Kadim Dostlar ™ Forum: Mersin'i Her Yönü İle Tanıyalım | İlçeleri | Tarihi Turistik Yerleri | Vedeolu Tanıtım | Sanal Tur - Kadim Dostlar ™ Forum

İçeriğe atla

Yalnızca 1 dakikanızı ayırıp sitemize üye olduğunuzda, içinde daha az reklam bulunan temamızı kullanabilirsiniz ...

Aradığınız konuya ulaşamadınız mı ? Problem değil, arama Özelliğimizi Kullanabilirsiniz
GoogleKadim Dostlar Özel Arama
Facebook Sayfamıza Üye Olabilir ve Güncel Site İçeriğinden Kolayca Haberdar olabilirsiniz
Sitemize reklam vererek, sitelerinizi veya ürünlerinizi tanıtabilirsiniz
-------------------
Kurumsal Çözümler Uzmanı Erkan Okur
İnformatik: Mühendislik ve PLM Çözümleri



  • (2 Sayfa) +
  • 1
  • 2
  • Yeni bir konu açamazsınız
  • Bu konuya cevap yazamazsınız

Mersin'i Her Yönü İle Tanıyalım | İlçeleri | Tarihi Turistik Yerleri | Vedeolu Tanıtım | Sanal Tur Konuyu Oyla: -----

#1
Kullanıcı çevrimdışı   patriot34 

  • KD ™ Dost
  • Grup: Kadim Dost
  • Mesaj sayısı: 2.836
  • Kayıt tarihi: 05-Mayıs 08
  • Gender:Male
  • Location:iSTANBUL
Forum İtibarı: 3
Henüz Tanınmıyor



İçeriği Arkadaşlarınla Paylaş

Genel Bilgiler


forum

Yüzölçümü:
15.853 km²
Nüfus: 1.595.938 (2007 Yılı Kaynak:Türkiye İstatistik Kurumu)
İl Trafik No: 33

Türkiye’nin 81 ilinden 33 kod numarasıyla anılan, yüzölçümü yaklaşık 16.000 km2. ve 2007 yılı nüfus sayımına göre toplam 1.595.938 kişilik nüfusa sahip olan ve eski adı İÇEL olan MERSİN ili doğusunda Adana, batısında Antalya, kuzeyinde Niğde, Konya ve Karaman illeri, güneyinde ise Akdeniz ile çevrili olup, Taşlık Kilikya’nın tümünü ve Ovalık Kilikya’nın Berdan Çayı havzasını kaplar. Kuzeyden Toros dağlarının en yüksek tepelerine kadar uzanan yaylaları içine alıp, doğu Akdeniz boyunca güney batıya doğru uzanır. Dağlık alanlar kratase, eosen, miosen ve pliosen tortularından ibaret kireç taşı tabakalarından, ovalar ise IV.zamanda başlamış olan alivyonal birikmeyle oluşmuştur. İldeki Toros Dağları genç dağlardır. Torosların Mersin bölümünde kalan kısmı Bolkar Dağları adını alır. Bolkarların en yüksek yeri 3524 m.ile Medetsiz Tepesi’dir. Orta Torosların geçit verebilen yeri Gülek Boğazıdır(1050 m.). İkinci önemli geçit ise Mut ilçesi yakınlarındaki Sertavul Geçidi’dir. İl’de birkaç set gölünden başka göl yoktur. Silifke’deki Akgöl, Keklik Gölü ve Paradeniz gölleri deniz bağlantılı olduklarından suları tuzlu olup, bol balık yaşamaktadır.

Bitki örtüsü genellikle Akdeniz iklimine uyum sağlayan maki’dir. Defne, Yabani Zeytin, Keçi Boynuzu, Mersin, Zakkum, Böğürtlen ve Kuşburnu’dur. 100-1000 m. arasında Meşe, 100-1200 m. arasında Kızılçam, 1500 m. Karaçam ve 2000 m. yüksekliklerde Sedir ve Ardıç Ağaçları yer alır.

Turistik bir il olan MERSİN’e bağlı ilçeler şunlardır: Erdemli, Anamur, Gülnar, Mut, Silifke, Tarsus , Çamlıyayla, Bozyazı ve Aydıncık’tır.

İlçeler Hakkında Detaylı Bilgi Almak İçin alttaki yazıları takip edin

Mersin’in akarsuları Deliçay, Efrenk Deresi (Müftü), Tece Deresi ile batıda Lamas çayı ile Mezitli çayından ibarettir. Anamur’da Dragon Çayı, Tarsus’ta Berdan Çayı, ve tarihe tanıklık etmiş olan Silifke’de Göksu Nehri ilin önemli akarsularındandır. İl, deniz-kum-güneş üçlemesinin dışına çıkarak, alternatif turizm çeşitlerini sunmaktadır. İnanç , Yayla, Trekking, Rafting, Yamaç paraşütü, Su sporları, Kayak, Dağcılık gibi. Dağlara çıkıldıkça farklı iklimler yaşanmakla beraber, kıyı şeridinde tipik Akdeniz iklimi hüküm sürer; yani yazlar sıcak ve kurak, kışlar ise ılık ve yağışlı geçer. İlin yaklaşık 108 km.uzunluğunda kumsal plajları vardır.

Adana’dan 69 km.,Antalya’dan 487 km. ve Konya’dan 348 km. uzaklıkta olan Mersin merkezi yeni ve modern bir liman şehridir.Büyük kentlerle demiryolu ve karayollarıyla ulaşım yapılırken, yabancı limanlarla da gemi seferleriyle bağlantılıdır. Yıl boyunca Mersin ile Gazimagosa arasında düzenli feribot seferleri vardır. Mersin’in modern bir kent olması nedeniyle, turistler burada kalmakta ve Mersin’i Kapadokya, Güney doğu Anadolu Batı Akdeniz ve Kıbrısa, geçiş merkezi olarak seçmektedirler.


Mersin kentinin merkez sınırlarını, doğuda Tırmıl Tepe, Batıda Yumuktepe Höyükleri oluşturmaktadır. Bu Höyükler , Mersin kurulmadan çok önceleri Neolitik ve Kalkolitik dönemlerde, bu alanda yerleşimlerinin olduğunu kanıtlamaktadır. J.Garstang tarafından Yumuktepe’de yapılan kazılar sonucunda en yoğun yerleşimin Neolitik ve Kalkolitik dönemlerde olduğu ortaya çıksa da 1993 yılında yeniden başlayan kazı çalışmaları , bu yerleşik düzenin Arap istilaları ve Bizans döneminde de devam ettiğini göstermiştir.

Antik dönemde ise Mersin’in deniz kıyısında bir yerleşim yeri olduğunu gösteren veriler vardır. C. Texier Mersin’in antik Zephyrium Kenti olduğunu yazmaktadır. Halkevi civarındaki temel kazılarında ve Çavuşlu Mahallesinde ele geçen rastlantısal buluntular kentin tarihini Antik döneme kadar götürmektedir. Antik kente ait harabeler XIX. Yüzyılda Mersin’e gelen seyyahlar tarafından da gözlenmiştir. Ortaçağda Mersin hakkında pek fazla bilgi bulunmamaktadır. Bu dönemde özellikle Tarsus’un önemli bir merkez olduğu bilinmektedir. Hıristiyanlığın hac kentlerinden biri olan bu kent, Müslüman Araplar ile Bizanslar arasında sık sık el değiştirmiştir.

Anadolu Selçuklu Döneminde de varlığını sürdüren kentin yakınında “ Mersin “ isminde bir yerleşimden XIX. yüzyıl seyyahlarına gelene kadar bahsedilmemektedir.

Mersin Yumuktepe ve Zephyrium yerleşmelerine rağmen, ancak 19. Yüzyıl ortalarında gelişme sürecine girmiş ve İçel İli’nin merkezi olmuştur. Kaynaklarda, Mersin adının Mersin oğulları aşiretinden veya yörede bol miktarda yetişen Mersin ağacından geldiği yazılmaktadır.

150 yıllık geçmişinde buralarda , farklı dinlere , kültürlere ve etnik topluluklara mensup insanların yaşaması, toplumsal kaynaşmanın gerçekleştiğini ve bunun devam ettiğini göstermektedir. 1886’ da Amerika, Almanya, Fransa, İngiltere, Rusya gibi bir çok ülkenin konsolosluklarının bulunduğu önemli bir liman kenti olmuştur. I. Dünya savaşından sonra Mersin’in sosyo-ekonomik yapısında önemli değişiklikler olmuş ve ekonomik dinamizmini kaybetmiştir.

Mersin şimdi ikinci hızlı kentleşmesini yaşamaktadır. Modern limanı, Serbest bölgesi, Büyük Sanayi ve Ticari Kuruluşları ile hızla gelişmekte olan bir İl’dir. Çok sayıda Antik örenyerleri, denizi , Narenciye bahçeleri ile çevrili yeşil doğası ve kültürel etkinlikleri ile büyük bir kültür ve turizm potansiyeline sahiptir.

MERSİN'İN KRONOLOJİSİ

M.Ö. 6000-5500 Neolitik Dönem
M.Ö. 5500-3000 Kalkolitik Dönem
M.Ö. 3000-2000 İlk Tunç Çağı
M.Ö. 2000-1700 Orta Tunç Çağı
M.Ö. 1700-1200 Kizuvatna Krallığı
M.Ö. 1200-612 Kue Krallığı
M.Ö. 546-333 Pers Krallığı
M.Ö. 301-101 Selevkoslar Dönemi
M.Ö. 101- M.S.-395 Roma Dönemi
M.S. 395-661 Bizans Dönemi
M.S. 661 Muaviyenin Mersin'in bazı yörelerini ele geçirmesi.
M.S. 685-960 Yörenin Bizans ve Araplar tarafından sık sık el değiştirmesi.
M.S. 960 Bizanslıların yöreye egemen olması.
1082 Süleyman Şah'ın yöreye egemen olması.
1124 Ermenilerin Tarsus'u ele geçirmesi.
1224 Anadolu Selçukluları Dönemi.
1254 Karamanoğulları Dönemi.
1357 Silifkenin Karamanoğulları Beyliğinin eline geçmesi.
1473 Gedik Ahmet Paşa'nın Silifke'yi Osmanlı topraklarına katması.
1516 Mersin ve Tarsus Yöresinin Osmanlı yönetimine katılması.
1852 Mısırlı İbrahim Paşa'nın Mersin yöresini ele geçirmesi
1859 Mersin yöresinin Osmanlı topraklarına katılması
17 Aralık 1918 Mersin'in, İngilizlerce işgali.
19 Aralık 1918 Tarsus'un, Fransızlarca işgali.
02 Ocak 1919 Mersin'in, Fransızlarca işgali
20 Temmuz 1920 Fransızlarla yapılan Bağlar Savaşı.
05 Ağustos 1920 Pozantı Kongresi.
20 Aralık 1921 Ankara Antlaşması (Çukurova'nın işgalciler tarafından boşaltılması.)
27 Aralık 1921 Tarsus'un düşman işgalinden kurtuluşu.
03 Ocak 1922 Mersin'in düşman işgalinden kurtuluşu.
17 Mart 1923 Atatürk'ün Mersin'i ziyareti
1924 Mersin'in Vilayet oluşu.
1933 Mersin' in ,İçel'in Vilayet Merkezi olan Silifke ile birleştirilmesi ve İl oluşu.
2002 İçel adının Mersin olarak değiştirilmesi.


forum



1 Kullanıcı bu konuyu okuyor
0 üye, 1 misafir ve 0 gizli üye



Toplam 2 kullanıcı bu konuyu okudu.

0

#2
Kullanıcı çevrimdışı   patriot34 

  • KD ™ Dost
  • Grup: Kadim Dost
  • Mesaj sayısı: 2.836
  • Kayıt tarihi: 05-Mayıs 08
  • Gender:Male
  • Location:iSTANBUL
Forum İtibarı: 3
Henüz Tanınmıyor
Otel ve Pansiyon Rehberiniz Otel, Pansiyon, Tatil, Gezi, Seyahat ve Konaklama Rehberiniz Bütçenize uygun, keyifli bir tatil için size gezi, seyahat ve konaklama tavsiyeleri: Otel Tanıtımları, Pansiyon Tanıtımları, Tatil Tavsiyeleri, Konaklama Tavsiyeleri, Ülke Tanıtımları, Seyahat Alternatifleri, Şehir Tanıtımları, Tarihi Eserler, Antik Kentler


Coğrafya

forum


FİZİKİ DURUM

Mersin ili 36-37° kuzey enlemleri ve 33-35° doğu boylamları arasında bulunmaktadır. İlin kara sınırı 608 km, deniz sınırı 321 km olup, yüzölçümü 15.953 km2’dir. Mersin ilinin büyük bir kısmını oldukça yüksek, engebeli ve kayalık Batı ve Orta Toros Dağları oluşturmaktadır. Ovalık ve hafif eğimli alanlar ise bu dağların denize doğru uzandığı il merkezi, Tarsus, Silifke gibi alanlarda gelişmiştir. Bunun dışında kalan düzlük veya hafif eğimli alanlar, kuzeyde dağların arasında veya yüksek kesimlerinde görülmektedir.

Dağlar: Orta Toros dağları Mersin ilini İç Anadolu Bölgesinden ayırmaktadır. Mersin il sınırları içinde kalan en yüksek kesim Bolkar Dağları’ndaki Medetsiz Tepesi’dir (3585 m.). Kuzeydoğudan, kuzeybatıya ve güneye doğru yükseklikler azalmaktadır. Bolkar Dağları’ndan batıya doğru, Kümpet Dağı (2473 m.), Elmadağı (2160 m.), Alamusa Dağı (2013 m.), Büyük Eğri Dağı (2025 m.), Kızıldağ (2260 m.), Naldöken Dağı (1754 m.), Kabaklı Dağı (l675 m.) önemli yükseltilerdir. Ayrıca Karaziyaret Dağı, Tol Dağı, Sunturas Dağı, Balkalesi, Ayvagediği, Makam Tepesi ve Kaşkaya Tepesi güneye doğru uzanan diğer önemli yükseklikleridir. Mersin’i kuzeydoğudan Gülek Boğazı (1050 m) ile ve kuzeybatıdan Sertavul Geçidi (1610 m) İç Anadolu'ya bağlamaktadır.

Yaylalar: Toros Dağları’nın üst kısımlarında akarsuların, derelerin, atmosferik koşulların ve bölgede bulunan fayların etkisiyle çeşitli düzlükler oluşmuştur. Bu düzlüklerin yüksekliği 700-1500 m. arasında değişmektedir. Belli başlı yaylalık alanlar; Mersin: Aslanköy, Gözne, Fındıkpınarı, Soğucak, Bekiralanı, Mihrican, Ayvagediği ve Güzelyayla Tarsus: Namrun (Çamlıyayla), Gülek ve Sebil; Erdemli: Sorgun, Küçük Sorgun, Toros, Küçükfındıklı ve Güzeloluk; Silifke: Balandız, Uzuncaburç, Gökbelen ve Kırobası; Anamur: Abanoz, Kaş ve Beşoluk; Bozyazı: Elmagözü ve Kozağaç; Gülnar: Bardat, Tersakan ve Bolyaran; Mut: Kozlar, Çivi, Dağpazarı, Söğütözü ve Sertavul Yaylası’dır.

Ovalar: Mersin ve çevresinde yer alan ovaların büyük bir kısmı Toros Dağları’nın güney eteklerinde akarsular tarafından ve yamaç eğimine bağlı olarak taşınan tortularca oluşturulmuştur. Tarıma oldukça elverişli olan bu alanlar, Mersin-Adana sınırından başlayıp Silifke’ye kadar, dağlara paralel, şerit şeklinde uzanmaktadır. Bunlar yerleşim alanlarına bağlı olarak; Yenice, Tarsus Mersin, Erdemli ve Silifke Ovaları olarak adlandırılmaktadır. Ülkemizin en mümbit ovalarından olan Çukurova’nın batı uzantısı İlimizdedir. Bunların dışında yine dağların eteklerinde Aydıncık, Anamur ve Bozyazı ovaları gibi birbirinden ayrı küçük düzlüklerde gelişmiştir. Dağların arasında Mut ilçesi çevresinde yer alan düzlük alanlar Göksu Irmağı’nın etkisiyle gelişmiştir.

Akarsular: Mersin ilinin en büyük iki akarsuyu Göksu Irmağı ve Tarsus (Berdan) Çayı’dır. Bunun dışında Akdeniz’e dökülen çok sayıda irili ufaklı çay ve dere yer almaktadır. Bunlardan bazıları; Mersin’de: Mezitli Deresi, Tece Deresi, Müftü (Efrenk) Deresi, Deliçay Deresi; Anamur’da: Anamur Çayı, Sultan Çayı, Melleç Deresi; Aydıncık’da: Menekşe, Gözsüzce Deresi; Bozyazı’da: Siniçay Deresi, Aksaz Deresi; Erdemli’de: Alata Çayı, Lamas Çayı’dır.

Göller: Mersin ilinde yer alan doğal göller; Silifke’de: Akgöl, Keklik Gölü, Paradeniz Gölü; Gülnar’da: Aygır Göl, Kamışlı Göl, Uzun Göldür. Bunlara ek olarak, yörede Gezende ve Berdan Baraj gölleri ve çok sayıda sulama amaçlı yapılmış göletler bulunmaktadır.
Kıyılar: Mersin ilinde yerleşim genelde Mersin körfezi çevresinde gelişmiştir. Burası doğuda Karataş burnundan başlayarak batıda İncekum burnuna kadar uzanır . Arada kalan kısımlarda, kayaç türlerine ve akarsulara bağlı olarak çok sayıda irili ufaklı koy gelişmiştir.

YER ALTI KAYNAKLARI

Mersin ili ve çevresinde yüzeylenen önemli maden cevheri oluşum alanları ve yüzeylendikleri alanlar şöyledir:

Mersin:
Kromit (Musalı), kireçtaşı, çimento hammaddesi Arslanköy: kireçtaşı, dolomit
Tarsus: Linyit, demir, manyezit
Erdemli: Krom
Silifke: Barit, demir, dolomit, linyit, kireçtaşı
Mut: Linyit, kireçtaşı
Gülnar: Demir, dolomit;
Aydıncık: Dolomit, kuvarsit
Anamur: Barit, bakır-kurşun-çinko, demir-fosfat

Kireçtaşı ve marn çimento sanayinde, dolomit ve kuvarsit cam sanayinde hammadde olarak, kireçtaşları yol yapımında agrega malzemesi olarak, kıyı yapılarının inşaatında dolgu malzemesi olarak, istinat duvarları ve çeşitli sanat yapılarında yapı taşı olarak kullanılmaktadır.



İLİN DEPREMSELLİĞİ

Mersin ve yakın yöresi için deprem açısından en önemli tehlikeyi, bölgedeki aktif faylar ile bu faylara olan uzaklıklar oluşturmaktadır. Mersin’i tehdit edebilecek faylar; kuzeyde Çamardı ile Gülek Boğazı arasındaki doğrultu atımlı Ecemiş Fayı; Gülek Boğazı ile Karsantı-Karaisalı arasında uzanan Karsantı-Karaisalı Fay Zonu; Gülek Boğazı ile Anamur arasında uzanan yine doğrultu atımlı Namrun Fay Zonu; 1998 Ceyhan depremine neden olan Yumurtalık-Karataş Fayı; Akdeniz’den geçip Kıbrıs’a uzanan kırık hattı; Mut civarında Mut Fayı; Ovacık-Silifke arasında Ovacık Fayı’dır.
Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü verilerine göre 1900 yılından günümüze kadar Mersin ve yakın yöresinde; 3-3.9 büyüklüğünde 36 adet, 4-4.9 büyüklüğünde 16 adet ve 5-5.9 büyüklüğünde üç adet olmak üzere toplam 55 adet deprem kayıt edilmiştir (Şekil 2). Büyüklüğü 4 ten fazla olan depremlerin iki tanesi deniz içerisinde, geri kalanı karada gerçekleşmiş olup, bunlarında aktif kırıklar ile yakın yöreleri üzerinde yer aldığı görülmektedir. Ancak son yüzyılda oluşan depremlerin 5.5’ten küçük olması, çoğunlukla 3-4 büyüklüğünde yoğunlaşması ve fayların parçalı-küçük olması nedeniyle bu fayların, Kuzey Anadolu’da olduğu kadar büyük ölçekli ve yıkıcı deprem üretmeleri beklenmemelidir.

Depremsellik açısından diğer önemli bir neden de bölgedeki kaya birimleri ile zemin özellikleridir. Yerleşimin yoğun olduğu Erdemli-Mersin-Tarsus arasında yer alan kıyı şeridi genelde gevşek ve sıkı tutturulmamış zeminler üzerinde bulunmaktadır. Kuzey kesimler ise daha sert ve sağlam kayaçlar üzerine kurulmuştur. Deprem sırasında gevşek zeminler, sağlam zemin ve kayalara oranla çok daha fazla etkilenmekte ve en büyük hasarlar burada gözlenmektedir. Adana ve yakın yöresi ile Kıbrıs yayında (Akdeniz içerisinde) meydana gelebilecek 7 veya daha büyük ölçekli bir deprem, yüksek katlı yapıların bulunduğu sahil şeridinde oldukça yıkıcı hasarlar oluşturabilir. Bu nedenle bu bölgelerde bir an önce yeni bir imar planı hazırlanmalı, çok katlı bina yapımından biran önce vazgeçilmeli ve eski yapılmış binaların depreme dayanıklı hale getirilmesi gerekmektedir .



İKLİM

Mersin ili ve çevresinde yaygın olarak tipik Akdeniz ikliminin etkisi görülür. Yazları kurak ve sıcak, kışlar ise ılık ve yağışlıdır. Ortalama yağış miktarı 1930-2001 yılları arası dönemde 603 mm olarak hesaplanmıştır. Son 30 yıllık döneme bakıldığında yıllık ortalama yağış 450-736 mm arasında değişmektedir. Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü’nün yağış gözlem istasyonu verileri, dağlık kesimlerde yağışların daha yüksek olduğunu göstermektedir. Yıllık ortalama sıcaklık 18,7 C°’dir. Yıl içinde sıcaklığın en düşük olduğu aylar Ocak ve Şubat; en yüksek olduğu aylar ise Temmuz ve Ağustos aylarıdır. Kıyı bölgelerinde hakim rüzgar yönü güneybatı-batıdır. Kent içinde yıllık ortalama rüzgar hızı 2,1 m/s olarak ölçülmüştür. Nispi nem oranı son 30 yıllık dönemde ortalama % 64,1 olup, yıl içinde birbirlerine yakın değerler sunmakta, % 60,0 - % 66,6 arasında değişmektedir. Yıllık ortalama kapalı günlerin sayısı 40,7 gün olarak gerçekleşen bölgede, deniz suyunun ortalama sıcaklığı 20,8° olarak ölçülmüştür.

0

#3
Kullanıcı çevrimdışı   patriot34 

  • KD ™ Dost
  • Grup: Kadim Dost
  • Mesaj sayısı: 2.836
  • Kayıt tarihi: 05-Mayıs 08
  • Gender:Male
  • Location:iSTANBUL
Forum İtibarı: 3
Henüz Tanınmıyor
Tarihçe

forum

20. YÜZYILA KADAR MERSİN TARİHİ

Kilikia, jeolojik yapısına bağlı olarak ikiye ayrılır: Dağlık Kilikia (Trakheia) ve Ovalık Kilikia (Pedias). Dağlık Kilikia, Korakeison (Alanya)’dan Soloi/Pompeipolis’e (Viranşehir) kadar uzanır. Ovalık Kilikia, Soloi/Pompeipolis’den başlayıp, doğuda Alexandria Kat İsson (İskenderun)’a kadar olan bölgeyi içerir. Stratejik coğrafi konumu itibariyle Kilikia, tarihinin her döneminde önemli olaylara sahne olmuştur. Mezopotamya’dan Sardes’e uzanan ticaret yolunun Kilikia kapısından (Pylai Kilikias) geçtiğini Xenophon bize bildirmektedir.

Kilikia bölgesinin tarihi, Mersin Yumuktepe ve Tarsus Gözlükule’de yapılan kazıların buluntuları sonucunda, Proto-Kalkolitik ve Neolitik çağa kadar gitmektedir. Hitit’lerin Anadolu’ya egemen oldukları uzun yıllar boyunca, Kilikia’da da faaliyette bulunduklarını yine kazılardan çıkan mimari buluntularla belgelemek mümkündür. Kilikia ismi ilk kez M.Ö. 8. yüzyılda Asur dokümanlarında görülür; bundan önce ise M.Ö. 13. yüzyıla inen Mısır kayıtlarında bu ülke “Kedi” ya da “Kode” isminin çeşitli söylenişleriyle görülmektedir.

Batı Kilikia’da M.Ö. 8. yüzyıl sonu - M.Ö. 7. yüzyıl başlarında Hellen kolonizasyon hareketleri görülmektedir. Pomponius Mela’ya göre Samos’lular Kelenderis’i ve Nagidos’u, Aegina’lılar Aphrodisias’ı, Lindos’lular da Soloi ve Tarsos’u kurmuşlardır. Kilikia bölgesinde M.Ö. 6. yüzyıldan itibaren sırasıyla önce Pirundu yerel krallığının, sonra Babil ve Pers egemenliklerinin hüküm sürdüğü görülür. M.Ö. 6.yüzyıl başlarında başkenti Ura şehri olan Pirundu krallığı Lamos (Limonlu) ve Kalykadnos (Göksu) nehirleri arasında güçlenmiştir. Bu güç, M.Ö. 557 yılında Babil krallığı tarafından yıkılmış ve bu M.Ö. 546 yılına kadar bölgeyi yöneten bağımsız Syennesis sülalesine yaramıştır. Bu tarihte Anadolu’yu istila eden Perslerin eline geçen Kilikia bölgesinde, M.Ö. 521 yılında tahta geçen Darius ile birlikte bir satraplık kurulmuştur. Ancak bölge yine de yerli bir sülale tarafından yönetilmiş ve Persler’e 500 talent gümüş ve 500 beyaz at vergi vermekle yükümlü kılınmıştır. M.Ö. 5. ve 4. yüzyılda Pers egemenliğine rağmen özellikle Kelenderis, tarihinin parlak dönemlerinden birini yaşamıştır. Attika-Delos Deniz Birliği’nin en doğudaki üyesi olma özelliğini elde eden bu kentin ismi aynı zamanda M.Ö. 425 yılındaki Atina vergi listelerinde de görülmektedir. Bu durum Atina’nın himayesinin Kilikia kıyılarına kadar uzandığını ve onların koruyuculuğu altında Kilikia’nın bağımsızlığını koruyup ticari faaliyetlerine devam ettiğinin göstergesidir.

forum

Kilikia hakkındaki en kapsamlı bilgiler, İskender sonrasındaki döneme aittir. İskender Anadolu’ya geçtikten sonra M.Ö. 333 yılında Persleri ikinci kez Issos’da yener ve İskender İmparatorluğu içinde Kilikia da yer alır. İskender’in genç yaşta ölmesinin ardından fethettiği topraklar, müttefik üç general tarafından paylaşılır ve Kilikia’da Seleukoslar dönemi başlar. Bu dönemde Seleukoslar’ın başında Seleukos I. Nikator vardır.

M.Ö. 68 yılı civarlarında Roma senatosunun Kilikia’yı, başkenti Tarsus olan bir Roma eyaleti yapmaya karar vermesi bölgenin geleceği için bir dönüm noktası olmuştur. Böylece Kilikia provincia militaris (askeri bölge) ilan edilmiş olur. Bu ilan, Dağlık Kilikia’nın doğrudan Roma’nın idaresine bağlanması ve bu tarihten sonra düzenli olarak Roma valileri tarafından yönetileceği anlamına gelmektedir.
Roma ve Bizans egemenliğini yaşadıktan sonra XVII. yüzyıldan itibaren Müslüman Arapların da görüldüğü bölgede, Bizans’ın merkezi otoritesinin zayıflamasıyla birlikte aralarında Ermeni prensliklerinin de bulunduğu çeşitli feodal örgütlenmelere rastlanmaktadır.

Linkleri görmek için lütfen Giriş Yapın yada Üye Olun. ESKİ ZIRAAT BANKASI BİNASI

İçel adının kökenine gelince; ilk kez XII. yüzyılda Göksu ırmağının iki yanındaki bölgeye Türkler “İÇEL” demişlerdir. Dağlar arasından girilmesi ve görülmesi güç bir yer olduğu için Selçuklular’ın bölgeyi böyle isimlendirdiği düşünülmektedir.

Mersin adının kökeni konusunda iki değişik görüş yaygın olarak kabul edilir. Bunlardan birincisi, civarda yetişen ve Akdeniz ikliminin tanıtıcı bir bitkisi olan Arapların da Hambales dedikleri Myrtus-Mersin ağacı nedeniyle bölgeye Mersin adı verildiğidir.

İkincisi ise Mersin adının bu bölgede yaşayan “Mersinoğulları veya Mersinoğlu” adındaki bir Türkmen ailesinden geldiğini kabul eden görüştür. Evliya Çelebi’de seyahatnamesinde bölgede yetmiş evli bir Türkmen ailesinin bulunduğunu ve bu ailenin adının da Mersinoğlu olduğunu belirtmiştir. Bir başka görüşe göre ise, Mersin adı bir bitkiden değil, yörede yaşayan Mersinoğlu adındaki aşiretten kaynaklanmaktadır. Mersin adına Anadolu’nun çeşitli yörelerinde rastlamak mümkündür. Örneğin; İzmir, Ordu ve Trabzon’da Mersin, Mersinlik adında köyler bunlardan birkaçıdır.
Mersin’in sınırları içinde yer alan yerleşim yerlerinin, tarih içinde bir çok farklı siyasal ve yönetsel yapı içinde yer aldığı görülmektedir. Araplar ve Bizanslılar arasında bir kaç kez el değiştiren bölge, Araplarca “sûğur” adı verilen sınır bölgelerinden biri olmuştur. Bu sınır bölgeleri konumları itibarıyla sıklıkla egemen devletlerin değişmesine tanık olmuştur. İl, Osmanlı egemenliğine değin önce Bizans ile İslam dünyası arasında, sonra Selçuklu ve Osmanlı Devleti ile Memluklar arasında bir sınır bölgesi olarak el değiştirip durmuştur. Yine bir sınır bölgesi olması nedeniyle, gerek Bizans ve büyük islam devletlerinin değişik dönemlerindeki zayıflıklarından da yararlanarak bölgede feodal diye adlandırılabilecek olan Kilikia Ermeni Prensliği ve Ramazanoğulları Beyliği gibi bölge merkezli siyasal oluşumlara da rastlanmaktadır.
Mersin, Müslüman Arapların 637 yılında bölgeye ulaşan ilk akınlarından 965 yılında Bizans’ın tekrar egemen olmasına kadar, yaklaşık 25 kez el değiştirmiştir. Ancak 637 yılından itibaren il, Hıristiyanlığın yanı sıra İslam kültürünün silinmez izlerini taşımaya başlamıştır.

