Kadim Dostlar ™ Forum: Devlet Yönetim Biçimleri | Teokrasi - Federasyon - Konfederasyon - Monarşi - Oligarşi - Cumhuriyet - Diktatörlük - Diktatör Nedir? - Kadim Dostlar ™ Forum

İçeriğe atla

Yalnızca 1 dakikanızı ayırıp sitemize üye olduğunuzda, içinde daha az reklam bulunan temamızı kullanabilirsiniz ...

Aradığınız konuya ulaşamadınız mı ? Problem değil, arama Özelliğimizi Kullanabilirsiniz
GoogleKadim Dostlar Özel Arama
Facebook Sayfamıza Üye Olabilir ve Güncel Site İçeriğinden Kolayca Haberdar olabilirsiniz
Sitemize reklam vererek, sitelerinizi veya ürünlerinizi tanıtabilirsiniz
-------------------
Kurumsal Çözümler Uzmanı Erkan Okur
İnformatik: Mühendislik ve PLM Çözümleri



Lütfen Dikkat ! ! !

Eğer açacağınız konu, Gereksiz Bilgiler Ansiklopedisi | Nedir Nasıl Neden ?, Bilimsel Gelişmeler - Sosyal ve Fen Bilimleri, Felsefe - Arkeoloji - Mitoloji ve Efsaneler veya Dünya Coğrafyası | İcatlar ve Keşifler başlıklarından birine uyuyorsa, lütfen konuyu ilgili alt bölüme açınız.
  • (2 Sayfa) +
  • 1
  • 2
  • Yeni bir konu açamazsınız
  • Bu konuya cevap yazamazsınız

Devlet Yönetim Biçimleri | Teokrasi - Federasyon - Konfederasyon - Monarşi - Oligarşi - Cumhuriyet - Diktatörlük - Diktatör Nedir? Siyasal ve Yerel Yönetim... Konuyu Oyla: -----

#1
Kullanıcı bağlı   Hale 

  • Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.
  • Grup: Yönetici
  • Mesaj sayısı: 38.472
  • Kayıt tarihi: 11-Eylül 07
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Forum İtibarı: 240
Mükemmel



İçeriği Arkadaşlarınla Paylaş

:z08: Devlet Yönetim Biçimleri



Yönetim biçimleri, devletlerin idare şeklidir. Devlet şekli cumhuriyet olan, yani halk egemenliği olan devletlerde, yönetim biçimi bununla özdeş olarak demokrasi olmayabilir. Yönetim biçimi ile devletin kuruluşunun ve milletlerin hayat tarzlarının, dünya görüşünün derin bir ilgisi vardır.

Örneğin Mustafa Kemal Paşa'nın cumhuriyeti kurarak monarşiye son vermesinde Meclis Yönetimi'ni esas alması, dünyada tek bir oluşumdur. Çünkü genellikle cumhuriyete geçen sistemlerde, diktatörlük veya ideolojik yönetimler egemendir. Bir cumhuriyetin meclise dayanması doğası gereğidir.


Yönetim biçimleri şunlardır:


• Aristokrasi
• Cumhuriyet
• Demokrasi
• Despotluk
• Federasyon
• Komünizm
• Konfederasyon
• Meritokrasi
• Monarşi
• Mutlakiyet
• Oligarşi
• Otokrasi
• Parlamenter monarşi (Meşrutiyet)
• Plütokrasi
• Teknokrasi
• Teokrasi
• Totalitarizm

• Totalitarizm

Küçük bir politik grubun önemli bütün yetkileri tekelinde toplayarak, demokratik olmayan bir biçimde, devletçilikle ve sıkı bir denetim rejimiyle toplumu yönetmesi akımı ve uygulamasıdır.

• Teokrasi

Yasama, yürütme ve yargı fonksiyonlarına ilişkin bütün devlet gücünün, ancak ilâhî kaynaklı olması halinde meşruiyet ve hukukîlik kazanacağını savunan ve bu gücün sadece Tanrı'nın yeryüzündeki vekiller tarafından kullanılabileceğini öngören teoriyi ifade eder.

• Federasyon

Birden fazla devletin kendi istekleriyle bir araya gelerek dışarıya karşı tek bir siyasal güç olarak görülmeleri ve bu amaçla kurdukları örgütün oluşturan devletlerin üzerinde olması; iç işlerinde ise, gene aralarındaki anlaşmaya göre geniş veya dar ölçüde özerk olmaları. Bu devlet içinde yaşayan çeşitli uluslar da büyük bir özerklik içinde ama aynı devlet içinde dışarıya karşı birliklerini bozmadan yaşamlarını sürdürebilirler.

• Konfederasyon

Bağımsız devletler tarafından, egemenliklerini muhafaza etmek şartıyla, ortak ve sınırlı menfaatlerini sağlamak maksadıyla, bir antlaşma ile kurulan devletler topluluğudur. Konfederasyonda, devletler ancak belli ve sınırlı maksatlarla birleşmişlerdir.

Konfederasyonu meydana getiren konfedere devletlerin devletlik vasfı, konfederasyon halinde de devam eder. Ortak menfaatlerini gerçekleştirmeye yarayacak nispette bir işbirliği yaparlar; bunun dışında müstakil devlet sıfatlarını, hak ve vazifelerini tamamıyla korurlar.

• Monarşi

Bir hükümdarın devlet başkanı olduğu bir yönetim biçimidir. Bir monarşiyi diğer yönetim biçimlerinden ayıran en önemli özellik, devlet başkanının bu yetkiyi yaşamı boyunca elinde bulundurmasıdır.

• Oligarşi

Sadece belirli bir zümrenin bir ülkeyi yönetmesiyle ortaya çıkan yönetim biçimidir. Genelde yönetimdeki grup, askeri, siyasi veya maddi olarak ülkenin önde gelen gruplarından birisidir. Bazı siyaset bilimciler, yönetim şekli ne olursa olsun, her devletin yönetiminde mutlaka bir oligarşi olduğunu belirtirler.

• Doğrudan Demokrasi


Doğrudan hükümet de denilen doğrudan demokrasi, halkın egemenliğini bizzat ve doğrudan doğruya kullandığı demokrasi tipidir. Doğrudan demokraside devlet için gerekli olan bütün kararlar, yurttaşlar topluluğu tarafından aracısız ve temsilcisiz olarak bizzat alınırlar. Doğrudan demokrasi, halkın halk tarafından yönetilmesini öngörmektedir. Dolayısıyla doğrudan demokrasi sistemi, demokrasinin ideal anlamına en yakın olan sistemdir.

• Temsili Demokrasi

Demokratik ülkelerde milletin egemenlik hakkını doğrudan değil de, seçtiği temsilciler (milletvekilleri) aracılığıyla kullandığı bir demokrasi uygulamasıdır. Genellikle nüfusu yüksek ülkelerde kullanılır.

• Mutlakiyet

Bir hükümdarın kayıtsız şartsız idaresi altında bulunan hükümet şeklidir. İdareyi elinde bulunduran mutlak hâkimdir ve kimseye hesap vermez. İktidar miras yoluyla alınabildiği gibi seçimle de olabilir.

• Despotluk

Hiçbir yasaya bağlı kalmaksızın ve buyrukçunun çıkarından başka hiçbir amaç gözetmeksizin, zorbaca uygulanan ve buyruklara dayalı yönetim biçimidir.

• Meşrutiyet

Hükümdarların mutlak yetkilerinin bir bölümünü anayasal kurumlara ve meclise devrettiği yönetim biçimidir.




forum




Devlet Yönetim Biçimleri



Teokrasi



Teokrasi dine dayalı yönetim biçimini tanımlamak için kullanılan terimdir (Din erki).

Daha doğru bir anlatımla, dini otorite organlarının siyasi otorite organları yerine devlet idaresini elde tuttuğu devlet biçimidir. Her ne kadar farklı algılanış biçimleri ve yorumları mevcut olsa da, teokrasi en yalın anlamda "devlet işlerinden bir tür ruhban sınıfının sorumlu olduğu ve devlet işlerinin dini temellere dayandırılmaya çalışıldığı sistem" olarak tanımlanabilir.


Kelimenin Kökeni


Theokrasi teriminin kökeni Yunanca θεοκρατία (theokratia)'dan gelmektedir. Tanrı Düzeni (Josephus) demektir. Kelime Yunanca Teos'dan dönüşmüştür. Theos kelimesinin kökeni Hint Avrupa dillerinde dinî kavramlar içinde yer alır. Theos'un anlamı tanrı, Kratos'un anlamı ise düzen demektir. Kelime Yunancada Tanrı'nın Düzeni anlamına gelir. Teokrasi kelimesi hiçbir şekilde İngilizcede gerçek anlamında kullanılmamıştır. İngilizcede kaydedilen ilk kullanım 1622 tarihlidir. İlahi Esin Altındaki Papazların Hükümeti olarak (Tevratda Krallardan önce kullanıldığı şekliyle) anlaşılmıştır. 1825'ten sonra ise Din adamlığına ve dine dayalı politik ve sivil güce teokrasi denilmiştir.

Din kurallarının geçerli olduğu sistem olan teokraside, kurallar ya dini kuralların aynısıdır, ya bunlardan büyük ölçüde etkilenmiştir ya da dini kurallarla çelişik olsa dahi dini temellere dayandırılır veya meşrutiyet için dayandırılması gerekir. Teokrasi ile yönetilen ülkelerde hukuk sistemi dine dayandırılması gerekir, hukuki kararların en yüksek mercii bir tür ruhban sınıfıdır. Teokratik sistemin dayandırıldığı dine göre ağırlığı ve önemi çeşitli olsa da, bu sistemde doğma mantığı ve akli durum göz önünde tutulur; çoğu zaman mantıki, akli ve pratik durumlar kabul edilen dogmalara adapte edilmeye çalışılır. Teorik anlamda, sistemin temeli dogmadır, diğer her türlü bilgi ikincil önem ve plandadır. Toplumsal yapı, hukuki yorumlar, eğitim ve kişisel hak ve özgürlükler dini kurallara göre uygulanır.


En genel şekilde, din adamları sınıfı ta­rafından dinsel kurallarla yönetilen toplum­ların yönetim biçimi olarak tanımlanabilen teokrasi kavramı birbirinden farklı anlam­lara gelmektedir. Theos (ilâh-Tanrı) ve Kratos (kuvvet-güç) kelimelerinden oluşan teokrasi kavramı, tann kuvvetiyle idare edilen devlet anlamını vermektedir. Yöne­timin dine bağlı olduğu toplumlara teokra­tik toplum, devlete teokratik devlet ve siyasî-idarî sisteme de teokrasi denmekte­dir.

Teokrasi ile kavramlaştırılan dine bağlı siyasî idarî sistemlerde din, toplumsal siste­mi belirleyen tek kuvvet olup siyasî iktidar din adamlarının elinde ve tekelindedir. Toplumda bütün düzenlemeler din tarafın­dan yapılmakta ve idarî kadrolar din adam­larınca kullanılmaktadır. Toplumsal ilişki­leri ve örgütlenmeyi düzenleyen bütün hu­kuk normları, dine dayandırılmış olup dinin dışında hiçbir şey hukuka kaynaklık ede­memektedir. Devletin siyasî ve idarî ku­rumlan ile hukuk yapısı dinden ayrılmış bu­lunmamaktadır.

