Kadim Dostlar ™ Forum: Kanuni Sultan Süleyman - I. Süleyman | 1494 - 1566 | X.uncu Osmanlı Padişahı - Kadim Dostlar ™ Forum

İçeriğe atla

Yalnızca 1 dakikanızı ayırıp sitemize üye olduğunuzda, içinde daha az reklam bulunan temamızı kullanabilirsiniz ...

Aradığınız konuya ulaşamadınız mı ? Problem değil, arama Özelliğimizi Kullanabilirsiniz
GoogleKadim Dostlar Özel Arama
Facebook Sayfamıza Üye Olabilir ve Güncel Site İçeriğinden Kolayca Haberdar olabilirsiniz
Sitemize reklam vererek, sitelerinizi veya ürünlerinizi tanıtabilirsiniz
-------------------
Kurumsal Çözümler Uzmanı Erkan Okur
İnformatik: Mühendislik ve PLM Çözümleri



Tek sayfa
  • Yeni bir konu açamazsınız
  • Bu konuya cevap yazamazsınız

Kanuni Sultan Süleyman - I. Süleyman | 1494 - 1566 | X.uncu Osmanlı Padişahı Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi... Konuyu Oyla: -----

#1
Kullanıcı çevrimdışı   melekler_ucamaz 

  • Şimdi Düşlerimin Sonbaharındayımm ...
  • Grup: Özel Dost
  • Mesaj sayısı: 3.880
  • Kayıt tarihi: 11-Eylül 07
  • Gender:Female
  • Location:cennet mahallesi
Forum İtibarı: 0
Henüz Tanınmıyor



İçeriği Arkadaşlarınla Paylaş

Kanûnî Sultan Süleyman - I. Süleyman



I. Süleyman, (d. 6 Kasım 1494, Trabzon – ö. 6 Eylül 1566). 10. Osmanlı padişahı ve İslam halifesidir.


Kanuni Sultan Süleyman olarak anılır. Babası Yavuz Sultan Selim, annesi ise Ayşe Hafsa Sultandır. Saltanatında Osmanlı İmparatorluğu en yüksek dönemini yaşamıştır.

Çocuk yaşta İstanbul'da bilim, tarih, edebiyat, din ve askerlik eğitimi aldı. 1509 yılında annesinin doğum yeri olan Kırım'da Kefe sancakbeyliğine atandı. Daha sonra Saruhan sancakbeyliği göreviyle Manisa'ya gönderildi. Padişahın sefere çıktığı vakitlerde Batı sınırını korumak için Edirne'de bulundu. Babasının ölümü sırasında yine Manisa'da bulunan şehzade Süleyman, sadrazam Piri Paşa'nın çağrısı üzerine İstanbul'a gelerek 1 Ekim 1520 tarihinde tahta çıktı.

Kanuni padişah olunca içişlerinde belli bir düzene kavuşmuş devlet yönetimi babasının yaptığı ıslahatlarla sağlamlaşmış temeller üzerinde duran bir devletin başına geçti. İmparatorluğun iç bunalımlarıyla uğraşmadan kısa bir süre Batı dünyasının geçirdiği dönüşümleri izledi. Batı rönesansın yaratığı bir açılma ortamında teknik yönden belli aşamalara ulaşmış; Fransa ve Almanya'da dinsel reformlar yapılarak birlik sağlanmıştı. Kanuni bu ortamda, askeri alanda oldukça üstün duruma gelmiş olan Osmanlı İmparatorluğunun gücünü Batı'ya yine askeri yönden kabul ettirme yolunu seçti.

İmparatorluk içinde Süleyman dürüst hükümdar ve çözülmeye,bozulmaya ,rüşvete karşı olarak biliniyordu.Yetenekli bir kuyumcu ve seçkin bir şair olduğu kadar, Süleyman ayrıca sanatçıların ve filozofların büyük hamisiydi. Osmanlı İmparatorluğu'nun kültürel gelişmesindeki Altın Çağı'nın hükümdarıydı. Süleyman 16 ncı yüzyıl ön seçkin hükümdar olarak kabul ediliyordu; rakipleri Charles V Kutsal Roma İmparatoru (1519-56) , Francis I (Fransa,1515-47), Henry VIII (İngiltere,1509-47), Sigusmund II (Polonya,1548- 1572) ve Ivan IV (Rusya,1530-84). Onun liderliğinde Osmanlı İmparatorluğu Altın Çağı'na ulaştı ve dünya gücü haline geldi. Süleyman, Osmanlı ordusunu Belgrad, Rodos, Macaristan'ın çoğunun fethinde kendisi yönetti. Viyana kuşatması planını hazırladı. Ortadoğu'nun çoğu toprağını imparatorluğa kattı. Karasularını Kuzey Afrika'ya Cezayir'e genişletti. Kısa dönemde Osmanlı'lar Akdeniz, Kızıl Deniz ve İran Körfezinde deniz hakimiyetini başardılar. Osmanlı İmparatorluğu onun ölümünden sonra genişlemesine bir yüzyıl devam etti.

Ergen Hayatı

Kanuni Sultan Süleyman, şimdiki Türkiye'nin Trabzon şehrinde olasılıkla 6 Kasım 1494 yılında doğdu. Yedi yaşında bilim, tarih, edebiyat,din ve askeri taktikler için İstanbul Topkapı Sarayı'ndaki okula gönderildi. Genç bir kişi iken İbrahim'in arkadaşı oldu; bir köle daha sonra onun en çok güvendiği tavsiyecisi olacaktı. Pargalı Damat İbrahim Paşa. On yedi yaşından sonra genç Süleyman İstanbul'un ilk valisi olarak atandı. Edirne'deki kısa süren görevinden sonra Manisa'ya atandı. 25 yaşında babasının Selim I (1512-1520) ölümü üzerine Süleyman İstanbul'a geldi ve onuncu Osmanlı Sultanı olarak tahta çıktı. Süleyman'ın erken bir tanımlaması Venedik elçisi Bartelemeo Contari nin gelişinden birkaç hafta sonra elde ediliyordu. Contari, " O yirmi beş yaşında, uzun fakat sırım gibi ve kibar görünüşlü. Boynu ince çok uzun,yüzü ince, burnu kartal gagası gibi kıvrık. Gölge gibi bıyık ve küçük sakalı var. Bunlara rağmen hoş çehreli. Derisi solgunluğa meyilli. Çalışmaya düşkün,bilgili,mahir bir efendi olacağı söylenir. Bütün insanlar onun hükümdarlığında iyilik umut ediyor." ifade etmektedir. Bazı tarihçiler,Süleyman'ın gençliğinde Büyük İskender e hayran olduğunu onun doğu ve batı insanını nasıl birleştirdiğini bilmeyi çok istediğini iddia ederler. İskender'in dünya İmparatorluğu kurma vizyonundan etkilendi, bu düşünce onu Avrupa'da olduğu kadar Asya, Afrika'da da seferlerde bulunmaya zorladı.

Asya'da Fatih

Süleyman Avrupa sınırını sağlamlaştırdığında dikkatini Pers Şii Safavi hanedanlığına çevirdi. Özellikle iki olay tansiyonun tekrar bahis konusu olmasını hızlandıracaktı. İlki,Şah Tahmasp Bağdat valiliğine şah yanlısı kişiyi yerleştirmişti. İkincisi, Bitlis valisi hata yapmıştı ve Safavi'lere bağlılık yemini etmişti. Sonuç olarak 1533 yılında Süleyman, baş vezir İbrahim Paşa'ya Asya'daki bir orduya kumandanlık etmesini emretti. Ve Bitlisi tekrar geri aldı.Tebriz'i direniş olmadan işgal etti. 1534 yılında İbrahim Paşa ile birleştiğinde Süleyman İran'a doğru ilerledi.Kendisiyle meydan savaşında yüzleşmek yerine ülkesini gözden çıkaran ve Osmanlı ordusunu bezdirmede çare arayan Şah'ı buldu, çünkü ordusu haşin topraklarda ilerliyordu.

Savaşları

Tahta çıktıktan bir yıl sonra Belgrad'ı fethetti (1521), ertesi yıl ise Rodos'u aldı (1522). Fransa'nın da teşvikiyle Mohaç seferini düzenleyen Kanuni 29 Ağustos 1526'da Macar ordusunu büyük bir yenilgiye uğratarak başkent Budin'i kısa bir süre sonra da Viyana'yı kuşattı (1529 I. Viyana Kuşatması). Bu savaşta çok dahice bir plan uygulamıştır. Önce Macarların üstüne saldırmasını beklemiş sonra bozguna uğradığı görüntüsü vererek Macarları ormana doğru çektiler çalıların arsına yerleştirilen 300 top birden Macar piyadelerinin üstüne ateş edildi. Bu savaşlar sonucunda Macaristan egemenlik altına alındı.Sonraki yirmi yıl içinde Kuzey Afrika, Orta Doğu ve İran'dan geniş bölgeler Osmanlı egemenliğine alındı. Kaptan-ı Derya Barbaros Hayrettin Paşa Cezayir ve Kuzey Afrika'yı alarak Akdeniz'i bir Türk gölü haline getirdi. Doğuda ise İran'la yapılan savaşlar sonunda Tebriz alındı. 1562'da Transilvanya bölgesi alındı. Son savaşı olan Zigetvar seferinde Zigetvar kalesini kuşatılması sırasında ölen Kanuni Sultan Süleyman'ın cenazesi Mimar Sinan'a yaptırtmış olduğu Süleymaniye Camii'nin avlusundaki türbeye gömüldü. Karısı Hürrem Sultan da yanında gömülüdür.

İç İsyanlar

Ekonomik ve dini sebepli Baba Zünnun ve Kalender Çelebi isyanlarıyla; ayrıca Mısır'da bağımsız bir devlet kurmayı amaçlayan Canberd Gazali ve Ahmet Paşa isyanlarıyla uğraşmıştır. Tarihte pek az gündeme gelmesine karşın Hasan Barata isyanı da ayrıca önemlidir.

Kişiliği

Frenk diyarına yaptığı savaşlarda büyük başarılar kazanan Kanuni, bu sayede Batı devletleriyle özellikle de Fransa'yla yakın siyasi ilişkiler kurmasına yol açmıştır. Fransa'ya verilen ve ileriki yıllarda Osmanlı'nın ekonomik yönden çökmesine yol açan kapitülasyonlar da Kanuni zamanında tanınmıştır. 46 yıllık saltanat hayatı boyunca Osmanlı uygarlığı büyük gelişme göstermiş hukuk, matematik, mimarlık ve nakkaşlık alanlarında yetişen bilim ve sanat adamlarının yarattığı eserler kültür tarihimizin başyapıtları olarak yerlerini almışlardır.
Kanuni Sultan Süleyman padişahlığı döneminde devleti yetenekli devlet adamlarıyla birlikte yönetmiş ve dünyanın en büyük imparatorluğu haline getirmiştir.


