İçeriğe git


Welcome to Kadim Dostlar ™ Forum
Register now to gain access to all of our features. Once registered and logged in, you will be able to create topics, post replies to existing threads, give reputation to your fellow members, get your own private messenger, post status updates, manage your profile and so much more. This message will be removed once you have signed in.
Login to Account Create an Account

En Beğenilen İçerik


#82659 Nav N Go iGO 8 v8.3.1.57021 Türkiye Map Paket Download İndir

Yayınlayan Gece.Mavisi on* 23 Kasım 2008 Pazar - 03:16

Nav N Go iGO 8 v8.3.1.57021 Türkiye Map


Son Nav N Go
iGO 8 v8.3.1.57021 versiyon program ve içinde mavi06 arkadaşımızın emek verdiği branding dosyası 01 Kasım 2008 Cumartesi tarihli Simge 1.0.1 , Türkiye building 2008.07, Türkiye poi 2008.07, Eurasia DEM dosyası, Türkçe dil dosyası, Türkçe ses dosyası içinde ve en güncel Türkiye haritası Turkey8 2008.07 080903 ve GJ4.0.1b skini içinde olan Türkiye paketini hazır olarak sunuyorum.



[hide]Resmi ekleyen


rar şifresi : osman.goksel[/hide]


  • AduMusti, emek_cem, osmen_38 ve 2 diğerleri bunu beğendi


#100749 Piranha Cihazlara İGO Kurulumu Piranha Cihazlara İgo8 İndir Download

Yayınlayan Gece.Mavisi on* 10 Haziran 2009 Çarşamba - 06:25

Piranha cihazlara IGO kurulumu

[hide]http://uploaded.to/?id=vb0x86

rar şifresi:batuuhan[/hide]

- SD kartinizi kart okuyucuya takip formatlayin (Kesinlikle ve kesinlikle FAT ya da FAT 16 olarak formatlayin. FAT32 olmayacak)
- SD Kartin icerisinde IGO8 klasorünü içine atın
-Cihaza baglandiginizda Myflashdisk icindeki shell.ini dosyasini indirdiginiz linkteki shell.in dosyasını kopyalayarak degiştirin (Myflashdisk icindeki shell.ini dosyasini)
- SD karti takip cihazi [hide]acin ve navigasyonu tiklayin.

hadi hayırlı olsun...

harita ses ve 3d en son güncellemelidir!



arkadaşlar yanlız şunu söylemek istiyorum Myflashdisk shell.ini
biryerde saklayın ilerde navtürk kulanmak istediginizde tekrar
Myflashdisk shell.ini tekrar eski yerine kopyalıp kulana bilirsiniz.[/hide]
  • aliredson, turhan154 ve wolfbaskan bunu beğendi


#29430 [Üniversite Matematik Notları] Limit ve Süreklilik - Türev ve İntegral - Matr...

Yayınlayan Erkan on* 17 Şubat 2008 Pazar - 23:49

[Üniversite Matematik Notları]
Limit ve Süreklilik - Türev ve İntegral - Matrisler ve Determinant

Ders notu içindeki konular:


Bölüm 1: Limit Ve Süreklilik
Sağdan Ve Soldan Limit
Özel Tanımlı Fonksiyonlarda Limit
Belirsiz Durumlarda Limit
Değişkenin Sonsuza Gitmesi Halinde Limitler
Süreklilik Kavramı
Çalışma Soruları:



Bölüm 2: Türev Ve Uygulamaları
Türev Alma Kuralları:
Trigonometrik Fonksiyonların Türevi:
Kapalı Fonksiyon Türevleri:
Ters Fonksiyon Türevi:
Çalışma Soruları:


Bölüm 3: İntegral
Belirsiz İntegral
Belirli İntegral
İntegralin Temel Kuralları
Değişken Değiştirme Metodu
Kısmi İntegrasyon Metodu
Basit Kesirlere Ayırma Metodu
İntegralin Alan Hesabında Uygulaması
Çalışma Sorular:



Bölüm 4: Matrisler Ve Determinantlar


Bazı Matris Tanımları
Matrislerle Yapılan İşlemler
Determinantlar
Sarrus Kuralı İle Determinant Hesaplanması
Ters Matrisin Oluşturulması:
Çalışma Soruları

Ders Notları İndirme (Download) Linki

Resmi ekleyen

şifre: www.kadimdostlar.com


  • nek, Umutcancan ve shadow462 bunu beğendi


#136328 Uzay Ve Yaşam Olasılığı

Yayınlayan Esesli on* 01 Kasım 2011 Salı - 18:22

UZAY ve YAŞAM OLASILIĞI



Resmi ekleyen


NASA 1979 yılında D.D zeki yaşamı araştırmak amacıyla SETİ projesini başlattı. Uzaya radyo sinyalleri göndermek ve sayısız gezegenlerden gelme ihtimalini düşündüğümüz sinyalleri alarak çözme yoluna gitme, Dünya Dışı uygarlıkları tanıma yolunda atılmış olumlu bir adımdır.



Dünya Dışı Varlıklardan”dan gelmesi olası radyo dalgalarını dinlemek amacıyla kullanılan Dünyanın belli başlı radyo teleskopları şunlardır:

» The Arecibo İonospheric Observatory, Porto Riko.
» National Radio Astronomy observatory, Green Bank- West Virginia.
» Eski Sovyetler Birliği’ndeki sekiz tabaklı radyo teleskop.
» Kafkaslardaki büyük radyo teleskop.
» ABD’de SETİ Projesi’nde 1979 yılından itibaren kullanılmaya başlanan çok duyarlı radyo teleskoplar. Bunlardan en büyüğü Arizona’daki radyo teleskoptur.
» 1995 yılında Avustralya’nın doğusundaki Parkes Kenti’nde, günümüzün en modern uzay haberleşme merkezi oluşturularak “Phoenix Projesi” adı altında çalışmalara başlandı

1977 ile 1990 yılları arasında gök bilimciler çok değişik takım yıldızlardan bazı sinyaller aldılar. Bu sinyaller açıklanamadı ve aralarından hiçbiri de yenilenmedi. Şimdi tarihlerine göre sinyalleri incelemeye çalışalım:

15 Ağustos 1977. Yay Takımyıldızı:
Ohio Eyaleti radyo teleskopunda görevli bir araştırmacı “wow” sesi olarak tanımladığı bir sinyal aldı. Bu sinyal bir daha asla duyulmadı.

10 Ekim 1989.Yay Takımyıldızı:
Harvard META (Megachannel Extra Terrestrial Assay) radyo teleskopundan alınan 40 sinyalden biri kaydedildi.

14 Ağustos 1989.Başak takımyıldızı:
META tarafından bir başka sinyal daha kaydedildi. Dünya Dışı zekanın yayında olduğunu düşündüren türde bir sinyaldi.


16 Ağustos 1989.Balık Takımyıldızı:
Bu kez de META tarafından kaydedilen sinyal belirli aralıklarla tekrarlanıyordu. Kontrol edilme aşamasında kesildi.

15 Kasım 1989.Kasiope Takımyıldızı:
Bu META sinyali bir yıldızdan çok Dünya Dışı varlık tarafından veriliyormuş izlenimini yarattı.

9 mayıs 1990.Yılan Taşıyan Takımyıldızı:
Avustralya’da bulunan Parkes radyo teleskopu tarafından kaydedildi. Büyük bir olasılıkla Dünya Dışı zeka tarafından gönderildiği öne sürüldü.

Yukarıda sıralanan bu radyo sinyallerinin ya da hala açıklığa kavuşturulamayan mesajların alınmış olması insanı gerçekten heyecanlandırıyor: Dünya Dışı varlıkların bizlere ulaşabilmek için yayın yaptıkları fikri, araştırmacılar için son derece gerçekçi bir kanıt gibi görünüyor. Yine de hatırlanması gereken nokta bu mesajların çözülememiş olarak kalmalarıdır. Prof. Sagan’ın dediği gibi mesajlar Dünya Dışı zeka için çok basit olabilir. Fakat biz Dünyalılar bu sinyallerin anlamını çözebilmek için belki de yıllar boyunca araştırma yapmak zorunda kalacağız. Dünya Dışı varlıklar için çok kolay olan bu sinyaller bizim için karmaşık ve gizemli olmaktan öteye gitmiyor.

