Kadim Dostlar ™ Forum: İlk Çağ Felsefesi Ve Doğu Bilgeliği | Antik Çağ Felsefesi - Okulları - Antik Çağ Felsefesi Filozofları - Kadim Dostlar ™ Forum

İçeriğe atla

Yalnızca 1 dakikanızı ayırıp sitemize üye olduğunuzda, içinde daha az reklam bulunan temamızı kullanabilirsiniz ...

Aradığınız konuya ulaşamadınız mı ? Problem değil, arama Özelliğimizi Kullanabilirsiniz
GoogleKadim Dostlar Özel Arama
Facebook Sayfamıza Üye Olabilir ve Güncel Site İçeriğinden Kolayca Haberdar olabilirsiniz
Sitemize reklam vererek, sitelerinizi veya ürünlerinizi tanıtabilirsiniz
-------------------
Kurumsal Çözümler Uzmanı Erkan Okur
İnformatik: Mühendislik ve PLM Çözümleri



Tek sayfa
  • Yeni bir konu açamazsınız
  • Bu konuya cevap yazamazsınız

İlk Çağ Felsefesi Ve Doğu Bilgeliği | Antik Çağ Felsefesi - Okulları - Antik Çağ Felsefesi Filozofları Konuyu Oyla: -----

#1
Kullanıcı çevrimdışı   zeynep 

  • asena öldü yaşasın zeynep
  • Grup: Özel Dost
  • Mesaj sayısı: 861
  • Kayıt tarihi: 11-Eylül 07
  • Gender:Female
Forum İtibarı: 1
Henüz Tanınmıyor



İçeriği Arkadaşlarınla Paylaş

İLK ÇAĞ FELSEFESİ VE DOĞU BİLGELİĞİ

İlkçağda Felsefe, insanın içinde yaşadığı dünya üstüne edindiği bütünsel bilgiyi dile getiriyordu. Bugün de çok daha geniş kapsamlı bir şekilde aynı anlamı içeriyor. Bugün bildiğimiz anlamdaki Felsefeyi ilk olarak ortaya koyanlar eski Yunanlılar olarak biliniyorsa da, antikçağ Yunanlılarından çok önce eski Mısır, Mezopotamya, İran, Çin ve Hint uygarlıklarında felsefenin temelini oluşturan düşünceler ileri sürülmüştür. Her ne kadar Felsefe tarihçileri ilk filozof olarak, dünyanın sudan yapılmış olduğu varsayımını ileri süren Thales’i gösteriyorlarsa da gerçek felsefe tarihi İ.Ö 15.YY.’da İran’a kadar uzanır. Antikçağ Yunan ve Roma kültürlerini içine alan, İ.Ö 8.YY. başlayıp, İ.S 5.YY.’da sona eren aşağı yukarı bin yıldan biraz daha fazla süren bir tarih aralığının ürünüdür.
Oysa Mısır, Mezopotamya, İran, Çin ve Hint kültürleri tarih olarak çok daha eskidir. Şunu kabul etmek gerekir ki, Doğu da Felsefe, antikçağdan çok önceleri başlamıştır. Felsefeyi Doğu ve Batı Felsefesi olarak ikiye ayırırsak, Doğudaki Hint, Çin, ve İran felsefeleri tüm felsefe tarihinin beşiğini oluşturur.
Antikçağ Felsefesi sadece İ.Ö 8.YY.’da başlayıp, İ.S 5.YY.’da sona eren Yunan ve Roma kültürlerini kapsar. Mısır felsefesi tarih olarak 3.YY’a kadar, Çin felsefesi İ.Ö 4. YY’a kadar uzandığı halde Hint ve İran felsefeleri İ.Ö.15.YY’a kadar uzanabilmektedir. Bu da gösteriyor ki, felsefe tarihi insanlık kadar eskidir. Felsefe insanın düşünmeye başladığı tarihe kadar uzanır.

Antikçağ Yunan ve Roma Felsefelerine, Klasik İlkçağ da denir. Antikçağ Felsefesinin ayırıcı niteliği, düşünce tarihinde ilk kez “Bilmek İçin Bilmek” amacının güdülmüş olmasıdır. Eski Mısır, Çin Hint gibi felsefelerdeyse “Uygulamak İçin Bilmek” amacı güdülmüştür ki aslında çok daha yararlı ve günlük yaşam pratiklerine uygundur.

Doğulu Felsefeciler günümüz modern bilim adamlarının dikkatini çektiği gibi, bilgiyi eylemsel yararlılık için aramışlardır. Bu yüzden hala Kadim Doğu Bilgelik Okullarının temel bilgilerine ihtiyaç duymaktayız ve yeni fiziğin kuantum anlayışı düzeyindeki modern fizikçileri fizikte yaptıkları her modern devrimin, kadim bilgelik okullarının Batılı okulların bilgileriyle örtüştüklerini söylemekteler… Felsefeciler bilmek için bilmenin insan düşünce sistemine daha yararlı olduğunu düşünerek iki felsefe anlayışı arasında bir paradoks yaratıp, günümüz insanının zihinsel gelişimine yararlı oldular.
Çağdaş düşüncenin en geçerli felsefe soruları antikçağda ortaya atıldı. Antik felsefede; Anaximenes,Pythagoras, Empedokles, Heraklaitos, Sokrates, Platon, Aristoteles gibi spiritüel felsefeleri ele almış filozoflar vardır. Sıra ile bu filozofların felsefelerini gözden geçirerek günümüz sorularının yalnız bize ait olmadığını tarihin küçük bir aralığından yeniden gözlemleyebiliriz. Tıpkı bir atom fizikçisinin Cern Laboratuarında atom altı parçacıkları gözlemleyerek onların dalga veya parçacık haline geçmelerine neden olan gözlemci gibi… Sevinçle ve isteyerek!

