Kadim Dostlar ™ Forum: Denemeler - Montaigne | Kitabın Özeti - Kitaptan Alıntılar - Kadim Dostlar ™ Forum

İçeriğe atla

Yalnızca 1 dakikanızı ayırıp sitemize üye olduğunuzda, içinde daha az reklam bulunan temamızı kullanabilirsiniz ...

Aradığınız konuya ulaşamadınız mı ? Problem değil, arama Özelliğimizi Kullanabilirsiniz
GoogleKadim Dostlar Özel Arama
Facebook Sayfamıza Üye Olabilir ve Güncel Site İçeriğinden Kolayca Haberdar olabilirsiniz
Sitemize reklam vererek, sitelerinizi veya ürünlerinizi tanıtabilirsiniz
-------------------
Kurumsal Çözümler Uzmanı Erkan Okur
İnformatik: Mühendislik ve PLM Çözümleri



  • (8 Sayfa) +
  • 1
  • 2
  • 3
  • Son »
  • Yeni bir konu açamazsınız
  • Bu konuya cevap yazamazsınız

Denemeler - Montaigne | Kitabın Özeti - Kitaptan Alıntılar Sabahattin Eyuboğlu – Kitabın Tamamı... Konuyu Oyla: -----

#1
Kullanıcı çevrimdışı   Hale 

  • Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.
  • Grup: Yönetici
  • Mesaj sayısı: 40.089
  • Kayıt tarihi: 11-Eylül 07
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Forum İtibarı: 240
Mükemmel



İçeriği Arkadaşlarınla Paylaş

Denemeler



• Kitabın Özeti:

Montaigne kitabında kişisel düşüncelerini okurlarıyla paylaşmıştır. İnsanın nerede, ne zaman, ne yaptığını, ama ne yapması gerektiğini kendi görüşleriyle bildirmiştir. İnsan kitabı okuduğunda kendi benliğiyle karşılaşmakta, vicdanıyla yüzleşmektedir.

Montaigne aklından ne geçiyorsa, kısa ve ya uzun bir şekilde paylaşmış okurlarıyla. Bizim önemsemeyip, düşünmediğimiz şeyleri Montaigne düşünmüş; günlük hayatımızda dikkat etmediklerimizin altını çizmiştir.


forum


Montaigne'in 1580 tarihli eseri Denemeler (Les Essais) Türkçe'ye ilk kez 1940'da Sabahattin Eyüboğlu tarafından kazandırılmıştı.



• Kitaptan Alıntılar:

Güzel Konuşma

Bakıyorum da kimi insanlar, konuşurken süslü, gösterişli cümleler kurmayı, anlamını kendilerinin de tam bilmedikleri sözcükler kullanmayı hüner sayıyorlar. Böyle yaparken, güzel sözler arama uğruna asıl söyleyeceklerini söyleyemiyorlar.
Ben bu tür konuşmaları doğru ve yararlı bulmuyorum. Sözcükler ve cümleler, düşüncelerimizi iletmek için birer araçtır. Bizi dinleyenler ne düşündüğümüzü anlamazlarsa konuşmuş olmayız ki. Yazılı anlatımda olsun, konuşma dilinde olsun içten, doğal, kısa ve yalın anlatımı tercih ederim ben. Beni dinleyen ya da yazdıklarımı okuyan herkes her sözümün tadına varmalı.
Bir de, Seuton’un söylediği gibi, din adamının vaazına benzememeli konuşma; bilinmedik, duyulmadık sözcüklerle kafaları bulandırmamalı. Yoksa çok gülünç duruma düşeriz. Asıl önemlisi, doğru ve sağlıklı iletişim kuramayız.

Kuru Bilgiler

Yaşadığımız çağın gereklerine göre daha bilgili daha akıllı olabilmek için öğrenim görürüz. İnsanın düşüncesiyle gördüğü ve duyduğu söylenir. Bütün varlığımızı yöneten düşüncedir; gerisi kör ve cansızdır sanki.
Çocuklarımıza kendi istemleriyle karar verme ve yapma özgürlüğü tanımadığımız için ürkek bir köle gibi yetiştiririz onları. Bize belletilen sözcükler, düşünsel yapımızı koşullandırıyor. Oysa ezberlemek, bilmek anlamına gelmez. Sözleri belleğimizde bir süre saklamaktır bu. Kendimize ait olmayan bilgileri sürekli kullanırız. Bütünüyle kitaplardan devşirilen kuru bilgiler ne kadar da verimsiz ve sıkıcıdır.

Platon, gerçek bilgi ve düşüncenin dürüst, sağlam bir iradeyle oluşabileceğini söyler. Değişik amaçlara yönelen diğer bilimleri de süs eşyası olarak görür.

*** En iyi eğitim, gençlerde öğrenme ve araştırma hevesini, sevgisini uyandıran eğitimdir. Onları iyi eğitemezsek, kitaplarla yüklü bir eşekten farkları kalmaz. Baskı ve dayatma ile bilim etiketli çantalar taşıtıyoruz onlara; oysa bilim ve kültürü çantamızda, evimizde saklamamız yetmez, onunla bir bütün olmamız, aşk evliliği yapmamız gerekir.

İnsanlar ve Hayvanlar

Kimilerimiz hayvanlara karşı daha duyarlı oluyor, onları insanlardan daha yakın buluyorlar kendilerine. Örneğin, hizmetçilerimiz bize kuşlardan, köpeklerden, atlardan daha çok yararlı oluyor, daha ucuza bize hizmet ediyorlar. Ama hayvanlara gösterdiğimiz ilgiyi, özeni, dostluğu bize hizmet edenlerden nedense esirgiyoruz.

İnanç ve Düşünce

İnsanoğlunun bugünkü düşüncelerini oluşturan çoğu birikimler, eski törelerin, eski dinlerin ve eski yasaların kalıntısıdır. Herkes nasıl konuşuyorsa biz de onlar gibi konuşmayı öğrenir, beşikten mezara kadar bu tutum ve davranışlar içinde yaşarız. Üstelik geçmişin mirası olan bu düşünce geleneğinin doğruluğundan hiç kuşkuya düşmeyiz de… Bu kutsal örüntüye karşı da çıkmayız.
Oysa insanlar, kendilerine dışardan verilen ve yaşayışlarında kural haline dönüştürdükleri bu inanç örtülü düşünceleri değişmez yasalar gibi benimsemeye çalıştıkça doğruyu ve gerçeği de kolay kolay bulamazlar.

Bitkiler ve İnsanlar

Diyelim ki bir tohumu ektik, bir bitkiyi diktik. Tarımla uğraşanlar için çok sıradan ve kolay görünen bu üretim, bitkiyi yetiştirme ve ürün alma aşamasında türlü zorluklarla baş başa bırakır bizi. Asıl onun yaşaması, büyümesi için daha çok emek verir, özen gösteririz.
İnsanların da yetiştirilmesi buna benzer. İnsan yavrusunun ekilmesi için fazla bir ustalık gerektirmez. En ilkeller de becerir bunu. Ama iş, doğumdan sonra onun sağlıklı beslenerek büyümesine gelince türlü güçlüklerle, sorunlarla karşılaşırız. Üzülür, kaygılanır ve iyi bir bakım için en uygun yollar, yöntemler ararız.




1 Kullanıcı bu konuyu okuyor
0 üye, 1 misafir ve 0 gizli üye



Toplam 8 kullanıcı bu konuyu okudu.

0

#2
Kullanıcı çevrimdışı   Hale 

  • Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.
  • Grup: Yönetici
  • Mesaj sayısı: 40.089
  • Kayıt tarihi: 11-Eylül 07
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Forum İtibarı: 240
Mükemmel
Otel ve Pansiyon Rehberiniz Otel, Pansiyon, Tatil, Gezi, Seyahat ve Konaklama Rehberiniz Bütçenize uygun, keyifli bir tatil için size gezi, seyahat ve konaklama tavsiyeleri: Otel Tanıtımları, Pansiyon Tanıtımları, Tatil Tavsiyeleri, Konaklama Tavsiyeleri, Ülke Tanıtımları, Seyahat Alternatifleri, Şehir Tanıtımları, Tarihi Eserler, Antik Kentler


Denemeler



Denemeler, 16. yüzyıl Fransız deneme yazarı Michel de Montaigne'nin ilk kez 1580 tarihinde yayımlanan deneme türünden eseridir. 107 denemeden oluşmuş bu kitabın özgün Fransızca adı Les Essais dir ve Türkçe'deki anlamıyla örtüşmektedir.


forum


Montaigne'in Denemeler (Les Essais) adlı eserinin, Villey'in 1580'de yayımladığı özgün Bordeaux baskısının ön kapak resmi.



"Denemeler", daha çok eğitim ve felsefe konularına değinen ve ortaçağ dogmatizmini yıkan bir aydınlanma kitabıdır. Hümanist kültürün en önemli kaynaklarından biri olan bu yapıt, yazılmasının üzerinden 430 yıl geçmesine rağmen aydınların başucu kitabı olmayı sürdürmüştür. Sokrates'ten sonra insan üzerine eğilen en önemli düşünür kabul edilen Montaigne, bu kitabıyla Avrupa insanına özgür düşünmesini öğretmişti.

