Kadim Dostlar ™ Forum: İstanbul'un Fethi - 29 Mayıs 1453 | Dünden Bugüne İstanbul - Ulubatlı Hasan - İstanbul'un Fethi Genel Bilgi - İstanbul'un Fethi Konulu Güzel Sözler - Kadim Dostlar ™ Forum

İçeriğe atla

Yalnızca 1 dakikanızı ayırıp sitemize üye olduğunuzda, içinde daha az reklam bulunan temamızı kullanabilirsiniz ...

Aradığınız konuya ulaşamadınız mı ? Problem değil, arama Özelliğimizi Kullanabilirsiniz
GoogleKadim Dostlar Özel Arama
Facebook Sayfamıza Üye Olabilir ve Güncel Site İçeriğinden Kolayca Haberdar olabilirsiniz
Sitemize reklam vererek, sitelerinizi veya ürünlerinizi tanıtabilirsiniz
-------------------
Kurumsal Çözümler Uzmanı Erkan Okur
İnformatik: Mühendislik ve PLM Çözümleri



  • (2 Sayfa) +
  • 1
  • 2
  • Yeni bir konu açamazsınız
  • Bu konuya cevap yazamazsınız

İstanbul'un Fethi - 29 Mayıs 1453 | Dünden Bugüne İstanbul - Ulubatlı Hasan - İstanbul'un Fethi Genel Bilgi - İstanbul'un Fethi Konulu Güzel Sözler İstanbul'un Fethi Konulu Şiirler Konuyu Oyla: -----

#1
Kullanıcı çevrimdışı   Hale 

  • Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.
  • Grup: Yönetici
  • Mesaj sayısı: 38.429
  • Kayıt tarihi: 11-Eylül 07
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Forum İtibarı: 240
Mükemmel



İçeriği Arkadaşlarınla Paylaş

İstanbul'un Fethi - 29 Mayıs



Dünden Bugüne İstanbul




İstanbul, Asya ile Avrupa kıtaları arasında yer alan doğal güzellikleriyle ünlü bir kenttir. Tarihi M.Ö. yedinci yüzyıla kadar uzanır.

Şehir, M.Ö. 657 yılında Megaralılar tarafından kurulmuştur. Devletin Byzas adlı komutanının adından dolayı şehre, Byzantion adı verilmişi. M.Ö. altıncı yüzyılda Perelerin eline geçen Byzantion için, Atinalılar ve Ispartalılar da savaşmış. M.Ö. dördüncü yüzyılda İskender tarafından fethedilen şehir M.Ö. üçüncü yüzyılda Roma İmparatorluğu tarafından alınmış. M.Ö. 330 yılında İmparatorluğun başkenti olan Byzantion’a, bu kez de Konstantinapolis adı verilir. M.Ö. 395 yılında Roma İmparatorluğu ikiye ayrılınca Konstantinapolis, Doğu Roma İmparatorluğu’nun başkenti olur.


forum


Stratejik önemi ve tabi güzellikleriyle herkesin dikkatini çeken şehir, Gotlar, Ostrogotlar ve Bulgarlar tarafından defalarca kuşatıldı, fakat alınamadı. Bu yoğun saldırılar üzerine, İmparator Anastasiyanus, Silivri’den başlayarak Karadeniz’e kadar uzayan surları yaptırdı. Buna karşın saldırılar devam etti. M.S. 7. ve 8. yüzyıllarda Araplar tarafından da kuşatıldı. Fakat bu kuşatmalar da sonuçsuz kaldı.

1203 yılında Haçlı orduları tarafından zapt edilerek 1261 yılına kadar Haçlıların elinde kaldı. Bu tarihten sonra tekrar Bizanslıların eline geçti.

1299 yılında kurulan Osmanlı Devleti, yavaş yavaş büyüyerek gelişti. Anadolu ve Rumeli’de genişlemeye devam etti. Anadolu ve Rumeli’deki topraklarımızın arasında kalan Bizans, mutlaka alınmalıydı. Bu amaçla şehir, Osmanlılar tarafından birkaç defa kuşatıldı. Ama alınamadı.

1453 yılında, Padişah II. Mehmet, hocası Akşemsettin’in de teşvikiyle İstanbul’a yeni bir saldırı düzenlemeye karar verdi.

Önce, Yıldırım Beyazıt tarafından yaptırılan Anadolu Hisan’nın karşısına Rumelihisan’nı yaptırdı. Edirne’de döktürdüğü balyemez adı verilen büyük toplarla savaşa hazırlandı.6 Nisan 1453 günü, Osmanlı ordusu Bizans surları önüne geldi. Bizans İmparatoru Konstantin, Haliç’i zincirle kapatarak Osmanlı Ordusu’nun şehre denizden girmesini önledi. 11 Nisan günü kuşatma tamamlandı ve top ateşi başladı. Yirmi gün süren top ateşinden kesin bir sonuç alınamadı. Şehrin denizden de kuşatılması gerektiğini düşünen II. Mehmet, bir gece yetmiş parça gemiyi karadan yürüterek Haliç’e indirdi.

Bizanslılar, sabahleyin Osmanlı Donanması’nı Haliç’te görünce büyük bir korkuya ve paniğe kapıldılar. Haliç’ten ve karadan yapılan top atışlarıyla surlarda gedikler açıldı. Bunun üzerine, 29 Mayıs günü bir genel saldırı düzenlenmesine karar verildi. Hocası Akşemsettin II. Mehmet’e cesaret veriyor; Hz. Peygamberin, "Konstantin elbet fethedilecektir. Onu fetheden komutan ne iyi komutan ve onun askerleri ne güzel askerlerdir" sözüyle müjdelenen komutanın kendisi olduğunu söylüyordu. Bu inançla 29 Mayıs günü son taarruz başladı. Çok kanlı ve zorlu bir savaştan sonra birçok şehit verildi. Bu şehitler arasında, Bizans surlarına Türk bayrağını diken Ulubatlı Hasan da vardı. Nihayet, Mayıs 1453 Salı günü, İstanbul fethedildi.

İstanbul’un fethi, hem Türk tarihi için hem de dünya tarihi için önemli bir olaydır. Türk tarihi için önemi İstanbul’un fethiyle, Osmanlıların, Balkanlardaki ilerlemelerine engel olacak hiçbir gücün kalmamasıdır. Avrupa’da ilerleyişini sürdüren Osmanlı Devleti, büyük bir imparatorluk haline gelmiştir. Dünya tarihi bakımından ise, İstanbul’un fethi, Orta Çağ’ın kapanıp Yeni Çağ’ın açılmasına sebep olmasındandır.

İstanbul, 29 Mayıs 1453 tarihinden 23 Nisan 1920 tarihine kadar Osmanlı Devleti ’nin başkenti olmuştur. Bu nedenle Türk ve Dünya tarihini etkileyen bu önemli fethi, her yılın 29 Mayıs günü, aynı coşku ve sevinçle kutluyoruz.



forum


İstanbul'un Fethi genel bilgi




1451'de babasının ölümü üzerine Padişah oluyor, ilk iş olarak İstanbul'un Fethi'ni programına alıyordu. Çünkü baştan beri Fetih ruhu ile yoğrulmuştu. Bu anlayışla devrinin teknolojisinden faydalanıyor, askerini bu disiplin içinde eğitiyordu.

Bizans'ın geçit vermez surlarını yıkabilecek, 1,5 kilometre uzağa fırlatılabilen 2 ton ağırlığında toplar döktürdü. Ayrıca "Havan topu"nu icad etti.

Bu sırada Bizans'ın durumu hiç de iç açıcı değildi. Halk ahlakî ve ekonomik çöküntüden bıkmış, Konstatin'in zulmünden yılmıştı. O kadar ki halk "Hristiyan külahı görmektense, Müslüman sarığı görmek daha iyidir." diyecek duruma gelmişti. Çünkü o dönemde Osmanlı "Adil bir dünya düzeni" kurmayı başarmış, dünyanın hayranlığını kazanmışta.

İstanbul'u fethetmekte kararlı olan II. Mehmet tarihin ilk ağır toplarını döktürdü. Karadan ve denizden kuşatılması gereken bu şehir için her türlü tedbiri aldı. "Ya ben İstanbul'u alırım, ya da İstanbul beni." diyordu. Ölümü göze alacak kadar kararlı alan bir insanın elinden hiçbir şey kurtulamazdı. Öyle de oldu.
Fatih, düşmanların hayallerinin bile ulaşamayacağı şeyleri "gerçek" haline getirmişti. Donanmayı bir gecede Dolmabahçe'den Haliç'e indirmeyi başardı. Gemileri gemiden yürüttü.

Hocası Akşemsettin Hazretlerinin izni ve duası ile kuşatmayı başlattı. 53 gün durmadan surlar doğuldu. Geçit vermez surlar delik-deşik oluyordu. Bütün tedbirlere rağmen İstanbul düşmüyordu. Son gece Fatih hocasının yanına geliyor:

- "Hocam, ne olur, artık himmet buyurun da İstanbul'u fethedelim." diye ağlıyordu.

Akşemsettin Hazretleri kısa bir uykuya dalıyor, rüyasında "Ebu Eyyüb el-Ensarî'"nin kabri gösteriliyordu. Bu fethin müjdecisiydi. Gece yarısı "Talebesini yeniden çağırıyor, 29 Mayıs sabahı için son hücum emrini veriyordu. Gerçekten bu son hücuma surlar dayanmıyor, İstanbul Osmanlıya teslim oluyordu. Surlara Tevhid Bayrağı'nı dikme şerefi ise ulubatlı Hasan'ın... Genç ulubatlı, bir ok yağmuruna maruz kalmasına rağmen, azim ve kararlılığından hiç bir şey kaybetmiyor, bayrağı burçlara diktikten sonra şehitlik rütbesine yükseliyordu.

Ulubatlı bir sembol şahsiyetti. Fatih'in ordusunda, Ulubatlı Hasan misali Peygamber müjdesine ulaşmanın aşk ve iştiyakiyle yanıp tutuşan, Anadolu'nun binlerce bağrı yanık delikanlısı bulunuyordu. Her biri genç neslin ideal örneği olması gereken yiğitler...

Fatih, önde hocası Akşemsettin Hazretleri olduğu halde, çoşkulu bir törenle İstanbul'a giriyordu. Bizans halkı ve kadınlar yollara dökülmüş, genç Fatih'i selamlıyor, üzerine çiçekler atarak tebrik ediyorlardı. Başka bir ülkenin tarihinde böyle göz yaşartıcı bir sahneye şahit olabilmek mümkün mü? Çünkü Bizanslılar, Osmanlı'nın zulmetmeyeceğini çok iyi biliyorlardı. Öyle de oldu. Fatih, Bizanslıları dinlerinde serbest bıraktı ve mabedlerine dokunmadı.

Fatih İstanbul'a girerken, yeryer halkı öndeki "Akşemsettin"i padişah zannediyor, Akşemsettin "hükümdar arkada" işaretini yapınca, Fatih'teki edep, terbiye ve inceliğe bakın ki, şöyle karşılık veriyordu:

"- Evet, hükümdar benim, lakin o da benim Hocam'dır!"

Fetih'ten sonra, başkent, Edirne'den İstanbul'a taşınıyordu. Daha önce Trakya bölgesi fethedildiği için, İstanbul ortada kalmış, fetihle birlikte Trakya ile Anadolu arasındaki köprü de kurulmuş oluyordu.

İstanbul'un Fethi, yıkılmaz sanılan Bizans surlarının yıkılabileceğini, "sağlam İmanın tekeden bile süt çıkarabileceği" gerçeğini ortaya çıkarmıştı.

Fetih, bir işgal olayı değildir. Tüm insanlığı sevgi ve özgürlük ülkesine taşıma arzusudur. Mutluluğa kanat açmaktır. Kilitli gönüllerin açılması, fetih ile gerçekleşir. Zaten fetih de "açma", "başlatma" anlamlarına geliyor. Fedai olmadan fetih olmaz. Can feda etmeden İslam yayılmaz. Uğrunda ölünebilen davalar ebedî olarak yaşar.

Kaos, huzursuzluk ve madde saltanatının hüküm sürdüğü bir dünyada fetih ruhuna o kadar muhtacız ki... Fetih anlayışı, insanımıza hız ve hamle gücü kazandıracak, azim ve fedakarlık duygularını canlı tutacaktır.

Millet olarak, genç nesle zafer ve başarılarımızı yeteri kadar anlatabildiğimiz söylenemez. Eğer, Çanakkale, İstanbul, Preveze, Mohaç, Varna gibi zaferlerin birini Batılılar gerçekleştirmiş olsaydı, sırf onun için yüzlerce film yapar, bu başarısını yeni nesle anlata anlata bitiremezdi. Nitekim tarihlerindeki basit direniş örnekleri için bunu uyguluyorlar. Bize düşen ise "Fatih ruhu"nu genç nesle taşımak ve yaşanmaya değer hayatın ne olduğunu göstermek.

Zaferlerimizi tanıtalım ki, "gençlerimiz inançları uğrunda fedakarlık yapabilme" zevkini tatsınlar. Kahramanlarımızı tanıtalım ki, her gencimiz "Fatih, Ulubatlı Hasan, Yıldırım, Yavuz, Seyyid Çavuş" olmaya özensin. Fetih bereketiyle, bütün insanlığın yüzü gülsün.




İstanbul'un Fethi Konulu Güzel Sözler



* İstanbul muhakkak fetholunacaktır. Bunu gerçekleştirecek ordunun kumandanı ne mutlu kumandan ve askeri ne mutlu askerdir. (Hz. Muhammed)

* İki büyük cihanın kesinti noktasında, Türk vatanının ziyneti, Türk tarihinin serveti, Türk milletinin gözbebeği İstanbul, bütün vatandaşların kalbinde yeri olan şehirdir. (Atatürk)

* Dünyaya son kere bakacaksın deseler, bu bakışı İstanbul’un Çamlıca’sından isterdim. (Lamartine)

* Ya İstanbul’u alırım, ya İstanbul beni. (Fatih Sultan Mehmet)



Fotoğrafların orijinal halleri için;


[attachment=257:galata.jpg] [attachment=258:haydarpasa.jpg]



1 Kullanıcı bu konuyu okuyor
0 üye, 1 misafir ve 0 gizli üye



Toplam 3 kullanıcı bu konuyu okudu.

1

#2
Kullanıcı çevrimdışı   Hale 

  • Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.
  • Grup: Yönetici
  • Mesaj sayısı: 38.429
  • Kayıt tarihi: 11-Eylül 07
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Forum İtibarı: 240
Mükemmel
Otel ve Pansiyon Rehberiniz Otel, Pansiyon, Tatil, Gezi, Seyahat ve Konaklama Rehberiniz Bütçenize uygun, keyifli bir tatil için size gezi, seyahat ve konaklama tavsiyeleri: Otel Tanıtımları, Pansiyon Tanıtımları, Tatil Tavsiyeleri, Konaklama Tavsiyeleri, Ülke Tanıtımları, Seyahat Alternatifleri, Şehir Tanıtımları, Tarihi Eserler, Antik Kentler


İstanbul'un Fethi Konulu Şiirler



Fetih Zamanı


Havanın mavisinde, denizin yeşilinde
Bir türkü, Ortaasya’dan beri duymuşuz.
Anamızın sütünden bayraklara kadar
Yüce fetihle büyümüşüz.

Yakmış gecemizi yıldızlar
Burçlardan yana uyanmışız.
Bir yazı gibi tepeler alnında
Yazılmışız, silinmişiz.

Nur ile kuvvet ile aşk ile
Kaderin büyüsünü bozmuşuz.
Görmüşüz suretini güzelliğin
Koca feleklere görünmüşüz.

Cihanın yarısı gök;
Önünde şehit şehit durmuşuz,
Cihanın yarısı İstanbul
Almışız.