Bizans’ın Doğu sınırlarındaki feodal Ermeni prensliklerinin varlığına son vermesine ve ilin de içinde bulunduğu bölgeye bir kısım Ermeniler’in göç ettirilmesine 976 ile 1025 tarihleri arasında rastlanır. Bizans İmparatorluğu’nun merkezi gücünün zayıflaması üzerine bölgede 1081’den itibaren Ermenilerin geçici feodal örgütlenmelerine rastlanmaktadır. Bölgedeki Ermeni Prenslikleri, bölgenin sınır özelliklerinden de yararlanarak bazen Bizans’ın, bazen Moğolların ve Memlukluların denetiminde varlıklarını sürdürmeye çalışmış, 1360’da bölgenin kesin Memluk denetimine girmesiyle Ermeni siyasal örgütlenmeleri sona ermiştir.

Türkler’in bölgede ilk kez görülmeleri ise Anadolu Selçuklu Devleti’nin kurucusu Kutalmış oğlu Süleyman fiah önderliğindeki Türkmen gruplarının 1082-1083 yılları arasındaki akınlarıyla olmuştur. 1097 yılında ilk Haçlı Seferleri sırasında Tankred ve Baudovin’in yardımıyla yerel Ermeni güçlerinden tekrar Bizans’a geçen egemenlik, 1099’da Antakya Prensliğini kuran Haçlı Orduları önderi Bohemond’un denetimine girmiştir. Ancak bu denetim uzun sürmemiş ve bölgede 1100-1130 yıllarında yerel Ermeni güçlerinin yönetimi devam etmiştir. 12. yüzyılda da bu bölgede bağımsız hareket etmek isteyen Ermeni unsurları ile Bizans arasındaki çatışmalara, Anadolu Selçukluları ve yine bağımsız hareket eden Türkmen unsurları da katılmıştır. 1155 ile 1192 yılları arasında yoğunlaşan Türkmen akınları ve yerleşimleri ileride bu sınır bölgesinde bağımsız hareket eden Türkmen beyliklerinin de kurulmasına neden olmuştur. 1189 yılında, içinde Alman İmparatoru Frederick Barbarossa’nın da bulunduğu Haçlılar yine bölgede konaklamışlardır.
1243 ile 1253 yılları arasında Moğol denetimine giren bölge, 1318 yılında Karamanoğulları, Moğollar ve Memlukların egemenlik savaşlarına sahne olmuştur. Bu savaşlar sonucunda 1374 yılında kesin olarak Memlukların etki alanı içine giren bölge, büyük ölçüde bağımsız hareket edebilen ve özellikle Ramazanoğulları’nın ön plana çıktığı Türkmen Beyliklerinin yönetiminde kalmıştır. Bu Türkmen beyliği bazen Karamanoğullarına, bazen Memluklara ve daha sonra Osmanlılara bağlı olarak ve bu ülkeler arasındaki çatışmalardan yararlanarak varlıklarını sürdürmeye çalışmışlardır. Ramazanoğulları’nın bölgedeki etkinliğinin çok daha önceleri, 1338’den itibaren, başladığı anlaşılmaktadır.



Osmanlı padişahı Fatih Sultan Mehmet’in 1476’da Karamanoğulları Beyliği’ne son vermesi üzerine ilin de bulunduğu coğrafya, Osmanlıların ve Memlukların doğrudan karşılaştıkları bir alan olmuştur. 1482 ile 1485 yılları arasında Osmanlılar’ın Kilikya’ya inmesi ve Memluklar’a bağlı Ramazanoğulları’nı bir kaç kere yenmesine karşın 1485’ten sonra da bölgede Memluklar’ın etkisi sürmüştür. Özellikle 1488 yılında Adana Ağaçayırı’nda Veziriazam Hadım Ali Paşa’nın 60 bin kişilik ordusunun Memluk ordusuna yenilmesi, Osmanlı’nın bölgeye egemen olma konusunda karşılaştığı güçlükleri göstermektedir. Osmanlı Devleti, bölgeye ancak 1516-1517 yıllarında Mercidabık ve Ridaniye Savaşı’ndan sonra egemen olabilmiştir.

Osmanlı egemenliği ile birlikte Osmanlı’nın yönetsel birimlerindeki değişim ve gelişmelere bağlı olarak Mersin’in içerisinde bulunduğu bölge, değişik yönetim birimleri içinde yer almıştır. Yavuz Sultan Selim’in Mısır Memlukları’nı 1520’lerde yenmesinden sonra oluşturulan “Vilâyet-i Arab”ın sınırları içerisinde Adana, Uzeyr, Tarsus ve Sîs sancakları yer almaktadır. Daha sonra Halep Vilayetine bağlanan bölge, 16. yüzyılın sonlarında yeni oluşturulan Adana vilayetine bağlanmıştır. 1571 yılında bölgenin bir kısmı Karaman Eyaletine bir kısmı ise yeni ele geçirilen Kıbrıs Beylerbeyiliği’ne bağlandı. 1660 yılından itibaren Kıbrıs Beylerbeyiliği’nden ayrılan bölge, yine Adana Eyaleti’nin sınırları içine alınmıştır. Tapu tahrir defterlerindeki kayıtlara göre ilimiz sınırlarını kapsayan bölge, 16. yüzyılda Adana, Tarsus ve İçel İl Sancakları arasında paylaştırılmış durumdadır. Buna göre Tarsus Sancağı Nefs-i Tarsus ve Tarsus, Kosun, Ulaş, Kuş-Temür nahiyelerinden oluşuyordu. İçel Sancağı ise Ermenek, Selendi, Anamur, Gülnar, Silifke Nahiyelerinden ve Karı/Kara-taş, Mud, Sinanlu ve Bozdoğan kazalarından oluşuyordu.

1856 yılı verilerini kullanmış olması gereken 1857 tarihli Devlet Salnamesi’nde ise ilin bulunduğu bölgedeki Osmanlı yönetimi Karaman Eyaleti’ne bağlı İç-İl Livasından (Sancağından) ve Adana Eyaletine bağlı Tarsus Livası’ndan oluşmaktaydı.

İç-il ve Tarsus Livaları aşağıdaki yerleşim yeri veya küçük yönetim birimlerinden oluşuyordu:

LİVA-YI İÇ-İL: Ermenek, Nevahi-yi Ermenek, Karataş mea Argadı, Silinti mea Bülke-i Pazarcık ve Bülke-i İnce-ağız, Anamur nam-ı diğer Mamuriye, Gülnar nam-ı diğer fiilindire mea Bülke-i Boz-ağaç ve Bölke-i Yörükân ve Bölke-i Gerîne, Selefke, Evkaf, Bölke-i Cebel, Nahiye-i Zeyne, Sarıkavak, Mud, Sinanlu, Aşiret-i Keşlü, Aşiret-i İrmelü, Aşiret-i Bolaclu/Polaçlu, Aşiret-i Tatar, Aşiret-i Karabocılu, Aşiret-i Kara-hacılu, Aşiret-i Bahşaş, Aşiret-i Kürdeci, Aşiret-i Sandallu, Aşiret-i Hayrillü/ Hayraiüllü, Aşiret-i Kıbtıyân, LİVA-YI TARSUS; Tarsus, Nahiye-i Elvanlı, Nahiye-i Olaş, Nahiye-i Gökçelü, Nahiye-i Koştemir, Nahiye-i Namrun Bölkesi, Nahiye-i Yelkesi, Kasun mea Gülek.

1867 yılındaki Vilayet Nizamnamesi’nde İç-il Sancağı varlığını sürdürmekle beraber, Tarsus’un sancak merkezi olmaktan çıkarılarak Adana Vilayeti’ne bağlandığı görülmektedir. 1877 yılında ise Tarsus ve Mersin şehirlerinin Adana Vilayeti’nin Adana Sancağı’na bağlı birer kaza merkezi haline getirildiği görülmektedir. İlimizin merkezi olan Mersin, bu sıralarda 1852 yılına kadar Tarsus kazası içinde yer alan bir köy olmasına karşın, bu tarihten itibaren Tarsus’un bir nahiyesi haline getirildi. 1864 yılında da Tarsus’tan ayrı bir kaza merkezi oldu. 1888 tarihinde Mersin, Adana Vilayeti’ne bağlı bir sancak merkezi oldu. Tarsus da Mersin’e bağlandı. Ancak bir süre Mersin Sancağı’nın sancak merkezi Tarsus oldu. Nitekim II. Meşrutiyet Dönemi’nde de bu yönetim bölünmesinin sürdürüldüğü görülmektedir. Osmanlı Devleti’nin son günlerinde; Birinci Dünya Savaşı sonrasında Türk yönetiminden çıkma tehlikesini ve bazı bölgelerinde işgali yaşayan ilimiz, Milli Mücadele’ye bütün gücüyle katılmıştır.

1.2. MİLLİ MÜCADELE DÖNEMİ’NDE MERSİN

Çukurova Bölgesi, 30 Ekim 1918 tarihinde imzalanan Mondros Mütarekesinden sonra İngilizler ve Fransızlar tarafından işgale uğramıştır. İşgalden itibaren büyük zorluklar yaşanmış olmasına karşın bu durum Mersinlileri yıldırmamış, Mersin ve çevresini Kuvayi Milliye’nin güçlü direniş cephelerinden birisi haline getirmiştir.

Birinci Dünya Savaşı, Osmanlı Devleti için 25 maddelik Mondros Mütarekesi ile sona ererken, bu antlaşmanın Mersin’i doğrudan ilgilendiren hükümleri; 5., 7., 10. ve 16. maddeleri olmuştur.
Tüm yurtta olduğu gibi işgallerin resmi gerekçesi olan 7. madde uyarınca Çukurova ve Mersin de işgal edilmiştir.

İşgal döneminde bölgede sivil cemiyetler, askeri (Kuvayi Milliye) örgütlenmeler ve direnişler vardı. Ancak Pozantı Kongresi istisnası dışında kongre hareketlerine rastlanılmamıştır. Mustafa Kemal, mütarekenin imzalanmasının hemen ardından Adana’ya gelerek Alman Mareşali Liman Von Sanders’ten Yıldırım Ordular Grubu Kumandanlığı’nı devralmıştır. Burada Adana Vilayeti’ne bağlı sancaklardan gelen temsilcilerle görüşmüş, onlara alınması gereken tedbirler konusunda bilgi vermiştir. Bu görüşmelerde Mersin Sancağı’nı o tarihte Adana Lisesi Müdürü olan Niyazi Ramazanoğlu temsil etmiştir. Mustafa Kemal, 5 Kasım 1918’de Mersin’e gelmiş burada mutasarrıfla, jandarma bölük yüzbaşısı ile görüşmüş ve depodaki silahların bol cephane ile dağ köylerine dağıtılmasını tavsiye etmiştir.
Mersin’de işgal haberinin duyulması halkta heyecan ve telaş yaratmıştır. Çok geçmeden Mersin, 17 Aralık 1918’de mütarekenin ilgili hükümleri gerekçe gösterilerek ordusundaki askerlerin çoğunluğu Hintli askerlerden oluşan İngilizler tarafından işgal edilmiştir.

İngiliz işgalinin gerçekleşmesinin üzerinden bir hafta sonra Fransızların da işgale katılacakları söylentisi halk arasında yeniden heyecan yaratmıştır. Bu sırada İngiliz İşgal Komutanlığı, mutasarrıflığa başvurarak Fransız birlikleri için yer gösterilmesini istemiş, kendisine gösterilen binalar arasından şehrin ortasındaki Taşhan’ı uygun bulmuştur. 1 Ocak 1919’da Fransızlar da aynı yöntem ve gerekçelerle Mersin’i işgal etmişlerdir. Böylece Mersin, iki müttefik devlet tarafından işgal edilmiş duruma gelmiştir.

İşgalin, mütarekenin hemen ardından erken bir tarihte gerçekleştirilmiş olması, bölge halkının hazırlıksız yakalanmasına sebep olmuştur. Özellikle İngiliz işgali sessiz sedasız yapılmış, şehirde yapılmaya çalışılan protesto eylemleri de jandarmanın sıkı güvenlik önlemleri sayesinde etkisiz hale getirilmiştir. İstanbul hükümetine çekilen protesto telgrafları da sonucu değiştirememiştir. İstanbul’da bu tepkileri bir çatı altında toplama uğraşımı “Kilikyalılar Cemiyeti”nin kurulması ile sonuçlanmıştır.

İşgal süresince Mut’ta, Mersin’de, Gülnar’da, Silifke’de, Arslanköy’de kurulmuş olan müdafaa-i hukuk teşkilatları, çeşitli silahlı birlikler oluşturarak yörede Fransızlara karşı önemli bir mücadele yürütmüşlerdir.

Sivas’tan gelen yönergeler doğrultusunda oluşturulan Mersin Savunma Grubu içinde Sahil, Bozo, Emirler, Hamzabeyli, Çopurlu, Alsancak, Buluklu ve Efrenk müfrazalari gibi savaşçı birlikleri İçme Savaşı, Su Bendi Savaşları, Gudubes Savaşları Emirler Savaşı gibi işgal kuvvetlerini yıpratan savaşları yürütmüşlerdir. Mersin, bu acı işgalden ancak 20 Ekim 1921’de Fransızlar’la Türkiye arasında imzalanan Ankara Anlaşması’ndan sonra kurtulabilmiştir.

Çukurova’nın kurtuluş tarihinde “20 günlük ateşkes” adıyla bilinen olay TBMM hükümeti ile Fransa arasındaki savaşı sona erdirecek zeminin oluşmasını sağlamıştır. Mustafa Kemal Nutuk’ta 20 Günlük ateşkesle ilgili olarak; Mösyö Duquest namında birinin kontrolünde bir Fransız heyetinin Ankara’ya geldiğini, bu heyetle 20 günlük bir mütareke yapıldığını ve bu mütarekeye TBMM’de bazı milletvekillerinin itiraz ettiklerini ancak amacının Adana mıntıka ve cephelerinde bulunan ve kısmen askerlerle de takviye olunan milli kuvvetleri sükunetle tanzim ve tensik etmek olduğunu ifade etmiştir.
Fransızlarla antlaşmaya giden süreç Mustafa Kemal tarafından şöyle belirtilmiştir:

“II. İnönü Zaferi ile Yunan Taarruzu kırılmıştı. Rusya ile Moskova Antlaşması yapılmış ve Doğudaki durumumuz anlaşılmıştır. İtilaf devletlerinden milli esaslarımıza riayet edebileceklerle, anlaşma arzu edilmekte idi. Bilhassa Adana, Ayıntap ve havalisini yabancı işgalinden kurtarmak bizce mühim görülmekte idi. Çeşitli sebeplerden dolayı Fransızlarında bizimle anlaşmaya meyilli oldukları anlaşılmakta idi”.
20 günlük ateşkes süresi daha dolmadan taraflar arasındaki çarpışmalar yeniden başlamıştır. Fransa’da Millerand’ın yerine Başbakan olan Legues, Sevres hükümlerinin değiştirilebileceğinden bahsetmeye başlamıştır. Bu arada Türk dostu olarak tanınan Fransız yazarı Pierre Loti de Fransa’nın Türk politikasını eleştiren yazılar yayımlamış, Türklerle dostça ilişkiler kurup Kilikya bölgesinin de boşaltılması gerektiğini belirten yazılarla Fransız kamuoyunda Türkler lehine bir ortam yaratmıştır.

20 Ekim 1921’de Türkiye Dışişleri Bakanı Yusuf Kemal Tengirşenk ile Franklin Bouillon (Buyyon) arasında geçen 2 haftalık müzakereden sonra 13 madde halinde düzenlenen (Accord Franco-Turc), “Ankara Antlaşması” imzalanmıştır. Bu antlaşmaya göre Suriye sınırımız Hatay dışında bugünkü şekliyle çizilmiş ve Fransızlar 20 Aralık 1921 tarihine kadar bu sınırın kuzeyinde kalan askerlerini çekmeyi kabul etmişlerdir. Ayrıca Fransızlara bu antlaşmayla bazı maden ocaklarıyla, Adana’da bir pamuk fabrikasının işletme hakkı ve Anadolu’daki bazı okulların varlıklarını sürdürmelerine olanak tanınmıştır. Fransızlar da Anadolu’ya getirdikleri silah ve malzemelerinin bir kısmını Türklere bırakmışlardır. Ankara Antlaşması Güneydoğu Anadolu ile Çukurova’da süregelen savaşlara son veriyor, işgal altındaki yörelerin kurtarılmasını sağlıyordu. Bölgede, 5 Ocak 1922 tarihine kadar devir ve teslim işlemleri de sona ermiştir.

Mersin’in işgalden kurtuluş tarihi ise 3 Ocak 1922’dir. Tartışmasız bir gerçek vardır ki Çukurova’nın işgalden kurtuluşunu simgeleyen süreç 20 Ekim 1921 tarihinde TBMM hükümeti ile Fransa arasında imzalanan Ankara Antlaşması ile başlamıştır. Bu tarihten sonra Fransız ordusu ile antlaşmanın resmi hükümleri yerine getirilmiş ve Fransızlar Türk topraklarından çekilmeye başlamışlardır.

KAYNAKÇA

1. Kurtuluş Savaşı’nda İçel, Türkiye Kuvayi Milliye Mücahit ve Gazileri Cemiyeti Mersin Şubesi Yay., İstanbul, 1971. s.29-31.
2. M.Kemal’in Pozantı Kongresi ve Adana’nın Kurtuluşu, İpek Matbaası, Adana, 1963, s.15.
3. Milli Mücadele’nin Sosyal Tarihi (Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri), İstanbul, 1997, s.219.
4. İçel Tarihi, Güzel Sanatlar Matbaası, Ankara, 1968, s.245-246.
5. Mustafa Kemal ATATÜRK, Nutuk, Cilt II, (1920-27) 5.baskı, ist.1962, s.453.
6. Şerafettin TURAN, Türk Devrim Tarihi, 2.Kitap, Ankara, 1992, s.218-219.



MODERN ZAMANLARDA MERSİN

Cumhuriyetin ilanıyla birlikte Mersin, vilayet merkezi ve vilayetin ismi de Mersin Vilayeti olmuştur. 1933 yılında 2197 sayılı yasayla İçel (Silifke) ve Mersin Vilayetleri birleştirilerek bugünkü sınırlarıyla İçel Vilayeti oluşturulmuştur. 20 Haziran 2002 tarihinde TBMM'de kabul edilen bir kanunla ise İçel adı yeniden Mersin olarak değiştirilmiştir.
Mersin, ülkemizin en hızlı gelişen bölgelerinden biridir. 1870’lerde 8047 nüfuslu bir kazayken, aradan geçen 57 yıl sonra 1927’de Mersin Vilayeti’nin merkez ilçesinin nüfusu 47.000’e ulaşmış böylece Akdeniz’in önemli kentlerinden birisi durumuna dönüşmüştür.

forum

Sancağın genel gelirlerine baktığımızda Mersin Sancağı’nda en çok gelir getiren kalem tarım idi. Daha sonra sırasıyla hayvancılıktan, emlâk ve akar vergisinden, kazanç vergisinden ve gümrükten gelir elde edilmekteydi. Önemli meslek dalları; dokumacılık, manifatura, yağ, şarap ve rakı üreticiliği, ormancılık, hayvancılık, un üreticiliği, kerestecilik ve ziraatten ibarettir.
Mersin’in yönetsel alandaki gelişmesiyle sosyo-ekonomik alandaki gelişmesi arasında bir paralellik görülmektedir. Bir başka deyişle tarihsel süreç içerisinde Mersin’in ekonomik, sosyal ve demografik bakımından gelişmesi, onun idari durumunun değişmesine neden olmuştur. Bu gelişmenin nedenleri üzerine şu saptamaları yapabiliriz:
19. yüzyılın başlarına değin kullanılmakta olan Tarsus (Kazanlı) Limanı’nın alüvyal biriktirmeler sonucunda buradaki nehrin ağzının dolması artık gemilerin kıyıya yaklaşmalarına engel olmuştur. Böylece antik dönemden itibaren kullanılan Tarsus yerine gemilerin yanaşmasına daha elverişli Mersin Limanı kullanılmaya başlanmıştır. Mersin Limanı bir doğal limandır. Doğal limanlarda akla gelebilecek her yerden kara ve deniz yoluyla her türden insan ve mal biraya gelir. Tarihçilerin ve coğrafyacıların sık sık dikkatleri çektikleri gibi çevre (periferi) liman kentleri, dünya kapitalist ekonomisiyle bağlantıda olan ayrıcalıklı yerlerdir. Buradaki ticaret 19. yüzyılda gerçekleşen kapitalist açılma döneminde önem kazanan liman kentlerinin fiziksel görünümünü, ekonomik ilişkilerini, nüfus dinamiklerini, sınıf yapılarını ve kültürel yaşamlarını kökünden etkilemiş ve değiştirmiştir.

1869 yılında açılan Süveyş Kanalı’nın Akdeniz ticaretine ve Mersin Limanı’na canlılık getirdiği bir gerçektir. Ancak bu tarihte Mersin’in henüz bir kaza olması, Mersin limanının İzmir, İstanbul, Trabzon ve Beyrut limanlarına karşın geç dönem bir Akdeniz limanı olduğunu göstermektedir.

Bölgede üretimi yapılan tarımsal ürünlerin ihracatının ucuz ve güvenli bir biçimde yapılabilmesi için Mersin Limanı ile Adana ve Tarsus demiryolu bağlantısı 1888 yılında yapılmıştır. Böylece Mersin artık ithalat ve ihracatın yoğunluklu olarak yapıldığı bir liman kenti olmuştur. İthalatı yapılan ürünler yine buraya getirilip buradan çevre vilayetlere, sancaklara, kazalara ve köylere ulaştırılmıştır.

19. yüzyılın sonlarında kentte İngiltere Fransa, İtalya, Mısır, Yunanistan, Almanya, Rusya gibi ülkelerin konsolosluklarının bulunması, yörede gelişmiş bir ticaretin varlığının işaretidir. Çukurova gibi tarımsal alanla, sanayi merkezleri arasındaki mal taşımacılığını gerçekleştiren tüccarlar, zaman içerisinde Mersin gibi liman kentlerine yerleşmişler ve geçimlerini bu yoldan devam ettirmişlerdir. Salnâmelerde de belirtildiği üzere gayrimüslimler ve yabancılar ticaretle uğraşırken, Türkler genellikle tarım ve hayvancılıkla geçimlerini sağlamaktaydı.

Çukurova’da tarım yapılabilecek alanların ıslah edilmesine bağlı olarak bölgede tarımsal üretim miktarı ve çeşidi artmıştır. Amerikan İç Savaşı (1861-1865) döneminde Avrupalı sanayicilerin pamuk ihtiyacının belirmesi ve bölgedeki üretimi artırma çalışmaları olumlu sonuç vermiş ve salnâmelerde belirtildiği gibi pamuk, sanayi ürünleri arasında üretimi en fazla yapılan ürün olmuştur.
1980 sonrasında ise faaliyete geçen Mersin Serbest Bölgesi ve Organize Sanayi Bölgeleri ile Mersin Sanayisi ve bölge ekonomisi önemli bir atılım içine girmiştir.

MERSİN’DE SON DURUM:

Mersin kent nüfusu da, 1980 sonrası yoğun bir göç dalgasıyla karşı karşıya kalarak devamlı artış göstermiştir.
Bu artış oranları, bölge ve Türkiye nüfus artış ortalamasının üzerinde yer almıştır. Bu anlamda Mersin bir göç merkezi haline bürünmüştür. Türkiye’de olduğu gibi Mersin’de de kentleşmenin gelişiminde itici, çekici ve iletici güçler etkili olmuştur.

Bu üç güç çerçevesinde kentler gelişimini sürdürmüştür. Mersin’in bu süreç içerisinde; ılıman iklimi, iş gücü potansiyeline sahip olması, yaşam koşullarının çok uygun olması, turizm, sanayi, ticaret ve son 10 yıldır da üniversite olma özelliklerini/kimliklerini içerisinde barındırıyor olması Mersin’i “çekici” kılmıştır.
Ancak bu çekicilik karşısında nüfusu Mersin’e yönelten göçe asıl kaynaklık eden itici faktörler de vardır. İtici ve çekici güçler/faktörler çerçevesinde düşündüğümüzde Mersin’de kentsel gelişim açısından gecekondulaşma, düzensiz yapılaşma, çevre kirliliği gibi çeşitli sorunlar doğmuştur.

Bütün bu sorunlarına rağmen Mersin, Akdeniz boyunca uzanan, sonu gelmeyen temiz kumsalları, portakal ve limon bahçeleri ile bir çok tarihi eserin bulunduğu, ülkemizin kendi kendine yetebilen sayılı şehirlerinden birisidir. Dünyada üç ilahi dine mensup insanların mezarlarının yan yana olduğu başka bir şehir yoktur.
Türkiye’nin en büyük gökdeleni, cumhuriyet tarihinin en büyük ikinci camisi ve Hıristiyan dünyasının önemli merkezlerinin de bulunduğu Mersin, büyük şehirden sonra devlet opera ve balesinin bulunduğu tek şehrimizdir.

Topraklarının % 50,8 orman olan Mersin, tertemiz havası, gelişmiş ekonomisi ve kültürel çeşitliliğinin verdiği hoşgörü ile 2000’li yıllarda da yerleşenin bir daha ayrılmadığı bir kent olmayı sürdürecektir.


Ulusal Bağımsızlık Savaşı

Mersin'in ingiliz ve Fransızlar Tarafından işgali
Ünlü bir iktisat tarihçisi:"Ekonomik çıkarlar neredeyse, asker ve savaş oradadır" diyor. 1 .Dünya Savaşı ekonomik nedenlerle çıkmıştı. Savaş sonucunda yenik düşen ülkelerin öncelikle ekonomik alan-larına ve kaynaklarına el konuldu.

30 Ekim 1918, yer, Limni adasının Mondros limanında demirli İngiliz Agamemnon zırhlısı. 1.Dünya Savaşı sonlarında yenik düşen Osmanlı İmparatorluğu heyetine, İtilaf Devletleri adına Ferik Amiral Sir S.A.G. Calthrope, 25 maddelik bir Mun'akit Mütâreke-Nâme imzalatmaya zorluyordu.

Tarih kitaplarımızda "Mondros Mütarekesi" olarak geçen bu sözde ateşkes anlaşması gerçekte 600 yıllık bir imparatorluğun siyasi ve ekonomik egemenliğini sona erdiren acı bir belgeydi. Sömürge imparatorlukları bu belgeyle yetinmediler. Şubat 1919'da Paris'de toplanarak Batı Anadolu'yu Yunanistan'a vermeyi kararlaştırdılar. Bundan böyle tükenmiş imparatorluğun kalbi olan Anadolu, dört bir yandan işgale başlanacaktı.

17.12.1918 günü sabahı İngilizler Mersin'i işgale başladılar. Ş.Develi bu işgali şöyle anlatır: "Saat 9'da Mersin iskelesine yaklaşan bir filikadan çıkan İngiliz Subayı, iskele komiser muavi¬nine bir zarf vererek gemisine dönmüştür. Mutasarrıf Galip Bey, Hükümet Konağı'nda Jandarma Bnb. Hüseyin Hüsnü, Emniyet Komiseri Hüsnü ile toplantı halindeydi. Tercüme edilen ingiliz subayının getir¬diği mektupda "Ateşkesin 7. maddesi uyarınca ve son anlaşmaya göre asayişi sağlamak amacı ile Kilikya'nın işgaline Mersin'den başlanacağını, çıkarmanın istasyon yakınlarındaki iskeleden yapılacağını, Osmanlı idaresine ve memurlarına karışılmayacağı, işgalin geçici olduğu, halkın heyecana kapılmaması ve herhangi bir karşı koyma sorumluluğunun idare amirlerine ait olacağı bildiriliyordu ve "iskele civarı meydanlığı, İngiliz fabrikaları, istasyon binası ve Amerikan Kolejinin işgal edileceği, gerekli tedbirlerin alınması" isteniyordu.