Bir diğer adı, kendi tabiri ile:


"Ben ki Sultan-i salâtin-i zaman burhân-i havakın-i avân tâc-bahs-i husrevân-i cihan zillullâhi'1-meliki'l-mennân Akdeniz'in ve Karadeniz'in ve Rumeli'nin ve Anadolu'nun ve Şam ve Halep ve Karaman ve Rûm'un ve vilâyeti-i Dulkadriye'nin ve Diyârbekir'in ve Azerbaycan ve Van'ın ve Budun ve Tamisvar vilâyetlerinin ve Mısır'ın ve Mekke'nin ve Medine'nin ve Kudüs'ün ve Halilü'r-Rahmânin külliyen diyâr-i Arab’ın ve Yemen'in ve Bağdad ve Basra ve Cezayir vilâyetlerinin ve dahi nice memleketlerin ki âbâ-i kiram ve ecdâd-i izamim -enârallâhü berâhinehüm- kuvvet-i kahire ile fetheyledikleri ve cenabı-i celalet-meâbim dahi tig-i âtes-bâr simsîr-i zafernigârim ile fetheyledigim nice diyarın sultanı ve pâdişâhı hazret-i Sultan Bâyezıd oğlu Sultan Selim Hân oğlu Sultan Süleyman Şah Hân'ım"

Bu mesaj Hale tarafından düzenlendi: 27 Kasım 2010 Cumartesi - 10:19




1 Kullanıcı bu konuyu okuyor
0 üye, 1 misafir ve 0 gizli üye



Toplam 4 kullanıcı bu konuyu okudu.

0

#2
Kullanıcı çevrimdışı   Hale 

  • Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.
  • Grup: Yönetici
  • Mesaj sayısı: 40.278
  • Kayıt tarihi: 11-Eylül 07
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Forum İtibarı: 240
Mükemmel
Otel ve Pansiyon Rehberiniz Otel, Pansiyon, Tatil, Gezi, Seyahat ve Konaklama Rehberiniz Bütçenize uygun, keyifli bir tatil için size gezi, seyahat ve konaklama tavsiyeleri: Otel Tanıtımları, Pansiyon Tanıtımları, Tatil Tavsiyeleri, Konaklama Tavsiyeleri, Ülke Tanıtımları, Seyahat Alternatifleri, Şehir Tanıtımları, Tarihi Eserler, Antik Kentler



Kânunî’den mektup var




Tarihinden ders almayan milletler, hafızasını yitirmiş insana benzerler. Sağlıklı düşünüp hareket etmek için bir insan, hafızasına nasıl ihtiyaç duyuyorsa, toplumlar da geleceğine yön vermek için o kadar tarihî tecrübelerine ihtiyaç duymaktadırlar. O nedenle, tarih bir milletin hafızasıdır. Yeni nesiller, geçmişlerinden alacakları tarihî birikim ile ancak ileriyi görmeye muktedir olacaklardır.




6000 yıllık mazisi ile Türk milleti sayısız devletler kurmuş köklü bir millettir. Tarihte 16 imparatorluğun altında Müslüman–Türk milletinin mührü vardır. Kurduğu imparatorlukların ve nice devletlerin asırlar boyu nasıl ayakta kalabildiğini araştırdığımızda; devlet ile millet birliğini, asker ile sivil bütünlüğünü mükemmel bir şekilde tesis etmiş olduğunu görüyoruz. Hepsinden önemlisi, "devlet, medeniyet zemininde bina edilmiştir".

Devleti idare edenler medenîdir. Asker, medenîdir. Köylüsü, kentlisi, esnafı, çiftçisi, çöpçüsü hülasa; kadınıyla erkeğiyle, yaşlısıyla genciyle tüm toplum medenîdir. Çünkü, Müslüman–Türk anlayışında şu hakikat çok iyi bilinmektedir ki; “medenî olmayan medeniyet kuramaz; medeniyet sahibi olmayan bir milletin de devleti olmaz”. Medeniyet derken; güzel ahlaktır, merhamettir, şefkattir, adalettir, cömertliktir, tevazu ehli olmaktır, nezaket ve nezafettir, görgüdür, temizliktir, şükürdür, Allah korkusudur, sabırdır, affetmektir, sevgi ve saygıdır; kısacası; insanı insan yapan huy ve karaktere medeniyet denir.

Bizim şanlı ceddimiz, işte bu anlayışı koruduğu için asırlar boyu ayakta kalmayı başarmıştır. Devlet idaresinde medenî olmuş, ticarette medenî olmuş, aile hayatında, eğitimde, sağlıkta, hukukta, savaşta, barışta hep bu ölçüyü ön planda tutmuştur. Bunun en güzel örneklerinden birini geliniz birlikte okuyalım; okutalım ve ibret alalım:
Mohaç Meydan Muharebesi’nde Macar ordusunu mağlup eden Gazi Bali Bey’e Sancak Beyliği’nin alâmeti olarak iki tuğ daha verilir. Kânunî Sultan Süleyman, tuğ ile birlikte Gazi Bali Bey’e şu tarihî mektubu yollar:


Kânunî’nin, Sancak Beyi’ne mektubu


“Yâdigârım ve muhterem lalam Gazi Bali Bey! Berhudar olasın, yüzün pak olsun!..

Sana Hz. Muhammed Mustafa’nın (sav) tuğunu verdik. Bunun şükrünü bilip yerine getiresin. Bilesin ki, bey olmak iki kefeli bir terazidir. Bir kefesi Cennet, diğer kefesi Cehennem’dir. Bir gün adaletle hükmetmek, 70 yıllık ibâdetten efdaldir. Ahireti hatırdan çıkarmayasın! Serasker olduğun yerlerde ve hükmünün geçtiği mahallerde bir kimseye zulüm ve düşmanlık etmekten şiddetle sakınasın! Ahirette bize hitap olunursa senin yakana yapışırım.

‘Ol vilâyetleri kendi kılıcımla fetheyledim’ demeyesin! Memleket, Allahü Teâlâ’nındır. Dikkat edip nefsine gurur getirmeyesin! Fetholunan kalelerin mal ve erzakını hep beytülmal için almışsın. Buna rıza–yı hümayunum yoktur. Beşte birini alıp kalanını İslâm askerine dağıtasın! İslâm askerinin ihtiyarlarını baba, orta yaşlılarını kardeş ve gençlerini oğul bilesin! Babalara hürmet edesin, oğullara şefkat gösteresin! İslâm askerine hiçbir vechile zorluk göstermeyesin! Nimeti bol veresin! Eğer hazinen tükenirse buraya bildiresin ki, bir–iki bin kese göndermekten aczim yoktur.

Halkın fakirlerini rencide etmekten şiddetle sakınasın ki, bizim halkımızı rahat görüp küffar halkı gıpta edeler. Meyl ve muhabbet bizim tarafa olsun.

Bir kimseyi hizmetinde kullandığın zaman da sakın evvelki hâline itimat eylemeyesin! Çok kimseler vardır ki, elinde fırsat olmadığı zaman zahidlik yüzünü gösterip, eline fırsat geçince Fir’avn ve Nemrud olur. O kimseleri tecrübe edip göresin. Eğer evvelki hâli son hâline uygunsa hizmetinde kullanasın.

İmdi ey Gazi Bali Bey! Sana dahî nasihatim odur ki, atın yürüğünü, kılıcın keskinini ve beyin bahadırını saklayasın! Allahü Teâlâ Hazretleri yolunu açık, kılıcını keskin eyleye ve seni küffar–ı hâksar üzerine mensûr ve muzaffer eyleye!..”

***

Ne diyelim; “anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az”…



Oğuz Köroğlu

0

#3
Kullanıcı çevrimdışı   Hale 

  • Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.
  • Grup: Yönetici
  • Mesaj sayısı: 40.278
  • Kayıt tarihi: 11-Eylül 07
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Forum İtibarı: 240
Mükemmel
KÂNÛNÎ SULTAN SÜLEYMÂN HÂN




Osmanlı Devletinin onuncu sultânı ve İslâm halîfelerinin yetmiş beşincisi. Babası Yavuz Sultan Selim Han, annesi Âişe Hafsa Sultan olup, 27 Nisan 1495'te Trabzon'da doğdu. Adı Neml sûresi otuzuncu âyet-i kerîmesinde geçen "Hazret-i Süleymân"ın isminden alındı. Kânûnî lâkabıyla meşhur oldu. Avrupalılar Büyük Türk ve Muhteşem Süleyman lâkaplarını verdiler.




forum



On beş yaşına kadar Trabzon'da kalarak, Yavuz Selim'in vazîfelendirdiği devrin âlimlerinden ders aldı. 6 Ağustos 1509'da dedesi İkinci Bâyezîd Han (1481-1512) tarafından Kırım Yarımadasındaki Kefe Sancağı Beyliğine gönderildi. Yavuz Sultan Selim Han, 1512'de Osmanlı tahtına geçince Kırım'dan İstanbul'a çağrıldı. 1513'te Saruhan (Manisa) Sancak Beyliği verildi. Yavuz Sultan Selim Hanın 1514 İran ve 1516 Mısır seferlerinde Rumeli'nin muhâfazasıyla vazîfelendirilerek, Edirne'de oturdu. Yavuz Sultan Selim Hanın vefâtında, Manisa'da bulunan Şehzâde Süleyman, Vezîriâzam Pîrî Mehmed Paşa vâsıtasıyla İstanbul'a dâvet edilip, 30 Eylül 1520'de tahta çıkarak, onuncu Osmanlı Sultanı ve yetmiş beşinci İslâm Halîfesi oldu. Pîrî Mehmed Paşayı vezîriâzamlık makâmında bırakarak, Dîvân-ı Hümâyûna ilk defâ dördüncü bir vezir olarak Kâsım Paşayı tâyin etti. Memleketin iç işlerini düzeltip, Osmanlı ülkesinde huzur ve sükûn temin ettikten sonra, Avrupa seferlerine başladı.