İnsanlık tarihinin en eski toplumları bi­rer teokrasidirler. Eski teokratik toplumlar­da siyasî iktidarın başında bulunan siyasî şef, aynı zamanda bir üstün din adamı idi. dinsel liderlikle siyasî liderlik bir kişinin şahsında birleşmişti. Hatta, eski Mısır yö­neticileri olan Firavunlarda görüldüğü gibi, siyasî lider bir Tann (Theos) olarak kabul edilmiştir. Afrika'nın klanik toplumlarında topluluğun şefi olan kişi, siyasî iktidarı şah­sında topladığı gibi geleneksel dinin en üs­tün temsilcisi ve Tanrısal nitelikleri haiz ka-rizmatik bir lider olarak kabul edilmiştir. Bolluk, kıtlık, yağmur vb. tabiat olaylarının düzenleyicisi olarak görülen bu şef, bir tür "Theos" olarak algılanmıştır.
Kendini ilah (theos) yerine koyan, ken­disine tabiatüstü kuvvetlerin izafe edildiği siyasal liderlerin toplumları yönetmelerine de teokrasi denmiştir. Eski Firavunlar, Ja­pon kralları, çağdaş bazı liderler tabiatüstü kabul edilen ve bu nitelikleriyle toplumları yöneten kişilerdir. Bir bakıma tanrı yerine konmuş olduklarından bunların yönetimle­ri bir tür teokrasi olarak değerlendirilebilir. Diğer yandan bazı liderlere tabiatüstü bir kuvvet izafe edilmemekle beraber tabiatüs­tü kuvvet tarafından toplumu yönetmek için görevli olduğu iddiası öne sürülür ve bu kişi tarafından toplum keyfî şekilde yönetilirse, bu durumda da teokrasi söz konusu olur.

Aslında, bütünüyle Tanrı gücü île idare edilen, dünyevî güçlerin hiçbir etkisinin bu­lunmadığı toplumlar yoktur. Teokrasiler­de, siyasî ve idarî liderler, dini, daha çok meşrulaştıncı bir yapı olarak kullanmakta ve kendi düzenlemelerini dinî motiflerle su­narak otorite sağlamaktadırlar.

Kendini bir teo (Tanrı) olarak topluma kabul ettiren firavunların teokratik yöne­timlerini bir tarafa bırakırsak teokrasilerin Batı Hıristiyan toplumlarında ortaya çıktığı görülür. IV. yüzyılda Roma împaratorlu-ğu'nda yayılma imkânı bulan Hıristiyanlık, kısa zaman içinde Avrupa'da güçlü bir din haline geldi ve giderek taraftarları çoğaldı. İmparator Dioclatianüs'un yönetim organizasyonunu izleyerek benzer biçimde örgüt­lenen Hıristiyanlık kilise yapısı içinde piramidal biçimde güçlü bir örgüt haline geldi ve güçlenmesiyle beraber siyasal-yönetsel yapıyı etkilemeye başladı. Kilise, dinsel alanın yanısıra siyasal ve yönetsel alanda da giderek fonksiyonlarını artırdı ve Roma İmparatorluğundan sonra Frankların Merovenjler döneminde (481-751) Kilise'deki görevlilere (din adamları) yönetimde yer verildi. Karolenjler döneminde (754-978) ise Kilise'nin siyasal etkisi iyice artü, kral­ların iktidar olmalarında Papa etkin rol oynamaya başladı. Charmagne zamanında (742-814) Kilise'nin başı olan Papa Kral se­viyesine yükseltildi ve siyasal sistem gide­rek dinin etkisine girdi. Feodal çağda, güçlü imparatorlukların dağılarak çok sayıda prensliklerin ortaya çıkması dinin bu devletlerdeki etkisini artırmada olumlu işlev gördü. Kilise yönetimlere hâkim olarak bü­tün siyasal ve yönetsel kadroları ele geçirdi; böylece Avrupa'da Kilise devletleri doğdu. Kilise'de görevli din adamları (ruhban sınıfı Clericus) tarafından din kurallarına göre yönetilen bu devletler teokratik sistemlerin başlıca örneklerini teşkil ettiler. Bu çağda Kilise (Ruhban sınıfı) tarafından savunulan "doğrudan iktidar teorisi", dinin siyasal-yö­netsel sisteme egemen olmasını dile getire­rek teokrasinin teorik temellerini oluştur­maya çalıştı.

Ortaçağ'da Kilise'nin gücUne ve siyasal alandaki etkisine karşı ciddi muhalefet ha­reketleri gelişti. Kilise'nin kendini yenile­mek zorunda kalmasıyla gelişen reform ha­reketleri Kilise'nin birliğini ve gücünü sar­sarken yönetimde giderek etken olmaya ça­lışan yeni toplumsal sınıflar ortaya çıktı. Burjuva sınıfının büyük bir başarısı olan Fransız ihtilali (1789) ile Avrupa'da teokra­tik yönetimler iyice geriledi ve batıda Kilise'nin tamamen devletin dışına bırakıldığı laik yönetimler kuruldu.

İslâm dünyasında batıdakine benzer te­okratik yönetimler kurulmamakla birlikte, İslâm dini kurallarına göre örgütlenen siya­sal sistemler yaşama imkânı buldular. İslamî yönetimlerin Batıdakilere benzeme­mesi, öncelikle İslâm dininin Özgün yapı­sından ve kuruluşundaki özelliklerden kay­naklanmıştır. Hz. Muuhammed dönemi tipik bir teokrasi olarak kabul edilebilse de batı teokrasilerinden oldukça farklı özel­likler göstermektedir. Hz. Muuhammed'den sonra ise İslâm yönetimleri, hiç bir şekilde bir din adamları sınıfının egemen olduğu si­yasal yapılar değildir. Sadece toplumun Kur'ân'ın ortaya koyduğu kurallara göre dü­zenlendiği bir hukuk devleti olarak ortaya çıkmışlardır.

İslâmiyet, kendisinin dışında bir dün­yevî gücü (Sezar- Melik) kabul etmediğin­den, Hıristiyan toplumlarında görülen Kilise-Kral çatışmasına benzer bir mücadeleye tanık olunmamıştır. İslâm dini, toplumsal ve siyasal hayatın her alanında "Tevhid" il­kesinin geçerli olduğunu savunmuş ve top­lumun örgütlenmesini tek bir güce vermiş­tir. Toplumda siyasal iktidarı, elinde tuta­nın din adamı olmasına ihtiyaç olmamakla birlikte dinsiz olması da kabul edilmemiş­tir. Samimi bir müslüman olmasının yanın­da bazı özel nitelikler aranmıştır.

Yönetim-din ilişkileri açısından Os­manlı Devleti'nin bir teokrasi olduğu iddia olunmakla birlikte bir "Yarı-dini Sistem" olduğu savunulmaktadır. Osmanlı yöneti­minde dinin yönetime bağlı oluşu, şeyhülis­lamlık örgütünün kamu bürokrasisi içeri­sinde yer alması, din gücünün siyasal güç tarafından denetlenmesi ve benzeri yapısal nitelikler Osmanlı'yı bir teokrasi olarak değerlendirmeye imkân vermemektedir. Cumhuriyet Türkiye'si de anayasal olarak laik ise de, aslında "Yan Dinî Sistem" olma özelliğini nisbeten korumakta olduğunu söylemek daha anlamlı görülmektedir.



Davut DURSUN



Bakınız, Linkleri görmek için lütfen Giriş Yapın yada Üye Olun.



2 Kullanıcı bu konuyu okuyor
0 üye, 2 misafir ve 0 gizli üye



Toplam 8 kullanıcı bu konuyu okudu.

0

#2
Kullanıcı bağlı   Hale 

  • Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.
  • Grup: Yönetici
  • Mesaj sayısı: 38.472
  • Kayıt tarihi: 11-Eylül 07
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Forum İtibarı: 240
Mükemmel
Otel ve Pansiyon Rehberiniz Otel, Pansiyon, Tatil, Gezi, Seyahat ve Konaklama Rehberiniz Bütçenize uygun, keyifli bir tatil için size gezi, seyahat ve konaklama tavsiyeleri: Otel Tanıtımları, Pansiyon Tanıtımları, Tatil Tavsiyeleri, Konaklama Tavsiyeleri, Ülke Tanıtımları, Seyahat Alternatifleri, Şehir Tanıtımları, Tarihi Eserler, Antik Kentler


Devlet Yönetim Biçimleri



Federasyon



Çoğrafi yapılarına göre oluşmuş birden fazla devletin kendi istekleriyle biraraya gelerek dışarıya karşı tek bir siyasal güç olarak görülmeleri ve bu amaçla kurdukları örgütün oluşturan devletlerin üzerinde olması; iç işlerinde ise, gene aralarındaki anlaşmaya göre geniş veya dar ölçüde özerk olmalarına Federasyon adı verilir. Bu devlet içinde yaşayan çeşitli uluslar da büyük bir özerklik içinde ama aynı devlet içinde dışarıya karşı birliklerini bozmadan yaşamlarını sürdürebilirler.



Konfederasyon



Konfederasyon, bağımsız devletler tarafından, egemenliklerini muhafaza etmek şartıyla, ortak ve sınırlı menfaatlerini sağlamak maksadıyla, bir antlaşma ile kurulan devletler topluluğu.
Konfederasyonda, devletler ancak belli ve sınırlı maksatlarla birleşmişlerdir. Konfederasyonu meydana getiren konfedere devletlerin devletlik vasfı, konfederasyon halinde de devam eder. Ortak menfaatlerini gerçekleştirmeye yarayacak nisbette bir işbirliği yaparlar; bunun dışında müstakil devlet sıfatlarını, hak ve vazifelerini tamamiyle korurlar.

Konfederasyona dahil konfeder devletler gerek harici gerekse dahili bakımdan tam manasıyla hakimiyetlerine sahiptirler. Üye devletler diğer devletlerle hertürlü diplomatik münasebetlerde bulunabilirler. Konfeder devletler, konfederasyona dahil devletleri hiçbir taahhüd altına sokmaksızın başka devletlerle savaşa giriştikleri gibi, aynı konfederasyonda üye olan bir devlet ile savaş yaptığı zaman, bu milletlerarası hukuk bakımından bir iç savaş sayılmaz; iki devletin harbi sayılır.

Konfederasyonda üye devletlerin temsilcilerinden meydana gelen bir meclisi vardır. Bu meclis tarafından alınan kararları üye devletlerin de tatbik edebilmesi için her devletin ayrı ayrı bizzat yetkili organınca benimsenerek tasdik edilmesi gerekmektedir.

Konfederasyon devlet topluluğu bir antlaşma ile meydana geldiği için, üye devletler istedikleri zaman konfeder devletten ayrılabilirler. Konfederasyon tipi devlet topluluğunun asrımızda artık modası geçmiştir. Yalnız, çoğunlukta federasyon devlet tipini hazırladığı için, tarihi bir önemi vardır. Gerçekten bugün federasyon tipi devletler, bir zamanlar konfederasyon şeklinde idiler. Mesela, İsviçre 1848 tarihine kadar konfederasyon halinde idi. Bu tarihte bugünkü federal devlet durumuna geldi. Bugün bir federasyon devlet şekli meydana getiren ABD, 1776'dan 1787 yılına kadar konfederasyon devlet şekli idi. Bugünkü Birleşik Almanya da 1870 yılına kadar konfederasyon devlet durumunda idi. Şu halde tarihi bakımdan konfederasyon, federal devlet şeklini hazırlayan bir merhaledir.



Oligarşi


Oligarşi, sadece belirli bir zümrenin bir ülkeyi yönetmesiyle ortaya çıkan yönetim biçimidir. Yunancadaki 'az' ve 'yönetim' kelimelerinin birleşmesiyle oluşturulmuş bir kelimedir.
Genelde yönetimdeki grup, askeri, siyasi veya maddi olarak ülkenin önde gelen gruplarından birisidir. Bazı siyaset bilimcileri, yönetim şekli ne olursa olsun, her devletin yönetiminde mutlaka bir oligarşi olduğunu belirtirler. Oligarşi, küçük bir azınlığın yönetimde olduğu devlet biçimidir. Bu açıdan ele alındığında, oligarşi kavramı, devletin tüm kurumlarının küçük bir azınlığının kontrolünde olması demektir.