Saat 10 sularında Yzb.Mehmet Selahittin Han'ın Müslüman Hint bölüğü Alman iskelesinden çıkarak İngiliz fabrikasına yerleşmişlerdi. İşgalin ilk günleri olaysız geçmiştir. İşgalin başında bulunan Bnb.Bak, Mutassarrıf Galip Bey ile irtibat kurmuş ve yönetime karışmamıştır. İşgalci İngilizler karar¬gahlarını Amerikan Koleji binasına kurmuşlar ve Üstg.Arthur komutasında istasyonda bir kontrollük tesis etmişlerdir. Olaysız geçen 16 günden sonra 2.1.1918 günü Yrb.Romieu komutasında Fransız işgal askerleri ve Ermeni Lejyon alayı Gümrük iskelesinden çıkarak Taşhan'a yerleşmiş ve işgale katılmışlardır. Fransız işgal kuvvetlerini Ermeni gönüllüleri; Taşhan, Araplar köyü, Hristiyan köyü ile Zeytinlibahçe'de çadırlara, Tunuslu ve Cezayirli askerler de askeri kışlaya ve Müftü Medresesi'ne yerleşmişlerdir.
12.11.1919 tarihinde İngiliz kuvvetlen çekilmiş ve işgalci olarak Fransızlar kalmıştır. Fransız işgal komutanlığı 19.1.1919 tarihinde yayınladıkları emirname ile Baş Administratör olarak Alb. Bremon'un Adana'ya ve Guvarnör olarak Bnb. Anfre'nin Mersin'e atandığını bildirmiştir. Anfre, hükümet konağının salonunu çalışma yeri olarak kendisine ayırmıştır. Fransız konsolosluk memurlarından Mardiros Dellalyan'ı tercüman. Deniz Subayı Tilçer'i Gümrük Kontrolörü, Üstg.Salandrı Belediye sorum¬lusu, Başçavuş Patini'yi Komiserliğe, Yd.Tgm.Yakupyan'ı Jandarmaya ve Hapet Tulumcuyan'ı Maliyeye atamıştır.

Guvarnör Antre, Mutasarrıf Galip Beyden idare amirleri ile çeşitli cemaat mümessilleri ile tanıştırılmasını istemiş ve Tahrirat Müdürü Salim, Muhasebeci Kanbur Cemal, Tapu Müdürü Lazkiyeli Şükrü, Tahsilat Müdürü Mehmet Latif, Nüfus Müdürü Ziya, Evkaf Müdürü Hulisi, Ceza Mahkemesi Reisi Osman, Bidayet Mahkemesi Reisi ve Kadı Tahsin, Gümrük Müdürü İhsan, Jandarma Komutanı Bnb.Zühtü, Emniyet Komiseri Hüsnü Beyle tanıştırılmıştır. Guvarnör Anfrei'nin önerisi üzerine hayır • cemiyetlerinin kurulmasına başlanmış, ancak "Türk" adına tahammül edemediği için kurulmak istenilen Türk Hayır Cemiyetinin adı evvela Cemiyetül islamiyetül Hayriye ve sonradan değiştirilerek İslam Hayır cemiyeti ismini almıştır. Cemiyet başkanlığına Müftü Abdullah, ikinci başkanlığına Ahmet-Ergelen ve Galip Hasip ve üyeliklere Ziya - Yalaz, Dr.Hayri - Tolunay - Ömer Lütfü - Kutay, Niyazi - Develi, Hacı Yusuf Ağazade Tahsin, Hıdıroğlu Ali Beyler seçilmişlerdir. Cemiyetin bilinen toplantı yeri Yeni Camii odasıydı. Bu arada Jandarma Komutanı vekili Yzb.Haydar, Bl.Komutanı Galip, Jandarma Katipi Ali Rıza, Ziya, Dr.Hayri beylerden müteşekkil gizli bir cemiyet daha kurulmuş ve Tarsuslu Palancı Mahmut Ağa'nın evinde toplanarak işgale karşı koyacak çalışmalarda bulunuyorlardı.

Başka cemiyetlerde kurulmuştu. Cemiyetül islamiyetül Arabiyetül Hayriye, Cemiyetül İslamiyetül Hayriyetül Şiiye ve lslami cemiyetlerin dışında; Birleşik Ermeni cemiyeti, Rum cemiyeti, Ortodoks ve Marunilerin Arap Hristiyan cemiyetleri, Musevi cemiyeti, Kürt yardım cemiyeti."

Mersin'de Kuvayi Milliye Hareketinin Kuruluşu

A. Demirtaş bu olayı şöyle anlatır: "Sivas Kongresi'nde (4-12 Eylül 1919), Mustafa Kemal'in Heyeti Temsiliye Başkanı sıfatıyla, yerel örgüt temsilcileriyle yaptığı görüşmeler sonucunda yerel örgüt¬lerin tümü, Rumeli ve Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti adı altında toplanması ve milli güçlerin birleştirilmesi kararlaştırılmıştı.

Bu karardan sonra yurdun her yerinde olduğu gibi İçel'de de milli örgütler, çalışmalarını bu büyük kuruluşun birer şubesi olarak devam ettirmeye başladılar. Böylece tüm askeri güçler ve halk milisleri (çeteleri) Milli Kuvvetler adıyla birleştirilerek, düzenli bir ordu disipliniyle görev yapmaya başladı.

Mustafa Kemal, Kolordulara gönderdiği gizli emirde hangi Kolordunun hangi bölgelere, nasıl yardımda bulunabileceği bildirilmişti. Buna göre işgal altındaki Doğu Kilikya bölgesine Ankara'daki 20.Kolordu'nun kuzeyden, Konya'da bulunan 12.Kolordu'nun batıdan yaklaşım yaparak yöredeki Milli Kuvvetleri hazırlayacaklar ve gereken desteği vereceklerdir.

Bu talimata göre Konya'daki 12. Kolordunun Binbaşı Hüseyin Hüsnü Bey başkanlığındaki subay grubu Gülnar, Ermenek ve Anamur ilçelerini dolaşarak halkla temaslar kurdular ve Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nin Gülnar, Mut, Mağara, Silifke ve Kelolukyöre şubelerini açtılar. Milli Kuvvetlerin oluşmasını sağladılar, hareket planını hazırladılar. Bu çalışma ve hazırlıkların bitirilmesinden sonra mağara bucağından hareket edilerek, İçel'in doğusuna doğru ilerlemeye başladılar (20 Şubat 1920). Kaza merkezi Erçel idi.
Mersin ve Tarsus'un kıyı va ova bölgeleri tamamen işgal altında bulunduğundan, Batı İçel'den sağlanan Milli Kuvvetler, bir düzen içerisinde İçel'in dağlık kesiminden doğuya doğru ilerleme ortamı bulabiliyorlardı. Mağara, Silifke, Güzeloluk, Yağda, Sorkun ve Tepeköy güzergahından Efrenk'e (Arslanköy) ulaşılabildi. 1 Mart 1920'de burası işgalden kurtarıldı.

Mersin - Tarsus Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri

Arslanköy işgalden kurtarıldıktan sonra Teğmen Nail Bey burada Arslanköy Müdafaa-i Hukuk Heyeti'ni oluşturdu. Başkanlığa Ali Yıldırım (Çolak Ali) getirildi. 20 Mart 1920'de Belenkeşlik'de Tarsus Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kurulmuştur. Başkanlığına da Hacı İshak Ağa getirilmişti.
25 Mart 1920'de Mersin Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti, Çavuşlu köyünden Hıdır oğlu Ali Efendi başkanlığında bir heyet seçilmiştir.
Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti, Çavuşlu köyünden Hıdır oğlu Ali Efendi başkanlığında bir heyet seçilmiştir.
Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Heyeti temsiliye Başkanı Mustafa Kemal Paşa, Mersin Sancağı'nın da Büyük Millet Meclisi'nde temsil edilmesi için 5 milletvekilliği için 4 aday gönder¬miş, birisini de Mersin halkının seçmesini ve sonucunun acilen, 23 Nisan 1920 tarihine kadar ulaştırılmasını istemiştir. Mersin işgal altında olduğu için, aday seçiminin Elvanlı'da olması, hazır bulu¬nan 40 kusur kişinin oyu ile Ziya (Eraydın) Bey seçilmiştir (3 Nisan 1920).

Daha sonra Kurtuluş Savaşı için hazırlıklar yapılmaya başlanmıştır. Müdafaa-i Hukuk Üyeleri Gözne'ye gelerek ve Muhtar Maraşlı Ali Efendi'nin de fikri alınarak, sonradan vali konağı olan bina 10 yataklı bir hastane şekline getirilmiştir. İçel'deki Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri'nden istenen yardımlar da gelmeye başlamıştır. İlk kez 1 Haziran 1920'de Silifke'den 1.350 liralık yardım ulaşmıştır. Bu yardımlarla sağlanabilen silah, cephane, giyecekler dağ köylerinin belirli merkezlerinde depolanmıştır.

Mersin - Tarsus Cephelerinde Yapılan Savaşlar

Savaş düzeni olarak Mersin - Tarsus bölgesi üç bölüme ayrılmıştır. Alata deresiyle Deliçay arası Mersin grubunu; Deliçay ile Tarsus Çayı arası Tarsus grubunu; Tarsus Çayı ile doğusu da Kavaklıhan grubunu teşkil ediyordu. Milli Müfrezeler (birlikler) bu alanlarda yerleşerek savaş düzenini alacaklardı.
Heyeti Temsiliye'nin talimatı üzerine Tarsus grubundaki müfrezeler şunlardır:Bozkurd Müfrezesi, Tarsus Gençler Müfrezesi, Selçuk Müfrezesi, Demirbaş Müfrezesi, Tozkoparan Müfrezesi, Gökbayrak Müfrezesi, Süvari Müfrezesi, Göçüklü Karahacı Müfrezesi, Polat Ağa Müfrezesi, Incirgedikli Derviş Ağa Müfrezesi, Kamberlihöyüklü Veysel Çavuş Müfrezesi, Eminlik'den Molla Nasuh Müfrezesi, Karayaylalı Müfrezesi, Berdan Müfrezesi, Semil Çavuş Müfrezesi, Efeler Müfrezesi, Karafaki-Arslanyürek Müfrezesi, Urfalı Mehmet Müfrezesi, Kurbanlı Akış Ağa Müfrezesi.
İşgal kuvvetleriyle Kuvayi Milliye arasında Mersin grubunda Başnalar, İçmeler, Subendi, Emirler, Kızılyar, Mezitli ve Arpaçsakarlar savaşları yapılmıştır.
Tarsus gurubunda ise Eshabıkehf, Hacıtalip, Bağlar ve Karadırlik Kavaklıhan grubunda da Karboğazı ve Kavaklıhan savaşları yapılmıştır.

20 Aralık 1921 Ankara Antlaşması İmzalanıyor

Asker ve silah bakımından Milli kuvvetlerimizden kat kat üstün olan Fransızlar, Mersin, Adana, Urfa, Antep ve Maraş gibi geniş bir cephede tutunarak Ermenilerle ortak bir devlet hayali içindeydiler. Fakat Milli kuvvetlerimizden beklemedikleri çetin bir gerilla savaşı karşısında umutsuzluğa kapılarak verdikleri ağır kaybı daha da büyütmek istemediler. Fransa'daki iç siyasi çekişmelerde savaşı bırakıp çekilmeyi gerektirdiğinden, önce Ankara'da kurulan yeni Türkiye devletini tanıdılar.
Fransızlarla başlayan temaslar ve görüşmeler sonucu 20 Aralık 1921 tarihinde Ankara'da Franklin Bouillon ile Fethi Okyar arasında Ankara Antlaşması adıyla bilinen bir antlaşma imzalandı. Ankara Antlaşması, özerk bir yönetime sahip olmasını öngördüğü İskenderun Sancağı dışında, bütün Kilikya'nın, bu arada Mersin ve İçel'in Türkiye'ye bırakılmasını öngörüyordu."

Mersin ve Tarsus'un Kurtuluşu

Ankara antlaşmasının taraflarca onaylanmasından sonra, Fransızlar işgal altında tuttukları Kilikya kentlerini kısa süre içinde boşalttılar. Fransızlar'ın Tarsus'u boşalttıkları gün 27 Aralık 1921'de, Adana'daki Türk alayının bir taburu ve bir süvari bölüğü Tarsus'a, 3 Ocak 1922'de de Mersin'e girdi, böylece Mersin ve Tarsus'un kurtuluşu sağlanmış oldu.

Atatürk'ün Mersin Ziyaretleri

Atatürk yurdun birçok yerini olduğu gibi, Mersin'i de birçok defa ziyaret etmiştir. Mersin'e ilk zi¬yareti Cumhuriyetten önce 5 Kasım 1918'de olmuştur. Atatürk, bu ziyaretinde Silifke sınırları ve Toros eteklerinde, karakolların artırılmasını ve dağ köylerine depolardaki yeni silah ve cephanelerden bol mik¬tarda dağıtılmasını yetkililere tavsiye etmiştir.
Gazi Mustafa Kemal Paşa, 17 Şubat-4 Mart 1923 arasında İzmir'de toplanan "Türkiye iktisat Kongresi"nden sonra ilk yurt gezisini Adana ve Mersin'e yapmıştır. Mersin ve Tarsus'u ziyaret etmek üzere Gazi ve yanındakiler, 17 Mart 1923 Cumartesi sabahı 9.45'de Adana'dan trenle hareket etmiş¬lerdir. Yenice istasyonunda Mersin ve Tarsus'dan gelen heyetlerin karşıladığı tren, Tarsus'dan halkın coş¬kun sevgi gösterileri ve alkışları arasında yavaşça geçerken, Gazi, pencereden Tarsusluları selamlıyordu.
Saat 11.30'da murt dallarıyla süslenmiş Mersin tren istasyonuna halkın coşkun tezahüratlarıyla girdi. Gazi, eşi Latife Hanımla trenden indikten sonra istasyon önündeki merasim kıtasını teftiş etti. Ön¬ce hükümet binasına, daha sonra da Belediye binasına gelen Gazi, başkandan belediye hizmetleriyle il¬gili bilgi aldı. Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti ve Gençler Yurdu'nu ziyaretinde, gençlere çok çalışmalarını tav¬siye ederek, Türk Ocağı'na katılmalarını önerdi.

Linkleri görmek için lütfen Giriş Yapın yada Üye Olun. ATATÜRK EVİ - ATATÜRK MÜZESİ

Belediyenin şereflerine verdiği ziyafete katılmak üzere hep birlikte Mersin Palas Oteline (Günü¬müzde Mersin Oteli), daha sonra Askeri Mıntıka Kumandanlığına gidildi (Yandığı yerde şimdi Özgür Ço¬cuk Parkı vardır.). Burada Askeri törenle karşılanan Gazi ve yanındakiler, bir süre dinlendiler. Binanın bir bölümünde öğretim yapılan Mersin Ticaret Rüştiyesi'ne geçildi. Girdikleri sınıfta dersi dinleyen ve öğrencilere sorular yönelten Gazi, alkışlar arasında binadan ayrıldı.

Program gereğince Millet Bahçesi'nde çay içilecek, kent adına Hükümet Tabibi ve Türk Ocağı Baş kanı Dr.Reşit Galip Bey konuşacaktı. Bahçede murt dalları, çiçeklerle süslenmiş ve bayraklar asılmış yüksekçe bir yer hazırlanmış; yaldızlı büyük iki koltuk konulmuştu. Ancak, Gazi bahçeye girdiğinde iki tah¬ta sandalye çekti, eşiyle birlikte oturdular, çaylar içildi. Reşit Galip Beyin heyecanlı bir ses tonuyla söy¬lediği, anlamlı, ve samimi hitabını dinlerken ve özellikle "senin büyüklüğün, bu milletin bir ferdi olmak¬la iktifa ve iftihar etmendir" sözlerinden çok duygulandı. Sonra kürsü olarak hazırlanan masanın üze¬rine çıkarak "Mersinliler, memleketiniz, beldeniz Türkiye'nin çok mühim bir noktasında bulunuyor. Çok mühim ticaret noktasıdır. Memleketiniz bütün Dünya ile Türkiye'nin irtibat noktasının en mühim yerin¬dedir. Bunu sizler benden iyi biliyorsunuz.... Aziz Arkadaşlar, bu memleketin hakiki sahibi olunuz" de¬diği hitabesini söyledi.
Sürekli alkışlar ve övgü sözleri arasında kürsüden indi ve halkın "Yine bekleriz Paşam" tezahüra-tıyla istasyona uğurlandı. 16.30'da Tarsus'a hareket ederken pencereden uğurlayanlar, selamlıyordu.
Atatürk 20.1.1925 tarihinde yine Eşi Latife Hanımla birlikte Mersin'e gelmiş ve günümüzde Ata¬türk evi olarak müzeye dönüştürülen Christmann Köşkü'nde misafir edilmiştir. Bu ziyaretinde Mersin'de ık, gun kalmıştır. Atatürk Hac, Beyden, güneyde bir çiftlik almak istediğini ve tavsiye edecekleri bir yer olup olmadığını sormuştu. Hacı Bey, Silifke'de bir yer olduğunu söylemiş ve Atatürk 29.1.1925 günü satın almak istediği Tekir-Olukbaşı çiftliğine gitmiştir. Bu çiftlik Abidin Paşa'dan Bodasakiye, kurtuluş¬tan sonrada hazineye geçmişti. Atatürk çiftliği hazineden satın almıştır. Burası modern bir çiftlik haline getirilmiş, bağış üzerine yine hazineye devredilmiştir.

Atatürk, 10.5.1926 tarihinde Konya üzerinden trenle Mersin'e gelmiş ve doğruca limandaki Er- tuğrul yatına binerek Taşucuna gitmiştir.
Atatürk, bundan sonra üç defa daha Mersin'e gelmişse de kentte kalmamıştır.
Atatürk, 19.11.1936 tarihinde yine tren yoluyla Mersin'e gelmiştir. Bu gelişinde Vali Konağı'nda kalmıştır. Mersin Valisi olan Rüknettin Nasihioğlu'na:"Vali Bey, konağı çabuk düzenle ve noksanlarını ta¬mamlayın. Her sene Nisan ayını burada geçirmek istiyorum" demiştir.
Atatürk'ün Mersin'e son gelişi ise 20.5.1938 Cuma günü 13.30'dur. Bu ziyaretinde de Vali Ko¬nağı'nda kalmıştır. Konağın balkonunda oturduğu sürece halk karşı kaldırımda, oradan ayrılıncaya ka¬dar, uzun süre sevgi ve ilgi ile büyük kurtarıcıyı izlemiştir.

Atatürk'ün Tarsus Ziyareti

17 Mart 1923 günü Gazi, Eşi Latife Hanım ile beraber Mersini ziyaret ettikten sonra akşam üze¬ri Tarsus'a geldiler. Akşam yemeğini yemek üzere Mehmet Rasim (Dokur) Bey'in evine gidildi. Mehmet Rasim Bey, İstiklal Savaşı'nda, Türkiye Büyük Millet Meclisi ordusunun tüm bez ihtiyacını kendi fabri¬kasında dokuyup göndermişti. Gazi, akşam yemeğinde Rasim Bey'e:"Kurtuluş Savaşımızda bize fabri¬kanız ile büyük destek sağladınız. Ordunun bez ihtiyacının büyük bir kısmını temin ettiniz. Size borcu¬muz oldukça çoğalmıştır. Size olan borcumuz nedir ve nasıl öderiz?" diyen minnet dolu sözlerine Rasim Bey'in yanıtı şöyle olmuştur:"Paşam, Türk Ordusuna fabrikam feda olsun. Hükümetimizin bana hiç bir borcu yok."
17 Mart gecesi Atatürk ve eşi, eski belediye binasının bulunduğu yerde (Bu bina 1958 yılında yı¬kıldı.) kaldılar. Binanın etrafı çepeçevre Tarsuslu insanlarla dolup taşmıştı. Etrafda meşaleler, ateşler ya¬kılmış, adeta tüm Tarsuslular nöbet tutmuşlardı. Gazi, arada bir kaldığı binanın balkonuna çıkıp Tarsus¬luları selamlıyordu Gazi, balkondan:"Vakit geç oldu. Lütfen istirahat edin. Evlerinize çekilin" diye ses¬lenmesine rağmen, Tarsuslular Gazi'nin kaldığı evin etrafında sabaha kadar oturdular.

18 Mart 1923 günü, Şelale civarında bulunan Sadık Paşa'nın un fabrikasına giden Gazi ve eşi, burada sabah kahvaltılarını yaptıktan sonra, Şeyh Sünusi'nin evini ziyaret ettiler. Gazi, buradan Türk Ocağı'na giderek gençlere seslendi. Hatıra defterine de şunları yazdi:"Tarsus Türk Derneği altında bir¬leşen ve Türklük harsını (kültürünü) yükseltmek gibi kıymetli vazife ifa eden Türk Gençliği'ni takdir ederim. Temenni ederim ki; dernek bu dakikadan itibaren Tarsus'da Türk'ün sönmez ocağının yandığı¬nı ismi ile de ilan etsin. 18-19 Mart 1923 Gazi" Aynı gün çiftçilere hitaben de bir konuşma yapan Ga¬zi, Tarsus'un birçok tarihi ve dini yerlerini de gezdi. Paşayı izleyen Tarsuslular arasında bulunan kadın mücahit Adile Çavuş:"Bastığın toprağa kurban olayım Paşam" diyerek Gazi'nin ayaklarına kapanmıştır. Atatürk, Adile Çavuş'u elinden tutarak kaldırmış:"Kahraman Türk kadını! Sen yerlerde sürüklenmeye değil, omuzlar üstünde göklere yükselmeye layıksın" diyerek o ünlü sözlerinden birini söylemiştir.
Daha sonra İttihat ve Terakki Mektebini (Eski Türk Ocağı İlkokulu) ziyaret eden Gazi Paşa, bu¬rada öğrencilerle jimnastik dersi yapmış, sınıfta ise tarih dersi vermiştir. Atatürk, 27 Ocak 1925'de Silifke'yi de ziyaret etmiştir

0

#4
Kullanıcı çevrimdışı   patriot34 

  • KD ™ Dost
  • Grup: Kadim Dost
  • Mesaj sayısı: 2.836
  • Kayıt tarihi: 05-Mayıs 08
  • Gender:Male
  • Location:iSTANBUL
Forum İtibarı: 3
Henüz Tanınmıyor
Müzeler ve Örenyerleri

ANAMUR MÜZESİ
Linkleri görmek için lütfen Giriş Yapın yada Üye Olun.

Yalıevler Mahallesi, Atatürk Caddesi, Fahri Görgülü Caddesi No:8, Anamur
Tel : (0324) 814 16 77
Faks : (0324) 814 30 18
Her gün 08.00-12.00/13.00-16.45 saatlerinde ziyarete açıktır.
Müzede etnografik ve arkeolojik eserler bölümü, kütüphane, fotoğrafhane, laboratuar, konservasyon ve sanat galerisi gibi üniteler bulunmaktadır.Arkeolojik bölümde helenestik, Roma ve Bizans dönemlerine ait eserler sergilenmektedir.Bozyazı'daki kazıda bulunan kabartma motifli altın diadem; Anamur Nekropolünde bulunan 36 parça ajurlu Bizans yapısı altın objeler, bronz athena, kantar ağırlığı, Müzenin önemli eserleri arasında yer almaktadır.
Anamur kazılarında çıkartılan ve çoğu mitolojik sahneleri içeren bitki ve geometrik desenli insan figürlü zengin mozaik örnekleri ile İ Ö 6. Yüzyıla ait ve Aydıncık'ta bulunan, kırmızı ve siyah figür tekniğinin en güzel uygulamaları olan Lekitoslar, Helenestik, Roma ve Bizans dönemlerine ait taş kitabe, mil taşları, taş pişmiş topraktan heykeller ve kabartmalar, Anamur kazılarında bulunan insan yüzlü kandil örnekleri, taşın bir dantel gibi işlendiği bitkisel süs ve hayvan figürlü taş işleme örnekleri Müzede sergilenmektedir.
Etnografi bölümünde, geleneksel sanatların örnekleri, yörük eşyaları ve "Post Yanışlı" kilim türleri, zengin bir koleksiyon oluşturmaktadır.

MERSİN MÜZESİ
forum
Atatürk Caddesi Kültür Merkezi, Halk Evi Binası
Tel : (0324) 231 96 18
Faks : (0324) 231 96 29
Pazartesi dışında her gün 08.00-12.00/13.00-16.45 saatlerinde ziyarete açıktır.

Kent merkezindeki Kültür Merkezi'nin doğu cephesindedir. Arkeolojik ve etnografik eserler üç ayrı salonda teşhir edilmektedir. Taş eserlerin sergilendiği birinci salonda; Roma dönemine ait mermer insan başları, heykel ve steller ile anforalar yer almaktadır. Pişmiş kilden (Terracota) yapılmış terliksi formdaki mezarlar, Pompeipolis antik kentinde bulunmuştur. İkinci salonda; Anadolu'nun en eski yerleşim merkezlerinden Yumuktepe ve Gözlükule kazılarından çıkarılan Yeni Taş, Bakır Taş ve Eski Tunç dönemlerine ait eserler sergilenmektedir. Bunlar iki kulplu kaplar, ikili, üçlü, dörtlü sepet kulplu fincan şekilli kaplar, gaga ağızlı testiler ve çeşitli boyalı kaplardır. Ayrıca Eski Tunç, Urartu, Helenestik, Roma ve Bizans dönemlerine ait çeşitli çanak, çömlek, cam ve bronz eserler, bronz, gümüş ve altın sikkeler bu salonda sergilenmektedir.
MÖ 2. Bine ait kurşun figür, Hitit İmparatorluk dönemine ait mühürler dikkat çeken eserlerdir. Hayvan başlı gümüş, Urartu bilezikleri ve çeşitli dizi boncuklar, klasik ve Helenestik Çağ'a ait Lechyos, Kylix ve Sigilatalar ile Roma dönemine ait çeşitli form ve büyüklükteki cam eserler, altın diadem ve küpeler sergilenmektedir. Etnoğrafik eserlerin bulunduğu üst kattaki üçüncü salonda; gümüş süs eşyaları, tesbihler, işlemeli kadın elbiseleri, peşkirler, ağaç ve bakır eşyalar, kilimler, nazarlıklar ile tabanca, kama ve barutluklar yer almaktadır. Müze bahçesinde ise çeşitli dönemlere ait taş eserler ile Pithoslar sergilenmektedir.

MERSİN ATATÜRK EVİ VE MÜZESİ

forumMERSİN ATATÜRK MÜZESİ



Atatürk, Eşi Latife Hanım ile beraber, 20 Ocak 1925'te Mersin'e geldikleri zaman, 1897 yılında Tahinci Ailesi tarafından inşa edilmiş olan bu konakta kalmışlardır.

Bina, Kültür Bakanlığı tarafından kamulaştırılmış, tamir edilmiş ve "Atatürk Evi ve Etnografya Müzesi" olarak hizmete açılmıştır.



Atatürk Caddesi
Tel : (0324) 237 55 71
Faks : (0324) 231 96 29
Pazartesi dışında her gün mesaî saatlerinde ziyarete açıktır.


Mersin Belediye binasının kuzeyinde, Atatürk Caddesi üzerindedir. 1917 yılında İsviçreli Krizmon tarafından yaptırılmış, daha sonra Tahinci ailesince satın alınan ev, 1980 yılında kamulaştırılmıştır.
Atatürk 20 Ocak 1925 tarihinde eşi Latife hanımla birlikte Mersin'e geldiğinde bu evde 11 gün misafir edilmişti. Bu yapı günümüzde Atatürk Evi ve Müzesi olarak düzenlenmiştir. 2 katlı müzenin 1. Katında, Atatürk'ün değişik tarihlerde Mersin'i ziyaretleri ve Kurtuluş savaşı ile ilgili fotoğraf ve belgeler yeralır. 2.katında ise çalışma, dinlenme, yatak ve misafir odaları ile şahsi eşyaları bulunur. Ayrıca bir konferans salonu vardır.

SİLİFKE MÜZESİ
forum
Taşucu Caddesi No: 111, Silifke
Tel : (0324) 714 10 19
Faks : (0324) 714 28 52
Pazartesi dışında her gün 08.00-12.00/13.00-16.45 saatlerinde ziyarete açıktır.

SİLİFKE ATATÜRK EVİ VE ETNOGRAFYA MÜZESİ
forum

Saray Mahallesi 1. Cadde, Silifke
Tel : (0324) 714 10 19
Faks : (0324) 714 28 52
Pazartesi dışında her gün 08.00-12.00/13.00-16.45 saatlerinde ziyarete açıktır.

TARSUS MÜZESİ
forum

Kültür Merkezi Binası, Tarsus
Tel : (0324) 613 06 25
Faks : (0324) 613 30 80

Tarsus Müzesi,1557 Yılında Ramazanoğullarından Kubat Paşa tarafından açık avlulu medrese olarak yaptırılan ve 1966 yılında restore edilen Kubat Paşa Medresesi’nde uzun süre hizmet vermiştir.Dana sonra Tarsus Kültür Merkezi bünyesinde düzenlenen bir binaya taşınan Müzedeki eserler Paleotik, Kalkolitik, Eski Tunç, Hitit, Urartu, Grek, Roma, Bisans, Selçuklar, Osmanlı devletine aittir.
Pazartesi dışında her gün 08.00-12.00/13.00-16.45 saatlerinde ziyarete açıktır.

MERSİN MERKEZ ÖREN YERLERİ

YUMUKTEPE
forum
Anadolu'nun en eski yerleşim yerlerinden biridir. Sistemli arkeolojik kazılar İngiliz John Garstang başkanlığında 1936-1937 yıllarında yapılmıştır. II. Dünya Savaşı'nın başlaması nedeniyle ara verilen kazılar 1946'da yeniden başlanıp 1947'de sonuçlanmıştır. 1992 yılında İstanbul Üniversitesi ve Roma Üniversitesi işbirliği ile hazırlanan "Yumuktepe Arkeolojik Kazısı" 1993 yılında uygulanmaya başlanmıştır. Yaklaşık 15 yıl sürecek kazı çalışmaları yaz aylarında sürdürülmektedir.
Yumuktepe'de ilk yerleşme Neolitik dönemde başlamış ve kesintisiz olarak kalkolitik, Tunç, Hitit, Bizans ve İslami devirlerde de devam etmiştir. 33-25 katmanlar Neolitik döneme aittir. Bu dönemde taş temelli evler, yün eğirmeye yarayan kirmenler, bakır oltalar, obsidyen ve akmak taşından yapılmış araçlar, taş mühür, ok uçları, dokumacılıkta kullanılan ağırsak, çanak, çömlekler bulunmuştur. 29-13 katmanlar ise Kalkolitik dönemi kapsar. Yapı tipleri taş temelli evler ile yuvarlak temelli silolardır. Son Kalkolitik dönemde savunma duvarlarıyla çevrili köy tipi yerleşime geçilmiştir. Askerlerin oturduğu sura bitişik evlerde fırın, yerel kaplar, temellerin altında seramik ve özel eşyalı mezarlar vardır. Orta Tunç çağı ise 12-9. katmanları kapsar ve İÖ 2000-1500'e tarihlenir. Bıçak, mızrak, mühür, kadın heykelciği, ayaklı kadeh ve gaga ağızlı testicikler bulunmuştur. Hitit dönemi ise 7-5. Katmanlar arasında ve İÖ 1500-1200'e tarihlenir. Sur duvarları testere biçimindedir. Evler Sokaklar vardır. En üst katlar Grik, Bizans ve İslami dönemi kapsar. Grek katmanında Kıbrıs tipi seramik Bizans ve İslami katmanda ise sırlı seramik bulunmuştur.
Höyüğün 2.5 m. derinliğinde bulunan bir kale harabesi Boğazköy'de bulunan kale harabesinin küçük bir örneği olup, Poligonal tarzda inşa edilmiştir.
2003 kazı sezonunda ortayla çıkarılan buluntular arasında Neolitik,Kalkolitik ve Ortaçağ dönemlerine tarihlenen kandiller,boncuk dizileri,kemik süs iğneleri,taş ağırşaklar,kemik aletler yer almaktadır.Yumuktepe'den çıkarılan yüzlerce eser, Mersin Müzesinde sergilenmektedir.