Avrupa Seferleri


Belgrat Seferi: Yavuz Sultan Selim Han (1512-1520) devrinde Osmanlı Devleti doğu siyâsetini tâkib ederek, hudutlarını emniyete almıştı. Bu sebeple Sultan Süleyman Han, doğudan emin olarak ilk seferlerini Avrupa üzerine yaptı. Macar Kralı II. Layoş'un, Kutsal Roma Cermen İmparatoru Şarlken'e güvenerek, Osmanlı elçisine düşmanca davranması üzerine, Orta Avrupa'nın kilidi sayılan ve önceki devirlerde üç defâ kuşatılıp alınamayan, Belgrat üzerine sefere çıktı. 18 Mayıs 1521'de İstanbul'dan hareket eden Kânûnî Sultan Süleymân Han, 29 Ağustosa kadar şehrin çevresindeki kaleleri fethettirdi. 29 Ağustos 1521'de Belgrat Kalesi de teslim alınarak, 30 ağustos Cumâ günü, şehrin en büyük kilisesi câmiye çevrilip, Cumâ namazı kılındı. Belgrat'ın îmârı için hazîneden büyük yardımlar yapıldı.


Mohaç Seferi: Macar Kralı II. Layoş'un; Şarlken ile akrabâlık kurup, Osmanlı Devletine karşı İran Safevî Devleti ve Sultan Süleyman Hanın hâkimiyetindeki Eflâk ve Boğdan beylikleriyle ittifak kurması, Papalığın Haçlı rûhu ile Hıristiyanları kışkırtması ve esir Fransız Kralı için annesinin, Osmanlı Sultânından yardım istemesi üzerine bu sefer tertib edildi. 23 Nisan 1526'da İstanbul'dan hareket eden Kânûnî, 29 Ağustos 1526'da Macaristan ve Haçlı ordusunu Mohaç Meydan Muhârebesinde büyük bir mağlûbiyete uğratarak, zafer kazandı. Macaristan Krallığının başşehri Budin (Budapeşte) dâhil Macaristan, Erdel (Transilvanya) Türklerin hâkimiyetine geçti.


Avusturya Seferi: Mohaç, Meydan Muhârebesinden sonra, Macaristan'da askerî harekât bitti. Fakat siyâsî faaliyetler başladı. Osmanlı pâdişâhının, Budin muhâfazasına ahâlinin de arzusuyla tâyin ettiği, Erdel Voyvodası Zapolya'ya karşı, Viyana Arşidükü Ferdinand, Macar kralı olmak için harekete geçti. Ferdinand 1527'de Macaristan'a girip Zapolya'yı mağlûb ederek, Budin'i işgâl etti. Macaristan'daki hudut hâdiseleri ve Zapolya'ya yardımda bulunmak üzere Sultan Süleyman Han, 10 Mayıs 1529'da Avusturya Seferine çıktı. Ferdinand'ın işgâlindeki Budin 8 Eylül 1529'da teslim alındı. Zapolya 14 Eylülde Osmanlıya sâdık kalmak şartıyla Kral Yanoş ünvânıyla Macar tahtına geçirildi. Osmanlı Ordusu 22 Eylülde Avusturya'ya girdi ve 25 Eylülde Viyana önlerine geldi. Viyana'nın teslimini isteyen Sultan Süleyman Han, teklifin kabul edilmemesi üzerine; 27 Eylül 1529'da şehri kuşattı.

1529 Avusturya Seferinde Türk akıncıları Osmanlı Târihinin en büyük akın hareketini yaptılar. Avusturya, Güney Almanya toprakları Türk akıncılarınca çiğnenerek, bütün Avrupa Osmanlıların azametini, şâşâsını gördü. Mukaddes Roma-Cermen İmparatoru Şarlken korktuğundan, meydan muhârebesi için ortaya çıkamadı. Mevsim ve şartların elverişsiz olması üzerine Osmanlı pâdişâhı, ordusuyla 16 Ekim 1529'da Viyana'dan Budin'e hareket etti. 1530'da Arşidük Ferdinand'ın elçi heyeti İstanbul'da sultanla görüştü. İsteklerinde samîmî olmayan Ferdinand, sulh görüşmeleri yapılırken tekrar Budin'i kuşattırdı. Şehir, Türk kuvvetleri ve Macarlar tarafından müdâfaa edilerek, kuşatma kaldırttırıldı.


Alman Seferi: Mukaddes Roma-Cermen İmparatoru Şarlken'in ve kardeşi Avusturya ve Bohemya KralıFerdinand'ın Macaristan'ın içişlerine karışması üzerine Kral Yanoş, Sultan Süleyman Handan yardım istedi. Pâdişah, 25 Nisan 1532'de Alman seferine çıkıp, yüz yirmi bin mevcutlu ordusuyla Avusturya'yı zaptetti. Şarlken 250.000 kişiden fazla Hıristiyan ordusuyla Osmanlıların karşısına çıkmaya cesâret edemedi. Osmanlı Sultanının Alman Seferi de, düşman ülkesinin ezilmesi ve Avusturyalılardan birçok kaleyi almasıyla netîcelendi. Sultan Süleyman Hanın, Alman Seferi münâsebetiyle Orta Avrupa'da bulunmasından korkup, meydan muhârebesinden kaçan Şarlken, 22 Haziran 1533 târihli İstanbul Antlaşmasıyla Osmanlı Devletinin ve Sultânın üstünlüğünü kabûl etti.


İstanbul Antlaşmasına göre:


1) Kral Ferdinand, Sultan Süleyman Hanı baba ve metbû (kendisine tâbi olunan, uyulan) bilecek ve ancak "kardeş" diye hitâp ettiği vezîriâzamla eşit sayılacaktır.

2) Kral Ferdinand, Osmanlı ülkesine tecâvüz etmeyecek ve Sultan da Avusturya ülkesiyle ahâlisini kendi tebaası bilecektir.

3) Kral Ferdinand, Macaristan üzerindeki verâset iddialarından vazgeçecek; Macaristan'ın batısı ve kuzey batısındaki arâzisinin hâkimi olacaktır.

4) Macar Kralı Yanoş ile Kral Ferdinand arasında, Osmanlıların uygun göreceği hudut geçerli olacaktır.

5) Eski Kraliçe ve Ferdinand'ın kızkardeşi Maria'nın kocasından mîras kalan mâlikhâne, geçimi için ihsân edilecektir.

6) Bu antlaşma geçici değil, devamlıdır.


Avrupa'da, Fransa'dan başka Avusturya'nın da Osmanlı Sultanının himâyesini kabul etmesiyle Şarlken'in "Avrupa İmparatorluğu" kurma projesi gerçekleşemedi. Türklerin tâkib ettiği cihânşümûl dünyâ hâkimiyeti siyâseti gereğince, Kânûnî Sultan Süleyman Han ve Osmanlı Devleti, Avrupa'da tek başına söz sâhibi oldu.


Boğdan Seferi: Osmanlı Devletinin düşmanlarıyla işbirliği yapan Boğdan Voyvodalığının bâzı hareketleri üzerine sefere karar verildi. 8 Temmuz 1538'de İstanbul'dan hareket eden pâdişahın, Avrupa içlerine ilerlerken düşman ülkesinde bile ahâlinin canına, ırzına, malına, mülküne ve hattâ tarlasındaki ekili mahsûlüne zarar verdirtmeden hareketi güzel bir adâlet örneği oluyordu. Mîmar Sinan bu seferde, kenarı bataklık bir arâziye sâhip, Prut Nehri üzerine büyük ve sağlam bir köprü yaparak Osmanlı ordusunun yoluna devâm etmesini temin etti. 15 Eylül 1538'de Boğdan Voyvodalığının merkezi Suçava'ya girildi. Ahâli İslâm dîninin adâletini temsil eden ve Avrupa'ya medeniyet götüren Osmanlıyı istediğinden, Voyvoda kaçmak mecbûriyetinde kaldı. Boğdan meselesini halleden Sultan Süleyman Han, büyük ganîmetlerle 27 Kasım'da İstanbul'a döndü.

Budin Seferi: Osmanlı Devletine tâbi Macaristan Kralı Yanoş ölünce, Kral Ferdinand fırsattan istifâdeyle Budin'e büyük bir Avusturya-Alman ordusu sevk etti. Macar Kraliçesi İsabelle, Sultan Süleyman Handan ve ordusundan yardım istedi. 20 Haziran 1541'de İstanbul'dan hareket eden pâdişahın yaklaşmakta olduğunu haber alan düşman, Tuna Nehrini geçmeye çalışırken, Osmanlı ordusunun mâhirâne hareketiyle 21/22 Ağustos gecesi imhâ edildi. İstabur Zaferiyle Budin ve Macaristan, antlaşmaya sâdık kalmayan Avusturya-Alman Kralı Ferdinand'ın istilâsından kurtarıldı. Macaristan Osmanlı Devletine katılarak, 30 Ağustos 1541'de Budin Beylerbeyliği ve idâre teşkilâtı kuruldu. Kral Yanoş'un ve Kraliçe İsabelle'nin bir yaşındaki oğlu Sigusmund Yanoş, Erdel Banlığına tâyin edildi. Budin'in en büyük kilisesi câmiye çevrilip, "Fethiye" adı verildi. Kânûnî bu câmide, Ebüssü'ûd Efendinin imâmetinde 2 Eylül 1541'de ilk Cumâ namazını kıldı. Budin'de adâleti tesis ettirdi. Defâlarca verdiği sözü tutmayarak, tekrar riyâkârca Macar Krallığına tâlib olduğunu iddiâ eden Kral Ferdinand'ın isteği Osmanlı Devletince reddedildi.

Kral Ferdinand, 1542 yazında, yıllık haraç karşılığında Macar Krallığının kendisine verilmesini tekrar teklif ettiyse de bu teklif dikkate alınmadı. Ferdinand, Budin'in bir Türk eyâleti olmasından ürkerek, telâşa kapıldı. Avrupa'da Türk-İslâm tehlikesinden bahsederek, propagandaya başladı. Avusturya, Alman ve diğer Avrupa milletlerinden 100.000 mevcutlu büyük bir Hıristiyan ordusu topladı. Peşte Kalesini kuşatan müttefik Avrupa ordusuna karşı, Budin Beylerbeyi Yahyâ Paşazâde Bâli Bey, sekiz bin askerle müdâfaada bulundu. 17 kasım 1542'de Osmanlı ordusunun başında istanbul'dan hareket eden Sultan Süleyman Han, henüz yoldayken, 24 Kasım'da düşmana karşı gece taarruzuyla Peşte Zaferi kazanıldı. Müttefik Avrupa orduları perişan bir hâlde kaçarken imhâ edildi. Düşmanlardan pekçok esir ve ganîmet alındı. Zafer haberi pâdişâha ulaşınca Edirne'de kaldı.