Fazıl Hüsnü DAĞLARCA



Canım İstanbul


Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar;
Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar.

İçimde tüten birşey; hava, renk, eda, iklim;
O benim, zaman, mekan aşıp geçmiş sevgilim.

Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur;
Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur.

Denizle toprak, yalnız onda ermiş visale,
Ve kavuşmuş rüzgar onda, onda misale.

İstanbul benim canım;
Vatanım da vatanım...

İstanbul,
İstanbul...

Tarihin gözleri var, surlarda delik delik;
Servi, endamlı servi, ahirete perdelik...

Bulutta şaha kalkmış Fatih'ten kalma kır at;
Pırlantadan kubbeler, belki bir milyar kırat...

Şahadet parmağıdır göğe doğru minare;
Her nakışta o mana: Öleceğiz ne çare?..

Hayattan canlı ölüm, günahtan baskın rahmet;
Beyoğlu tepinirken ağlar Karacaahmet...

O manayı bul da bul!
İlle Istanbul'da bul!

İstanbul,
İstanbul...

Boğaz gümüş bir mangal, kaynatır serinliği;
Çamlıca'da, yerdedir göklerin derinliği.

Oynak sular yalının alt katına misafir;
Yeni dünyadan mahzun, resimde eski sefir.

Her akşam camlarında yangın çıkan Üsküdar,
Perili ahşap konak, koca bir şehir kadar...

Bir ses, bilemem tanbur gibi mi, ud gibi mi?
Cumbalı odalarda inletir "Katibim" i...

Kadını keskin bıçak,
Taze kan gibi sıcak.

İstanbul,
İstanbul...

Yedi tepe üstünde zaman bir gergef işler!
Yedi renk, yedi sesten sayısız belirişler...

Eyüp öksüz, Kadıköy süslü, Moda kurumlu,
Adada rüzgar, uçan eteklerden sorumlu.

Her şafak Hisarlarda oklar çıkar yayından
Hala çığlıklar gelir Topkapı sarayından.

Ana gibi yar olmaz, İstanbul gibi diyar;
Güleni şöyle dursun, ağlayanı bahtiyar...

Gecesi sünbül kokan
Türkçesi bülbül kokan,

İstanbul,
İstanbul...


Necip Fazıl KISAKÜREK




İstanbul

Kamyonlar kavun taşır ve ben
Boyuna onu düşünürdüm,
Kamyonlar kavun taşır ve ben
Boyuna onu düşünürdüm,
Niksar'da evimizdeyken
Küçük bir serçe kadar hürdüm.

Sonra âlem değişiverdi
Ayrı su, ayrı hava, ayrı toprak.
Sonra âlem değişiverdi
Ayrı su, ayrı hava, ayrı toprak.
Mevsimler ne çabuk geçiverdi
Unutmak, unutmak, unutmak.

Anladım bu şehir başkadır
Herkes beni aldattı gitti,
Anladım bu şehir başkadır
Herkes beni aldattı gitti,
Yine kamyonlar kavun taşır

Fakat içimde şarkı bitti.

Cahit KÜLEBİ




Fetih Marşı


Yelkenler biçilecek, yelkenler dikilecek;
Dağlardan çektiler, kalyonlar çekilecek...
Kerpetenlerle surun dişleri sökülecek...

Yürü: "Hala, ne diye oyunda oynaştasın?
Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın!

Sende geçebilirsin yardan, anadan, serden...
Senin de destanını okuyalım ezberden...
Haberin yok gibidir taşıdığın değerden...

Elde sensin, dilde sen... Gönüldesin, baştasın:
Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın!

Yüzüne çarpmak gerek, zamanenin fendini,
Göster: Kabaran sular nasıl yıkar bendini?
Küçük görme, hor görme, delikanlım kendini

Şu kırık abideyi yükseltecek taştasın;
Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın!

Bu kitaplar Fatih’tir, selim’dir, Süleyman’dır;
Şu mihrap sinanüddin, şu minare Sinan’dır;
Haydi, artık, uyuyan destanını uyandır!

Bilmem neden gündelik işlerle telaştasın?
Kızım, sende Fatihler doğuracak yaştasın;

Delikanlım, işaret aldığın gün atandan
Yürüyeceksin... Millet yürüyecek arkandan;
Sana selam getirdim Ulubatlı Hasan’dan...

Sen ki burçlara bayrak olacak kumaştasın...
Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın!

Bırak, bozuk saatler yalan yanlış işlesin!
Çelebiler çekilip haremlerde kışlasın!
Yürü, arslanım, fetih hazırlığı başlasın...

Yürü, hala ne diye, kendinle savaştasın?
Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın!


Arif Nihat ASYA



Bizans Göründü Karşıdan


BİZANS GÖRÜNDÜ KARŞIDAN

Geldik surların önüne,
İçimizde garip bir sevinç
Tamamlamışız vuslatın tadını
Böyle hiç.

Yeditepe kardeş kardeş gülümser,
Boğaz’ın mavi rüzgârları,
Bir esinti sarhoşluğu içinde
İstanbul sizin der.

Elbet bizim olacak İstanbul,
İnanmışız,
Denizlerden, dağlardan, ovalardan gelen
Bu nurlu bahar içinde yıkanmışız.

Temiz ellerimizde açacak,
İstanbul çiçek çiçek.
Şimdi surlar önünde dalgalanan bayrak,
Yarın Bizans göklerine yükselecek.


Arif Hikmet PAR



İstanbul'un Fethi

Aştık geçilmez dağlar üstünden
Öyle vakur, öyle heybetli
Vardık ot bitmeyen vadilere
Ayağımız değdi yeşerdi!

Gönlümüzde büyüklüğü Asya’nın
Yıktı köhneliğini orta zamanın
Zamanın karanlığı ortasında
Şimşek örneği parlayan kılıcımız
Nur yağdırdı aydınlık yeni günlere
Eskilik, karanlık düşüverince yere,
Dağlar, denizler misali,
Yol verdi gemilere!

Sustu kulakları tırmalayan çan;
Burca bayrak dikince Ulubatlı Hasan!


İbrahim MİNNETOĞLU


İstanbul


Boğazı bir başka
Gören düşer aşka
İnsanları bir başka
Ey istanbul, ey istanbul

Haydar paşa'dan kalkar tren
Gemiler öttürür siren
Bu güzelliği Tanrıdır veren
Ey istanbul, ey istanbul

Adı çıkmış beyoğlunun
Bunları yazan, ben kulunun
Gözdesisin sen
Ey istanbul, ey istanbul

Kadıköyü, üsküdarı
Zengini, hem fukarası
Yetmiş iki millet burası
Ey istanbul, ey istanbul

Beyazıtı, aksarayı
Konağı, kevransarayı
Gece sanki, fener alayı
Ey istanbul, ey istanbul

Babıali yokuşu
Göztepesi, feneryolu
Kötülüklerin, her bir yolu
Ey istanbul, ey istanbul

Fatih yaptırmış hisarı
Yedikule zindanları
Hanları, hamamları
Ey istanbul, ey istanbul

Güzel heybeli adası
Güzellerin çoktur edası
Bilen sürer, sefasını
Ey istanbul, ey istanbul

Ayasofya, selimiye
Tanrıdan bize hediye
İnsanları çoktur niye
Ey istanbul, ey istanbul

Kilyosu, kumburgazı
Sulukule çalar defi, sazı
Çekilmez kızların nazı
Ey istanbul, ey istanbul

Emirganı, yıldız parkı
Yeşil anadolu kavağı
Gezilecek yer rumeli kavağı
Ey istanbul, ey istanbul

Görürsün var kiliseler
Yapılsın hep abideler
İnsandır hep faniler
Ey istanbul, ey istanbul

Işıl, ışıl galata kulesi
Bitmez bu şehrin hilesi
Bitsin artık halkın çilesi
Ey istanbul, ey istanbul

Kumkapıda balıkçılar
Kol kola gezer aşıklar
Gece çok güzeldir ışıklar
Ey istanbul, ey istanbul

Boğazdadır kız kulesi
İnsanın çok çilesi
Dolmaz halkın filesi
Ey istanbul, ey istanbul

Beşiktaşı, tophanesi
Eyüp sultan türbesi
Padişahlar manzumesi
Ey istanbul, ey istanbul

Bakırköyü, topkapısı
Binaları kul yapısı
Yok çoğunun tapusu
Ey istanbul, ey istanbul

Kasımpaşa, şişanesi
Şehrin çoktur birahanesi
Bu serdarın bir nağmesi
Ey istanbul, ey istanbul


(Serdar Sayıl-2005)

1

#3
Kullanıcı çevrimdışı   Esesli 

  • KD ™ Kadim Dost
  • Grup: Yetkili
  • Mesaj sayısı: 5.814
  • Kayıt tarihi: 01-Nisan 08
  • Gender:Male
  • Location:EsEsli
  • Interests:sinema bilgisayar seyahat
Forum İtibarı: 64
Mükemmel
Bu kadar güzel ve Tarihimizde büyük bir yeri olan paylaşımınızve hayaller şehri istanbul hakkındaki şirler içinde ayrıca teşekkürler
0

#4
Kullanıcı çevrimdışı   Woodpecker 

  • Ağaçkakan Woody
  • Grup: Yetkili
  • Mesaj sayısı: 5.957
  • Kayıt tarihi: 12-Eylül 07
Forum İtibarı: 2
Henüz Tanınmıyor
İstanbul' un Fetih Hikâyesi

AHMET SIRRI ARVAS
MEDİNE’DEN MARMARAYA


Hendek gazvesi öncesinde müminler zor durumdadırlar. Beni Kureyza Yahudileri ile ittifak eden Kureyşli müşrikler bu kez çok güçlü ve kararlıdırlar. Savunmasız bir Medine ve bitirilemeyen hendek... Şu bir avuç mücahid, ne yapabilir? Lâkin adı güzel Muhammed (sav) neşelidir. Ülkeler beldeler ötesinden müjdeler verir ki, İstanbul bunlardan biridir.

"İstanbul elbette fethedilecektir. Onu feth eden komutan ne güzel komutandır, onu feth eden asker ne güzel asker!"

İstanbul üç tarafı denizle çevrilidir ve denizle iç içedir. Denizle gelen kültürlere açıktır ve çok gelişir. Onun efsunlu ikliminde Hindistan'dan, Arabistan'dan Venedik'ten izler vardır. Her çağa, ama her çağa mührünü vurur. Ortaçağın bilgeleri onu Roma'yla kıyas ederler. Ancak İstanbul Roma'dan daha büyük, daha zengin ve daha mâmurdur. Evet Roma bir dünya kentidir ama, içinde Roma'nın da bulunduğu dünyayı İstanbul yönetir.İstanbul sürekli gelişir ve kabuğunu zorlar. Sık sık zırhının dışına taşar. Bu yeni yeni mahalleler ve yeni surlar demektir.

ZOR GÜNLER

Ne hikmettir bilinmez hep öyle olur, ilk müminler çok ezilirler. Ama bu ümmetin çektiğini kimse çekmez. Kureyşli müşrikler sahabeleri sindirme yolunda her usulü dener, kara kara işkence düşünürler. Döverler, söverler, tecrit ederler. Bütün bunlara dayanılabilir, ama İslâm'ı gönüllerince yaşayamamak var ya, işte o kahredicidir.Önlerinde tek çare vardır: Hicret. Emir de öyledir zaten. Medineliler muhacirleri bağrına basar, misli görülmedik bir kardeşlik destanı yazarlar. Evlerini, bağlarını, bahçelerini misafirleriyle paylaşırlar. Müminler bitmesini istemedikleri bir rüyanın en tatlı demlerindedir. Efendimizin sohbetlerinde yetişir, manevi mertebelere erişirler. Ancak müşrikler bu huzuru çekemezler. Zırhlanıp pusatlanıp yollara düşerler. Bedir'de ummadıkları bir direnişle karşılaşır, adeta zakkum içerler. Uhud ise galibi olmayan bir savaş olarak tarihe geçer. Müminler Uhud'un yaralarını henüz sarmışlardır ki dost kabilelerden bir haberci gelir. Genç süvari "Hazırlanın!" der, "Kureyş on bin kişilik bir ordu ile üzerinize geliyor!" İşin acı yanı, bu kez Ben-i Kureyza Yahudileri de müşriklerin yanındadır, ki bu "kuşatıldılar" demektir. Görünenlere bakılırsa Müslümanların rakipleriyle baş etmesi mümkün değildir. Resulullah Efendimiz adeti şerifleri üzerine sahabeyi kiramı toplar istişare ederler. Sıra İranlı bir köleye gelir. Selman-ı Farisi "Efendim bizim ellerde" der, "güçlü düşmanın karşısına çıkmazlar. Bir kuytuya çekilir, önüne hendek kazarlar."

AH O KAYA

Hendek kazma fikri herkese sevimli gelir. Zira Medine'nin yanı başında tarife uygun tepeler vardır. Etekleri kumdur, kolay kazılır. Hoş başka da şansları yoktur. Hemen alet edevat tedarikler, işe girişirler. Her mümine 5 metre civarında hendek düşer ki, derinliği iki adam boyunda, eni hızla koşan bir atın atlayamayacağı kadar olmalıdır. Hendek hızla tamamlanır ancaaaak. Ancak Mescid-i Seba önlerinde kumun bir karış kadar altından çıkan bir kaya damarı her şeyi altüst eder. Hendeği köprü gibi yaran kitle ortadan kaldırılmazsa bütün emekler boşa gidecektir. Genç sahabeler keskilerle külünklerle girişir, ancak üç beş kıymık koparabilirler. Bu volkanik kaya bir taştan ziyade donmuş demiri andırır. Kureyşlilerin def sesleri, naraları uzaktan uzağa duyulmaya başlamıştır ki kaya olanca haşmetiyle ortadadır hâlâ. Müminler garip ve mahzundurlar. Ölüm gözlerinde yoktur, ama, şu üç beş mücahit de kaybedilirse... Gerisini düşünmekten bile korkarlar. Halbuki bu nuru uzaklara taşımalıdırlar. Ama Efendimiz mütebessim ve telaşsızdır. Mücadelelerinde yılgınlığa yer olmadığını göstermek ister gibi kalkar, taşa yaklaşırlar. Sakin sakin balyozu alır ve tekbir getirerek vururlar. Balyoz taşa değdiğinde müthiş bir çatırtı kopar, göz kamaştıran kıvılcımlar çıkar. Efendimiz mânâlı mânâlı gülümser. Şam şehrinin müjdesini verirler. Halbuki mücahitler Medine'nin endişesi içindedirler. Efendimiz balyozu bir kere daha kaldırır, bu kez besmeleyle indirirler. Korkunç bir gürültü kopar, şavkı ufku tutar. Adı güzel Muhammed "İran ülkesinin anahtarları elime verildi" buyurur, "Medayin şehrinin köşklerini görüyorum" Uzaklardan bir toz bulutu kalkar. Def sesleri daha berraklaşır. Kureyşlilerin ayak sesi vadiyi sarar.