SOLI - VIRANŞEHIR( SOLOI- POMPEIPOLIS )
forum
Mersin'in 14 km batısında, deniz kenarında bulunan Soloi antik kenti, MÖ 7. Yüzyılda Rodoslu koloniciler tarafından kurulmuş, kente güneş anlamına gelen Soloi adı verilmiştir. Darius( MÖ 521-485) zamanında, Klikyayı ele geçiren persler için Soloi önemli bir liman kenti olmuş ve adına sikke darbedilmiştir. Pers- Yunan savaşları sırasında , MÖ 449 yılında Klikyayı bir süre işgal eden Atinalılar, Soloi'yi yönetim merkezi yapmışlarsa da , bir yıl sonra yapılan Kilyos Barışı ile burayı Perslere geri vermişlerdir. MÖ 333 de Asya seferine çıkan Aleksander, Soloi yi Pers işgalinden kurtarmıştır. Filozof Chrysippoz ile takım yıldızları ve Fenomenler hakkında öğretici şiirler yazan matamatikçi ve astronom Aratos,MÖ 3. Yüzyılda Soloi'de yaşamışlardır.
Soloi antik çağlarda Kıbrıs Adası ve Mısır'a yapılan ticaretle zenginleşti.Kent Seleukos
Krallığı'nın son yıllarıda Klikya korsanlarının denetiminde kaldı. Roma yönetimi Akdenizdeki korsan faaliyetlerine son vermek amacıyla , MÖ 64 yılında Pompeius'u görevlendirdi, İtalya'dan başlayarak Yunanistan ve Kilikya'ya kadar olan bölgelerde korsan faaliyetlerine son vererek Soloi'ye geldi. Burayı da korsanlardan temizledi. Yürüttüğü büyük operasyonun zaferi anısına, kenti yeniden imar ederek, adını Pompeipolis olarak değiştirdi.
Bizans döneminde, Hristiyanlığın resmi din olarak kabul edilmesinin ardından , Soloi,
Piskoposluk merkezi yapıldı.Kent 527 yılında meydana gelen büyük yer sarsıntısı ile tamamen harap oldu.Yeniden inşa edilmeye çalışılsada bu yüzyıldan sonra yoğunlaşan Sasani ve Müslümün Arap akınları nedeniyle yeniden eskisi gibi imar edilemedi ve terk edildi.Bu nedenle ören yerine Viranşehir de denilmektedir.
Pompeipolis kentinde liman, sütünlu cadde, tiyatro, Roma hamamı, kent duvarları, nekropol su kemeri gibi yapılar bulnmaktaydı.Günümüzde dağ kapısından deniz kapısına kadar uzanan korint başlıklı 200 sütunlu yoldan, 41 adet sütun ayakta kalmıştır. Bunlardan 33 adeti başlıklı olup insan aslan ve kartal kabartmaları ile süslenmiştir. Ayrıca liman , hamam kalıntıları, su kemeri bugüne kadar ulaşabilmiş kalıntılar arasındadır. Mersin Müzesinde kente ait eserler sergilenmektedir.Petersburg Hermitage Müzesinde, Bizans dönemine ait bir kiliseden götürüldüğü anlaşılan altın ve gümüş objeler bulunmaktadır.
2003 yılı kazı sezonunda ortaya çıkarılan mermer Dionyzos,pan(satyr) ve leopar üçlü kompozisyon gurup heykeli ve bir başka ikili heykel gurubu ve bir başı olmayan bayan mermer heykeli bulunarak Mersin Müzesine nakledilmiştir.

ZEPHYRİUM
forum
Mersin'in antik yerleşimi olarak kabul edilen Zephrium kentine ait bilgiler çok azdır. Eski Halkevi(Günümüzdeki Kültür Merkezi) civarında yapılan temel kazılarında ve Çavuşlu Mahallesinde elde edilen bazı buluntular, eski Vilayet Konağı'nın ( Günümüzde Sağlık Müdürlüğü) yapımı sırasında ortaya çıkan horosan duvarlar, mermerden yapılmış sütun ve sütun başlıkları, Mersin Müzesi(nde bulunan mermer Aslan başı ile devşirilmiş bazı mimari yapı elemanları, antik Zephyrium kentine ait arkeolojik belgeleri oluştururlar. Öteyandan 19. Yüzyılda Mersin'e gelen C.Texier, W.M.Leake gibi gezginler, yayınlarında burada gördükleri Zephyrium kentine ait kalıntılardan sözederler. Örneğin V.Langlois, Pompeipolis'den Mersin'e geldiğinde: "Deniz kenarında evler vardır ve bu evlerin olduğu yerde eski bir kent harabesi bulunmaktadır ki, burası eski Zephyrium kentidir.

ANCHIALE( KARADUVAR)
forum
Kalıntıları Mersin kentinin doğusunda olan bu antik yerleşim yeri için Strabon, Aristobulos'u kaynak göstererek, Asur Kralı Sardanapal'ın Tarsus ile birlikte Anchiale'yi bir gün içinde inşa ettiğini yazar.Gezgin Coğrafyacı bu abartılı bilgi nakline devamla:" Sardanapal'ın mezarının burada olduğunu ve sağ elinin parmaktlarını şaklatır durumda bir taş heykelinin bulunduğunu ve Asur dilinde yazılmış bir kitabede" Anakyndarakes oğlu Sardanapal , Anchiale'yi ve Tarsos'u bir günde kurdu. Ye, iç, neşelen, çünkü diğer şeyler bundan daha değerli değildir." Şeklindeki metnin ,parmakların anlamını açıkladığını söyler.
Anchiale,M.Ö.333 tarihinde Pers Kralı 3.Darıus ile yapmış olduğu İssos savaşından hemen önce Alexander tarafından alınmıştı.Burada su kemerleri, yapı kalıntıları,bir höyük,Romalılardan kalma Mozaikli bir hamam kalıntısı vardır.

DİKİLİTAŞ
forum
Bekirde Köyünün güneyinde yüksekliği 15 metre, genişliği 4 metre, kalınlığı 2 metre olan bir dikilitaş vardır. Üzeri işlenmiş bulunan bu taşın MO. 7. Yüzyılda Yunanlıları yenen Asurluların bir zafer anıtı olduğu bilinmektedir.

AYDINCIK ÖREN YERLERİ

TİYATRO

Günümüzde toprakla kaplı olan tiyatronun varlığı yapının moloz taşlarla örülen sırt duvarının oluşturduğu yarım daire biçimindeki kavisten anlaşılmaktadır.

ANIT MEZAR (DÖRT AYAK)
Kent merkezinde, büyük kesme kireç taşlarıyla yapılmış ve halk arasında "Dört Ayak" olarak bilinen anıt mezar, İlçenin en ilgi çeken antik yapısıdır. Kare planlı ayak üzerine baldahinli olarak oluşturulmuş pıramidal çatılı anıt mezar M.S. geç 2 veya 3 y.y.başlarına tarihlenmektedir.
Pramidal mimari yapısıyla, mausoleum mezar geleneğinin devam ettiğini göstermekte olup, oldukça iyi korunmuş durumdadır.
Kentin yakın çevresinde görülebilen diğer yapılar, Aydıncık-Gülnar yolu üzerinde 15.km.de orman içindeki kaynaktan kente su getiren kemerler ve kanallar günümüze kadar ulaşan yapılardır.

BULUNTULAR
Bilimsel kazı ve araştırmaların başlatılmasından önceki 1960’ lı ve 1970’ li yıllarda, özellikle antik kent mezarlığında yapılan kaçak kazılarla veya rastlantı olarak elde edilmiş çok sayıda eser bulunmaktadır. Yurtdışına götürülen, sayısı ve nerede olduğu belirlenemeyenlerin dışındakiler, Adana, Mersin, Silifke, Anamur Müzelerinde bulunmaktadır. Bunların büyük bir bölümü pişirilmiş kil vazolar ile küçük boyutlu, taş, altın, gümüş , cam eşyalar ve sikkelerdir. M.Ö.3.y.y.da darbedilen II.Ptolemaios'a ait altın sikkeler ile M.Ö. 6. Ve 5.y.y.a ait drahmiler Kelenderis'e ait önemli nümizmatik buluntulardır.
Arkeolog Levent Zoroğlu’na göre, Doğu Akdeniz Bölgesinde ele geçen ilk eserler olması bakımından Attik atölyelerinden gelmiş "Leythos" denilen seramik vazolar,Kelenderis"in en ilginç buluntularını oluştururlar. Bunlar, beyaz zeminli " siyah figürlü "Haimon" grubu,Figürsüz siyah gövdeliler " grubu, "Bezekli Lekythoslar" gibi gruplara ayrılır.

BOZYAZI ÖREN YERLERİ

NAGİDOS
Kelenderis gibi bölgenin en eski kentlerinden biri olan Nagidos'un kalıntıları Bozyazı İlçesinde, kıyıya yakın bir tepe üzerindedir.Hakkında çok az bilgiye sahip olunan kentten günümüze ulaşan kalıntılar, bu tepenin zirvesine yakın yerdeki surlardan ibarettir. Ayrıca Bozyazı Çayı üzerindeki köprünün ilk biçiminin Roma çağında yapılmış olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca bir su yolu kalıntısı ile bir hamamın temelleri yine Geç Roma, Bizans çağı kalıntıları arasında sayılabilir.
Nagidos'un M.Ö.V.ve IV. Yüzyıllarda Pers egemenliği altında olduğu, bu dönemde basılan satraplık sikkelerinden anlaşılmaktadır. Hellenistik Çağ'da, Mısır'daki Ptolemioslar'ın etkisi altına girmiş ise de, ardından gelen korsan baskıları kentin zayıflamasına yol açmıştır. Orta Çağda ise, önemsiz ve yerleşmenin sadece kıyıya çok yakın Bozyazı Adası (Nagidussa) üzerinde yoğunlaştırdığı anlaşılmaktadır.

KİLİSE BURNU
Bozyazı'ya 14 km. uzaklıkta Akkaya köyü sınırları içerisinde, halk arasında Kilise Burnu olarak bilinen, geç Roma ve erken Bizans dönemine ait bir ören yeridir. Burada sur, sarnıç, bir kilise ve diğer yapılara ait kalıntılar bulunmaktadır.
Surun dışında kuzeybatı yönünde ikisi yanyana , biri arkada olmak üzere üç adet 1. ve 2. Yüzyıl'a ait Memurium mezarlarına benzer yapıda mezarlar vardır.

MARAŞ TEPESİ (ARSİONE)
Bozyazı'nın 2 km. doğusunda Maraş Tepesi üzerinde kurulu olan yerleşim, Mısır Kralı Ptolemaios'un eşi Kraliçe Arsione adını taşıyan antik bir liman kentidir. M.Ö. 3.yüzyılda kurulduğu sanılan kentin görülebilen en önemli kalıntıları iki katlı mozaik döşeli mezarlar ile öteki yapı kalıntılarıdır.

ERDEMLİ ÖREN YERLERİ

ELAİUSSA- SEBASTE
Silifke-Mersin karayolu üzerinde Mersin'e 52 km. uzaklıkta olup Kumkuyu Belediyesi, Ayaş (Merdivenlikuyu) da yer almaktadır. Şehir İÖ II.yüzyıl sonlarında kurulmuştur. Strabon'a göre, bu şehrin bir bölümü kara parçasında bir bölümü de karşı taraftaki adanın üzerinde yer almakta olup, bu antikkent Elaiussa ve Sebasta kentlerinin birleşmesi ile meydana gelmiştir. Elaiussa daha eskidir. İÖ 41 yılında Antious tarafından Kapadokya Kralı olarak atanan ve İÖ 20 yılında Elaiussa'nın çevresinde bulunan dağlık Klikya'yı Augustus'tan almış olan kara parçası haline gelince kent eski önemini yitirmiştir.

Eski adının tepesi ile batı yamacı ve adanın birleştiği kara parçası kumla kaplıdır. Kumların altında Kral Archelaos'tan önceki zamanlara ait çeşitli tarihi eserler bulunmaktadır. Bunlar iyi korunmuş 5 nefli Bazilika, tiyatronun caveası (Theatron oyuğu), su kemerleri, kilise kalıntıları, zeytinyağı ve su sarnıçları, iki mermer sütunlu saray saray kapısı, bu kapının 50 m. kuzeyinde çeşitli hayvan resimlerini içeren döşeme mozaikli Jüpiter tapınağıdır. Jüpiter tapınağı 612 sütunlu bir Roma mabedi olup, erken Hıristyanlık döneminde (5. Yüzyıl) kiliseye çevrilmiştir. Şehrin mezarlığı (Nekropal), doğu ve kuzeydedir. Burada antik bir yolun iki yanında taş lahit ve mezarlar vardır. Bir lahitin üzerindeki yazıt şöyledir: "Hijinos'nun oğlu Plütinos, sağlığında Sebaste mezarlığında kızı için bir lahit yaptırdı. Öldükten sonra oraya yalnız kızı gömülecektir. Eğer başka biri gömülürse bu kişinin ailesi Maliyeye 600, belediyeye 300 dinar ödeyecektir." İki katlı bir anıt mezarın cephesindeki kabartmada ortada kanatlarını açmış bir kartal, ayaklarının altında bir yılan, kartalın sağ ve solunda zincirle bağlanmış birer çocuk ve çocukları birer kolları zincirlidir. Aynı zincir üzerinde birbirine bakan iki aslan vardır. Bu yapıtların hepsi Roma devrine aittir.2003 kazı sezonunda ortaya çıkarılan buluntular arasında M.Ö.1,M.S.1.yy. arasına tarihlenen mermer Afrodithe Heykelciği,pişmiş toprak kadın büstü ve Attis Heykelciği,çok sayıda cam Unguentariumlar,gözyaşı şişeleri,koku kapları,altın küpe ve bilezik parçaları,cam kase ve tabakalar,sikkeler,süs eşyaları ortaya çıkarılmış olup Mersin Müzesinde teşhire sunulmuştur.

ÖKÜZLÜ ÖRENYERİ
Ayaş Kasabasına 12 km. uzaklıktadır. Kanlıdivane-Çanakçı köyü yol ayırımından stabilize bir yolla gidilir. Örenyeri Genç Helenistik, Roma, Erken Bizans dönemlerinde yerleşim görmüştür. Antik kentin taş döşeli alt yapısı yer yer sağlam durumdadır. Bazilikası, sarnıçları halen ayaktadır. Lahitler kente girişi sağlayan stabilize yolun kenarında bulunmaktadır.

MUT ÖREN YERLERİ

ALAHAN MANASTIRI
Evliya Çelebi'nin "Ustasının elinden yeni çıkmış gibi duruyor" diye anlattığı Alahan Manastırı Karaman karayolu üzerinde, Mut'un 20 km. kuzeyinde, orman ürünleri deposunun yanından sağa sapılan ve 4-5 km. içeride Geçimli (Malya) köyü civarındadır. 1000-1200 m. yükseklikte ve Göksu Vadisine bakan dik bir yamaca oturtulmuştur.
Hıristiyanlığın Kapadokya ve Likonya (Konya)' da yayılması sırasında bu yeni dini kabul edenlerin takibe uğraması, inanmayanlar tarafından öldürülme korkusu, Hz. İsa'ya inananları dağlık bölgelerdeki mağara kaya oyuklarında ibadete zorlamıştır. İsa'nın havarilerinden St. Paul ve yine Tarsus'ta yaşamış Hıristiyan öncülerinden Barnabas 441 yılında Hıristiyanlığı yaymak için Konya-Kapadokya ve Antalya-Antakya'ya kadar maceralı yolculuklar yapmıştır.
İşte bu iki Hristiyan Aziz'in gezileri sırasında konakladıkları her yerde anılarına mabetler yapılmıştır. Alahan Manastırı bunlardan biridir.
440-442 yıllarında yapılmış olduğu tahmin edilen Alahan Manastır Külliyesi, Batı Kilisesi, Manastır, Doğu Kilisesi, kayalara oyulmuş keşiş odacıkları ve çevredeki mezarlardan oluşmaktadır. Kilise binaları, Ayasofya Müzesi ile ortak mimari özellikleri taşımaktadır. Süslemesinde usta bir taş oymacılığı görülür. İlk kilise korint başlıkla iki dizi sütunla üç nefe ayrılmıştır. Narteksten ana mekana geçilen kapının atkı ve yan dikmeleri kabartmalarla süslüdür. St. Paul, St. Pierre figürlerinden başka bir çelengi taşıyan altışar kanatlı Cebrail, Mikail'in simgesel yaratıkları ezişi, kükreyen aslan, kartal ve öküz sembolleri, incil yazılarının tasvirleri, üzüm salkımları, asma yaprakları ve balık motifleri zengin bir şekilde tasfir edilmiştir.
Kiliselerin doğusundaki geniş avlunun güneyinde dinsel törenlerin yapıldığı dehliz, 11 m. uzunluğunda kemerli ve sütunlu bir galeri şeklindedir. Galerinin ortasında kalabalık kabartma süsleme ile her yanı işli büyük bir niş bulunmaktadı.Galeride apsisli vaftizhane ve karşısında Alahan Manastırının en görkemli yapısı olan mezarlar bulunmaktadır. Bu mezarların kuzey duvarı kayaya yontulmuş, üst örtüsü yoktur. Ana nefin ortası ilginçtir. Burası paye ve sütunlara oturan dört kemerle örtülü kare planlı bir kule biçimindedir. Kuli yukarıda sekizgene dönüştürülmüştür. Kapı çerçevesi süslüdür.
Alahan Manastırının Mezarlarından birinin kitabesinde şöyle yazılmıştır. "Burada çok mümtaz, Flavius Severinus ve Flavius Cadalaippus'un Konsüllüğün'den sonra İndictio'nun 15. Senesinin 13 Şubatında Mukaddes oruçlarının ilk haftasının Salı günü ölmüş olan hatırası mukaddes kurucu T............ yatıyor."
Ayrıca, Maya Köyü yakınlarında vade içinde ve yeraltında kırmızı ve yeşil boyalı "Renkli kilise" vardır. Bu kilise yeni gibi görünmektedir.

DAĞPAZARI ÖRENİ
Mut' un 45 km. kuzeyindeki bu köyde antik bir şehre ait kalıntılar vardır. Bizans kilisesi ile 15 X 5.50 m. ölçüsündeki taban mozaik ilgi çekicidir. Kilise köyün ortasına ve en yüksek yerine kurulmuştur. Uzaklardan heybetli görünür. Hayvan figürleri ve geometrik motifler bulunan mozaikler görülmeye değerdir. Köylüler tarafından soğuk hava deposu olarak kullanılan sarnıçlar vardır.

BALABOL ÖRENLERİ
Mut'un batısında 40 km. uzaklıktaki Yalnızcabağ Köyü yakınındaki Değirmenlik yaylasındadır. Büyük bir antik yerleşim alanı olduğu görülmektedir. Çok sayıda lahit ve duvar kalıntıları vardır.

SİLİFKE ÖREN YERLERİ

ROMA TAPINAĞI

Şehir merkezinde bulunan ve doğu ile güney yanlarındaki sütun tabanlıkları orijinal şekilde korunmuş olan tapınağın uzun kenarında 14’er, kısa kenarında 8’er sütun bulunmaktaydı. Ancak, her biri 10 m boyundaki Korint başlıklı bu sütunlardan bugün sadece biri ayakta kalmış olup 3 tanesi de yıkılmış durumda yerdedir.
1980 yılında Kültür Bakanlığı’nca başlatılan kazı çalışmaları aralıklarla devam etmektedir. İ.S. II. yy’da yapılmış olduğu anlaşılan tapınak V. yy’da planında önemli değişiklikler yapılarak kiliseye dönüştürülmüştür.
İ.S. V. yy’da yaşamış tarihçi Zosimos “Tapınak, ovadaki ürünlerine musallat olan çekirgelerden kurtulmak için Güneş ve Sanat Tanrısı Apollon’dan yardım isteyen ahali tarafından, çekirgeler Apollon’un gönderdiği kuş sürüsünce yok edilince O’na bir şükran ifadesi olarak yaptırılmıştır” diyorsa da Zeus adına yaptırıldığı da söylenmektedir.

CAMBAZLI KİLİSESİ
Adamkayalar’dan sonra Hüseyinler Köyü’nden geçilip Cambazlı Köyü’ne varılır. Cambazlı’nın helenistik, Roma ve Bizans dönemlerinde önemli bir yerleşim merkezi olduğu Uzuncaburç (Diocaesarea) ve Ura (Olba) ile Kızkalesi (Corycus)’ne döşeme antik bir yolla bağlantılı olmasından ve günümüze kadar gelebilmiş zengin kalıntılarından anlaşılmaktadır. Burada, kaya mezarlarının yanısıra birer küçük mabedi andıran anıtmezarlar, lahitler, sarnıç ve özellikle köyün girişinde bulunan kilise görülmeye değer tarihi kalıntılardır.
Cambazlı Kilisesi, benzerleri arasında orijinal özelliklerini korumuş en iyi durumdaki örneklerden biridir. Kuzey cephesi tamamen kapalı olan yapının içindeki iki sütun dizisinden sağdaki Korint başlıklı bütün sütunlarla bunların üstünde sıralanan galeri sütunları ayaktadır. V. yüzyıla ait 20 m X 13 m ölçülerindeki kilisenin apsisi ve tüm duvarları sağlamdır.

AYA TEKLA YERALTI KİLİSESİ (MERYEMLİK)
Taşucu yolu üzerinde 4. Kilometreden sağa dönülüp bir km gidildiğinde Hıristiyanlığın en eski ve en önemli merkezlerinden biri olan Meryemlik’e varılır. Meryemlik’in tarihi Azize Tekla’nın buraya gelişi ile başlar.
İsa Peygamber’in havarilerinden St. Paul’ün vaazlarından etkilenen 17 yaşındaki Tekla kendini Hıristiyanlık dinine adar. St. Paul’ün bu değerli öğrencisi Konya ve Yalvaç’ta Hıristiyanlığı yaymak için propaganda yaparken paganların baskılarına maruz kalıp, öldürüleceğini öğrenince kaçıp Seleucia’ya gelir ve sonradan kiliseye çevrilen bir mağarada saklanır. Sığındığı mağaradan yöredeki insanlara çok tanrılı dine karşı Hıristiyanlık inancını yayarken mucizeler yaratarak hastaları da iyileştirir. Yine öldürüleceği bir sırada bu mağarada kaybolduğuna inanılır.
Aya Tekla’nın içinde yaşadığı mağara onun kayboluşundan sonra Hıristiyanlarca kutsal sayılmış; ta ki bu din İ.S. 312 yılında serbest bırakılıncaya kadar gizli bir ibadet yeri olarak kullanılmıştır. Bu mağara daha sonra IV. yy’da kiliseye dönüştürülmüştür.
Hıristiyanlığın resmen kabulünden sonraki dönemlerde birçok yapı ile bezenen Meryemlik’te Mağara Kilisesinden başka, bu mağaranın üzerinde bugün sadece apsisinin bir bölümü ayakta kalan Azize Tekla Kilisesi; imparator Zenon tarafından Aya Tekla’ya ithafen yaptırılan kilise ile Kuzey Kilise; hamam, birçok sarnıç, mezarlıklar ve şehir suru kalıntıları günümüze kadar gelmiştir.

TAŞUCU (HOLMİ)
Silifke - Antalya karayolunun 10. km’sindeki Taşucu’nun bulunduğu yerde İ.Ö. VII. yy’da kurulan eski Holmi kolonisinden bugüne hiçbir tarihi eser kalmamıştır.
Holmi uzun süre varlığını sürdürmüş, ancak korsan saldırıları nedeniyle İ.Ö. IV. yüzyıldan sonra zayıflamaya başlamıştır. Büyük İskender’in komutanlarından ve Suriye Krallığı’nın kurucusu Selefkos Nikator şehrin bu zayıf durumunu fırsat bilerek kolayca ele geçirmiş; halkını da bugünkü Silifke’nin bulunduğu yere yerleştirmiştir.

Yolcu trafiği açısından Türkiye ile KKTC arasındaki en önemli kapı olan Taşucu, bugün modern bir turistik belde olarak hızla gelişmektedir.
Taşucu’nunu 2 km batısındaki bir tepenin güney yamacında yerli halkın Manastır diye isimlendirdiği antik Mylai örenyerinde geç Roma ve erken Bizans dönemlerine ait yapı kalıntıları bulunmaktadır.

LİMAN KALESİ
Taşucu - Antalya karayolunun hemen kenarında ve deniz kıyısındadır. Taşucu’na 7 km mesafedeki kale Osmanlı yapısı olup, XIV. yy’da inşa edilmiştir. Günümüze dek kalan az tahrip görmüş kalelerden biridir.

KİLİKYA AFRODİSİASI
Halk arasında Ovacık Yarımadası olarak bilinen, arkeoloji literatüründe Kilikya Afrodisiası diye geçen bu antik yerleşim merkezine Silifke - Anamur karayolunun 35. Kilometresinde güneye ayrılan tali bir yolla varılır. İ.Ö. XII. yy’da yapıldığı tahmin edilen ve toplam uzunluğu 4 kilometreye yaklaşan kiklopik sur duvarları ve burçlar görülebilen en eski kalıntılardır.
Antik kentin en önemli eseri St. Pantaleon Kilisesi’dir. İ.S. IV. yy’a ait kilisenin tabanı tamamen mozaikle kaplıdır. Geometrik şekiller, bitki ve kuş motifleriyle süslü mozaik taban oldukça iyi korunmuş durumdadır.Şövalye evleri, sarnıçlar ve nekropol görülebilecek diğer antik kalıntılardır.


DEMİRCİLİ (IMBRİOGON) ANITMEZARLARI
Silifke - Uzuncaburç karayolunun 10. kilometresinde, antik Imbriogon şehrinin soylularına ait tek ve çift katlı anıtmezarlar vardır. Dört tanesi hemen yol kenarında bulunan anıtmezarlar İ.S. II. yy Roma dönemi kalıntılarıdır.

UZUNCABURÇ (DİOCAESAREA)
Mersin’in en önemli ve en iyi korunmuş tarihi kalıntıları Silifke’nin 30 km kuzeyindeki Uzuncaburç beldesindedir. Helenistik çağda merkezi Uzuncaburç’un 4 km doğusundaki (ura) Olba Krallığı’nın ibadet yeri olan bugünkü Uzuncaburç yerleşim yeri, Roma döneminde, İ.S. 72 yılında İmparator Vespasianus zamanında Olba’dan ayrılarak Diocaesarea (Tanrı-İmparator Kenti) adıyla özerk, kendi adına para basabilen yeni bir site durumuna getirilmiştir. Diocaesarea’daki Zeus Tapınağı, burç ve piramit çatılı anıtmezar Selefkoslar, yani Helenistik; sütunlu cadde, tiyatro, tören kapısı, çeşme, Şans Tapınağı ve Zafer Kapısı Roma döneminden kalma yapılardır. V. yy’da hristiyanlığın yörede gelişmesi ile Zeus Tapınağı kiliseye dönüştürülmüş, ayrıca yeni kiliseler de yapılmıştır. Bizans döneminin ardından Anadolu Türkleri buraya şehrin sembolü olan yüksek burcun ismini vererek “Uzuncaburç” demişlerdir.

UZUNCABURÇ’TAKİ BELLİ BAŞLI KALINTILAR ŞUNLARDIR:

Sütunlu Cadde
Tiyatronun önünden geçen sütunlu cadde Zeus Tapınağı’nın yanında kent kapısından gelen diğer bir sütunlu cadde ile kesişir ve Şans Tapınağı’nda son bulur. İ.S. I. yy’dan kalma Sütunlu Cadde’deki sütunların hepsi yıkılmış ve mimari parçalarının çoğu yok olmuştur.

Tören Kapısı
İ.S. I. yy’dan kalma Tören Kapısı her biri 1 m çapında ve 7 m yüksekliğinde Korint başlıklı sütunlarla heybetli bir yapıdır. Sütun gövdelerinden çıkan konsollar üzerinde zamanında heykeller bulunmaktaydı. Yarısı yıkılmış olan Tören Kapısı’nın 5 sütunu ayaktadır.

Zeus Tapınağı
Tören Kapısı’ndan sonra antik çeşmeyi geçince sütunlu caddenin solunda bir avlu içerisindeki Zeus Tapınağı’nın Selefkos Nikator (İ.Ö. 312 - 295) tarafından yaptırılmış olduğu düşünülmektedir. Zeus Tapınağı, Anadolu’da dört bir yanı tek sıra 36 sütunla çevrili, Korint tarzında Peripteros planlı, en eski tapınaklardan biri olarak sanat tarihinde önemli bir yere sahiptir. Romalılar tarafından da kullanılan tapınak, Hristiyanlık döneminde, V. yy’da, önemli değişikliklerle kiliseye çevrilmiş;cella'sı yıkılıp sütunların araları örülmüş ve buralara kapılar konmuş, doğusundaki sütunlar kaldırılarak yerlerine apsis eklenmiştir.