1603'te ilk kez İngilizce'ye tercüme edilen eser Türkçe'ye de ilk kez 1940'lı yıllarda Sabahattin Eyüboğlu tarafından kazandırılmıştı. Önce 1940 yılında Tercüme dergisinde tefrika edilen eser, 1947 yılında Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları tarafından kitap haline getirildi. 1950'li ve 1960'lı yıllarda aynı yayınevi eserin muhtelif yeni baskılarını yaptı. İlerleyen yıllarda başta Cem Yayınevi olmak üzere birçok yayınevi tarafından defalarca basıldı. Cem Yayınevi de ilk baskılarında Sabahattin Eyüboğlu'nun çevirisini kullandı.


Yayın Kronolojisi


Montaigne, bu didaktik, retorik eserini değişik zamanlarda tekrar tekrar gözden geçirmiş ve eserine küçük veya büyük eklemeler yapmıştı. Bu yeniden gözden geçirmeler üç ayrı dönemde yapılmış ve her dönemin sonunda kitap yeni bir baskı yapmıştır.


Bu üç özgün baskı şunlardır:


• A: 1571-1580 yılları arasında yazılan pasajlar - 1580'de yayımlandı
• B: 1580-1588 yılları arasında yazılan pasajlar - 1588'de yayımlandı
• C: 1588-1592 yılları arasında yazılan pasajlar - 1595'de yazarın ölümünden sonra yayımlandı.


Aynı şekilde eseri ilk kez Türkçe'ye kazandıran Sabahattin Eyüboğlu da her baskıda farklı bir seçki yapmıştı. Böylece 1982'deki baskıda, 1947'deki ilk baskıya oranla iki misli fazla deneme yer almıştı, ama bu baskı da eksiksiz değil bir seçkiydi. Eyuboğlu'nun çevirisi özgün halindeki sırayı takip etmez. Eyuboğlu oluşturduğu her bir konu başlığının altında, "Denemeler"in özgün versiyonundaki her üç kitaptan da kronolojik sıra gözetmeksizin o konu ile ilgisi olan pasajları alarak serpiştirmiş ve bu şekilde bir seçki oluşturmuştur.

Cem Yayınevi 2006'da yaptığı 'eksiksiz' külliyat niteliğindeki baskıda ise cilt sayısını 4'e çıkartmıştı (1564 sayfa). Bu baskının çevirmeni ise Hüsen Portakal'dır.


Türkiye Baskıları


• İlk kez Tercüme dergisinde tefrika edildi - 1940. Çevirmeni: Sabahattin Eyüboğlu.
• Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları İlk 1947'de. 1950'ler 1960'lar boyunca, 1970'lere kadar muhtelif baskılar. Çevirmeni: Sabahattin Eyüboğlu.
• Cem Yayınevi 1980'lerden günümüze birkaç baskı. Öncekiler seçkiydi ve çevirileri Sabahattin Eyüboğlu'na aitti. 2006'daki 4 ciltlik eksiksiz baskı'nın çevirmeni ise Hüsen Portakal'dır.
• İş Bankası Kültür Yayınları - 1999, seçki.
• Alkım yay. seçki
• Deniz Kitaplar Yay. çevirmen Erol Esençay. Seçki.
• Yaprak Yayıncılık. Seçki.
• Ekol Basım Yayın, 1993. Seçki.

0

#3
Kullanıcı çevrimdışı   Hale 

  • Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.
  • Grup: Yönetici
  • Mesaj sayısı: 40.089
  • Kayıt tarihi: 11-Eylül 07
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Forum İtibarı: 240
Mükemmel
Denemeler



Kitaptan Alıntılar


Montaigne'in "Denemeleri"nden alınmış bazı aforizmalar şunlardır:



• "Acı masuma da yalan söyletir".
• "Gideceği limanı bilmeyene hiçbir rüzgarın faydası yoktur".
• "Zafer zafer değildir,yenilen düşman yenilgiyi kabul etmedikçe".
• "Paranın saklanılması kazanılmasından daha zahmetli bir iştir".
• "Halkı bir tek insan ,insanı halk gibi gör".
• "Yaşıyor ama bilmiyor yaşadığını".
• "Saadet bile haddini aşarsa azap olur".
• "Cimriliği yaratan yoksulluk değil zenginliktir daha çok".
• "Kusur korkusuyla suç işliyoruz".
• "Her şey kırılmaz zinciriyle bağlı kaderin".
• "Niçin başka güneş başka toprak ararsın,yurdundan kaçmakla kendinden kaçar mısın?"
• "En az bildiğim şeyler tartışmaya en elverişli olanlarıdır".
• "Bütün umudum kendimde".
• "İnsan her yerde hep o insandır ve bir insanın özünde soyluluk olmadımı dünyanın tacını da giyse çıplak kalır".
• "Ah bir dost!Eskiler dostluğun sudan ve ateşten daha zorunlu ve daha tatlı olduğunu söylerler,ne doğru!"


Türkçe Çevirinin Bölümleri



Sabahattin Eyüboğlu "Denemeler"i Türkçe'ye kazandırırken özgün halindeki sırayı takip etmemiş, kendisi bir seçki yapmıştır. Baskıdan baskıya sayıları artan ve başlık adları değişen bu seçkiler özgün halindeki her üç kitaptan da alıntılar içeriyordu. Örneğin en baştaki bir seçkide hem üçüncü hem de birinci kitaptan alıntılar vardı. Seçkilerin başlıkları da farklılıklar içeriyordu.

Eyüboğlu'nun çevirisiyle çıkan 1982 tarihli baskıdaki konu başlıkları şunlardı:


1.
Önsöz I (1940)
2. Önsöz II (1950)
3. Önsöz III (1952)
4. Önsöz IV (1970)
5. Montaigne'in Hayatı
6. Montaigne Üzerine Düşünceler
7. Okuyucuya
8. Kendisi
9. Denemelerin Konusu
10. Kendimizi Anlatmak
11. Nasıl Yazmalı
12. Hayat ve Felsefe
13. Yasalar Üstüne
14. Bilgi ve Düşünce
15. Yaşamak ve Çalışmak
16. Ruh ve Beden
17. İnsan ve Ötesi
18. Evini Koruma
19. Aşk Üstüne
20. Dostluk
21. Dostluk Bağları
22. Dırdırcılar
23. Yalnızlık
24. Devrim
25. Paris
26. Çeviri
27. İnsan Doğası
28. İnsanın Güçsüzlüğü
29. Ün
30. Tanrılar Üstüne
31. Aylak Ruhlar
32. Bilinçsiz Duyular
33. Filozoflar ve Tanrılar
34. Arama Sevgisi
35. Mutluluk Üstüne
36. Amerika'nın Bulunuşu
37. Hasta Görünmenin Zararları Üstüne
38. Vicdan Üstüne
39. Kendi Kendisiyle Yetinme
40. İyi Amaç Uğruna Kötü Yollar
41. Kendimizi İnceleme
42. Ruh ve Beden Hazları
43. Doğaya Uyma
44. İnsan Aklı
45. Cinsel Yanımız
46. İnsanın Durumu
47. Özgürlük Üstüne
48. Mutluluk
49. Ölüm
50. Yaşayan Ölüler
51. Kökleşen Yanılmalar
52. İnsan Ömrü
53. Varlık ve İnsan
54. İnsan ve Akıl
55. Ölçü
56. Tartışmalar
57. Gerçek Nedenler
58. Korku Üstüne
59. Kendine Acındırmak
60. Alışkanlık
61. Hayat ve Bilim
62. Yamyamlar Üstüne
63. Birine Yarar, Ötekine Zarar
64. Akıl Erdiremediğimiz Gerçekler
65. Babalar ve Çocuklar
66. Dizginsiz Tutkular
67. Değişen Dil ve İnsan
68. İnsanlar ve Hayvanlar
69. Öldürülme Tehlikesine Karşı
70. Ölmek Özgürlüğü
71. Gülmek ve Ağlamak
72. Hainlere Hıyanet
73. Hastalık
74. Sağlık Üstüne
75. Üç Büyük Adam
76. Her Şey Mevsiminde
77. İnsanın Kararsızlığı
78. Ruh Eşitliği
79. Dünyanın Bize Göreliği
80. İnsanlar Arasında
81. Hekimlik Üstüne
82. İnsanın İstekleri
83. İnsan Bilgisi
84. Dil Üstüne
85. Kitap ve Yaşam
86. Kitapların Değeri
87. Düşünce Gelenekleri
88. Yasalar
89. Söz Özgürlüğü
90. Vicdan Özgürlüğü
91. Kitaplar
92. Dünya Yurttaşlığı
93. Baştakiler ve Biz
94. Yabancıdan Kaçınma
95. Halk ve Kral
96. Pazarlık
97. Savaş Üstüne
98. Bilgelik ve Mutluluk
99. Öfke Üstüne
100. Körükörüne İnanmak
101. Ödemeli Kötülük
102. Bitki ve İnsan
103. Aramızdaki Eşitsizlik
104. İnsan ve Evren
105. Her Şeyin Göreceliği
106. Nasıl Konuşmalı?
107. İyilerin En İyisi
108. Doğruluk Kaygısı
109. Yaşamak Sanatı
110. Romalı ve Osmanlı Büyüklüğü
111. Bilgi ve İnanç
112. Eser ve Çocuk
113. Hüzün Düşkünlüğü
114. Şiir Üstüne
115. Eğitim ve Halk
116. Gerçeküstü Kandırmacaları
117. Yararlı ve Güzel Üstüne
118. Sevenler ve Sevilenler
119. Ölümün Tadına Varmak
120. Yaşama Bağlılık
121. Herkesin Değeri Kendine Göre
122. Zorluğun Değeri
123. Düşünmede Kendindenlik
124. Uydurma Nedenler
125. Efendiler ve Uşaklar
126. Peşin ve Kesin Yargılara Karşı
127. Bilmediğini Söyleyebilme
128. Büyüklük ve İnsancalık
129. Kendi Zenginliğimiz
130. Türk Ordularındaki Disiplin
131. Ölüme Hazırlanma
132. Çirkinlik Üstüne
133. Cinsel Eylem Üstüne
134. İnsana Güven Göstermenin Yararı
135. Kendini Öldürme
136. Büyük Eylemler ve Yaş
137. Saklanan Kötülükler
138. Kitaplar ve İnsanlar
139. Mutluluğun Bize Göreliği