Avusturya Seferi: Estergon Seferi de denilen bu sefere, Osmanlı eyâleti hâline gelen Budin'in emniyet ve teşkilâtını pekiştirmek için çıkıldı. Pâdişahın emriyle Budin Kalesine İslâm ahâli iskân edilip, dînî müesseselerin yapımına başlandı. Âlimler tâyin edilerek Avrupa'ya İslâm dîninin daha da yayılarak, yerleşmesi için faaliyetler genişletildi. 23 Nisan 1543'te İstanbul'dan hareket eden Kânûnî yol boyunca alınması lüzumlu mevkileri fethettirerek 29 Temmuz 1543'te Tuna Nehri sâhilinde ve Budin yakınlarındaki başpiskoposluk merkezi Estergon önüne vararak şehri kuşattı.

Estergon Kalesindeki Alman, İtalyan ve İspanyol muhâfız askerleri teslim teklifini kabul etmeyince, devrin en büyük ve tesirli ateşli silâhlarına sâhip Osmanlı ordusu, 315 topla kaleyi döğmeye başladı. Kânûnî'nin en muhteşem seferlerinden biri olan Estergon Seferine gâyet plânlı ve tedârikli çıkılmıştı. Anadolu ve Rumeli orduları pâdişahın maiyetinde, çeşitli sınıfların aldığı sefer tertibi, mühimmâtı ve erzağı mükemmeldi. Estergon, Osmanlı kuşatmasına on iki gün mukâvemet edebildi. 10 Ağustosta müdâfilerin çekilip, gitmesine müsâade edildi. Şehrin en büyük kilisesi câmiye çevrilerek Kânûnî Sultan Süleyman Han, Cumâ namazını burada kıldı.


Osmanlı fütühâtı, Avrupa'da devâm ederek eski Macar krallarının taht merkezi İstolni-Belgrat 20 Ağustosta kuşatıldı. 4 Eylülde fethedilen İstolni-Belgrat'ta büyük kilise câmiye çevrildi. Mevsim ilerlediğinden Pâdişah, 7 Eylülde İstanbul'a hareket etti. Avrupa'daki fetihler durmayıp, Budin Beylerbeyi Avusturya kalelerine karşı harekâtı devâm ettirdi.

On altıncı yüzyılın ortalarında Avrupa'da Osmanlı askerî kuvvetlerinin bu muhteşem başarıları yanında Akdeniz'de ve Atlas Okyanusunda hepsi birer denizkurdu olan Türk leventleri de Osmanlı bayrağını şan ve şerefle dalgalandırıyorlardı. Bu kara ve deniz harekâtlarından Fransa da menfaatleniyordu. Mukaddes Roma-Cermen İmparatoru ünvânı taşımak arzusuyla Avrupa siyâsetinde hâkim rol oynamak isteyen Şarlken'in elinde esir olan Fransa Kralı I. Fransuva, annesi vâsıtasıyla Kânûnî'den yardım talep ediyordu. Fransızlara yardım eden Osmanlılardan korkan Şarlken, Kanûnî'yle antlaşmak için elçilik heyeti gönderdi. Osmanlı devlet adamları tarafından kabul edilen Şarlken ve kardeşi Ferdinand'ın elçilik heyetleri ile uzun süren müzâkereler oldu. 13 Haziran 1547 Antlaşması'na göre, Almanya ve Avusturya Osmanlılara yıllık otuz bin Duka haraç vermeyi kabul ettiler. İmparator ünvânını kullanmamayı kabul eden Şarlken İstanbul Antlaşması'nı 1 Ağustos'da imzâlayınca Osmanlı pâdişâhı da bu antlaşmayı 8 Ekim 1547'de tasdik etti.


Zigetvar Seferi: Osmanlı ordusunun İran seferlerinde, Safevî Devleti ile Papalık ve Hıristiyan devletler bir olup aralarında anlaşarak Avusturya ve Macaristan'da çeşitli hâdiseler çıkartıyorlardı. 1562 Osmanlı-Avusturya Antlaşması'nda kabul ettikleri vergiyi ödemedikleri gibi yeni Kral II. Maksimilyan'ın olumsuz tutumu ve Zigatvar Kalesindeki düşman kuvvetlerin ahâliyi tâciz etmeleri üzerine, Osmanlı ordusu başlarında Sultan olduğu hâlde 1 Mart 1566'da İstanbul'dan hareket etti. Sultan Süleyman Han, on üçüncü olarak çıktığı bu seferinde yetmiş üç yaşındaydı. Hayâtı, seferden sefere koşarak insanlığı, Hakka kavuşturacak yola dâvetle geçmişti. Bir takım hastalıklarla durumu iyi olmayan, ayaklarında nikris hastalığı bulunan Pâdişah, zulmün önüne geçmek, ahâlinin huzur ve güveni için, hasta hâliyle Osmanlı târihinin en muhteşem askerî harekâtı kabul edilen sefere bâzan araba, bâzı yerde tahtırevân ile gidiyor ve yerleşim merkezlerine girileceği zaman, ata binerek en mûteber psikolojik metodları tatbik ederek ilerliyordu. 1566 Ağustos başında kuşatılan Zigetvar Kalesini, Zerniski Makloş müdâfaa etmekteydi. Günlerce süren kuşatmada birçok defâ umûmî hücumlar yapıldı. Zigetvar Kuşatmasından iyice bunalan Kont Zerniski, Eylül başındaki huruc harekâtında öldürülünce 7 Eylülde kale fethedildi. Kânûnî 6-7 Eylül gecesi vefât ettiyse de, askerin moralinde bozukluk meydana gelmemesi için, ordudan gizli tutuldu. Bu sefer ile Zigetvar'dan başka; Güle, Lügos ve diğer bâzı kaleler de fethedildi.


Doğu Seferleri


Kânûnî, batıda Hıristiyan Avrupa devletleri ile mücâdele ederken, İran'daki Şiî Safevî Devleti de, Mukaddes Roma-Cermen Devletiyle Osmanlılara karşı ittifak kurup, Doğu Anadolu'da hududa tecâvüz ettikleri gibi, Sünnî ahâliye de zulmediyorlardı. Safevîlerin ajanları Osmanlı ülkesinde faaliyet gösterip, Celâliler vâsıtasıyla iç isyânlar çıkarmak istiyorlardı. Şâh Tahmasb'ın bu düşmanca davranışları yüzünden Sultan Süleyman Han, harekete geçti. 27 Ekim 1533'te Vezir-i âzam Makbul İbrâhim Paşayı İstanbul'dan doğuya gönderen Sultan'ın kendisi de, baharda sefere çıktı.


Irakeyn Seferi: 11 Haziran 1534'te İstanbul'dan hareket eden Kânûnî Sultan Süleyman Han, 20 Temmuzda Konya'ya geldi. Konya'da Mevlânâ Celâleddîn Rûmî'nin türbesini ziyâret edip, Kayseri-Sivas-Erzincan yoluyla 27 Eylülde Tebriz'e girdi. Safevîlerin zulmünden bunalan şehir halkı, Kânûnî'yi ve Osmanlı ordusunu sevinçle bir kurtarıcı olarak karşıladılar. Yavuz Sultan Selim Hana karşı 1514 Çaldıran mağlûbiyetinin hâlâ tesirinde olan Safevîler, devamlı Osmanlılardan kaçıp, meydan muhârebesi için ortaya çıkamıyorlardı. Osmanlı kuvvetlerinin bölgeye gelmesinden memnun olan ahâli, âlimler, kale ve şehir hâkimleri pâdişâha bağlılıklarını arz ettiler. Hazret-i Ali ve Hüseyin'in makamlarının bulunduğu Kerbelâ ve Hanefî mezhebinin kurucusu İmâm-ı A'zam Ebû Hanîfe'nin kabrinin bulunduğu Bağdat Vâlisi Zülfikâr Han ve büyük İslâm âlimi ve Veliy-yi kâmil Abdülkâdir-i Geylânî'nin memleketi Geylân Hâkimi Mâlik Muzaffer, Sultan Süleyman Hana bağlılıklarını bildirdiler. 24 Kasım 1534'te Bağdat'a giren Osmanlı ordusunun ardından, Azamiyye'de İmâm-ı A'zam'ın kabrini ziyâret edip, büyük bir türbe yapılmasını emrettikten sonra, Kânûnî Sultan Süleyman Han, 30 Kasımda şehre girdi. Bağdât'ta ahâlinin, âlimlerin, kumandanların ve devlet adamlarının bulunduğu bir sırada şükür ifâdesi olan dînî merâsim yapılarak, ihsânlarda bulunuldu.

1534-1535 kışını Bağdât'ta geçiren Sultan, burada Osmanlı devlet teşkilâtını tesis ettirdi. Bağdat'ın mübârek beldelerini, Kerbelâ'da hazret-i Ali ve Hüseyin'in makamlarını ziyâret etti. Geylân'da Abdülkâdir-i Geylânî hazretlerinin kabrine türbe ve yanına imâret, İmâm-ı A'zam'ın kabrine türbe yaptırdı. Safevî tehlikesini kesin olarak bertaraf etmek isteyen Kânûnî, Şah Tahmasb'ın Van istikâmetinde olduğu haberi üzerine, harekete geçti. 1 Temmuz 1535'te Tebriz'e gelen Osmanlı Sultânı, devamlı kaçan Şah Tahmasb Safevî'yi tâkib için İran içerisine girildiyse de karşı çıkan olmadı. Avrupa devletlerinde ve Safevîlerden elçi heyetlerini kabul eden, Sultan Süleymân Han, dönüşünde de Mevlânâ Muhammed Şems-i Tebrizî'nin makâmı dâhil mübârek beldeleri ziyâret ederek Tebriz-Diyarbekir-Antakya-Adana-Konya yoluyla 8 Ocak 1536'da İstanbul'a geldi.

Irak-ı Arab ve Irak-ı Acem fethedildiği için "İki Irak seferi" mânâsında Irakeyn Seferi adı verilen bu hareketin netîcesinde, bölgedeki Şiî Safevî hâkimiyeti sona erdirilip, Bağdat dâhil Basra, Osmanlı ülkesine katıldı.

Tebriz Seferi: Osmanlı Devletinin batı cephesindeki muhârebeler ile meşgûliyetini fırsat bilen, Irakeyn Seferinde Sultan Süleyman Handan devamlı kaçan Şah Tahmasb ve Safevî ordusu, Doğu Anadolu'da tecâvüzkârâne hareket ederek, Anadolu'da Şiîlik propagandası yaptırıyorlardı. Şah Tahmasb'ın, hudutdaki bâzı Osmanlı kale ve mevkılerini ele geçirmesi, Safevîlere, isyân eden, Şah İsmâil'in oğlu Şirvan VâlisiElkasMirzâ'nın Sultan Süleyman Handan yardım istemek gâyesiyle İstanbul'a gelmesi ve Şiî propagandasına karşı âlimler ile Osmanlı umûm-i efkârının (halkının) tepkisi üzerine sefere çıkıldı.