Bazı Oligarşi Çeşitleri

- Meritokrasi
- Plütokrasi
- Aristokrasi
- Teknokrasi
- Jüristokrasi

0

#3
Kullanıcı bağlı   Hale 

  • Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.
  • Grup: Yönetici
  • Mesaj sayısı: 38.472
  • Kayıt tarihi: 11-Eylül 07
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Forum İtibarı: 240
Mükemmel
Devlet Yönetim Biçimleri



Monarşi



Monarşi bir hükümdarın devlet başkanı olduğu bir yönetim biçimidir. Bu hükümdar, Türkçede kral, imparator, şah, padişah, prens, emir, kont, oymakbeyi gibi çeşitli adlar alabilir. Bir monarşiyi diğer yönetim biçimlerinden ayıran en önemli özellik, devlet başkanının bu yetkiyi yaşamı boyunca elinde bulundurmasıdır. Cumhuriyetlerde ise devlet başkanı seçimle işbaşına gelir. “Monarşi” sözcüğü dilimize Fransızca Monarchie kelimesinden gelir. Cezalandırma ve bağışlama yetkileri sadece hükümdarın elindedir.

Siyasal otoritenin genellikle miras yoluyla bir kişinin (kral,imparator v.b.) üstünde toplandığı yönetim biçimidir.

Monarşi kendi dışında yerleşmiş yasal ya da geleneksel bazı kuralları dikkate almak zorunda olmasından dolayı tiranlıktan ya da diktatörlükten ayrılır.


Eskiçağ Monarşileri


Tarihlerinin belirli bir döneminde bütün halklar, monarşi yönetimini tanımışlar ve bu yönetim biçimine her zaman kutsal bir nitelik vermişlerdir. Sürekli olarak dinsel bir atmosfer içinde tüm davranışların dinsel ve törensel biçime büründüğü bir dünyada kral, yalnızca Tanrı’nın (İbranilerde) ya da tanrıların seçtiği kişi, bazen de Mısır firavunlarında olduğu gibi Tanrı’nın kendisi olarak kabul ediliyordu. Monarşinin yüksek düzeyde yer alan bu dinsel niteliği, söz konusu yönetimin ortadan kalkmasından sonra bile varlığını sürdürdü: Sözgelimi, Atina’da demokrasinin tümüyle yerleştiği dönemde, arkhon (Yunan sitelerinde özellikle de Atina’da en yüksek devlet memuru), sitenin bütün dinsel yaşamını yönetiyordu. Tanrılar ve insanlar arasında aracı olan hükümdar, kendisini destekleyen ve otoritesini ortaya koyması için gerekli olan güçler tarafından, iktidarının sınırlandırıldığını görüyordu. Nitekim Mısır’da, kral, birçok kez din adamlarıyla çatıştı ve uzlaşmak zorunda kaldı. Aynı biçimde, Mykenai dönemi Yunanistan’ında, krallık gücü sıkı bir biçimde bürokratik bir saray yönetimine dayanıyordu; savaş zamanında komutan olan kral savaşta onunla birlikte olan savaş oligarşisini dikkate almak zorundaydı.

Tarımın sulamaya dayandığı ve karmaşık bir örgütlenme gerektirdiği bölgelerde (Nil vadisi ya da Mezopotamya deltası), daha mutlak bir niteliğe bürünen monarşiler daha uzun süre varlıklarını sürdürdüler.Atina,Isparta ya da ya da Roma gibi öbür yerlerdeyse oligarşi (iktidarın küçük bir azınlığın elinde olduğu yönetim) hızla kralın yetkisinin yerini aldı.Bununla birlikte, İskenderiye fetihlerinin ardından Yunanistan’da, Doğu monarşilerinin kutsal niteliğinden güçlü biçimde etkilenmiş bir monarşi biçimi ortaya çıktı.


Feodal Monarşi


Feodal monarşi, soydan gelme monarşiden (aile ya da klan önderi durumundaki kralın, iktidarı elinde bulundurduğu, aile ve devlet hizmetinin karıştığı, ailenin gelirlerinin devletinkine denk düştüğü ve ailenin hizmetinde olanların kralın yönetimine doğrudan yardımda bulunduğu bir rejim) doğdu. Söz konusu soydan gelme monarşi rejimi, Franklar dönemine (V-IX. yy.) raslar. Bununla birlikte, Karolenjlerin ilk döneminde imparatorun otoritesi kendi topraklarının ötesine taşıyordu. Bu durum, Charlemagne’ın 754‘te kutsanması ve 800‘de taç giyerek Roma imparatorlarının yerini alacak kişi olarak belirlenmesi sayesinde gerçekleşti. Roma İmparatorluğu’ nun gücünü yeniden canlandırmak için yapılan bu girişim, büyük senyörlerin imparatora karşı çıkmaları sonucunda başarısızlıkla sonuçlandı. Bu çatışmadan feodal monarşi doğdu: Devletin topraklarının bölünmesi; geniş prensliklerin kurulması; kralın büyük senyörler tarafından seçilmesi. Söz konusu monarşi, X. yy’dan XV.yy’a kadar Fransa’nın, ayrıca Japonya’nın, Ming sülalesi döneminde Çin’in ve XIII. yy’da Rusya’nın da yönetim biçimi oldu. Büyük senyörler, krallığa ait hakları ve halk otoritesi olma haklarını etkin bir biçimde kullanıyorlardı: Adalet dağıtıp vergi topluyor, para basıyor ve topraklarında yaşayan halkı gerçek anlamda temsil ediyorlardı. Kral, en üstün kişi olmakla birlikte, en azında XI. yy’da, söz konusu büyük senyörler arasında en güçlü olanı değildi. Kralın Reims’de kutsanması ona bir otorite ve yönetime karışan öbür kişilerin üstünde bir yer sağlıyordu ama, vasalların onayını almadan iktidarını sürdüremiyordu. Bu nedenle kral, köy ve kentlerde büyük senyörlerin koruyuculuğundan sıkıntı çekenlerin tümünü koruması altına aldı ve kendi gücünü sınırlandıran bütün güçlerle çatıştı.

XIV. ve XV. yy’larda krallık yönetimi güçlendi ve feodal nitelikteki bu monarşi bir tür yönetim monarşisine dönüştü. Bu da yavaş yavaş mutlak monarşiye doğru evrim gösterdi.


Mutlak Monarşi


Daha önceleri, Mısır ve Babil monarşileri için kullanılan mutlak monarşi deyimi daha çok Batı monarşileri, özellikle XVI. -XVIII. yy’lar arasındaki Fransız ve İspanyol monarşileri için kullanıldı.
Mutlak kral (en iyi örneği Fransa’da Louis XIV‘tü) senyörler senyörüdür. Kralın, senyörü olmayanlara senyör olma hakkı, buradan kaynaklanıyordu. Reims’de kutsanan mutlak kral Tanrı’nın iktidarını kullanıyordu ve yalnızca Tanrı’ya hesap verirdi. Bu durum ona belirli görevler yüklüyor ve özellikle Tanrı saygısı ve “gerçek inancı” savunma yükümlülüğü veriyordu. Hiçbir prens dinlerin çokluğunu hoşgörüyle karşılayamazdı. Bu nedenle Nantes Fermanı kabul edilmez nitelikteydi ve yürürlükten kaldırılması, mutlakiyetçiliğin mantığı gereğiydi. Bununla birlikte kral, uyrukları bağlılık yeminleri bakımından “bağlı tutmak ve serbest bırakmak” gibi papaların kendi kendilerine verdikleri hakkı kabul etmiyordu. Kral ile Papalık arasındaki çatışma 1682‘de yeniden alevlendi, sonra yatıştı. Fransa kralı,kendini Kutsal Roma-Germen imparatoruna bağlı olarak da görmüyordu. Kral yasama gücüne, yargı gücüne (son yargılama yetkisi kralındı ve her uyruk ona başvurabilirdi), vergi toplama hakkına, nişan ve rütbe verme hakkına (soyluluk unvanı verme, subay atama hakkı), para basma, barış ve savaşa karar verme hakkına sahipti.


Mutlakiyetin Sınırları



Bu “mutlak” monarşi gene de sınırsız değildi. Tahta geçmeye ilişkin kurallar gelenekle ve krallığın “temel yasalarıyla” belirlendiği için kral, kendisinden sonra gelecek kişiyi seçemezdi. Kral naipliklerinin örgütlenmesi işini belirleyemezdi. Louis XIII ve Louis XIV‘ün bu konuda aldıkları kararlar Parlamento tarafından bozuldu. Kral, ülke toprağının bir bölümünü devredemezdi (bu kural, François I‘e, kötü sonuçlar veren Madrid Anlaşması’nı reddetme olanağı sağladı). Kral, ayrıcalıkları ve her bölgenin geleneklerini dikkate almak zorundaydı. Krallık yasası, öbür yasalara yalnızca eklenir ve onlara herzaman egemen olamazdı.
Krallık iktidarının sınırlarını iyi anlayabilmek için, yasaların yazıya geçirilmelerinin ve özellikle uygulanmalarının güçlüklerini göz önünde tutmak gerekir. Unutkanlıklar, kasıtlı ya da kasıtsız savsaklamaları da bunlara eklemek gerekir. Yeni devlet memurluklarının açılmasına gelince bunlar, babadan oğula geçer hale geldi.

Bu görevlerin sayısı, kralın mali gereksinimlerine bağlı olarak artıyordu. Yeni memurluklar açılması, bazen planlar kuran bir görevliler topluluğunun kurulmasına yol açıyordu. Krallık iktidarının bir bölümünü elinde bulundurduğunun bilincinde olan bu topluluk, güç anlarda bunu hissettirmesini bildi. Kral, bastırdığı parayı kuşkusuz zorla kabul ettirebiliyordu, ama uluslararası büyük tacirlerin verdikleri değere göre belirlenen paranın kurunu zorla kabul ettiremiyordu. XVI. yy’dan XVIII. yy’a kadar, Fransa Krallığı sık sık para sıkıntısı içinde kaldı ve mali bunalım krallığın yıkılmasında etkili oldu. Kral, mali alanda her istediğini yapamazdı. Louis XV döneminde olduğu gibi kral, kendisine gerekli olan parayı ödünç olarak veren bankerlerle uyuşmak zorundaydı. Daha adaletli vergiler getirmek istediği zaman da, ayrıcalıklı kişilerin direnişleriyle karşılaşıyordu. Kral tek başına yönetmiyordu. Krallığın yüksek dereceli görevlileri (baş mabeyinci, amiral, şansölye) kendisine yardım ederlerdi. Monarşinin gizine ve özüne çok yakından bağlı olan, görevinden alınamayan ve kralın yokluğunda kurullara başkanlık eden şansölyeninki bir yana öbürlerinin görevleri, daha çok onursal nitelikteydi. Kral, kurulu ile birlikte yönetimi sağlıyordu. Simgesel de olsa her zaman kurulda hazır bulunurdu ve bu kurulun üyelerini (bunlar çoğunluktaydı) soylular sınıfından seçerdi. Bu kurul yapılacak işlere göre bölünürdü. “Yüksel Kurul”, önemli kararları alan kuruldu ve üyeleri “devlet bakanı” unvanını taşırlardı. “Resmi Yazışmalar Kurulu” taşra ile olan yazışmaları yönetirdi. “Maliye Kurulu”,”Ticaret Kurulu” (1730‘dan sonra) da vardı. “Vicdan Kurulu”na daha çok kralın günah çıkarıcısı olan papaz katılırdı. “Özel Devlet, Maliye, Yönetim Kurulu” öbür geri kalan işlere bakardı ve bu kurulun iki yüz kadar üyesi olabilirdi. Buna kendi alanlarında kararlar alan, sürekli ya da süreksiz olarak çalışan kurullar ve dosyaları hazırlayan daireler eklenirdi.