BÜYÜK MÜJDE

Efendimiz üçüncü kez öyle bir "Ya Allah!" derler ki, müminlerin içi bir hoş olur. Balyoz indiğinde ortalık ışık denizi gibidir. Çatırtı kulakları çökertir. Müthiş ses civar dağlardan yankılanıp yankılanıp geri döner. Efendimiz uzun uzun uzaklara bakar önce Yemen'i müjdeler, sonra üstüne basa basa buyururlar ki:
"Le tuftuhannel Konstantiniyye fele ni'mel emiri emiruha ve le ni'mel ceyş zalikel ceyş" (İstanbul elbette alınacaktır, onu feth eden komutan ne güzel komutandır, onu feth eden asker ne güzel asker)
Kaya mı? Sorduğunuz şeye bakın, elbette un ufak olmuştur.
İsterseniz yarım bırakmayalım. Müşrikler hendek önünde çakılır kalırlar. Ardından tarifsiz bir rüzgar çıkar, kumlar ağza, göze dolar. Hiçbir şey yapamadan çekip gittiklerinde bütün ağırlıkları meydandadır. İşte bizim İstanbul sevdamız orada başlar. Müminler kutlu müjdeye kavuşmak üzere cihada koşarlar. Araplar dokuz kez, Türkler yedi kez şehri kuşatırlar. Vururlar, vurulurlar, soğuğa, yağmura katlanırlar. Ecdadımız İstanbul sevdasıyla tutuştuğundan olacak, Rum ateşine güler geçer. Öyle ya, içi yanana alev neylesin!
Efendimiz'in İstanbul'un fethini müjdeleyen hadisi şerifleri çoktur. Üstelik bunlar "elbette ve muhakkak" mânâsına gelen edâtlarla güçlendirilmişlerdir ki müminlerin fetihten yana zerre kadar şüpheleri yoktur. Dilerseniz bunlardan bir kaçını yazalım.
“Kayserin şehri fethedilmedikçe, müezzinler ezan okuyup, ganimetler taksim edilmedikçe kıyamet kopmaz.”
“Kayserin şehrine ilk gazaya çıkan ordu mağfirete lâyıktır.”
“En büyük cihad Kostantiniyye'nin fethidir.”
“Konstantıniyye elbette feth olunur ve ganimetler taksim edilir.”

GÜZEL ASKERLER

Müslümanlar henüz Dört Halife devrinde dünyaya açılır, üç kıtada at koştururlar. Hazreti Osman'lı yıllarda Anadolu'ya girer, İstanbul önlerine dayanırlar. Anlattık ya Müslümanlar zor günler yaşar. İşkencelere sabreder, baskılara katlanırlar. Ancak Mekke'nin fethinden sonra hızla yayılır, Arabistan'dan taşarlar. Zamanın üç imparatorluğundan Habeşistan onlara katılır. Ardından Sasani'leri yıkar, Roma'yı bunaltırlar. Sadece Hazreti Ömer devrinde 1036 şehir alır, Suriye, Filistin ve Mısır'a 4 bin cami kurarlar. Yemen'e, Kuzey Afrika'ya, Kafkaslar'a uzanırlar. Müminler Hazreti Osman zamanında deryaya açılır ve Bizans'ın deniz kuvvetleriyle vuruşurlar. Abdullah bin Serh komutasındaki bir avuç mücahid, bizzat İmparator Konstantin'in komuta ettiği donanmayı (Finike önlerinde) denize gömer. Düşünün beş on yıl evvel deveden başka binek, dereden başka su görmeyen çöl çocukları, Rumlar gibi denizci bir milleti denizde ezerler ki, bu muvaffakiyet akılla çözülesi değildir.

İSTANBUL ÖNLERİNDE

Abdullah bin Serh o hızla İstanbul'u da kuşatır, ancak Bizanslılar'a değil, soğuklara yenilir. İlik ürperten iklime boyun eğer ve çekilir. Lâkin Marmara'yı mekân edinir ki, Kapudağ yöresi kışla gibidir.
Hazret-i Muaviye Bizanslılarla Suriye valisi olduğu yıllardan tanışır. Halife olunca onları takibe alır. İmparator Avrupa'yı ayağa kaldırmış, kanlı seferlere hazırlanmaktadır. Halife'ye göre haçlıları durdurmanın tek yolu vardır: "Yerinde boğmak!"
Muaviye (Radıyallahu anh) önce kalemi eline alır, İmparator'a tehditler yağdırır. Bununla da kalmaz Evtad oğlu Yaser'i surlara musallat eder. Ardından Süfyan bin Avf ile oğlu Yezid'i gönderir. Müminler zaman zaman şehrin içine sızar, Ayvansaray civarında vuruşurlar. Ancak Helyepulisli Kallinikus'un ateşi (Rum ateşi) ne kadar yakıcıysa, İstanbul'un kışı da o kadar dondurucudur. Arapları Bizans değil, soğuklar durdurur. Bu seferde başta Eyyûb Sultan Hazretler'i olmak üzere sahabenin ünlülerinden Ebu Zer-i Gıfari, Cabir bin Abdullah, Ebûdderda ve Ebu Saîd-i Hûdri Hazretleri toprağa düşer, şehrimizi şereflendirirler. Ancak Muaviye (Radıyallahu anh) maksadına erişir. Canıyla uğraşan Bizans; haçlı ordusu toplama sevdasından vazgeçer. Doğrusu şu ki, Müslümanların böylesi bir sükunete çok ihtiyaçları vardır.

ÖBÜR EMEVİLER

Emevi halifelerinden Abdülmelik bin Mervan akınlara devam eder. Bizzat oğlu Mesleme ile yeğeni Ömer bin Abdülaziz'i İstanbul'a yollar. Mücahidler Sinop ve Kastomonu'yu fethederek şehrin surlarına dayanırlar. İmparator'dan tavizler kopararak ayrılırlar ki, artık Karaköy'de kolonimiz ve camimiz vardır (Arap camii) Ömer bin Abdülaziz kafasına koyduğundan cayan biri değildir, nitekim beş yıl sonra, bu kez Bursa üzerinden uzanır, şehri sıkıştırır. Ama surları yine aşamaz. Bu gayretli komutan halife olunca da sevdasından vazgeçmez. Kendisinin üçüncü, Müslümanların beşinci seferini yapar ki, bu çabaların hiçbiri boşa gitmez. Müslümanlar Galata'yı ele geçirir, bu topraklarda kalıcı olduklarını gösterirler. Surların içinde ise "Dârülbalad" adı verilen bir konak kurulur ki, bu içinde camisi de olan koca bir külliyedir. Bir mevzidir yani. Ömer bin Abdülaziz iyi bir komutan olmanın ötesinde, emsali az bulunan bir âlim ve gönül ehlidir. Onun zamanında zekat müessesesi öyle düzenli işler ki, zenginler fakir bulamaz olurlar. Beyt-ül mal zekat kabul etmeye mecbur kalır. Müslümanlar barış yıllarında da havaliye sızar, ticaret yaparlar. Galata gibi katilin, korsanın, ayyaşın, hırsızın fıkırdadığı bir cadı kazanını ıslah ederler. Ama bu iş göründüğü kadar kolay değildir. Arablar öyle sıkıntılar çekerler ki, bulundukları mevkie "Kahır köyü" derler (Sonradan Karaköy olur). İşte bu gün "Yeraltı Camii" adıyla tanıdığımız Kurşunlu Mahzen o yıllarda ibadete açılır. İmparator Leon Müslümanları geç tanır, ama iyi ısınır. Şehirde ilim sanat ve ticarette hissedilir gelişmeler görülür, refah artar. Bu dürüst ve temiz insanlar bir denge unsurudurlar. Leon menfi kaygılar taşımaz, hatta Müslümanların sur içinde yerleşmelerinde beis görmez. Emeviler Eğrikapı ile Edirnekapı arasında bir mahalleye sahip olurlar. Sirkeci'de şer’i bir mahkeme kurulur ki, buranın kadısını bizzat halife tayin eder. Şeyh-i ekber Muhyiddin-i Arabi bu yılları "El Musamerat" adlı kitabında uzun anlatır.

SIRA ABBASİLERDE

Aradan yıllar geçer. Yeni imparatorlar gelir. El Mehdi Ebu Abdullah da sulh seven bir hükümdardır. Ancak sulhu korumanın yolu güçlü olmaktan geçer. Sultan yüz elli bin kişiyle İstanbul önlerinde görünüverince bir çok tavizler koparır. Mesela Cibali'de yeni bir Müslüman mahallesi kurulur. Sur içinde yeni minareler yükselir. Bundan dokuz yıl sonra Halife Abdülhadi Mayuf bin Yahya İstanbul'u kuşatır. Şehri ele geçiremez ama, civar şehirleri alır, çemberi daraltır. Menkıbeleriyle büyüdüğümüz Halife Harun Reşid, büyük veli Behlül Dane Hazretlerinin terbiyesinden geçer ve tam bir gönül ehlidir. Ancak o insan sevgisi ile ne kadar dolu ise, İmparator İlya da o kadar kan dökücüdür. Bu kanlı Kral şehirde sayıları yirmi bini bulan müminleri içine sindiremez. Bir gece evlerini basar, bebekleri bile doğrar. Harun Reşid Han bunu duyduğunda kahrolur. Oracığa çöker ve hıçkıra hıçkıra ağlar. Ardından şehri kuşatır, ama neye yarar? Lâkin İlya'nın yaptıkları da yanına kalmaz. Battal Gazi adlı bir serdar "Kudüs'lü rahip" kisvesinde şehre sızar ve o melanete bulaşanların alayından hesap sorar. Katillere kâbus olur.

UZUN BİR ARADAN SONRA

1071 Malazgirt Zaferi ile Anadolu kapıları açılır. Türkler iki yıl içinde Marmara kıyılarına dayanırlar. Papalık gelişmeleri kaygıyla izler ve ard arda haçlı seferleri düzenler. Müslümanlar bu katiller sürüsü ile baş etmeyi becerirler, ancak zaman ve güç kaybederler. Bu saldırıları henüz savuşturmuşlardır ki bu kez Moğol gailesiyle bunalırlar. Lakin İstanbul'un soluk aldığını sananlar aldanırlar. Zira Bizans benzeri görülmemiş mezhep kavgaları yaşar. Zira Rumlar lügatlarında tahammül kelimesi olmayan bir millettir. Ermeniler'le, Bulgarlar'a inanç hürriyeti tanımazlar. Ancak onlarda Katolik baskısı altında bunalırlar. Hatta "İstanbul'da kardinal külahı görmektense Türk sarığı görmeyi tercih ederiz" diyecek kadar. 1204 yılında Latinler dalga dalga gelir, şehri istila ederler. İstanbul'u İstanbul yapan görkemli eserleri yıkarlar. Şehirde sanatkar bırakmazlar. Bizans tekrar Rumların eline geçer, ancak mezhep kavgaları derinleşir, münakaşalar ayyuka çıkar. O büyüleyici kent bakımsız, huzursuz ve fakirdir. Saray "entrika üretim merkezi" gibi çalışır. Asiller kavgalı, kadınlar hırslı ve kurnazdır. İdari yapı üç bilinmeyenli denklem gibidir. Kimin kime çalıştığı, kimin kimi kazıkladığı anlaşılamaz. Vergiler ağır, israf aşikardır. Ticaret yabancıların elindedir, para Cenevizliler'de birikir. Bizans'ın adı İmparatorluktur ama, bir donanması bile yoktur. Latinlerden miras Katolon artıkları ayyaş ve maceracıdırlar. Şehri haraca bağlar, halkı kavururlar. Hasılı ahali canından bezmiştir. Şimdi adil bir yönetim özlenir. Velev ki, bunu Türkler kuracak olsa bile.

İSTANBUL'U AL GÜLZAR ET

Osman Gazi ölüm döşeğinde bile İstanbul'u düşünür. Vefatına yakın Orhan Gazi'yi çağırır ve son arzusunu dört kelimeyle özetler "İstanbul'u al, gülzar et!"
Bu emrin verdiği hızdan mıdır bilinmez Kayı erleri İstanbul civarında dolaşmaya başlarlar, Anadolu ve Rumelide yayılırlar. Tekfurları tek tek ayıklayıp merkeze yaklaşırlar. Hasılı çember daralmaya, Bizans sıkışmaya başlamıştır. Fethin işaretleri belirmiştir gayri.

HİLAL’İN GÖRÜNDÜĞÜ YILLAR

Osmanlılar hızlı büyür, ancak ne Anadolu'daki birliği sağlayabilir, ne de Rumelide kök salabilirler. Sınırları içinde Bizans gibi hilekâr bir düşmanları varken güvende değildirler. Ne edip edip İstanbul'u almalıdırlar. Yaşamak için buna mecburdurlar.

İlk kuşatmanın üzerinden yedi asır geçer. Şimdi sırada Yıldırım vardır. Bayezid planlı programlı gelir. Önce Şile'yi fetheder. Sonra Güzelcehisarı (Anadolu Hisarını) yaptırır ve Boğaz'ı keser. Karadeniz yolunu emniyete alır. Manuel çok zor durumdadır, belki masaya oturacaktır ama, Yıldırım Bayezid Haçlıların Niğbolu önlerine geldiğini duyar ve erlerinin yardımına koşar. Türkler altı yıl sonra yine gelir, kenti kuşatırlar. Lâkin bu kez Timur'la takışırlar. Kuşatmayı kaldırır, ama tavizler koparırlar. Artık imparator vergi verecek, söz dinleyecektir. Bu seferden sonra Türkler koloniler kurar, ufak ufak şehre sokulurlar. Sur içinde dükkanları, camileri, hatta kendi mahkemeleri vardır. Yerli halk bu komşuluktan bizar değildirler, Türkleri tanıdıkça daha çok severler.

VENEDİK Mi? AMAN HA! CENEVİZLİ, EH İŞTE

Cenevizliler eskiden beri Galata ve Pera bölgesinde hüküm sürerler. Bunlar İmparator izin vermediği için sur yapamazlar. Ancak dıştaki evler yüksek duvarlı ve mazgallıdır. Kuleyi andıran konakların arası duvarlarla çevrilir ve tahkim edilir. Adı konmasa da kale gibidir. Cenevizliler işlerini bilir, Osmanlılarla iyi geçinirler. Alırlar, satarlar, ticaret yaparlar. Hatta zaman zaman Türkler'e donanma desteği verirler. Osmanlılar da eski Ceneviz kalelerini onlara bağışlarlar ki, mesela Samsun bunlardan biridir. Sultanlar, İtalyanlar arası rekabette Cenevizliler'den yana tavır koyar, Venedikliler'i sindirirler. Zira Venedikliler tüccar değil militandır. Fatih'li yıllarda Osmanlılar Arnavutluk, Bosna, Eflak ve Sırbistan’ı kontrolleri altına alırlar. Bulgarlar mı? Onlar artık sadık bir tebaadırlar. Mora yarımadası Turahan Beyin akıncıları ile kontrol altında tutulur. Hasılı Orta Avrupa'da Bizans'a destek verebilecek tek güç kalır: "Macarlar!" Bunlar güya Türk asıllıdırlar, ancak Niğbolu, Varna ve Kosova'da yenilmelerine rağmen Bizans'tan yana oynarlar. Dahası Karamanoğulları ile çirkin ittifaklar yapar, yer yer fütuhatı durdururlar. Fatih Semendire'de Hunyadi Yanoş'la bir araya gelir ve anlaşır. Kuşatma esnasından onlarla takışmamaya özen gösterir.
O yıllarda Anadolu sakin görünür. Fatih Timur'un oğlu Şahruh'a bağlılıklarını arz eder ve yeni sürtüşmelere fırsat vermez. Ama Pontus, Karakoyunlu ittifakı (her zaman ki gibi) fitne kaynatır. Lâkin ayağa takılacak kadar güçlü değildirler.