Zeus Tapınağı iki bin seneyi aşkın yaşı ve bugünkü muhteşem görünümü ile geçen zamana meydan okurcasına hala ayakta durmaktadır.

Şans Tapınağı (Tychaeum)
Sütunlu caddenin bitimindeki Şans Tapınağı İ.S. I. yüzyılın ikinci yarısında yapılmıştır. Bugün beşi ayakta olan, 6’şar m yüksekliğindeki yekpare granit 6 sütunun taşıdığı arşitravdaki kitabe, tapınağın kentin soylularından Oppius ile eşi Kyria tarafından yaptırılıp kente hediye edildiğini bildirmektedir.

Zafer Kapısı
Güney - kuzey yönündeki ikinci sütunlu yol üzerinde ve Zeus Tapınağı’nın kuzeyinde bulunan kapının ortasında bir büyük; yanlarında iki küçük kemerli girişi vardır. Üzerindeki kitabede, depremde zarar gören kapının Roma İmparatorları Arcadius (395 - 408) ile Honorius (395 - 423)’un birlikte yönetimleri sırasında önemli ölçüde onarım gördüğü yazılıdır.
Anıtsal nitelikli kapının çeşitli yerlerindeki konsollarda vaktiyle heykel ve büstlerin yer aldığı anlaşılmaktadır. “Zafer Takı” görünümlü bu muhteşem yapı Zafer Kapısı olarak anılır.

Tiyatro

Roma İmparatorları Marcus Aurelius (161 - 180) ile Lucius Verus (161 - 169)’un birlikte yönetimleri sırasında yapılmış olduğu burada bulunan bir yazıttan anlaşılmaktadır. Yer olarak doğal çukur bir arazi seçilerek oturma basamakları arazinin meyilinden faydalanılarak yapılmıştır.

Helenistik Anıtmezar
Uzuncaburç beldesinin güneyindeki bir tepe üzerinde yapılmış olan anıtmezar Dor biçimindeki mimarisi ile yörede tektir. Piramit çatılı, 15 m yüksekliğindeki mezaranıt 5,5 m X 5,5 m ölçülerinde kare planlıdır. 2300 yıllık anıtmezarın Selefkoslar veya Olba Krallığının yöneticilerinden birine ait olduğu tahmin edilmektedir.

Helenistik Yüksek Kule
Şehri çevreleyen surların kuzeydoğu kenarında bulunan 5 katlı kule 16 m X 13 m oturumunda ve 23 m yüksekliğinde olup yapımında hiç harc kullanılmamıştır. Her katı kendi içinde bölümlere ayrılmış olan kule, yöneticilerin yaşadığı bir mekan olduğu kadar, tehlike anında halkın sığındığı ve şehir hazinesinin korunduğu güvenli bir yer olarak ta kullanılmaktaydı.Kule kapısı üzerindeki yazıttan, İ.Ö. III. yüzyılın 2. Yarısında Tarkyares tarafından yaptırılmış olduğu anlaşılan kule, geçirdiği yangın sonucu vali Petronius’un emriyle İ.S. III. yy solarında onarım görmüştür.Eski paraların üstünde amblem olarak kullanılan bu gözetleme ve barınma kulesi yüksek oluşu nedeniyle bugünkü beldenin ismine de kaynak olmuştur: Uzuncaburç.

Kiliseler
Hristiyanlığın bölgeye gelmesiyle, V. yy’da Zeus Tapınağı’ndan dönüştürme kiliseden başka üç kilise daha yapılmıştır. Bunlar, kule yakınındaki Stefanos Kilisesi, nekropoldeki Mezarlık Kilisesi ve tiyatro yanındaki küçük bir kilisedir. Bunlardan çok az kalıntı mevcuttur.

Nekropol
Kentin kuzeyindeki bir vadinin her iki yamacına yayılmış olan nekropol sahası, hem Helenistik, hem Roma, hem de Bizans dönemlerinde kullanılmış olup kaya oyma çok sayıda mezar vardır.

Ura (Olba)
Uzuncaburç’un 4 km doğusundaki Ura, Helenistik dönemde Olba Krallığı’nın merkezi ve önemli bir ticaret şehri idi. Bir tepenin üzerinde kurulmuş bulunan antik kentten günümüze kadar gelebilmiş kalıntılar arsında çeşme binası, su kemeri, evler, tiyatro ve nekropol bulunmaktadır.
Buradaki en önemli yapıtlardan biri olan çeşme binası Septimus Severus (İ.S. 193 - 211) zamanında yaptırılmıştır. Lamus Deresi’nden alınan su kanal, tünel ve akuadüklerle bu çeşmeye akıtılıyordu.
Diğer bir önemli eser ise nekropolün bulunduğu vadi üzerine kurulmuş, 150 m uzunluğunda, 25 m yüksekliğinde dört kemerli akuadüktür. Bu su kemerinin korunması ve çevrenin gözetlenmesi için kuleler inşa edilmiş olması yapının önemini göstermektedir. Antik çeşme ile aynı dönemde yapılmış olan su kemeri, Bizans İmparatoru II. Justin yönetimi sırasında, 566 yılında onarım görmüştür.Çeşmenin yanında bulunan tiyatro binasından bazı oturma basamakları ile sahnenin bir bölümü günümüze dek kalabilmiştir.
Olba kentinin oldukça geniş olan nekropol sahasında kaya mezarları ve lahitler görülebilir.

TARSUS

ESKİ CAMİ- ST. PAUL KİLİSESİ
Çarşıbaşındaki Kilisenin 1102 yılında St. Paul Katedrali olarak yapıldığı söylenmektedir. Roma sitilinde kalın ve yüksek duvarları, iç kısmı geniş, dışa bakan tarafı dar, derin pencereleri ve kalın sütunları ile dikkat çekicidir. 1415 yılında Ramazanoğlu Ahmet Bey tarafından onarılarak camiye çevrilmiştir. . Bazı kaynaklarda Ortaçağın başlarına ait bir Ayasofya Kilisesinden söz edilir ve Papa'nın elçisi Mainz Piskoposu Konrad Von Wittelsbach'ın 6 Ocak 1198'de burada,Ruppenlerden l.Leon'u Ermeni Kralı olarak tanıdığı ve taç giydirmiş olduğu anlatılır.1704'de Tarsus'a gelen P.Lucas'da burada bir Grek ve bir Ermeni Kilisesinden söz ederek Ermeni kilisesinin Paulus'un kendisi tarafından inşaa edildiğini belirtir.1851 yılında Tarsus'a gelen V.Langlois de bu kiliseyi ziyaret etmiştir. Roma stilinde kalın ve yüksek duvarları,iç kısmı geniş,dışa bakan tarafı dar,derin pencereleri ve kalın sütunları dikkat çekicidir.

Kilisenin bahçesine.batı yönde bulunan ve cephesi oldukça süslü bir kapıdan girilir.Yapı bu bahçe içerisinde yaklaşık 460 m2.lik bir alanı kapsamaktadır.Kesme taşlarla inşaa edilen yapının dış uzun cephelerinde kör kemerler bulunmaktadır.Batıdaki ana kapıdan girilen salonun genişliği 19.30 m.,uzunluğu 17.50 m.dir.Girişin sağında ve solunda birer yarım plaster sütun ve bu sütunların hizasında salonu üç sahına (nef) ayıran,ikişerli iki sıra halinde dört serbest sütun yer alır.Kuzey ve güney duvarlarda da yine yarım sütunlar bulunmaktadır.Aslında bu sütunlar gri renkli granit olup,antik çağ yapılarına ait olmaları muhtemeldir.Orta salonun genişliği 12.60 m.olup,üzeri tonozludur.Tavanın merkezine rastlayan bölümde,ortada Hz.İsa olmak üzere doğuda Yohannes ve Mattaios,batıda Marcos ve Lucas'ın freskleri bulunmaktadır.Yapının kuzey-batı köşesinde ise bir çan kulesi yer almaktadır.Yapı ve çevresi yıl içerisinde oldukça büyük bir restorasyon görmüş, çevre düzenlemesi ve istimlak ile düzenlenmiştir.

AZİZ PAULUS
Hıristiyanlık dininde İsa'nın 12 havarisinden biridir. Yahudi kökenli bir aileden gelen Paulus yada Yahudi adı olan Saul M.S. 3 yılında Tarsus'da doğmuştur. Baba mesleği olan çadır bezi dokumacılığı yapmıştır. 13 yaşına doğru hahamlıkla ilgili öğrenim görmesi için Kudüs'e gönderildi. Doğduğu kent olan Tarsus'a döndüğünde çifte vatandaşlık hakkını elde etti yani hem Tarsus hem de Roma vatandaşı oldu. M.S.34'e doğru yeniden Kudüs'e gitti. Hıristiyanlık dinini yaymaya ve öğrenim görmeye devam etti. Bu arada Antakya'da

Hıristiyanlık öncülerinden Barnabas ile Hıristyanlık konusunda çalışmalar yapan Saul adını Roma adı olan Paulus ile değiştirdi. M.S.36 yılında hiç ummadığı bir anda İsa ile karşılaştı. Bu karşılaşma sonrasında İsa'nın yolunda ilerleyeceğini açıkladı. Hıristiyan inancının temel öğelerini öğrendi. Tarsus'a döndüğünde Hıristyanlık çalışmalarına devam etti. Ve bir Hıristiyan topluluğu kurdu 43 yılında Barnabas'la yeniden karşılaşan Paulus Hıristiyanlığa inananları ziyaret için tekrar Kudüs'e gitti. Barnabas ile ayrılan Paulus ikinci dinsel görevine Silas ve Timetheos adlı din adamları ile devam etti. Suriye, Kilikya, Anadolu, Efes, Kayseri, Filibe, Selanik, Pire'ye gitti. Bazı söylentilere göre M.S.62 yılında serbest
bırakıldığı, bazı söylentilere göre ise de M.S. 66'da idam edildiği söylenmektedir.

ST. PAUL KUYUSU
Tarsus İlçe Merkezinde, Kızılmurat Mahallesinde Cumhuriyet Alanının yaklaşık 300 m kadar kuzeyinde, eski Tarsus evlerinin yoğun olduğu bölgede, öteden beri St.Paul'un evinin yeri olarak kabul edilen bir avluda bulunan kuyu, St.Paulus Kuyusu olarak bilinir. Bu evin bahçesinde yakın zamana kadar yapılan küçük bir kazı çalışmasında bazı duvarlar ortaya çıkarılmıştır. St.Paulus'un Hıristyanlık için önemine bağlı olarak, bu kalıntıların ve kuyunun çok eskiden beri kutsal sayılması, kentte yakın zamana kadar yaşayan Hıristiyan cemaatinin inancının izleri olarak yorumlanmaktadır.
Halen çevre düzenlemesi ve çevre istimlakleri yapılmış olan kuyunun çapı 1.15 m dir. Ağız taşının silindir biçiminde olmasına karşın, asıl kuyu gövdesi kare biçimindedir ve dörtgen kesme taşlarla yapılmıştır. Derinliği 38 m olan kuyunun suyu yaz- kış hiç eksilmez. Kudüs'e hacı olmak için yöreden geçen Hıristiyanlarca kutsal sayılan bu kuyu suyundan içilir. Bunun yanı sıra yapılan kazı çalışmalarında St.Paulus'un doğduğu ev olarak tahmin edilen evin taş duvarları St.Paul Kuyusu'nun hemen yanında gün ışığına çıkarılmıştır.

GÖZLÜKULE

Neolitik Çağda (İ.Ö. 5000) toprak tepe üzerinde kurulmuş en eski medeniyeti yaşamasıyla Anadolu kültürüne ışık tutan önemli yerleşim merkezlerinden biridir. İlk çağda Tarsus limanı olarak kullanılmıştır. Şehrin güneydoğusunda bugün park olarak ağaçlandırılmış 300 m. uzunluğunda ve 22 m. yüksekliğinde bir höyüktür.
Burada 1934-1938 ve 1947 yıllarında Hetty Goldman tarafından yapılan Arkeolojik kazılarda, Neolitik dönemden İslam dönemine kadar çeşitli yapıtlar bulunmuştur.
Neolitik döneme ait, sıva parçaları, opsidon araç ve gereçler, ok uçları, küçük mızraklar, seramikler,
Kalkolitik döneme ait içerisinde ölülerin gömüldüğü küpler, testi ve çömlekler, aynı mimari tarzda yapılmış üst üste ev tabanları.
Tunç dönemine ait Tunç silahlar, mühürler, dörtgen planlı taş ve kerpiç evler gibi ilk mimari kalıntıları. Bu çağda kentleşme ve sınıflaşma ortaya çıkmış, kent yangından sonra surlarla çevrilmiştir. Hitit döneminde Kuziwatna Kralı Isput Ahşu ile Hitit Kralı Telepinus arasında yapılan anlaşmanın küçük bir bölümü, Gözlükule'de bu anlaşmayı yapan İsput Ahşu'nun çevresi çivi ile yazılı, ortası Hiyeroglif bir mührü, Hitit kralı 3. Hattuşil'in karısı Hepa'ya ait mühür, bir arazi bağışı ile ilgili bir çivili yazılı Hitit tableti, bir din adamı tasvir eden kristal bir heykelcik ve Boğazköy surlarına benzer bir kale kalıntıları bulunmaktadır. Gözlükule'de çıkarılan eserler Adana Müzesi'nde sergilenmektedir.

DONUKTAŞ
İlçenin, Tekke Mahalesinde bulunan Donuktaş İlçedeki anıtların en eskisi olarak bilinmektedir. Yapı özellikleri ile bir Roma mabedi olması muhtemeldir.
Dikdörtgen şeklinde iç içe bölümleri bulunan çok eski bir yapıdır.Tekke Mahallesindedir.
Gayet kalın dış duvarların boyu 115 m., yapının genişliği dıştan dışa 43 m, yüksekliği 7 m, kalınlığı 6.60 m.dir. Prof. Nezahat Baydur'un yürüttüğü kazı çalışmalarından, bu yapının tapınak olduğu anlaşılmıştır.
Donuktaş'ı gezen gezginlerden Sefir Barbaro, 1545 yıllarında yazdığı eserinde buranın bir saray olduğunu yazar, Hollanda'nın Tarsus Konsolosu Barker, 1835'de yazdığı "Kilikya" adlı eserinde "Donuktaş bir kral ailesi mezarıdır. Fakat Serdanapol'ın mezarı değildir. Çünkü Serdanpol Ninova'da yakılmıştır." Demektedir. Donuktaş bazı kitaplarda da Jupiter Mabeti olarak geçmektedir.Bir efsaneye göre Donuktaş bir hükümdarın sarayı olup Gözlükule üzerindeymiş, Hükümdar burada kızı ile yaşarmış, zamanın peygamberi bu hükümdara darılarak sarayına tekme vurmuş. Saray ters dönerek yuvarlanmış ve bugün bulunduğu yere düşmüş.

ALTINDAN GEÇME (ROMA HAMAMI)
Roma İmparatorluk çağından kalma, Tarsus'un görkemli yapılarından olan Hamam kalıntısı İlçe merkezinde olup, Eski Cami'nin 50 m kuzeyinde yer almaktadır. Hamam kalın Horasan tabakaları, moloz taşlardan ve tuğlalardan yapılmıştır. Kalın duvarın içinde yer yer baca ve havalandırma künkleri ve duvar içinde tuğladan kör kemerler mevcuttur. Hamamın doğusundaki duvarlar kısmen sağlam olarak kalmış ve üstünü kubbeyleörtülü olduğu yarım kalan kubbe ayaklarından anlaşılmaktadır. M.S. 2-3. yy"a ait olduğu tahmin edilen yapının kuzey ve batı bölümleri tamamen yıkılmış, güney duvarında 3.5 m.genişlikte, 4 m yükseklikte delik açılmak suretiyle yol geçirilmiştir. Bu nedenle buraya halk tarafından altından geçme denilmektedir.

KLEOPATRA KAPISI (DENİZ KAPISI)
Kleopatra Kapısı, Tarsus'un girişindedir. Bizans Döneminde inşa edilen kent surlarının Dağ Kapısı, Adana Kapısı ve Deniz Kapısı bulunuyordu.
Evliya Çelebi Seyahatnamesinde Tarsus'u anlatırken bu kapı için İskele kapısı ismini takmıştır.Kapının yapımında Horasan harcı kullanılmıştır. Kapının kenarı at nalı şeklinde ve yerden yüksekliği 6.17 m, derinliği ise 6.18 m. dir. Tarsus'un 18. Yüzyıl sonlarına kadar oldukça sağlam üç kapılı surları, 1835 yılında Mısırlı İbrahim Paşa tarafından yıktırılmış ve sadece iki ayak üzerinde tek kemerli deniz kapısı kalmıştır.
Mısır'ın ünül kraliçesi Kleopatra'nın sevgilisi Romalı General Antonius ile Tarsus'da buluşmak üzere geldiklerinde, o zamanın limanı olan Gözlü Kule'de büyük bir törenle karşılanmışlar ve Deniz Kapısından şehre geldiği söylenir. Bu nedenle Deniz Kapısına Kleopatra Kapısı da denir

ONUR YAZITI (YENİ HAMAM)
Yeni Hamam İlçemiz Merkezinde Ulu Camiinin yanında yer almaktadır. Hamamın giriş kapısı üzerindeki katabeden 1785 tarihinde yapılmış olduğu belirtilmektedir. Bu kitabenin onarım sonrası konulduğu sanılmaktadır. Hamam klasik Türk hamamlarının özelliğini taşımaktadır. Hamamda soyunma, ılıklık, sıcaklık külhan olmak üzere dört bölüm mevcuttur. Soyunma yeri beşik tonozla, ılıklık ve sıcaklık bölümü kubbe ile örtülüdür. Sekizgen planlı sıcaklık kısmında dört yanda eyvanlar ve bunlar arasında halvet odaları bulunmaktadır.
Yeni Hamam'ın duvarında bulunmakta olan bu yazıt 1982 yılında yerinden çıkarılıp şimdiki yeri olan Kleopatra Kapısının kuzeyine yerleştirilmiştir. Boyu 1.45 m. eni 0.52 m.dir. Romalılar zamanında bir heykelin kaidesi olarak kullanılmıştır. Üzerindeki yazıtın Türkçe çevirisi şöyledir.
"Bu heykel imparatorluk tapınağının koruyuculuğunu iki kez yapmak, gerek kent, gerekse Kilikya eyalet yönetiminde bazı sivil ve resmi işlerde özel sorumluluk ve yetkilere sahip olmak ve bağımsız eyalet meclisi kurmak gibi pekçok ve seçkin ayrıcalıklarla onurlandırılmış bulunan Kilikya, İsaura ve Lycaonia eyaletlerine başkanlık eden, en büyük, en güzel ve en önde gelen başkent olan Severus Alexander'in Septimus Severus'un Caracalla'nın ve Handrianus'un kenti Tarsus tarafından dindar ve talihli efendimiz imparator Marcus Aurelius Severus Alexander'in esenliği için dikilmiştir."
Yazıt,Severus Alexander'in imparator olduğu yıllar arasında yani İS 222-235 yıllırına tarihlenmiştir.

JUSTİNİAUS KÖPRÜSÜ (BAÇ KÖPRÜSÜ)
Modern Tarsus kentinin doğusunda bulunan Justiniaus köprüsüne halk tarafından eskiden şehre girişte alınan Bac Vergisinden dolayı Bac Köprüsü denilmektedir.
Adana-Ankara karayolunun Tarsus girişinde ve kuzeyindedir. Berdan (Tarsus) Çayı üzerindeki köprü, İ.S.VI. yüzyılda Bizans İmparatoru Justiniaus (İ.Ö.527-566) tarafından yaptırılmıştır. Birkaç kez ve en son olarak 1978 yılında restore edilmiştir.
Eski dönemlerde köprüden geçme paralı olduğundan bu köprüye vergi anlamına gelen Bac adı verilmiştir.

TARSUS ŞELALESİ VE ROMA MEZARLARI
Tarsus İlçe Merkezinin kuzeyinde Berdan (Kydnos) Çay'ı üzerindedir. Berdan nehrinin bu bölümünde nehir suyu 4-5 metrelik bir yükseklikten dökülerek şelale meydana getirmektedir. Romalılar döneminde şelalenin bulunduğu alan nekropol (mezarlık) olarak kullanılmıştır. Şelalenin bulunduğu alanda konalemera yapıya sahip kayalara oyularak yapılmış mezarlar nehrin akış yükseltisi altında ortaya çıkmasından sonra oldukça tahrip olmuş durumdadır.

CUMHURİYET ALANI ANTİK KENTİ
Tarsus İlçesi Merkezinde çok katlı otopark projesi temel hafriyat çalışmaları esnasında zemin seviyesinin 5 m. altında antik bir yola tesadüf edilmiştir. 68 m.lik bölümü ortaya çıkarılan yolun genişliği 7 m. olup, poligonal teknikte bazalt taştan inşa edilmiştir. Yolun altında 1.70 m. yükseklikte, 70 cm. genişlikte orijinal kanalizasyon sistemi ve tali kanallarla, cadde kenarlarında konglemera taştan yağmur sularını toplayan kanallar mevcuttur. Antik yolun sağ tarafında sütunlu stilabot yer almaktadır. Roma döneminde yapıldığı tahmin edilen yolun Bizans ve islami dönemlerde de kullanıldığı yapılan çalışmalardan anlaşılmıştır. Kazı çalışmaları devam etmektedir.


ANTİK MEZAR KALINTISI
Tarsus İlçesi, Caminur Mahallesi, 305 ada, 21 parsel üzerinde yapılan Emniyet Sarayının temel atma hafriyat esnasında ortaya çıkan kesme kireç taşından inşa edilen anıt mezarın güneyinde bir giriş kapısının bulunduğu, girişin her iki yanında birer kilinesi bulunan bir oda ile bağlantılı ikinci bir odanın bulunduğu görülmüştür. Üst bölüm ikinci katta, orta zemine açıklığı olan ve yanlarda kilineler bulunan bir mekan ve bu mekanın kuzeyinde yüksek kilineli bir mekanın daha mevcut olduğu tespit edilmiştir. Müze Müdürlüğünce yürütülen çalışmalar sonucunda mezar içinde bulunan pişmiş toprak lahitler ve diğer buluntular Müze Müdürlüğüne taşınmıştır.

ROMA YAPI KALINTISI
Tarsus İlçesi Merkezi, Eski Ömerli Mahallesi, 875 ada, 101 parselde Milli Eğitim Bakanlığınca yaptırılmak istenen Barbaros Hayrettin Lisesi inşaatı hafriyat çalışmaları sırasında zeminden 3.30 m. alt seviyede açığa çıkan, Roma döneminde yapıldığı belirlenen yapı kalıntısı dikdörtgen planlı olup, beşik tonozludur.Kesme kalker taşından yapılma, sıvalı, doğu batı ekseninde olan koridorun uzunluğu 37.13 m. genişliği 3.30 m. dir. Doğu batı doğrultusunda uzanan koridorun kuzey cephesinde 8 kapı açıtı, güney cephesinde ise kazı sonucu açığa çıkarılan bir merdiven girişi, binaya girişi sağlayan ve içi temizlenen, duvarları freskli, zemini mozaikli oda ve 3 kapı açıtı bulunmaktadır. Doğu cephede de kemerli bir kapı açıtı bulunmaktadır. Roma yapısı Adana Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulunun 19.01.1998 gün ve 2951 sayılı kararı ile tescil edilmiş ve koruma altına alınmıştır.

SAĞLIKLI KÖYÜ ANTİK YOLU VE KAPISI
Sağlıklı Köyü Tarsus'a 15 km. uzaklıkta olup, köyün yukarı dağlık kısmında ana kaya üzerinde taş levhalarla döşeli Roma yolu vardır. Roma yolu yüksek bir yerde olup, buradan Tarsus ve civarı sahile kadar görülebilmektedir. Yolun genişliği yaklaşık üç metredir. Ve 3 km. lik kısmı sağlam durumdadır. Yolun her iki tarafında bulunan korkuluk duvarı yol boyunca devam etmektedir. Yol güzergahı üzerinde Roma ve Bizans devirlerine ait mezarlar ve yolla ilgili yazılı onarım kitabeleri bulunmaktadır. Söz konusu bu roma yolu üzerinde kemerli bir yapı vardır. Bu kapının zafer takı ve Kilikya sınırlarının başlangıç yeri olduğu veya sınır kapısı olarak yapıldığı tahmin edilmektedir. Tek sıra kesme taştan yapılan kapının genişliği 8.80 m, yüksekliği ise 5.20 m.dir.

ÇAVUŞLU KÖYÜ GÖZETLEME KULESİ
Tarsus-Pozantı karayolunun 25. Km.sinden sağa dönülerek 7 km. stabilize yoldan sonra Çavuşlu Köyü mevkiindeki gözetleme kulesine ulaşılır. Vadiye hakim bir tepe üzerinde bulunan ve ortaçağda inşa edilen gözetleme kulesi dörtgen planlı, duvarları kesme taştan yapılmıştır. İki katlı olan yapının orta kat ahşap kiriş yerleri görülmektedir.

GÜLEK KALESİ
Tarsus İlçesine bağlı Gülek Beldesinin kuzeydoğusunda yüksek kayalık dağ üzerindedir. Gülek Boğazına hakim olan kale, oldukça düzgün taşlardan özenle yapılmıştır. Kalenin surları savunmaya zayıf noktalardan köşeli ve yuvarlak kulelerle takviye edilmiştir. Kaleye giriş, kemerli abidevi bir kapıdandır. Kale oldukça tahrip olmuş durumdadır.

SARIŞIH HANI
Sarışıh Hanı, Tarsus İlçesi, Çukurbağ Köyü, Sarışıh Mahallesi yerleşim alanının batısında bulunmaktadır. Han doğu-batı eksenli olup, tahminen 30 m. uzunluğunda, 12 m genişliğinde ve 5-6 m yüksekliğindedir. Dikdörtgen planlı han küçük kesme taşlardan Horasan harcı ile yapılmıştır. Güney cephede yuvarlak tonozlu giriş koridoru bulunmaktadır. Hanın içi yuvarlak tonozludur. Tonozun üstü dıştan beton ile doldurulmuştur. Yapının muhtemelen beylikler döneminde yapıldığı sanılmaktadır. Hanın yanında bir de çeşme bulunmaktadır.

SU KEMERİ
Tarsus İlçe Merkezinin 700-800 m kuzeydoğusunda bulunan Su Kemeri 10X3 m. ebatlarında, 12 m. yüksekliğindedir. Yapının içi moloz taşlardan harç kullanılarak yapılmış, yüzeyi ise tuğla ile düzgün bir şekilde inşa edilmiştir.

MAHMUT AĞA HÖYÜĞÜ
Tarsus- Adana karayolunun sağ tarafında Mahmutağa Köyünün bitişiğinde bulunmaktadır. Geniş yayvan höyüğün üst kısmı tarla malikince düzeltilmiş ve tahrip edilmiştir. Höyükte Hitit dönemine kadar olan katlar tesbit edilmiştir. Höyük Adana Koruma Kurulunca tescil edilmiştir.

ALİEFENDİOĞLU KÖYÜ HÖYÜĞÜ
Tarsus İlçe Merkezine bağlı Aliefendioğlu Köyü sınırları içinde yer almaktadır. Höyük Adana Koruma Kurulunun 21.10.1992 tarih ve 1311 sayılı kararı ile tescil edilmiştir.

NACARLI KÖYÜ HÖYÜĞÜ
Tarsus İlçesi, Nacarlı köyü sınırları içinde yer almaktadır. Höyük köyün batısında yüksek bir tepelik üzerinde olup, üst düzeyde yoğun Roma Bizans dönemi seramik kalıntıları bulunmaktadır. Ayrıca köyün içinde geçen dere üzerinde tek kemer göze sahip bir ortaçağ köprüsü vardır. Höyük koruma altına alınmıştır.

TEPE KÖYÜ HÖYÜĞÜ
Tepeköyü sınırları içinde bulunan höyük doğal bir tepe üzerinde yer almaktadır. Höyükte su sarnıçları, toprağa gömülü pt.küpler ve yoğun yapı malzemeleri bulunmaktadır. Höyük koruma altına alınmıştır.

KAKLIK TAŞI KÖYÜ NEKROPOL ALANI VE ÖRENYERİ
Kaklıktaşı Köyü sınırları içinde vadiden batıya yükselen kaya kütlesine oyulmuş Roma devrine ait mezarlar topluluğu bulunmaktadır. Kaya mezarlarından içeri girildiğinde geniş mezar odası ve ortada diktörtgen çukurluk ve mezar odasının yanlarında ölü hediye nişleri yer almaktadır. Söz konusu nekropol alanının çevresinde küçük yerleşim alanları mevcuttur.

KARADİKEN KÖYÜ MEZAR ANITI
Karadiken Köyünde yüksekçe tepe üzerinde dışı kesme taşlardan yapılmış mezar anıta M.S.2. nci - 3.cü yy. tarihlenmektedir. Anıtın üst kısmı yıkılmıştır. İç örgüsü ara kısım molozlarla doldurulmuştur.

BELEN KÖYÜ NEKROPOL ALANI VE ÖRENYERİ
Belen Köyü yakınında kireç taşı kayalık üzerinde M.S.2 ve 3. yy. Roma devri lahit ve kaya mezarların bulunduğu nekropol alanı bulunmaktadır. Yakın çevresinde küçük bir örenyeri mevcuttur.