Noetıc Scıence Instıtute tarafından yayımlanan Modern Bilimin Yeni Metafiziksel Temelleri (New Metaphysical Foundations of Modern Science) adlı kitap bilimin geleceğini tartışmak açısından önemli ölçüde yardımcı olmaktadır. Kitap, birçok bilim dalından bilim adamlarının ve filozofların deneme yazılarını içermektedir. Bu kişilerin tümü, bilimin gerçekliğinin doğası hakkındaki kesin tavırlarını, insan deneyiminin, ihmal edilmiş veya reddedilmiş önemli alanlarına, özellikle de şuurla ilgili fenomenlere götürdüğünden yeniden gözden geçirilmesinin acilen gerekliliği konusunda aynı inancı paylaşmaktadır. Bu kitabın 392.inci sayfasında Willis Harman diyor ki: ”Modern bilimsel dünya görüşü, doğal olarak çatlamıştır. Bireylerin ve toplumların refahı için hayati olan yolda yanlış yöne sevk edilmektedir ve beşeri medeniyetin gelecekteki yaşamı için yeterli değildir.”

Felsefe ve felsefenin tüm kolları da işte bu noktada önem kazanır. Bilim felsefesi adını verdiğimiz branşın ne tür bir yeni görüş sunduğunu doğru anlayabilmek için eski (kadim) ve klasik felsefenin ne söylediğini kısaca bilmenin çok yararı vardır. Bu temel üzerine kurulan ve bugünkü batı düşüncesi adıyla adlandırılan çağdaş düşünceyi doğuran düşünce sistemi doğu ve batı bilgeliği arasındaki iki ayrı uçtan oluştu. İncelendiğinde göreceğiz ki ilkçağdan bu yana bütün felsefelerde aranan tamlık yok. Hepsi bir bütünün ayrı bir bölümünü olağanüstü bir güzellik ve incelikte anlatmışlar. Bir halk deyimi ile, ‘karanlıkta bir fil tanımlamışlar; herkes filin bir yanını tutup, ‘işte işte bu fil!’ demiş.



1 Kullanıcı bu konuyu okuyor
0 üye, 1 misafir ve 0 gizli üye



Toplam 2 kullanıcı bu konuyu okudu.

0

#2
Kullanıcı çevrimdışı   Hale 

  • Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.
  • Grup: Yönetici
  • Mesaj sayısı: 40.151
  • Kayıt tarihi: 11-Eylül 07
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Forum İtibarı: 240
Mükemmel
Otel ve Pansiyon Rehberiniz Otel, Pansiyon, Tatil, Gezi, Seyahat ve Konaklama Rehberiniz Bütçenize uygun, keyifli bir tatil için size gezi, seyahat ve konaklama tavsiyeleri: Otel Tanıtımları, Pansiyon Tanıtımları, Tatil Tavsiyeleri, Konaklama Tavsiyeleri, Ülke Tanıtımları, Seyahat Alternatifleri, Şehir Tanıtımları, Tarihi Eserler, Antik Kentler


Antik Çağ Felsefesi



Antik Çağ felsefesi, İ.Ö.700'lü yıllardan başlayıp İ.S.500'lü yıllara, yani Orta Çağ'a kadar uzanan tarihsel dönemdeki felsefe tarihini kapsar.


Antik Yunan ve Roma kültürlerinde süregelen felsefe eğilimleri ve öğretilerinden oluşur. Klasik İlkçağ felsefesi olarak adlandırılması da sözkonusudur. Bu dönem İlkçağ felsefesinden, Yunan ve Roma kültürlerine bağlı olmalarıyla ayrıştırılır. Böylece bilgi için bilgi gibi bir felsefe geleneğine geçilmiş olduğu varsayılır; bilgi burada gündelik yaşamdaki kullanılabilirliğinin ötesinde kendi başına bir değer ya da sorundur. Bu nedenle Batı felsefesi olarak adlandırılan felsefe geleneği kendisini Antik Çağ felsefesine dayandırır. Çağdaş ya da modern denilen düşünce biçiminin ve felsefe tarzının embriyon halinde bu dönem felsefe geleneğinde ortaya konulduğu varsayılmaktadır. Antik Çağ filozofları, bilginin anlamını, doğruluğun ne olduğunu, erdemin ne anlama geldiğini, evrenin ve yaşamın anlamını sorgulamışlar ve felsefi soruları şekillendirmişlerdir.