Kral, dört “devlet sekreteri” il de yönetimi sağlıyordu (Dışişleri, Savaş ve Deniz, Saray ve Protestanlık İşleri). Fouquet’nin gözden düşme olayına kadar mali işler genel nazırı da vardı. Bu daha sonra, mali işler genel denetimcisi oldu.

Taşra yönetimini valiler ve özellikle nazırlar yönetiyordu. Bunların güçlenmeleri, Eski Rejim’in sonuna kadar arttı. Yönetimin merkezileştirilmesi mutlak monarşinin istediği şeydi. Kral, halkına da danışabilirdi. Bu danışmayı, istediği gibi toplayıp dağıtabildiği “état généraux”lar ve aynı zamanda ileri gelen kişilerin oluşturduğu meclis aracılığıyla

yapıyordu. Krallığın zayıflık dönemlerinde çokça yapılan bu toplantılar 1614‘ten 1789‘a kadarki dönemde bir yana bırakıldı, ama unutulmadı. Parlamentolar üst düzeydeki adalet ve tescil organlarıydılar. “Uyarma hakkı” (kral buyrultuları üzerine hukuk düzeni açısından uyarma hakkı) onlara verilmişti. Bu parlamentolar monarşinin zayıflıklar gösterdiği zamanlarda bu hakkı kullanmaktan geri kalmadılar. Kralın istediklerinde, kendi ayrıcalıklarına yönelik bir şey bulduklarını sandıkları zaman, bu hak onları XVIII. yy’da sistemli olarak muhalefete itti. Kral onları da hesaba katmak zorundaydı. Kuşkusuz, sınırsız olmayan bu monarşi, gene de meşruti bir monarşi değildi. .


Meşruti Monarşi


Mutlak monarşiden farklı olan bu tür monarşide kral, Tanrı tarafından değil, ulus tarafından seçilir. Kral ile ulus arasındaki ilişkiler bir metinle, Anayasa’yla belirlenmiştir (en azından Fransa’da böyleydi). Ulus, seçimle oluşturulmuş bir ya da birçok meclis tarafından temsil edilir. Egemen olan ulusun seçtiği kral, ulusun iradesine bağlıdır. Ama Anayasa’nın kendine verdiği ve Meclis ya da Meclisler karşısında elinde bulundurduğu bir yetkisi vardı. Meşruti monarşi İngiltere ve Fransa’da gerçekleşmiştir. Ortaçağ’a, 1215 tarihli Magna Carta’ ya (Büyük Ferman) kadar uzanan İngiliz meşruti monarşisi,Common Law dan, yani kazai içtihatları oluşturan ve belirli olaylar üzerindeki yargıç kararlarından meydana gelen bütünden doğmuştur. Demek ki yasa, kral iradesine bağlı değildi, doğrudan doğruya halkı temsil eden yargı gücünden doğuyordu. Doğal olarak, kral, krallığın ayrıcalıklarına sahipti. Özellikle XVI. yy’da Tudorlar yönetiminde kral, özel kurul ile iradesini kabul ettirmeye kalkıştı. Parlamento’nun direnişi, para ve sürekli ordu olmaması yüzünden başarısızlığa uğradı. Kral Fransa’da olduğu gibi, doğrudan doğruya yerel yönetim alanlarına karışamıyordu. Buraların yönetimi, mali işler açısından bağımsız olan Sherif lere, sulh yargıçlarına ve bölgesel yöneticilere bırakılmıştı; “Orta sınıf” halkın içinden seçilen ve Common Law taraftarı olan bu yöneticiler, kısa sürede kendi güçlerinin bilincine vardılar. Bu “orta sınıf”, Lordlar ve Avam olmak üzere iki meclise ayrılmış. Parlamento’da kendini ortaya koydu. Lordlar kral tarafından atanırlardı ve görev babadan oğula geçerdi. Lordlar, hiç kuşkusuz pek demokratik olmayan bir yolla seçilmiş milletvekillerinden oluşan, ama gücünü ortaya koyan “orta sınıfı çok iyi temsil eden Avam Kamarası’na hemen karşı koydular. Kral Avam Kamarası’nın onayını almadan yeni vergi koyamazdı. Henry VIII, Anglikan dinsel bölünme hareketi sırasında ve yerine geçecek kimsenin ortaya çıkardığı sorun karşısında Avam Kamarası’na danıştı. Avam Kamarası XVIII. yy’da, çok önemli bir siyasal rol oynadı.

Parlamento, yasaların yavaş yavaş kaynağı oldu, bakanları denetledi, XVIII. yy’dan başlayarak belirli süreler içinde toplanmaya başladı. Torylerin (muhafazakârlar) ya da Whiglerin (liberaller) çoğunlukta olduğu Avam Kamarası Partisi’nden kabineyi oluşturma geleneği yerleşti. Kral, XVIII. yy’dan sonra, Avam Kamarası’nca denetlenmeye başlandı. Kral “hükümdarlık yapıyordu, ama yönetmiyordu.”

Fransa’da iki dönem meşruti monarşi yaşandı. Louis XVI, 1789‘da mutlak monarşi iktidarını kaybettikten sonra 4 Ağustos gecesi Fransızların kralı oldu, 1791‘e kadar yalnızca yasa adına hükümet etti. Ama, kişiliğinin dokunulmaz olduğunun bildirilmesine karşın onun iktidarı kutsal niteliğini ve temel özelliklerini kaybetmişti. 1791 Anayasası ile kral, yürütme gücünü kullanan bir ulusal temsilci haline geliyordu. Buna karşılık Meclis, kralın vetosuyla yumuşatılmış da olsa, yasama gücünü elinde tutuyordu. Kral tarafından atanan bakanları, Meclis görevden alamazdı. Bu, İngiliz monarşisi örnek alınarak, meşruti monarşinin yasaya dayandırılması girişimiydi. Rejim bir yıldan daha az ömürlü oldu, 1814‘te Restorasyon yönetimi de “Sarfa (”La Charte”) dayalı meşruti bir monarşiydi. Ama bu “Şart” hükümdarın “ihsan ettiği” bir belgeydi ve ulusun iradesini dile getirmiyordu Bununla birlikte, kral, ihsan etmiş bile olsa, bu belgeye titizlikle uymak zorundaydı. Bu belge 1789 yılının görüşlerine verilmiş bir ödün niteliği de taşıyordu. Bu görünüm 1830 Temmuz monarşisiyle daha belirgin hale geldi. Yasama yetkisi kral ve iki meclis arasında bölüşülmüştü. Bu iki meclisten biri,yetkileri gittikçe azalan Yüksel Meclis, öteki belirli bir vergi ödeyen yurttaşlara tanınan oy hakkıyla seçilen Temsilciler Meclisi’dir. Yürütme gücü, hükümet tarafından temsil edilir. Bakanlar Meclis içinden seçilebilirdi ve bu,gerçekte bakanların Meclislerce denetlenmesi demekti. Sorumlu olmayan kral, gene de Meclislerin görüşlerini dikkate almak zorundaydı. Böylece, parlamento sistemine doğru adım adım gidiliyordu. Her tip monarşi, devletin ve toplumun belirli bir gelişme düzeyine denk düşmüştür. Denebilir ki mutlakiyetçilik kralların savaş tasarıları için kaçınılmaz olan insan ve para kaynağını bulmak isteğinden doğmuştur. Meşruti monarşi, ticaret burjuvazisi ile mali burjuvazinin yükselmesine bağlıdır. Günümüzde, biçimleri büyük değişiklige uğramış da olsa, meşruti monarşi bazı ülkelerde varlığını korumaktadır.

0

#4
Kullanıcı bağlı   Hale 

  • Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.
  • Grup: Yönetici
  • Mesaj sayısı: 38.472
  • Kayıt tarihi: 11-Eylül 07
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Forum İtibarı: 240
Mükemmel
Devlet Yönetim Biçimleri



Cumhuriyet



Cumhuriyet, egemenliğin halka ait oldu­ğu devlet biçimidir. Hükümet başkanının, kamu tüzel kişiliğini temsil eden bir heyet tarafından belli bir süre için ve belirli yetkilerle seçildiği yönetim biçimidir. Egemenlik hakkının belli bir kişi veya aileye ait olduğu oligarşi kavramının zıddıdır.

Latince respublica, klasik kullanımda "Devlet" anlamındadır. Toplumun bütünü namına kamu otoritesini kullanan tüzel kişiliği ifade eder. Avrupa siyasi düşüncesinde respublica Jean Bodin'den (1530-1596) itibaren, egemenlik hakkını kullanan hükümdardan ayrı olarak "devletin soyut kişiliği" anlamında kullanılmış, 1640'lı yıllardan itibaren de popüler kullanımda "hükümdarsız devlet biçimini" ifade etmiştir.





Tarihi


Roma tarihinin genellikle en görkemli dönemi sayılan Roma Cumhuri­yeti, Etrüsk Krallığı yıkıldıktan sonra, İÖ 6. yüzyılda kuruldu. Cumhuriyet, devlet yöneti­minin yalnızca krallara ait bir ayrıcalık olma­yıp, tüm yurttaşları ilgilendiren bir iş olduğu anlamına gelen Latince'deki "res publica" söz­cüğünün karşılığıdır. Ne var ki, Eski Roma'da tam yurttaşlık hakkına sahip olan yalnızca ayrıcalıkları olan Patricilefûi. Mecliste ve devleti yönetmede yalnız onların söz hakkı vardı. Patriciler'in dışında kalanlar ise, siyasal hakları olmayan, bazı sınırlı haklara sahip olan Plebler'di. Plebler ne seçebiliyor ne de seçilebiliyorlardı. Roma İmparatorluğu'nda cumhuriyet dönemi İÖ 30 yılına kadar sürdü.

Eski Yunan'da İÖ 6. yüzyılda, aralarında Atina'nın da bulunduğu cumhuriyetler vardı. Bu cumhuriyetlerde yönetenlerin seçimine yalnızca özgür yurttaşlar katılabilirdi. Nüfu­sun büyük çoğunluğunu oluşturan kölelerin ise hiçbir hakkı yoktu. Yunan filozofu Platon bundan 2.000 yılı aşkın bir süre önce, devlet ve devletin nasıl yönetilmesi gerektiği üzerine görüşlerini Devlet adlı yapıtında ortaya koy­muştu. Daha sonra, gücünü ve yöneticilik hakkını Tanrı'dan alan krallar ve padişahlar egemenliği başladı.

Cumhuriyetler genellikle, halkın mutlak egemenliği elinde tutan bu gibi yöneticileri devirdiği bir devrim ya da iç savaştan sonra kurulur. Bunun çeşitli nedenleri vardır. Fran­sızlar kralları XVI. Louis'yi Fransız Devrimi'nden sonra 1793'te devirdiler. Çünkü yok­sullar açlıktan ölürken, o açgözlü ve savurgan bir yaşam sürüyordu. Fransız Devrimi cumhu­riyetçi düşüncelerin tüm Avrupa'ya yayılma­sına neden oldu.

İngiltere'de de 1649-60 yılları arasında kısa süreli bir cumhuriyet kuruldu. ABD, kolonilerin 18. yüzyılda İngiltere'ye karşı ayaklanmasının sonucunda ortaya çıktı.