29 Mart 1548'de İstanbul'dan hareket eden Sultan, Konya-Kayseri-Sivas yoluyla 28 Temmuz 1548'de Tebriz'e gelinceye kadar, DoğuAnadolu'da fütûhâta devâm edildi. Osmanlı ordusundan devamlı kaçanSafevîlerden 25 Ağustosta Van tslim alındı. Van ve Diyarbekir'den Haleb'e gelen Pâdişah, 1548-1549 kışını burada geçirdi. Kânûnî Halep'teyken Osmanlı fütühâtı devâm edip, Doğu Anadolu'da Safevî propagandasına aldanarak âsi olanlar yola getirildi. Gürcistan Seferine çıkılarak; Berakân, Gömge, Penak, Germek, Samagar, Ahadır kaleleri ve mevkileri fethedildi. 6 Haziran 1549'da Halep'ten hareket eden Sultan, 21 Aralıkta İstanbul'a döndü.


Nahcivan Seferi: Osmanlı ordusunun Macaristan'da, Sultan Süleyman Hanın Edirne'de bulunmasından istifâde eden Safevîler ve Şâh Tahmasb, Doğu Anadolu'ya saldırdı. Van civârında Osmanlı ülkesi ve ahâlisine karşı düşmanca davranıp, zulmettiren Şâh Tahmasb, Adilcevaz, Ahlât kalelerini Hıristiyanların da teşvikleriyle tahrib ettirip Erciş Kalesini de kuşattırmıştı. Osmanlıların içişlerine karışarak, devlet adamlarına türlü iftirâ kampanyası başlatılınca, Sultan Süleyman Han, İran Seferine karar verdi.

28 Ağustos 1553'te İstanbul'dan hareket eden Pâdişâh, Konya yoluyla Haleb'e gitti. 8 Kasımda Haleb'e gelen Sultan, 1553-1554 kışını burada geçirdi.


15 Mayıs 1554'te Diyarbekir'de toplanan Harp Dîvânı'nda Osmanlı devlet adamları ve kumandanları Sultan Süleyman Handan İslâma hizmet beklediklerini arz edip, emirlerinde Hind'e ve Sind'e dahi gidebileceklerini ifâde ettiler. 20 Mayıs'ta Diyarbekir'den Nahcivan ve Revan üzerine sefer niyetiyle hareket edildi. 5 Temmuzda Şah Tahmasb'a, Kars önlerinde harp dâveti çıkarıldı. Ancak Osmanlının yokluğunda Doğu Anadolu'yu kana bulayıp, Müslümanlara her türlü insanlık dışı fiilleri işleyen İran Safevîleri, muhârebe meydanında görünmeyince, İran'a tâbi Şüregil, Şaraphâne, Nilfirâk alınıp, 18 Temmuzda Revan'a girilip, Arpaçay, Karabağ'dan sonra pâdişah 30 Temmuz 1554'te Nahcivan'a geldi. Osmanlı ordusuna büyük ganîmetler düşen bu seferde, Kerkük de fetholundu. Doğu'da Osmanlı hâkimiyeti kesinleşince, 28 Eylül 1554'te Erzurum'dan hareket eden Sultan, 1554-1555 kışını geçirmek için 30 Ekimde Amasya'ya geldi. Şâh Tahmasb'ın sulh isteği üzerine 29 Mayıs 1555'te Osmanlı-Safevî Antlaşması imzâlandı.


1555 Antlaşmasına göre: Toprak bakımından Ardahan, Göle, Arpaçay ve çevresi Osmanlılara verildi; inanç bakımından Şiî İranlıların hazret-i Ebû Bekr, Ömer, Osman, Âişe dâhil sahâbîlere küfür ve iftira etmemeleri ile mukaddes makamlara hürmet göstermeleri için ahd alındı.

Kânûnî Sultan Süleyman Hanın doğu seferleri netîcesinde, Safevîlerin almış oldukları Doğu Anadolu toprakları bugünkü şekliyle Türkiye'ye dâhil edildi. Batıİran ve Gürcistan ile Irak fethedildi.



Deniz Seferleri


KânûnîÊtahta geçtiğinde Karadeniz, Marmara ve Ege denizleri Türk gölüydü. Böyle olmasına rağmen, Akdeniz bütünüyle Osmanlı hâkimiyetinde değildi. Batı Anadolu sâhillerine çok yakın Rodos Adası, coğrafî, stratejik mevkii, korsanlık ve Osmanlı düşmanlarıyla müttefik olarak hareket etmesi, devletin hâkimiyeti ile Akdeniz'in emniyeti için tehlike gösterdiğinden sefere karar verildi. Rodos Adası, Haçlı şövalyelerinin idâresinde olup, korsan yatağıydı. Rodos şövalye idâresi; Osmanlı Devletine karşı Papalık başta olmak üzere, Hıristiyan devletler ve âsilerle devamlı münâsebette bulunup, Osmanlı deniz ticâretiyle, Müslümanların hacca gitmelerini engelliyorlardı. Ayrıca Anadolu sâhillerine baskın düzenlemek sûretiyle, ahâliyi tâciz ettikleri gibi, Kânûnî Sultan Süleyman Hanın tahta geçişinde, küstahca hareketlerde bulunmuşlardı. Bütün bu sebepler üzerine 700 gemiden meydana gelen Osmanlı donanması, önce İkinci Vezir Çoban Mustafa Paşa kumandasında Rodos'a gönderildi.


16 Haziran 1522 târihinde pâdişâh, İstanbul'dan Kapıkulu ve Tımarlı sipâhileriyle karadan yola çıktı. 28 Temmuzda Marmaris'ten Rodos'a geçen Sultan, kalenin teslimini şövalyelerden istedi. Antlaşma ile Rodos'un teslimi kabûl edilmeyince 29 Temmuzda muhârebe başladı. Yeniçağın en sağlam (müstahkem) kalesine sâhip Rodos'un, devrin bütün teknik ve ateşli silâhlarını elinde bulunduran Osmanlı ordusu karşısında, Avrupalılar'dan çok yardım almasına rağmen, fazla dayanamayacağı meydandaydı. Rodos başşövalyesi Viye dö Lil Adam, Fâtih Sultan Mehmed Hanın oğlu Cem Sultan meselesi ve oğlunu ileri sürerek yine küstahlık gösterdiyse de Sultan Süleyman Han, tâviz vermeyerek, kalenin teslimini istedi. Osmanlı topçu ve lağımcısının çalışmalarıyla Rodos'un bütün istihkamları, Türklerin eline geçince, başşövalye antlaşma ile adayı Osmanlılara teslim etti. Aralık 1522 sonunda bütünüyle Türk hâkimiyetine dâhil edilen Rodos adasındaki üç bin kadar Müslüman esir kurtarıldı. Korsanlar adayı terk edince, Kânûnî Sultan Süleymân Han Ada'nın imârını emretti. Papalığın doğudaki son temsilcisi olan Saint-Jean Haçlı Devleti yıkılarak, Batı Anadolu korsanlığı bertaraf edildi. İstanbul-Suriye-Mısır deniz ticâreti ve Hac yolu emniyete alındı.


Korfu Seferi: Venedik Cumhûriyetinin Papa'nın da teşvikiyle Osmanlı Devletine riyâkârca davranması ve Hıristiyan ittifâka dâhil olması üzerine harekete geçildi. Kaptan-ı Deryâ Barbaros Hayreddîn Paşanın emrindeki Osmanlı donanmasındaki kara ordusuna da, İkinci Vezir Lütfi Paşa kumanda ediyordu.


17 Mayıs 1537'de İstanbul'dan yola çıkan Kânûnî Sultan Süleyman Hanın bu seferinde hedef Adriyatik ve İtalya'dır. 13 Temmuzda Avlonya'ya gelen pâdişâh; Adriyatik'teki askerlere yardım edip, Venediklilerin tahriki ile Delvine ile havâlisinde çıkan isyânları bastırttı. Osmanlı donanması İtalya sâhillerini abluka altına aldı. Haçlıların büyük amirali ve Akdeniz kıyısındaki Müslüman ahâli ile denizcileri tâciz eden Andrea Doria bütün aramalara rağmen Osmanlı kaptan-ı deryası Barbaros Hayreddîn Paşanın karşısına çıkamadı. Korfu Adasını fethettiren ve kalesini kuşattıran Sultan, Avlonya'da bulunuyordu. Kânûnî, mevsim şartları ve dört Osmanlı askerinin top güllesiyle şehîd olması üzerine, 6 Eylül 1537'de kuşatmayı kaldırttı. 15 Eylülde İstanbul'a hareket eden pâdişah, kara ve deniz harekâtının devâmını emretti. Kaptan-ı derya Barbaros Hayreddîn Paşa, Venediklilere âit Şira, Patmos, Naksos adalarını fethetti.

0

#4
Kullanıcı çevrimdışı   Hale 

  • Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.
  • Grup: Yönetici
  • Mesaj sayısı: 40.278
  • Kayıt tarihi: 11-Eylül 07
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Forum İtibarı: 240
Mükemmel
Kânûnî Devrinde Osmanlı Fütûhâtı




Devamlı fetihler netîcesinde devletin hudutları genişledi. Batıda Almanya içlerine kadar akın yapan akıncı beyleri, doğuda Hazar Denizine ulaşarak, Türkiye-Orta Asya birleşmesi siyâseti yanında, bütün Arabistan, Ortadoğu dâhil, Hind Okyanusundan Umman Denizi, Basra Körfezi, Kızıldeniz ve Kuzey Afrika'dan Atlas Okyanusuna dayanıldı. Akdeniz fütuhâtı netîcesinde Atlas Okyanusunda herbiri birer deniz kurdu olan, Osmanlı leventleri ve reisleri dolaşmaktaydı. Afrika sâhilleri ile Batı Akdeniz'de Oruç ve Hayreddîn, Hızır Reisler, Akdeniz'de Turgut Reis, Piyâle Paşa, Sinan Paşa, Sâlih Reis, Hind Okyanusunda Hadım Süleyman Paşa, Selman Reis, Süveyş'te Seydi Ali Reis, Murad Reis Osmanlı sancağını dalgalandırıp, fetihler yapıyorlardı. Kaptan-ı Derya Barbaros Hayreddîn Paşa Preveze'de, Turgut Reis Cerbe'de Haçlı donanmalarını bozguna uğratarak Türk-İslâm târihinin en muhteşem zaferlerini kazandılar.