Okullar


Elea Okulu, Milet Okulu, İyonya filozofları, Atomculuk, Sofistler, Kuşkucular, Stoacılık, Atina Okulu, Hellenistik dönem gibi adlandırmalar Antik Çağ felsefesi içinde yer alan felsefe eğilimlerini için kullanılmaktadır. Ancak farklı felsefe tarihlerinde bu sınıflandırmalar farklı şekillerde yapılabilir; felsefe tarihinde nasıl bir ölçü kullanıldığı konusuna bağlıdır sınıflandırma ve adlandırmalar.



forum




Filozoflar

Bu çağın filozofları arasında şu isimler sayılabilir:


• Thales
• Anaximandros
• Anaximenes
• Pythagoras
• Demokritos
• Gorgias
• Empedokles
• Heraklitos
• Parmanides
• Elealı Zenon
• Sokrates
• Plotinos
• Platon
• Aristoteles

0

#3
Kullanıcı çevrimdışı   Hale 

  • Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.
  • Grup: Yönetici
  • Mesaj sayısı: 40.151
  • Kayıt tarihi: 11-Eylül 07
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Forum İtibarı: 240
Mükemmel
Antik Çağ Felsefesi



İlk çağ felsefesi deyince, dar anlamında Yunan felsefesi ile bu felsefeden doğmuş olan Hellenizm-Roma felsefesi akla gelir.

Belli bir tarih dönemini adlandıran İlkçağ kavramı, bilindiği gibi, geniştir: Bu dönem, ilk yazılı belgelerle başlar ve İsa’dan sonra 476 yılında Batı Roma İmparatorluğunun çöküşüne kadar sürer. Bu uzun zaman aralığında da, birçok kültürler doğup gelişmiştir. Uzakdoğu ve Hint kültür çevrelerini bir yana bırakırsak, yalnız Akdeniz çevresinde başlıcalarını sayalım: Mısır, Mezopotamya (Sümer, Akad, Babil, Asur), Hitit, Fenike, Yahudi, Yunan, Pers, Roma, Kartaca kültürlerini buluruz. İlkçağ kavramı, bütün bu kültürleri içine alır.

Bugün bildiğimiz anlamdaki felsefeyi ilk olarak ortaya koyan, yaratan eski Yunanlılar olmuştur. Böyle bir felsefe, Klasik İlkçağ ya da Antik Çağ adı verilen, yalnız Yunan ve Roma kültürlerini içine alan, İsa’dan önce 8. yüzyılda başlayıp, İsa’dan sonra 5. yüzyılda sona eren, demek ki bin yıldan çok. süren bir tarih aralığının ürünüdür. Bundan dolayı, İlkçağ felsefesine Antik felsefe de denilir. Buna göre, Antik felsefe denilince: Yunan felsefesiyle, bundan türemiş olan Hellenizm ve Roma felsefesi anlaşılır.

İsa’dan önce 6. yüzyılda Yunanlılar için kutsal gelenek çağı kapanmaya yüz tutmuştu: Din ve geleneğin çizdiği dünya görüşü sarsılmış, bunun yerini, tek kişinin kendi aklı, kendi görgüleriyle kurmaya çalıştığı bilime dayanmak isteyen bir tasarım almaya başlamıştı.

İşte felsefenin adını da, kendisini de 6. yüzyılın Yunan kültüründeki bu gelişmeye borçluyuzdur.
Bugün bizim de kullandığımız felsefe deyimi, Yunanca philosophia sözcü-günden gelir. Felsefe, philosophia’nın Arapça da aldığı biçimdir. Türkçe’ye de Arapça üzerinden bu biçimde girmiş. Philosophia bileşik bir sözcüktür, iki sözcükten kurulmuştur: philia ile sophia’dan. İlki sevgi, ikincisi bilgelik, geniş anlamıyla bilgi demektir. Buna göre philosophia: bilgiyi, bilgeliği sevme de-mekti.

Platon’un öğrencilerinden Herakleites Pontikos’un söylediğine göre, philo-sophia deyimini ilkin Pythagoras kullanmış. Pythagoras kendine philosophos (filozof) dermiş. Çünkü, ona göre sophia, bilgelik, eksiksiz doğru yalnız tanrılara yakışır; insana ise ancak philosophia, yani bilgeliği sevmek, dolayısıyla ona ulaşmaya çalışmak yaraşır.

Herakleides Pontikos’un bu bildirdiğinin doğru olduğuna inanmak pek güç. Burada sophia ile philosophia birbirinin karşısına öyle bir biçimde konu yor ki, bu karşılaştırma — ilerde göreceğimiz gibi — Sokrates ile Platon’un Sofistlerle savaşmalarını pek andırıyor. Gerçekten de, Sokrates ile Platon, kendi bilgisizliklerini bilmelerini, yani neyi bilmediklerini bilmelerini gerçek bilginin kaynağı sayıyorlar, bunun karşısına da Sofistlerin şişirme, temelsiz bilgilerini koyuyorlardı. Herakleides Pontikos, philosophia deyimini 11km Pythagoras’ın, hem de bu anlamda kullandığını ileri sürerken, öğretmeni Platon’da gördüğü bu karşılaştırmanın çok etkisinde kalmışa benziyor.