BİZANS OYUNLARI

Bizans imparatorları desiseci ve hilekârdırlar. Vuruşmaktan ziyade vuruşturarak ayakta kalırlar ve akla gelemeyecek kadar entrikacıdırlar. Bizans İmparatorları Osmanlılar üzerine çok oynar, zaman zaman şehzadeleri kışkırtırlar. Acıdır, ama böylesi kavgalar kanlı geçer ve çok can yakar. Mesela Rumlar Düzmece Mustafa ayaklanmasında aktif rol alırlar. Bütün Rumeli Düzmece'nin eline geçer hatta Bursa yakınlarına gelerek Padişah'a karşı çıkar. Murat Han fitnenin menbaını bilir ve isyanı bastırır bastırmaz İstanbul'u kuşatır. Sultan bu tılsımlı şehrin kubbelerini hilallerle bezeyeceği günlerin hasretiyle yaşayadursun, Bizanslılar bu kez Hamideli Sancak Beyi olan küçük kardeşi Mustafa'yı kullanırlar. Kardeşi İznik'te hükümdarlığını ilan edip, ağabeyine savaş açar, haliyle kuşatma kalkar. Aradan yıllar geçer. Macarlar onüç yaşındaki İkinci Mehmed'i fena sıkıştırırlar. Murat Han erlerinin yardımına (Varna'ya) koşmak ister. Lakin Bizans yüzünden Çanakkale Boğazını kullanamaz, çaresiz kalır. Telaşla Rumelikavağı'na gelir. Bu yöre Cenevizlilerin elindedir. Onları gemilerle taşır, ama asker başına bir düka altını alırlar. Bu çok büyük bir bedeldir, hazineyi zora sokar. Bizanslılar fırsatını buldular mı, yara kaşırlar. Mesela Hurufileri cesaretlendirir, sırtlarını sıvazlarlar. Başkent Edirne'de katliam yaptırırlar. Bu kargaşada, içinde bedestenin de bulunduğu 7000 dükkan yanar. Börklüce Mustafa ve Torlak Kemal Osmanlıyı çok uğraştırırlar. Sonra Karamanoğullarıyla, Germiyanları ayağa kaldırır, sinsi sinsi yeniçerileri kaynatırlar. Hepsi bir yana ısrarla haçlı seferleri düzenlemeye çalışırlar ki, haçlı seferleri kan ve yıkım demektir. Ancak İmparatorlar sıkışınca yaptıklarını inkâr eder, gülümsemeyi bilirler. Halbuki bu hilekâr siyaset bizim tarzımız değildir. Hasılı sınırlarımız içinde Bizans gibi bir fitne odağı varken ne doğuda, ne de batıda tutunmamız mümkün olamaz. Kısacası Osmanlılar Bizans'ı yıkmaya mecburdurlar. Yaşamak için bunu yapmalıdırlar.

AH, AYAKLANMALAR

Murat Han hayatı ayaklanma bastırmakla geçer. Çok vakit ve güç kaybeder. Ancak İstanbul sevdası yüreğine düşmüştür bir kere. Şöyle bir "oh" der demez Edirne’ye çekilir ve kuşatma planları yapar.
İşte tam o günlerde birileri gelir gider, Murat hanın dikkatini çekerler. "Hacı Bayram diye biri" derler, "Engürü'de çok taraftar toplamış, sizi uğraştırmasından korkarız." Henüz Anadolu'da birlik sağlanmış değildir. İsyanlardan çok çeken Murat han hiçbir kıpırtıya bigane kalamaz, velev ki aslı astarı olmasa bile. Derhal söz konusu şahsın alınıp getirilmesini diler. Askerler kuş gibi uçar, Ankara'ya varırlar. Şehrin hayal meyal göründüğü bir noktada karşılarına iki hoca çıkar, ki ikisi de birbirinden nurludur. Subaşı atından iner "Biz" der, "Hacıbayram diye birini arıyoruz" Öndeki hoca şefkatle gülümser "Hacıbayram benim" der "hadi gidelim." Sonra zincire vurmaları için ellerini uzatır. Akşemseddin hocasına uyar, aynısını yapar. İhtiyar subaşı düğmesini ilikleyerek "Haşa!" der, "ne haddime" Öyle ya güya şakî almaya gelmiştir. Umduğu nedir, bulduğu ne?

BURUK TANIŞMA

Murat Han ilim meclislerinde çok bulunur, hani "altının değerini sarraf bilir" derler ya, âlimin kıymetini bilir. Hacı Bayram-ı Veli ve Akşemseddin Hazretlerini gördüğü an baltayı taşa vurduğunu anlar, çok mahcup olur. Ama ne hikmettir bilinmez güzel dostluklar hep buruk başlar. Murat Han ile Hacıbayram birbirlerine doyamazlar. İşte sohbetin ballaştığı demlerden birinde Murat hanın gözleri dalar. Hacıbayram Hazretleri merakla sorar: "Hayrola sultanım?" Murat Han edeple toparlanır "İstanbul, efendim" der, "Bize nasip olur mu acaba?" Hacıbayram Hazretleri elini şakağına koyar, bakışları donar. Kısa bir tefekkürün ardından "Hayır sultanım!" der, "İstanbul'un alındığını ne sen görürsün, ne de ben" sonra tahta beşiğinde mışıl mışıl uyuyan küçük şehzadeyi gösterir. "Ama!" buyurur "Şu yiğit ile bizim köse (Akşemseddin'e öyle der) görseler gerek"

HER PADİŞAHIN KATKISI VARDIR

Bayezid Han Anadolu Hisarını yaptırarak girişir işe. Artık bu iklimde bir kalemiz vardır. Murat Han'ın tek hayali vardır "Ayasofya'da ezan okutmak!" Murat Han'ın vücudu Edirne'dedir aklı İstanbul'da.
Surları aşmak, camiler yapmak. Ecdadın rüyası budur işte.

FETHİN GİZLİ MİMARLARI

Molla Hüsrev ile Fatih abi kardeş gibi hayal kurarlar. Karadan kadırga yürütür, suya köprü atarlar. Devasa gemiler, yürüyen kuleler, dudak uçuklatan toplar. Onlar sadece İstanbul'un değil Roma'nın fethini planlar, Buruşuk kağıtlar üzerine Paris'i, Viyana’yı karalarlar. Belki çizgiler çerden çöptendir, ama zafere inançları tamdır. Granit gibi.

HAYLAZ ŞEHZADE

Murat Han Hacıbayram Veli hazretlerinin Şehzade Fatih ile ilgili işaretlerini ciddiye alır ve Fatih'in eğitimine daha bir özen gösterir. İslâm âleminin en güzide âlimlerinden onu yetiştirmelerini ister. Fatih çok zeki, ancak yerinde duramayan bir çocuktur. Onunla baş etmek kolay değildir. Nitekim pek çok hoca dikiş tutturamaz ve aflarını dilerler. O günlerde Molla Yegân Hacdan gelir. Murat han "bize oralardan ne getirdin?" diye takılır. Molla Yegan "Öyle bir âlim getirdim ki sultanım" der, "meğer ki tanışsanız gerek". Murat Han merakla sorar "Nerede?"
- Dışarıda efendim, huzura alınmayı bekliyor.
- Aman ha, ilim ehlini bekletmek ne haddimize?.
Ve buyur ederler. Mübareğin önce gölgesi düşer eşiğe. Boyu çok uzun, sakalı simsiyahtır. Dişleri inci inci, gözleri cevahir gibidir. Sarığından taşan gür saçları muazzam bir heybet verir. Mübarek kan kaynatacak kadar sevimlidir. Ama nedendir bilinmez, koca koca vezirler diz çöker, düğme iliklerler. "Vakar" denen şey budur belki... Kim bilir? Molla Yegan "Arkadaşımın ismi Ahmed bin İsmail" der "Ama Araplar onu Molla Gürani lâkabıyla tanırlar!"


HAYDİ KIR DA GÖREYİM

Murat hanın dudaklarına muzip bir tebessüm oturur. İçinden "Haydi bakalım Şehzade Mehmed" der, "şimdi derslerini kır da göreyim." Padişah oğlunu Molla Gürani Hazretleri'ne teslim ederken "Sakın gözünün yaşına bakma" der, "eti de senin, kemiği de." Mübarek sarayda uşaklara bile kıymet verir, aşçıların, seyislerin hatırını sorar. Ama geleceğin sultanını görmezden gelir. Ona sıradan biri gibi davranır ve soğuk bir edayla "otur" der. Fatih bu muazzam heybet karşısında bocalar ve hayatında ilk defa diz kırar. Molla Gürani Hazretleri Emsile'yi açar, bir iki soru sorar. Ama cevaplar istediği gibi değildir. Bunun üzerine üstüne basa basa "dövmek" fiilini çekmeye başlar. "Döverim, seni döverim, seni öyle bir döverim ki.." Fatihin rengi uçar, dudakları uçuklar. Titreyen bir sesle son cümleyi tekrar eder "Darabtühü cidden şediden" Vallahi döver mi döver. İşte o günden sonra ödev yapmaya başlar, ezberlerini aksatmaz. Gün gelir ilmin tadını alır, haşarılıklarından utanır. Molla Gürani Hazretleri genç Şehzadeye "Arabi ve Farisi bilmek yetmez" der, "düşmanının lisanını da bilmelisin!" Fatih'e Rumca, Latince, Sırpça öğretecek hocalar bulur, neme gerek dedirtmez astronomi, coğrafya, matematik okutur. Birlikte oturur İtalyan asıllı Alconal Giriaco'dan batı tarihini dinlerler. Molla Gürani Hazretleri rütbe heveslisi değildir ve vebalden çok kaçar. Kendisine vezirlik teklif eden Murat Han'a "Yıllardır bu mevki için çalışanlar var, beni getirip de dostlarından olma" der, ancak kadılıktan kaçamaz. Kadılık şüphesiz övülen ve şerefli bir iştir, ama onun gönlünde ilim meclisleri yatar. Nitekim fırsatını bulduğu an ayrılır, döner Mısır'a .

MOLLA HÜSREV

Fatih Şehzade olarak Manisa'ya yollandığında Murat Han yanına katacak bir ilim ehli arar. Bu zat ona hem hocalık, hem babalık yapmalıdır. Ancak ulema bu zeki şehzadenin nasıl zor biri olduğunu bilir ve çekinirler. Lakin Molla Hüsrev bu işe gönüllü talip olur. Nitekim sevimli müderris ile genç Şehzade arasında tarifi zor bir muhabbet başlar. Molla Hüsrev onun ufkunu açar, büyük düşünmeyi, kendini aşmayı aşılar. Zaman zaman Spil Dağı'nın sarp yamaçlarına çıkar, abi kardeş gibi hayal kurarlar. Karadan kadırga yürütür, suya köprü atarlar. Devasa gemiler, yürüyen kuleler, dudak uçuklatan toplar. Toprağa çizilen şekiller, şemalar.. Onlar sadece İstanbul'un değil Roma'nın fethini planlar, buruşuk kağıtlar üzerine Paris'i, Viyana'yı karalarlar. Belki çizgiler çerden çöptendir, ama zafere inançları tamdır. Hani granit gibi.
Sultan Murat vefat ettiğinde İkinci Mehmet on dokuz yaşındadır. Ancak uykularını dağıtacak kadar idealisttir ve tahta geçtiği gün fetih hazırlıklarına girişir. İlk işi mi? Ulemayı yanına çağırmak olur. Onların gölgesinde kendini huzurlu ve güçlü hisseder, onlarsız zavallı ve acizdir. Nitekim Molla Hüsrev, Akşemseddin, Şeyh Sinan ve Akbıyık Sultan yanında yer alırlar ki onlarla ölüme bile yürünür.

EVLADLIK VAAD EDİYOR

Fatih ilim ehlini yanına alınca rahatlar, ilk hocasını unutamaz. Molla Gürani Hazretlerini davet eder. Hatta bir mektup yazarak Mısır Sultanı Kayıtbay'a yalvarır. Kayıtbay'da ilim ehlidir ve bu inci danesinin kıymetini iyi bilir. "Aman Efendim!" der "Size ne vaad ediyorsa fazlasını vereyim, bizi sohbetinizden mahrum bırakmayın n'olur." Molla Gürani mânâlı mânâlı gülümser "Senin veremeyeceğini vaad ediyor" der "Evlâdlık!" Fatih Molla Gürani Hazretlerine kavuşduğu gün "İşte şimdi tamam" der. "İmparator da kim oluyor, Hem Bizans dediğin ne ki?"

HOCANIN DA, ÖĞRENCİNİN DE HAYALİ AYNI

Fatih Molla Hüsrev ile karadan yürüyen gemilerin hayalini kurarlar. Hocaları Fatih'e deniz gücünün önemini anlatırlar. Donanması olmayan bir ordu denize açılan bir kenti kuşatamaz. İstanbul surlarını yıkmanın tek yolu vardır devasa toplar. İşte Fatih bu yüzden ateşli silahlara merak salar.

KALE DEĞİL, BELA

İstanbul'un şehir surları çok güçlüdür. Böylesi bir sur ve hendek olduktan sonra on bin kişilik muhafızla yüz bin kişilik ordular püskürtülebilir. O günlerde İstanbul'un nüfusu seksen bin kadardır, ki bunun yirmi bin tanesi tecrübeli askerdir. İstanbul sıradan kaleler gibi düz duvarla çevrilmez. İmparator Jüstinianus, o ünlü Teodius surları çatlayınca tamir ettirmekle kalmaz. Önüne yeni bir sur yaptırır. Hakiki surları, en az onun kadar güçlü ikinci bir sur saklar. Önünde okçu mazgalları ve hendek vardır. Bu su dolu kanal yirmi metre genişliğinde ve yedi metre derinliğindedir, ki sadece o bile şehri tek başına koruyabilir. Hoş o güne kadar bunu aşan olmamıştır. Dışarıda güçlü süvari ve piyade birlikleri bulunur. Onları geçmeden surlara ulaşmak mümkün değildir. Bir çok ordu kaleye yaklaşamadan geri dönerler. "Yani?" diyeceksiniz. Yanisi şu ki kara cihetinden gelenler, hareketli birlikleri yenecekler, okçuları sindirecekler, hendeği dolduracaklar, arkebüzlerle (kale tüfekleri), toplarla korunan surları aşacaklar, ara bölgeyi temizleyecekler ve asıl sura varabileceklerdir ki, mücadele yeni başlar. Bu beş engeli aşmayan şehre giremez. Üstelik her burç bağımsız birer kale gibidir. Bizans’ın deniz surları daha zayıftır, ancak yaklaşan gemilere ateş yağdırırlar. Grejuva denen melanet denizde bile yanar ve su döktükçe daha beter parlar. Haliç ağzı ise dubalar üzerinde yüzen kalın bir zincirle kapalıdır.

ÖNCE HAZIRLIK

Fatih tevekkül ehlidir, ancak işlerini sağlam tutar. Sultan olur olmaz (henüz on dokuz yaşındadır) hazırlıklara başlar. Bir kere civarda başlarını sokacakları, sıkışınca sığınacakları bir yerleri yoktur. Evet Anadoluhisarı iyi bir mevzidir, ancak zayıftır. Fatih başkule ve içkuleyi surla çevirir ve tahkim eder. Ardından Bizans İmparatorundan Rumeli'de ufacık (!) bir hisar yaptırmak için izin ister. İmparator burası "Frenk mülküdür, karışamam" der, aklı sıra yokuşa sürer, ama Zağanos paşa emrindeki ustalar burcu yarılamışlardır bile. Bizans neden sonra tavır koymaya kalkışır, ama Fatih "Biz bu hisarı sizin için yaptırıyoruz."der, "Karadenizli korsanlardan şikayet etmiyor muydunuz?" Elçiler gelip gelip gitmeye başlayınca Fatih sertleşir ve noktayı koyar. "Anadolu yakası bizimdir" der, "çünkü halkı Osmanlı'dır, Rumeli yakası da bizimdir, zira savunmasını bilmiyorsunuz!" Fatih ilme çok önem verir, denizcilerle uzun uzun suyun hızını, akıntılarını hesap ederler. Hasılı Hisarın yeri tesadüf değildir. Sultanın kaybedecek zamanı yoktur, İnşaatı Saruca Paşa, Halil Paşa ve Zağanos Paşa arasında paylaştırır ve bir yarıştır başlatır. Keresteyi Belgrad, İzmit ve Ereğli ormanlarından getirtir. Civarda ne kadar metruk kilise ve tapınak varsa taşlarını kullanır, ki bin duvarcı ustası ve iki bin rençper geceli gündüzlü didinirler. Ameleler altı binden aşağı değildirler. Boğazkesen Hisarının üçü büyük on üç burcu vardır ve toplarla donatılır. Koca Hisar her şeyiyle dört ayda biter ki bu bir rekordur. Bundan böyle Karadeniz’den gelen gemiler yelken indirecek ve geçiş izni alacaklardır. Eh, bir miktar vergi vereceklerdir tabii. Aksini yapan mı? Vallahi kendi bilir.
Fatih bununla kalmaz Kilitbahir ve Çanakkale Hisarlarını yaptırır, İstanbul'a Ege'den gelebilecek takviyelerin önünü keser.