Diğer Devlet ve Beyliklerle Münâsebet



"Türk Asrı" denilen 16. yüzyılda Osmanlı Devletinin sultanı Süleymân Hanın dünyânın bütün kralları ve beylerine karşı yüksek otoritesi vardı. Mukaddes Roma-Cermen İmparatorluğu, Portekiz, İspanya, Fransa, Milano, Napoli, Papalık, Venedik, Ceneviz, Macaristan, Avusturya, Lehistan, Rus Knezleri, Safevî, Gürganiyye, Özbek; devlet, krallık, dükalık ve sultanlığı ile münâsebetlerde bulunuldu. Kırım Hanlığı, Mekke-i mükerreme Emirliği, Eflâk, Boğdan, Erdel voyvodalıkları, Ragusa cumhûriyetleri Osmanlı Devletine tâbi ve imtiyazlı hükümetlerdir. Mukaddes Roma-Cermen İmparatoru Şarlken'in ülkesinde esâret hayâtında yaşayan Fransa Kralı I. Fransuva kurtarılarak, dünyâ ticâret ve hâkimiyet siyâseti gereğince imtiyaz verildi. Mukaddes Roma-Cermen İmparatorluğu, Avusturya, Lehistan, Safevî devletleri ile sulh antlaşmaları imzâlandı. Gürganiyye, Özbek devletleri ile dostluk tesis edildi.



İç Hâdiseler


Kânûnî Sultan Süleymân Hanın tahta geçtiği esnâda, 1520'de Canberdi Gazâlî İsyânı çıktı. Bu hareket bastırılarak, âsiler cezâlandırıldı. 1526 Mohaç Seferinde fırsattan istifâde eden Celâli âsileri türemişse de, hâdiselerin önüne geçildi. İran'dan gelen Şiî Molla Kâbiz, İstanbul'da fısk ve fücûr ile Müslümanlar arasına fesat tohumları ektiği, yüce Peygamberimiz hazret-i Muhammed'e Eshâb-ı kirâm ile âlimlere iftirâ ettiği pâdişâha bildirilince, dîvâne çağrılıp, iftirâlarının doğruluğunu ispat etmesi istendi. Sultan Süleymân Han huzûrunda da aynı iftirâları tekrarladı; Müftî Kemâl Paşazâde veİstanbul Kâdısı Sâdi Çelebi'nin iknâ edici telkinleri karşısında cevap veremediği hâlde, bâtıl îtikâdından dönmediği gibi bölücülük de yapınca îdâm edildi. 1553'te Şehzâde Mustafa, 1559-1562'de Şehzâde Bâyezîd hâdiseleri, Osmanlı Devleti aleyhinde plânlı şekilde kullanılmak istenmişse de büyümelerine fırsat verilmemiştir.



Sultan Süleyman Hanın Kânunnâmesi


Sultan Süleyman Hanın asıl adından daha fazla bilinip, şöhretli olan "Kânûnî" ünvânı, önceki Osmanlı Kânunnâmeleri'ni ve devri îcâbı lüzumlu hükümleri, İslâm Hukûku esaslarında toplattırıp, tanzim ettirmesinden gelir. Kânunnâme-i Âl-i Osman'ın hazırlanmasında Sultan Süleymân Hana devrin büyük âlimlerinden olan Ahmed İbn-i Kemâl Paşazâde ve Ebüssü'ûd Efendiler yardımcı oldular. Kânunnâme; hukûkî, idârî, malî, askerî ve diğer lüzumlu mevzuları içine alan başlıklar altında cezâ, vergi ve ahâli ile askerlerin kânunlarını ihtivâ ediyordu. Yüzyıllarca tatbik edilen Kânunnâme'de tımâr ve zeâmet sâhipleri ile ahâlinin hukûkî ve mâlî durumlarını tespit eden, toprakları, öşri, haracî ve mîrî olarak birbirinden ayıran hükümlerin tatbik şekilleri açıklanmıştır. Devleti idâre etme, hilâfet müessesesinin gerekleri ve sosyal adâlet hususları tatbik edildi. Sultan Süleyman Han, Atlas Okyanusundan Umman Denizine; Macaristan, Kırım ve Kazan'dan Habeşistan'a kadar geniş yerleri Allahü teâlânın kelâmı Kur'ân-ı kerîm'in emirleri ile adâletle idâre etmeye muvaffak oldu. Kânunnâme'yi hazırlarken ve tatbik ederken, İslâm âlimlerine danışmadan bir iş ve kânun yapmadı.


Şahsiyeti


Zigetvar'da on üçüncü seferi esnâsında 6-7 Eylül gecesi 1566 târihinde vefât eden Kânûnî Sultan Süleyman Han, iyi bir komutan, teşkilâtçı devlet adamı, halîfe ve ediptir. Vakur, azim ve irâde sâhibiydi. Adam seçmesini ve yetiştirmesini gâyet iyi bildiğinden, devlet kadrosunda kıymetli şahsiyetleri vazîfelendirdi. Müsâmaha sahibi olmasına rağmen, din ve devlet aleyhine hareketleri affetmezdi. İleri görüşlü olup, anlayışı kuvvetliydi. Milletin ve askerin psikolojisini iyi bildiğinden çok sevilirdi. Hayâtı seferden sefere koşmakla ve muhârebe meydanlarında geçen Kânûnî Sultan Süleyman Han devrinde Osmanlı Devleti çok zenginleşti. Kırk altı yıl süren saltanatı müddetince İslâmiyeti yaymaktan başka birşey düşünmedi. Bu düşüncesini halazâdesi, Gâzi Bâli Beye yazdığı mektup çok güzel ifâde etmektedir.


Kânûnî Sultan Süleyman'ın gençlik çağında, 1526 senesinde kazanmış olduğu Mohaç Meydan Muhârebesinde, Macar ordusunu arkadan çevirerek onu tamâmen mahv eden Semendire Sancak BeyiGâzi Bâli Bey, Mohaç Harbinden yıllar sonra, kendinde mevcud olan ve sancak beylerinin alâmeti bulunan iki tuğ'un üçe çıkarılmasını ricâ ederek, pâdişâhtan bir tuğ daha istemişti.



Terfi ve terakkinin muayyen yaş, kıdem ve hizmet mukâbilinde olduğunu bilen Kânûnî, Gâzi Bâli Beye şu cevâbı vermiştir:



"Yâdigarım ve Muhterem Lalam Gâzi Bâli Bey!


Berhudar olasın, yüzün ak olsun. Bizden bir tuğ dahî arzu eylemişsin. Henüz bir tuğ zamânı değildir. Sana hazret-i Muhammed Mustafâ sallallahü aleyhi ve sellemin fetih tuğunu verdik. Bu ihsân üzerine iyilik olmaz. Bunun şükrünü bilip, yerine getiresin. Bilesin ki bey olmak iki kefeli terâzidir. Bir kefesi Cennet ve bir kefesi Cehennem'dir. Bir an adâletle hükmetmek, yetmiş yıllık ibâdetten efdaldir. Âhireti hatırdan çıkarmayasın. Serasker olduğun yerlerde ve hükmünün geçtiği mahallerde, zulüm ve düşmanlık etmekten şiddetle sakınasın. Âhirette bize hitâb olunursa, senin yakana yapışırım. "Ol vilâyetleri kılıcımla fetheyledim." demiyesin. Memleket, Allahü teâlâ hazretlerinindir. Sakınıp, nefsine gurur getirmeyesin. Fetholunan kalenin mal ve erzâkını hep Beytülmâl için almışsın. Buna rızâ-yi hümâyunum yoktur. Beşte birini alıp, geri kalanını İslâm askerine dağıtasın. İslâm askerinin ihtiyarlarını baba, orta yaşlılarını kardeş ve gençlerini oğul bilesin. Babalara hürmet edesin, oğullara şefkat gösteresin. İslâm askerine hiçbir veçhile zorluk çektirmeyesin. Nîmeti bol veresin. Eğer hazînen tükenirse buraya bildiresin ki, sana bir iki bin kese göndermekten aczim yoktur. Halkın fakirlerini, büyük vazîfelerle rencide ettirmekten şiddetle kaçınasın ki, bizim halkımızı rahat görüp, küffar halkı imrensinler. Meyl ve muhabbetleri bizim tarafa olsun. Bir kimseyi hizmetinde kullandığın zaman da, sakın evvelki hâline îtimat etmeyesin. Çok kimseler vardır, elinde fırsat olmadığı zamanda zâhidlik ve iyilik yüzü gösterip, eline fırsat geçtiği zaman Firavun ve Nemrud olur. Ol kimseleri tecrübe edip göresin. Eğer evvelki hâli son hâline uygunsa hizmetinde kullanasın.


İmdi, ey Gâzi Bâli Bey! Sana dahî nasîhatım odur ki; atın yürüğünü, kılıcın keskinini ve beyin bahâdırını saklayasın. Allahü teâlâ hazretleri yolunu açık ve kılıcını keskin eyleye ve seni küffâr-ı hâksâr üzerine mansur ve muzaffer eyleye..."



Fransa Kralı I. Fransuva, 1525 Pavye Muhârebesinde Almanlara esir düşünce, annesi Düşes Dangolem vâsıtasıyla Osmanlılardan yardım istedi. Bunun üzerine Kânûnî'nin krala gönderdiği mektup onun Avrupa devletlerine bakış açısını çok güzel ifâde etmektedir.


Ocak 1526 târihli mektup şöyledir:


"Sen ki Françe vilâyetinin kralı olan Françesko'sun. Hükümdârların sığındığı kapımın eşiğine uzattığın tezkereden mâlûmum oldu ki, memleketinin toprakları düşman tarafından zaptolunup, sen dahî şu anda onlar elinde esir bulunmaktasın ve kurtulmaklığın için bizden yardım dilemektesin. Bütün dünyânın sığındığı, pâdişahlığıma yakışan ayağımın toprağına mârûzatın ulaşmakla her türlü hâlini öğrenip, olan bitenden haberdâr oldum. Yüce seleflerimiz, Allah onların kabirlerini nur içinde tutsun, düşmanlarını kahretmek ve sayısız fetihlere ermek maksadiyle her vakit cihâd için kılıç çekmek fırsatını kaçırmayıp, ben dahi onların açtığı çığırda harekete geçip, her günüm zorlu kaleler ve girilmesinde engeller bulunan şehirler fethetmiş bulunmaktayım. O sebepten gece ve gündüz atımız eyerlenmiş ve kılıcımız kuşanılmıştır".


Kânûnî Sultan Süleymân Han tâkib ettiği cihanşümûl siyâsetle, Almanya içinde de aslı değiştirilmiş olan Hıristiyanlıktan yeni bir mezhep kuran Martin Luther taraftarları olan Protestanları desteklemiştir.

Avrupalılar Kânûnî'yi "Muhteşem Süleymân", Müslümanlar da "Şanlı Süleymân" lakaplarıyla yâd ettiler. Edip olduğundan "Muhibbî" mahlasıyla şiirlerinin toplandığı Dîvân'ı vardır.