Her durumda, radyo-astronominin uzayı tanıma konusunda dünyaya büyük yardımları olduğunu inkar edemeyiz. Dünyada bulunan en büyük radyo-radar gözlemevi Puerto Rico adasındadır. Cornell Üniversitesi uzmanları tarafından yönetilen Arecibo gözlem çanağının çapı 305 metredir. Radyo-radar gözlem çanağının yansıtıcı yüzeyi, çanak biçimli bir vadiye daha önce yerleştirilmiş bir kürenin bölümünü oluşturur. Uzayın derinliklerinden radyo dalgaları algılar. Aldığı bu radyo dalgalarını çanağın tepesindeki antene aktarır. Anten elektronik bağlantılarla kontrol odasıyla temas halindedir. Alınan sinyal kontrol odasında çözümlenir. Bunun tersine, teleskop bir radar vericisi olarak kullanılırsa, sinyalle beslenen anten çanağa sinyali geçirir, o da uzaya yansıtır. Arecibo gözlemevi uzaydaki uygarlıklardan sinyal elde etmek için kullanıldığı gibi, bir defasında da Dünyadan bir mesajı M13 adı verilen yıldızlar kümesine göndermek için kullanıldı. Böylece yıldızlar arası diyalog kurma isteğimizi D.D varlıklara da anlatmaya çalışmış olduk.

Radyo dalgaları ışık hızıyla giderler. Bu da yıldızlar arası bir yolculuğa çıkan en hızlı uzay aracından 10.000 kez daha büyük bir sürat demektir. Radyo-teleskoplar, dar frekans dalgaları üzerinden öylesine yoğun sinyaller yayarlar ki , çok geniş yıldızlar arası mesafelerde bile alınabilirler.

Arecibo gözlemevi, Samanyolu galaksisinin orta yerinde 15.000 ışık yılı uzaklıktaki bir gezegende kurulmuş benzer bir gözlemeviyle iletişim kurabilir. Yeter ki, radyo-teleskopumuzu hangi noktaya yönelteceğimiz bilinsin. İleri uygarlıklar haberleşme alanında radyodan daha öte yöntemler geliştirmiş olabilirler. Ne var ki radyo güçlü bir kaynaktır, ucuzdur, hızlı ve basittir. Bizim gibi geri kalmış bir teknolojiye sahip bir uygarlığın, göklerden mesaj alabilmek için radyo teknolojisine başvurmak zorunda kaldığını anlayabilirler.



Kaynak... Uzay sitesi
  • Hale ve Esesli bunu beğendi


#132413 Excel’de Pasta Grafiği Çizmek | Excel’de Basitçe Pasta Grafiği Çi...

Yayınlayan byharby on* 16 Nisan 2011 Cumartesi - 01:30

Excelde basitçe pasta grafiği çizmeyi anlatan bir video


http://blip.tv/play/AYKz52MA




  • Erkan ve byharby bunu beğendi


#132040 [Videolu Tam Çözüm] Crysis 2 PC - PS3 - XBOX360 Videolu Tam Çözüm | 19 Bölümü...

Yayınlayan Erkan on* 01 Nisan 2011 Cuma - 20:08

Resmi ekleyen

Crysis 2 ilk oyundaki olayların 3 yıl sonrasını işlemiş Alcatraz adında bir Amerikan askerinin ilk oyundaki takım liderimiz Prophet tarafından kurtarılıp nanosuit 2.0 giydirilerek ağızda tad bırakan hikayesine konuk oluyoruz. Özellikle oyun türkçe olunca tadı dahada doyulmaz oluyor ve tabi oyunun sonunda bizlere güzel hazırlanmış bir finalin olduğunu düşününce. Nanosuit’in bize sağladığı insan üstü hız, güç, dayanıklılık ve gizlilik yeteneklerine odaklanan bir oynanış söz konusu. Ayrıca ilk oyundaki olayların üzerinden geçen üç yıl, nanosuit’i de birazcık değiştirmiş. Zira “maksimum güç” ve “maksimum hız” modları, ilk oyunun aksine bu kez pasif birer yetenek olarak çıkıyor karşımıza. Yani artık düşmanımızı tutup duvara fırlatmak, yüksek bir yere zıplamak veya hızlı koşmak için ilk
önce bu modları aktif hale getirmemiz gerekmiyor. Bu modların devreye girmesi için yapmak istediğimiz hareketle ilgili tuşa basmamız yeterli. İlk oyunda nanosuit’in pasif yeteneği olan zırh moduysa, artık kullanmak istediğimizde aktif hale getirmemiz gereken bir özellik. Gizlilik moduyla birlikte tabii ki. Hatta nanosuit modlarını kullanırken enerjimiz de eskisinden daha yavaş tükeniyor. Ancak bu yeniliklerin, oyunun temposunu olumlu yönde etkilediği de bir gerçek. Aklımızdan geçen birçok şeyi artık daha kolay ve oldukça havalı şekillerde gerçekleştirebiliyoruz.


Crysis 2 PC - PS3 - XBOX360 | 16 Popüler Oyun Sitesinin Puanlaması

Resmi ekleyen



Crysis 2 PC - PS3 - XBOX360 Videolu Tam Çözüm | 19 Bölümün Çözümü ve Mükemmel Final Videosu



Crysis 2 PC Walkthrough [HD] Mission 1 - In at the Deep End
Crysis 2: Tam Çözüm 1. Bölüm (PC/PS3/XBOX 360)

http://www.youtube.com/watch?v=px7cPsSHpus

Crysis 2: Tam Çözüm 2. Bölüm (PC/PS3/XBOX 360)
Crysis 2 PC Walkthrough [HD] Mission 2 - Second Chance

http://www.youtube.com/watch?v=8XdCMT5zH40

Crysis 2: Tam Çözüm 3. Bölüm (PC/PS3/XBOX 360)
Crysis 2 PC Walkthrough [HD] Mission 3 - Sudden Impact

http://www.youtube.com/watch?v=CNjwtb2NHYY

Crysis 2: Tam Çözüm 4. Bölüm (PC/PS3/XBOX 360)
Crysis 2 PC Walkthrough [HD] Mission 4 - Road Rage

http://www.youtube.com/watch?v=KHvssiHfOsE

Crysis 2: Tam Çözüm 5. Bölüm (PC/PS3/XBOX 360)
Crysis 2 PC Walkthrough [HD] Mission 5 - Lab Rat (P2/2)

http://www.youtube.com/watch?v=-_AOcaY8ZBM

Crysis 2: Tam Çözüm 6. Bölüm (PC/PS3/XBOX 360)
Crysis 2 PC Walkthrough [HD] Mission 6 - Gate Keepers

http://www.youtube.com/watch?v=SRoyNNyunck

Crysis 2: Tam Çözüm 7. Bölüm (PC/PS3/XBOX 360)
Crysis 2 PC Walkthrough [HD] Mission 7 - Dead Man Walking

http://www.youtube.com/watch?v=c20P2Bs2VHs

Crysis 2: Tam Çözüm 8. Bölüm (PC/PS3/XBOX 360)
Crysis 2 PC Walkthrough [HD] Mission 8 - Seat of Power

http://www.youtube.com/watch?v=T0vFEpQtj4I

Crysis 2: Tam Çözüm 9. Bölüm (PC/PS3/XBOX 360)
Crysis 2 PC Walkthrough [HD] Mission 9 - Dark Heart

http://www.youtube.com/watch?v=r4uzrKp1P3s

Crysis 2: Tam Çözüm 10. Bölüm (PC/PS3/XBOX 360)
Crysis 2 PC Walkthrough [HD] Mission 10 - Semper Fi or Die (P2/2)