Ne var ki, Güney Amerika'da kurulan cumhuriyetlerden bazıları, başta kral bulun­mamasına karşın, her türlü muhalefeti bastı­racak kadar güçlenen bir kişinin iktidarı haline geldi. Güçlerini, eskiden olduğu gibi Tann'dan değil, denetimlerinde tuttukları si­lahlı güçlerden alan bu diktatörler, ülkelerini yıkıma sürükleyerek, insanlığı acı ve yoksul­luğa ittiler. Bu durum, 1936-39 İspanya İç Savaşı'ndan sonra General Franco'nun iktidara geldiği İspanya'da, Mussolini'nin İtalya'sında ve Adolf Hitler'in Almanya'sından başka, yakın tarihte Yunanis­tan, Şili ve Güney Kore gibi ülkelerde de görüldü.

Türkiye Cumhuriyeti, I. Dünya Savaşı'nda Osmanlı İmparatorluğu'nun yenilgiye uğra­ması sonucu başlatılan Kurtuluş Savaşı'ndan sonra kuruldu. II. Dünya Savaşı'ndan sonra ise Doğu Avrupa' da Alman Demokratik Cumhuriyeti, Bulga­ristan Halk Cumhuriyeti, Asya'da ise Çin Halk Cumhuriyeti gibi sosyalist cumhuriyet­ler kuruldu.

Günümüzde krallıkla yönetilen ülkelerin çoğu meşruti monarşi haline geldi; yani kral­lar ülkelerini parlamento ve bakanların öneri­lerine göre, genellikle bir anayasaya bağlı olarak yönetmeye başladılar. İngiltere'de, Hollanda'da, Belçika'da ve İskandinav ülke­lerinden Norveç, İsveç ve Danimarka'da hâlâ krallık sistemi yürürlükte olmakla birlikte, bu ülkelerin halkları kendilerini yönetecek kişi­leri özgürce seçebilme hakkına sahiptir. Ne var ki, devlet başkanlığını yapan kişi kral olduğundan bu ülkeler cumhuriyet sayılmaz.

Cumhuriyetlerin devlet başkanlarına genel­likle cumhurbaşkanı denir, ancak cumhurbaşkanlarının yetkileri ülkeden ülkeye farklılık­lar gösterir.

0

#5
Kullanıcı bağlı   Hale 

  • Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.
  • Grup: Yönetici
  • Mesaj sayısı: 38.472
  • Kayıt tarihi: 11-Eylül 07
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Forum İtibarı: 240
Mükemmel
Devlet Yönetim Biçimleri



Siyasal Ve Yerel Yönetim



Bir ülkede, eyalette, kentte ya da köyde birlikte yaşayan insanlar bütün ülke ya da topluluğun yararı için konulmuş bazı kural ve düzenlemeler içinde yaşamak zorundadır. Böyle bir topluluğu bu kural ve düzenlemelere göre yönlendirme işi yönetimdir.

Yönetim kavramı iki farklı düzeyde açıklanabilir. Bir ülkede siyasal iktidar ile kurumların yapılanışını ve birbirleriyle ilişkilerini belirleyen tüm sisteme siyasal yönetim denir.

Başbakan ya da başkan, parlamento, hükümet, mahkemeler, kamu hizmetleri, silahlı kuvvetler, polis gibi tüm bir yönetim sistemi, siyasal yönetim kapsamındadır.

Bir topluluk içinde yaşarken, bireylerin ortak gereksinimlerini karşılayacak kamu hizmetlerinin de sağlanması gerekir. Bu hizmetleri sağlamak kamu yönetiminin görevidir. Kamu hizmetleri siyasal yönetimin bir parçası olarak merkezden yönlendirilebileceği gibi, bir bölgede yaşayan halkın bazı gereksinimlerini o bölge içerisinde yerel olarak karşılamak da olanaklıdır. Yerel yönetimler, merkezi yönetimin dışında, belirli bir bölgede kamu hizmetlerini yerine getirir.
Yönetim sözcüğü ayrıca, "yönetim bugün yeni ekonomik önlemleri açıkladı" haberinde olduğu gibi hükümet anlamında ya da "Başbakan A.'nın yönetimi" biçiminde, ülkenin o dönemdeki siyasal önderine gönderi yapılarak da kullanılabilir.

Yönetim biçimleri ülkeden ülkeye değişir. Değişik ülkelerin siyasal yönetimlerini tanımlamak için demokrasi, komünizm, diktatörlük, faşizm, cumhuriyet, krallık ya da monarşi gibi çeşitli kavramlar kullanılmaktadır. Her ülkenin yönetimi, o ülkenin tarihsel gelişiminin ve siyasal ideallerinin bir yansımasıdır. Aynı siyasal sisteme sahip iki ülkenin yönetimleri, gelişimlerini farklı tarihsel ve toplumsal koşullarda sürdürdükleri için birbirinden farklı olabilir.


Siyasal ve Yerel Yönetimin Gelişimi


İlkel kabilelerde, en güçlü savaşçının zora başvurarak yönetimi ele geçirdiği ilkel yönetim biçimleri uygulanırdı. Başka kabileleri yenen ve yeni topraklar kazanan başarılı savaşçılar, iktidarı ordularının gücü ve yandaşlarının desteğiyle ele geçirerek ilk krallar oldular. Bu krallıkları yönetmek için yasalar konuldu. Yönetimin temel görevi ordu kurmak ve vergi toplamaktı. Eski Mısır, Babil ve Asur'da din, kralın iktidar kaynağının tanrısal olduğu inancını yerleştirerek, kralın yönetimini pekiştirmekte yaşamsal bir rol oynadı.

İÖ 6. yüzyıldan başlayarak Eski Yunan'da Aristo ve Platon gibi siyasal düşünürler modern yönetim kavramını ortaya koydular. Yunanlı düşünürler, yurttaşların ülkenin yönetiminde söz sahibi olmalarına olanak sağlayan demokratik yönetim kuramını da geliştirdiler. Ama bu dönemde uygulanan demokrasi günümüzdeki anlamından farklıydı. Eski Yunan kent devletlerinde halkın yönetimde söz sahibi olması yalnızca yurttaşlarla sınırlıydı. Kent nüfusunun çoğunu oluşturan kölelerin yönetime katılma haklan yoktu. Gene de, Atina gibi kent devletlerinde "halk yönetimi" olduğu söylenebilir. Halkın temsilcileri yasalar yapmak, vergileri kararlaştırmak ve anlaşmazlıktan zor ile değil oylama ile çözmek üzere düzenli olarak toplanırlardı.

Ülkelerin, özellikle Akdeniz çevresindekilerin yasaları, kültürleri ile bilimleri geliştikçe ve nüfuslan arttıkça, yönetime ilişkin düşünce ve çalışmaları çok daha karmaşıklaştı ve ayrıntılandı. 16.-18. yüzyıllar arasında Avrupa'da hüküm süren mutlak krallar, krallıklarını yönetebilmek için ordular beslemenin yanı sıra büyük bir memur ve yönetici ağının yardımına gereksinim duydular. Devlet görevlileri ve memurlardan oluşan bu topluluğa bürokrasi denildi. (Sözcük, işyeri anlamına gelen Fransızca bureau ve iktidar anlamına gelen Yunanca kratos'dan türemiştir.) Her yönetimin bir bürokrasisi vardır.

Bazen bir ülkede halk yönetim biçimini onaylamaz ve kurulu düzeni değiştirmek için başkaldırır. Böyle halk ayaklanmalarına devrim denir. İngiliz baronlarının 1215'te krala karşı ayaklanması ülkenin yönetiminde dönüm noktası oldu. Kral, uyruklarının bireysel haklarını tanıyan Magna Carta adındaki belgeyi imzalamak zorunda kaldı. 17. yüzyılda, ülkeyi kimin yöneteceği sorunundan kaynaklanan İngiliz İç Savaşı (1642-51) kral ve parlamento arasındaki güç dengesinde bir başka önemli değişmeye yol açtı. Amerikan, Fransız, Rus, Çin ve Küba devrimleri yönetim biçimlerinde büyük değişikliklere neden oldu.


Siyasal Yönetim Sınıflandırmaları


Siyasal yönetimler çeşitli biçimlerde sınıflandırılabilir. Bunlardan biri egemenliğin kaynağına göre yapılan sınıflandırmadır. Buna göre yönetim, dinsel ve laik olarak ikiye ayrılır. Dinsel ya da teokratik yönetimde yerleşik hukuk düzeninin Tanrı tarafından konulmuş olduğuna inanılır. Bu yönetimde siyasal otoritenin Tanrı'nın yeryüzündeki temsilcisi olduğu varsayılır. Bu nedenle de, var olan düzen ve otoriteye karşı çıkılamaz ve eleştirilemez.

Laik yönetimde ise egemenliğin kaynağı dünyasaldır. Laik yönetimler ülkenin siyasal sistemine göre çok farklı biçimler alabilir. Örneğin, halkın işbaşına getirdiği demokratik yönetimler gibi, kaba güce dayanan bir önder ya da grubun egemenliği de laik olabilir.

Siyasal yönetimlerin en eski sınıflandırılma biçimlerinden biri de egemenliği kullanan kişi sayısına göre yapılandır. Bu ayrımda tek kişinin yönetimine monarşi, soylu azınlığın yönetimine aristokrasi, halk çoğunluğunun yönetimine de demokrasi denmiştir. Bu sınıflandırma Eski Yunan'dan yakınçağlara kadar bazı terim farklılaşmalarıyla geçerli olmuştur.

Toplum biçimlerine göre yapılan sınıflandırmada, siyasal iktidarın toplumsal ve ekonomik yapı tarafından belirlendiği düşünülür. Yönetimler feodal, kapitalist, sosyalist toplum biçimlerine göre farklılaşır.

Siyasal yönetimlerin bireyin ve birey özgürlüğünün temel alınmasına göre sınıflandırılmasında, yönetim liberal ve liberal olmayan biçiminde ikiye ayrılır. Liberal yönetimler, halkın tercihlerini yansıtan çoğulcu demokratik yönetimlerdir. Liberal olmayan yönetimler ise, otoriter ve faşist yönetimler gibi birey karşısında devletin üstünlüğünü savunan yönetimler ya da toplumun üstünlüğünü savunan sosyalist yönetimler olarak farklılaşabilir.

0

#6
Kullanıcı bağlı   Hale 

  • Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.
  • Grup: Yönetici
  • Mesaj sayısı: 38.472
  • Kayıt tarihi: 11-Eylül 07
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Forum İtibarı: 240
Mükemmel
Devlet Yönetim Biçimleri



Despotizm - Despotluk - Despotizm



Despotizm, ister bireysel ister sıkıca birbirine bağlı bir grup tarafından olsun mutlak siyasi bir güç ile hükmeden tek bir idari otoriteye sahip hükümet biçimidir.

Keyfi, tiranik devlet yönetim modelidir. Hukuk, teamül/adet veya etkili muhalefet tarafından sınırlanmayan, bu yüzden de devlet kudretinin/kuvvetinin ona sahip olanlarca istedikleri zaman diledikleri gibi kullanılabileceği yönetim tarzına denir.

Despotizm (zorbalık), yönetimin kendi keyfine göre hareket eden bir tek kişinin elinde bulunduğu siyasal sistemdir. Bu sistemde devlet baştaki yöneticinin keyfi ve zorbalığa dayalı tasarrufları ile yönetilir.

Klasik biçiminde despotizm, bir şahsın idaresinin olduğu devlet, despot ise bütün siyasi gücü kullanan ve bütün devleti temsil eden diğer herkesin ikincil önemde olduğu otoritedir. Bu tip despotizm medeniyetin kurulmasında ilk aşamalarda görülen derebeylik ve benzeri yönetimlerde yaygındı. Tarihteki Mısır Firavunları klasik despotlara bir örnektir.