Ama, Herakleides Pontikos’un söyledikleri tarih bakımından doğru olmasa bile, philosophia deyiminin o sıralarda kazandığı anlamı çok güzel dile getiriyor: Buna göre, philosophia durup dinlenmeden bilgiyi, doğruyu arama işidir. Düşünme ile olsun, deney ile olsun, burada varılmak istenen şey: doğrudur, hakikattir. Felsefe, doğruya varmak ister, bunun için uğraşır; eldekilerini bu amacı bakımından boyuna ayıklar, eleştiren bir süzgeçten geçirir. Kısaca: philosophia bilgi bir sevmedir, ona varmak özleyişiyle yoluna bir düşmedir, onu elde etmek için bir çabadır.
Bunun karşısında: bu bilgeliğin, sözde eksiksiz olarak, elde bulunduğuna inanma var. Bu da, akıl ve gözlemden çıkarılmamış olan, olduğu gibi benimsenen bir inanç ancak.

Felsefenin adını olduğu gibi, kendisini de, 11km eski Yunan’da buluyoruz. Isa’dan önce 6. yüzyılda, o zaman İonia adı verilen bölgede (Aşağı yukarı bugünkü Izmir ve Aydın illeri ile karşılarındaki adalar) birtakım düşünürlerle karşılaşıyoruz ki, bunlar yapıtlarına peri plıyseos (Doğa üzerine) karakteristik adını veriyorlar. Bu yapıtlar, doğanın, evrenin bilimsel bir tablosunu çizmek için yapılmış olan ilk denemelerdir, dolayısıyla da, dini bir dünya tasarımından ayrılan ilk felsefe yazılarıdır. İşte İonia’da bulduğumuz bu gelişme ile Yunan felsefesi başlamış oluyordu. Nitekim, göreceğiz, bu gelişme bizi sonra dosdoğru Platon ile Aristoteles’e, Yunan felsefesinin bu iki doruğuna ulaştıracaktır.

İonia’da karşılaştığımız bu gelişmeden önce, hiçbir yerde bu çeşit düşünceler, bu çeşit yazılar bulamıyoruz. Hint kültürünün çok derin düşünceleri saklayan ünlü Upanişad’ları bile sıkı sıkıya dine bağlıdırlar. Bunlarda da doğa üzerine birtakım görüşler var. Ama bunlar, İonia düşünürlerinin yazılarında olduğu gibi, doğanın önyargılardan uzak, özgür kalarak bir araştırılması olmayıp, din açısına bağlı kalarak yapılmış yorumlardır.

Yunan felsefesini Doğu’dan gelen etkilerden türetmek denemeleri yapılmıştır. Bu denemelerin daha İlkçağ sonlarında yapıldığını görüyoruz: Yahudiler, Yeni pythagorasçılar, Yeniplatoncular ile Hıristiyanlar Yunan felsefesinin kökünün Doğu’da olduğu savını yaymışlardır: Örneğin, 1.8. 2. yüzyılda yaşamış olan Numenios adında bir Yeni pythagorasçı “Platon, Attika diliyle konuşan Musa’dan başka bir şey değildir” demiştir. Ayrıca Elealılarda Hint, Pythagorasçılarda Çin, Herakleitos’da Pers, Empedokles’de Mısır, Anaxagros’da Yahudi dininin etkileri olduğu ileri sürülmüştür. Günümüze kadar sürüp gelmiş olan bu denemeler, bazı bakımlardan haklıdırlar, ama pek çok zorlamalara da kaçmaktadırlar. Çünkü varlıkların özü, yapısı üzerine Özgür bir düşünce olan Yunan felsefesi, Doğu dinlerinden alınma çeşitli tasarımlarla açıklanamaz. Bunu bilgi konusunda açık olarak görebiliriz: İlk Yunan düşünürleri, birtakım bilgilerini elbette Doğu’dan almışlardır; bu arada, özellikle geometri bilgilerini Mısırlılardan, astronomi bilgilerini de Babillilerden edinmişlerdir.

Ama,

Yunanlıların Doğu’dan aldıkları bu bilgileri, bu bilme gereçlerini işleyiş ve değerlendirişlerinde, Yunan düşüncesinin, başka hiçbir yerde bulamadığımız başarısını çok açık olarak görebiliriz. Mısır geometrisi pratik-teknik gereksemelerden doğmuştu: Ülke için hayati önemi olan Nil’in yıllık taşmalarını düzenlemek, bunun için kanallar açmak zorunluluğu, bu gereksinme, Mısır geometrisini ortaya koyup geliştirmişti. Böylece doğan bu geometri, pratiğe bağlı olmaktan hiçbir zaman da kurtulamamıştır. Mısırlılar, buldukları geometri teoremlerine empirik bir yolla varmışlardı; onun içindir ki, örneğin yüzeyleri ölçmede kullanılan formüller, bugünkü geometride olduğu gibi, birtakım axiom ve tanımlara dayanan bir Sistem meydana getirmiyordu; bunlar tek başlarına, dağınık bir halde idiler, aralarında bir bağlantı yoktu. İşte Yunanlıların bu alanda ulaştıkları büyük başarı: Mısırlıların parça parça bilgilerinden bir sistem geliştirmek, yalnız teknik nitelikte olan bilgilerinden teorik bir bilim yaratmak olmuştur. Thales, Pythagoras, Eukleides, böyle bir geometriye yol açanların başında yer alırlar. 0 sıralarda Doğu’da çok ilerlemiş olan başka bir bilgi kolunda, astronomide de durum böyle: Babillilerin ünlü astronomisi, yıldızlara tapan Babillilerin dinine dayanıyordu, bu dinin ve pratiğin hizmetinde idi. Yıldızlar üzerinde yapılan inceden inceye gözlemler, güneş ve ay tutulmalarının hesaplanması, hep dini-pratik amaçlar içindi. Burada da Yunanlılar, Babillilerin zengin gözlem gereçlerinden yararlanmışlar, ama sonunda, bu pratiğin emrindeki dağınık gereçlerden Anaximandros’tan Ptolemaios’ a kadar ki çalışmalarıyla gökyüzünün bilimsel bir görünüşünü çizen bir teori kurmuşlardır.