http://www.youtube.com/watch?v=Svrhig0XjSg

Crysis 2: Tam Çözüm 11. Bölüm (PC/PS3/XBOX 360)
Crysis 2 PC Walkthrough [HD] Mission 11 - Corporate Collapse

http://www.youtube.com/watch?v=E0d0h2sQxyE

Crysis 2: Tam Çözüm 12. Bölüm (PC/PS3/XBOX 360)
Crysis 2 PC Walkthrough [HD] Mission 12 - Train to Catch

http://www.youtube.com/watch?v=5c_1RT_DU5U

Crysis 2: Tam Çözüm 13. Bölüm (PC/PS3/XBOX 360)
Crysis 2 PC Walkthrough [HD] Mission 13 - Unsafe Haven

http://www.youtube.com/watch?v=E5NN-ifeDUA

Crysis 2: Tam Çözüm 14. Bölüm (PC/PS3/XBOX 360)
Crysis 2 PC Walkthrough [HD] Mission 14 - Terminus

http://www.youtube.com/watch?v=71vSGi_xt0A

Crysis 2: Tam Çözüm 15. Bölüm (PC/PS3/XBOX 360)
Crysis 2 PC Walkthrough [HD] Mission 15 - Power Out

http://www.youtube.com/watch?v=0Vd6GFKCMWU

Crysis 2: Tam Çözüm 16. Bölüm (PC/PS3/XBOX 360)
Crysis 2 PC Walkthrough [HD] Mission 16 - Eye of the Storm

http://www.youtube.com/watch?v=k-TqYeLiG1s

Crysis 2: Tam Çözüm 17. Bölüm (PC/PS3/XBOX 360)
Crysis 2 PC Walkthrough [HD] Mission 17 - Masks Off

http://www.youtube.com/watch?v=CWYYkb7dErc

Crysis 2: Tam Çözüm 18. Bölüm (PC/PS3/XBOX 360)
Crysis 2 PC Walkthrough [HD] Mission 18 - Out of the Ashes

http://www.youtube.com/watch?v=c-9T5ADxcn0

Crysis 2: Tam Çözüm 19. Bölüm (PC/PS3/XBOX 360)
Crysis 2 PC Walkthrough [HD] Mission 19 - A Walk in the Park (FINAL MISSION)

http://www.youtube.com/watch?v=nH5URjnlURk

Crysis 2: SON (PC/PS3/XBOX 360)
Crysis 2 Ending PC Full 1080p HD (Maxed Out on GTX 580)

http://www.youtube.com/watch?v=OownHWGHmt4


  • Hale ve ilkercem bunu beğendi


#125388 Yaşam Veya Korkuların Tekrarı | Galip Sertel

Yayınlayan karakaya on* 05 Temmuz 2010 Pazartesi - 11:32

Yaşam Veya Korkuların Tekrarı

 

Nihayet korkularla çıkıldı yola
Kızıla efkarlandı dişilin bakire utancı
Gerdek geceleri düş tarlalarında bır şevval sancı
Yarasaların mükerrer yasıydı mağarada oyalayan zamanı
Ve yabayla aktarıp
Aç harmanların gelin teli samanını
Ekmek taşıyordu baba çocukların rüyalarına
Ve yürüyorlardı alacakaranlıklarda ishak kuşlarıyla
Yürüyorlardı kuşanıp yıldızların şavkına
Mahrem kıyılarında istisnasız günahların
Umursamadan tekrarını tekrarın...
Oysa korkularla çıkılmıştı yola.

Galip Sertel


  • Erkan ve Hale bunu beğendi


#110316 En Kullanışlı ve Kolay Nero 6 Türkçe Yaması Dahil Download İndir

Yayınlayan Gece.Mavisi on* 18 Ekim 2009 Pazar - 06:26



Nero 6 Türkçe Yaması Dahil

Resmi ekleyen

[hide]Resmi ekleyen[/hide]


Dosya Şifresi: GeceMavisi

  • incirreceli ve bushe123 bunu beğendi


#110171 iGO8 laz şivesiyle seslendirme Download İndir

Yayınlayan Gece.Mavisi on* 17 Ekim 2009 Cumartesi - 02:50

[hide]

İGO8 için Lazoğlu seslendirmesi


Resmi ekleyen



Yeni link;

Resmi ekleyen

[/hide]
  • gezging ve barisgenc bunu beğendi


#105202 Garmin Mobile XT v5.00.20w for Windows CE 6.0 İndir Download

Yayınlayan Gece.Mavisi on* 17 Ağustos 2009 Pazartesi - 04:23

Garmin Mobile XT v5.00.20w for Windows CE 6.0
Requirements: Windows CE v6.0, 16MB program memory.
Overview: This is Garmin Mobile XT for Windows Mobile v5.00.20w C??c?ed to work under Windows CE 6.0

Resmi ekleyen
Resmi ekleyen



More Info:

https://buy.garmin.com/shop/shop.do?pID=11413



Download Instructions:
Download all in one package from one of the following mirrors:

[hide]rapidshare
megaupload
easy-share
Pass: artf[/hide]ul
  • Pirlöp ve tatarali bunu beğendi


#104596 Nav N Go iGO 8 v8.3.1.57021 Türkiye Map Paket Download İndir

Yayınlayan APM on* 07 Ağustos 2009 Cuma - 10:55

Nav N Go iGO 8 v8.3.1.57021 Türkiye Map


Son Nav N Go
iGO 8 v8.3.1.57021 versiyon program ve içinde mavi06 arkadaşımızın emek verdiği branding dosyası 01 Kasım 2008 Cumartesi tarihli Simge 1.0.1 , Türkiye building 2008.07, Türkiye poi 2008.07, Eurasia DEM dosyası, Türkçe dil dosyası, Türkçe ses dosyası içinde ve en güncel Türkiye haritası Turkey8 2008.07 080903 ve GJ4.0.1b skini içinde olan Türkiye paketini hazır olarak sunuyorum.



[ Hidden part. View original post. ]


Umarım çalıştırmayı başarabilirim. Teşekkürler.
  • Tankut_ag ve yunussonmez bunu beğendi


#124914 Türkiye Voleybol Federasyonu | Türkiye’deki En Üst Düzey Voleybol Yönet...

Yayınlayan Hale on* 02 Haziran 2010 Çarşamba - 18:44

Türkiye Voleybol Federasyonu



Voleybolun Türkiye Tarihçesi



Başlangıç Dönemi (1919-1951)


Voleybol Türkiye'ye Birinci Dünya Savaşı'nı izleyen Mütareke günlerinde geldi. 1919-1925 yılları arasında İstanbul'da YMCA'in müdürlüğünü yapan Dr. Deaver adlı Amerikalı, derneğin spor salonunda voleybol oynatmaya başlamış, kısa zamanda beden eğitimi öğretmenlerimizin ilgisini bu yeni spor oyununa çekmeyi başarmıştı.


Resmi ekleyen



1919'da voleybol daha Avrupa'ya yayılmış değildi. Bulunalı topu topu yirmi dört yıl olmuş, hele smaçla oynanmaya başlanışının üstünden daha ancak altı yıl geçmişti.

Calaloğlu'ndaki Erkek Muallim Mektebi'nin beden eğitimi öğretmeni olan ünlü spor adamı Selim Sırrı TARCAN, YMCA'de görüp oynadığı voleybolu, bedensel yetenekleri geliştiren, temiz bir spor oyunu olarak benimseyip öğrencilerine öğretmeye başladı. 1920-1924 yılları arasında Erkek Muallim Mektebi'nden çıkan beden eğitimi öğretmenleri de bu sporu kısa sürede okullarımız yaydılar. Kabataş, Vefa, Pertevniyal, Galatasaray, İstiklal, Haydarpaşa, İstanbul liselerinde yoğunlaşan çalışmalar, önce okullar arası turnuvalara yol açtı. Voleybol oynayan çocuklar okullardan mezun olmaya başlayınca da, çalışmalar üniversitelere, kulüplere doğru genişledi. Bu gün bir basketbol yuvası olarak bilinen İstanbul Teknik Üniversitesi, o zamanki adıyla Yüksek Mühendis Mektebi, 1924-1944 yılları arasında voleybolun beşiğiydi. Ankara'daki Siyasal Bilgiler Fakültesi, o zamanki adıyla Mülkiye Mektebi de, voleybola öncülük eden bir yüksek okuldu.