0

#4
Kullanıcı çevrimdışı   Hale 

  • Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.
  • Grup: Yönetici
  • Mesaj sayısı: 40.089
  • Kayıt tarihi: 11-Eylül 07
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Forum İtibarı: 240
Mükemmel
Denemeler






forum


Montaigne - Michel Eyquem de Montaigne



Aşk Üstüne



Kitapları bir yana bırakır da dobra dobra konuşursak, aşk dediğimiz şey, arzulanan bir varlıkta bulacağımız tada susamaktan başka bir şey değildir, gibi geliyor bana Venüs'ün bize verdiği şey sonunda bir boşalma hazzı değil mi? Tıpkı doğanın başka taraflarımızın boşalmasına kattığı haz gibi Bu haz ölçüsüzlük yahut hayasızlık yüzünden kötülük haline geliyor Sokrates'e göre aşk, güzelliğin aracılığıyla çoğalma arzusudur Ama nedir, bu hazzın insana verdiği o acayip gıdıklama, Zenon'u, Kratippos'u düşürdüğü o delice, budalaca, saçma sapan haller, bizi sürüklediği o uygunsuz azgınlık, aşkın en tatlı anında o alev saçan, kudurmuş, zalim surat, sonra nedir o birden kabarıp böbürlenme, bu kadar çılgınca bir işin içinde o ciddileşip kendinden geçme? Hem ne diye hazlarımızla pisliklerimizi sarmaş dolaş edip hep bir yere koymuşlar? Ne diye insan hazzın son kertesinde acı çeker gibi, ölecek gibi inlemekli oluyor? Bunlara bakınca, Platon'un dediği gibi, tanrıların insanı kendilerine oyuncak diye yarattıklarına inanasım geliyor İnsanların bu en bulanık, en karışık işinin en ortak işleri olması da doğanın bir cilvesidir, diyorum Böylelikle bizi denkleştirmek, akıllılarla delileri, insanlarla hayvanlarıbirleştirmek istemiş İnsanların en ağırbaşlısını o bilinen hal içinde bir düşündüm mü, bütün ağırbaşlılığı bir yapmacık oluverir Tavus kuşuna haddini bildiren ayaklarıdır
Oyun arasında ciddi düşüncelere yer vermeyenler, bir aziz heykelinin karşısında, önü açık diye, dua etmekten çekinenler gibidir Biz de pekala hayvanlar gibi yeriz, içeriz; ama bunlar ruhumuzun göreceği işlere engel olmaz, bu işte hayvanlara üstünlüğümüzü gösterebiliriz İşte gelgelelim öteki iş bütün düşünceleri, Platon'un bütün felsefesini ve ilahiyatını emri altına alır, amansız hışmıyla bizi, hem de seve seve, insanlığımızdan çıkartıp hayvanlaştırır Başka her yerde az çok nazik olabilirsiniz; başka her iş kibarlık kurallarına uydurulabilir, ama bu işin hayvanca ve gülünç olmayan şekli düşünülemez bile Bir arayın da bulun bakalım bu iş bilgece ve edepli bir şekilde nasıl yapılabilir? Büyük İskender, herkes gibi bir ölümlü olduğunu bir bu işte, bir de uyumada anladığını söylermiş Uyku ruhun kötü güçlerini sarıp yokeder, bu iş de hepsini kaplayıp darmadağın eder Onu sadece mayamızdaki bozukluğun değil, hiçliğimizin, noksanlığımızın bir belirtisi sayabiliriz kuşkusuz.

Doğa bir yandan bizi bu arzuya doğru sürer, gördüğü işlerin en soylusunu, en yararlısını, en güzelini de ona bağlamıştır bir yandan da bizi bırakır, onu kötüleriz, ondan ayıp, günah diye utanır kaçarız, perhizi sevap sayarız Bizi yaratan işi hayvanlık saymaktan daha büyük hayvanlık mı olur? Türlü ulusların dinlerinde vardıkları, kurban, mum yakma, oruç, adak gibi ortak taraflardan biri de cinsel arzunun kötülenmesidir Onun bir cezalanması demek olan sünnet bir yana, bütün kanılar bu konuda birleşir Hoş, bir bakıma insan denilen bu budala varlığı yaratma işini ayıplamakta, bu işe yarayan taraflarımızdan utanmakta pek de haksız değiliz ya İnsanın doğuşunu görmekten herkes kaçar, ama ölümünü görmeye hep koşa koşa gideriz İnsanı öldürmek için gün ışığında, gelmiş meydanlar ararız, ama onu yaratmak için karanlık köşelere gizleniriz İnsanı yaparken gizlenip utanmak bir ödev, onu öldürmesini bilmekse birçok erdemleri içine alan bir şereftir Biri günah, öteki sevaptır Aristoteles ülkesinin bir deyimine göre birini iyileştirmenin öldürmek anlamına geldiğini söyler
Bazı uluslar yemek yerken başlarını bir örtüyle kaparlarmış Bir bayan tanırım, hem de en büyüklerden bir bayan, o da aynı kafada: Çiğnemek hiç güzel bir hareket değilmiş, kadının zerafetine, güzelliğine çok zarar verirmiş Bu bayan iştahı olduğu zaman herkesten kaçarmış Başka bir adam bilirim ne başkalarını yemek yerken görmeye, ne de başkalarının kendini yerken görmesine katlanamaz Karnını doldurmak, içini boşaltmaktan çok daha ayıp bir iştir Türk padişahının ülkesinde birçok insanlar varmış ki başkalarından üstün sayılmak için kendilerini yemek yerken göstermezlermiş, haftada bir tek öğün yerlermiş, yüzlerini gözlerini param parça ederlermiş, kimselerle de konuşmazlarmış Bu softalar demek doğayı bozdukça değerlendireceklerini, yaratılışlarını hor görmekle yükseleceklerini, ne kadar kötüleşirlerse, o kadar iyileşeceklerini sanıyorlar Şu insan ne korkunç bir hayvan ki, kendi kendinden bu kadar iğreniyor, kendi zevklerini başının belası sayıyor Hayatlarını gizleyen, başkalarının gözüne görünmekten kaçan insanlar da var Sağlık, sevinç içinde olmak onlar için en zararlı, en belalı hallerdir Değil yalnız birçok tarikatlar, birçok uluslar var ki doğuşlarına lanet eder, ölümlerine şükrederler Güneşe lanet edip karanlıklara tapanlar bile var Biz insanlar kendimizi kötülemeye gösterdiğimiz zekayı hiçbir yerde gösteremeyiz Kafamızın, o her şeyi bozabilen tehlikeli aletin peşine düştüğü, öldürmeye kastettiği av kendi kendimizdir.

O miseri! quorum guadia crimen habent (Gallus)

Ah zavallılar, sevinçlerini suç sayanlar.

Bre zavallı insan, az mı derdin var ki kendine yeni dertler uyduruyorsun Az mı kötü haldesin ki, bir de kendi kendini kötülemeye özeniyorsun Ne diye yeni çirkinlikler yaratmaya çalışıyorsun? İçinde ve dışında zaten o kadar çirkinlikler var ki! O kadar rahat mısın ki rahatının yarısı sana batıyor? Doğanın seni zorladığı bütün yararlı işleri gördün bitirdin, işsiz güçsüz kaldın da mı başka işler çıkarıyorsun kendine? Sen tut, doğanın şaşmaz, hiçbir yerde değişmez yasalarını hor görür, sonra o senin yaptığın, bir taraflı acayip, uygunsuz yasalara uymaya çabala Üstelik bu yasalar ne kadar özel, dar, dayanıksız, gerçeğe aykırı olursa çabaların da o ölçüde arıtıyor senin Mahalle papazının sana emrettiği gündelik işlere sıkı sıkıya bağlanırsın; tanrının, doğanın emirleri umurunda değildir Bak, bir düşün bunlar üzerinde: Bütün yaşamın böyle geçiyor (Kitap 3, bölüm 5)



DENEMELER

Michael De MONTAIGNE

Türkçesi: Sabahattin EYUBOĞLU

Cem Yayınevi
29 Basım 1997
Sf 49-52

0

#5
Kullanıcı çevrimdışı   Hale 

  • Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.
  • Grup: Yönetici
  • Mesaj sayısı: 40.089
  • Kayıt tarihi: 11-Eylül 07
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Forum İtibarı: 240
Mükemmel
Denemeler



Dostluk



Dost ve dostluk dediğimiz, çokluk ruhlarımızın beraber olmasını sağlayan bir raslantı ya da zorunlulukla edindiğimiz ilintiler, yakınlıklardır. Benim anlattığım dostlukta ruhlar o kadar derinden uyuşmuş, karışmış kaynaşmıştır ki onları birleştiren dikişi silip süpürmüş ve artık bulamaz olmuşlardır. Onu (Etienne de la Boetie: Montaigne'in en iyi dostu İyi yürekliliği ve bazı şiirleriyle tanınmıştır) niçin sevdiğimi bana söyletmek isterlerse bunu ancak şöyle anlatabilirim sanıyorum: Çünkü o, o idi; ben de bendim.