KEŞBÜKÜ KÖYÜ NEKROPOL ALANI VE ÖRENYERİ
Keşbükü Köyü sınırları içinde anayola girişin sağ ve solunda M.S. 3-4. yy.a tarihlenebilen geniş bir nekropol alanı bulunmaktadır. Nekropol alanının doğusunda tepe düzlüğü üzerinde aynı devre tekabül eden bina ve su sarnıcı kalıntıları yer alır. En ilgi çekici olanı, yolun sol girişindeki kayaya oyulmuş mezarlardır. Keşbükü köyünün içinden geçen çayın geldiği güzergah içinde iki adet mezar ve bir adet küçük bir kaya tapınağı bulunmaktadır. Tapınağın kaya civarına yazılmış beş satır yazı mevcuttur.

ÇEVRELİ (MUHAT KÖYÜ KİLİSE KALINTISI)
Köy yakınında bir adet 6-7. yy'a ait kilise kalıntısı bulunmaktadır. Kilisenin apsis ve yan duvarlarının bir bölümü ayakta kalabilmiştir. Kilisenin duvarları çok tahrip olmuş, apsisin arka kısmı yıkılmıştır.

ÇOKAK KÖYÜ HAN KALINTISI VE ÖRENYERİ
Çokak Köyü sınırları içinde Kuzoluk mevkiinde büyük bir han kalıntısı yer almaktadır. Duvarlarının bir kısmı sağlam olarak günümüze kadar gelmiştir. Han kompleksine yakın kayalık arazi üzerinde yapı kalıntıları bulunmaktadır. Ayrıca bir de çeşme binası mevcuttur.

ANAMUR ÖREN YERLERİ

TİTİOPOLİS
Anamur'un batısında Ovabaşı köyü yolu üzerinde 5. km'de sağda, köy içinde ve kuzeyindeki hakim tepeler üzerinde çok geniş bir alana yayılan Kalınören köyü kalıntılarının bulunduğu yere gelinir. George Evart Bean ve Terence Bruce Mitford 1964-1968 yılları arasında Kilikya'da yaptıkları incelemeleri sonucunda hazırladıkları Batı Kilikya'da bulunan antik yerleri gösteren haritaların da bugünkü Kalınören köyünün yerini TITIOPOLIS olarak işaretlemişlerdir.
Ören yerinde Hellenistik, Roma ve Bizans dönemlerini içine alan kalıntılar yer alır.
Titiopolis antik çağlarda Anemurium'a bağlı olmayan bir site konumunda idi.
Antik kentte bugün görülmeyen bouleuterion, ninfeum, odeon, tiyatro gibi yapılar büyük bir olasılıkla köy yerleşmesinin altında kalmıştır.
Kenti düzenli olarak çeviren sur duvarları kabaca yontulmuş irili ufaklı çok köşeli taşlardan yapılmıştır.
Köy girişinde solda bahçeler içerisinde sert gri renkli taştan burmalı sütun çok önemli bir yapıya ait olması gerekir. Bahçeler içerisindeki mozaik tabanlı mekanların işlevlerinin ne olduğu dahi anlaşılmamaktadır.
Tepelere doğru çıkıldıkça ilk önümüze çıkan hamam yapısı büyük bir olasılıkla bir gimnazyum yapısı olmalıdır.

Titiopolis Bazilika - Titiopolis Basilica
Hamamın batısında narteksi belirgin üç sahınlı bazilika yer alır. Yapıda sintronon basamakları vardır. Apsisin sağında ve solunda diakonion odaları yer alır. Bu odalar apsisin arkasında revakla desteklenmiş çok amaçlı bazilika tipini gösterir.
Köy yerleşmesinin kuzeyinde, surlarla çevrili akropol kalıntıları içerisinde bazilika, hamam ve nekropol sahalarının bulunuşu buranın bir şehir gereksinimine yanıt verecek biçimde ele alındığını gösterir.
Yukarı şehirde bulunan batı ve doğu bazilikaları tamamen tahrip olmuştur. Yapıların zeminleri gri ve beyaz renkli mozaiklerle geobitkisel süslü olarak dekore edilmiştir.

Titiopolis Mezar-Titiopolis Hereon
Dini yapıların doğusunda görkemli mezarların bulunduğu nekropol alanı yer alır. Buradaki kesme taştan, iki katlı tonozlu mezarlar yüceltilmiş birkaç ayrıcalıklı kişinin anıtsal mezarlarıdır.
Akropol'ün doğu yamacında kapakları templum in antis tarzında gri renkli sert taştan dikdörtgen formunda oyularak yapılmış sarkofaj'ın cephesinde; kanatlarını açmış kartal figürü, yanlarda girlandları taşıyan bukranion ve medusa başları görülür. Bu lahtin hemen yanında ön yüzünde elinde asa tutan sepha üzerinde oturan erkek figürü lahtin ön yüzüne işlenmiştir.
Kalınören'deki ilginç yapılardan biri de akropolün kuzey ucunda yer alan tonoz örtülü üç ayrı mekanlı tylos tipli hamamdır. Hamamın su gereksinimi 20 m. ilerdeki ninfeumdan sağlanıyordu.

ESKİ ANAMUR (ANEMURİUM)
Anamur İlçe merkezinin 6 km. güneybatısındadır. Kentin ne zaman kurulduğuna dair herhangi bir bilgiye ulaşılamadığı gibi, Roma İmparatorluk Çağı öncesine giden kalıntılara da bu güne kadar henüz rastlanmamıştır. Kentin adı sadece bir liman listesinde geçtiği için, M.Ö. 4.y.y.da var olduğu bilinmektedir. Anemurium'un adının "rüzgarlı yer" anlamında kullanıldığı da antik kaynaklarca ifade edilir. 1.yüzyılda kentin çevresine ilk surların yapıldığı, bir süre Kommagene Kralı Antiochus'un (38-72) yönetimine bırakıldığı tarihi bilgiler arasındadır. Kıbrıs'a yakın olması nedeniyle, özellikle Romalılar zamanında bir ara istasyon konumunda olan Anemurium; aynı zamanda kara yoluyla Toroslardaki en önemli Roma kentlerinden biri olan Germanskopolis ile bağlantılıydı. Böylece bölgedeki doğal kaynakların ihraç edildiği önemli bir ticaret kenti olmuştur.
Anemurium, 260' da Sasaniler tarafından ele geçirilmiş 4 . ve 5. yüzyıllarda Toroslar'dan gelen korsanlar tarafınden sık sık tahrip edilmişti.650 yılında Arap akınlarına uğrayan kent, bu tarihten sonra terk edilir. 12.ve 13. yüzyıllarda Anadolu Selçuklularının Mamure Kalesini ele geçirmelerinden sonra, bölge Türk egemenliğine geçer. Anemurium kenti yukarı ve aşağı kent olmak üzere iki bölüme ayrılır. En göz alıcı yapıları; surlar, 3 adet hamam, tiyatro, odeon (konser salonu) ve palestra aşağı kenttedir. Liman Caddesi'nin her iki yanındaki kaldırımların belirli bölümlerinde yer yer zemin mozaikleri bulunmuş olup, bunların her kısmı müzede sergilenmektedir.Tonozlu mezarların tek ve iki katlı örneklerinin tek katlı ve iki katlı bir kısmının duvarlarında freskler ve mozaikler bulunmaktadır. Kentin surları dışında kalan mezarlığı, Anadolu'nun en iyi korunmuş örneklerinden biridir. Kentin içme suyunu sağlayan su kenarları dışında erken Hıristyanlık dönemine ait kilise kalıntıları bulunmaktadır.

Anemurium
Anemurium 19. yüzyılda İngiliz Francis Beaufort'un Akdeniz'de yaptığı Keşifler sonucunda batı dünyasına tanıtılmıştır. 1960 yılında Toronto Üniversitesinden Elisabeth Alfoldi Rosenbaum tarafından kazılar başlatılmıştır. Daha sonra Kanada'lı Prof. James Russel tarafından kazılar ve diğer bilimsel çalışmalar sürdürülmüş 2000 yılında kazılara son verilmiştir.

Anemurium kenti yukarı ve aşağı kent olmak üzere iki bölümdür. En göz alıcı yapıları surlar, 3 hamam, 60 m. genişliğinde tamamlanamamış tiyatro, 900 kişilik oturma yeri bulunan odeon (konser salonu), paleastra aşağı kenttedir. Liman caddesinin her iki yanındaki kaldırımların belirli bölümlerinde yer yer zemin mozaikleri bulunmuş olup, bunların bir kısmı müzede sergilenmektedir.
Anamur Müzesinde sergilenen mozaikler içerisinde; barışçı kral Isaah adına düzenlenmiş mozaikte, palmiyenin iki yanında yer alan leopar ve oğlak betimlemesi nekropol kilisesi tabanında bulunmuştur.

Kentin surları dışında kalan mezarlığı, Anadolu'nun en iyi korunmuş nekropol alanını oluşturur. Bunların sayısı 350-400 civarındadır. Tonozlu mezarların tek ve iki katlı örneklerinin bir kısmının duvarlarında freskler ve mozaikler bulunmaktadır. Genel olarak mezarlarda lahit odası, ziyaret mekanı ve diğer eklenti mekanları yer alır. Beşik tonozlu en eski mezarların temelleri büyük kireç taşlarından inşa edilmiştir. Nekropol de görülen ikinci mezar tipinde geleneksel plana eklenti mekanlar oluşturulmuştur. Üçüncü mezar tipi ise bir bahçe içerisinde eski tip mezarlara yeni bir ünite olarak eklenmiş yapılardan Anemurium Nekropol meydana gelir. Bunların dışında edikula formunda, dört cephesi kemerli ve kesik koni biçiminde mezar tipleri de yer alır.

AnemuriumNecropol

Kentin içme suyunu sağlayan su kemerleri (akuaduct) dışında, Erken Hıristiyanlık dönemine ait birkaç kilise kalıntısı da saptanmıştır.
Müzede sergilenen Anemurium buluntularının en ilginç grubunu pişmiş toprak insan yüzlü yağ kandilleri oluşturur. Bunun dışında süs eşyalarından oluşan bronz ve kemikten yapılmış bazı mezar armağanları, Roma çağına ait olan tunçtan yapılmış tanrıça Athena biçimli bir kantar ağırlığı, Bizans çağına ait halk sanatını yansıtan çeşitli malzemelerden yapılmış objeler diğer önemli buluntular arasında yer alır.

DEMİROLUK
Anamur-Ermenek karayolunda Abanoz yaylasından 18 km. sonra sağda Demiroluk kalıntılarının bulunduğu yere ulaşılır.
Demiroluk kalıntıları içinde ilk dikkati çeken blok kayalar üzerine oyularak yapılmış kaya mezarlarıdır. Mezarların cepheleri üçgen alınlıklı olup, sütun ve payelerle dekorlandırılmıştır.
Bu kaya mezarların birinde üçgen alınlığın içinde aslan betimlemesinin iki yanında "Akroter" süslemeleri yer alır. Antik kentin batı yönünde yine bir kaya mezarında üçgen alınlık içinde kalkan tutan, sağa doğru hareket halinde şaha kalkmış at üzerinde yer alan süvari yüksek kabartma olarak işlenmiştir.
Mezar kalıntıları Bozkır yakınlarında bulunan Isaura antik kenti kaya mezarları ile büyük benzerlik taşır.

KÖRİSTANLIK
Anamur-Ermenek karayolunda Akpınar yaylasını geçtikten sonra Iconium, Germanikapolis üzerinden Anemuriuma ulaşan antik yol üzerinde bulunan yörede "Çandır" olarak bilinen ören yerine gelinir.
Antik kent yukarı şehir (akropol) ve yamaçlarda bulunan nekropol sahalarından ıneydana gelir.
Antik şehirde kuzey batı yönünde çok sayıda kaya mezarı yer alır. Mezarların cephesi "Templum in antis" tarzında ve iki sütun paye ile dekore edilmiştir.

AZITEPE
Anamur Bozyazı karayolunda Çarıklar köyü sınırları içerisinde Azıtepe kalıntıları yer alır.
Antik yerleşimin en doğusunda İ.S. 4ncü yüzyıla tarihleyebileceğimiz apsisi ve sintronon izleri belirgin geniş ölçekli bazilika yapısı görülür.
Ören yerinin güney doğusunda moloz taştan beşik tonozlu hamam yer alır.

KIZIL KİLİSE
Anamur'un 8 km. kuzeyinde Kızılaliler köyü içerisinde yer alır.
Ören yeri içerisinde üç şahinli bazilika görülür. Yapı 5.6. yüzyıl Isaura yapılarını çağrıştırır.

ANITLI GÖZETLEME KULESİ
Yapı Anamur-Alanya karayolunun Yakacık köyü içerisinde yer alır.
Yapı, kesme taştan kalın temeller üzerinde ve iki katlıdır. Mekan açıklıklarını yuvarlak tonozlu, üst örtü beşik çatılıdır. İ.S. 4, 5. yüzyıllara tarihleyebileceğimiz gözetleme kulesi döneminde önemli bir karakol yapısı olmalıdır.

OTAK KÖYÜ ŞAPEL BİNASI
Anamur -Alanya karayolunda Yakacık'tan sonra sağa dönünce 10. km. de solda Kaladran çayının kenarında Otak Şapeli yer alır.
Geç Bizans dönemine ait yapı moloz ve kesme taştan tek şahinli apsinin iki yanında kült odaları bulunan küçük bir yapıdır.

AYVASIL
Anamur - Ermenek karayolundan 2 km. uzaklıkta, sağda basit kale surları, yapı kalıntıları ve bir hamam yer alır.

KANDACIK NEKROPOLÜ
Anamur Ermenek karayolunda Malaklar köyü yakınlarındaki Kandacık Nekropolünde Roma dönemine ait küp biçiminde mezarlar ve diğer yapı kalıntıları görülür.

ARAP ÇUKURU
Çukur Abanoz köyü yakınlarında Arap Çukuru mevkiinde yüksek kayalar üzerinde yer alan yüzlerce oyuk ahşap mertekler üzerine yerleştirilmiş lahitlerin oyuklarına ait olmalıdır. Ören yerinde ayrıca üçgen çatılı haç kabartmalı kaya mezarları görülür.

ŞIHARDICI

Arap çukuru yakınlarında yüksek hakim tepe üzerinde yer alan antik kent aşırı tahrip olmuştur. Ören yerinde görülen korint tipi sütun başlıkları ve diğer mimari parçalar önemi yapılara ait olmalıdır.

HALKALI
Anamur-Ermenek karayolu üzerinde Abanoz yaylasını geçtikten sonra solda ormanlık saha içerisinde halkalı kalıntıları yer alır. Ören yeri içerisinde Roma dönemine ait üçgen alınlıklı ve sütunlu kaya mezarları dikkat çeker.

ABANOZ
Anamur-Ermenek karayolunda Abanoz Yaylasında sağda hakim tepeler üzerinde son derece tahrip olmuş kent kalıntıları görülür. Antik kentin sağında nekropol sahasında sağlam kalabilmiş kaya mezarları yer alır.

ZİNCİRLİTEPE
Anamur'un batısında Kızılaliler köyünün kuzeyinde henüz fonksiyonu çözülememiş sayısız yapı kalıntısı ve nekropol alanı yer alır.

FİLİR KALESİ
Anamur'un kuzeybatısında Vilayet köyü yakınlarında Filir kale kalıntıları yer alır.
Ören yerinde Geç Roma dönemine ait bir sarnıç, basit kale surları ve nekropol alanı görülür.

GÖZ TAŞI
Anamur'un batısında Sarıdana köyü sınırlan içerisinde solda bir tepe üzerinde aşırı tahribat nedeniyle işlevleri anlaşılamayan mimari kalıntılar yer alır.

OVABAŞI
Anamur'un batısında Ovabaşı köyü sınırlan içerisinde bulunan ören yerinde Geç Roma ve Bizans dönemlerine ait apsis'i belirgin bir bazilika, sarnıçlar ve nekropol alanı görülür.

NİNFEUM
Sarıdana köyü yakınlarında yer alan anıtsal çeşmenin sütunlu cephesinde ortası aslan ve medüsa başlarıyla dekore edilmiştir. Yapı Roma dönemine aittir.

ZAVRAK TAŞ
Anamur'un kuzey batısında Filir Kalesi yakınlarında yer alır. Kalıntı yörenin gri renkli blok taşından yapılmıştır. Taşın tam merkezinde apsis biçimindeki geniş açıklık nedeniyle zavrak (pencere) taş diye adlandırılmıştır.
Ritüel amaçlı kullanıldığı sanılan anıt eser Hitit dönemine ait olmalıdır.

KUDRET KALESİ
Anamur'un yayla kesiminde Kaş yaylasının karşısında bir tepe üzerinde Roma dönemine ait kale surları ve diğer yapılara ait kalıntılar görülebilir.

CENNET KOYU
Anamur-Gazipaşa yolunun 17. km.sinde soldaki köy içerisinde apsisi zamanımıza gelebilmiş bir bazilika ile diğer yapı kalıntıları yer alır.

0

#5
Kullanıcı çevrimdışı   patriot34 

  • KD ™ Dost
  • Grup: Kadim Dost
  • Mesaj sayısı: 2.836
  • Kayıt tarihi: 05-Mayıs 08
  • Gender:Male
  • Location:iSTANBUL
Forum İtibarı: 3
Henüz Tanınmıyor
İLÇELERİ


ANAMUR



forum
forum
forum
Anamur, güneyinde Akdeniz'in mavi suları, yemyeşil bahçeleri, kuzeyinde palmiye ağaçları ve çam ormanlarıyla kaplı Toros dağlarının yer aldığı güzel bir coğrafyadadır. İkliminin elverişli olması nedeniyle özellikle muz üretimi ile ün kazanmıştır. Zengin folkloru, temiz denizi, ince kumlu plajlarıyla, deniz kaplumbağalarının barındığı uzun ıssız kıyı şeridi ve Anemurium antik ören yeri ile önemli bir turizm bölgesidir. Yaz gecelerinde yıldızların en güzel göründüğü yerdir.

forum
Anamerium antik kentine ait kalıntılar
forum
Odeon
Tarihi ve Kültürel Çevre

Tarihçe

Geçmişi Antik Çağlara uzanan Anamur ilçesinin antik adı Anemurium'dur. Günümüzde ilçe merkezinin 6 km güneybatısındaki kalıntılar Roma ve Bizans dönemlerine aittir. Ancak çok daha önceki yüzyıllarda buranın, erken Akdeniz kolonizasyonuna ait bir ticaret iskelesi olduğu bilinmektedir. MÖ 1. yüzyılda Romalılar'ın Küçük Asya Eyaleti olan Kilikya bölgesi içinde kalan Anamur'da 4. yüzyıldan itibaren Bizans yönetimi başlamış ve bu dönemde kent yeniden inşa edilmiştir. Müslüman Araplar'ın yöreye gelmeleri 8. yüzyılda Abbasi Halifesi Mansur dönemine rastlamaktadır. Anamur, 11. ve 12. yüzyılda Selçuklular'ın daha sonra Karamanoğulları Beyliği'nin yönetimine girmiş, 1471 yılında da Fatih Sultan Mehmet'in komutanlarından Gedik Ahmet Paşa tarafından Osmanlı topraklarına katılmıştır

1867 de Konya Vilayetine bağlı İçel Sancağı'nın bir kazası olan Anamur, 1877'de İçel Sancağı Adana Vilayeti'ne bağlanınca, Adana Vilayeti İçel Sancağı'nın bir kazası durumuna gelmişti.

V Cuinet, 19. yüzyılda Anamur iskelesine gemilerin daha çok yaz aylarında uğradığını yazmaktadır. Limana ayda bir düzenli olarak yalnızca Compagnie Bells Şirketi'nin gemileri gelmekteydi. Osmanlı yelkenlileri, Anamur'un deniz trafiğinde ağırlıklı bir yere sahipti. V Cuinet, 1890'da Anamur'dan dış ülkelere gönderilen en önemli ürünlerin; kereste, buğday ve arpa olduğunu yaza. Buradan ihraç edilen kerestenin toplam değeri 350.000 frank idi. Ayrıca, Taşucu ve Kilindire'de olduğu gibi, İçel yöresinin ormanlarından elde edilen pelit ve meşe palamudu da, önemli ihraç ürünleriydi. 19. yüzyıl sonunda Anamur'un gümrük geliri, yılda 150.000-200.000 kuruş arasında değişmekteydi. Anamur, 1869 yılında ilçe olmuştur.

Eski Anamur (Anemurium)

Anamur ilçe merkezinin 6 km güneybatısındadır. Kentin ne zaman kurulduğuna dair herhangi bir bilgiye ulaşılamadığı gibi, Roma İmparatorluk Çağı öncesine giden kalıntılara da bugüne kadar henüz rastlanmamıştır. Kentin adı sadece bir liman listesinde geçtiği için, MÖ 4. yüzyılda var olduğu bilinmektedir. Anemurium'un adının "rüzgarlı yer" anlamında kullanıldığı da antik kaynaklarca ifade edilir. 1. yüzyılda kentin çevresine ilk surların yapıldığı, bir süre Kommagene Kralı Antiochos'un (38-72) yönetimine bırakıldığı tarihi bilgiler arasındadır. Kıbrıs'a yakın olması nedeniyle, özellikle Romalılar zamanında bir ara istasyon konumunda olan Anemurium, aynı zamanda kara yoluyla Toroslar'daki en önemli Roma kentlerinden biri olan Germanikopolis ile bağlantılıydı. Böylece, bölgedeki doğal kaynakların ihraç edildiği önemli bir ticaret kenti olmuştu.

Anemurium, 260'da Sasaniler tarafından ele geçirilmiş 4. ve 5. yüzyıllarda Toroslar'dan gelen korsanlar tarafında sık sık tahrip edilmişti. 650 yılında Arap akınlarına uğrayan kent, bu tarihten sonra terk edilir. 12. ve 13. yüzyıllarda Anadolu Selçukluları'nın Mamure Kalesini ele geçirmelerinden sonra, bölge Türk egemenliğine girer. Anemurium kenti yukarı ve aşağı kent olmak üzere iki bölüme ayrılır. En göz alıcı yapıları; surlar, 3 adet hamam, tiyatro, odeon (konser salonu) ve palestra aşağı kenttedir. Liman Caddesi'nin her iki yanındaki kaldırımların belirli bölümlerinde yer yer zemin mozaikleri bulunmuş olup, bunların bir kısmı müzede sergilenmektedir. Kentin surları dışında kalan mezarlığı, Anadolu'nun en iyi korunmuş örneklerinden biridir. Tonozlu mezarların tek ve iki katlı örneklerinin bir kısmının duvarlarında freskler ve mozaikler bulunmaktadır. Kentin içme suyunu sağlayan su kemerleri dışında, Erken Hıristiyanlık dönemine ait kilise kalıntıları bulunmaktadır.

Hamam

Anemurium hamamı, Romalılar zamanında yapılmıştır. Zemini mozaiklerle kaplı, 2 katlı olan hamamın giriş kapısı önündeki yazıtta şöyle yazılıdır:"Hamama hoş geldiniz, iyi temizleniniz".

Odeon

Odeon, Anemurium harabeleri içerisinde, denizden 500 m. uzaklıkta sol tarafta bulunmaktadır. Roma tarzındaki oturma yerleri, yarım daire şeklinde taştan kademeli olarak yapılmıştır. Odeon'un orkestra yerinin tamamı mozaiklerle kaplıdır. Platformun her iki yanında "paradoi" veya "paradoks" denilen iki giriş kapısı bulunmaktadır. Bu kapılar konser salonuna girişi sağladığı gibi sanatçıların da salona girişini sağlamaktaydı.

Mamure (Anamur) Kalesi

forum
forum
forum
Silifke-Anamur karayolu üzerinde, Anamur'un 6 km güneydoğusunda deniz kenarında yer alan Mamure Kalesi'nin oturumu 23.500 metrekaredir.

3. yüzyıl veya 4. yüzyılda Romalılar tarafından yaptırılmış olan kale, sonraları Bizanslılar ve Haçlılar zamanında genişletilmiştir. Selçuklu Sultanı Aleaddin Keykubat tarafından 1221 yılında ele geçirildiği sırada yıkılan kalenin yerine bugünkü kale yapılmıştır. Daha sonra burası, Karamanoğulları ve Osmanlılara geçmiştir.

Bir kervansaray görünümünde olan Mamure Kalesi, en iyi korunmuş Anadolu kalelerinden biridir. Kuleleri, surları ve mazgalları halen ayaktadır. Kalenin beden duvarının üzerinde bulunan tek kitabede 1450 (Karamanoğlu İbrahim zamanı) tarihi yazılıdır. Şikari tarihine göre; "Anamur ve Taşeli'nin kafirler tarafından zapt ve harap edilmesi üzerine Karamanoğlu Mahmut Bey (1300-1308) 36.000 kişilik ordusuyla düşmanı bozguna uğratıp kaleyi ele geçirmiş, mamur edip, adını Mamuriye koymuştur." kaydı geçer. Bir hendekle çevrili bulunan 36 kuleli kale, üç avludan oluşmuştur. Batı avlusunda halen ibadete açık, onarım görmüş tek minareli tarihi bir cami bulunmaktadır. İki bölümden oluşan kalede,iç içe iki sur ve surlar üzerinde kaleyi bütünüyle dolaşan ve bir taraftan bir tarafa geçişi sağlayan burçlar arasında bir yol vardır. Bu yol üzerinde 35 normal, 4 büyük olmak üzere 39 kule bulunmaktadır.

Ak Cami

Karamanoğulları döneminde 1326'da yapılan cami, daha sonra yapılan yivli minaresi ile ilgi çekicidir. Karşısında Karamanoğulları'ndan kalma bir han ve bir köprü bulunmaktadır.

Ala Köprü

forumforum

Ala Köprü
Kent merkezinde geleneksel yapısını koruyan bir konut

Dragon çayı üzerinde 1230 yılında Selçuklular tarafından yapılmıştır. Yapımı süren Anamur-Sinop Atatürk karayolu bu köprüden geçmektedir.


Köşebüklü Mağarası

Anamur'un 9 km kuzeybatısında, Ovabaşı köyünde bulunan bu mağara 500 metrekarelik alana oturmuştur. lçinde dikit ve sarkıtların yer aldığı bu mağaradaki tedavinin, astımlılara ve kısır kadınlara iyi geldiği yöre halkınca söylenmektedir.

Çukurpınar Mağarası (Düdeni)

Anamur'un kuzeyinde 46 km uzaklıkta 1880 m yüksekliktedir. Taşeli platosundaki Su gözü yakınında Çukurpınar yaylasındadır. 1990 yılında bulunan ve Türkiye'nin en büyük mağarası olduğu söylenen bu mağaranın tahmin edilenden de büyük olabileceği düşünülmektedir. Son araştırmalara göre924 metreye kadar inilmiştir Mağaracılar tarafından yapılan araştırmalar halen sürdürülmekte olup,şimdiki araştırmalara göre dünyanın ikinci büyük mağarası durumundadır.

Kaledıran Kalesi

Kentin 52 km batısında, Kaledıran köyü yakınındaki bu gözetleme kalesi ve köy kalıntıları Bizans döneminden kalmadır

Kalınviran Örenleri

llçe merkezinin 2 km yakınındaki eski Yunanlılar'dan kalma tapınaklar; Romalılar'dan kalma bazı mezarlar ve anıtlar; Bizanslılar dönemine ait olduğu sanılan kilise kalıntıları bulunmaktadır.

Deniz Feneri

1911 yılında Fransızlar tarafından yapılmıştır. Halen faal durumdadır.

Anamur Müzesi

Müzede etnoğrafık ve arkeolojik eserler bölümü, kütüphane, fotoğrafhane, laboratuar, konservasyon ve sanat galerisi gibi üniteler bulunmaktadır

Arkeolojik bölümde Helenistik, Roma ve Bizans dönemlerine ait eserler sergilenmektedir Bozyazı'daki kazıda motifli altın diadem; Anamur Nekropolü'nde bulunan 36 parça ajurlu Bizans yapısı altın objeler, bronz Athena, kantar ağırlığı, müzenin önemli eserleri arasında yer almaktadır.

forumforum forumforum




Anamur Müzesi'nde sergilenen cam ve pişirilmiş kil eserler
Anamur kazılarında çıkartılan ve çoğu mitolojik sahneleri içeren bitki ve geometrik desenli insan fıgürlü mozaik örnekleri ile MÖ 6. yüzyıla ait ve Aydıncık'da bulunan kırmızı ve siyah figür tekniğinin en güzel uygulamaları olan Lekitoslar; Helenistik, Roma ve Bizans dönemlerine ait taş kitabe, mil taşları, taş ve pişmiş topraktan heykeller ve kabartmalar, Anamur kazılarında bulunan insan yüzlü kandil örnekleri, taşın bir dantel gibi işlendiği bitkisel süs ve hayvan figürlü taş işleme örnekleri, müzede sergilenmektedir Etnoğrafik bölümde geleneksel sanatların örnekleri, Yörük eşyaları ve "Post Yanışlı" kilim türleri, zengin bir koleksiyon oluşturmaktadır.

Anamur Müzesi'nde sergilenen arkeolojik eserlerden bazıları
forum

forum

Antik döneme ait pişirilmiş kil figürleriÇukurpınar mağarasında sarkıt ve dikitler

forum

Athena figürlü bronz ağırlık elemanı

forum

Türk dönemine ait etnoğrafik reyondan güküş takı


forum

Bizans dönemine ait mermer fragman



Dragon çayı üzerinde, Anamur'a 15 km uzaklıkta, berrak ve bol sulu bir piknik alanı olmasının yanısıra alabalık da bulunmaktadır. Kentin elektriğinin bir kısmı da bu sulardan üretilir

Coğrafi Yapı ve Nüfus


Anamur, İçel ilinin batısında yer alır. Doğusunda Gülnar, batısında Antalya, kuzeyinde Karaman bulunur Dik yamaçlarla denize alçalan Toros dağlarının eteklerinde, kuzeybatı-güneydoğu yönünde akan Sultan suyu çayının doğu kenarında Akdeniz kıyısının en güney noktasında ve Orta Toroslar'dan Karagedik dağının Akdeniz'e uzantısından oluşan Anamur Burnu'nun 7 km kuzeydoğusunda, denizden 3 km içerde kurulmuştur. Anamur ilçesinin nüfusu, 1990 yılı genel nüfus sayımı sonuçlarına göre toplam 65.767'dir Bu nüfusun 37.335'i merkez ilçede, 28.432'si köylerde yaşamaktadır.