GÖRÜLMEMİŞ TOPLAR

Fatih ateşli silahlara çok merâklıdır. Ama elindeki toplar güçsüzdür. Onun hayallerini devasa toplar süsler. Fatih önce malzeme hususunda yoğunlaşır. Değişik karışımlar döktürerek mukavemetlerini inceler ve ideali tespit eder. Ardından balistik üzerine çalışır ki bunlar bilinen şeyler değildir. Peki Urban mı? Onlardan çok bulunur, benzerlerinden yüzlerce olan bir ameledir o kadar. Ancak Fatih tecrübeye saygı gösterir, bu ustayı da onurlandırır. Fatih sık sık deneme yapar. Nitekim onun topları ilk tecrübesinde bir Venedik yelkenlisini batırır ve sınıfı geçer. Sultan daha büyüğünü çizer, dökülmesini ister. Fatihin kafasındaki silahlar şekillenmeye başlar. Üzerinde tam yedi yüz sanatkarın çalıştığı dev toplar otuz – otuz beş tondur. Sesi yirmi kilometreden duyulur, mesafesi bir milden uzundur. Gülle altı yüz kilodur ve düştüğü yerde iki kulaç kadar toprağa girer. Toplar hakikaten mükemmeldir, ancak bu alâmetlerin taşınması tam bir derttir.

İLK TAKIŞMALAR

Bu hazırlıklar sürerken Rum köylüleri hayvan otlatma meselesinden Türk çobanlarına saldırırlar, eh bizimkilerin elleri armut toplamaz. Öylesine bir itiş kakış çıkar. Görünüşte basit bir vakadır, ancak imparator çok telaşlanır ve alelacele kapıları ördürür. Bir bakıma kendi elleriyle kendilerini hapsederler. Fatih Gelibolu, Marmara ve Karadeniz tersanelerinde yüzlerce gemi yaptırtır. Yine Müslüman denizciler tekneleriyle gelir, orduya destek verirler. Donanma hiç bu kadar güçlü olmamıştır. Gemilerden bazıları bakır ve demir levhalarla kaplanır. Ulaştırma filosu gider gelir civar sahillerden yiyecek, içecek, yem, yakacak, silah, ve barut taşırlar. Fatih, yüksek surlara karşı "yürüyen kuleler" düşünür, ki bunlar üç kapılı ve siperlidir. İçine çalı çırpı koyabilir, hendek doldurmakta kullanabilirler. Özetleyecek olursak Fatih işi tesadüfe bırakmaz. Donanmayı güçlendirir, hisarlar yaptırır, toplar döktürür. Harekât için en uygun zamanı seçer, surlara, hendeklere, burçlara, gemilere karşı tedbirler düşünür. Ama en çok güvendiği şey gölgesine sığındığı velilerdir. Zafer müyesser olur mu? Orasını Allah bilir. O dilerse olur, dilemezse olmaz. Ancak böylesi alimlerin yanında ölüme yürümek bile zevktir.
Ve zevkle yürürler ölüme.

MANDA DERİSİ KADAR

Rivayete göre, Fatih Rumeli Hisarını bitirinceye kadar Bizans’la takışmak istemez. Hatta Hisar için imparatordan izin ister. "Çok değil!" der, "Bir manda derisi kadar yer istiyorum sizden." İmparator "olur muydu, olmaz mıydı" derken Hisar bitirilir, ki dudak uçuklatan bir kaledir. Bizans elçilerinden biri "Sözünde durmak böyle mi olur" diye serzenişte bulunur, "bir de utanmadan manda derisi kadar yer istemiştiniz." Fatih "Türk sözünde durur" der. Hemen bir manda derisi getirilmesini emreder. Onu ince ince kestirir, belki bir fersah şerit çıkarır. Eh, bu şerit hisarın etrafını rahat rahat çevirir. Hatta bol gelir.

FETİH HEYECANI HERKESİ SARAR

Müslüman gemiciler tekneleri ile gelir ordunun emrine girerler. Türkler Rumeli Hisarını 4 ayda bitirerek yeni bir rekora imza atarlar. Boğazkesen hisarına yerleştirilen toplar gemilerin korkulu rüyasıdırlar.
Surları yıkan muhteşem toplar fatihin kafasında şekillenir ve hayata geçirilir.
Fatih: "Ya ben İstanbul'u alırım, ya İstanbul beni!"

DÖNMEK YOK!

Fatih'i Bizans değil, silah arkadaşları yıkar. Zafere inanmayan komutanlar her aksaklığın ardından tavır koyarlar. Gencecik sultanın yükü ağırdır. 21 yaşındaki bir gencin omuzları bu sıkleti çekesi değildir. Meğer yanında veliler olmasa... Uzun süren hazırlıklardan sonra beklenen gün gelir. Fatih komutanlarını toplayarak istişare eder. Çandarlı Halil'in başını çektiği yaşlılar ihtiyatlıdırlar ve kuşatmaya karşı çıkarlar. Ancak çoğunluk saldırıdan yanadır. Ulema ve asker Fatih'in yanındadır. Oylama yapılır, karar sultanın istediği gibi çıkar. Anadolu halkı kovandan kurtulan arılar gibi orduya koşar, silah kuşanırlar. Hatta Aydınoğulları ve Karamanoğlu bünyesindeki mücahitler birliklerinden kaçar, gönüllü saflarına katılırlar. O devrin alimlerinden Akşemseddin, Molla Fenari, Molla Gürani, Molla Hüsrev ve Şeyh Sinan genç Padişaha cesaret verir ki, bu destek her tedbirin üstündedir.

YA ALLAH!

Fatih o kışı Edirne'de geçirir ve bahara doğru yüz bin kişilik bir orduyla yola çıkar. Sadece bir topu altmış manda çeker, yetmiş nefer yol açar. Nisan başlarında İstanbul'a yaklaşırlar. Karaca Paşa, Misivri, Vize, Midye, Burgaz, Bigados ve Ayastefanos'u (Yeşilköy) ele geçirir. Dışarıdaki Bizans birlikleri kaleye çekilir. Bu esnada sekiz Venedik kadırgası şehre girmeyi başarır ki, bunlar ağzına kadar buğday, barut ve şarap doludurlar. Böylece Bizans'ın gemi sayısı elliyi aşar. İmparator Kaptan Guistiniani'yi başkomutan yapar. Guistiniani adamlarını surlara (özellikle kapılara) yığar. Bizansın on iki savunma komutanından sadece ikisi Rum, ötekileri Cenevizli, Venedikli, İspanyol, Rus ve Almandır. Ordu 6 Nisanda surların karşısına gelir. Fatih Mahmud Paşa'yı elçi olarak İmparator'a yollar ve şehrin kan dökülmeden teslimini teklif eder. Ahalinin canı ve malı korunacaktır. Bu teklif reddedilir ve ateş başlar.


BİSMİLLAH!

Osmanlılar önce küçük toplarla üçgen çizer, göbeği büyük güllelerle indirirler. Ancak şahi toplar çabuk ısınır ve günde sadece on kez ateş edebilirler. Bu sınır zorlandığında tehlikeli olurlar. Nitekim toplardan biri infilak eder. Fatih bundan böyle namluların yağlanmasını emreder ki ısınan makinelerde yağlı soğutmayı ilk düşünen odur. Fatih top telefini dikkate alır ve seyyar bir dökümhane yaptırır. Bir yandan savaşır, bir yandan yeni yeni toplar döktürür. Sürekli atış duvarların örülmesini zorlaştırır. Eh, surlar da kul yapısıdır ve yıkılır, ancak Bizanslılar çoluk çocuk çalışır gedikleri kapatırlar. Bunun için hazır mertekleri vardır, içlerine taş, tuğla, fıçı bulduklarını doldururlar ki çoğunlukla çaput ve çamurdur. Hatta sırf bu yüzden civar kiliseleri yıkar, taşlarını kullanırlar. Yine güllelerin tesirini azaltmak için surlara içi yün dolu harharlar (büyük çuvallar) asarlar. Üstlerini ıslak derilerle kaplarlar. Bu arada toprak altında nefes kesen bir mücadele sürer. Lağımcılar köstebek gibi çalışır surların temellerine ulaşmaya çalışırlar. Bizanslılar karşı lağımlarla onlara mukabele ederler. Buluştukları yerlerde kanlı bir kavga başlar.


ALLAH-U EKBER!

Osmanlılar top ateşinden bir hafta sonra hücuma kalkarlar. Ancak henüz Bizans diridir. Kızgın yağlar, ok, taş ve Rum ateşiyle karşı koyarlar. Türkler şehitleri alabilmek için yeni şehitler verir, ancak arkadaşlarını ortada bırakmazlar. Bu arada Baltaoğlu Büyükada'daki hisarı almakla vazifelendirilir. Yerli Rumlar muhafızlara destek verir, kalelerini savunurlar. Baltaoğlu top ateşiyle duvarları yıkar ve kuru otları ateşe verir. Duman kaleyi bürüdüğünde hepsi teslim olur ki direniş bir gün bile sürmez. Ardından Boğaz'daki kaleleri ele geçirir, ki Tarabya bunlardan biridir. Şimdi sıra Haliç ağzındaki zincirdedir. Ancak zinciri korumakla vazifeli Venedik gemileri apartman gibi yüksektir ve bizim çelimsiz teknelerimizin rampa şansı yoktur. Türk gemileri hasar görür ve çekilirler. Aynı gece yürüyen kulelerle surlara hücum eden askerlerimiz istenileni yapamaz, üstelik kayıplar verirler.

NEFES KESEN MÜCADELE

20 Nisanda şarap, buğday ve silah yüklü üç Ceneviz gemisi görünür Türk donanması bunları kuşatır, ancak yüzen kaleyi andıran yüksek bordolu gemilere bir şey yapamazlar. Cenevizliler bizim açık güverteli teknelerimizi taşa tutarlar. Leventler çok şehit verirler. Yedikule sahillerinden muharebeyi seyreden Fatih heyecan içindedir, hatta bir ara dayanamayıp atını sulara sürer. Ama yapılacak çok şey yoktur. Ceneviz gemileri lodosu arkalarına alır, Haliç'e girmeyi başarırlar. Bizanslılar'ın morali yükselir. Türkler mahzun ve şaşkındırlar. Kuşatmaya başından beri karşı çıkanlar öyle bir "demedim mi ben size" edâsı takınırlar ki, ordugâh içinde ayrılık çıkar. Vezirler kuşatmayı uzatmanın tehlikesinden dem vurur, muhtemel bir Macar saldırısından söz açarlar. Zira yeni Macar Kralı, eski anlaşmayı tanımaz. İşte tam bu esnada Bizans barış ister ki "buna müspet cevap verelim" diyenlerin sayısı artar. Ancak veliler ısrarla "devam" derler, öyle ya onlar, diğerlerinin göremediklerini görür, bilmediklerini bilirler. Fatih komutanlarının muhalefetine rağmen kuşatmada ısrar eder. Taze bir heyecanla askerinin içine döner.

FATİH BİR DAHİ Mİ?

Fatih bilinmedik taktikler ve silahlar üzerine çok düşünür. Mesela "havan topu" fikri ilk kez onun kafasında şekillenir. Gülleleri Galata evlerinin üzerinden aşırarak Haliç zincirini koruyan gemilerin üstüne düşürür. Gemiciler, teknelerinin telaşındayken, donanmamız Dolmabahçe'den yükselmeye başlar. Fatih böyle bir şeyi önceden düşünmüş olmalıdır zira yağlı kalasları, makaraları, halatları hazırlamak kolay değildir. İşte Telli Baba o esnada ortaya çıkar. Rivayetlere bakılırsa incecik telleriyle koca koca tekneleri çeker, dağları aşırır. Denizciler karada da yelken açar, rüzgarın gücünü arkalarına alırlar. Bir gecede 72 gemiyi Haliç'e atlatırlar. Ertesi sabah Rumlar Kasımpaşa'daki donanmayı görünce şok olurlar. Şimdi şaşırma sırası onlardadır. İmparator (ne kadar ağır olursa olsun) vergi karşılığı barış ister. Bir taraftan da toplantı yapar, çıkış arar. Venedikliler barut doldurulmuş iki kalyonun intihar saldırısı düzenlemesinden yanadırlar. Ancak Galata Belediye Başkanı Anzola Zaciria baskını haber verir. Gocco'nun komutasındaki intihar filosundan ancak iki gemi döner geriye. Yakalanan tayfalar surların karşısına asılırlar. Rumlar yıkılır, tırnaklarını kemirmeye başlarlar. Fatih'te oyun çoktur. Nitekim bir gece Cenevizlilerden aldığı şarap fıçılarını urganlarla bağlıyarak Haliç üzerine (Hasköy-Ayvansaray arasına) bir köprü kurar, üzerine toplar yerleştirip surları dövmeye başlar. Galata'daki havan topları gemilere gülle yağdırmaya devam eder. Bir çoğu telef olur. Cenevizliler "Bunlar bizim gemilerimiz, ayıp olmuyor mu?" deseler de Fatih ateşe ara vermez, "Şehri alayım zararınızı öderim" diyerek geçiştirir. Zira onların içten içe Bizansı desteklediklerini iyi bilir, ama şimdilik karşısına almaz.

SURDAKİ GEDİK

Türk topçusu ateşe ara vermez, ısrarla surları döver. Nitekim Bayrampaşa cihetinden beklenen gedikler açılır. Ancak Bizanslılar buraları inatla savunurlar. Hem kayıp verirler, hem kayıp verdirirler. 12 mayısta Ayasofya'daki toplatıda bir çıkış yapıp baskın vermeyi düşünürler. Tam o esnada Türkler hücuma geçer. İmparator cepheden kaçan yüzlerce asker görür ve onları yerlerine döndürür. Ama panik başlamıştır bir kere. Osmanlılar 18 mayıs günü yürüyen kulelerle surlara yaklaşırlar ki, bunlar surdan daha yüksektirler ve burçların üstündeki muhafızlara taş yağdırırlar. Bizans korku ve dehşet içindedir. Bu şaşkınlık esnasında Türkler taş, toprak, ot, çalı dolu çuvalları hendeklere atmaya başarırlar. Ancak İmparator sabaha kadar kadın ve çocuklarla çalışır. Hem hendekleri temizletir, hem gedikleri tıkatır. Üstelik grejuvayla (Rum ateşi) yürüyen kuleyi yakmayı başarır. Ancak şehirde açlık baş gösterir, uykusuzluk ve yorgunluk muhafızları perişan eder. Bu arada Adalar Denizi'ne (Ege'ye) giden Venedik gemisi eli boş döner, ümitler biter. Konstantin askerlerine ücret ödeyemez. Muhafızlar emirleri dinlemezler. Koca İmparator zenginlerden borç ister, ancak asiller duymazdan gelirler. Garibin itibarı iki paralık olur. Hatta Venedik Balyozu'nun hazırlattığı mantaletleri (okçuları koruyan paravanları) arabacılara taşıtamaz. Sonunda saraydaki şamdanları eritip para bastırır. Öyle ya Bizans'ta adam çalıştırmanın tek yolu vardır: "Altın!"

SURLAR ÇOK DİRENİRLER AMA...

