Darfur'da büyüyen dramın düşündürdükleri Çad'a sığınan binlerce Sudanlı'nın dramı ile tüm gözlerin çevrildiği ve BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın uyarısı ile tartışılmaya başlanan Darfur gerçeği her geçen gün biraz daha ortaya çıkıyor. Kimilerinin bir insanlık dramı ve cinayet olarak tanımladığı, kimilerinin anarşi ve kaosun bir sonucu olarak gördüğü ve kimlerinin de soykırım olarak nitelediği Darfur hadisesi gündemimizdeki yerini almaya başlıyor. Muhtemelen tartışmanın odak noktası da, Sudan'ın Darfur bölgesine yapılması planlanan uluslararası müdahalenin komplo boyutları ile de zenginleştirilmiş niteliği olacak gibi görünüyor.
BM verilerine göre, 50 bin kişinin öldüğü ve 2 milyon 200 bin kişinin acil gıda desteğine ihtiyaç duyduğu ve hala cinayetlerin devam ettiği Darfur için geriye doğru sayım devam ediyor. Arap kökenli Cancavit milislerinin yaptığı cinayetlerin, bir soykırım olup olmadığı hala tartışılıyor. Uluslararası hukuk açısından, eğer bir soykırım var ise diğer devletlerin o ülkeye müdahale hakkını veren bir yaklaşım karşısında, bazı ülkelerin bu durumun bir soykırım olmadığı ve Hartum Yönetimine daha fazla zaman verilmesi gerektiği yönündeki itirazları hala devam ediyor. Bazı senatörlerin soykırım olduğu yönünde ABD Kongresi'ne verdikleri öneri ve ABD Dışişleri Bakanı Powell'in bu yöndeki beyanları ile bu konu biraz daha tartışılacak gibi görünüyor. Fakat BM Güvenlik Konseyi'ndeki Çin ve Pakistan direnişi ve Brezilya ile Fransa'nın ayak sürtmeleri nedeniyle Darfur kararları geciktirilmeye devam ediyor. Gerçi Afrika Birliği'nin Ruanda'dan sonra ikinci kez bir Afrika ülkesine askeri birlik gönderme kararı alması ve Ağustos sonundan itibaren önce 300 Nijerya askeri, ardından 2000 Afrika Birliği askerinin konuşlandırması sayesinde bir nebze olsun umutlar yeşerdi. Ama sorunun ilginç boyutları da aynı şekilde gün yüzüne çıkmaya başladı.
Sudan Dışişleri Bakanı Mustafa Osman İsmail, 28 Temmuz'da Ankara'ya yaptığı ziyaret sırasında, 'Darfur'a yapılacak dış müdahaleye silahla karşılık veririz demişti.' Ardından gelen ve BM'nin Darfur'daki zulmü 30 gün içinde durdurması kararına da yine Sudan Yönetiminden itirazlar geldi. Elbette Genel Sekreter Annan'ın yaptığı uyarıda olduğu gibi, ırk, dil ve din ayırımı gözeten bir yönetimin göz yumduğu cinayetler ve ardından oluşan kampların içinde yaşanan sefalet, açlık ve sağlık sorunları yüzünden ortaya çıkan tablo,hem Sudan hem de bölge için bir felaketin habercisidir. Bu yüzden de yapılması gereken çok şey vardır ama en önemli şey hemen harekete geçmektir.
Oysa gözden kaçan ve fark etmemiz gereken iki önemli nokta daha var Darfur'da:
Birincisi, Araplaştırma ve tek din politikasının yarattığı politik ortamın giderek bir arzudan öteye geçmesi ve sonuçta da şiddete dayalı bir toplum kültürünün acımasız cinayetlere neden olma tehlikesi. Birbirine zincirlerle bağlanmış insanları yakmanın etnik ve dini hangi ulvi amaca hizmet ettiğini sorgulamak gerekiyor.
İkinci nokta ise, dün bazı Bakanların da katıldığı Sudan'daki gösterilerde dile getirilen 'Amerikan'ın ülkeye müdahalesine hayır' sloganlarının arkasında kaybolup giden Darfur'daki binlerce insanın hayatının anlamını unutturmak için sergilenen tiyatro. Elbette hiçbir ülke başka bir ülkeye müdahale etmesin. Ama kimse de, başkası fark etmeyecek diyerek kendi insanlarını başka dinden ve ırktan diye zincirlerle yakmasın. Bu Afrika'nın sorunu değil ki, bu bir insanlık sorunudur.