Bütün bunlardan görüyoruz ki: Yunanlılar, doğruya ve bilgiye, doğrunun ve bilginin kendisi için yönelmiş olan bir bilimin, bir felsefenin ilk yaratıcılarıdır.. öyle bir şeyi de bilgiye, bilginin kendisi için ulaşmak istemeyi Eski Doğu’nun hiçbir yerinde bulamıyoruz. Eski Doğu kültürü, bilgi ile ya dini bakımdan ya da teknik bakımdan ilgilenir. Mısır ve Babil örneklerinde gör-düğümüz gibi. Yunan felsefesinin köklerini Doğu’da bulmak için uğraşmalar, bir yandan Doğu’nun efsanelik bir bilgeliği olduğu inancına dayanır; öbür yandan da İlkçağ sonlarında Doğu ve Yunan bilgeliklerini geniş bir dini felsefi sinkretizm içinde karıştırıp eritmek eğiliminden ileri gelmiştir denilebilir.
İlkçağda filozof tipini de yalnız Yunanistan’da bulabiliyoruz. Bir yandan ha-yatının en yüksek ereğini bilgide bulan, bilmek için yaşayan; öbür yandan, edindiği bilgileri yaşamasına temel yapmak isteyen filozof denilen bu insan tipi ancak Yunanistan’da var.

Bir Thales, bir Protagoras, bir Empedokles, böyle bir insan için tipik örneklerdir. Eski Doğu kültürlerinin hepsinde bulduğu-muz bir kurum, Tanrı ile kul arasında aracılık eden, dolayısıyla gizli, esrarlı birtakım güçlere sahip olduğuna inanılan kapalı rahipler kastı, Yunanistan’da hiçbir zaman olmamıştır. Burada din adamı yerine araştırıcıyı, düşünürü buluyoruz. Bu düşünür tipi de, büyük bir saygının konusudur. Pythagoras ve başkalarında gördüğümüz gibi, bu düşünürlerin adı, zaman zaman başka ulusların peygamberleri, ermişleri gibi bir efsaneye bürünür. Bu düşünürler, hiç olmazsa başlangıçta, okul ile akademi arasında bir şey olan bir çevrenin ağırlık merkezidirler. Burada, öğretmek ve öğrenmek için, birlikte bilimsel çalışmalar yapmak için birleşilmiştir; bu çevreler, birer bilim derneği, birer bilim tarikatı gibi bir şeydirler. Bu dönemin düşünürleri, siyaset alanında da önder rolünü oynarlar. Başlangıçlarda bulduğumuz bu filozof tipinden sonra, yavaş yavaş, bir yandan: hayattan çok kendi düşünce dünyasına çevrilmiş olan bir bilgin, bir araştırıcı, bir derleyici tipi — Anaxagoras, Demokritos, en sonra da Aristoteles’de gördüğümüz gibi — öbür yandan da: daha çok hayata yönelmiş bir pratik filozof, bir yaşama sanatçısı, bir eğitici tipi gelişmiştir:

Sokrates, bu tipin, bütün İllkçağ için en büyük örneği olacaktır. Yunan felsefesinin ancak son döneminde, Batı’nın bilimi ile Doğu’nun dini kültlerinin karşılaştıkları bu dönemde, daha çok din coşkusu ile dolu, kurtuluşu öğütleyen tipi görüyoruz.