Kulüpler arası lig maçlarına geçildiğinde voleybolcu sayısı hayli yükselmişti. Çeşitli kentlerde yapılmaya başlanan şampiyonaları, 1949'da Türkiye Voleybol Şampiyonası izledi.

Gene de takım sayısı fazla değildi. Örnekse 1951 yılında İstanbul Voleybol Ligi şu yedi takım arasında oynanıyordu: Altınordu, Beyoğluspor,Galatasaray, Vefa Kadıköyspor, Kurtuluş, Moda. Bu takımlardan başa oynayanlar Vefa ile Kadıköyspor idi.

Otuz iki yıl süren bu başlangıç döneminde Türk voleybolu bütünüyle dışa kapalı kaldığından çok ilkel bir görünümdeydi. Spor Oyunları Federasyonu adı altında kurulmuş bir federasyon basketbol, eltopu, voleybolu birlikte yönetmeye çabalıyor, yeterince etkin olamıyordu.



Resmi ekleyen



1952'de Mısır'a giden üniversiteli basketbolcularımızla voleybolcularımız General Necip'le. Soldan sağa, Muammer(Basketbol, Aleksandre Holyafkim (Voleybol), Yiğit Ayaşlıoğlu(V), Selçuk Atamer(V), Erdoğan Partener(B), Vahit Çolakoğlu(Yönetici), Mısır Fahri Konsolosumuz Kemal Faruki, Yılmaz Gündüz(B), General Necip, Sacit Seldüz(B), Yalçın Okaya(B), Mısırlı bir subay, Sinan Erdem(V), Mısırlı Binbaşı Behiç, Cemil Sevin(B), Ayhan Demir(V). Öndekiler: Atilla Erten(B), Ziya Kayacan(V), Orhan Bilgin(V), Turhan Tezol(B), Nejat Diyarbakırlı(B), Lui Şalabi(V), Seyhan(B), Valentin Holyafkim(V).



Oysa sporcularımızda dışa açılma özlemi büyüktü. Öylesine ki, 1946 yılında ülkemize Yunanistan'dan gelen bir basketbol takımında voleybolcularında yer aldığı öğrenilince, durum hemen Spor Oyunları Ajanı Turgut ATAKOL'a iletilmiş, onun aracılığıyla Atina-İstanbul karmaları adıyla bir maç oynanması sağlanmıştı. Voleybolda ilk yabancı karşılaşmamız olarak anabileceğimiz bu maç, o zamanki kurallara göre üç set üzerinden oynanmış, 2-0 İstanbul Karması'nın üstünlüğüyle sona ermişti. Bu karmada yer alan o günün ünlü oyuncuları şunlardı: Güneri ARTUNKAL, Dinçer ASENA, Mehmet Jeba BERKÖK, Ayhan DEMİR, Payidar DOBRA,Gültekin GÜLER, Aleksandre HOLYAFKİM, Valentin HOLYAFKİM, Uğur KALAFATOĞLU, Erdoğan KUTKAN, Sacit SELDÜZ, Merih SEREZ.

Bu gerçi uluslararası bir karşılaşmaydı, ama bizim hakemlerimizle ( Yani bizde geçerli kurallarla) üstelik de öncelikle basketbolcu olan sporculara karşı oynanmış, tam anlamıyla bir "dostluk" maçıydı. 1952 yılında ise başka bir uluslararası karşılaşma Türk voleybolunun görünümünü bütünüyle değiştiriverdi.


Dışa Açılma(1952-1957)


O dönemde Türk voleyboluna yalnız oyunculuğu, antrenörlüğüyle değil, girişimci kişiliğinden kaynaklanan gönüllü yöneticiliğiyle de büyük katkılarda bulunan Ayhan DEMİR, 1952 yılında, ne yapmış ne etmiş, üniversiteli sporculardan kurulu bir basketbol takımı ile bir voleybol takımını, Mısır'ın çağrılısı olarak Kahire'ye götürmüştü.

Türk voleybolcuları orada yabancı hakemlerden, bizde uygulanan kuralların çoktan değiştirilmiş olduğunu, oyunumuzun dizilişlerden vuruşlarımıza kadar pek çok yönüyle uluslararası kurallara uymadığını öğrenince, büyük bir düş kırıklığına uğradılar. yurda dönüldüğünde Spor Oyunları Federasyonu'na başvurulup durum ayrıntıları ile anlatıldı : Yıllardır yabancı karşılaşma yapmamak, kuralları izlememek yüzünden, utanç verici bir duruma düşülmüştü.


Resmi ekleyen



İlk ulusal takımımız. Soldan sağa ayaktakiler: Aleksandre Holyafkim, Marsel Şalabi, Ayhan Demir, Sacit Seldüz, Saman Bergerden, Sinan Erdem, Lui Şalabi. Oturanlar: Vahit Çolakoğlu, Muammer Pamuk, Haluk Kanbay(Antr.), Faik Gökay(S.O.F. Başkanı), Tevfik Artun(Hakem). Öndekiler: Ziya Kayacan, Gültekin Gürel, Selçuk Atamer, Valentin Holyafkim, Yiğit Ayaşlıoğlu.




Bunun üzerine, 1953'de, Yugoslavya ile İstanbul'da bir maç yapılması için harekete geçildi. Bir ulusal takım seçilip Mısır'da edinilen bilgilerin elverdiğince çalıştırıldı.


Takımda yer alan oyuncular şunlardı.


• Selçuk ATAMER,
• Yiğit AYAŞLIOĞLU,
• Saman BERGERDEN,
• Ayhan DEMİR,
• Sinan ERDEM,
• Gültekin GÜREL,
• Aleksandre HOLYAFKİM,
• Valentin HOLYAFKİM,
• Ziya KAYACAN,
• Sacit SELDÜZ,
• Lui ŞALABİ,
• Marsel ŞALABİ


Spor ve Sergi Sarayı'nda oynanan bu ilk beş setlik maçımızda ulusal takımımız Yugoslavların yadırgadığı çekmelerle bir set kapıp 3-1 yenildi.

Yugoslavlar pasör kaçırarak üç oyuncuyla hücum ediyorlardı. Bizim voleybolumuz ise daha üç pasör üç smaçör anlayışını aşmış değildi. Nerden vuracağı önceden belli tek smaçörle hücum ediyorduk.

Bu maçı bir Türk başhakem yönetmese büsbütün çaresiz kalacaktık. Çünkü daha faullü vuruşlarımızı düzeltebilmiş değildik.

Spor Oyunları Federasyonu yetkilileri, durmadan gelişen dünya voleybolu karşısındaki durumumuzu gözleriyle görünce, sporcularımızı, antrenörlerimizi eğitmek üzere, Yugoslavya'dan bir antrenör getirdiler. Danila POJAR adındaki bu antrenör Türkiye'deki maçları izledi, kurslar açtı, takımlarımızın çağdaş yöntemlerle çalıştırılmaları için gerekli bilgileri verdi.

Aynı yıl Ankara'da düzenlenen üç üniversite takımı arasındaki uluslararası turnuvayı, Yugoslavya ile Yunanistan'ı yenen Türkiye kazandı.

Ama, bir yıl sonra, 1945'de, Belgrat'ta yapılan ikinci ulusal maçımızda Yugoslavya'ya gene, hem de 3-0 yenildik. Maç on yedi dakika sürmüş, Türk takımı çözülüp gitmişti. Ama artık faullü çekmelerle oynamıyor, smaç vuruyorduk.


Resmi ekleyen



Belgrat'ta Yugoslavya ile oynadığımız ikinci ulusal maçımızda görev alan voleybolcularımız soldan sağa: Sinan Erdem(K), Ayhan Demir, Orhan Bilgin, Şakir Erman, Mahir Aras, Semih Aygıt, Burhan Yamanoğlu, Ali Rıza Olcayto Cihat Özgenel, Erdoğan Teziç, Lui Şalabi, Valentin Holyafkim.