Despotizm, Mutlakiyetle karıştırılmamalıdır. Mutlakiyette devlet kudreti üzerinde ciddi sınırlamalar olabilir, fakat bu sınırlamalar bilhassa hukukta muhafaza edilmekte değildir. Despotizmde iktidarın sınırsız şekilde yoğunlaşması söz konusudur, mühim olan budur, yoğunlaşmanın bir bireyin mi, bir grubun mu, bir partinin mi elinde/etrafında olduğu ikinci derecede önemlidir.

Despotizm yalnızca iktidarın bir elde yoğunlaşmasını değil, aynı zamanda siyasi sistem içinde etkili bir muhalefetin olmamasını da gerektirir

Despotizm, iktidar sahibinin, en azından bir dereceye kadar, hukukun üstünde olması anlamında keyfidir. Ancak, tam bir keyfiliği çok güçlü bir muhalefet yaratmadan sürdürmek imkansızdır ve bu yüzden despot yönetimler fiilen, daima, ne kadar ilkel olursa olsun, bir hukuk sistemiyle birlikte var olurlar.

Bu hukuk sistemi iktidarı meşrulaştırır ve despot, hukuk sistemini, ancak üstünlüğünü muhafaza etmesi için gerekli olduğunda çiğner/aşar. Dolayısıyla, bir meşruluk daima muhafaza edilir.

Despotun ve onun atadığı yöneticilerin uymak zorunda oldukları ne bir anayasa, ne de bir hukuk sistemi vardır. Anayasaya, yasalara ve yerleşik siyasal geleneklere sahip bulunmaması en belirgin özelliği olup bu rejimde kişi hak ve özgürlüklerinin bir anlamı yoktur.

Tarihte despotluklar XIII. yüzyılda ortaya çıkmıştır. Bazı İmparatorluk ailelerine mensup prenslere verilen haslara ve Bizans İmparatorluğu'nda iç karışıklıkların devam ettiği dönemlerde kurulan bağımsız devletçiklere "despotluk" adı verilmiştir.

XVIII. yüzyıl da Aydınlanma Çağı'nın filozofları tarafından savunulan düşüncelerin bazı krallıklarca uygulanmasına da "aydın despotizmi" denmiştir. Aydın despotizminin esaslarını tarihte ilk kez Prusya Kralı II. Friedrich (1740-1786) uygulamıştır. Çarlık Rusya'sında II. Yekaterina (1762-1796), Avusturya'da Maria Theresia (1740-1780) ve IUoseph (1780-1790), İspanya'da III. Carlos (1759-1788) da aydın despotizmini uygulayan yöneticiler olmuştur.

Fransız ihtilâlinden sonra krallar aydın despotizmi esaslarını terk edip soylularla iş birliğine gitmişlerdir. XIX. yüzyılda demokrasi ve halk egemenliği düşüncesinin gelişmesi ve hukuk devleti ile anayasaya bağlı siyasal sistemlerin yerleşmesinde etkili olmasıyla despotizm giderek gerilemiştir. Anayasalarla kralların keyfiliklerine son verilirken yönetenlerle yönetilenler arasındaki ilişkiler yasalarla düzenlenmiştir. Çağımızda ise despotizmin totalitarizm ve diktatörlükler şeklinde karşımıza çıktığını görürüz.

Sözde anayasaya bağlı sistemler olan sosyalizm ile Nazizmde Stalin, Mao, Hitler ve Mussolini gibi çağdaş despotlar uzun yıllar toplumlara egemen olmuş, keyfilik ve zorbalıklarla devletlerini yönetmişlerdir. Ancak diktatörlükle despotizm arasında bazı farklılıklar bulunmaktadır.

0

#7
Kullanıcı bağlı   Hale 

  • Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.
  • Grup: Yönetici
  • Mesaj sayısı: 38.472
  • Kayıt tarihi: 11-Eylül 07
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Forum İtibarı: 240
Mükemmel
Devlet Yönetim Biçimleri



Meritokrasi


Meritokrasi yönetim erkinin, yetenek ve kişilerin bireysel üstünlüğüne yani liyakata dayandığı yönetim biçimidir. Bu yönetim şeklinde idare erki, üstün özellikleri olduğu düşünülen kişiler arasında paylaştırılmaktadır.

Kayırma yoktur. Özellikle kamu yönetiminde daha bilgili ve yetenekli kişilerin seçilmesi ve yine hizmet içindeki ilerleme, yükselmelerinin bilgi başarı yenenek kıstaslarına göre yapılmasını amaçlar. Osmanlı Devleti'ndeki Devşirme sistemi buna örnek gösterilebilir.

Meritokrasi kelimesi ilk kez Britanyalı sosyolog Michael Young'ın hiciv tarzındaki eseri "Rise of the Meritocracy" (Meritokrasinin Yükselişi)'de geçmektedir. Bu kelime Latince "meritum" ile Yunanca "kratein" kelimelerinin birleşmesinden oluşmuştur. Meritum, yeterli ve değer anlamına, kratostan üreyen krasi ise güç, etki ve kuvvet anlamına gelmektedir. Kelimeler birleşince ortaya çıkan kelime ise toplumda değerlilerin, seçkinlerin güçlü ve etkili olmasını savunan bir görüşün adıdır. Dolayısıyla, üst kademelerde zekâ, çalışkanlık ve diğer mesleki hünerleri bulunan kişilere yer verilmesi anlamına gelmektedir.

Liyakat sistemi (Merit System), siyasal kayırmacılık sisteminin uygulamada olumsuz sonuçlar vermesi neticesinde ortaya çıkan bir sistemdir. Sistem, 1883 tarihli "Pendleton Act"in ABD’de uygulanmasıyla başlanmıştır. Kayırma sisteminin ortaya çıkışından itibaren geçen zaman içinde, devlet’in rolü büyük ölçüde değişmiştir.

Devletin geleneksel düzenleyicilik işlevleri, hem hacim yönünden katlanarak artmış, hem alan itibariyle son derece genişlemiş; bunun sonunda devlet yeni ve büyük sorunlar üstlenmiştir. Devletin bu yeni görevlerini yerine getirebilmek için, modern kamu personeli, zamanımızın sosyal, ekonomik, bilimsel ve teknik problemlerini çözme gücüne sahip olmalıdır. Bu ihtiyaçlarla ve sorunlarla karşı karşıya kalan devlet bunları çözümleme sorumluluğunu üzerine almış ve "liyakat sistemini" geliştirmiştir. Konuyla ayrıntılı bilgi yazarın Kamu ve Kamu Personeli kitabında bulunmaktadır.

Ayrıca sosyolog Melvin Tumin'in ifade ettiği üzere Meritokrasi, toplum içerisinde bireylerin yetenekleri ölçüsünde rol almaları durumudur.

0

#8
Kullanıcı bağlı   Hale 

  • Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.
  • Grup: Yönetici
  • Mesaj sayısı: 38.472
  • Kayıt tarihi: 11-Eylül 07
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Forum İtibarı: 240
Mükemmel
Devlet Yönetim Biçimleri



Mutlakiyet



Mutlakiyet, bir devlet yönetiminde, devletin temel güç ve yetkilerinin tek kişide veya grupta toplandığı yönetim biçimidir. Bu yönetim anlayışında gücü elinde toplayan kişiyi veya kişileri sınırlandıran herhangi bir yasa yoktur. Bu açıdan yönetenin veya yönetenlerin sınırsız iktidarı bulunmaktadır. Mutlakiyet mutlak monarşi olarak da adlandırılabilir.


Mutlakiyetin en önemli örneklerinden birisi Fransa kralı XIV Louis'in anlayışıdır. Bu anlayışa göre onun bakış ve yönetim anlayışı
“L'état, c'est moi (Devlet Benim)”


sözüyle mutlakiyeti en iyi tanımlayan örnek sayılır.


Mutlakiyetin tarihçesi


Avrupa'da 15. yüzyıldan itibaren derebeyliklerinin birleşerek tek yönetim altında toplanması sonucu mutlakıyet anlayışı oluştu. 15. yüzyıldan itibaren yeni coğrafi bölgelerin ve ticaret yollarının keşfi ile Avrupa ekonomisinin büyük bir değişime uğraması, yönetimsel açıdan da büyük değişimlere sebebiyet verdi. Madeni eşyaların önem kazanması ile altın, bakır ve gümüş gibi değerli madenlere önem veren merkantilist ekonomi politikası benimsendi.

15. yüzyıldan itibaren Avrupa'da söz sahibi olan İspanya Krallığı ile Osmanlı Devleti'nin yerini İngiltere ile Fransa aldı. Otuz Yıl Savaşları'nın ardından kazanılan zafer ile birlikte Fransa kralları tam anlamı ile mutlakıyeti sağladı. Bu gelişmenin sonucu Fransa'da papalık makamından bağımsız olarak kilise açıldı.

17. yüzyılın bitimi ve aydınlanma çağının başlangıcı ile mutlakıyet anlayışı düşüşe geçti. Rönesans ve reform hareketlerinin Avrupa insanına getirdiği yeni özgürlükler doğrultusunda mutlakıyete karşı başkaldırılar kendini gösterdi. 1789 Fransız İhtilali ile başlayan bu gelişmeler sonucu mutlakıyet anlayışı farklı eğilimlere yöneldi ve bazı ülkelerde kralların yetkileri kısıtlandı.

1905 yılına kadar Rus Çarları da yönetim biçimi olarak mutlakiyeti kullandılar.

0

#9
Kullanıcı bağlı   Hale 

  • Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.
  • Grup: Yönetici
  • Mesaj sayısı: 38.472
  • Kayıt tarihi: 11-Eylül 07
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Forum İtibarı: 240
Mükemmel
Devlet Yönetim Biçimleri



Otokrasi


Otokrasi, Monarşinin bir çeşitidir, anayasal sınırlamaları olmayan Monarşik yönetim tarzıdır. Stalinist otokrasi örneğinde olduğu gibi, iktidarın sadece tek bir bireyde toplandığı rejim biçimidir.

Yönetici, bütün siyasî yetkileri tek başında elinde bulundurur. Fakat monarşinin aksine yönetim miras yoluyla kalmamış kişi tarafından ele geçirilmiştir. Otokrat (buyurgan) rejimlerin temel özelliği, yönetimlerin halk adına karar vermesi, iyi- doğru- güzel'leri dayatması, buna karşın halkın sorunlarını çözümlemeyi de üstlenmesidir.

Buyurgan ya da yarı-buyurgan rejimlerde de halkın temsilcileri bulunmakla birlikte, onlar, "toplumun ürettiği çözümlerin yönetime iletilmesi" göreviyle yüklü görevliler değil -yönetimin devamı sayıldıkları için-, sorunlara toplum adına çözümler bulması gereken kişiler olarak görülürler.

0

#10
Kullanıcı bağlı   Hale 

  • Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.
  • Grup: Yönetici
  • Mesaj sayısı: 38.472
  • Kayıt tarihi: 11-Eylül 07
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Forum İtibarı: 240
Mükemmel
Devlet Yönetim Biçimleri



Parlamenter Monarşi - Anayasal Monarşi



Monarşi bir hükümdarın devlet başkanı olduğu bir yönetim biçimidir. Bu hükümdar, Türkçede kral, imparator, şah, padişah, prens, emir gibi çeşitli adlar alabilir. Bir monarşiyi diğer yönetim biçimlerinden ayıran en önemli özellik, devlet başkanının bu yetkiyi yaşamı boyunca elinde bulundurmasıdır. Cumhuriyetlerde ise devlet başkanı seçimle işbaşına gelir.

“Monarşi” sözcüğü dilimize Fransızca "Monarchie" kelimesinden girmiştir. Monarchie kelimesi ise Yunanca “tek şef” anlamına gelen "Monos Archein" kelimelerinden türemiştir. O halde monarşi, etimolojik olarak, “tek kişinin yönetimi” anlamına gelmektedir.