Bu söylenenleri göz önünde tutarsak, yani bugünkü anlamında bilim ve felsefenin beşiğinin eski Yunanistan olduğunu düşünürsek, Yunan felsefesinin büyük önemi kendiliğinden belli olur. Yunan düşüncesi, bilim ve felsefeyi yaratan özelliği ile, sıradan bir tarihi araştırmanın konusu değildir. Avrupa kültürünün, bütün Batı kültür çevresinin kurucu düşüncelerinin, bugüne kadar süregelen başlıca ilkelerinin kaynağı burası olduğu için, üzerinde çok önemle durulmaya değer.
Yalnız pratiğe yarayan bilgileri toplamada, yalnız din gereksemesini besle-yen hayal gücüyle yüklü tasarımlarla yetinmeyen Yunanlılar, temellendirilmiş, bir birlik içinde derlenip toplanmış bilgilere varmaya çalışmışlardır. Onun için Yunan felsefesinin tarihi, ilk planda Batı biliminin doğuşunu görmek, öğrenmek demektir. Ama Yunan felsefesi tarihinden, bir de, tek tek bilimlerin meydana gelişlerinin tarihini öğrenebiliyoruz. Çünkü düşüncenin mitolojiden ve günlük yaşayıştan çözülmesiyle başlayan bilimin, kendi içinde de yavaş yavaş ayrılmalar başlamıştır. Bilgi gereçlerinin birikmesi ve organik olarak bölümlenmesi yüzünden, başlangıçta yalın ve kapalı bir birlik olan bilimden, giderek, tek tek bilimler ayrılıp, az veya çok, kendi başlarına gelişmeye koyulmuşlardır.

Felsefenin eski Yunan’da sözü geçen bu başlangıçları, onun sonraki, bugüne değin süren gelişmesi için başlıca bir ölçü olmuştur. Yunan felsefesi, elindeki öyle pek geniş olmayan bilgi gereçlerini bilimsel olarak işlemek için gerekli kavram kalıplarını araştırıp bulmuş, pratik-dini kaygılardan bağımsız kalarak dünya üzerine olabilecek hemen hemen bütün görüşleri ortaya koya-bilmiştir. Antik düşüncenin özelliği ile tarihinin öğretici önemi işte buradadır. Batı kültür çevresinin bugünkü dünya anlayışı da, dilleri de Antik felsefenin varmış olduğu sonuçlarla yüklüdür, bu sonuçlardan yoğurulmuştur. Yunan felsefesi, Batı kültürü dünya görüşünün, bu görüşe dayanan başarıların bir ana kaynağıdır.

Yukarıda, Antik felsefe ile Yunan felsefesi deyimlerini, yer yer, eşanlamda kullandık. İlkçağın Yunan ve Roma tarihlerini içine alan dönemine Antik Çağ denildiğine göre, Antik felsefenin de Yunan ve Roma felsefelerini kapsaması gerekir. Ama Yunan felsefesi yanında başlı başına olan bağımsız olan bir Roma felsefesinin sözü olamaz. Çünkü, göreceğiz, Romalılar felsefeye yeni, özgün denebilecek pek bir şey katamamışlardır; düşünceleri, hemen hemen Yunanlıların çizdiği yolda yürümüştür. Öbür yandan, İskender’in seferleriyle, Yunan kültürü Akdeniz’in doğusuna, ta Asya’nın içerlerine kadar yayılmıştı. Hellenizm (Doğu Akdeniz çevresinin hellenleşmesi, kültürce Yunanlılaşması) denilen bu süreçte, tabii, Yunan felsefesi de Doğu’ya ulaşmış ve böylece Doğu Akdeniz’de, en önemlisi İskenderiye olan yeni bilim merkezlerinin kurulmasına yol açmıştı. Bu dönemin başlıca düşünürleri, Grekçe yazan Doğululardı. Burada da temel Yunan felsefesidir; ancak, içine, kökleri Doğu’da olan birçok düşüncenin karıştığı bir Yunan felsefesi.


Yunanlıların siyasi tarihinde üç dönem vardır. Bunlara paralel olarak Yunan kültür tarihinde de üç dönem ayırabiliriz: Siyasi hayatlarının ilk döneminde Yunanlılar, ayrı boylar, bağımsız şehirler halinde, aralarında sıkı politik bir bağlılık olmadan yaşamışlardır. Bu ilk dönemde, düşünce hayatı da felsefe de, birbirinden oldukça bağımsız olan ayrı ayrı merkezlerde gelişmiştir. Buralarda aynı zamanda siyasi bir rol de oynayan düşünürler sivrilip bir felsefe geleneğinin ilk temellerini kurmuşlardır. Bu dönemin sonlarına doğru gezici birtakım öğretmenlerin ortaya çıktıklarını, felsefe bilgilerini şehirden şehire taşıdıklarını görüyoruz. Pers savaşlarının kazanılması Yunanistan’ın siyasi hayatında ikinci dönemi açmıştır. Bu dönemde Yunanlılar aralarında az-çok siyasi bir birliğe ulaştıkları gibi kültür bakımından da bir birliğe varmışlardır. Atina’nın bulun-duğu Attika bölgesinin Yunan kültür hayatında önder duruma geçmesi bu dönemde olmuştur. Bu arada Atina’da meydana gelen iki büyük felsefe sistemi Platon felsefesiyle Aristoteles felsefesi, kendilerinden sonraki zamana, ta günümüze değin, yön verici bir etkide bulunmuşlardır; öyle ki, bu etki olmaksızın Batı düşüncesini tasavvur etmeye imkan yoktur. Aristoteles, İskender’in öğret-meni idi. İskender’in seferleriyle de Yunan siyasi hayatının üçüncü dönemi başlamış (Hellenistik dönem), bu arada Yunan düşünce hayatı yeni merkezler kazanmış, bunların karşısında Atina, yavaş yavaş önemini yitirmiştir.