1955 yılında ulusal takımımız hiç maç yapmadı. Ama yabancılarla oynamanın, iyi takımları görmenin önemini anlayan sporcular dışa açılmanın başka yollarını aradılar. 1953'den 1957'e kadar sürekli hem İstanbul, hem Türkiye Şampiyonu olan Galatasaray takımı, ulusal takımın birçok oyuncusunu da içinde bulunduran kadrosuyla 1955 yılını yabancı karşılaşmalarla geçirdi.


Resmi ekleyen



1954'de, Belgrat'taki ulusal maçımızı açık havada bir sağanak yağmur sonrasında, mazot döküp yakılarak kurutulan, toprak bir voleybol alanında oynamıştık. Ayhan Demir(4) plase atıyor, Valentin Holyafkim(3) ile Lui Şalabi dublaja girmişler. Pası Cihat Özgenel yükseltmiş.



En güvenilen oyuncu, Ayhan DEMİR, o günlerin anlayışına uyarak, takımının antrenörlüğünü de yapmaktaydı. Önce Bulgar takımlarıyla oynandı. Sonra Fransa'da iki Yugoslav, bir İtalyan, bir Fransız takımının katıldığı beşli bir turnuvaya gidildi. bu turnuvada Galatasaray iki Yugoslav takımının arkasından üçüncü olmak başarısını gösterdi.

Ertesi yıl, 1956'da, Türkiye Paris'de yapılan üçüncü Erkekler Dünya Şampiyonası'na katıldı. Sovyetlere 3-0, Kore'ye (2-0 öndeyken) 3-2 yenilerek klasman grubuna kalan takımımız Avusturya ile Luxemburg'u 3-0 yenip Hindistan'a 3-0 yenilerek sıralamada yirmi ikinci oldu.

Takımı maçlara kaptan Ayhan DEMİR hazırlamış, hem oyunculuk, hem koçluk yapmıştı. Oysa bütün takımların kenarda oturan antrenörleri vardı.

Dünya Şampiyonası'ndan, "Kore maçını kaçırmasaydık çok daha iyi bir derece alacaktık" görüşüyle, uluslararası maçlara iyice alışılmış olarak dönüldü.

1957'de, İstanbul'da, Fatih Kupası adıyla çok büyük bir turnuva düzenlendi. Sovyetler Birliği, Çekoslovakya, Romanya, Bulgaristan, Yugoslavya, İran ile Türkiye'nin katıldığı bu turnuvaya takımımız Çekoslovakya'dan getirilen ünlü bir antrenör, Jiri KOBRLE hazırladı. Türkiye yalnız İran'ı 3-0 yendi, öbür takımlardan set alamadı, ama artık biz de voleybolu, bu alanda ileri gitmiş dünya ülkelerinin oynadığı gibi oynuyorduk. Seyircilerimiz, tribünlerdeki genç sporcularımız ise, "güç voleybolu" denilen sporun özelliklerini en yüksek düzeyde oynayanlardan görmek olanağını elde etmişlerdi. Bu tarihten sonra spor çevrelerinde voleybola verilen önem birdenbire arttı.

Ulusal takımımız çalıştıran Jiri KOBRLE'den, memleketine dönmeden önce, antrenör kurslarında da yararlanılarak Doğu Avrupa voleybolunun kurumsal özelliklerinin öğrenilmesi yolunda önemli bir adım atılmış oldu.


Doğu Avrupa Voleybolu (1958-1967)



1958'de Voleybol-Eltopu Federasyonu kuruldu. Eltopunun o dönemde yaygın bir spor olmadığı düşünülürse, bu ayrılmanın voleybol için önemi kolayca anlaşılır. Voleybol artık yüksek düzeydeki yöneticilerce de önemsenen, atılım yapması beklenen bir spordu.

1958'de, Çekoslovakya'nın Prag kentindeki Avrupa Erkekler Şampiyonası'na takımımızı hazırlaması için ünlü Rumen antrenör Nicolae SOTIR çağrıldı. Türkiye bu şampiyonada on birinci olurken Avusturya(3-0), Arnavutluk(3-1),Mısır(3-0),Finlandiya(3-1) gibi takımları yendi. Doğu Avrupa voleybolunu artı başarıyla uyguluyor, Batı Avrupa takımlarıyla başa baş oynayacak duruma gelmiş görünüyorduk. Tıpkı Kobrle gibi, Sotir de antrenör kursları yöneterek voleybol adamlarımızın kuramsal yönden gelişmelerine katkıda bulundu.

Fatih Kupası maçlarının gördüğü büyük ilgiden güç alan Federasyon, İstanbul'da uluslararası turnuvaları belli aralarla tekrarlamaya başladı. 1965'e kadar dört İstanbul Enternasyonal Voleybol Turnuvası izlendi. Dünyanın en güçlü voleybol takımları olarak bilinen Sovyetler Birliği, Çekoslovakya, Romanya, Bulgaristan, Yugoslavya, Macaristan, Polonya'nın ünlü oyuncuları, seyircilerimizin, özellikleriyle tanıdıkları sporcular oldular. Voleybol oynamaya heves eden çocuklarımızın sayısı arttığı gibi, voleybola yeni başlamış olan küçük yaşlardaki sporcularımızın görgüsü de büyük oranla arttı.


Resmi ekleyen



Fatih Kupası maçlarına katılan ulusal takımımız soldan sağa: Ayhan Demir(K) Şakir Erman, İrfan Yener, Güngör Demirtaş, Burhan Yamanoğlu, Ender Kurt, Sinan Erdem, Erdoğan Teziç, Şevket Güventürk, Atilla Sesören, Ömer Kuntay, Değer Eraybar, Nasuhi Ünlü, Yiğit Ayaşlıoğlu, Antr. Jiri Kobrle.



Resmi ekleyen



Galatasaray Bulgaristan'daki maçlarından birinde. Soldan sağa: Yiğit Ayaşlıoğlu(K), Ayhan Demir, Değer Eraybar, Aral Sürek, Sinan Erdem, Pavlo Ditovski, Erdoğan Teziç, Oral Yılmaz, Özer Ödelli, Egemen Güredin, Güngör Demirtaş, Ertan Pamir.



Bu arada kurslar yönetmek, ulusal takımlarımızı çalıştırmak için, bir Rumen antrenör daha geldi Nicolae MURAFA.

Bu antrenörün büyüklerin yanı sıra genç erkek takımımızı da çalıştırması, voleybolumuzda yeni bir kuşağın söz sahibi olmaya başladığı 1966 yılına denk düşmüştü.

Doğu Avrupa voleybol anlayışına bağlı, uzun süreli, programlı çalışmalara yatkın bir antrenör olan Hilmi TÜKEL'in, kendi yetiştirdiği gençlerden kurulu Fenerbahçe takımı, bu dönemde, tam bir serpilmenin eşiğindeydi. Daha başlarken Doğu Avrupa voleybol anlayışına göre hazırlanmış olan bu yükselme özlemi içindeki sporcular, Murafa'nın çalıştırdığı genç ulusal takımda yer alıp uluslararası deneyim kazanınca, 1966-1967 dönemi İstanbul birinciliğini, Galatasaray'ın yılların şampiyonu "Yenilmez Armada"sından koparmayı başardılar.

1966 yılı Ağustosunda Macaristan'da yapılan Genç Erkekler Voleybol Şampiyonası'nda Türk takımı on ikinci oldu.


Resmi ekleyen



1966-1967 döneminde İstanbul birinciliğini kazanan Fenerbahçe'nin genç kadrosu, yöneticilerin ilgisizliği yüzünden dağılıncaya kadar, hep başarılı oldu. 1968'de bir Galatasaray maçına çıkan ilk altı: Özcan Sarıtürk(9), İbrahim Vuran(10), Mehmet Toydemir(1), Deniz Esinduy(4), İsmail Vuran(3) Ahmet Özkan(11).