Ruhlarımız o kadar sıkı bir birliktelikle yürüdü, birbirini o kadar coşkun bir sevgiyle seyretti ve en gizli yanlarına kadar birbirine öyle açıldılar ki ben onun ruhunu benimki kadar tanımakla kalmıyor, kendimden çok ona güvenecek hale geliyordum.

Öteki sıradan dostlukları buna benzetmeye kalkışmayın: Onları, hem de en iyilerini ben de herkes kadar bilirim. O dostluklarda insanın, eli dizginde yürümesi gerekir: Aradaki bağ, güvensizliğe hiç yer vermeyecek kadar düğümlenmiş değildir. Chilon (Eski Yunanistan'ın ünlü bilgelerinden biri) dermiş ki: «Onu (dostunuzu), bir gün kendisinden nefret edecekmiş gibi sevin; ondan, bir gün kendisini sevecekmiş gibi nefret edin» Benim anlattığım yüksek ve yalın dostluk için hiç yerinde olmayan bu davranış, öteki dostluklara uyabilir. Bunlar için, Aristoteles'in sık sık tekrarladığı şu sözü de kullanabiliriz: «Ey dostlarım, dünyada dost yoktur»

Onsuz yorgun ve bezgin sürüklenip gidiyorum: Tattığım zevkler bile, beni avutacak yerde ölümünün acısını daha fazla artırıyor Biz her şeyde birbirimizin yarısı idik; şimdi ben onun payını çalar gibi oluyorum:

Nec fas esse ulla me voluptate hic frui
Decrevi, tantisper dum ille abest meus particeps (Terentius)
Onunla her şeyi paylaşmak zevkinden yoksun kalınca,
Hiçbir zevki tatmamaya karar verdim


Her işte onun yarısı, ikinci yarısı olmaya o kadar alışmıştım ki şimdi artık yarım bir varlık gibiyim.

Illam meae si partem animae tulit
Maturior vis, quid moror altera,
Nec chanıs aeque, nec superstes
Integer? Ille dies utramque
Duxit ruinam (Horatius)


Mademki zamansız bir ölüm seni, ruhumun yarısı olan seni alıp götürdü, yeryüzünde varlığımın yarısından, en aziz parçasından yoksun yaşamakta ne anlam var? O gün ikimiz birden öldük.

Ne yapsam, ne düşünsem onun eksikliğini duyuyorum O da benim için elbette aynı şeyi duyardı Çünkü o, diğer bütün değerlerinde olduğu gibi dostluk duygusunda da benden kat kat üstündü (Kitap 1, bölüm 28)



DENEMELER

Michael De MONTAIGNE

Türkçesi: Sabahattin EYUBOĞLU

Cem Yayınevi
29 Basım 1997
Sf 53-55

0

#6
Kullanıcı çevrimdışı   Hale 

  • Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.
  • Grup: Yönetici
  • Mesaj sayısı: 40.089
  • Kayıt tarihi: 11-Eylül 07
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Forum İtibarı: 240
Mükemmel
Denemeler


Dostluk Bağları


Karı koca arasındaki sevginin, arada bir ayrılmakla gevşeyeceğini sanırlar. Bence hiç de gevşemez. Tersine, fazla sürekli bir beraberlik bu sevgiyi soğutur, bozar. Uzaktan her kadın insana hoş gelir. Herkes kendi hayatından bilir ki, her gün birbirini görmenin tadı başka, ayrılıp kavuşmanın tadı başkadır. Ayrılıklar benim yakınlarıma sevgimi tazeler, ev hayatımın tadını artırır. Değişiklik, arzularımı bir o yana, bir bu yana sürtüp kızıştırır. Dostluğun kolları birbirimizi dünyanın bir ucundan bir ucuna kucaklayabilecek kadar uzundur. Hele karı koca dostluğunda, uzun bir iş ortaklığı dolayısıyla bizi birbirimize çekecek, hatırlatacak nice bağlar vardır.

Gerçek dostluğun ne olduğunu bilirim; bildiğim için de dostumu kendime çekmekten çok, kendimi ona veririm. Ona iyilik etmeyi onun bana iyilik etmesinden daha çok istemekle kalmam; kendine her edeceği iyiliğin bana da iyilik olmasını isterim. Bana en büyük iyiliği kendine iyilik ettiği zaman etmiş olur. Bir yere gitmek ona hoş geliyor, yahut bir işine yarıyorsa, uzakta olması bana yanımda olmasından daha tatlı gelir. Kaldı ki haberleşmek olanağı varsa insan ayrı düşmüş de sayılmaz. Ben vaktiyle dostumdan ayrılmada yarar bile buldum. Birbirimizden uzaklaşmakla hayatımızı daha fazla doldurmuş, olanaklarımızı genişletmiş oluyorduk. Başka başka yerlerde, o benim için yaşıyor, keyfediyordu, ben de onun için .

Hayatın tadını bir aradaymışız gibi çıkarıyorduk Hatta bir aradayken birimizden biri işsiz kalıyordu O kadar kaynaşmıştık ki ayrı ayrı yerlerde olmakla anamızdaki gönül birliği bir kat daha zenginleşiyordu. (Kitap 3, bölüm 9)


DENEMELER

Michael De MONTAIGNE

Türkçesi: Sabahattin EYUBOĞLU

Cem Yayınevi
29 Basım 1997
Sf 56-57

0

#7
Kullanıcı çevrimdışı   Hale 

  • Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.
  • Grup: Yönetici
  • Mesaj sayısı: 40.089
  • Kayıt tarihi: 11-Eylül 07
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Forum İtibarı: 240
Mükemmel
Denemeler



Yalnızlık


Yalnız yaşamanın bir tek amacı vardır sanıyorum; o da daha başıboş, daha rahat yaşamak. Fakat her zaman, buna hangi yoldan varacağımızı pek bilmiyoruz. Çok kez insan dünya işlerini bıraktığını sanır; oysaki bu işlerin yolunu değiştirmekten başka bir şey yapmamıştır. Bir aileyi yönetmek bir devleti yönetmekten hiç de kolay değildir. Ruh nerde bunalırsa bunalsın, hep aynı ruhtur; ev işlerinin az önemli olmaları, daha az yorucu olmalarını gerektirmez. Bundan başka, saraydan ve pazardan el çekmekle hayatımızın baş kaygılarından kurtulmuş olmuyoruz.

Ratio et prudentia curas, Non locus effusi late maris arbiter, aufert (Horatlus)

Dertlerimizi avutan akıl ve hikmettir, O engin denizlerin ötesindeki yerler değil


Ülke değiştirmekle kıskançlık, cimrilik, kararsızlık, korku, tutku bizi bırakmaz

Et post equitem sade atra cura (Horatius)

Ve keder, atımızın terkisine binip gelir


Onlar manastırlarda, medreselerde bile peşimizi bırakmazlar Bizi onlardan ne çöller kurtarabilir, ne mağaralar, ne de bedenimize ettiğimiz işkenceler

Haeret lateri letalis arundo (Virgilius)

Öldürücü yara bağrımızda kalır


Sokrates'e birisi için, seyahat onu hiç değiştirmedi, demişler O da: Çok doğal, çünkü kendisini de beraber götürmüştür, demiş.

Quid terras alio calentes Sole mutamus? patria quis exul Se quoque fugit? (Horatius)

Niçin başka güneş başka toprak ararsın? Yurdundan kaçmakla kendinden kaçar mısın?


İnsan önce içindeki sıkıntıyı dağıtmazsa yer değiştirmek daha fazla bunaltır onu: Nasıl ki yerine oturmuş yükler daha az engel olur geminin gidişine. Bir hastaya iyilikten çok kötülük edersiniz yerini değiştirmekle. Hastalığı azdırırsınız kımıldatmakla, nasıl ki kazıklar daha derine gidip sağlamlaşır sarsıp sallamakla. Onun için kalabalıktan kaçmak yetmez, bir yerden başka bir yere gitmekle iş bitmez: İçimizdeki kalabalık hallerimizden kurtulmamız, kendimizi kendimizden koparmamız gerek.