Sultan Süleyman Han devrinde, Osmanlı Devletinin kara, deniz ordusu dünyâda birinciydi. Kültür ve sanat faaliyetleri doruk noktasındaydı. İlk Osmanlı tezkireleri bu sultâna sunuldu. İlim, kültür ve sanat müesseselerinde Kânûnî'nin himâyesinde, kıymetli şahsiyetler yetişip, herbiri eşsiz eserler verdiler.

Devrinde yetişen tefsir, hadis, fıkıh ve diğer İslâmî ilimlerde; Ahmed İbni Kemâl Paşazâde, Ebüssü'ûd Efendi, Zenbilli Ali Cemâli Efendi, Taşköprülüzâde, Kınalızâde Ali Efendi, Celâlzâde Mustafa Bey, Halebî İbrâhim Efendi, Coğrafya'da Pîrî Reis ve Seydi Ali Reis ile minyatürde ve târih yazıcılığında Matrakçı Nasuh, hattatlıkta Şeyh Hamdullah'ın oğulları ve talebeleri meşhurdu. Mustafa Dede, Şükrullah, Ahmed Karahisârî, Abdullah Çelebi, Kırımî Abdullah, Küssem, Hasan Çelebi, Nakkaşlıkta Şahkulu, tezhipte Kara Mehmed, Kıncı Mahmûd, Mısırlı Hasan ve Üstad İbrâhim, Galatalı Mehmed, Üstad Osman, Ali ve Hasan Kefeli gibi ustalar yetişti.


Ciltçilik, alçı, çini, ayna, hakkaklık, dokuma ve halı sanatları çok ileri seviyedeydi. Bu devirde yetişen Mîmar Koca Sinan, Türk-İslâm sanatının birer şâheseri olan eserler yaptı.


Pekçok hayrat ve iyilikleri olan Kânûnî Sultan Süleymân Han, çok eser yaptırdı. Süleymâniye Câmii ve külliyesi, Sultan Selim, Şehzâdebaşı, Cihangir câmilerini; İstanbul'da, Rodos'ta kendi adıyla anılan bir câmi; yine Anadolu, Rumeli ve Adalar'da muhteşem câmiler; medreseler, hastahâneler, yollar ve köprüler Büyük Sultan'dan günümüze kalan yâdigârlardır.

0

#5
Kullanıcı çevrimdışı   Hale 

  • Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.
  • Grup: Yönetici
  • Mesaj sayısı: 40.278
  • Kayıt tarihi: 11-Eylül 07
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Forum İtibarı: 240
Mükemmel
Macarlar Kanuniyi Kuzu Sandılar




Macarlar Kanuni Sultan Süleyman'Kuzu' Sandılar 1520'ler, Orta Avrupa 1512'den 1520'ye kadar sekiz yıl süren saltanatı sırasında Batı'ya, Avrupa'ya hiç sefer yapmamış olan Yavuz Sultan Selim Osmanlı'nın doğu ve güney sınırlarıyla uğraşmış, İran ve Mısır seferlerine çıkmıştı. Öldüğünde tam da Macaristan'a doğru bir sefere çıkmak üzereydi ve padişahın tuğları ilk kez Edirne kapısına konmuştu, yani ordu Avrupa'ya doğru yola çıkıyordu.

Osmanlılarla büyük bir savaş olmadan geçen bu dönemde rahat bir nefes alan Avrupalılar uzaktan korkuyla seyrettikleri ve "aslan" gibi diye nitelendirdikleri Yavuz Sultan Selim ölüp de yerine oğlu Süleyman geçince "Osmanlı tahtına bir kuzu geçti", "Vahşi bir aslanın yerine tatlı bir kuzu geldi" diye raporlar yazdılar, sevindiler. Ancak bu "kuzu"nun dişlerini görmek için fazla beklemeyeceklerdi.

Doğrusu Süleyman da başlangıçta Avrupalıların "kuzu" benzetmesine uygun tutumlar sergiledi. Önce babasının dize getirdiği doğu ülkeleriyle sorunlarını çözdü; İran mallarına konan boykotu kaldırırken İran'a çeşitli ödünler verdi. Selim'in halifelik unvanıyla birlikte Kahire'den İstanbul'a zorla getirttiği İslam alimlerinin memleketlerine dönmelerine izin verdi.

O sıralarda Avrupa'nın en güçlü devleti olduğuna inanan kibirli Macaristan'a da elçi göndererek kendince sorunu barışçı yollardan çözmeyi denedi. Macarlar Osmanlılara vergi, yani haraç verirlerse Osmanlı saldırıları duracaktı. Ancak Macarlar Süleyman'ın gönderdiği elçinin burnunu ve kulaklarını keserek geri göndermek gafletinde bulundular. Nasıl olsa Osmanlı tahtında bir kuzu vardı!

Bu davranışın bir savaşa yol açacağını elbette Macarlar da biliyordu ve bir yandan da Osmanlı saldırısına karşı Hıristiyan dünyasının desteğini almak için harekete geçtiler. Kutsal Roma İmparatorluğunun prensleri Worms'da toplanıyorlardı ve Hıristiyan Avrupa'yı tehdit eden İslam'a karşı güçlü bir ittifak oluşturmak için bu toplantı iyi bir fırsattı. Ancak Avrupa Hıristiyanlığı kendi içindeki sorunlarla meşguldü.

V. Charles, reformcu din adamı Luther'i günahkar olmakla suçlamış ve prensler birbirine girmişti. Macarların İslam'a karşı hep birlikte mücadele etme çağrısına kulak verecek durumda değildiler. Bu durumda Macaristan Batı Avrupa ile Osmanlı arasında bir tampon devlet konumuna sürüklendi ve gerçekten de bir tampon gibi ezilmekten kurtulamadı.

Böylece yalnız kalan Macarlar Süleyman'ın elçisinin burnu ve kulaklarına karşılık olarak önce Belgrat'tan oldular. Süleyman bir aylık bir kuşatmadan sonra Ağustos 1521'de güçlü Belgrat kalesini fethetti. Belgrat'ın düşmesi Macaristan'ın güney savunma hattının da çökmesi anlamına geliyordu. Ama bu daha başlangıçtı ve asıl savaş beş yıl sonra Mohaç'ta olacaktı.

İran hükümdarı I. Tahmasp Macar Kralı II. Lajos ve Kutsal Roma İmparatoru V. Charles'a elçiler göndererek Osmanlılara karşı ittifak önerisinde bulundu. Doğudan ve Batıdan birlikte Osmanlıları sıkıştırırlarsa başarılı olabilirlerdi. Bu arada Macarlar da boş durmuyor Eflak ve Boğdan'da Osmanlılar aleyhinde bir takım tertipler düzenliyorlardı.

Öncelikle Macaristan'ın üzerine yürümeye karar veren Kanuni Sultan Süleyman'ın sadrazamı İbrahim Paşa öncü birliklerle yola çıkarak bazı kaleleri ele geçirirken asıl ordu ise gelip Mohaç ovasında konakladı. Yaklaşık 100 bin kişiden oluşan Osmanlı ordusunun karşısına toparlayabildiği 20 bin kişilik bir kuvvetle çıkan Kral II. Lagos 130 yıl önce, 1396'da Niğbolu'da atalarının yaptığı savaş hatalarının hepsini tekrarlamak başarısını gösterdi!

Bataklıkla nehir arasında ordugah kurarak hareket olanaklarını sınırladı. Osmanlı ordusunun sayıca çok üstün oluşunu dikkate alıp savaş arabalarını kullanarak bir savunma savaşına yönelmedi, ya da geri çekilip zaman kazanarak Bohemyalıların yetişmesini beklemedi. Sonunda Osmanlı ordusunun çok bilinen "Türk kıskacı"na düştü. İlk saldırıda geri çekilen hafif süvariler Macar ordusunu asıl kuvvetin içine çektiler ve üç yandan kuşatılan 20 bin kişilik ordu hemen tümüyle kılıçtan geçirildi veya arka taraftaki bataklıklarda boğuldu.

Meydan savaşı iki saat kadar sürmüştü ve Kral II. Lagos da savaş alanında can verenlerin arasındaydı. Ayrıca iki başpiskopos ve beş piskopos da hayatını kaybetmişti. Savaşın ardından ilerleyerek Budin'i de alan Süleyman tüm Macaristan'ı yağmaladı ve 100 bin kadar esirle İstanbul'a döndü.

Daha sonra 1541'de Macaristan'a büyük bir sefer daha yapan Süleyman orta ve güney Macaristan'ı Budin eyaleti haline getirerek tümüyle Osmanlılara bağlayacaktı.

Kibir ve ileriyi düşünmeden yapılan budalalıklar Macaristan'a çok pahalıya mal olurken, Avrupalıların "kuzusu" Osmanlı İmparatorluğuna en görkemli dönemini yaşatacak ve yarım yüzyıla yaklaşan saltanatı sırasında ordunun başında 13 büyük sefere çıkıp bunların hepsinden zaferle dönecekti.

0

#6
Kullanıcı çevrimdışı   Hale 

  • Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.
  • Grup: Yönetici
  • Mesaj sayısı: 40.278
  • Kayıt tarihi: 11-Eylül 07
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Forum İtibarı: 240
Mükemmel
Kanûnî Sultan Süleyman - I. Süleyman



forum


Muhteşem Süleyman
I.Süleyman'ın gençlik yıllarına ait bir minyatür



Kanuni'nin en ünlü şiiri:


Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi
Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi

Saltanat didükleri ancak cihan gavgasıdır
Olmaya baht u saadet dünyada vahdet gibi

Ko bu ıyş u işreti çün kim fenadur akıbet
Yâr-ı baki ister isen olmaya tâat gibi

Olsa kumlar sagışmca ömrüne hadd ü aded
Gelmeye bu şîşe-i çarh içre bir saat gibi

Ger huzur itmek dilersen ey Muhibbî fârig ol
Olmaya vahdet cihanda kûşe-i uzlet gibi

Muhibbî - Kanunî Sultan Süleyman




forum


Kanuni Sultan Süleyman Tuğrası


0

#7
Kullanıcı çevrimdışı   Hale 

  • Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.
  • Grup: Yönetici
  • Mesaj sayısı: 40.278
  • Kayıt tarihi: 11-Eylül 07
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Forum İtibarı: 240
Mükemmel
Kanuni Sultan Süleyman - I. Süleyman



• 27 Nisan 1495 - Kanuni Sultan Süleyman, doğum günü (ö. 1566)


forum

Sultan Süleyman'ın gençlik yılları


Bakınız,
Tarihte Bugün: 27 Nisan
0

#8
Kullanıcı çevrimdışı   Hale 

  • Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.
  • Grup: Yönetici
  • Mesaj sayısı: 40.278
  • Kayıt tarihi: 11-Eylül 07
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Forum İtibarı: 240
Mükemmel
Kanûnî Sultan Süleyman - I. Süleyman