Aynı yılın Ekim ayında Çekoslovakya'da yapılan altıncı Erkekler Dünya Şampiyonası na katılan takımımıza antrenör Murafa bu genç takımdan beş oyuncu aldı. 1956-1968 yılları arasında ulusal takımımızın değişmez adamı Değer Eraybar takım kaptanıydı. Türk voleybolunun Doğu Avrupa anlayışına geçiş döneminde yetişmiş en büyük sporculardan biri olan, bu öğrenme, değerlendirme, uygulama gücü yüksek oyuncu, Murafa'nın yardımcılığını yapıyor, antrenörlüğe dönüm yıllarında, otuz yaşının olgunluğuyla, voleybolumuzu alttan gelen kuşağa aktarmakta önemli bir rol oynuyordu.

Murafa'nın gençleştirilmiş takımı, Çekoslovakya'daki Dünya Şampiyonası'nda on beşinci olma başarısını gösterdi. Bu başarı sözcüğünün gelişigüzel kullanılmadığını belirtmek için, sıralamada altımızda kalan takımların adlarını verelim: 16-İtalya; 17-Küba; 18-Fransa; 19-Finlandiya; 20-Batı Almanya 21-Moğolistan; 22-Danimarka.

Ertesi yıl Türkiye çok büyük bir organizasyonu yüklendi: 1967 Avrupa voleybol şampiyonaları. Yirmi erkek, on yedi kız takımının katıldığı maçlar Ankara, İstanbul, İzmir, Adana'da 26 Ekim günü başladı. Finalleri ise kızlar İzmir'de erkekler İstanbul'da oynadılar.

İstanbul'da Sovyetler Birliği, Çekoslovakya, Polonya, Romanya, Macaristan, Doğu Almanya, Yugoslavya, İtalya arasında oynanan, bir hafta süren maçlar, tribünleri dolduran genç sporcularımız için eşsiz bir görgü eğitimi olduğu gibi, voleybola birtakım yeniliklerin gelmekte olduğunu da açıkça gösterdi.

1966'da, Çekoslovakya'da yapılan Erkekler Dünya Şampiyonası'nda Japonların sergilediği Asya voleybolunun hareketleri, Sovyetler Birliği, Çekoslovakya Polonya, Romanya takımlarının oyuncularınca deneniyor, bir yıl önce Çekoslovakya'daki Dünya Şampiyonası'na katılmış olan voleybolcularımızın anlata anlata bitiremedikleri "Japon Voleybolu" tribünlerin başlıca konusu olmayı sürdürüyordu.


Resmi ekleyen



1966'da Çekoslovakya'daki Dünya Şampiyonası'na katılıp on beşinci olan ulusal takımımız. Soldan sağa ayaktakiler: Bahattin Şençağda, Aşkın Uygur, Abdullah Yaşar, İbrahim Vuran, Mustafa Topaç. Öndekiler: İlhan Çetinkaya, Deniz Esinduy, Aziz Kalaoğlu, Şakir Tunçkol, Tunç Kurtböke, Değer Eraybar(K).



1958-1967 yılları arasındaki kısa dönemi Türk voleybolunun çok iyi yönetildiği, parlak bir dönem olarak anmak gerekir.

Voleybolumuzu bu dönemde bilgisizlik batağından kurtarılıp uluslararası turnuvalarda dereceye girecek düzeye yükseltilmiş, çok başarılı sporcular yetiştirilmiş, antrenör kursları açılmış, dünyanın en büyük takımları Türk seyircilerinin karşısına tekrar tekrar çıkarılmış, kız ulusal takımı kurularak şampiyonalara sokulmuş, yapılan yoğun çalışmalarla uluslararası voleybol çevrelerinde saygınlık kazanmamız sağlanmış, bunun sonucu olarak da Vahit ÇOLAKOĞLU, Sinan ERDEM, Meno ZAMBOĞLU gibi yöneticilerimiz dünya voleybol kuruluşlarında uzun yıllar sürecek çok önemli görevlere getirilmişlerdir.


Asya Voleybolu(1968-1975)


1966'da Murafa'nın Çekoslovakya'daki Dünya Şampiyonası'na götürdüğü ulusal takımımızın beş genç oyuncusu Deniz ESİNDUY, İlhan ÇETİNKAYA, Aziz KALAOĞLU, Mustafa TOPAÇ, İbrahim VURAN idiler. "Japon voleybolu"nu genç yaşta, gelişme yıllarında görme olanağı bulan bu voleybolcularımızdan İlhan ÇETİNKAYA ile İbrahim VURAN, özellikle yeniliklere açık, gelişme, ilerleme özlemi içinde gençlerdi. Her ikisi de oynadıkları takımlarla Asya voleybol anlayışının hareketlerlerini sokmakta öncülük ettiler. Antrenörlük de yapan ilhan ÇETİNKAYA çalıştırdığı takımları bütünüyle bu anlayışa yönlendirdi. Ayrıca, 1971 yılında, genellikle Japon antrenörlerin yaptıklarından kaynaklanan, Asya voleybol anlayışının kurumsal temellerini, uygulama tekniklerini açıklayan, Voleybol adlı bir kitap da yayımlandı.

1966'da ulusal takımımızın kaptanlığını yapan, sporculuğu bırakıp bütünüyle antrenörlüğe adanma hazırlıkları içindeyken "Japon voleybolu"nu görme olanağını elde eden Değer ERAYBAR ile dünya voleybolunu yakından izleyen Ankaralı iki antrenör, Cafer AKSAKAL ile Cengiz GÖLLÜ de, çalıştırdıkları takımlarda, asya voleybol anlayışının file hareketlerini uygulamaya başladılar. Örnekse, Cengiz GÖLLÜ'nün antrenör, İlhan ÇETİNKAYA'nın oyuncu olduğu ODTÜ'de, 1968-1971 yılları arasında, kısa, kurşun, jet, alçak, çapraz Romen paslarla oynanıyordu.


Resmi ekleyen



Altınyurt'un Deplasmanlı Lig'e yükseldiği yılki kadrosu. Soldan sağa ayaktakiler: Dünya Baltacıoğlu, Cabir Ayçe, Erdan Çokay, Eşref Yıldırımer, Nuri Demirel, Ahmet Ersen. Öndekiler: Selim Çavuşoğlu, Ahmet Bulgulu(K), Erdal Gürkan, Raffi Tülbentçi, Atıf Tezerten.



Doğu Avrupa voleybol anlayışıyla yetişmiş olan sporcuların Asya voleybol anlayışının kaçınılmaz koşulu olan erken sıçramaları kolay kolay benimsemedikleri, erken kısayı ölü kısaya, kurşun pası kaydırak pasa dönüştürerek hep topun pasörün elinden çıkmasını beklemek eğilimi içinde oldukları, ayrıca kurşun jetleri de bombeli jete dönüştürdükleri bir gerçektir. İlhan ÇETİNKAYA kitabında erken sıçramanın (Flash hareketinin) önemini açıkça belirtmiş olsa da, bu geçiş döneminde, başka bir voleybol anlayışıyla yetişmiş oyunculardan, özlenen sonuç alınamamış olabilir.

Nitekim 1970-7971 yıllarında ulusal takımlarımızı çalıştıran Bulgar antrenör Kosta ŞAPOF, erken sıçrama üzerinde pek durmamış, hızlı voleybolu, Avrupalıların "Quick" dedikleri "çabuk" smaçlarla oynatma yolunu seçmiş, ölü kısa, kaydırak, bombeli jet paslarla yetinmek zorunda kalmıştır.

Altınyurt'da 1972'ye kadar yapılan hızlı voleybol çalışmaları da bu anlayış çerçevesindeydi. Avrupalıların çabuk smaçlarıyla bir oyun anlayışını uyguluyorduk.