Dışarıdan bakıldığında, Yunan felsefesi böyle bir gelişme geçirmiştir. Bu felsefenin ele alıp işlediği konular bakımından gelişmesini görmek istersek, şunu buluruz:


1. İlk döneminde Yunan felsefesi hemen hemen bütünüyle dış doğaya, cisimlerin dünyasına yönelmiş olan bir doğa,felsefesidir.

2. Bundan sonra insana karşı uyanan ilgi klasik dönemin geniş sistemlerine yol açmıştır. Bu sistemlerde Tanrı, insan ve doğa, bir düşünce bağlantısı içinde kavranmak istenmiştir.

3. Aristoteles’in kendi felsefesiyle okulunda gelişen ve biriken çok zengin bilgi kadrosu, tek tek bilimlerin bağımsızlığına her bilgi kolu üzerinde ayrıca çalışmalara yol açmıştır. Bundan sonra, her şeyi, bütün konuları içine almak isteyen bir sistem yerine: aralarında gittikçe ayrımlaşan bilimlerin bir karmaşası geçmiştir. Felsefe kendini bu bağlantıdan ayırmış, onun payına dünya ve hayat görüşleriyle ilgili genel sorunlarla uğraşmak düşmüştür. Aristoteles’ten sonraki felsefe, her şeyden önce, doğru yaşayışı gösterecek, gönülleri doyuran bir dünya görüşüne ulaştıracak yolu arayan bir öğretidir. Bu özelliği ile de, az veya çok pratik bir felsefe, aydınlar için de dinin yerine geçen bir felsefe olmuştur. Bu gelişme, Antik felsefenin son dönemine bir geçittir.

4. Bu son döneminde Antik felsefeye gittikçe daha çok dini öğeler karışmıştır. Bunların arasında Doğu’dan gelenleri de vardır: Bu arada Hint ve Mısır dinlerinin birtakım görüşleri, bazı Antik düşünürlere özlenilen örnekler gibi görünmüştür. En sonunda, yığınların din gereksemesini daha iyi karşılayan Hıristiyanlığın ortaya çıkmasıyla bu dönem de kapanmış, böylece Antik felsefe de sona ermiştir.


Felsefe, varolanlar üzerinde bilinçli, planlı bir düşünmeden doğmuştur. Öteden beri cevapları yalnız dinden, mythostan edinilen birtakım sorunlar, bir zaman gelip de eleştiren bir düşünmenin ve gözlemenin konusu yapılınca, felsefe tarihi de başlamıştır.

Bu soruların başında da: Varolanların kökeni, dolayısıyla evrenin (kosmos’un) meydana gelişiyle insanın bu dünyadaki yeri ve ödevinin ne olduğu soruları gelir.

Bilimsel-felsefi görüşün dini görüşten ayrılıp doğması, tabii, birdenbire, hiç geçitsiz olmamıştır. Nitekim bir yandan Yunan doğa filozoflarının ilk düşünme denemelerine birçok mitolojik öğenin karıştığını görüyoruz; öbür yandan da, en eski filozofların “doğa üzerine” adını taşıyan yapıtlarıyla mythoslar ve Tanrı masalları arasında bir ara basamağı buluyoruz: Bu ara basamak da eski ozanların theogonia’ları (Tanrıların doğuşu) ile kosmogonia’larıdır (Evrenin doğuşu). Bunlarda tanrıların, yarı tanrıların, insanların meydana gelişi üzerine birçok şeyler anlatır. Aristoteles, Metafizik’inin birinci kitabında, ilk felsefe tarihi denemelerinden biri olan bu taslakta, bu “En eskilerin”, yani eski ozanların, bu konular üzerinde eski filozoflardan daha önce düşünmüş olduklarını, yalnız, bilimsel olarak değil de, dine bağlı kalarak düşündüklerini söyler.

0


Tek sayfa
  • Yeni bir konu açamazsınız
  • Bu konuya cevap yazamazsınız


"İlk Çağ Felsefesi Ve Doğu Bilgeliği | Antik Çağ Felsefesi - Okulları - Antik Çağ Felsefesi Filozofları" İçin Anahtar Kelimeler (Keywords)
Konuyu ziyaret eden ziyaretçilerimizin Google arama motorunda kullandıkları anahtar kelimeleri içermektedir.