Birçok ülkede toplumsal ve siyasal gelişim, özellikle 18. yy. sonlarında, «meşrutî» adı verilen yeni bir tür monarşinin doğmasına yol açtı. Bu monarşi tipinde hükümdarın yetkileri, yazılı bir Anayasa ile tanımlanmış ve sınırlanmıştır. Bu monarşi genellikle «parlamenter»dir ve demokrasiye pek yakın olabilir: Kral devletin simgesi olarak kalır, ancak yürütme yetkisini bir hükümete bırakır; hükümet de halk tarafından seçilmiş bir millet meclisinin kararlarına uymaya zorunludur.

Hollanda,Danimarka, İngiltere, Japonya, İsveç ve Belçika'da durum böyledir Avrupa'da mutlakiyetçi kraliyet rejiminden parlamenterizme geçiş, İngiltere'de başlamıştır. Kıran kırana geçen siyasi mücadelenin sonucunda İngiliz soylular, Kral Yurtsuz John'a 1215 yılında Magna Carta (Magna Karta) adı verilen bir fermanı kabul ettirerek, parlamento yönetimini kurdular.


Buna göre:


1.
Kral halkın onayını almadan vergi toplayamayacaktı.
2. Kanuni dayanağı olmadan kimse tutuklanamayacak, hapis ve sürgün edilemeyecekti.
3. Ülkeye giriş ve çıkış serbest olacak, tam ticaret serbestliği tanınacaktı.

Parlamenter sistem bazen işletilerek, bazen askıya alınarak, 17. yüzyıla gelinmiş olundu. Bu yüzyıl Mutlakiyetçilerle, Özgürlükçü hareketlerin mücadelesine sahne olmuştur.

Kral I. Charles'ın parlamentoya danışmadan İspanya ve Fransa'ya savaş ilan etmesi ve bu savaşların maliyetini karşılayabilmek için vergileri arttırması üzerine, İngiliz Parlamentosu 1628 yılında Haklar Bildirisi (Petition of Rights) adı verilen belgeyi yayınladı. Bu bildiride, kralın yetkileri sınırlanarak hukuksal süreçten geçmeden kralın kimseyi suçlayamayacağı, cezalandıramayacağı ve orduyu halka karşı kullanamayacağı belirtiliyordu. Kral buna tepki göstererek parlamentoyu dağıttı. Ancak, vergi izni alabilmek için 1640 yılında parlamentoyu tekrar toplanmaya çağırmak zorunda kaldı.

Aradan geçen kırk yıllık süreç sonunda, 1689 yılında İngiliz Parlamentosu'nun Haklar Kanunu (Bill of Rights) yayınlamasıyla, egemenlik parlamentonun denetimine geçmiştir.

Bu bildiriye göre:

1.
Parlamento seçimleri serbestçe yapılabilecektir.
2. Parlamento üyeleri tam bir ifade özgürlüğüne sahip olacaktır.
3. Parlamentonun kabul ettiği kanunlar kral dahil herkesi bağlayacaktır.
4. Parlamentonun izni alınmadan asker ve vergi toplanamayacaktır.

Bu kanun ile parlamenter demokrasi ve hukukun üstünlüğü gibi ilkeler Avrupa'da ve tüm dünyada ilk önce İngiltere'de uygulanmıştır.


Temsili demokrasiler içerisinde Parlamenter rejimin temel özelliklerini şu şekilde özetlemek mümkündür:


• Parlamenter rejimde yasama ve yürütme organları hukuken birbirinden bağımsızdır, ancak aralarında bir takım işbirliği ve etkileşim mekanizmaları vardır.
• Bu rejimde yürütme iki-başlıdır. Devlet başkanı, yürütmenin sorumsuz başını oluşturur. Yürütmenin sorumlu organının başında ise başbakan bulunur. Başbakanın parlamenter olması şartı bulunmaktadır; buna karşın bakanların parlamenter olması şartı aranmamaktadır.
• Devlet başkanının siyasal açıdan sorumluluğu bulunmamaktadır.
• Bakanlar kurulunun parlamentoya karşı sorumluluğu bulunmaktadır
• Devlet başkanı hükümet etmez.
• Devlet başkanının uzlaştırıcı ve uyarıcı bir rolü bulunmaktadır.
• Yürütmenin diğer başını oluşturan Bakanlar Kurulu, yasama organına karşı sorumludur.
• Parlamenter sistemlerde çoğunluk ilkesi genel olarak esastır. Mecliste çoğunluğu sağlayan parti hükümet eder ve bu partinin başkanı başbakan olur.
• Hükümet yasama organına karşı sorumludur.
• Parlamenter sistem tek meclisli ya da iki meclisli olabilir.
• Parlamenter sistemde yasama ve yürütme arasındaki ilişki, işbirliği ve karşılıklı etkileme mekanizmasına dayanır.
• Yasama, yürütmeyi çeşitli yollarla denetler ve gözetim altında bulundurur. Meclise güvensizlik oyu vererek hükümeti düşürebilir.

Meclis güvensizlik oyu vererek hükümeti düşürebilir. Buna karşılık, yürütme de meclisi feshetme olanağına sahip bulunmaktadır. Fesih yetkisi, parlamenter sistemde, istikrarın sağlanmasında önemli yeri olan bir kurumdur.
Yukarıda özetlediğimiz özelliklere sahip parlamenter rejim halen çeşitli ülkelerde uygulama olanağı bulmaktadır. Parlamenter rejimin doğduğu ve halen uygulandığı tipik örnek İngiltere’dir. İngiltere’deki parlamenter rejime “Westminster Modeli” adı da verilmektedir.

İngiltere’de uygulanan bu modelde yasama erki halkın temsilcilerinin oluşturduğu yasama organında vücut bulur. Bu erk başka hiçbir kurum tarafından paylaşılamaz. Üstelik, serbest ve hakça seçimlerle temsilcilikleri tescil olunmuş bulunan milletvekilleri halk adına siyasal karar alma yetkisine meşru olarak sahip olan tek heyettir. Çünkü, egemen olan iradeyi temsil yetkisi meşru olarak tescil edilmiş olanlar onlardır.

Halk (seçmenler) bu gücü onlara seçildikleri yasal süre boyunca kullanmak üzere devir ve teslim ettiğini seçim işlemiyle tescil etmiş bulunmaktadır. Dolayısıyla, halkın (seçmenin) temsilcisi konumunda bulunan parlamento (uygulamada alt-meclis konumundaki Avam Kamarası üyeleri) her türlü konuda meţru otoriteye dayalı karar alma yetkisine sahiptirler. Onlar, ancak seçim döneminde halka siyasal kararları dolayısıyla hesap verirler. Halk (seçmen) bunları onaylamıyorsa, onlara oy vermemek suretiyle tercihini belirtir. Bu kararların kaldırılması veya yerine yeni kararların alınması bir dönem sonra seçilecek olan temsilcilerin görevidir. Bu uygulamada halkın siyasal sistemin yönetimine doğrudan doğruya bir etkisi yoktur; halk kararları ancak dolaylı olarak etkiler.


İngiltere’deki parlamenter rejim uygulamasında dikkati çeken başlıca özellikleri de sıralamakta yarar bulunmaktadır:


• Yasama organı iki meclisli olup alt meclis siyasal egemenliğin kullanıcısı durumundadır.
• Parti hükümeti esastır; ve yürütme gücünü kullanan başbakan ve bakanlar kurulu, aynı zamanda yasamayla kaynaşmıştır ve onu etkisi altında tutar.
• Bu rejim iki partili bir parti sistemine dayalı olarak çalışır.
• Sağ-sol ayırımı sosyal sınıf esasına dayalı tek bir boyuttan ibaret bir yalınlık içerir.
• Seçim sistemi dar bölge ve çoğunluk esasına göre düzenlenmiştir.
• Merkezi ve üniter bir yönetim sistemi egemendir. Yazılı olmayan, hatta bazı düşünürlere göre mevcut olmayan, bir anayasaya göre, tamamen yasama egemenliğine ve münhasıran temsili olan bir demokrasi anlayışına göre yönetim Westminster sisteminin esaslarını içerir.

Teknik anlamıyla düşünecek olursak Westminster modeli bir demokrasinin birbirleriyle ilişkili bazı temel unsurlara sahip olduğunu söyleyebiliriz.

Söz konusu modelin ilk önemli unsuru yürütmenin gücünün bir noktada toplanmasıdır. Bu modelde hükümetin en güçlü organı kabinedir. Ve kabine genellikle mecliste çoğunluğu elinde tutan partinin üyelerinden oluşur. Kabine çok ezici olmayan bir çoğunluğa dayalı, onun çıkarlarını gözeten ve onun temsilciliğini yapan bir kimlik taşır. Azınlık ise iktidarın dışında kalarak muhalefet rolünü oynar.

İlk unsurla yakından ilişkili olan ikinci unsur iktidarın birleşmesi ve kabinenin üstünlüğüdür. Kabinenin üstünlüğü çoğunluk ilkesinin mantıksal bir uzantısı olarak görülebilir. Sistem her ne kadar parlamenter bir sistem olarak bilinse de kabineyi oluşturan parti parlamentonun da çoğunluğunu teşkil ettiğinden yasama ve yürütme bir anlamda birleşmiş olmaktadır. Duverger’in de belirttiği gibi gerçekte ıngiliz rejimi bir güçler dengesi sisteminin bütünüyle tersidir. Parlamentoda salt çoğunluğu elinde tutan parti, dolayısıyla da hükümet başkanı sınırsız yetkileri elinde bulundurur. Üçüncü unsur politik parti sistemiyle ilgilidir. Her ne kadar çok partili politik sistemler demokratik bir rejim açısından hayati öneme sahip olsalar da pratikte yani demokratik sistemin işleyişinde politik partilerin sahip oldukları önem derecesine göre parti sistemleri de değişebilmektedir. Westminster Demokrasi Modelinde iki partili bir sistem hakimdir. Bu sistemde birçok parti seçime katılabilme ve hatta parlamentoya girebilme imkânına sahip olsalar da politik yaşam iki parti ekseninde işler.

Westminster modeli demokraside parti sisteminin bir başka özelliği ise tek boyutlu olmasıdır. Politik partileri birbirinden ayıran şey sağ ve sol yelpaze uyarınca sosyo-ekonomik politikaların ne olacağı hususudur. Örneğin İngiltere’de işçi partisi ortanın solundaki tercihleri muhafazakar parti ise ortanın sağındaki tercihleri simgeler. Politik partilerin sosyo-ekonomik politikalarına göre farklılaşmasının temelinde etnik, dinsel ve benzeri konulardaki görüş ayrılıklarının politik bir öneme haiz olmayacak bir mahiyete sahip olmaları yatmaktadır.

Dördüncü unsur seçim sistemiyle ilgilidir. Westminster modeli bir demokrasinin tipik seçim sistemi çoğunlukçu sistemdir. Bu sistem uyarınca çoğunluk oylarını alan ya da eğer bir çoğunluk yoksa en çok oyu alan adayın seçimi kazanması söz konusudur. Çoğunlukçu seçim sistemi bir anlamda Anglo-Sakson dünyanın demokrasi anlayışının bir göstergesi olarak da değerlendirilebilir. Kıta Avrupası’nın akılcı demokrasi anlayışının tersine daha önce de belirtildiği gibi deneyci demokrasi anlayışında önemli olan sistemin istikrarlı işleyişidir. Bu anlamıyla katıksız temsil demokrasinin bir ölçütü olarak telakki edilmez. Oysa akılcı demokrasi kavramlaştırmasında hali hazırdaki demokrasi işleyişine göre değil de mantıksal tutarlılığına göre yani ideal demokrasi tanımına uygunluğuna göre değerlendirildiği için çoğunlukçu seçim sistemi demokratik sistemin meşruiyetini zayıflatan bir teknik olarak görülür.