İstanbul surları diğerlerine benzemez. O güne kadar aşılamamıştır. İki sıra sur, okçu mazgalları ve derin hendek. Sonra birer kaleyi andıran burçları aşmak her yiğidin harcı değildir. Türk donanması Venedik gemileri karşısında çaresiz kalınca, Fatih dayanamaz, atını denize sürer. Gemileri karadan yürütmeyi düşünmek.. Dahilere has bir taktik. Surlar asırlara meydan okurlar. Hâlâ öyle değiller mi?

KUTLU GÜN

Fetihle birlikte dünya değişir. Artık krallar da top kullanır, derebeylerini yıkarlar. Gemiciler pusulayı öğrenince okyanuslara çıkarlar. İlmin göz kamaştıran ışığı Avrupa'yı sarar ki rönesans başlıyor demektir.
"Şehir kuşatmak" iki kelimeyle söylenir, ama kolay iş değildir. Bu zor kavga Osmanlı'yı da yıpratır, lâkin Bizans iyiden iyiye usanır. Açıktan açığa "öldükten sonra vuruşmanın manası ne?" der, dövüşü bırakırlar. Vurguncular fiyatlar biraz daha yükselsin diye buğday saklar, bulanık suyu bile altınla satarlar. İmparator gayretli ama acizdir. Konstantin son kez kalabalığı toplar ve onlara çok duygulu bir konuşma yapar. Doğrusu şu ki Rumlar etkilenir, "ölümüne savaş" kararı alırlar. Fatih son bir kez daha teslim çağrısı yapar ki bu dinimizin gereğidir. İmparatora Mora Despotluğunu teklif eder. Hazineleriyle çıkmasına izin vereceğini söyler. Konstantin "Buna yetkim yok" der, "ölmeye hazırım!"

ZOR GÜNLER

Bu arada Macar elçisi gelir ve kuşatmanın derhal kaldırılmasını ister. Gerginlik sürerken silah ve erzak dolu 4 büyük kalyon Haliç'e girer. Yaygın kanaat bunların öncü oldukları hakkındadır. Güya yüzlerce parçalık haçlı donanması Eğriboz ile Sakız aralarında bir yerlerdedir. Bozguncular seslerini yükseltirler. "Be hey tıfıl. Yıldırım gibi bir cengaverin bile gücü yetmedi, İstanbul'u almak sana mı kaldı?" fısıltıları ordugâhı sarar. "Eğlence arayan şımarık çocuk" benzetmesi Fatih'i çok yaralar. Yemekten içmekten kesilir ve sabahlara kadar ağlar. Yastığı sırılsıklamdır. 50 gündür uykuya hasrettir ve gözleri kan çanağını andırır. Öyle ya fidan fidan yiğitler toprağa düşerken nasıl uyunur? Vebal tokmak olur beynine vurur. Tırnaklarıyla yola yola yüzünü kanatır. Artık dayanacak takadı kalmamıştır. Ancak Zağanos Paşa bir serhat kurdudur, söylentilere güler geçer. Batı dünyasının içinde bulunduğu durumu iyi bilir ve "Sen işine bak sultanım" der, "şu anda yardım filan gelemez". Akşemseddin Hazretleri ise "İstişare et karar ver ve asla dönme" hadisini şerifini hatırlatarak ondan güçlü olmasını ister. Büyük veli rahat ve rahatlatıcıdır. Israrla 29 mayıs gecesini işaret eder ki, zamanın kutbu (Ubeydullah-ı Ahrar) onlarladır. Fatih tellalları çağırtır ve "29 mayısta hücum var" diye bağırtır, ganimeti serbest bırakır. Surlara ilk çıkana rütbeler vaad eder. Ordunun morali yükselir. Planlar son kez gözden geçirilir. Buna göre Hamza bey denizden surlara yaklaşacak, muhafızları yerinde tutacaktır. Zağanos Paşa Haliç köprüsünden saldıracaktır. Ama şehre Bayrampaşa cihetinden girilecektir.

SURLARIN DİŞLERİ SÖKÜLÜR

O gece surlar biteviye hırpalanır. Düşmana nefes aldırılmaz. Osmanlı ordusundaki Hıristiyanlar hücum gününü okların ucuna bağladıkları mektuplarla kaledekilere duyurmuş olmalıdır. Şehirden kaçışlar başlar ki, Fatih'in istediği de budur. Bayrampaşa vadisinde üç yüz metre büyüklüğünde bir gedik açılır. Ancak burası binlerle muhafızla korunur. O gece Marmara kıyılarından Galata sırtlarına mum donanması yapılır. Şehir, ışıktan bir çember içine alınır. Sahrayı kös sesleri sarar. Bunlar infaz bekleyen mahkumları çıldırtan saat tıktıklarını andırır. Topçu ateşi gitgide hızlanır, surlar hallaç gibi atılır. Gece 1.30 civarında mücahidler "Ya Allah!" der, surlara yürürler. Önce gençler ve tarikat gönüllüleri hücuma geçer. Merdivenleri dayar, maniaları yıkarlar. Bunların çoğu şehadet şerbetini içer, ardından tecrübeli Anadolu askerleri gelir ve surlarda tutunmayı başarırlar. Ulubatlı Hasan ve arkadaşları basamak olur, diğerlerine yol açarlar. Ancak iki saat süren kanlı mücadeleden sonra ilerleyemez olurlar. Kiliselerin çanları acı acı çalar, halk taş yağdırmaya başlar. Şimdi bütün Bizans buradadır. İşte tam o esnada yeniçeriler görünür ve gırtlak gırtlağa bir kavga başlar. Türkler o kadar çok ok atarlar ki gökyüzünü kararır. Nitekim bu oklardan biri komutan Jüstüniani'yi devirir. Kan görünce ölüm korkusuna kapılan genç komutan kendisini gemisine götürmelerini ister. İmparator adeta yalvarır "N'olur yapma kaptan" der, "Şu kadarcık yaradan kimse ölmez, yoksa dağılırız" Onun kaçar gibi uzaklaşması Hıristiyan saflarında panik başlatır. Sultan Mehmet birlikleri sürekli değiştirir, dinlenmiş askerlerle cepheyi destekler. Derken iki rekat namaz kılar ve erlerinin arasına katılır. Artık Bizans'ın dayanacak takatı kalmamıştır. Çözülme başlar. Halk panik içinde kaçışır, kiliselere sığınır. Fatih düşmanın merdini sever. İmparatora kahraman muamelesi yapacaktır ama öldüğünü duyar. Buna çok üzülür. Doğrusu şu ki Kral er gibi dövüşür ve askerce ölür.


AYASOFYA'YA

Topkapı'yı baltalarla parçalayan kapıkulu askerleri öteki birliklerle birleşirler, Önce Edirnekapı'daki, sonra Mevlanakapı'daki direnişi kırarlar. Zağanos Paşa köprüden geçer, hücuma kalkar. Haliç'teki denizcilerimiz Fener sahillerine çıkarma yaparlar. Cebe Ali Bey komutasındaki leventler surları kolay aşarlar. İşte o semte bu yüzden Cebe Ali (Cibali) derler. Hamza Bey'in denizciler ise Samatya mevkiinde surlara tırmanırlar. Dört bir yandan şehre girip Aksaray civarında buluşurlar ve Ayasofya'ya yürürler. Sur içinde dikkate değer bir direnişle karşılaşılmaz ve Fatih şehre girer. Halk böylesine genç bir sultanla karşılaşmayı beklemiyor olmalıdır. Akşemseddin Hazretlerine hürmet ederler. Büyük Veli sultanı işaret eder. Fatih "Evet" der "Sultan benim, ama fatih odur!" Sultan Mehmet Ayasofya'ya gelir. Patriğe "Ayağa kalk!" der, ahaliye hayatları ve hürriyetleri hakkında garanti verir.

İLK EZAN

Öğle vakti girmiştir. Yanık sesli bir müezzin mahfile çıkar. Yanık ve çoşkulu bir Kahire aksanı ile ezan-ı Muhammedi okur ki kubbe çın çın çınlar. İşte bu ses bütün yorgunluğa değer. Fatih Ayasofya'nın camiye çevrilmesini emreder. Onu vakıflaştırır ve "ayakta durduğu müddetçe cami kalmasını" vasiyet eder. Fethin akabinde büyük şölenler verilir. Üçüncü günden sonra askerin ortalıkta dolaşması yasaklanır. Fatih halkın kendi inançları doğrultusunda yaşayabileceklerini duyurur. Saklananlar ortaya çıkar. Hayat eskisi gibi akar.Fatih galiplerle mağlupların bir arada yaşamalarını ister. Rumları çağırıp yeni bir patrik seçmelerini emreder. Yeni Patrik Kurtesios Skalorios'u yemeğe çağırır. Asasını ve tacını eline verir. Dahası kapıya kadar uğurlar. Fatih Ortodoks kilisesinden vergi almaz. Bunlar nikah, defin ve veraset işlerini kendi aralarında yürütecekler, açıkça ibadet edebileceklerdir. Fetih esnasında camiye çevrilenler hariç, kiliseleri onlara kalacaktır. İstanbul'un fethi ile katolikler büyük bir yara alır. Papaların tesiri azalır. O günden sonra bir daha haçlı seferi düzenleyemezler. Artık Ortodoksların da bağımsız Kiliselerini vardır ve Hıristiyan dünyasındaki birleşme ümitleri suya düşer. Papalar doğulu Hıristiyanları kullanamaz olurlar.

YENİ BİR ÇAĞ

Feth-i Mübin'in ardından dünya değişir. Avrupalı krallar topu kullanmayı öğrenir ve derebeylerini yıkarlar. Merkezi yönetimler güç kazanırlar. Haritalar çabuk değişir, ama artık daha kalıcıdır. Avrupa'da Kilise baskısı azalır, hurafe devri biter. Hadiseler ilmin ışığında daha net görülür. Şimdi Müslümanlardan aldıkları temel üzerine yeni bir şeyler bina etmenin zamanı gelmiştir. Hasılı Rönesans İstanbul'un fethi ile başlar.
Ticaret yolları Müslümanların eline geçince, Avrupalılar yeni yollar (sömürgeler) ararlar. İslâm âlimlerinden dünyanın yuvarlak olduğunu, gemicilerimizden pusula kullanmayı öğrenirler. Şimdi tek iş kalır: Okyanuslara açılmak. Venediklilerin, Cenevizlilerin Karadeniz kıyılarındaki kolonileri sona erer. Asırlarca doğu ticaretini ellerinde tutan İtalyanlar'ın saltanatı biter. Türklere büyük bir güven gelir, batılılar uzun yıllar Osmanlı'nın önüne çıkmazlar. Müslümanlar Rum da olsa sanatkârın değerini bilirler. Onlara ummadıkları imkanlar açarlar ki, İstanbul bir kültür ve medeniyet merkezi olur. Türk denizcileri Haliç ve Kadırga'daki tersanelerde büyük gemiler yaparlar. Karadeniz ve Akdeniz Türk gölü olmaya başlar. İstanbul yaşadığı Latin istilasından beri perişan ve bakımsızdır. Fatih önce surları ve civar kaleleri onarır. Liman ağzının karşısına gelen Döküntütaş'a Kızkulesi'ni yaptırır ve toplar koydurur. Rumeli ve Anadolu'dan 5 bin aileyi şehre getirir ki bunlara ücretsiz yer verilir. Fatih şehre 1500 yeniçeri bırakır ve Edirne'ye çekilir. Zira Tekfur Sarayı bir konaktan çok, manastırı andırır ve Sultan İstanbul'un karanlık ve kasvetli sokaklarına alışamamıştır. Şimdi şehre yeni bir çehre çizmenin zamanıdır.
Siluetinde minareler olan bir çehre...

HİLALLİ KUBBELER

Fatih İstanbul'da çok eser kazandırır. Ancak en bilinenleri adına yaptırdığı külliye ile Topkapı sarayıdır. Onun kafasındaki saray, yönetim mekanizmasının tam ortasında olmalıdır. İşte bu yüzden Topkapı, meclis, maliye ve genelkurmaydır. Hem belediye, hem hazine, hem de saraydır. Başbakanlıktır, danıştaydır, sayıştaydır. Mescittir, mahkemedir, cephanedir. Camidir, okuldur, kütüphanedir. Hamamları, aşhaneleri, fırınları, çeşmeleri, iskeleleri, merasim alanları ve ahırları ile küçük bir şehri andırır.
Hepsi bir yana dünya buradan yönetilir, âleme nizam verilir.

FETİH HİKÂYELERİ

Şehid oğlu şehid
Ulubatlı Hasan
Delikanlım, işaret aldığın gün atandan,
Yürüyeceksin... Millet yürüyecek arkandan!
Sana selâm getirdim Ulubatlı Hasan'dan...
Sen ki burçlara bayrak olacak kumaştasın,
Fatih'in İstanbul'u fethettiği yaştasın!

Arif Nihat Asya
Mevzu nedir bilinmez ama II. Murad Han o güne kadar yapmadığını yapar, bir anda talimgâhta biter ve "yiğitlerim" der, "mühim bir vazife var. Bu işi kim yapar?" Askerlerin hepsi de "sağına soluna bakmadan" bir adım öne çıkar, "ben" derken hançerelerini yırtarlar. Sultan sakalını sıvazlar mütereddit bir ifadeyle "ama" der, "gidip de dönmemek, dönüp de görmemek var." Levendler bu güç görevin şehadete neticelenebileceğini anlarlar. Lakîn zerre kadar tereddüt etmeden bir adım daha atar ve gönüllü olduklarını haykırırlar. Murad Han bakar olmayacak, kendisi seçmeye kalkar. Yanıbaşındaki uzun boylu, geniş omuzlu, gür bıyıklı, ateş gözlü yiğide döner "mesela sen" der, "bu işe ne dersin?" -Bu büyük bir şeref, beni seçtiğiniz için dua ederim. Sultan askerini kenara çeker. Elini dostça omuzuna koyar ve "peki benden istediğin bir şey yok mu" diye sorar.
Yiğit, başını öne eğer. Sultan "söyle" der.
-Devletlü Efendim, benim Bursa Karacabey'de, Ulubat gölü kıyılarında yaşıyan bir hatunum, bir oğulcağızım var. Hani diyorum ki Hasan'ım da okusa, devlete millete hayrı dokunsa...
Asker cümlesini tamamlayamaz, Murad Han "sen gönlünü ferah tut" diye fısıldar, "bundan böyle hanımın kızımdır, sultan kızı gibi kollanacak. Oğlunu Bursa'nın en gözde alimleri okutacak. Var git şimdi, sana görevini anlatsınlar."
Levend'in yüzünde sımsıcak bir tebessüm belirir, " ferman padişahımındır" der, diz kırar.
Genç askerin adeta kuşları uçar, lâkin sultanın kuşcağız omzuna beş batman yük bırakırlar.

Ah o vasiyyet
Beklenen olur, bir kaç hafta sonra ateş gözlü yiğidin ölüm haberini ulaştırırlar. Sultan Murad'ın kolu kanadı kırılır, derhal adamlarını Ulubat'a yollar, yanlarına para ve erzak katar. Gelgelelim kadıncağızın izini nişanesini bulamazlar. Ararlar, tararlar, sorarlar nafile... Vali, kadı, subaşı. Hepsi de "maalesef" der ellerini çaresizlikle iki yana açarlar. Murat Han fevkalade müteesir olur, artık Ulubatlı'yla yatar, Ulubatlı'yla kalkar. Geceleri uykuyu dağıtır, gündüzleri uçan kuştan haber sorar. Bir ömür azap içinde geçer, ölümü yaklaştığında oğlu Mehmed'i (Fatih) çağırır, "vasiyetim olsun, Ulubatlı Hasan'ı bul, ona sahip çık" diye fısıldar, "yoksa baban rahat yatamaz!" Sultan Mehmed arar, sorar ama ne mümkün. Lâkin vasiyyeti unutmaz, hadiseyi zihninin bir köşesine yazar.

