bazı öneriler:


Güvendiğiniz bir kişi ile yaptığınıza inandığınız hatayı paylaşabilirsiniz. Hatanızı paylaştığınız zaman, belki de yaptığınızın o kadar da korkunç bir şey olmadığını fark edeceksiniz.


• Eğer kendine güven sorunları yaşıyorsanız, kendinizin affedilmeye değer bir insan olduğunuzu tamamen anlayıncaya kadar kendine güven konusu üzerinde çalışmanız gerekebilir.

• Depresyonunuz varsa bu sorunu çözmeye çalışınız.

• Mükemmelliyetcilik ve daima kontrollü olma ihtiyacı, suçluluk duygusunu yenebilmenizin önünde duran en önemli engellerdir. Bu eğilimlerden kurtulmaya çalışınız.

• Neden kendinizi suçlu hissettiğinizi anlayamıyorsanız, anılarınızı yazmaya başlayın. Bunun suçluluk duygusunun sebebini bulabilme konusunda çok yararı olacaktır. Sebebi bulursanız kendinize şunu sorun.

Kendimi neden affedemiyorum? Kendimi affedebilmek için ne yapmalıyım? Kendimi suçlu hissetmek benim için ne gibi bir amaca hizmet ediyor? Bana ne kazandırıyor?

• Hataların hayatımızda çok önemli bir yeri olduğunu hepimizin bilmesi gerekiyor. Hata yaparak öğreniriz. Suçluluk duygunuzun sebebini kavradığınız zaman, bu tecrübenin size ne öğrettiğini çıkartmaya çalışın. Eğer herhangi bir şey öğrenmediğinizi düşünüyorsanız, düşünmeye devam edin.

Bu hatadan ne öğrenebileceğinizi bulmaya çalışın. Mükemmel olmak zorunda olduğunuzu mu düşünüyorsunuz? O nedenle mi kendinizi affedemiyorsunuz? Aynı hatayı başka birisi yapmış olsa ona ne söylerdiniz?

• Suçluluk duygusundan bir günde kurtulabilmek muhtemelen mümkün değildir. Eğer suçluluk duygusu yaşamaya eğilimli bir kişiyseniz, düzenli olarak bu problemi nasıl aşabileceğiniz konusu üzerinde çalışınız. Suçluluk duygusundan kurtulduğunuzda nasıl bir yaşamınızın olacağını,neler hissedeceğinizi hayal etmeye çalışınız. Geçmişi geride bırakabilmek, kabullenme ve affetme kavramları üzerinde çalışınız.

0


Tek sayfa
  • Yeni bir konu açamazsınız
  • Bu konuya cevap yazamazsınız


"[Sosyoloji] Suç Nedir? | Suçlar - Suç Nedenleri - Suç Teorileri - Suç Ve Suçlu Psikolojisi - Suçluluk Duygusu" İçin Anahtar Kelimeler (Keywords)
Konuyu ziyaret eden ziyaretçilerimizin Google arama motorunda kullandıkları anahtar kelimeleri içermektedir.