Resmi ekleyen



Voleybol Federasyonu'nun 1971 yılında başlattığı Asya voleybolu çalışmalarının ilk ürünü olan bu genç ulusal takım, Ankara'da yapılan, 1972 Balkan Gençler Şampiyonası'nda üçüncü olmayı başardı. Ama özlenen voleybolu oynayamadı. Araya kısa, alçak paslar sokulduysa da, kendi seyircimiz önünde daha ilerisi göze alınamadı. Semih Oktay(10), Dünya Baltacıoğlu(1), Harun Akkıvılcım(2), Şükrü Yengi(11), Sedat Yavuz(12), Selim Çavuşoğlu(3).



1972'de Ankara'da yapılan Balkan Gençler Şampiyonası'nda erken sıçramaları deneyen Bulgar takımını izleyince, flash hareketinin nasıl yapılması gerektiği konusunda kesin bir görüşe varmış olduk.

Bu tarihten sonra Altınyurt Asya voleybol anlayışına giden yolda büyük bir atılıma girdi. Türk voleyboluna birbiri ardına yeni file hareketleri getirdi. Önce seyircilerin, giderek bütün genç voleybolcuların ilgisini çeken bu oyun tarzına "Altınyurt Tarzı" denmeye başlandı.

Asya voleybolu, seçkin sporcuları az olan, yetiştirdiği iyi oyuncularını sürekli başka kulüplere kaptıran Altınyurt'un, her şeye karşın, önce yükselmesini, sonra da uzun yıllar Deplasmanlı Lig'de kalabilmesini sağladı. Ama önlerde yer almayan bir takımın getirdiği yenilikler, beğenilse de, öbür takımları yeterince etkilemedi.

1971 yılında Voleybol Federasyonu Teknik Komitesi, ulusal takımlarımızın başarılı olabilmeleri için, Doğu Avrupa oyun anlayışından uzaklaşıp Asya oyun anlayışına yönelmemiz gerektiği konusunda bir karar aldı. Bu yönde bir başlangıç yapılması için de genç ulusal erkek takımının başına antrenör olarak Cafer AKSAKAL getirildi. İstanbul, Ankara İzmir'de geniş bir çalışma başlatıldı. Bu çalışmalarda antrenörleri, oyuncuları (özellikle Asya voleybol anlayışıyla yetiştirilmekte olan pasörleriyle) Altınyurt'lular da görev aldılar.


Resmi ekleyen



1973 yılında, Adana'da, dört takım arasında yapılan 50.Yıl Turnuvası'nda, Değer Eraybar'ın çalıştırdığı ulusal takımımız şampiyon oldu. İspanya'yı, İran'ı 3-1'lik sonuçlarla yendik, final maçında ise Batı Almanya setler 1-1 iken oyunu yarım bırakıp alandan çekildi. Final maçının ilk altısı: Erdal Önder(4), Murat Över(8), İbrahim Vuran(10), Oktay Kökten(2), Semih Oktay(7), Aziz Kalaoğlu(6).



Çeşitli turnuvaları, şampiyonaları içeren, aralıklarla sürdürülen iki yıllık bir çalışma sonucunda, hızlı voleybol oynayabileceğine inanılan bir takım oluşturuldu.

Cafer AKSAKAL'ın 1973'de Hollanda'da yapılan Avrupa Gençler Şampiyonası'na götürdüğü bu takım orada beş maç kazandı, üç maç yitirdi, on dördüncü oldu. Ama takımımızın oynadığı voleybol büyük övgülerle karşılandı.

Hollanda'daki maçları izlemiş olan Nejat ALTAV şöyle yazıyordu: "Yirmi beş yıla yakın voleybolun içinde hakem ve gazeteci olarak bulunduğum sürede iddia edebilirim ki genç takımımız, ilk defa modern voleybol oynamıştır.(...) Eski voleybol klasik yüksek pasları yerine fileye paralel gelen topları vurmaya hazır üç smaçörümüzü bir anda karşılarında gören Macarlar şaşırmış ve blokları çökmüştü."
Almanlara teknik direktörlük yapan ünlü Rumen antrenör Sebastian Mihailescu da şöyle diyordu: "Grubumuzda Türkleri favori görüyorum. Zira modern voleybolu gerçekten uyguluyorlar."

Evet, Asya voleyboluna artık "Japon voleybolu" değil, "modern voleybol" deniliyordu. Yani herkes bu tarzı benimseme yolundaydı.

Türkler ise bu voleybolu Mihailescu gibi bir antrenöre bile beğendirecek düzeyde oynayabiliyorlardı.

Bu umut ışığı, ne yazık ki, yaşları dolan oyuncuların takımdan ayrılmaları, Cafer AKSAKAL'ın da ertesi yıl antrenörlüğü bırakmasıyla sönüverdi.

Ama Asya voleybolunun file hareketleri genç ulusal takımlarımızdaki oyuncular aracılığıyla kulüp takımlarına yayılmaya başlamıştı.


Resmi ekleyen



Umut Ulusal Takımı'nın, ne yapılmak istendiğini çok iyi bilen, çağdaş voleybola gönül vermiş, birbirine bağlı gençlerden kurulu bir kadrosu vardı. Soldan sağa: Selim Çavuşoğlu, Serap Gençsu(K), Yusuf Hakim, Şakir Kayhan, Antr. Mehmet Bengü, Dünya Baltacıoğlu, Eşref Yıldırımer, Serdar Çağan, Cumhur Tezesen, Gökhan Esentan, Ahmet Özçam, Secaattin Yetiştiren, Mehmet Gündüz.



1975 yılında, Altıyurt Kulübü'nde, federasyon Teknik Direktörü Ayhan DEMİR'in başkanlığında yapılan, Mehmet BENGÜ, Enver GÖÇENER, Cahit ERDOĞUŞ'un katıldıkları bir toplantıda, 1971'den bu yana genç ulusal takımlarda çalıştırılan oyuncularla bir Umut Ulusal Takımı oluşturmak düşüncesi ortaya atıldı. Asya voleybol anlayışıyla oynatılacak olan bu takım dört yıldır verilen emeklerin ürününü toplayacaktı.

Teknik, taktik antrenörlüğünü Mehmet BENGÜ'nün, kondisyon antrenörlüğünü Enver GÖÇENER'in üstlendiği Umut Ulusal Takımı'na şu oyuncular seçildi: Selim ÇAVUŞOĞLU, Serap GENÇSU, Dünya BALTACIOĞLU, Serdar ÇAĞAN, Yusuf HAKİM, Ahmet ÖZÇAM, Mehmet GÜNDÜZ, Secaattin YETİŞTİREN, Şakir KAYHAN, Cumhur TEZESEN, Eşref YILDIRIMER, Gökhan ESENTAN.

Asya voleybol anlayışının üstünlüğünü kanıtlama özleminin yarattığı büyük bir coşkuyla hazırlanan takımımız, 1975 yılı Temmuz ayında, Batı Almanya'nın Mannheim kentinde, Romanya, İtalya, Batı Almanya genç ulusal takımlarının katıldığı dörtlü bir turnuvaya götürüldü.

İlk maçımızda Batı Almanya'yı şaşkına çevirerek 3-0 yendik.(Aslında çok iyi hazırlanmış olan Alman takımı ertesi gün İtalya'yla 3-2 lik bir maç oynadı, son gün ise Romanya'yı 3-2 yenmeyi başardı.) İkinci maçımızda, büyük bir çekişmeden sonra, Rumenlere 3-2 yenildik. Hem Romanya'yı, hem de Batı Almanya'yı yenen İtalya'yla oynayacağımız üçüncü maç şampiyonluk maçıydı. Prof. Anderlini nin antrenörlüğünü, sonraki yılların ünlü oyuncusu Lanfranco'nun kaptanlığını yaptığı, büyük umutlarla bakılan güçlü İtalyan genç takımı, Türkiye karşısında 3-0 lık umulmadık bir yenilgiye uğradı. Romanya ile İtalya gibi iki voleybol ülkesini geride bırakarak şampiyon olduk.