Google (23), Google (20), ilk çağ felsefecileri - Google'da Ara (11), eski insanların dünyanın şekli hakkındaki düşünceleri - Google'da Ara (8), İLK ÇAĞ FELSEFESİ DERS NOTLARI VİDEO ANLATIM - Google'da Ara (6), ilk çağ insanlarının yaşam şekilleri - Google'da Ara (6), eski çağlardaki insanların yaşam şekilleri - Google'da Ara (5), dünyanın şekli ile ilgili görüşler öne süren bilim adamları - Google'da Ara (5), dünyanın şekli ile ilgili görüşler öne süren bilim adamları - Google'da Ara (4), 8. VE 12. YÜZYIL BATI FELSEFECİLERİ - Google'da Ara (4), antikçağda bilim ve bilim anlayışı - Google'da Ara (4), ilkçağ felsefe okulları - Google'da Ara (4), ilkçağ felsefe tarihi ders notları - Google'da Ara (3), ilk çağ insanlarının yaşam şekilleri - Google'da Ara (3), dünyanın şekli ile ilgili görüşler öne süren bilim adamlarının isimleri - Google'da Ara (3), ilk çağ insanların dünya ile ilgili düşünceleri - Google'da Ara (3), ilk çağda hindistan - Google'da Ara (3), ilk çağ insanlarının yaşam şekilleri - Google'da Ara (3), antik çağ bilim adamları - Google'da Ara (3), İlk Çağ Felsefesi Ve Doğu Bilgeliği | Antik Çağ Felsefesi – Okulları – Antik Çağ Felsefesi Filozofları | Eğitim Kütüphanesi ™ Felsefe, Sosyoloji ve Hukuk (2), ilk çağda doğu tarihcileri - Google\'da Ara (2), ilkçağ felsefesinde toplum görüşleri ppt - Google'da Ara (2), antik cag felsefesi dersnotlari - Google\'da Ara (1), doğu felsefe okullarının bize anlattıkları - Bing (1), doğu felsefe okullarının önemi - Bing (1), Arama V9 (1), Arama V9 (1), Arama V9 (1), Ilk çağ felsefecilerinin eğitim düşüncesi - Google\'da Ara (1), ilkçağ felsefesi ile ilgili resimler - Bing (1), ilk çağda dünyanın şekli ile ilgili görüşler - Google Search (1), ilk çağ uygarlıklarında felsefeciler - Bing (1), (1) hukuk felsefesi - Web Search Results (1), antikçağda bilim ve felsefe - Google\'da Ara (1), yaşama filozofları - Bing (1), 302 Moved (1), Not Available (1), Google-Ergebnis für http://img140.imageshack.us/img140/92/23784271.jpg (1), Yeniden Yönlendirme Bildirimi (1), Yeniden Yönlendirme Bildirimi (1), Yeniden Yönlendirme Bildirimi (1), Google Afbeeldingen resultaat voor http://img140.imageshack.us/img140/92/23784271.jpg (1), http://img140.imageshack.us/img140/92/23784271.jpg için Google Görsel Sonuçları (1), http://img140.imageshack.us/img140/92/23784271.jpg için Google Görsel Sonuçları (1), ilk çag felsefesi filozofları - Bing (1), Yeniden Yönlendirme Bildirimi (1), Yeniden Yönlendirme Bildirimi (1), felsefede kuşkucular kimlerdir - Bing (1), Yeniden Yönlendirme Bildirimi (1), ilk çağ filozoflar - Bing (1), eski çağ felsefecileri - Bing (1), felsefede okullar - Google\'da Ara (1), Web Search Results (1), mısır felsefesi - Bing (1), yunan ve doğu felsefesi - Yahoo! Turkey Arama Sonuçları (1), orta çağ felsefecileri - Bing (1), ilk çağ insanlarının yaşam şekilleri - Google\'da Ara (1), DOĞU FELSEFECİLER - Google\'da Ara (1), ilkçağ felsefecileri - Google'da Ara (1), eski çağdaki okullar resimli - Bing (1), ilkçağ felsefecilerinde toplum görüşleri ppt - Google'da Ara (1), ilkçağ felsefecilerinde toplum görüşleri ppt - Google'da Ara (1), fizikte temel ve türemiş büyükler - Bing (1), ilk çağ felsefesinde okullar - Google\'da Ara (1), ilkçağ felsefe okulları - Bing (1), Yahoo! 404 - Page Not Found (1), Arama V9 (1), ilk cag da dogu felsefesi - Google\'da Ara (1), eski çağ insanların yaşam biçimleri - Google\'da Ara (1), eski çağdaki filin adı - Yahoo! Turkey Arama Sonuçları (1), ESKİ ÇAĞLARDA OKULLAR - Google\'da Ara (1), ilk çağın yaşama şekli - Google\'da Ara (1), eski çağ konulu filmler - Google\'da Ara (1), ilk çağda yaşam - Google\'da Ara (1), eski çağ insanlarının dünya hakkındaki görüşü - Google\'da Ara (1), ilkçağ müzik aletleri - Google\'da Ara (1), ilkçağ felsefesi filozofları - Google\'da Ara (1), doğu felsefecileri - Google'da Ara (1),

"İlk Çağ Felsefesi Ve Doğu Bilgeliği | Antik Çağ Felsefesi - Okulları - Antik Çağ Felsefesi Filozofları " ile Benzer Konular
Hint Felsefesi
0 Yanıt - 1.184 Görüntülenme
Çin Felsefesi
0 Yanıt - 1.032 Görüntülenme
Mısır Felsefesi
0 Yanıt - 878 Görüntülenme
Antik Yunan Filozofları : Arşimed | M.Ö. 287 - 212 yılları arasında yaşamış Yunan matematikçi, fizikçi, astronom, filozof ve mühendis
2 Yanıt - 11.025 Görüntülenme
Balıkesir | Antik Kent Diyarı
0 Yanıt - 3.366 Görüntülenme | "Dünyanın en güzel gökyüzüne ve en iyi iklimine sahip"