Rupi jam vincula dicas; Nam luctata canis nodum arripit; attemen illi, Cum fugit, a collo trahitur pars longa catenae (Persius)

Kırdım diyorsun zincirlerini; Evet, köpek de çeker koparır zincirini, Kaçar o da, ama halkaları boynunda taşıyarak


Zincirlerimizi götürürüz kendimizle birlikte; tam bir özgürlük değildir kavuştuğumuz; döner döner bakarız bırakıp gittiğimize; onunla dolu kalır düşlerimiz.

Nisi purgatum est pectus, quae prelia nobis
Atque pericula tonc ingratis insinuandum?
Quantae conscindunt hominem cuppedinis acres
Sollicitum curae, quantique perinde timores?
Quidve superbia spurcita, ac petulantia, quantas
Efficiunt clades? Quid luxus desidiesque? (Lucretius)

İçi arınmamışsa, neler bekler insanı,
Kendi kendisiyle ne savaşlar eder boşuna!
Tutkuları içinde ne kemirici kaygılar
Ne korkular içinde kıvranır insan!
Ne çöküntüler yapar bizde gurur, şehvet,
Öfke, gevşeklik ve tembellik!


Kötülüğümüz içimizde bizim; içimizse kurtulamıyor kendi kendisinden

In culpa est animus qui se non efiugit unquam (Horatius)

Ruhun derdi içinde ve kaçamaz kendi kendinden


İnsanın, olanak varsa karısı, çocuğu, parası ve hele sağlığı olmalı, ama mutluluğunu yalnız bunlara bağlamamalı Kendimize dükkanın arkasında, yalnız bizim için bağımsız bir köşe ayırıp orada gerçek özgürlüğümüzü, kendi sultanlığımızı kurmalıyız Orada, yabancı hiçbir konuğa yer vermeksizin kendi kendimizle her gün başbaşa verip dertleşmeliyiz; karımız, çocuğumuz, servetimiz, adamlarımız yokmuş gibi konuşup gülmeliyiz Öyle ki, hepsini yitirmek felaketine uğrayınca onlarsız yaşamak bizim için yeni bir şey olmasın Kendi içine çevrilebilen bir ruhumuz var; kendi kendine yoldaş olabilir; kendi kendisiyle, çekiş dövüş, alışveriş edebilir Yalnız kalınca sıkılır, ne yapacağımızı bilmez oluruz diye korkmamalıyız.

In solis sis tibi turba locis (Tibulhıs)

Issız yerlerde kendin için bir evren ol


Erdem, der Antishenes, kendi kendisiyle yetinir; ne kurallara baş vurur, ne laflara, ne gösterişlere.

Yapmaya alıştırıldığımız işlerden binde biri bile kendimizle doğrudan doğruya ilgili değil. Bakarsınız bir adam canını dişine takmış, kurşun yağmuru altında, yıkık bir kale duvarına tırmanıyor bütün hıncıyla; bir başkası, karşı tarafta, kan revan içinde, aç susuz savunuyor o kaleyi ölesiye: Kendileri için mi gösteriyorlar bu yararlığı? Uğrunda ölecekleri ve hiç görmedikleri insan belki o sırada kılım kıpırdatmadan keyif sürmektedir. Bakarsınız bir başkası, bitkin, perişan, saçı sakalı birbirine karışmış kitaplıktan çıkıyor gece yansından sonra: Bunca kitabı daha iyi, daha akıllı bir insan olmak için mi karıştırdı sanırsınız? Yok canım sen de! Ya ölecek o kitaplıkta ya öğretecek yarınki kuşaklara Platus'un dizelerini hangi düzenle kurduğunu ve falan Latince sözcüğün nasıl yazılması gerektiğini Kim seve seve feda etmiyor sağlığını, canını şan şeref için? Oysa kalp bir paradan başka nedir ki şan şeref? Kendi ölümümüzden korkmakla yetinemeyiz; karılarımızın, çocuklarımızın, adamlarımızın ölümünden de korkmak zorundayız Kendi işlerimizden çektiğimiz sıkıntı yetmiyormuş gibi komşularımızın, dostlarımızın işleriyle de dertlere sokar, bunaltırız kendimizi.

Vah! quemquamne hominem in animum instituere, aut Parare, quod sit charius quam ipse est sibi? (Terentius)

Vah, vah! Nasıl olur da insan bir şeyi Kendinden daha çok sevmeye kalkar? (Kitap 1 bölüm 39)





DENEMELER

Michael De MONTAIGNE

Türkçesi: Sabahattin EYUBOĞLU

Cem Yayınevi
29 Basım 1997
Sf 59-64

0

#8
Kullanıcı çevrimdışı   Hale 

  • Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.
  • Grup: Yönetici
  • Mesaj sayısı: 40.089
  • Kayıt tarihi: 11-Eylül 07
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Forum İtibarı: 240
Mükemmel
Denemeler



Filozoflar Ve Tanrılar



Thales'e göre tanrı her şeyi sudan yaratmış bir güçtü Anaximandros'a göre tanrılar değişik mevsimlerde doğup ölüyorlardı ve sayıları sonsuz dünyalardı bunlar. Anaximenes'e göreyse hava tanrıydı, yaratılmış, uçsuz bucaksız ve hep hareket durumundaydı. Anaxagoras, ilk kez, her şeyin düzen ve davranışını sonsuz bir ruhun gücü ve aklı yönetimini ileri sürdü. Alkmeon tanrılığı güneşe, aya, yıldızlara ve ruha veriyordu Pythagoras'ın tanrısı bütün nesnelerin yaratılışına dağılan bir ruh oluyor, bizim ruhlarımız da ondan kopuyordu Parmenides tanrıyı, göğü çevreleyen ve dünyayı ışığın kızgınlığıyla ayakta tutan bir çember haline getiriyordu. Empedokles'e göre tanrılar dört unsurdu ve her şeyi bunlar yapıyordu Protagoras tanrıların varlığı, yokluğu ve nitelikleri üstüne bir diyeceği olmadığını söylüyordu. Demokritos'a göre tanrı olan kimi zaman imgeler ve çevrintileridir, kimi zaman bu imgeleri çıkaran doğa ve sonunda bilgimiz ve zekamızdır. Platon, inancını değişik yönlere dağıtır: Timaios'da dünyayı yaratanın adı olmayacağını söyler; Yasalar'da tanrı varlığının araştırılmasını ister; aynı kitapların başka yerlerinde dünyayı, göğü, yıldızlan, toprağı ve ruhlarımızı tanrılaştırır, ayrıca her devletin eski düzeninde benimsenmiş olan tanrıları da benimser Xenophanes Sokrates'i aynı karışık öğretiler içinde gösterir: Kimi zaman tanrı'nın biçimi araştırılmamalıdır, kimi zaman tanrı güneştir, kimi zaman ruhtur hem bir tektir hem de bir sürüdür Platon'un yeğeni Speusippos tanrıyı, her şeyi yöneten, bir çeşit hayvansı güç olarak düşünür. Aristoteles'e göre tanrı kah evren, kah ruhtur; kimi zaman evrene başka bir baş bulur, kimi zaman da tanrıyı göğün ateşliliği olarak görür Zenokrates'te sekiz olur tanrı: Beşi gezegenlerin beşlisi, altıncısı duran yıldızların tümü, yedinci ve sekizinci de ayla güneştir Herakleitos değişik görüşler arasında gider gelir, sonra tanrıyı duygudan yoksun eder biçimden biçime geçiştirir ve sonunda yerle gök olduğunu söyler. Theophrastes aynı kararsızlık içinde türlü fantazyalardan geçer, dünyanın yönetimini kah zekaya, kah yıldızlara bağlar Strato'ya sorarsanız tanrı üretme, çoğaltma ve azaltma gücü olan doğadır biçimi ve duygusu yoktur Zenon'un tanrısı iyiyi buyurup kötüyü yasaklayan doğal yasadır; yaratıklara o can verir; Zeus, Hera, Vesta gibi geleneksel tanrılaraysa yer vermez. Zenon Diogenes Apolloniates'in tanrısı havadır Xenophanes'in tanrısı yuvarlaktır, görür, işitir, ama soluk almaz; insan yaratılışıyla hiçbir ortak yanı yoktur. Ariston tanrının biçimce hiçbir şeye benzetilemeyeceğini, duyarlığı olmadığını söyler, canlı mı, nedir, ne değildir bilinmez. Kleanthes'e göre tanrı bazen akıl, bazen evren, bazen doğanın ruhu, bazen de her şeyi kuşatıp saran yüksek bir sıcaklıktır. Zenon'un çağdaşı Perseus'a göreyse insanlığa önemli bir hizmette bulunmuş ya da yararlı şeyler bulmuş olanlara tanrı adı verilmiştir. Khrysippos yukarıda söylenenlerin hepsini karmakarışık bir araya getiriyor ve yarattığı bin bir çeşit tanrı arasına ölümsüzlüğe ulaşmış insanları da katıyordu. Diagoras ve Theodonıs tanrı adına ne varsa hepsini yadsıyorlardı Epikuros'da tanrılar ışıklı ve saydamdırlar; içlerinden hava geçebilir iki kale arasındaymış gibi iki dünya arasında otururlar; kaza bela semtlerine uğramaz; yüzleri insan yüzü, uzuvları insan uzuvlarıdır, ama hiçbir işte kullanılmaz bu uzuvlar.