Eğitim

Anamur ilçesinin 37 köyünde 40 ilköğretim Okulu (I. Kademe) bulunmakta ve bu okullarda1997-1998 öğretim yılında toplam 1864 öğrenci eğitim görmektedir.

İlçe merkezinde 7 İlköğretim Okulu, beldelerde 2, köylerde 4 okul, I. ve II. kademe olarak eğitim vermektedir. Bu okulların I. kademesinde toplam 5086 öğrenci, Il. kademesinde 2475 öğrenci eğitim görmektedir.

İlçede Anadolu Lisesi, Anadolu Meslek Lisesi, Ticaret Meslek Lisesi, Endüstri Meslek Lisesi, Teknik Lise, Kız Meslek Lisesi ve Anamur Lisesi olmak üzere 8 lise bulunmakta ve 2114 öğrenci eğitim görmektedir.

Mersin Üniversitesi'ne bağlı Meslek Yüksek Okulu 1995-1996 öğretim yılında eski Hükümet binasında öğrenime devam etmektedir. 1997-1998 öğretim yılında bu okullarda 19 kişilik öğretim kadrosu hizmet vermektedir.

Anamur İlçesinin Ekonomisi

Yüzölçümü 138.000 hektar olan ilçede, 23.634 hektar tarım alanı, 81.356 hektar orman ve fundalık alan, 33.010 hektarı tarım dışı arazidir.

İlçenin ekonomisi tarıma dayalıdır. 1996 yılında 31.676 ton hububat, 14.454 ton sebze, 44.159 ton meyve üretimi yapılarak 2.879.745.000.000 TL. gelir elde edilmiştir.

Orman İşletme Müdürlüğünün 1997 yılı faaliyetleri sonucu 1.212.047.166.000. TL. girdi sağlanmıştır. Anamur'un tarıma en uygun yerleri ovalık alanlardır. Dragon çayı üzerindeki regülatörle sulanan bu ovada en çok muz ve narenciye yetiştirilir, yerfıstığı ve susam ekilir Anamur'un iklim özelliklerinin çok elverişli olması nedeniyle, özellikle seracılık ve muz üretiminde önemli ekonomik gelişmeler sağlanmıştır. Anamur'un simgesi olan Anamur muzu lezzeti nedeniyle talep görmekte ve ekonomik değerinin artmasıyla her geçen gün daha çok alanda yetiştirilmektedir.

Anamur'da el sanatları da ileridir. Dağ köylerinde kilim, heybe, çuval, çul gibi eşyalar dokunur. Koyun yününden bölgeye özgü desenlerle "Ala Kilim" ve seccade dokunmaktadır.

Dağın eteklerinden kıyıya doğru gelişen kentte, turistlerin ihtiyacına cevap verebilecek nitelikte ve sayıda tesisler bulunmaktadır. Ev pansiyonculuğu da gelişmiş durumdadır. İlçenin kuzeyindeki Toros dağları yayla, dağ ve av turizmine çok elverişlidir.


Videoları görmek için lütfen Giriş Yapın yada Üye Olun.

ANAMUR TANITIM VİDEOSU
0

#6
Kullanıcı çevrimdışı   patriot34 

  • KD ™ Dost
  • Grup: Kadim Dost
  • Mesaj sayısı: 2.836
  • Kayıt tarihi: 05-Mayıs 08
  • Gender:Male
  • Location:iSTANBUL
Forum İtibarı: 3
Henüz Tanınmıyor
İLÇELERİ


AYDINCIK

forum
forum

Aydıncık ilçe merkezi, Antik Çağlardan Yakın Çağlara kadar önemli bir liman kenti olan Kelenderis çevresinde gelişmiştir. Mersin-Antalya yolu üzerinde olmasının yanı sıra, Toroslar'ın yamaçlarında bulunan Gülnar ilçesine açılan vadi içindeki yol ile kuzeye de bağlantısı vardır.

Dağ ve deniz arasına sıkışmış küçük bir ovada kurulu olan kente, giriş ve çıkışta, yamaçlara ve vadilere göz alabildiğine yayılmış modern cam seraların çokluğu dikkat çeker. Yamaç seralarının güneşi dik olarak alması nedeniyle İçel ve hatta Çukurova'nın en erken turfanda sebzelerini yetiştiren Aydıncık, adeta bir "kristal kent"e dönüşmüştür. İlçe ekonomisinde, seracılığın yanı sıra, balıkçılık ve yeni gelişmekte olan turizmin önemli bir yeri vardır

Tarihçe

İlk Çağ'da Kilikya bölgesinin en iyi limanlarından birine sahip olan Kelenderis kentinin kim tarafından ve ne zaman kurulduğu hakkında kesin bilgilere henüz ulaşılamamıştır. Antik yazarlardan Apollodoros, Kelenderis'in bir Hitit tanrısı olan Sandon tarafından kurulduğunu yazar. Antik kaynaklar, kentin Samoslular tarafından kolonize edildiğini belirtmektedir.

Akdeniz'in doğusu ile batısı ve Kıbrıs adasındaki deniz yolu üzerinde önemli bir konumda bulunması ve bölgenin en elverişli limanına sahip olması, Kelenderis'in önemini artırmıştır. 1986 yılında Konya Selçuk Üniversitesi'nden L. Zoroğlu başkanlığında sürdürülen arkeolojik kazılarda, MÖ 6. yüzyıla kadar giden buluntular ele geçmiştir. Bu yüzyılın sonlarında Batı Anadolu ve yakın adalardan gelen İonyalılar, Nagidos ile birlikte Kelenderis'de de ticarete yönelik ilişkileri yönlendirecek ticaret iskeleleri (emporium) kurdular.

Kelenderis ilk parlak dönemini MÖ 5. ve 4. yüzyıllarda yaşamıştır. Atinalılar'ın öncülüğünde Persler'e karşı kurulan Attik Delos Deniz Birliği'nin en doğudaki üyesi Kelenderis'di. Kazılar sırasında bulunan zengin mezarlar, bir yandan kentin batı dünyası ile ilişkilerini belgelerken, aynı zamanda, doğu kültüründen de kopmadığını ortaya koyar Helenistik Çağ'da Mısır'da kurulan Ptolemaios Krallığı ile siyasi ittifak içinde olan Kelenderis, M.Ö. 1. yüzyıldaki korsan baskıları yüzünden çok zor duruma düşer. Romalılar'ın korsanlara karşı hazırladıkları askeri harekata da katılan Kelenderisliler, Romalılar'ın Akdeniz ticaret yolunu güvenlik altına almasından sonra ikinci parlak dönemlerini yaşamışlardı. Orta Çağ'da, önce Bizans, daha sonra da Selçuklu egemenliğine giren Kelenderis; Osmanlılar döneminden 20. yüzyıl başlarına kadar, Anadolu ile Kıbrıs arasındaki deniz ulaşımında önemli bir liman konumunda olmuştur.

Antik Kelenderis'den günümüze ulaşan kalıntıların sayısı çok azdır. Surlar, Orta Çağ'dan kalma liman hamamı 4. veya 5. yüzyılda yapılmış olmalıdır. Tiyatronun da Roma Çağı'na ait olduğu anlaşılmaktadır. Kentin mezarlıklarında, M.Ö. 6. yüzyıldan başlayarak 4. yüzyıla kadar süren kaya mezarları, tonozlu mezarlar ve pramidal çatılı anıt mezar görülebilir 1992'de bulunan zemin mozaik, kentin 5. yüzyıldaki panoraması açısından eşsiz bir örnektir.

Kelenderis sürekli yerleşilen kentlerden biri olduğu için, geçmişi ile ilgili kalıntıların çok azı günümüze ulaşmıştır. Görülebilir kalıntılar arasında liman surları, su yolları, kaya mezarları, tonozlu mezarlar ve halk arasında "Dört Ayak" olarak bilinen piramidal çatılı Roma dönemi anıtsal mezar sayılabilir.

V Cuinet, 1890'da Kilindire iskelesinden dış ülkelere gönderilen ürünlerin toplam değerini 1.040.000 frank olarak vermektedir. Bu ürünler içinde, 500.000 frank ile kereste başta gelmekte, 300.000 frank ile buğday ve arpa onu izlemekteydi. Anamur'un 37 km doğusunda, Silifke'nin de 62 km. güneybatısında yer alan Kilindire, çok güzel bir koydu. Koyun girişinde üç kayalık, gemilerin giriş çıkışını zorlaştırmaktaydı. Kilindire iskelesi dışalımdan çok dışsatım için kullanılmaktaydı. 19. yüzyılın sonunda, iskelenin yıllık gümrük geliri 60.000 kuruşa yaklaşmaktaydı.

Kelenderis, İstanbul'un Konya üzerinden Kıbrıs ile bağlantı kurduğu önemli bir Osmanlı limanıydı. 19. yüzyıl ortalarından itibaren, Mersin limanının ön plana çıkması, gemi bordolarının büyümesi ve su kesimlerinin derinleşmesi nedeniyle, liman, işlevini yitirmeye başlamıştı.

19. yüzyıl tarihi kaynakları, limanın girişinde "Üç kaya" olarak tanımlanan adacıkların, özellikle rüzgarlı havalarda gemilerin limana girişiiçin tehlike oluşturduğunu yazarlar. Aydıncık 1987 yılında ilçe olmuştur.

Tarihi ve Kültürel Çevre

L.Zoroğlu'na göre, Kelenderis, yüzyıllar boyunca ve kesintisiz biçimde iskan edilen kentlerden biri olması nedeniyle, Antik Çağlar' dan günümüze kadar ulaşan kalıntıları çok azdır.

Bunlardan başlıcaları, çeşitli tipte mezarlar, bir hamam, bir theatron, sur ve kale kalıntıları, yer yer yıkılmış bir su kanalı ve birkaç sarnıçtan başka, üzerinde durulabilecek veya niteliği belli olan ayakta kalmış başka bir kalıntı bulunmamaktadır.

forum

Liman Kalesi'nin bulunduğu yarımada'nın günümüzdeki görüntüsü

forum

W.Barlet'e ait 19, yy. gravüründe kale ve liman girişi

forum

Dört ayak anıt mezarı ve liman kalesinin gravürü

Liman Kalesi


Kentin güneyindeki yarım adayı çevreleyen surlar ve kaleye ait kalıntılar, günümüzde görülebilmektedir. Tarihi kaynaklarda güçlü bir kale olarak söz edilen liman kalesi, Antik Çağlar' da ve özellikle Orta Çağ ve sonrasında kente yönelik yoğun saldırılara, güçlü savunma sistemiyle direnmiştir. Piri Reis'in haritasında burçlarında bayrak dalgalanan kale belirgin olarak çizilmiştir.

Barlett'in 1836 tarihli bir gravüründe ve 19. yüzyılda çizilmiş bir diğer gravürde, limanın üzerinde yüksek kulelerin bulunduğu, çevresinin surla çevrili olduğu görülüyor.

Ancak, bu yüzyıldan itibaren gemilerin uğrak yeri olmaktan çıkan limanın işlevini yitirmesi ile terk edilen kale, kent yapılaşmasında taşocağı gibi kullanılmış ve günümüze ulaşan bazı duvar kalıntıları dışında yok olmuştur.

Liman Hamamı

Liman girişinde bulunan hamam, kentin kısmen ayakta kalabilen antik yapılarından biridir. Üç ana mekanı günümüze kadar ulaşmış bulunan ve büyük bir kompleks olduğu anlaşılan hamamın bütününe ait görsel bilgi kaynağı, MS 5. yüzyılda yapılmış olan bir liman mozağidir.


forum

forum

Antik Liman Hamamı'na ait kalıntılar
Limana ait yapılardan III. mekan.

forum

19. yy.'a ait kilise

Tiyatro


Günümüzde toprakla kaplı olantiyatronun varlığı, yapının moloz taşlarla örülen sırt duvarının oluşturduğu yarım daire biçimindeki kavisten anlaşılmaktadır. Yüzey araştırmaları vesondaj çalışmaları dışında henüz günyüzüne çıkarılamamış olan yapı için L.Zoroğlu, oldukça küçük olan tiyatronun en yakın merkez olan Anemurium'da olduğu gibi, bir meclis binası (bouleuterion) olabileceği görüşündedir.

Anıt Mezar-Dört Ayak

forum
Dört Ayak anıt mezarı


Kent merkezinde, büyük kesme kireç taşlarıyla yapılmış ve halk arasında "Dört Ayak" olarak bilinen anıt mezar, ilçenin en ilgi çeken antik yapısıdır. Kare planlı, dört ayak üzerine baldahinli olarak oturtulmuş piramidal çatılı anıt mezar, M.S. 2. veya 3. yüzyıl başlarına tarihlenmektedir. Piramidal mimari yapısıyla, mausoleum mezar geleneğinin devam ettiğini göstermekte olup, oldukça iyi korunmuş durumdadır. Kentin yakın çevresinde görülebilen diğer yapılar, Aydıncık-Gülnar yolu üzerinde 15. km'de orman içindeki kaynaktan kente su getiren kemerler ve kanallar günümüze kadar ulaşan altyapılardır. Kent yakınındaki Duruhan ve Bodur kaleleri harap durumdadır

Buluntular

Bilimsel kazı ve araştırmaların başlatılmasından önceki 1960'lı ve 1970'li yıllarda, özellikle antikkent mezarlığında yapılan kaçak kazılarla veya raslantı olarak elde edilmiş çok sayıda eser bulunmaktadır. Yurtdışına götürülen, sayısı ve nerede olduğu belirlenemeyenlerin dışındakiler, Adana, Mersin, Silifke, Anamur Müzeleri'nde bulunmaktadır. Bunların büyük bir bölümü pişirilmiş kil vazolar ile küçük boyutlu; taş, altın, gümüş ve cam eşyalar ve sikkelerdir. M.Ö. 3. yüzyılda darbedilen II.Ptolemaios'a ait altın sikkeler ile M.Ö. 6. ve 5. yüzyıla ait gümüş drahmiler Kelenderis'e ait önemli nümizmatik buluntulardır.


forum forum
Kelenderis antik kenti buluntularından bir kaç örnek.5. yy.'a ait sikke6. yy.'a ait sikkeforum

Bilezik (Adana Müzesi) ve ortasında küpeler


[/font]forum

Attik lekythoslar (Anamur Müzesi)

L.Zoroğlu'na göre, Doğu Akdeniz bölgesinde ele geçen ilk eserler olması bakımından Attik atölyelerinden gelmiş "Lekythos" denilen seramik vazolar, Kelenderis'in en ilginç buluntularını oluştururlar. Bunlar, beyaz zeminli siyah figürlü "Haimon" grubu, "Figürsüz Siyah Gövdeliler" grubu, "Bezekli Lekythoslar" gibi gruplara ayrılır.


Coğrafi Yapı ve Nüfus

forum

İçel ilinin batısında yer alan Aydıncık ilçesinin doğusu ve kuzeyi Gülnar, batısı Bozyazı, güneyi Akdeniz ile çevrilidir. Aydıncık ilçesinin nüfusu, 1990 yılı genel nüfus sayımı sonuçlarına göre toplam 11.022'dir. Bu nüfusun 7.040'ı merkez ilçede, 3.982'i si köylerde yaşamaktadır.

Eğitim ve Sağlık

İlçe merkezinde 5, ilçeye bağlı köylerde 3 olmak üzere toplam 8 İlköğretim Okulu, 1 Çok Programlı Lise ve Mersin Üniversitesi Gülnar Meslek Yüksek Okulu'na bağlı Turizm Otelcilik ve Seyahat İşletmeciliği eğitimi veren bir de yüksek okul bulunmaktadır. ilköğretim kurumlarında toplam 47 sınıf öğretmeni, 3ana sınıf öğretmeni, 17 de branş öğretmeni görev yapmaktadır. İlçe merkezinde 1 Sağlık Ocağı faal olup, 2 Sağlık Ocağı ise inşaatı, 30 yataklı Devlet Hastanesi ve 10 daireli lojman inşaatı devam etmektedir. İlçeye bağlı Duruhan köyü, Eskiyürük köyü ve Pembecik köyünde birer adet Sağlık Evi bulunmaktadır.

Aydıncık İlçesinin Ekonomisi

Aydıncık ilçesinde halkın geçiminin %90'ı tarım ve tarım işçiliğine dayanır. Yüzölçümü 41.000 hektar olan ilçede tarım alanı 5.731 hektar, orman ve fundalık alan 28.944 hektar, çayır ve mera 10 hektar, tarım dışı arazi 6.315 hektardır. İlçe arazisinin %10'u kadarı tarıma elverişlidir. Tarım arazisinin %70'i ovadadır. Tarım yapılan arazide tarla tarımı, bağcılık, meyvecilik, sebzecilik yapılmaktadır. Dağlık kesimlerde tahıl ekimi, sahil kesiminde turfanda sebzecilik yapılmakta ve turfanda sebzelerin %80'ni modern seralarda üretilmektedir. Çoğunluğu cam olan seraların %75'inde salatalık, %25' inde patlıcan ve domates üretilir. Ovadaki sulanan araziden ve seralardan yılda iki defa ürün alınmaktadır.
0

#7
Kullanıcı çevrimdışı   patriot34 

  • KD ™ Dost
  • Grup: Kadim Dost
  • Mesaj sayısı: 2.836
  • Kayıt tarihi: 05-Mayıs 08
  • Gender:Male
  • Location:iSTANBUL
Forum İtibarı: 3
Henüz Tanınmıyor
İLÇELERİ

BOZYAZI

forum


forum

forum

forum

Toros dağlarının eteklerinde her türlü meyve ve sebzenin yetiştiği verimli bir ovanın üzerinde kurulmuş olan Bozyazı, bahçe ve sera tarımının yanı sıra, gelişmekte olan turizm ve sayfiye yapılaşması ile hızlı bir gelişme içindedir. İçel'in en büyük ve en modern balıkçı barınağı burada bulunmaktadır. Antalya-Kıbrıs yat trafiğinin uğrak yerlerinden biri durumunda olan Bozyazı'da, yat turizminde de önemli gelişmeler kaydedilmektedir.


Tarihi evleri, İstanbul Boğazı'ndaki Göksu deresini anımsatan Bozyazı çayı, düzenli ve bakımlı kıyıbandı ile huzurlu bir yerleşimdir.

Tarihi ve Kültürel Çevre

Tarihçe

Antik Çağ'da Nagidos adıyla anılan Bozyazı'nın tarihi eski dönemlere kadar uzanmaktadır. Sisamlı Nagis tarafından M.Ö. 5. yüzyıl ya da 4. yüzyılda kurulduğu sanılan Nagidos, bugün Paşa Beleni olarak bilinen tepenin üzerindedir. Günümüzde bir yolla karayla bağlanmış olan Nagidos adacığı, bu antik kentin bir parçası idi. Bozyazı, 1988 yılında de ilçe olmuştur.

Nagidos

Kelenderis gibi, bölgenin en eski kentlerinden biri olan Nagidos'un kalıntıları Bozyazı ilçesinde, kıyıya yakın bir tepe üzerindedir. Hakkında çok az bilgiye sahip olduğumuz kentten günümüze ulaşan kalıntılar, bu tepenin zirvesine yakın yerdeki surlardan ibarettir. Ayrıca Bozyazı Çayı üzerindeki köprünün ilk biçiminin Roma Çağı'nda yapılmış olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca bir su yolu kalıntısı ile bir hamamın temelleri yine Geç Roma, Bizans Çağı kalıntıları arasında sayılabilir.

Antik kaynaklar, Nagidos'un da Kelenderis gibi, Samoslular tarafından kolonize edildiğini belirtirler. Nagidos'un M.Ö. 5. ve 4. yüzyıllarda Pers egemenliği altında olduğu, bu dönemde basılan Satraplık sikkelerinden anlaşılmaktadır. Helenistik Çağ'da, Mısır'daki Ptolemaioslar'ın etkisi altına girmiş ise de, ardından gelen korsan baskıları kentin zayıflamasına yol açmıştı. Orta Çağ'da ise, önemsiz ve yerleşmenin sadece kıyaya çok yakın olan Bozyazı adası (Nagidussa) üzerinde yoğunlaştığı anlaşılmaktadır.

Kilise Burnu

Bozyazı'ya 14 km uzaklıkta Akkaya köyü sınırları içerisinde, halk arasında Kilise Burnu olarak bilinen, geç Roma ve erken Bizans dönemine ait bir ören yeridir. Burada sur, sarnıç, bir kilise ve diğer yapılara ait kalıntılar bulunmaktadır. Surun dışında kuzeybatı yönünde ikisi yan yana, biri arkada olmak üzere üç adet 1. ve 2. yüzyıllara ait Memurium mezarlarına benzer yapıda mezarlar vardır.

Maraş Tepesi (Arsione)

Bozyazı'nın 2 km doğusunda Maraş Tepesi üzerinde kurulu olan bu kent, Mısır Kralı Ptolemaios'un eşi Kraliçe Arsinee adını taşıyan antik bir liman kentidir. M.Ö. 3. yüzyılda kurulduğu sanılan kentin görülebilen en önemli kalıntıları iki katlı mozaik döşeli mezarlar ile öteki yapı kalıntılarıdır.

Softa Kalesi

forum

Bozyazı ilçesinden bir görünüm

forum


forum
Bozyazı KitabesiSofta Kalesiİlçenin 10 km doğusunda Mersin yolu üzerinde "Fidik" denilen tepe üzerinde kurulmuştur. Eskiçağlardan beri korsanlar ve Romalılar tarafından kullanılan kale, burçlu görünümünü Orta Çağ'da almıştı. Bizans çağlarında onarım görmüş ve sonra Türkler tarafından kullanılmıştır. Surların içinde birkaç su sarnıcı ile Orta Çağ'a ait hamam kalıntıları bulunmaktadır.

Çaltı Mağarası

Bozyazı'ya 45 km uzaklıkta Lenger köyünün 5 km kuzeydoğusunda Çelti yaylasındadır. Derinliği 40 m, merdiven inişli, iki katlı 2000 metrekare alana yayılmıştır. Mağaradaki dikit ve sarkıtlar tahminen 70.000 yıllık büyük sütunlar halinde oluşmuştur. Sarkıt ve dikitlerin çoğunluğu beyaz ve kırmızı renktedir.

Coğrafi Yapı ve Nüfus

Bozyazı, doğusunda Aydıncık ve Gülnar, batısında Anamur, kuzeyinde Ermenek ve güneyinde Akdeniz ile çevrilidir. Mersin-Antalya karayolu üzerinde, Mersin'e 220 km uzaklıktadır.

Bozyazı ilçesinin nüfusu, 1990 yılı genel nüfus sayımı sonuçlarına göre toplam 31.871'dir. Bu nüfusun 22.168'i ilçe merkezinde, 9.703'ü ise köylerde yaşamaktadır.

Eğitim ve Sağlık

İlçede 26 İlköğretim Okulu, 5 Lise olmak üzere toplam 31 okul, 4116 öğrenci, 225 öğretmen bulunmaktadır. Okullardaki toplam derslik sayısı ise 71'dir. İlçe merkezinde derslik başına düşen öğrenci sayısı 34, köylerde ise 32'dir. İlçedeki taşımalı 7 okul, 7 taşımalı merkez okuluna nakledilmektedir.

Sağlık Bakanlığı'na bağlı olarak, ilçede 4 Sağlık Ocağı, 15 Sağlık Evi bulunmaktadır. Sağlık Ocakları'nın ikisi kiralık binalarda hizmet vermekte, Sağlık Evleri'nin binası ise yoktur. Sağlık personeli olarak 10 doktor, 8 sağlık memuru, 3 çevre sağlık teknisyeni, 18 hemşire, 20 ebe, 6 memur, 4 hizmetli, 2 sıtma savaş memuru görev yapmaktadır. 30 yataklı Devlet Hastanesi'nin ihalesi yapılmıştır.

Bozyazı İlçesinin Ekonomisi

Bozyazı ilçesinin yüzölçümü 62.500 hektar, tarım alanı 9.947 hektar, orman ve fundalık alan 37.749 hektar, tarım dışı arazi ise 14.800 hektardır.

Halkın geçimi tarıma dayalıdır. İlçenin tarıma en uygun yerleri Bozyazı ve Aksaz ovalarıdır. Doğudaki kıyı bandında Gözsüzce ve Gözce köylerinde, Tekmen ve Tekeli kasabalarında tarım alanı, deniz ile dağ arasındaki dar bir alanda toplanmıştır. Batı kıyı bandındaki ovalık alan daha geniş yer kaplar. Ovada yerfıstığı, narenciye ve turfanda sebze yetiştirilir. Son yıllarda seracılığın geliştiği ilçede muz seracılığı önem kazanmıştır. 198 dekar cam seranın 130 dekarında muz yetiştirilir.
0

#8
Kullanıcı çevrimdışı   patriot34 

  • KD ™ Dost
  • Grup: Kadim Dost
  • Mesaj sayısı: 2.836
  • Kayıt tarihi: 05-Mayıs 08
  • Gender:Male
  • Location:iSTANBUL
Forum İtibarı: 3
Henüz Tanınmıyor
İLÇELERİ


ÇAMLIYAYLA

forum

forum
Tarihi Namrun kalesi eteklerinde kurulmuş bir yayla yerleşimidir. Toros dağlarının ormanla örtülü yamaçları, pitoresk özelliğini koruyan yayla evleri, bol güneşi, yeşil ortamı, serin havası ile çok sayıda doğal güzellikleri bünyesinde barındırır. Çamlıyayla, özellikle sıcak yaz aylarında ovada yaşayan kent halkının dinlendikleri sakin ve huzurlu bir ortamdır.

Tarihçe

İlçenin ilk yerleşimi yöreye hakim bir tepe üzerinde yükselen Namrun kalesiydi. Hitit ve Asur çağlarında İllibru olarak bilinen kale, Haçlılar'ın, Anadolu Selçukluları'nın, Kilikya Ermeni Krallığı'nın daha sonra da Karamanoğulları Beyliği ve Osmanlı devletinin yönetimine girmiştir. 1854'den sonra başlayan Osmanlı Mısır savaşları sırasında, bir süre Mısır egemenliğinde kalan yerleşim, 19. yüzyılın ikinci yarısından sonra nahiye merkezi, 1991 yılında ilçe olmuştur.

Coğrafi Yapı ve Nüfus

Külpet dağının eteğinde kurulan ve denize yüksekliği 1430. m olan Çamlıyayla ilçesi, doğuda ve güneyde Tarsus, batıda Mersin, kuzeyde Konya, Niğde illeri ile çevrilmiş olup, İçel ilinin en büyük ve en eski yaylasından biridir.

Çamlıyayla ilçesinin nüfusu, 1990 yılı genel nüfus sayımı sonuçlarına göre toplam 21.602'dir. Bu nüfusun 8.826'sı ilçe merkezinde, 12.776'sı köylerde yaşamakta, ilçe merkezindeki nüfus yaz aylarında 100.000'i aşmaktadır.

Eğitim ve Sağlık Durumu

İlçe merkezinde 1 ilköğretim Okulu ile bir Lise bulunmaktadır. 1997-1998 öğretim yılı itibariyle İlköğretim okulunda 383 öğrenci, 9 derslik, 10 öğretmen; Lisede ise 104 öğrenci, 5 derslik ve 8 öğretmen; Sebil kasabasında 1 ilköğretim Okulu olup, burada toplam 365 öğrenci, 10 derslik ve 8 öğretmen; Sarıkavak İlköğretim Okulunda ise 217 öğrenci, 8 derslik ve 7 öğretmen bulunmaktadır. İlçeye bağlı 10 köyün 7 sinde İlköğretim Okulu mevcut olup, 3 köyden taşımalı eğitim yapılmaktadır. Merkez ve civar köylerdeki İlköğretim Okullarında 310 öğrenci öğrenim görmektedir.

İlçe merkezi ve Sebil kasabasında birer adet Sağlık Ocağı bulunmaktadır. Merkez Sağlık Ocağında yatak sayısı 5, 4 doktor, 3 hemşire, 5 ebe, 1 sağlık memuru, 1 çevre sağlık teknisyeni; Sebil Sağlık Ocağında 1 doktor, 2 ebe, 1 hizmetli; Sarıkavak Sağlık Ocağında 1 ebe; Darıpınarı, Belçınar ve Fakılar Sağlık evlerinde de birer ebe görev yapmaktadır.

Çamlıyayla İlçesinin Ekonomisi

67.500 hektar olan yüzölçümünün, 7.424 hektarı tarım arazisi, 36.445 hektarı orman ve fundalık alan, 23.631 hektarı tarım dışı araziden oluşur. Tarıma elverişli arazide tarla tarımı, sebzecilik, bahçecilik yapılır. Seracılığın geliştiği ilçede özellikle muz seracılığı gittikçe önem kazanmaktadır. 198 dekar cam seranın 130 dekarı muz seralarıdır. Koyun, keçi, sığır, kümes hayvanları ve arı beslenen hayvanlardır. Ovalık alanlarda turfanda sebzecilik, dağlık kesimlerde tahıl ekimi ve hayvancılık başlıca geçim kaynağıdır

Tarihi ve Kültürel Çevre

Lampron (Namrun) Kalesi

forum

Çamlıyayla'nın en önemli tarihi kalıntısı, ilçenin kuzey yamacında yükselen tepe üzerindeki Namrun Kalesidir. Günümüzdeki yuvarlak burçlu yapısı Orta Çağlardan kalmadır.