Google (221), Google (24), sosyolojide suç - Google'da Ara (9), Google (7), suç teorileri - Google Search (4), suç nedir çocuk suçluluğu - Google'da Ara (4), suçluluk psikolojisi - Google'da Ara (3), sosyolojide suç - Google'da Ara (3), sosyolojik suç - Google'da Ara (3), SOSYOLOJİ+YAPISALCI TEORİ - Google'da Ara (3), sosyolojik açıdan suç nedir - Google\'da Ara (3), suç nedenleri - Google'da Ara (3), Google Custom Search (2), toplumsal suç sebepleri - Bing (2), Google (2), suç sosyolojisi nedir - Google\'da Ara (2), Not Available (1), Not Available (1), toplumsal suç örnek fotğrafla - Bing (1), Not Available (1), suç nedir sosyoloji - Google\'da Ara (1), Not Available (1), Not Available (1), sosyolojik olarak suç nedir - Google\'da Ara (1), sosyolojik açıdan suç - Bing (1), sosyolojik açıdan suç nedir - Google\'da Ara (1), suç nedir - Bing (1), sosyolojide tanımlı suç türleri - Google\'da Ara (1), suç nedir sosyoloji - Google\'da Ara (1), sosyolojik olarak suç - Google\'da Ara (1), Not Available (1), sosyoloji ve suçluluk - Bing (1), sosyolojide suç konusu - Google\'da Ara (1), Not Available (1), Not Available (1), Not Available (1), Not Available (1), suç nedir sosyoloji - Google\'da Ara (1), Not Available (1), suc sosyolojisi vikipedi - Google\'da Ara (1), Not Available (1), Not Available (1), sosyolojide suç nedir - Google Search (1), Not Available (1), suçun nedenleri - Bing (1), Not Available (1), kohlbergin kehaneti - Bing (1), Google (1), suç sosyolojisi nedir - Google\'da Ara (1), suç nedir sosyoloji - Google\'da Ara (1), Not Available (1), Google (1), Not Available (1), Google Custom Search (1), Not Available (1), Not Available (1), Not Available (1), Not Available (1), sosyolojik olarak suç nedir - Google\'da Ara (1), suçluluk psikolojisi nedir - Google\'da Ara (1), suç sosyolojisi için arama sonuçları | Mynet Arama (1), suç sosyolojisi için arama sonuçları | Mynet Arama (1), reactance theory karikatür - Google\'da Ara (1), suç nedir sosyoloji - Google\'da Ara (1), suç sosyolojisine giriş için arama sonuçları | Mynet Arama (1), [Sosyoloji] Suç Nedir? | Suçlar – Suç Nedenleri – Suç Teorileri – Suç Ve Suçlu Psikolojisi – Suçluluk Duygusu | Eğitim Kütüphanesi ™ Felsefe, Sosyoloji ve Hukuk (1), suç sosyoloji - Google\'da Ara (1), suç sosyoloji — Yandex: 54 milyon sonuç bulundu (1), suç teorileri - Google\'da Ara (1), suç nedir sosyoloji - Google\'da Ara (1), suç sosyolojisi için arama sonuçları | Mynet Arama (1), Sosyolojik suç nedir - Google Arama (1), suç nedir sosyoloji - Google\'da Ara (1), toplumsal yap teorisi ve suç - Google\'da Ara (1), MERTONUN ANOMİK DURUMA GÖTERDİĞİ TEPKİLER NELERİR - Google\'da Ara (1), uzmantv çocuk psikolojisi kızlara benzeme - Google\'da Ara (1), suç nedir sosyoloji - Google\'da Ara (1), sosyoloji ve suç - Google\'da Ara (1), sosyolojide suç - Google Search (1), suç nedir sosyoloji - Google\'da Ara (1), sosyolojide suç konusu - Google\'da Ara (1), eğitimde yoksulluğun genç yetişkinliğe etkisi ile ilgili powerpoint sunumlar - Google\'da Ara (1), suçluluk teorileri - Bing (1), dijital cezalarile ilgilikanunlar - Bing (1), suçun nedenleri - Google\'da Ara (1), sosyoloji suc - Google\'da Ara (1), sosyoloji suc - Google\'da Ara (1), emile durkeim sosyolji.comhakkinda neler dusunuyor - Google\'da Ara (1), sosyolojik suç kuramları suç fırsatı ve - Google\'da Ara (1), sosyoloji suç - Google\'da Ara (1), sosyolojide suç - Google\'da Ara (1), sosyoloji suç - Google\'da Ara (1), suç ve nedenleri - Bing (1), Suç sosyolojisi nedır - Google\'da Ara (1), suç nedir sosyoloji - Google\'da Ara (1), sosyolojik açıdan suç tipleri - Bing (1), suç sosyolojisi - Google\'da Ara (1), sanal direnme teorisi reactance - Google\'da Ara (1), suç sosyoloji - Google\'da Ara (1), suç sosyolojisi nedir - Google Search (1),

"[Sosyoloji] Suç Nedir? | Suçlar - Suç Nedenleri - Suç Teorileri - Suç Ve Suçlu Psikolojisi - Suçluluk Duygusu " ile Benzer Konular
İnsan Psişesi Nedir?
0 Yanıt - 3.145 Görüntülenme
Rüya Nedir
0 Yanıt - 2.486 Görüntülenme
Nesli Tükenenlerin Yok Olma Nedenleri
0 Yanıt - 51.227 Görüntülenme
Fikir Nedir?
0 Yanıt - 2.098 Görüntülenme
Yamaçparaşütçülüğü Nedir? | Tarihçesi - Türkiyede'ki Uçuş Bölgeleri - Yamaçparaşütü Yapabilmek İçin Fiziksel Koşullar
2 Yanıt - 2.556 Görüntülenme