Ego deum genus esse semper dexi, et dicam caelitum;
Sed eos non curare opinor, quid agat humanum genus (Emnius)

Tanrılar vardır dedim ve diyeceğim her zaman
Ama insan işleriyle uğraştıklarına inanmam


Bunca filozof beyninin curcunasını gördükten sonra gelin de güvenin felsefenize; buldum diye övünün çörekteki baklayı!

Tanrılaşmaya en elverişli olan en az bildiğimiz şeylerdir; öyleyken eskilerin biz insanları tanrılaştırmış olmaları aklın almayacağı bir şeydir. Ben olsam yılana, köpeğe, öküze tapınanları daha haklı bulurdum; çünkü bu yaratıkların niteliğini, iç varlığını daha az biliyoruz; hayal gücümüzü onlar için daha keyfimizce işletebilir, olağanüstü güçler görebiliriz onlarda. Ama tanrıları, kusurlarını bilmemiz gereken kendi yaratılışımıza benzetmek, onları arzu, öfke, öcalma, evlenme, akrabalık, aşk ve kıskançlıklarımızla, bizim organlarımız, coşkunluklarımız, keyiflerimiz, ölümlerimiz, mezarlarımızla düşünmek için insan kafasının olmayacak bir sarhoşluk geçirmiş olması gerekir. (Kitap 2, bölüm 12)



DENEMELER

Michael De MONTAIGNE

Türkçesi: Sabahattin EYUBOĞLU

Cem Yayınevi
29 Basım 1997
Sf 89-92

0

#9
Kullanıcı çevrimdışı   Hale 

  • Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.
  • Grup: Yönetici
  • Mesaj sayısı: 40.089
  • Kayıt tarihi: 11-Eylül 07
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Forum İtibarı: 240
Mükemmel
Denemeler



Ölüm


Mademki ölümün ününe geçilemez, ne zaman gelirse gelsin Sokrates'e: Otuz Zalimler seni ölüme mahkum ettiler, dedikleri zaman: Doğa da onları! demiş.

Bütün dertlerin bittiği yere gideceğiz diye dertlenmek ne budalalık!Nasıl doğuşumuz bizim için her şeyin doğuşu olduysa, ölümümüz de her şeyin ölümü olacak. Öyle ise, yüz yıl daha yaşamayacağız diye ağlamak, yüz yıl önce yaşamadığımıza ağlamak kadar deliliktir. Ölüm başka bir hayatın kaynağıdır. Bu hayata gelirken de ağladık, eziyet çektik; bu hayata da eski şeklimizden soyunarak girdik.
Başımıza bir kez gelen şey büyük bir dert sayılamaz Bir anda olup biten bir şey için bu kadar zaman korku çekmek akıl karı mıdır? Ölüm uzun ömürle kısa ömür arasındaki ayrımı kaldırır çünkü yaşamayanlar için zamanın uzunu kısası yoktur. Aristo, Hypanis ırmağının suları üstünde bir tek gün yaşayan küçük hayvanlar bulunduğunu söyler. Bu hayvanlardan, sabahın saat sekizinde ölen genç, akşamın beşinde ölen yaşlı ölmüş sayılır. Bu kadarcık bir ömrün bahtlısını, bahtsızını hesaplamak hangimize gülünç gelmez? Ama, sonsuzluğun yanında, dağların, ırmakların, yıldızların, ağaçların, hatta bazı hayvanların ömrü yanında bizim hayatımızın uzunu, kısası da o kadar gülünçtür. Doğa bunu böyle istiyor. Bize diyor ki: «Bu dünyaya nasıl geldiyseniz, öylece çıkıp gidin. Ölümden hayata geçerken duymadığımız kaygıyı, hayattan ölüme geçerken de duymayın. Ölümünüz varlık düzeninin, dünya hayatının koşullarından biridir.

Inter se mortales mutua viviunt Et quasi oursores vitae lampada tradunt (Lucretius)

İnsanlar yaşatarak yaşar birbirini Ve hayat meşalesini, birbirine devreder koşucular gibi


Hayat bir işinize yaramadıysa, boşu boşuna geçtiyse, onu yitirmekten ne korkuyorsunuz? Daha yaşayıp da ne yapacaksınız?
Sizin hatırınız için evrenin bu güzel düzenini değiştirecek değilim ya? Ölmek, yaratılışınızın koşuludur ölüm sizin mayanızdadır: Ondan kaçmak, kendi kendinizden kaçmaktır. Sizin bu tadını çıkardığınız varlıkta hayat kadar ölümün de yeri vardır. Dünyaya geldiğiniz gün bir yandan yaşamaya, bir yandan ölmeye başlarsınız.

Prima, Quae vkam dedit, hora carpsit (Seneka)

Bize verdiği hayatı kemirmeye başlar ilk saatimiz

Nascentes morimur, finisque ab origine pendet (Manllius)

Doğumla ölüm başlar son günümüz ilkinin sonucudur:

Yaşadığımız her an, hayattan eksilmiş, harcanmış bir andır Ömrünüzün her günkü işi, ölüm evini kurmaktır Hayatın içinde iken ölümün de içindesiniz; çünkü hayattan çıkınca ölümden de çıkmış oluyorsunuz. Ya da şöyle diyelim, isterseniz: Hayattan sonra ölümdesiniz; ama hayatta iken ölmektesiniz. Ölümün, ölmekte olana ettiği ise, ölmüş olana ettiğinden daha acı, daha derin, daha can yakıcıdır.
Hayattan edeceğiniz karı ettiyseniz, doya doya yaşadıysanız, güle güle gidin.

Cur non ut plenus vitae conviva recedis?
Cur amplius addere quaeris
Rursum quod pereat male, et ingratum occidat omne (Lucretius)

Niçin hayat sofrasında, karnı doymuş bir çağrılı gibi kalkıp gidemiyorsun?
Niçin günlerine, yine sefalet içinde yaşanacak; yine boşuna geçip gidecek başka günler katmak istiyorsun?


Hayat kendiliğinden ne iyi, ne kötüdür: Ona iyiliği, kötülüğü katan sizsiniz.

Bir gün yaşadıysanız, her şeyi görmüş sayılırsınız. Bir gün bütün günlerin eşidir. Başka bir gündüz, başka bir gece yok ki. Atalarınızın gördüğü, torunlarınızın göreceği hep bu güneş, bu ay, bu yıldızlar, bu düzendir.

Non alium videre patres:
Aliumve nepotes Aspicient (Lucretius)

Babalarınız başka türlüsünü görmedi
Torunlarınız başka türlüsünü görmeyecek


Benim komedyam, bütün perdeleri ve sahneleriyle, nihayet bir yılda oynanır, biter Dört mevsiminin nasıl geçtiğine bir bakarsanız, dünyanın çocukluğunu, gençliğini, olgunluğunu ve yaşlılığını onlarda görürsünüz Dünyanın oyunu bu kadardır Mevsimler bitti mi, yeniden başlamaktan başka bir marifet gösteremez. Bu hep böyle gelmiş, böyle gidecek.

Versamur ibidem atque insumus usque (Lucretius)

İnsan kendini saran çemberin içinde döner durur

Atque in se sua per vestigia volvitur annus (Virgilius)

Yıl hep kendi izleri üstünde dolanır


Dünyayı size bırakıp gidenler gibi, siz de başkalarına bırakıp gidin Hep eşit oluşunuz benim adaletimin esasıdır. Herkesin bağlı olduğu koşullara bağlı olmaktan kim yerinebilir? Hem sonra, ne kadar yaşarsanız yaşayın, ölümde geçireceğiniz zamanı değiştiremezsiniz: Ölümden ötesi hep birdir Beşikte iken ölseydiniz, o korktuğunuz mezarın içinde yine o kadar zaman kalacaktınız.

Licet, quod vis vivendo vincere secla, Mors aeterna tamen nihlominus illa manebit (Lucretius)

Kaç yüzyıl yaşarsanız yaşayın, Ölüm yine sonsuz olacaktır

Zaten ben sizi öyle bir hale koyacağım ki, artık hiçbir acı duymayacaksınız

In vera nescis nullum fore morto alium te Qui possit vivus tibi te i;agere peremptum, stansque jacentem (Lucretius)

Bilmiyor musunuz ki; öldükten sonra başka bir benliğiniz sağ kalıp sizin ölümünüze yanmayacak, ölünüzün başucunda durup ağlamayacak?


Bu doymadığınız hayatı artık aramaz olacaksınız:

Nec sibi enim quisquam tum se vitamque requirit Nec desiderium nostri nos afficit ullum (Lucretius)

O zaman ne hayatı ararız; ne de kendimizi; Varlığımızdan hiçbir şeye özlemimiz kalmaz.


Hiçten daha az bir şey olsaydı, ölüm hiçten daha az korkulacak bir şeydir denebilirdi:

Mufto mortem minus ad nos esse putandum Si minus esse potest quam quod nihil esse videmus (Lucretius)

Ölüm size ne sağken kötülük eder, ne ölüyken; sağken etmez, çünkü hayattasınız; ölüyken etmez, çünkü hayatta değilsiniz.