Doğal Güzellikler

[font="Tahoma"]2000 m'den sonra ormanların bittiği yerlerde görülmeye değer irili ufaklı 10 krater gölden özellikle Çini Göl kenarında dağcılar için kamp yapmaya uygun alanlar bulunmaktadır. Çamlıyayla ilçesi ile Toros dağları arasında yer alan 10 km. uzaklıkta Masat, 20 km. uzaklıkta Çatak, 30. km uzaklıkta Saydiya ve Saybaşı mevkileri Aralık-Haziran ayları arasında karlı olup, buralarda kayak yapılabilir. Yörükler,yaz mevsiminde burayı yayla olarak kullanmaktadırlar. İlçeye 15 km. uzaklıkta Papazın bahçesi olarak bilinen bahçe mesiresi; asırlık çam ağaçları altında, alabalık ve piliç yenilen güzel doğal bir ortamdır.




Videoları görmek için lütfen Giriş Yapın yada Üye Olun.

Mersin Çamlıyayla Namrun Kalesi ----1 BÖLÜM------

Videoları görmek için lütfen Giriş Yapın yada Üye Olun.

Mersin Çamlıyayla Namrun Kalesi ----2 BÖLÜM------

Videoları görmek için lütfen Giriş Yapın yada Üye Olun.

Sinap Kalesi
0

#9
Kullanıcı çevrimdışı   patriot34 

  • KD ™ Dost
  • Grup: Kadim Dost
  • Mesaj sayısı: 2.836
  • Kayıt tarihi: 05-Mayıs 08
  • Gender:Male
  • Location:iSTANBUL
Forum İtibarı: 3
Henüz Tanınmıyor
İLÇELERİ


ERDEMLİ

forum
Coğrafi olarak İçel ilinin orta yerinde bulunan Erdemli ilçesi, genelde seracılığa dayanan tarımsal ekonomisinin yanı sıra, modern yapılaşmalarla hızla büyüyen, bir turizm ve sayfiye kentidir. Tarihi ve kültürel çevresiyle ayrı bir özelliğe sahiptir.

Tarihçe

Türkiye Cumhuriyeti'nin ilanından sonra, Silifke ilçesine bağlı küçük bir yerleşim iken, 1 Haziran 1954 tarihinde ilçe olmuştur. Turizmi, tarihi zenginlikleri ve doğal güzellikleri açısından önemli bir gelişme potansiyeline sahiptir.

Coğrafi Yapı ve Nüfus

Doğuda Mersin, batıda Silifke, kuzeyde Karaman ili ve güneyde Akdeniz ile çevrilidir. Mersin-Silifke karayolu üzerinde ve Mersin'e 35 km. uzaklıktadır.

Erdemli ilçesinin nüfusu, 1990 yılı genel nüfus sayımı sonuçlarına göre toplam 100.563'dür. Bu, nüfusun 30.042'si merkez ilçede, 70.521'i köylerde yaşamaktadır.

Eğitim ve Sağlık

İlçedeki 99 ilköğretim okulunda toplam i 4.201 öğrenci ve 698 öğretmen, 2 özel ilköğretim okulunda 94 öğrenci 17 öğretmen, 7 lise de ise 4790 öğrenci ve 292 öğretmen bulunmaktadır.

İlçe merkezinde bir Devlet Hastanesi ve 3 Sağlık Ocağı, 9 kasaba ve 4 köyde de Sağlık Ocakları bulunmaktadır ilçe merkezinde 17, kasabalarda 16, köylerde ise 16 adet Sağlık Evi hizmet vermektedir.

Erdemli'nin Ekonomisi

Yüzölçümü 207.800 hektar olan ilçenin, tarım alanı 53.49i hektar, orman ve fundalık alanlar 56.406 hektar, tarım dışı arazi 97.903 hektardır.

İçel ilinde turfanda sebzelerin ve turunçgillerin en çok üretildiği ilçe Erdemli'dir. Önemli sanayi kuruluşlarının bulunmadığı ilçede geçim kaynağı tarıma dayalıdır. Çeşitli sebze ve meyveler özellikle narenciye, muz ve seracılık ile el sanatlarından dokumacılık ilçe ekonomisinde önemli bir rol oynar. Alata Bahçe Kültürleri Araştırma ve Eğitim Merkezi bu konuda öncülük yapmaktadır. İlçede turfanda sebzecilik sera tekniğiyle yapılmaktadır. Özellikle Kocahasanlı, Tırtar Lamas, Kargıpınarı ve Çeşmeli'de bulunan geniş sera alanlarında domates, hıyar, biber ve kabak turfanda olarak yetiştirilir.

Dağlık ve yaylalık alanlarda buğday, arpa, nohut, kaynak sularının etrafında şeftali, elma, kiraz; dalgalı arazide üzüm, zeytin ve incir üretilir. Bağların ve bahçelerin kenarlarında armut, erik, kayısı, vişne, ayva, badem, dut ağaçlarından da belirli oranda gelir elde edilir.

TARİHİ VE KÜLTÜREL ÇEVRE

Kanyteleis (Kanlıdivane)

forum

Hellenistik Kule ve triskeles simgesi

forum

Kraliçe Aba kabartması

forum

Kraliçe Aba'nın anıtsal mezarı

forum

Kanlıdivane Obruğu ve Papylos Kilisesi

forum

Kanlidivane Obruğu'nun iç güney yüzeyinde Armaronxas ailesi kabartması

forum


Doğu Kilisesi'nin ibadet mekanına giriş kapısı

forum

Papylos Kilisesi'nin bitkisel süslemeli sütun başlığı

forum

Kanlıdivane Obruğu'nun doğusundaki kilise cephesi

Mersin-Silifke karayolunun 50. km'sinde, Ayaş mevkünin 3 km. kuzeyinde yer alan Kanyteleisören yeri, ilk defa 19. yüzyılın ortalarında Langlois tarafından keşfedildi. İlçenin en ilgi çeken örenyeridic Geniş bir obruğun çevresinde Antik Olba Krallığı'nın kutsal bir yerleşimi olarak kurulan ve antik adı Kanyteleis olan yerleşim hakkındaki en eski belgeler M.Ö. 3. yüzyıla ait bazı yazıtlardır.


Bizans İmparatoru II.Theodosius (408-450), Hellenistik çağ kentlerinden ve Olba KraliçesiAba'ya ait bu eski yerleşimin bulunduğu alanda yeniden kutsal bir Hristiyanlık merkezi kurdu. En parlak dönemini M.S. 4. yüzyılda yaşamıştır. Bu dönemde adı Neapolis olarak değiştirilen kentte, geniş bir obruğun etrafında kesme taştan inşa edilmiş bazilikalar, sarnıçlar, caddeler, kaya mezarları, anıt mezarlar, kaya kabartmaları ve Semerdam lahit kapakları bulunmaktadır. Obruğun güneybatı kenarında yükselen Hellenistik kulenin batı duvarındaki kitabede, kulenin rahip krallardan Olbalı Tarkyaris'in oğlu Teukros tarafından Zeus için yaptırıldığı belirtilmektedir. Tapınağın doğu ve güney duvarlarının birleştiği köşenin orta yerinde bulunan kitabede, Olba Krallığı'na ait sikkelerde görülen Triskeles (Üç ayak) kabartması vardır.

Bazilikalar Bizans dönemine aittir. 1 nolu bazilika, obruğun güneybatısındadır. Doğu cephesi ayaktadır. Sütun başlıkları korint üslubundadır. Il Nolu bazilika. I nolu bazilikanın kuzeyinde yeralır, günümüzde oldukça harap durumdadır. Kapının profili söveleri ve lentosu ayaktadır. III nolu bazilika ise obruğun kuzeydoğu köşesindedir. Güney duvarları yıkılmıştır. Üç kemerli narteksin önündeki mahzenin kemeri ve ağzı görülmektedir. Batısı, avluya iki sütunlu üç kemerle açılmaktadır. Etrafında atrium vardır. Narteksin üzerinde ahşap bir kat olduğu, kilisenin batı duvarında sıralanan bir sıra taş konsoldan anlaşılmaktadır. Papylas adındaki bir kişinin bu bazilikayı, bir adak borcunu ödemek için yaptırdığı, letonun üzerindeki kitabede yazılıdır. Diğer iki bazilika çok harap durumdadır.

Üç ayrı yerde nekropol bulunmaktadır. Güneyden çıkan ana yolun iki tarafında kayalara oyulmuş oda mezarlar görülür. Batı nekropoldeki mezarlar genellikle kayalara oyulmuştur. Kaya mezarlarının menfezlerinin üzerinde kabartma kadın ve erkek figürler işlenmiştir. Figürlerde asker kıyafetinde iki erkek, kline üzerine uzanmış bir kadın vardır. Kuzeydeki Nekropolü en yüksek yerinde Kraliçe Aba, kocası ve iki oğlu için yaptırdığı anıtsal mezar, Kanyteleis'in en ilginç yapısıdır. Kare planlı mezara yuvarlak kemerli bir kapıdan girilir. Anıt mezarın doğusundaki mezarlar lahit şeklindedir.

Mezarların yanında kayalara oyulmuş üzüm sıkma presleri ve dikdörtgen planlı, beşik tonozla örtülü sarnıçlar bulunmaktadır. Kanyteleis'teki obruğun içine merdivenlerle inilmekteydi. Bugün bu merdivenlerin bir kısmı yıkılmıştır. Roma çağlarında kentin içindeki bu büyük ve derin obrukta suçlular vahşi hayvanlara parçalatılmaktaydı. Bu nedenle kentin adı halk arasında Kanlıdivane olarak da anılır.

Korykos

forum
Tyche ve Hermes betimlemeli Korykos sikkeleri
forum
forum

Korykos Kalesinin, kara ve deniz yönünden görünüşü
Mersin-Erdemli-Silifke karayolunun 60. km'sinde Kızkalesi beldesindedir. Roma ve Bizans dönemlerinde yoğun olmak üzere, islami devirlerde de iskan görmüştür. Nekropol alanından çıkarılan eserlerden burada ilk yerleşimin M.Ö. 4. yüzyıla ait olduğu anlaşılmıştır. M.Ö. 1 . yüzyılda kendi adına sikke darbettirmiştir. Herodot bu kenti Gorges adında Kıbrıslı bir prensin kurduğunu yazar. Korykos, Kilikyabölgesinin bir liman kenti olduğundan çok el değiştirmiştir. M.Ö. 4. yüzyılın sonunda Seleukhos NikatorSilifke kentini kurduğunda, Korykos'u yönetimi altına almıştır. Kent, M.S. 72 yılında Roma egemenliğine girmiş ve 450 yıl Roma yönetimine bağlı kalmış, bu dönemde tarım alanında büyük bir gelişme göstererek zeytinyağı ihraç merkezi olmuştur.

Bizanslılar zamanında Arap istilalarına karşı etrafı kuwetli surlarla çevrilmiştir. 13. Yüzyılda Kilikya Ermeni Krallıkları döneminde önemli bir ticaret limanı olmuş, Ceneviz ve Venedik gemilerinin uğrak limanı durumuna gelmiştir. Korykos 1448 yılında Karamanoğlu İbrahim Bey tarafından ele geçirilerek, yeniden imar edilmiştir.

Ören yerinde iç ve dış kale kiliseler, sarnıçlar, su kemerleri, kaya mezarları, lahitler ve taş döşemeli Roma yolları kısmen ayaktadır. Adını, adadaki kaleden almaktadır.

Kare planlı kale, içiçe iki sıra surdan oluşmaktadır. Etrafı hendekle çevrilmiştir. Kaleye giriş bugün mevcut olmayan hareketli bir köprüyle sağlanmakta idi. Bugünkü haliyle kale, tipik Orta Çağ mimari özelliklerini yansıtmaktadır.

Kız Kalesi

forum
forum
forum
forum
forum


Korykos kıyı kalesinin 200 m. açığındaki küçük adacık üzerindeki kaleye Kızkalesi denilmektedir. Büyük bölümü ayakta olan Kızkalesi'nin kuzey ve güney uçları sekiz kuleyle korunmuştur. Kalenin dışçevre uzunluğu 192 m.dir. Kızkalesi ile kıyıdaki kale denizden bir yolla bağlanmış, denizden gelecek saldırılara karşı önlem alınmıştır. Karamanoğlu İbrahim Bey tarafından 1448 yılında onarılan Kızkalesi bugün İçel turizminin sembolü haline gelmiştir. Turistlerin yoğun ilgisini çeken kaleye, kıyıdan balıkçı motorları ile geçilmektedir.

Öküzlü Örenyeri


Ayaş kasabasına 12 km. uzaklıktadır. Kanlıdivane - Çanakçı köyü yol ayrımından stabilize bir yolla gidilir. Örenyeri Geç Hellenistik, Roma, Erken Bizans dönemlerinde yerleşim görmüştür. Antik kentin taş döşeli alt yapısı yer yer sağlam durumdadır. Bazilikası, sarnıçları halen ayaktadır. Lahitler kente girişi sağlayan stabilize yolun kenarında bulunmaktadır.

Elaiussa-Sebaste

Mersin-Erdemli-Silifke karayolunun 50. km'sindedir. Kumkuyu belediyesi sınırları içerisinde yeralan Ayaş Elaiussa-Sebaste örenyeri M.Ö. 2. Yüzyılın sonlarında kurulmuştur. Özellikle Roma ve Bizans dönemlerinde iskan görmüştür. Ören yeri içerisinde; mezar kalıntıları, antik tiyatro, lahitler, anıtmezarlar, sarnıçlar, su kemerlerine ait kalıntılar bulunmaktadır. Büyük bir alanı kaplayan ören yerinde 1995 yılında İtalyan kazı heyeti tarafından başlatılan çalışmalar sürdürülmektedir.

Tırtar (Akkale)

Akkale, Mersin-Silifke karayolu üzerinde Mersin'e 49 km uzaklıktadır. Geç Roma döneminde kurulmuştur. Denize hakim bir noktada bulunan Akkale'de 2-3 katlı bir ana yapı ve bunun doğusunda haç planlı, iki katlı küçük bir bina; güneyinde iki uzun dehliz halinde bir alt ana yapı; bir su sarnıcı, hamam yıkıntısı ve deniz kıyısında küçük bir sarnıç ve limanı bulunmaktadır. Büyük bir zeytinyağı ihraç merkezi olan Akkale'de 15.000 ton zeytinyağı alabilecek kapasitedeki sarnıç halen ayaktadır.

Adamkaya Kabartmaları

forum

Kızkalesi'nin 10 km. kadar kuzeyinde Şeytanderesi mevkiinde, derin vadinin kayalık yamacına oyulmuş insan kabartmaları bulunmaktadır.

Burada 10 ayrı kompozisyon içinde 11 erkek, 4 kadın, 2 çocuk olmak üzere 17 insan ile 1 dağ keçisine ait figürler vardır. Kabartmalar, Geç Hellenistik veya Erken Roma dönemine aittir.

Paşa Türbesi

forum

Ayaş-Korykos yolu üzerinde olan bir Selçuklu eseridir. Türbe 1220 yılında Aktaşoğlu Sinan Bey adına yaptırılmıştır.
0

#10
Kullanıcı çevrimdışı   patriot34 

  • KD ™ Dost
  • Grup: Kadim Dost
  • Mesaj sayısı: 2.836
  • Kayıt tarihi: 05-Mayıs 08
  • Gender:Male
  • Location:iSTANBUL
Forum İtibarı: 3
Henüz Tanınmıyor
GÜLNAR

forum

Toros dağlarının 950 m yüksekliğinde kurulmuş, üzümü ile tanınan Gülnar, doğal güzellikleri ile görülmeye değer bir Türkmen yayla kentidir.

Tarihçe

Gülnar'ın tarihi Hititlere kadar dayanmakta, daha sonra da bu bölgeye Asurlular'ın hakim oldukları bilinmektedir. Kısa süreler de İran ve Mısırlılar'ın egemenliğinde kalan Gülnar, daha sonra Romalılar'ın yönetimine girmiştir. Gülnar'ın bugünkü halkı, 1230 yılında Orta Asya Balkaş gölü kıyısındaki Gülnar'dan göç ederek bu çevreye yerleşen Türkmenler'dir. 1461 yılında Silifke ve Mut ile birlikte Gülnar'da, Fatih'in komutanlarından Gedik Ahmet Paşa tarafından Osmanlı yönetimine katılmıştır. 1900'lü yıllarda Adana valilik, Silifke mutasarrıflık, Gilindire ilçe, Zeyne (Sütlüce) bucak merkezi iken; Gülnar,Yörüklerin alım-satım yaptıkları (bir adı da Anaypazarı olan) bir köy idi. Gilindire'den yaz aylarında yaylaya çıkan ilçe yöneticileri, Gülnar'ın ilçe olmasını istediler. 3 Haziran 1916 tarihinde yapılan bir törenle Gülnar, resmen ilçe olmuştur.

Coğrafi Yapı ve Nüfus

Gülnar, doğusu Silifke, batısı Anamur, kuzeyi Mut, kuzeybatısı Karaman güneyi Aydıncık ilçeleri ile çevrilidir. Gülnar, İçel'in güneybatısında Mersin'e i 50 km uzaklıkta, Taşeli platosu üzerinde yer alır.

Gülnar ilçesinin nüfusu, 1990 yılı genel nüfus sayımı sonuçlarına göre toplam 33.714'dür. Bu nüfusun 7.550'si ilçe merkezinde, 26.164'ü köylerde yaşamaktadır.

Eğitim ve Sağlık

Gülnar'ın eğitim seviyesi yüksek olup, okur-yazar oranı %97'dir. İlçe merkezinde Mersin Üniversitesi'ne bağlı Gülnar Meslek Yüksekokulu, 1 Genel Lise, 1 Süper Lise, İmam Hatip Lisesi, Çok Programlı Lise ve Ticaret Lisesi, Pratik Kız Sanat Okulu, Sütlüce kasabasında Çok Programlı Lise, 3 İlköğretim Okulu, köy ve kasabalarda 25 ilköğretim Okulu bulunmaktadır. Bu okullarda toplam 1454 öğrenci ve 271 öğretmen ile eğitim ve öğretim hizmetleri verilmektedir.

İlçe merkezinde 1 Devlet Hastanesi, 1 Sağlık Ocağı ve ona bağlı 8 Sağlık Evi ile köy ve kasabalarda 8 Sağlık Ocağı ve 4 Sağlık Evi ile sağlık hizmetleri verilmektedir.

Gülnar İlçesinin Ekonomisi

forum

forum


Yüzölçümü 166.900 hektar olan ilçede, tarım alanı 35.110 hektardır Orman ve fundalık alan 84.809 hektar, çayır ve mera alanı 130 hektar, tarım dışı arazi 46.851 hektardır. Tarıma elverişli olan arazide tarla tarımı, bağcılık, meyvecilik ve sebzecilik yapılmaktadır. Dağlık bölgelerde tahıllardan buğday ve nohut ekilir; bağcılık da önemli bir geçim kaynağıdır. Son yıllarda elma ve şeftali de yetiştirilmektedir. Ovada turfanda sebzecilik ve seracılık yapılmaktadır. Gülnar halkı geçimini çoğunlukla tarımdan sağlar. Köylerde "ıstar" denilen dokuma tezgahlarında, yöreye özgü halı, kilim, çul, çuval, heybe ve bez dokunur.


Tarihi ve Kültürel Çevre

Kırshu (Meydancık Kale)

forum

Gülnar'ın 10 km güneyinde Tırnak köyü yakınında sarp bir tepenin 750 m uzunluğunda ve 150 m genişliğindeki düzlükte yer alır. 1971 yılından buyana Fransız arkeologlar tarafından arkeolojik kazı ve araştırmalar yapılmakta ve yöre tarihi ile ilgili önemli bulgulara ulaşılmaktadır.

M.Ö. 7. ve 6. yüzyılda Luwiler'in kral ailesi kenti, M.Ö. 5. ve 4. yüzyılda Persler'in, M.Ö. 3. ve 2. yüzyılda da Mısırlılar'ın garnizonu olarak iskan edilen kale, bir süre terk edilmiş ve sonradan Geç Roma ve Bizans dönemlerinde yerleşim merkezi olarak tekrar iskan edilmiştir. En önemli arkeolojik kalıntıları anıtsal kapısı, tepenin doğu eteğinde bulunan mezar, Pers kabartmaları ile kazı sırasında çıkan ve Silifke Müzesi'nde sergilenen Helenistik Çağ'a ait sikkelerin çıkarıldığı konak kalıntılarıdır. Kayaya oyulmuş mezar odasındaki kitabede, kalenin adı Kirshu olarak verilmektedir. Bu yerleşimle ilgili benimsenen görüş, kale Babil Kralı Neriglissar (M.Ö. 559-556) zamanında Pirindu Kralı Appuashu'ya aitti. Daha sonra Neriglissar tarafından ele geçirilerek yıkıldı.

Zeyne Türbesi

Gülnar'dan Mut'a giderken 26. km'de Zeyne (Sütlüce) kasabasındadır. Geniş bir bahçe içerisinde inşa edilen ahşap çatı örtülü ve ahşap direkli mescit kısmına, zaman zaman mezar odalarının ilavesi ile meydana gelmiştir. Bahçede ise mezarlar bulunmaktadır. Zeyne Türbesi olarak bilinen Şeyh Ali Semerkandi Türbesi, beylikler dönemi eseridir. Bir külliye olması gereken yapı gruplarından sadece türbe ayakta kalabilmiştir. Günümüzde psikolojik rahatsızlığı olan hastaların ziyaret ettikleri ve kurban kestikleri türbenin, külliyenin bir parçası olduğuna dair yazılı bir kaynak bulunamamıştır.

Ali Semerkandi ile ilgili bir efsane anlatılır. Çobanlık da yapmış olan Semerkandi öğle sıcağında hayvanları susuzluktan yanmış vaziyette iken yoldan geçen bir Türkmenin sert sözleri ile karşılaşır. Buna çok üzülen Semerkandi dua ederek elindeki sopasını kayaların ortasına vurur ve su fışkırır. Hayvanlarını sulayarak susuzluktan kurtarır. Bu yer, halen mesire yeri olarak kullanılmaktadır.

Şeyh Ömer Türbesi

forum

Gülnar ilçesine bağlı Şeyh Ömer köyündedir. Türbe sekizgen planlı olup, düzgün kesme taşlarla örülmüştür. Üzerindeki büyük kubbe betonla tamir edildiğinden eski özelliği hakkında tam olarak bilgi alınamamıştır.

0


  • (2 Sayfa) +
  • 1
  • 2
  • Yeni bir konu açamazsınız
  • Bu konuya cevap yazamazsınız


"Mersin'i Her Yönü İle Tanıyalım | İlçeleri | Tarihi Turistik Yerleri | Vedeolu Tanıtım | Sanal Tur" İçin Anahtar Kelimeler (Keywords)
Konuyu ziyaret eden ziyaretçilerimizin Google arama motorunda kullandıkları anahtar kelimeleri içermektedir.

Google (94), Google (35), mersin tarihi yerlerinin isimlri - Google'da Ara (13), mersini tanıtan yazı - Google'da Ara (12), mersini tanıtan yazı - Google'da Ara (12), mersin tanıtan kısa bir yazı - Google Search (11), mersini tanıyalım - Google'da Ara (9), SİLİFKEYİ TANITAN RESİMLERİ - Google'da Ara (8), mersin içel tanıtan şiirler - Google'da Ara (8), mersini tanıyalım - Google'da Ara (7), mersini tanıyalım - Google'da Ara (7), mersini tanıtan bir yazı - Bing (7), Google (7), mersin ilimizi tanıyalım - Google'da Ara (6), TARSUSU TANIYALIM - Google'da Ara (6), yöremizin tarihi ve turistik özelliklerini anlatan bir yazı - Google'da Ara (6), mersini tanıyalım - Google'da Ara (6), mersini tanıtan yazı - Google'da Ara (6), mersini tanıtan bir yazı - Google'da Ara (6), turizm yörelerimizi tanıtan internet sitelerinin isimleri - Google'da Ara (5), turislik yerleri tanıyalım - Google'da Ara (5), yöremizi tanıtan yazı şiir - Google'da Ara (5), 17 mart atatürkün mersine gelişı - Google'da Ara (5), mersin ilini kısaca turistik yerlerini tanıyalım - Google'da Ara (5), mersini tanıtan yazı - Google'da Ara (5), mersini tanıtan yazı - Google'da Ara (5), MERSİN tarih ve turistik yerleri yazı ve şiir - Google'da Ara (5), mersini tanıtan yazı - Google'da Ara (4), tarsus yöremizi tanıtan yazı - Google'da Ara (4), mersini tanıtan yazı - Google'da Ara (4), yörenizin tarihi ve turistik özelliklerini anlatan bir yazı - Google'da Ara (4), mersin ilimizin tarihi ve turistlik yerleri - Google'da Ara (4), mersin tece zafer tepe sitesi - Bing (4), mersini tanıtalım - Bing (4), aydıncık yöremize ait turistik ve ekonomik yerleri - Google'da Ara (4), 17 mart atatürkün tarsusa gelişi - Google'da Ara (4), mersini tanıtan yazı - Google'da Ara (4), mersin ilimizi tanıyalım - Google'da Ara (4), yöremizi tanıtan yazılar - Google'da Ara (4), mersın ı tanıyalım - Google'da Ara (4), mersini tanıtan yazı ve şiir - Google'da Ara (4), mersini tanıtan şiir - Google'da Ara (4), atatürkün tarsusa gelişi - Google'da Ara (4), yöremizi tanıtan bir yazı tarihi turistik yerleri ve yetiştirilen ürünleri araştır - Google'da Ara (4), mersin ilini tanıyalım - Google'da Ara (4), mersini tanıyalım - Google'da Ara (4), mersini tanıtımı yazı - Google'da Ara (4), mersin ilinin tarihi ve turistik yerleri - Google'da Ara (4), yöremizin tarihi ve turistik özelliklerini nedir - Google'da Ara (4), (1) mersini tanıtan yazı - Web Search Results (3), 3 ocak mersin kurtuluşu ile ilgili şiirler - Bing (3), tarihi yerler ve illeri - Google'da Ara (3), mersini tanıtan yazı - Google'da Ara (3), ilimiz mersini tanıyalım - Google'da Ara (3), mersini tanıyalım - Google'da Ara (3), mersin turistik ilceler - Recherche Google (3), mersinin 13 ilçeleri - Google'da Ara (3), ülkemizi ve yöremizi tanıtan yazılar mersin - Google'da Ara (3), mersini tanıtan yazı - Google'da Ara (3), mersini tanıtan yazı - Google'da Ara (3), MERSİNİ TANIYALIM GÖRSELLİ - Google\'da Ara (3), turistik yörelerimizi tanıtan internet site isimleri - Google'da Ara (3), mersinin tarihi ve turistik yerleri - Google'da Ara (3), Ara MERSİN TARİHİ YERLERİ - Google'da Ara (3), mersin ili ve sehir görünümü - Bing (3), MERSİNTANITAN YAZI - Google'da Ara (3), mersini tanıtan yazı - Google'da Ara (3), antalyayı tanıtan yazı - Google'da Ara (3), atv turizm dünyası mersin - Google'da Ara (3), mersini tanıyalım - Google'da Ara (3), mersin turizm şiiri - Google'da Ara (3), yoremızı tanıtan yazı yoremizin tarihi - Google'da Ara (3), yörenizin tarihi ve turistik yerlerini - Google'da Ara (3), TURİSTİK YÖRELERİ ANLATAN İNTERNET SİTELERİ - Google'da Ara (3), atatürkün tarsusa gelişi ile ilgili şiir - Google'da Ara (3), mersini tanıyalım - Google'da Ara (3), mersini tanıtan yazı - Google'da Ara (3), mersini anlatan yazılar - Google'da Ara (3), silifkeyi tanıtan küçük bir yazı - Google'da Ara (3), m.ö 101-m.s. 395 yıllarında mersin - Google'da Ara (3), mersini tanıtan bir yazı - Google'da Ara (3), mersini tanıtan yazı - Google'da Ara (3), yöremizin tarihi ve turistik özelliklerini anlatan bir yazı - Google'da Ara (3), yöremizdeki turizm çalışmaları - Google'da Ara (3), tarsusu tanıtan yazı - Google\'da Ara (2), 1100 yataklı mersin hastanesi nezaman yapılacak - Bing (2), LAMOS oTEL\'e Mersin\'den nasıl ulaşılır? - Bing (2), Arama V9 (2), (1) silifke kız kalesi hakkındaki efsane nedir - Web Search Results (2), MERSİNİ TANITAN BİLGİLER - Google\'da Ara (2), mersin ilinin kısaca genel tarihçesi - Bing (2), mersini tanıtan broşür - Google\'da Ara (2), mersini tanıyalım - Google\'da Ara (2), yöremizin tarihi ve turistik özelliklerini anlatan bir yazı - Google\'da Ara (2), içel jandarma komutanlığı adresi - Bing (2), mersini tanıtan yazılar - Google\'da Ara (2), mersini tanıtan yazılar - Google\'da Ara (2), silifke\'yi anlatan afiş örnekleri - Bing (2), mersini tanıtan yazılar - Google\'da Ara (2), Ой! (2),

"Mersin'i Her Yönü İle Tanıyalım | İlçeleri | Tarihi Turistik Yerleri | Vedeolu Tanıtım | Sanal Tur " ile Benzer Konular
Mersin Üniversitesi
10 Yanıt - 4.170 Görüntülenme | Genel Bilgiler
Heroes - Genel Tanıtım
0 Yanıt - 1.553 Görüntülenme
Kabe | Kabe'nin Diğer İsimleri - Fiziksel Özellikleri - Konumu - İnşaat Tarihi - Kabe'nin Örtüsü - Kabe'nin Kapısı Ve Anahtarı
12 Yanıt - 55.003 Görüntülenme | Kabe'nin Yeniden İmarı Ve Peygamberimizin Hakemliği
Anadolu'nun Teknoloji Tarihi ODTÜ'de
0 Yanıt - 2.770 Görüntülenme
Otomobillerin Teknolojik Gelişim Kronolojisi | Otomobilin Tarihi Ve Gelişimi
16 Yanıt - 19.611 Görüntülenme