Kimdir bu bre!
İstanbul kolay bir şehir değildir. Surları güçlü, askeri eğitimlidir. Önde hareketli birlikler, arkada alçak mazgallar, derken yedi metre derinliğinde bir hendek ve devasa surlar. Arada bir boşluk sonra bir daha surlar... Düştüğü yeri yakan Rum ateşi, misket atan toplar, yağ fıkırdayan kazanlar, oklar, taşlar, mızraklar... Kuşatma 50'inci gününü doldururken henüz dişe dokunur bir ilerleme sağlanamaz. O gün savaş yine kızışır. Yorgun ve yaralı askerler geri çekilirken ellerinde iri pala ve küçük kalkanları olan otuz kadar gönüllü surlara atılırlar. Görünüşleri dervişvaridir ancak yeniçerilerden iyi vuruşur, adeta düz duvara tırmanırlar. Göz açıp kapayıncaya kadar bir burcu ele geçirir, Rumları dağıtırlar. İçlerinden biri göstere göstere sancağı dalgalandırır ve adeta temreni taşa çakar. Nazlı hilali gören askerlerin maneviyatı nasıl artar anlatılamaz . Bir tekbir... Bir uğultu... Bir anda surlar sallanmaya başlar. Evet feth görünmeli olmuştur ama üç hilali burçlara çeken yiğidi ok yağmuruna tutarlar. Şimdi ne alâkası varsa babasının vasiyyeti gong olur Fatihin beyninde çınlar. Söz konusu birliğin komutanını çağırıp sorar: "A bre kimdir bu yiğit?"
- Ona Hasan derler sultanım, kendi halinde sessiz sedasız bir civandır.
- Neredendir bre?
- Bursa taraflarındandır.
- Sakın Ulubatlı olmasın
- Beli sultanım ama siz onu nerden bilirsiniz?

Şahlık ne ki?
Fatih "seni geç buldum Hasanım" diye mırıldanır, "umarım kavuşmak, konuşmak nasip olur." Lâkin olmaz! Derviş Hasan belki otuza yakın isabet alır ve Sultanın gözü önünde şehadet şerbetini yudumlar. Fatih'in yüreciği cızz eder, burnunun direği sızlar. Bir yumruk gelip boğazına dayanır, bir ateş bağrını yakar. Ah bir padişah olmasa, şöyle çekilse kuytulara, doya doya hıçkırsa... Sahi sultanlar niye ağlayamazlar? Neden hep duygularını saklamak zorundadırlar? Ulubatlı ile birlikte surlara tırmanan dervişlerden 18'i şehid olur, kalanlar canları pahasına sancağı korurlar. Surlar yıkılır, kapılar açılır ama Fatih şehre girmeden Ulubatlı'nın naaşına koşar. Mübarek çocuğun ağzından inceden bir kan sızmakta, ortalık gül kokmaktadır. Sultan genç şehidin başını dizine koyar, saçlarını okşarken "ah be Hasan" diye mırıldanır "seni ne kadar aradık bilemezsin. İnşallah baban bizden davacı olmaz." Şehidin yüzünde hayal meyal bir tebessüm belirir, belli ki nimetler içindedir. Kuralın da bu kadarı fazladır hani, Fatih bu kez gözyaşlarını tutmaz, koyverir yoluna, sarsıla sarsıla ağlar. Neden sonra yanındakilere döner ve "padişahlık da ne ki" diye fısıldar, "şah ona derim ki Ulubatlı gibi ola!"

1

#5
Kullanıcı çevrimdışı   Hale 

  • Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.
  • Grup: Yönetici
  • Mesaj sayısı: 38.429
  • Kayıt tarihi: 11-Eylül 07
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Forum İtibarı: 240
Mükemmel
İstanbul’un Fethi




İstanbul, Asya ile Avrupa kıtaları arasında yer alan doğal güzellikleriyle ünlü bir kenttir. Tarihi M.Ö. yedinci yüzyıla kadar uzanır. Şehir, M.Ö. 657 yılında Megaralılar tarafından kurulmuştur. Devletin Byzas adlı komutanının adından dolayı şehre, Byzantion adı verilmişi. M.Ö. altıncı yüzyılda Perelerin eline geçen Byzantion için, Atinalılar ve Ispartalılar da savaşmış. M.Ö. dördüncü yüzyılda İskender tarafından fethedilen şehir M.Ö. üçüncü yüzyılda Roma İmparatorluğu tarafından alınmış. M.Ö. 330 yılında İmparatorluğun başkenti olan Byzantion’a, bu kez de Konstantinapolis adı verilir. M.Ö. 395 yılında Roma İmparatorluğu ikiye ayrılınca Konstantinapolis, Doğu Roma İmparatorluğu’nun başkenti olur.



forum



Stratejik önemi ve tabi güzellikleriyle herkesin dikkatini çeken şehir, Gotlar, Ostrogotlar ve Bulgarlar tarafından defalarca kuşatıldı, fakat alınamadı. Bu yoğun saldırılar üzerine, İmparator Anastasiyanus, Silivri’den başlayarak Karadeniz’e kadar uzayan surları yaptırdı. Buna karşın saldırılar devam etti. M.S. 7. ve 8. yüzyıllarda Araplar tarafından da kuşatıldı. Fakat bu kuşatmalar da sonuçsuz kaldı.



forum



1203 yılında Haçlı orduları tarafından zapt edilerek 1261 yılına kadar Haçlıların elinde kaldı. Bu tarihten sonra tekrar Bizanslıların eline geçti.

1299 yılında kurulan Osmanlı Devleti, yavaş yavaş büyüyerek gelişti. Anadolu ve Rumeli’de genişlemeye devam etti. Anadolu ve Rumeli’deki topraklarımızın arasında kalan Bizans, mutlaka alınmalıydı. Bu amaçla şehir, Osmanlılar tarafından birkaç defa kuşatıldı. Ama alınamadı.


İstanbul’un Fethi ya da Avrupa kaynaklarına göre Konstantinopolis’in Düşüşü, Fatih Sultan Mehmet komutasındaki Osmanlı İmparatorluğu’nun Bizans’ın başkenti Konstantinopolis’i kuşatmasının ardından gerçekleşmiş bir fetihtir. Bizans İmparatorluğu ordusunun başında bulunan isim ise XI. Konstantin Palaiologos idi. Kuşatma Osmanlı’nın kesin zaferiyle son bulmuş ve Jülyen takvimine göre 5 Nisan 1453 tarihinden 29 Mayıs 1453′e kadar sürmüştür. Bu Fetih önceden yaklaşık 1000 yıllık Bizans İmparatorluğu’nun siyasal bağımsızlığının ortaya çıkmasını sağlamıştır.



forum



Fatih Sultan Mehmed Osmanlı tahtına geçmesinin ardından İstanbul’a ve Çanakkale Boğazı çevresindeki Bizans kalelerine sürekli baskı yapmıştır. 5 Nisan’da İstanbul’un fetih harekatını başlatmak üzere sayısı 80,000 ila 200,000 arası değişen bir orduyla İstanbul’a hareket etmiştir. Şehir 2,000′i yabancı olmak üzere toplamda 7,000 kişilik bir orduyla savunulmuştur. Kuşatma bir kısım Osmanlı kuvvetlerinin çevrede kalan Bizans kalelerini ele geçirirken ağır Osmanlı toplarının da İstanbul surlarına ateş etmesiyle başlamıştır. Bizans’ın Haliç’e zincir germesiyle Osmanlılar başta şehre girememişler bu yüzden şehri tamamen abluka altına almaya çalışmışlardır ayrıca şehre Fatih Sultan Mehmet’in bizzat gözleri önünde Avrupa’dan yardım gemileri gelmiştir. Fatih bu olaya sinirlenerek atını denize sürmüştür. Fatih bunların üzerine gemileri Haliç’e karadan yağlı kazıkların üzerinde yürütmüştür ve Bizans Osmanlı gemilerini yanan gemileriyle yok etmeye çalışsa da başarılı olamamıştır.



forum


forum


forum



Türklerin surlara ilk saldırıları Bizanslılara ağır kayıplar verdirmiştir ve Türklerin surların altına kazdığı lağımlar Bizanslılar tarafından yok edilmiş böylece Türkler bu plandan vazgeçmişlerdir. 22 Mayıs’ta, ay tutulması daha günler önceden İstanbul’un fethedileceğini müjdelemiştir. Birkaç gün sonra Bizans, Venedik’ten yardım gemilerinin gelmeyeceğini haber almıştır. 29 Mayıs 1453 Gecesi Osmanlı ordusu surlara taarruz etmiştir. İlk düzensiz saldırılar püskürtülmüştür. Anadolu’dan oluşturulan birliklerle yapılan ikinci Türk saldırısıyla surların Eyüp bölümüne yarıklar açmaya çalışılmıştır. Bizans’ın savunma askerleri Anadolulu akınlarını geri püskürtmüştür ve Fatih Sultan Mehmet’in seçkin Yeniçerilerine karşı direnmeye çalışmışlardır. Savaş sırasında, Ceneviz Komutanı Giovanni Giustiniani fena biçimde yaralanmış ve adamlarıyla birlikte gemilerine doğru geri çekilmişlerdir.




forum


forum


forum


forum

1

#6
Kullanıcı çevrimdışı   Hale 

  • Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.
  • Grup: Yönetici
  • Mesaj sayısı: 38.429
  • Kayıt tarihi: 11-Eylül 07
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Forum İtibarı: 240
Mükemmel
forum


forum


forum


forum


forum


forum


forum





İstanbul’un Önemi


İstanbul, bölgede önemli bir siyasi güç olan Doğu Roma İmparatorluğu’nun başkenti olmasının yanı sıra, iki kıtayı ve iki denizi birbiriyle bağlayan stratejik konumu itibariyle de önemli bir merkezdi. Bundan dolayı tarihte pek çok devletin topraklarına katmak istediği bir kara parçasıydı.

Bunun yanında İstanbul, İslam devletleri açısından farklı bir öneme haizdi. İslam peygamberi Muhammed, İstanbul’un Müslümanlar tarafından fethedileceğini 7. yüzyılda sahabelerine müjdelemiş ve İstanbul’u fethedecek komutan ve askerlerden övgüyle bahsetmiştir. Bu sebeple tarihe geçen İstanbul kuşatmalarının büyük çoğunluğu İslam devletleri tarafından yapılmıştır.


Daha Önceki Fetih Denemeleri


Karadeniz ile Ege’yi birbirine bağlayan deniz yolu üzerinde kurulu olan İstanbul, günümüzde olduğu gibi o zamanlar da oldukça önemli bir şehirdi. 1453 yılına kadar farklı zamanlarda, birçok farklı millet ve medeniyet tarafından defalarca kuşatılmışsa da, gerek Bizans’ın sahip olduğu Rum ateşi (grejuva), gerekse şehrin o zamanlar için aşılamaz olarak görülen surları, bu fetih hareketlerini başarısız kılmıştı.


Sayıları 22 olan kuşatmalar sırayla şunlardır:


• M.Ö. 340, Makedonya Kralı Phillippe
• M.Ö. 194, Roma İmparatoru Septimius Severus (Başarılı olmuştur. Şehir, Romalıların hakimiyetine geçmiştir.)
• 616, İran Hükümdarı Keyhüsrev
• 626, İranlılar ve Avar Türkleri ortak
• 672, Emevi Halifesi Muaviye
• 712, Emevi Halifesi I. Yezid
• 722, Emevi Halifesi I. Yezid (Yalnızca Galata Limanı alınmış, Arap Camii inşa ettirilmiştir.)
• 782, Abbasiler (Kent haraca bağlanmıştır.)
• 854, Abbasi Halifesi Mütevekkil
• 864, Ruslar
• 869, Abbasiler
• 936, Ruslar
• 959, Macarlar
• 970, Abbasiler (Kent haraca bağlanmıştır.)
• 1203, Latinler (Latinler, İstanbul’u 1261′e kadar ellerinde tuttular.)
• 1302, Venedikliler
• 1348, Cenevizliler
• 1394-1396, Osmanlı Padişahı I. Bayezid
• 1412, Osmanlı Şehzadesi Musa Çelebi
• 1422, Osmanlı Padişahı II. Murat
• 1437, Cenevizliler
• 1453, Osmanlı Padişahı II. Mehmed (Başarılı olmuştur. Şehir, Osmanlıların hakimiyetine geçmiştir.)

Bunların yanında Atilla’nın, Vikinglerin, Bulgarların Avarların ve Gotların da kuşatma yaptığı bazı kaynaklarda geçer ama tarihleri bilinmemektedir.




forum


forum


forum

1

#7
Kullanıcı çevrimdışı   Hale 

  • Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.
  • Grup: Yönetici
  • Mesaj sayısı: 38.429
  • Kayıt tarihi: 11-Eylül 07
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Forum İtibarı: 240
Mükemmel

forum


forum


forum





Saldırı Hazırlıkları


Sultan II. Mehmet, Theodosius Surları’na ve şehrin su ile çevrili olmayan tek bölgesini batıdan gelebilecek saldırılardan koruyan hendeklere saldırmayı tasarladı. Ordu 6 Nisan 1453′te şehrin doğusuna yerleşti. Toplar haftalarca surları dövdü fakat yeterli gedik açamadı. Topların yeniden doldurulmaları zaman aldığı için, her atıştan sonra Bizanslılar hasarın çoğunu tamir edebiliyorlardı.

Daha sonra, yeraltı tünelleri yapıp surların altını kazarak yarma yolunu denediler. Kazıcıların çoğu, Sırp Despot’u tarafından Nvo Brdo’dan gönderilen Sırplardı ve Zağnos Paşa’nın emri altındaydılar. Lakin Bizanslılar, Johannes Grant adında, Alman olduğu söylense de muhtemelen İskoç olan bir mühendisi görevlendirdiler. Tünelleri kazdırmak için Fatih Sultan Mehmet’in Bulgar asıllı bir tünel kazıcısını (lağımcı) kaçırttığı bilinmektedir. Johannes karşı tüneller kazdırdı ve Bizans birlikleri tünellere girip Osmanlı işçilerini öldürdüler. Diğer tüneller de suyla dolduruldu. Son olarak Bizanslılar önemli bir mühendisi esir alıp işkence yaparak, sonradan yıkılan tünellerin hepsinin yerini öğrendiler.

Sultan II. Mehmet, şehrin ödemeyeceğini bildiği çok büyük vergi karşılığında ablukayı kaldırmayı önerdi. Bu da geri çevrilince, Bizanslı askerlerin kendi birlikleri tükenmeden önce bitkin düşeceğini bilerek saf güçle duvarları alt etmeyi tasarladı.

29 Mayıs sabahı saldırı başladı. Hücumun ilk dalgasını, mümkün olabildiği kadar çok Bizans askerini öldürmeye niyetli acemi askerler olan azaplar oluşturuyordu. Ayrıca Haliç’ten de baskı uygulayabilmek için gece yağlı kütükler üzerinde karadan Haliç’e taşınan gemiler, o sabah Bizans askerlerine karşı bir sürpriz unsuru olmuştu. Anadolululardan oluşan ikinci dalga, şehrin kuzeydoğusundaki, topla kısmen hasar almış Blachernae Surları’nın (okunuşu: blakernai ) bir bölümüne odaklanmıştı. Uzun süren bu çarpışmalar sonucunda Ulubatlı Hasan adındaki bir yeniçeri, surlara Osmanlı sancağını dikmiş, bununla ateşlenen Osmanlı ordusu 29 Mayıs 1453′te İstanbul’un surlarını aşmıştı.

Ancak savaş henüz bitmemişti. Hayatta kalan Bizans askerleri, Osmanlı askerleriyle sokak aralarında çarpışıyorlardı. Kısa süren bu çatışmalardan sonra Bizans ordusu yenilmiş ve Sultan II. Mehmet önderliğindeki Osmanlı ordusu İstanbul’a tamamen hâkim olmuştu.




forum


forum





İstanbul Fethinin Sonuçları


O günün dünyasındaki en önemli şehirlerden olan İstanbul’un fethi, gerek dünyada gerekse Anadolu’da birçok etki yarattı.