• 27 Kasım 1526 - Kanuni Sultan Süleyman, Avusturya seferine çıktı.
0

#9
Kullanıcı çevrimdışı   Hale 

  • Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.
  • Grup: Yönetici
  • Mesaj sayısı: 40.278
  • Kayıt tarihi: 11-Eylül 07
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Forum İtibarı: 240
Mükemmel
Kanûnî Sultan Süleyman - I. Süleyman



• 2 Ocak 1523 - Rodos adası, Kanuni Sultan Süleyman komutasındaki Osmanlı orduları tarafından fethedildi.


forum


Rodos giriş kapısı Ekim 2001



Bakınız,
Tarihte Bugün: 2 Ocak
0

#10
Kullanıcı çevrimdışı   Hale 

  • Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.
  • Grup: Yönetici
  • Mesaj sayısı: 40.278
  • Kayıt tarihi: 11-Eylül 07
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Forum İtibarı: 240
Mükemmel
Kanûnî Sultan Süleyman - I. Süleyman



forum



Eklenen Dosya  72901_409828282455014_1313452666_n.jpg (41,45K)
İndirme sayısı: 0
0


Tek sayfa
  • Yeni bir konu açamazsınız
  • Bu konuya cevap yazamazsınız


"Kanuni Sultan Süleyman - I. Süleyman | 1494 - 1566 | X.uncu Osmanlı Padişahı" İçin Anahtar Kelimeler (Keywords)
Konuyu ziyaret eden ziyaretçilerimizin Google arama motorunda kullandıkları anahtar kelimeleri içermektedir.

Google (138), Google (59), kanuninin avrupa siyaseti - Google'da Ara (40), kanuni sultan süleymanın avrupa siyaseti - Google'da Ara (22), kanuni sultan süleyman zamanındaki savaşlar - Google'da Ara (18), kanuni sultan süleymanın batı siyaseti - Google'da Ara (16), kanuninin kişiliği - Google'da Ara (15), kanuni sultan süleymanın kişiliği - Google'da Ara (14), kanuninin avrupa siyaseti - Google'da Ara (14), kanuni kadim - Google'da Ara (11), kanuninin avrupa siyaseti - Google'da Ara (10), Google (9), kanuni sultan süleyman kişiliği - Google'da Ara (8), kanuni süleyman zamanı deniz savaşları siyasal ekonomik ve sosyal açılardan nasıl etkilendi? - Google'da Ara (7), kanuni sultan süleymanın hayatı - Bing (7), KANUNÄ° SULTAN SÜLEYMAN NIN HAYATI ÖZET - Bing (7), kanuni sultan süleyman zamanındaki savaşlar - Google'da Ara (7), Orhan gazi döneminde yapılan kara,deniz savaşları ve antlaşmaların osmanlı devletinin siyasal ekonomik ve sosyal açılardan etkileri - Google'da Ara (6), kanuni sultan süleyman avrupa siyaseti - Google'da Ara (6), kanuni sultan süleymanın yaptığı savaşlar - Google'da Ara (6), kanuni avrupa siyaseti - Google'da Ara (6), KANUNİ SÜLEYMAN ZAMANI YAPTIĞI ÇALIŞMALAR - Google'da Ara (6), kanuni sultan süleymanın yaptığı savaşlar - Google'da Ara (5), kanuni sultan süleyman dönemi siyasi olayları - Google'da Ara (5), kanuni sultan süleyman kişiliği - Google'da Ara (5), kanuninin avrupa siyaseti - Google'da Ara (5), kanuni sultan süleyman ile ilgili ilginç olaylar - Google'da Ara (5), osmanlı padişahları ile ilgili hikayeler - Google'da Ara (5), kanuni sultan süleymanın yaptığı savaşlar - Google'da Ara (5), kanuni sultan süleyman zamanında oluşan gelişmeler - Google'da Ara (5), kanuni sultan selimin hayatındaki önemli olaylar - Google'da Ara (5), 1.süleyman hayatı - Google'da Ara (5), SULTAN SÜLEYMANIN HAYATI ÖZETİ - Bing (4), KANUNİ SULTAN SÜLEYMANIN HAYATI - Bing (4), kanuninin avrupa siyaseti - Google'da Ara (4), osmanlı padişahları ile ilgili kısa hikayeler - Google'da Ara (4), kanuni sultan süleymanın hayatı ve şavaşları - Google'da Ara (4), kanuni sultan süleymanın denizdeki yaptığı yenilikler ve seferler - Google'da Ara (4), kanuninin avrupa siyaseti - Google'da Ara (4), kanuni sultan süleymanın hayatının özeti - Google'da Ara (4), KANUNi SULTAN SÜLAYMANın dönemindeki olaylar - Google'da Ara (4), kanuni sultan süleymanın yaptıkları - Google'da Ara (4), 1520 ve 1566 yılında siyasi ve ekonomik olaylar nelerdir - Google'da Ara (4), kanuni sultan süleyman hayatıyla ilgili videolar - Google'da Ara (4), yavuz sultan süleymanın yaptıgı savaşları - Google'da Ara (4), kanuni sultan süleyman kişiliği - Google'da Ara (3), osmanlı padişahı sultan süleymanın hayatı - Bing (3), kanuni sultan suleyman avrupa siyaseti - Google'da Ara (3), kanuni sultan süleymanın yaptığı savaşlar - Google'da Ara (3), kanuni sultan süleymanın kişiliği - Google'da Ara (3), sultan süleyman dönemindeki yenilikler nelerdir - Google'da Ara (3), i sultan süleymanın yaptığı savaşlar - Google'da Ara (3), kanuni sultan süleymanın yaptığı yenilikler - Google\'da Ara (3), kanuni sultan süleymanın edebi kişiliği - Google'da Ara (3), sultan süleymanın zamanındaki osmanlı hikayesi - Google'da Ara (3), Google (3), trabzon karikatür kanunu süleyman - Google'da Ara (3), Google (3), kanuni sultan süleymanın avrupa siyaseti - Google'da Ara (3), I.süleyman yaptığı yenilikler - Google'da Ara (3), kanuni sultanın hayatının kısa özeti - Google'da Ara (3), 302 Moved (3), 1.süleyman hayatı - Google\'da Ara (3), kanuni sultan süleyman dönemi özeti - Google\'da Ara (3), Desteklenmeyen Tarayıcı | Facebook (3), KANUNİ SULTAN SÜLEYMANIN HAYATI - Bing (3), fatih zamanında olan olayların sonuçları - Bing (3), kanuni süleyman zamanı kara savaşları - Google'da Ara (3), kanuni sultan süleyman döneminde osmanlıda siyasi gelişme - Google'da Ara (3), kanuni süleyman zamanı kara savaşları - Google'da Ara (3), kanuni döneminin kısa özeti - Google'da Ara (3), Kanunu sultan süleyman döneminde osmanlıda ekonomik mimari ve eğitim alanındaki gelişmeler - Google'da Ara (3), kanuni sultan süleymanın katıldığı mohaç savaşının sosyal,ekonomik,siyasi sonuçları maddeler halinde - Google'da Ara (3), kanuni sultan süleymanın yaptığı savaşlar - Google'da Ara (3), kanuni sultan süleyman zamanındaki savaşlar - Google'da Ara (3), kanuni suleyman sonrası yenilikleri - Google'da Ara (3), kanuni sultan süleymanın yaptığı savaşlar - Google'da Ara (3), kanunin yaptıkları ile ilgili ilginç bir yazı - Google'da Ara (3), kanuni sultan süleyman zamanındaki savaşlar - Google'da Ara (3), yavuz sultan selim dönemi ekonomik ve sosyal faaliyetleri - Google'da Ara (3), kanuni süleyman zamanı kara savaşları - Google'da Ara (3), kanuni sultan süleyman zamanındaki savaşlar sonuçları - Google'da Ara (3), osmalı padısahları zamanındakı sıyası gelısmeler - Google'da Ara (3), 2.murat dönemi siyasi gelimeleri - Yahoo! Search Results (3), kanunı dönemı sıyası olayları - Bing (3), kanuni sultan süleymanın yaptığı savaşlar - Google'da Ara (3), yavuz sultan selim döneminde siyasal ekonomik sosyal açıdan gelişmeleri ile ilgili bilgiler - Google'da Ara (3), kanuni ile ilgili hikayeler - Google'da Ara (3), fatih sultan zamanında yapılan kara,deniz savaşları ve antlaşmalar nelerdir - Google'da Ara (3), padişahlar ile ilgili olaylar - Google'da Ara (3), kanuni sultan süleyman zamanında yapılan kara savaşları - Google'da Ara (3), osmanlı kanuni dönemindeki savaşlardan nasıl etkilenmiştir - Google'da Ara (3), kanuni sülaymanın denizde yaptığı savaşlar - Google'da Ara (3), kanuni sultan süleyman dönemindeki olaylar - Google'da Ara (3), 1.süleymanın hayatı - Google\'da Ara (2), 1.süleyman özet - Google\'da Ara (2), 1.süleymanın kişiliği - Google Arama (2), kanuni sultan süleyman yaptıkları yenilikler - Google\'da Ara (2), kanuni sultan süleyman dönemi özeti - Google\'da Ara (2), eskısultansuleyman - Google\'da Ara (2),

"Kanuni Sultan Süleyman - I. Süleyman | 1494 - 1566 | X.uncu Osmanlı Padişahı Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi..." ile Benzer Konular
Bedri Rahmi Eyuboğlu (d. 1911, Görele – ö. 21 Eylül 1975, İstanbul) | Yazma, Gravür, Seramik, Heykel, Vitray, Mozaik, Hat, Serigrafi, Litografi Gibi Birçok Formlarda Eserler Üreten Dünyaca Ünlü Türk Ressam Ve Şair
3 Yanıt - 21.653 Görüntülenme | Bedri Rahmi Eyüpoğlu-Hayatı Ve Eserleri
Lider Dediğin, Mustafa Kemal ATATÜRK Gibi Olmalıdır.
3 Yanıt - 1.791 Görüntülenme
Fatih Sultan Mehmet - II. Mehmed | [1432 - 1481] | VII.inci Osmanlı Padişahı
21 Yanıt - 13.784 Görüntülenme
Türkiye Cumhuriyeti | II. Bölüm, İslâm'da din ve devlet işleri birbirinden ayrılmaz parçalardır..
3 Yanıt - 15.853 Görüntülenme
Osmanlı Arşivinden
12 Yanıt - 2.475 Görüntülenme