Hiç kimse yaşamından önce ölmüş sayılmaz; çünkü sizden arta kalan zaman da, sizden önceki zaman gibi sizin değildir: Ondan da bir şey yitirmiş olmuyorsunuz.

Respice enim quam nil ad nos ante acta vetutas Temporis aeterni fuerit (Lucretius)

Bizden önce geçmiş zamanları düşün Bizim için onlar yokmuş gibidir.


Hayatınız nerede biterse, orada tamam olmuştur Hayatın değeri uzun yaşanmasında değil, iyi yaşanmasındadır: Öyle uzun yaşamışlar var ki, pek az yaşamışlardır. Şunu anlamakta geç kalmayın: Doya doya yaşamak yılların çokluğuna değil, sizin gücünüze bağlıdır. Her gün gittiğiniz yere hiçbir gün varmayacağınızı mı sanıyorsunuz? Avunabilmek için eş dost istiyorsanız, herkes de sizin gittiğiniz yere gitmiyor. mu?

Omnia te vita perfuncta sequentur (Lucretius)

Ömrün bitince, her şey de seninle yok olacak


Herkes aynı akışın içinde sürüklenmiyor mu? Sizinle birlikte yaşlanmayan bir şey var mı? Sizin öldüğünüz anda binlerce insan, binlerce hayvan, binlerce başka varlık daha ölmüyor mu?

Madem geri dönemezsiniz, niçin kaçınıyorsunuz? Birçok insanların ölmekle, dertlerinden kurtulduğunu görmüşsünüzdür ama kimsenin ölmekle daha kötü olduğunu gördünüz mü? Kendi görmediğiniz, başkasından da duymadığınız bir şeye kötü demek ne büyük saflık! Niçin benden ve kaderken yakınıyorsunuz? Size kötülük mü ediyorum ben? Siz mi beni yöneteceksiniz, ben mi sizi? Öldüğünüz zaman yaşınızı doldurmamış da olsanız, hayatınızı doldurmuş oluyorsunuz İnsanın küçüğü de büyüğü gibi bir insandır. İnsanların ne kendileri ne de hayatları arşınla ölçülemez. Khiron, babası Saturnus'tan, zaman ve süre tanrısından, ölümsüzlüğün koşullarını öğrenince ölümsüz olmak istememiş. Sonsuz bir hayatın ne çekilmez olacağını bir düşünün.

Ölüm olmasaydı sizi ondan yoksun ettim diye bana lanet edecektiniz. Hayatınıza, mahsus biraz acılık kattım; ne hayattan ne de ölümden kaçmaksızın benim istediğim bir ölçüyle yaşayabilmeniz için hayata ve ölüme tatlı ile acı arasında bir kıvam verdim.

İlk bilgeniz olan Thales'e, yaşamakla ölmenin bir olduğunu öğrettim Birisi ona: Madem yaşamak boş niçin ölmüyorsun? diye sormuş, o da: İkisi bir de onun için, diye cevap vermiş.

Su, hava, toprak, ateş ve benim bu yapımın diğer bütün öğeleri hem yaşamanıza hem ölmenize yol açarlar Son gününüzden niçin bu kadar korkuyorsunuz? O gün, sizi öldürmede öteki günlerinizden daha fazla bir iş görmüyor ki! Yorgunluğu yapan son adım değildir son adımda yorgunluk yalnızca ortaya çıkar Bütün günler ölüme gider son gün varır»

İşte doğa anamızın bize verdiği güzel öğütler Çok kez düşünmüşümdür: Acaba niçin savaşlarda kendi ölümümüz de, başkalarının ölümü de bize evlerimizdeki ölümden çok daha az korkunç gelir? Öyle olmasaydı ordu hekimlerle, ağlayıp sızlayanlarla dolardı. Acaba niçin ölüm her yerde aynı olduğu halde köylüler ve yoksul insanlar ona çok daha metin bir ruhla katlanırlar? Ben öyle sanıyorum ki bizi korkutan ölümden çok bizim, cenaze alaylarıyla, asık suratlarla ölüme verdiğimiz korkunç durumdur Çocuklar sevdiklerini bile maske takmış görünce, korkarlar Biz de öyle İnsanların ve her şeyin yüzünden maskeyi çıkarıp atmalıyız. (Kitap 1, bölüm XX)



DENEMELER

Michael De MONTAIGNE

Türkçesi: Sabahattin EYUBOĞLU

Cem Yayınevi
29 Basım 1997
Sf 145-154

0

#10
Kullanıcı çevrimdışı   Hale 

  • Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.
  • Grup: Yönetici
  • Mesaj sayısı: 40.089
  • Kayıt tarihi: 11-Eylül 07
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Forum İtibarı: 240
Mükemmel
Denemeler



Kendimizi Tanımak



Plinius'un dediği gibi, herkes kendisi için bir derstir elverir ki insan kendini yakından görmesini bilsin Benim yaptığım, bildiklerimi söylemek değil, kendimi öğrenmektir; başkasına değil kendime ders veriyorum. Ama bunları başkalarına da anlatmakla kötü bir iş
yapmıyorum: Bana yararı olan bu işin belki başkasına da yararı olabilir. Zaten benim bir şeye dokunduğum yok.

Yalnız kendimle uğraşıyorum; delilik ediyorum, bundan zarar görecek başkası değil, benim; çünkü bu öyle bir delilik ki bende başlayıp bende bitiyor, hiçbir kötülüğe yol açmıyor. Eskilerden yalnız iki üçünün bu işi denediğini söylerler; ama onların, yalnız adlarını bildiğimiz için
benim yaptığımın tıpkısını yapıp yapmadıklarını söyleyemeyiz.

Ruhumuzun ele avuca sığmayan akışını gözlemek, onun karanlık derinliklerine kadar inmek, türlü hallerindeki bunca incelikleri ayırdedip yazmak sanıldığından çok daha zahmetli bir iştir. Sonra bir taraftan bu işin o kadar başka, o kadar garip bir zevki de var ki insanı
dünya işlerinden, hem de en değerli dünya işlerinden çekip alıyor. Birkaç yıldır düşüncelerimin kendimden başka amacı yok; yalnız
kendimi sorguya çekiyor ve inceliyorum.

Başka bir şeyi incelediğim de oluyor ama, onu da hemen kendime çekiyor, daha doğrusu, kendime mal ediyorum; daha az yararı olan
öteki bilimlerde olduğu gibi, bu bilimde öğrendiklerimi başkalarına bildiriyorsam, bunda hiçbir kötülük görmüyorum. Şunu da söyleyeyim
ki öğrendiklerimle hiç de yetinmiyorum. İnsanın kendini anlatmasından daha zor ve daha yararlı hiçbir şey yoktur. Üstelik, meydana çıkmak için insanın süslenmesi, kendine çekidüzen vermesi gerekiyor. Ben durmadan kendimi düzenliyorum, çünkü durmadan
anlatıyorum.

Kendinden sözetmeyi kötü görmek, yasak etmek adet olmuştur çünkü kendinden sözetmek her zaman kendini övmek gibi görünür
kendini övmekse herkesin zıddına gider .Ama kendinden sözetmeyi yasak etmek, çocuğun burnunu silecek yerde, burnunu koparmak olur.

İn vitium ducit culpae fuga (Horatius)

Kusur korkusuyla suç işliyoruz


Bu tedbirde ben kardan çok zarar görüyorum, hatta kendimden sözetmek mutlaka övünmek olsa bile ben asıl amacıma bağlı kalmak
için, kendimdeki bu hastalığı ortaya koyacak bir işten kaçınmamalıyım; işlediğim, hem de edindiğim bu kusuru gizlememeliyim. Ama, bana sorarsanız, birçokları içip sarhoş oluyor diye, şarabı yasak etmek yanlıştır fazla kaçırılan şeyler hep iyi şeylerdir. Kendinden sözetmenin kötü sayılması bence yalnız, halkın düşeceği kaba hatalardan ötürüdür.

Bu türlü kurallar budalalara vurulan dizginlerdir: Ne azizler -ki kendilerinden pekala sözederler-, ne filozoflar, ne bilginler bu kuralları
dinler; onlara hiç benzememekle birlikte ben de bu kuralları dinlemiyorum. Onların ereği kendilerini anlatmak değildir, ama sırası
gelince de kendilerini uluorta göstermekten çekinmezler. Sokrates kendinden sözettiği kadar neden sözeder? Hep müritlerini de
kendilerinden sözetmeye, kitaplardan öğrendiklerini değil içlerinde olup bitenleri anlatmaya dürtüklemez mi? Tanrıya ve rahibe kendimizden sözetmiyor muyuz? Protestan komşularımız bunu halkın gözü önünde yapıyorlar Diyeceksiniz ki, onlara yalnız kötü taraflarımızı anlatırız. Ama bu, her şeyi söylüyoruz demektir; çünkü iyi tarafımız da bütün günahlardan arınmış değildir.

Benim mesleğim, sanatım yaşamaktır. Bana hayatımı duyduğum, gördüğüm ve yaşadığım gibi anlatmamı yasak edenler mimara da
desinler ki, sen binalardan kendine göre değil başkasına göre, kendi bilginle değil başkasının bilgisiyle sözedeceksin Kimse sormadan
kendi değerlerini ortaya koymak bir övünme ise niçin Cicero Hortentius'un, Hortentius Cicero'nun söz güzelliğini öne sürüyor?