Westminster modeli demokrasinin beşinci unsuru merkeziyetçi bir yönetim yapısına sahip olmasıdır. Örneğin İngiltere’de yerel yönetimler önemli bir takım işlevleri yerine getirmelerine karşın büyük ölçüde merkezi hükümete bağımlıdırlar.yerel yönetimlerin mali bakımdan özerk olmamaları ve yetkilerinin federal sistemde olduğu gibi anayasa tarafından garanti altına alınmamış olmaması bu bağımlılığın önemli göstergeleri olarak değerlendirilebilir.

Westminster modeli demokrasinin önemli unsurlarından birisi de meclis egemenliği ilkesidir. Yine İngiltere örneğine bakılacak olursa parlamentonun gücü açık bir şekilde görülebilir. İngiltere’de parlamentoyu denetleyecek bir organ yoktur. Hukuki açıdan yasama gücüne konulmuş hiçbir sınır yoktur. Parlamento anayasal nitelikli kuralları da aynı adi yasalar gibi koyar veya kaldırır. Parlamentonun dikkate aldığı tek etken kamuoyudur. Öte yandan İngiltere’de parlamentonun gücünü sınırlandırma işlevini görebilecek yazılı bir anayasanın olmaması kamuoyunun önemini daha da arttırmıştır. Bu bağlamda Westminster modeli demokrasinin temelinde özgür bir kamuoyu ve bu kamuoyuna duyarlı olmayı içerisinde barındıran bir politik kültürün olduğu söylenebilir. Bu politik kültür nedeniyledir ki İngiltere’de muhalefetin iktidarın baskı ya da zorbalığından korkmasına gerek yoktur. Herhangi bir hukuki ve kurumsal güvence olmamasına karşın ıngiliz halkındaki özgürlük duygusu en büyük güvencedir. Duverger, hoşgörü ve liberalizm geleneklerinden eteri kadar payını almamış diğer ulusların Britanya kurumlarını tehlikesizce benimseyemeyeceklerini ve bu ulusların aslında Britanya kurumlarında bulunmayan ama bu kurumlardan türemiş bazı benzer rejimlerde görülen frenleri ve güçler dengesini de birlikte kabul etmeleri gerektiğini ifade ederek liberal politik kültürün çoğunlukçu demokrasi modeli açısından önemini vurgular.

Son olarak Westminster modelinin “münhasıran temsili demokrasi” düşüncesini esas aldığını söyleyebiliriz. Bu düşünce aslında parlamentonun egemenliği ilkesinin bir sonucu olarak da görülebilir. Parlamenter egemenlik demek referandum gibi doğrudan demokrasi unsurlarına yer olmaması demektir. Referandum gibi doğrudan demokrasi uygulamalarının halk egemenliği ilkesine dayandığı düşünüldüğünde, Westminster modelinde demokrasinin “halkın iktidarı” şeklinde etimolojik anlamıyla telakki edilmediği görülür.

Sartori’nin de belirttiği gibi tek tek bireylerin üzerinde onları kuşatan organik bir toplum kavrayışı Anglo-Sakson dünyaya yabancıdır. Fransızca “peuple”, İtalyanca “populo”, Almanca “Volk” gibi muadilleriyle karşılaştırıldığında “people” çoğuldur.

Lijphart’ın da belirttiği gibi yukarıda ifade edilen Westminster modeli demokrasinin karakteristikleri, modelin ideal tipi için söz konusudur.

Uygulamada bu karakteristiklerden önemli sapmalar olduğu görülür. Örneğin, İngiltere’de koalisyon hükümetleri üçüncü bir partinin parlamentoda etkin olabilmesi, sosyo-ekonomik faktörlerin dışında etnik ve benzeri faktörlerin de politik yaşamda rol oynaması, zaman zaman nispi temsil esasına dayalı seçim sisteminin uygulanması, Avrupa Birliği gibi uluslar arası kuruluşların mevzuatının parlamento kararlarının üzerinde yer alması ve Avrupa Topluluğuna üyelik için yapılmış olan referandum bu sapmaların örnekleri olarak gösterilebilir.

0


  • (2 Sayfa) +
  • 1
  • 2
  • Yeni bir konu açamazsınız
  • Bu konuya cevap yazamazsınız


"Devlet Yönetim Biçimleri | Teokrasi - Federasyon - Konfederasyon - Monarşi - Oligarşi - Cumhuriyet - Diktatörlük - Diktatör Nedir?" İçin Anahtar Kelimeler (Keywords)
Konuyu ziyaret eden ziyaretçilerimizin Google arama motorunda kullandıkları anahtar kelimeleri içermektedir.

Google (625), Google (113), oligarşi ile yönetilen ülkeler - Google'da Ara (32), oligarşi ile yönetilen devletler - Google'da Ara (32), oligarşi ile yönetilen devletler - Google'da Ara (26), Яндекс (25), oligarşi ile yönetilen ülkeler - Google'da Ara (19), teokrasi ile yönetilen ülkeler - Google'da Ara (19), devlet yönetim biçimleri - Google'da Ara (19), gecmişte ve günümüzde teokrasi ile yönetilen ülkeler olup olmadığı açıkla - Google'da Ara (17), başlıca yönetim biçimleri - Google'da Ara (16), teokrasi ile yönetilen ülkeler - Google'da Ara (13), dünyadaki yönetim şekilleri nelerdir - Google'da Ara (13), oligarşi ile yönetilen ülkeler - Google'da Ara (13), teokrasi ile yönetilen devletler - Google'da Ara (12), oligarşi ile yönetilen devletler - Google'da Ara (12), oligarşi ile yönetilen devletler - Google'da Ara (11), Ой! (11), oligarşi ile yönetilen devletler - Google'da Ara (11), teokrasi yönetim biçimini açıklayınız - Google'da Ara (11), yönetim biçimi açısından cumhuriyet - Google'da Ara (10), Google (10), teokrasi ile yönetilen ülkeler - Google'da Ara (10), oligarşi ile yönetilen ülkeler - Google'da Ara (10), dünyadaki yönetim biçimleri nelerdir - Google'da Ara (9), devlet yönetim biçimleri - Google'da Ara (9), teokrasi ile yönetilen ülkeler hangileridir - Google'da Ara (9), 400 Bad Request (9), başlıca yönetim biçimleri - Google\'da Ara (9), oligarşi ile yönetilen devletler - Google'da Ara (8), oligarşi yönetim biçimi - Google'da Ara (8), devletlerin yönetim biçimleri nasıldır - Google'da Ara (8), oligarşi ile yönetilen ülkeler - Google'da Ara (7), oligarşi ile yönetilen devletler - Google'da Ara (7), ülkeler ve yönetim biçimleri - Google'da Ara (7), oligarşi ile yönetilen ülkeler - Google'da Ara (7), monarşi yönetim biçimi - Google'da Ara (7), teokrasi ile yönetilen ülkeler - Google'da Ara (7), ülkelerin yönetim biçimleri - Google'da Ara (7), Ой! (7), teokrasi halkın rolü - Google'da Ara (6), dünyadaki yönetim biçimleri - Google'da Ara (6), devlet yönetim biçimleri - Google'da Ara (6), teokrasi ile yönetilen ülkeler - Google'da Ara (6), teokrasi ülkeleri - Google'da Ara (6), teokrasi yönetim biçimi - Google'da Ara (6), günümüzde oligarşi ile yönetilen devletler - Google'da Ara (6), dünyadaki yönetim biçimleri - Google'da Ara (6), BAŞLICA YÖNETİM BİÇİMLERİ - Google'da Ara (6), oligarşi ile yönetilen ülkeler - Google'da Ara (6), teokrasiyle yönetilen ülkeler - Google'da Ara (6), 400 Bad Request (6), oligarşi ile yönetilen devletler - Google'da Ara (6), oligarşi ile yönetilen ülkeler - Google'da Ara (6), oligarşi ile yönetilen ülkeler - Google'da Ara (6), teokrasi ile yönetilen ülkeler - Google'da Ara (6), cumhuriyet ile yönetilen devletler - Google'da Ara (6), başlıca yönetim biçimleri - Google'da Ara (5), yönetim biçimleri - Google'da Ara (5), yönetim biçimleri nelerdir - Google'da Ara (5), devlet yönetim biçimleri nelerdir - Google'da Ara (5), teokrasi yönetim biçimi - Google'da Ara (5), devlet yönetim biçimleri - Google'da Ara (5), eskiden teokrasi ile yönetilen devletler - Google'da Ara (5), monarşide halkın rolü - Google'da Ara (5), YÖNETİM BİÇİMLERİ VE GÖRÜLDÜĞÜ ÜLKELER - Google'da Ara (5), yönetim biçimi açısından cumhuriyet - Google'da Ara (5), cumhuriyet dışındaki yönetim biçimleri - Google'da Ara (5), teokrasi ile yönetilen ülkeler - Google'da Ara (5), kısaca monarşi devlet şekilleri - Google'da Ara (5), dûnyada gôrúlen yônetim biçimi nelerdir - Google Arama (5), devletin yönetim biçimleri - Google'da Ara (5), dünyada başlıca yönetim biçimleri - Google'da Ara (5), Dünyadaki ülkerin yönetim biçimi - Google Arama (5), dünyadaki yönetim biçimleri nelerdir - Google'da Ara (5), dünyadaki yönetim biçimleri - Google'da Ara (5), devlet yönetim biçimleri - Google'da Ara (5), dünyadaki yönetim biçimleri - Google'da Ara (5), oligarşi ile yönetilen devletler - Google'da Ara (5), eskiden oligarşi ile yönetilen devletler - Google'da Ara (5), teokrasi nedir - Google'da Ara (5), oligarşi ile yönetilen ülkeler - Google'da Ara (5), oligarşi ilgili sunum(uzun) - Google'da Ara (4), konfederasyon federasyon farkı - Google\'da Ara (4), geçmişteki oligarşi devletleri - Google'da Ara (4), geçmişten günümüze yönetim biçimleri - Google'da Ara (4), dünyadaki yönetim şekilleri nedir - Google'da Ara (4), tarihte görülen yönetim şekilleri - Google'da Ara (4), federasyon ile konfederasyon arasındaki fark - Google'da Ara (4), dünyada tarih boyunca görülen yönetim şekilleri nelerdir - Google'da Ara (4), Osmanlı Devleti'nin yönetim biçimi - Google'da Ara (4), geçmişten bugüne yönetim çeşitleri - Google'da Ara (4), başlıca yönetim şekilleri - Google'da Ara (4), ülkelerin yönetim şekilleri nelerdir ödev sitesi - Google'da Ara (4), monarşik devletler - Google'da Ara (4), dünyadaki yönetim biçimleri nelerdir - Google'da Ara (4), tc devleti nasıl yönetilir - Google'da Ara (4), Google (4), türklerde tarih boyunca görülen yönetim şekilleri - Google'da Ara (4), tüm dünyadaki yönetim şekilleri nelerdir - Google'da Ara (4),

"Devlet Yönetim Biçimleri | Teokrasi - Federasyon - Konfederasyon - Monarşi - Oligarşi - Cumhuriyet - Diktatörlük - Diktatör Nedir? Siyasal ve Yerel Yönetim..." ile Benzer Konular
İnsan Psişesi Nedir?
0 Yanıt - 3.042 Görüntülenme
Rüya Nedir
0 Yanıt - 2.395 Görüntülenme
Türkiye Cumhuriyeti | II. Bölüm, İslâm'da din ve devlet işleri birbirinden ayrılmaz parçalardır..
3 Yanıt - 15.641 Görüntülenme
Engellilerin Devlet Memuru Olabilmesi
0 Yanıt - 3.717 Görüntülenme
Fikir Nedir?
0 Yanıt - 1.968 Görüntülenme