İç sonuçlar


1. Anadolu ve Balkanlar arasındaki geçişlerde bir engel olan 1058 yıllık Bizans yıkılmış, arada engel kalmamıştı.

2. Birçok kere Osmanlı şehzadelerini ve Avrupa ülkelerini kışkırtan Bizans artık bunu yapamayacaktı.

3. Müslüman dünyasında Osmanlı Devleti daha saygın bir hale gelmişti.

4. II. Mehmet, Fatih unvanını aldı.

5. Karadeniz’i Akdeniz’e bağlayan ticaret yolları ele geçirildi.

6. İstanbul başkent yapıldı.

7. Osmanlı’nın yükselme dönemi başladı.


Dış sonuçlar


1.
Avrupa ve Balkan devletlerinin Osmanlı’yı Balkanlar’dan atma çabaları sonuçsuz kalmıştı.

2. İstanbul'dan İtalya’ya kaçan sanatkârlar ve bilim adamları, Rönesans ve reform hareketlerini hızlandırmışlardı.

3. Dünyanın en büyük imparatorluklarından olan Doğu Roma İmparatorluğu tamamen yok olmuştu.

4. Orta Çağ kapanıp Yeni Çağ başlamıştı.

5. Ticaret yollarının birer birer Türklerin eline geçmesi Avrupalıları yeni ticaret yolları bulmaya zorladı ve coğrafi keşifler ortaya çıktı.

6. Büyük ve kalın surların toplarla yıkılabileceğini gören Avrupa, bu yöntemi derebeylikler üzerinde denemiştir. Böylelikle küçük derebeylikler yıkılıp yerine büyük krallıklar kurulmuştur.

7. İstanbul’dan ayrılan Bizanslı bilginler, Avrupa’da Reform hareketlerini başlatmışlardır.

8. Osmanlıların ticaret yollarını ele geçirdikten sonra bu yollardan geçmek zorunda kalan Avrupalılar yüksek vergileri Osmanlıya ödememek için ticari yollar aradılar. Böylece Bartelmi Diaz Ümit burnunu keşfetti.


Bu fetih bir nevî Avrupa’nın (İngiltere’nin) Amerika kıtasını keşfinin yolunu açmıştır. Zirâ bu keşifle ticaret yolları kapanan Avrupalılar başka yollar bulmak zorundaydılar. Bu keşif buna bir vesile olmuştur.

1

#8
Kullanıcı çevrimdışı   Hale 

  • Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.
  • Grup: Yönetici
  • Mesaj sayısı: 38.429
  • Kayıt tarihi: 11-Eylül 07
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Forum İtibarı: 240
Mükemmel
İstanbul'un Fethi - 29 Mayıs 1453



• 17 Nisan 1453 - Fatih Sultan Mehmet, İstanbul adalarını fethetti.


Bakınız,
Tarihte Bugün: 17 Nisan | (1453 ) - Fatih Sultan Mehmet, İstanbul Adalarını Fethetti

Fatih Sultan Mehmet - II. Mehmed
0

#9
Kullanıcı çevrimdışı   Hale 

  • Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.
  • Grup: Yönetici
  • Mesaj sayısı: 38.429
  • Kayıt tarihi: 11-Eylül 07
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Forum İtibarı: 240
Mükemmel
İstanbul'un Fethi - 29 Mayıs 1453



İstanbul 'un Fetih Anısına


Bin dört yüz elli üçün mayısı, gün yirmi dokuz,
Şahlanmış ordu, duramaz yerinde kutlu oğuz.
Nisanın yedisi, kuşatma hazır, rüya tamam;
Bizans teslim olmuyor yardım diyordu aman!
Surdan gedik açıyordu, menzili dövdükçe şahi;
Gemileri karadan yüzdürdü Sultan-ı dahi
Gece fener yakınca karada, denizde ordu
Bizans’ın aklı, hayali, hepten dimağı durdu
Işık şenliğinle nur içinde ordu yıldızlara ahenk
Melekler uçuyor üste, ordu meleklere denk
Üçler, yediler, kırklarla atlı yaya karıştık
Hücum için biz bir birimizle koşup yarıştık
Çelik çomak oynar gibi koşuyorduk hızla cenge,
Attığımız ok düşürürdü değince frenge.
Gülleler vurdukça kale surlarını dağıttı,
Bizans sarayında yükselen vaveylalar ağıttı,
Ulubatlı Hasan bayrağı dikti kale burcuna,
Kanları karıştı İslam’ın mukaddes harcına.
Tekbir ve tehlih sedaları inletti afakı,
Umumi hücum başladı Bizans’ın son şafağı,
Eyyubi Ensari kalkmış sesleniyordu oradan
Bu mutlu günü bildirmiş elçisiyle yaradan
Rum ateşi yaksa da olmuş bize birer lale,
Cenneti görende olur mu dünyalık gaile!
Ateş hattında gazada tekbir getiren sultan
Akşemseddin ve Molla Gürani manevi koldan
Gökler açıldı perde perde yedi kat göründü,
Bu kutlu gün için sekizyüz elli yıl yüründü.
Tarihin en mukaddes hücumudur bu hücum,
Çığlık atıyordu Bizans “gitti diyordu” tacım.
Hak için cenge koşan hakkı hak bilip tapandı
Kutlu asker kutlu padişah secdeye kapandı.
Dedem Korkut der: Er olan yiğit devirir dağı
Oğuzun kutlu ordusu ancak çevirir çağı!


Muallim Ayhan Bingöl

1

#10
Kullanıcı çevrimdışı   Hale 

  • Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.
  • Grup: Yönetici
  • Mesaj sayısı: 38.429
  • Kayıt tarihi: 11-Eylül 07
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Forum İtibarı: 240
Mükemmel
İstanbul’un Fethi



İstanbul'un Fethi, 29 Mayıs 1453'te, şehri günlerdir kuşatan Osmanlı ordusunun, şimdi İstanbul olarak bilinen, o zamanki adıyla Konstantinopolis (Constantinople) şehrini Sultan II. Mehmed Han'ın komutanlığında fethetmesidir.


forum


Bu fetihten sonra Osmanlı Devleti İmparatorluk olmuş, henüz 21 yaşında olan Sultan II. Mehmed, fatih unvanını da alarak Fatih Sultan Mehmed olarak anılmaya başlanmıştır. Tarihteki en önemli devletlerden olan Doğu Roma İmparatorluğu böylelikle sona ermiştir.


İstanbul Fetih edildikten sonra Orta Çağ kapanmış ve 1789 Fransız ihtilali'ne kadar sürecek olan Yeni Çağ başlamıştır.


Tarih: 2 Nisan - 29 Mayıs 1453

Yer: İstanbul (Bizans dönemi ismi: Constantinople)


Sonuç: Osmanlı'lar İstanbul'u ele geçirdi, Bizans İmparatorluğu yıkıldı. II. Mehmed, Fatih (fetheden) ilan edildi.

Bizans İmparatorluğu kumandanı: XI Konstantin

Osmanlı kumandanı: Fatih Sultan Mehmed - İkinci Mehmet


forum


Arif Nihat Asya'nın Fetih Marşı


Yelkenler biçilecek, yelkenler dikilecek;
Dağlardan çektiriler, kalyonlar çekilecek;
Kerpetenlerle surun dişleri sökülecek

Yürü, hala ne diye oyunda oynaştasın?
Fatih'in İstanbul'u fethettiği yaştasın!..

Sen de geçebilirsin yardan, anadan, serden....
Senin de destanını okuyalım ezberden...
Haberin yok gibidir taşıdığın değerden...

Elde sensin, dilde sen, gönüldesin baştasın...
Fatih'in İstanbul'u fethettiği yaştasın!..

Yüzüne çarpmak gerek zamanenin fendini...
Göster: Kabaran sular nasıl yıkar bendini?
Küçük görme, hor görme, delikanlım kendini

Şu kırık abideyi yükseltecek taştasın;
Fatih'in İstanbul'u fethettiği yaştasın!..

Bu kitaplar Fatih'tir, Selim'dir, Süleyman'dır.
Şu mihrap Sinanüddin, şu minare Sinan'dır.
Haydi artık uyuyan destanını uyandır!..

Bilmem, neden gündelik işlerle telaştasın
Kızım, sen de Fatihler doğuracak yaştasın!..

Delikanlım, işaret aldığın gün atandan
Yürüyeceksin... Millet yürüyecek arkandan!
Sana selam getirdim Ulubatlı Hasan'dan....

Sen ki burçlara bayrak olacak kumaştasın;
Fatih'in İstanbul'u fethettiği yaştasın!..

Bırak, bozuk saatler yalan yanlış işlesin!
Çelebiler çekilip haremlerde kışlasın!
Yürü aslanım, fetih hazırlığı başlasın...

Yürü, hala ne diye kendinle savaştasın?
Fatih'in İstanbul'u fethettiği yaştasın!..




Milliyetçi kişiliği ile tanınan Arif Nihat Asya'nın yazdığı bu şiir, Yıldırım Gürses tarafından bestelenmiştir.

0


  • (2 Sayfa) +
  • 1
  • 2
  • Yeni bir konu açamazsınız
  • Bu konuya cevap yazamazsınız


"İstanbul'un Fethi - 29 Mayıs 1453 | Dünden Bugüne İstanbul - Ulubatlı Hasan - İstanbul'un Fethi Genel Bilgi - İstanbul'un Fethi Konulu Güzel Sözler" İçin Anahtar Kelimeler (Keywords)
Konuyu ziyaret eden ziyaretçilerimizin Google arama motorunda kullandıkları anahtar kelimeleri içermektedir.

Google (19), Google (9), istanbul hangi yüzyılda fet edilmiştir - Google'da Ara (8), Ой! (6), istanbul un fethi sergisi - Google'da Ara (5), 1453 sergisi - Google'da Ara (5), istanbul fethisergisi - Google'da Ara (5), 29 mayıs 1453 yılı - Google'da Ara (5), fatih sultan mehmetin çocuklluk anıları nelerdir - Google'da Ara (5), istanbul fethinin 1453 ile 1699 ozeti - Google'da Ara (4), istanbulun fethinin özeti - Google'da Ara (4), istambulun fethi ile kısa bilgler - Bing (4), ulubatlı hasanın hayatının özeti - Google'da Ara (4), istanbulun fetih sergisi - Google Search (4), 1453 yıllında geçen olaylar kısa özeti - Google'da Ara (4), 1453 den 1699 a kadar yaşanmış tarihi olaylar - Google'da Ara (4), istanbulun fethi en kısa özet - Google'da Ara (4), 1453 ve 1699 yıllarında neler oldu - Google'da Ara (4), 1453-1699 istanbul fethi anlat - Google'da Ara (3), (1) 29 MAYIS İSTANBULU FETİ İLE İLGİLİ ŞİİR - Web Search Results (3), istanbulun fetih sergisi - Google'da Ara (3), 29 mayıs 1453 yılı - Google'da Ara (3), istanbulun feti sergisi - Google'da Ara (3), ulubatlı hasanın hayatı - Google'da Ara (3), istanbul fethi sergisi - Google'da Ara (3), istanbul'un dünden bugüne tarihi nelerdir - Google'da Ara (3), istanbulun fethi sırasında yaşanan gelişmeler - Google'da Ara (3), 1453 yılında neler oldu - Google'da Ara (3), istanbul neden alınmalıydı - Google'da Ara (3), 1453 ve 1699 yıllarında önemli bilgiler - Google'da Ara (3), istanbulun fethi özet - Google'da Ara (3), istanbulun tarihten bu güne önemli olaylar - Google'da Ara (3), istanbul hangi yüzyılda fet edildi - Google'da Ara (3), istanbulun fethinin kısa özeti - Google'da Ara (3), 29 mayıs 1453 tarihinde neler oldu - Google'da Ara (3), istanbulun fethi sergisi açıklaması yapın - Google'da Ara (3), 29 mayıs 1453 tarihinde ne oldu - Google'da Ara (3), akşemsettinin hayatının özeti - Google'da Ara (3), ulubatlı hasanın hayatının özeti - Google'da Ara (3), fatih sultan mehmed istanbulu nasıl fetetti özet - Google'da Ara (3), donar urban 1453 - Yahoo!7 Search Results (2), istanbul un fethi ile ilgili halk hikayeleri - Bing (2), istanbulun fethi bize bugunle ilgili ne soyler - Google\'da Ara (2), istanbulun fethi kısa özet — Yandex: 2 milyon sonuç bulundu (1), Arama V9 (1), Funmoods - web search results - nakışta kullanılan harf yazıları (1), dünden bu güne geleneklerimiz le ilgili resimler - Bing (1), muallim ayhan bingöl - Bing (1), (1) ödev dünden bugüne geleneklerimiz - Web Search Results (1), tarihte türkler - ALOT Image Search (1), Arama V9 (1), Improve Your Experience | Facebook (1), Improve Your Experience | Facebook (1), sevgi adası görsel şirler - Bing (1), Arama V9 (1), (1) 1453 yılında neler oldu - Web Search Results (1), Arama V9 (1), tarihte türkler - ALOT Image Search (1), hz.muhammed nasıl doğuldu ve doğum tarihi - Bing (1), (1) 1453 te kullanılan para - Web Search Results (1), anadoludayaşanmıştarihiolaylar - Bing (1), Yeniden Yönlendirme Bildirimi (1), Google Image Result for http://img9.imageshack.us/img9/8961/istanbulunfethi19.jpg (1), Google (1), http://img36.imageshack.us/img36/50/istanbulunfethi06.jpg için Google Görsel Sonuçları (1), http://img36.imageshack.us/img36/50/istanbulunfethi06.jpg için Google Görsel Sonuçları (1), http://img36.imageshack.us/img36/50/istanbulunfethi06.jpg için Google Görsel Sonuçları (1), 302 Moved (1), Yeniden Yönlendirme Bildirimi (1), Yeniden Yönlendirme Bildirimi (1), Arama V9 (1), istanbulun fethi ilgili taktikler - Bing (1), istanbulun fethi ile ilgili sorunlar - Yahoo! Turkey Arama Sonuçları (1), (1) 1453\'den 1699\'a kadar olan deniz donanması - Web Search Results (1), Arama V9 (1), istanbulun fethi kutlamalarına kullanılan degişiklikler - Bing (1), fatih sultan mehmetin istanbulu fet edilisinin cizgifilmi - Bing (1), fatihin köprüden atla geçişi - Bing (1), 302 Moved (1), istanbul un fethi ile ilgili halk hikayeleri - Bing (1), Google Custom Search (1), Web Search Results (1), Web Search Results (1), neden fatih sultan mehmet istanbulu 21 yaşında fetih ettiğinde fotograflar daha yaşlı gibi gösteriliyor? - Google pretraga (1), 1699-1453 osmanlı döneminde neler olmuştur - Google\'da Ara (1), istanbul un fethi ile ilgili halk hikayeleri - Bing (1), muallim ayhan - Google'da Ara (1), muallim ayhan - Google'da Ara (1), muallim ayhan - Google'da Ara (1), muallim ayhan - Google'da Ara (1), ulubatlı hasan kaç ok yedi - Bing (1), muallim ayhan - Google'da Ara (1), muallim ayhan - Google'da Ara (1), muallim ayhan - Google'da Ara (1), muallim ayhan - Google'da Ara (1), yazar muallim ayhan - Google'da Ara (1), muallim ayhan - Google'da Ara (1), yazar muallim ayhan - Google'da Ara (1), 7.sınıf türkçe fatihe mektupkarada yüzen donanma - Google\'da Ara (1), fetih 1453 sura bayrak dikme - Bing (1),