Bana diyebilirler ki: Kendini kuru sözle değil işle ve eserle anlat Ben her şeyden önce düşüncelerimi anlatıyorum, bunlarsa ün ve eser haline gelemeyecek kadar belirsiz şeyler: Onları söz haline getirmekte bile güçlük çekiyorum. Birçok olgun ve değerli insanlar herhangi bir iş görmekten kaçınmışlardır. Yaptığımız işler kendimizden çok rastlantıların eseridir: Bu işler kendi özlerini belli ederler; beni ise
ancak şöyle böyle, belli belirsiz, parça parça gösterebilirler.

Ben kendimi olduğum gibi gösteriyorum: Öyle bir beden yapısı koyuyorum ki ortaya bir bakışta damarları, kasları, her şeyi yerli
yerinde görüyorsunuz.

Öksürük, sararma, yahut yürek çarpması yalnız bedenin bir kısmını, onu da şöyle böyle, gösterebilir. Ben yaptıklarımı değil, kendimi, öz
benliğimi anlatıyorum.

Bence insan ne olduğunu bilmekte dikkatli olmalı; iyi tarafını da, kötü tarafını da aynı titizlikle ortaya çıkarmalıdır. Eğer ben kendimi
iyi ve olgun görseydim, bunu bağıra bağıra söylerdim. Kendimi olduğumdan az göstermek, alçakgönüllülük değil, budalalıktır;
kendine değerinden az paha biçmek korkaklıktır, pısırıklıktır. Aristoteles'e göre, hiçbir iyilik sahtelikle bir arada gitmez; doğru hiçbir zaman yanlışa yer vermez Kendini olduğundan fazla göstermek de, çoğu kez gururdan değil budalalıktandır. Bence bu kendini
beğenme illetinin esası, kendinden pek fazla hoşlanmak, kendi kendine hayasızca aşık olmaktır. Bunun en iyi çaresi, kendinden
sözetmeyi yasaklayan ve böylece bizi kendimiz üzerinde düşünmekten büsbütün alıkoyanların dediklerinin tam tersini yapmaktır.

Gurur insanın düşüncesidir; söze dökülen onun pek küçük bir parçasıdır. Bu adamlar öyle sanıyorlar ki insanın kendi üzerinde durması,
kendinden hoşlanması, hep kendisiyle uğraşması kendine fazla düşkün olması demektir. Oysaki aşırı benciller kendilerini pek üstünkörü
bilenler, kendilerinden önce işlerine bakanlardır. Onlara göre kendi kendisiyle başbaşa kalmak, sırtüstü yatıp vakit öldürmektir; ruhunu
zenginleştirmeye, kendini adam etmeye çalışmak boş hayaller kurmaktır. Sanki kendimiz bizden ayrı, bize yabancı birisiymiş gibi.

Kendinden aşağıya bakıp da kendi kafasına hayran olan adam, kendinden yukarıya, geçmiş yüzyıllara gözlerini kaldırsın; o zaman
yüzlerce devin ayakları altında kalacak ve burnu kırılacaktır. Kendi mertliğiyle övünüp böbürleniyorsa, onu çok geride bırakan Scipion'un,
Epaminondas'ın, bunca orduların ve ulusların hayatlarını hatırlasın İnsan kendindeki eksik ve cılız değerleri, üstelik insan hayatının
hiçliğini hesaba katarak düşünecek olursa, hiçbir değeriyle övünmeye kalkışmaz. Yalnız Sokrates, tanrısının dediğine uyup kendini
gerçekten tanımasını ve küçük görmesini bildiği için Bilge adını almaya hak kazanmıştır. Kendini böylesine tanıyan adam istediği
kadar kendinden sözetsin. (Kitap 2, bölüm 6)

0


  • (8 Sayfa) +
  • 1
  • 2
  • 3
  • Son »
  • Yeni bir konu açamazsınız
  • Bu konuya cevap yazamazsınız


"Denemeler - Montaigne | Kitabın Özeti - Kitaptan Alıntılar" İçin Anahtar Kelimeler (Keywords)
Konuyu ziyaret eden ziyaretçilerimizin Google arama motorunda kullandıkları anahtar kelimeleri içermektedir.

Google (5.879), Google (711), montaigne denemeler özet - Google'da Ara (258), Google (184), montaigne denemeler özeti - Google'da Ara (164), montaignenin denemeleri - Google'da Ara (159), Ой! (119), denemeler özet - Google'da Ara (96), montaignenin denemeleri - Google'da Ara (94), denemeler kitabının özeti - Google'da Ara (92), montein denemeleri - Google'da Ara (87), denemeler kitap özeti - Google'da Ara (81), montein denemeleri - Google'da Ara (72), deneme özetleri - Google'da Ara (71), montein denemeler özet - Google Search (67), montaigne denemeleri - Google'da Ara (63), montein denemeleri - Google'da Ara (60), montaigne denemeler kitabının özeti - Google'da Ara (58), montaigne denemeler özeti - Google'da Ara (56), montaigne denemeler özet - Google'da Ara (53), montaigne denemeleri özeti - Google'da Ara (49), montaigne denemelerinin özeti - Google'da Ara (49), denemeler özeti - Google'da Ara (47), denemeler kitap özeti - Google'da Ara (46), montaigneden denemeler - Google'da Ara (46), montain denemeler - Google'da Ara (44), montein denemeler - Google'da Ara (40), mountain denemeleri - Google'da Ara (39), montaigne denemelerin özeti - Google'da Ara (37), denemeler kitap özeti - Google'da Ara (37), montaigne denemeler özet - Google'da Ara (36), montein denemeleri - Google'da Ara (35), montaigne denemeleri özet - Google'da Ara (34), montaigne denemeler özet - Google'da Ara (34), denemeler montaigne özet - Google'da Ara (33), montaigne denemeler özet - Google'da Ara (33), montainden denemeler - Google'da Ara (33), montaignenin denemeleri - Google'da Ara (32), MONTAINE DENEMELER - Google'da Ara (31), montaignenin deneme yazıları - Google'da Ara (31), monteynin denemeleri - Google'da Ara (31), Ой! (31), montaigne denemeler kitap özeti - Google'da Ara (30), deneme özetleri - Google'da Ara (29), montein denemeleri - Google'da Ara (29), montaignenin denemeleri - Google'da Ara (27), denemelerin özeti - Google'da Ara (27), mountain denemeler - Google'da Ara (27), montaigne denemeleri - Google'da Ara (27), montein denemeleri - Google'da Ara (26), denemeler kitap özeti - Google'da Ara (26), monteyn denemeleri - Google'da Ara (25), montaignenin hayatı - Google'da Ara (24), montaigne denemeler özet - Google'da Ara (24), montaignenin deneme yazıları - Google'da Ara (23), montaigne denemeler özeti - Google'da Ara (23), montaigne denemelerinin özeti - Google'da Ara (22), monteynin denemeleri - Google'da Ara (22), montein hayatı - Google'da Ara (21), monteynin denemeleri - Google'da Ara (21), montaigne denemeler kitabı özeti - Google'da Ara (20), montaignenin denemeleri - Google'da Ara (20), montaigneden denemeler örnekleri - Google'da Ara (20), monteyn denemeleri - Google'da Ara (20), montaigne denemeler özeti - Google'da Ara (20), denemeler kitap özeti - Google'da Ara (20), montainden denemeler - Google'da Ara (19), montaigne denemeler özet - Google'da Ara (19), montaıgne denemeler özeti - Google'da Ara (18), deneme özeti - Google'da Ara (18), denemeler montaigne özeti - Google'da Ara (18), montaignenin hayatı - Google'da Ara (18), montaigne denemeler özeti - Google'da Ara (18), monteynin denemeleri - Google'da Ara (18), denemeler özet - Google'da Ara (18), montainden denemeler - Google'da Ara (17), monteyn denemeleri - Google'da Ara (17), montein denemeleri - Google'da Ara (17), montaignenin denemeleri - Google'da Ara (17), montein denemeleri - Google'da Ara (17), monteynin denemeleri - Google'da Ara (17), montein denemeleri - Google'da Ara (17), denemeler montaigne - Google'da Ara (17), monteyn denemeleri - Google'da Ara (17), monteynin denemeleri - Google'da Ara (17), montaigne denemeler özet - Google'da Ara (17), Google (17), montaigne özet - Google'da Ara (16), denemeler adlı kitabın özeti - Google'da Ara (16), monteynin denemeleri - Google'da Ara (16), montaigne denemeler özeti - Google'da Ara (16), montaignenin denemeleri - Google'da Ara (16), montaigne denemeler özeti - Google'da Ara (16), monteyn denemeleri - Google'da Ara (16), montaignenin denemeleri - Google'da Ara (16), denemeler kitabının özeti - Google'da Ara (15), montaigne denemeler kitap özeti - Google'da Ara (15), kitaplardan alıntı sözler - Google'da Ara (15), denemeler kitabının özeti - Google'da Ara (15), montaigne denemeler özet - Google'da Ara (15),