Resmi ekleyen



1979-1980 Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası'nın Ankara'da oynanan final maçlarında Eczacıbaşı, Finlandiya'nın Pieksamaky takımını yenerek, İtalyan Clippan Torino ile Çekoslovak Bratislava takımlarının arkasından Avrupa üçüncüsü oldu. Soldan sağa: Oktay Kökden(K), Ata Onar, Uğur Acar, Serdar Çağan, Brunko İliev, Kurtaran Mumcu, Paidar Demir, İvan Seferinov, Faruk Saran, Selim Öztreves, Fatih Toptaş, Zeki Uslu.



Asya voleybol anlayışı ikinci umut ışığını yakmıştı.

Yurda dönüldüğünde Umut Ulusal Takımı na yeni bir görev çıktı. Mart ayında Fransa'da yapılan Batı Avrupa Kupası maçlarında yöneticilerle aralarında geçen bazı tatsız olaylar yüzünden Erkek Ulusal Takımımızın oyuncuları, Akdeniz Oyunları için yapılan çağrıya gelmemişlerdi. Mannheim'daki başarının sağladığı güvenle Federasyon, Cezayir'deki Akdeniz Oyunları'na umut Ulusal Takımı'nı göndermeye karar verdi.

Cezayir'de yaptığımız üç maçtan ilkinde Fas'ı 3-0 yendik, ikincisinde İtalya'ya 3-0 yenildik, klasmanda Mısır'la oynadığımız maçı 3-1 kazanarak sıralamada beşinci olduk. Ülkemizdeki Asya voleybolu çalışmalarının en üst düzeye ulaştığı 1975 yılından sonra ise bir geri dönüş yaşandı. İkinci umut ışığı da sönmüştü. Eski voleybolcularla yeni voleybolcuların bir arada yer aldıkları ulusal takımımız, iki anlayış arasında bocalamaya başladı. Maçlar oyuncuların becerilerine, alışkanlıklarına göre düzenlenen, eski mi yeni mi anlaşılmaz bir sistemle oynanır oldu.


Çağdaş Voleybol(1976-»»»»)



Resmi ekleyen



1979-1980 Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası'nın Çekoslovakya'da oynanan final maçlarında Eczacıbaşı Çekoslovak Buda Hvizda, Macar Nim-Se, Arnavut Dinamo Tiran takımları arasındaki zorlu çekişmede başarıyla sıyrılıp Avrupa ikincisi oldu. Soldan sağa ayaktakiler: Nurdan Ayçelik, Selcan Teoman, Lilia Venkova, Antr. Cengiz Göllü, Hülya Erçin, Arzu Bağdatlıoğlu, Sibel Bileke, Öndekiler: Aylin Üstündağ, Çiğdem Erman, Meral Kalfaoğlu, Yrd. Antr. Özden Şahsuvaroğlu, Hülya Odabaşı, Meral Özdemir. Violet Kostende.



Asya voleybol anlayışı aşağı yukarı on yıl içinde bütün ileri gitmiş voleybol ülkelerini etki alanına almıştı. Her ülke kendi voleybol anlayışını gözden geçirip köklü değişikliklere uğratmış, kısa sürede dünya voleybolu bambaşka bir görünüm kazanmıştı. Artık her şey ortaklaşa kullanılıyordu. "Asya voleybolu", "Japon voleybolu" demenin de bir anlamı kalmamıştı; "Çağdaş voleybol" deniyordu.

Türkiye ise iki anlayışı birlikte sürdürmekte en fazla direnen ülkelerden biri oldu. Çünkü en seçkin oyuncular kurum kulüplerinde toplanmışlardı. ODTÜ, Altınyurt gibi amatör kulüplerdeki, ulusal takımlardaki çalışmalar, amacı yalnızca şampiyonluk olan kurum kulüplerini etkilemiyor, "Riskli voleybol" diye adlandırılan çağdaş voleybol bu takımlara bir türlü giremiyordu. Genç oyuncuların ulusal takımlardan götürdükleri hareketler, başarılı olabildikleri sürece, oyunu süslemek için kullanılıyor, böyle "fantezi" hareketlere genellikle kolay maçlarda göz yumuluyordu.

Bu yanlış tutumu kıran kulüp Eczacıbaşı oldu. Kuruluşunda, Deplasmanlı Lig'e yükselişinde Ayhan DEMİR'in büyük emeği olan bu kulübün, "Başarıya hangi tarz götürüyorsa o tarz iyidir" görüşünü savunan yöneticileri, içerdeki başarılarla yetinmeyerek Avrupa Kupalarında başarı aramaya başlayınca, hem erkeklerde, hem kızlarda çağdaş voleybola yönelmek gereği duydular.

Ayhan DEMİR'den sonra teknik direktörlüğe getirilen Cengiz GÖLLÜ, aslında , Türkiye'de Asya voleybol anlayışının file hareketlerini ilk uygulatan antrenörlerden biriydi. Ayrıca, 1971 yılında, ulusal takımlarımızın Asya voleybol anlayışına yönelmeleri gerektiği konusunda karar alan Voleybol Federasyonu Teknik Komitesi'nin de bir üyesiydi.

İçerde, kolay, hataları en aza indiren Doğu Avrupa voleybolu ile sonuca gidilebiliyordu, ama dışarıya açılınca, artık herkesin oynadığı çağdaş voleybola geçmek, başarılı olabilmenin tek yoluydu.

Liglerde Eczacıbaşı'nın çağdaş voleybol oynamaya başlaması, İtfaiye (Değer ERBAY), Galatasaray (Cahit ERDOĞUŞ), Vinylex gibi güçlü takımların bu yoldaki çabalarıyla birleşince, birtakım inatçı direnmelere karşın, Türk voleybolunun görünümü de değişiverdi. Bunun sonucu olarak da, kulüp takımlarımız Avrupa kupalarında finallere yükselmeye, dereceye girmeye başladılar.

Gene Cengiz GÖLLÜ'nün Eczacıbaşı'nda yürüttüğü "Çağdaş voleybol" çalışmalarının ürünü olan çok büyük bir başarı da, 1977 yılında, İtalya'da, Genç Kızlar Avrupa Şampiyonası Elemeleri'nde elde edildi. Genç Kız Ulusal Takımımız dörtlü turnuvada Belçika'yı 3-0, İtalya'yı 3-2, İspanya'yı 3-0 yenerek birinci oldu.


Resmi ekleyen



1977 Avrupa Şampiyonası Elemeleri'nde şampiyon olan Genç Kız Ulusal Takımımız. Soldan sağa, ayaktakiler: Violet Kostende, Arzu Bağdatlıoğlu, Antr. Cengiz Göllü, Deniz Dosdoğru, Selcan Teoman. Öndekiler: Yasemin Varış, Gülnaz Ensü, Meral Babalı(Kalafatoğlu), Hülya Babalı(Erçin), Dilek Erülker.



Türkiye, Asya voleybol anlayışının etki alanında, Doğu Avrupa'nın yüksek voleybolundan uzaklaşıp çağdaş bir anlayışa yönelirken, hem erkeklerde, hem kızlarda, teknik, taktik yönünden yabancı ülkelerdekine denk hatta çoğuna üstün bir voleybol oynar duruma geldi. Bu arada, Asya voleybol anlayışının birçok hareketi benimsendiyse de, bu sistemin temeli olan flash hareketi bir türlü yaygınlaştırılamadı. Böylece de bizim "Çağdaş voleybol"umumda "erken sıçrama" pek yer almadı.


Antrenörlerimizin, son yıllarda, özellikle bloktaki yetersizliğimiz üzerinde durdukları, boy, yapı, güç sorunlarına eğildikleri gözleniyor.


Kaynak: Mehmet Fuat Bengü

  • ilkercem bunu beğendi


#122700 Teşekkürler

Yayınlayan Hale on* 19 Mart 2010 Cuma - 10:54

Gerçekten her bişeyi bulabiliyoruz teşekkür ederiz




Bulabildiğinize biz de gerçekten sevindik canyx, size de iyi forumlar. :blind:
  • canyx bunu beğendi


#108825 Google Logoları | Eski Ve Yeni Halleriyle Google Logoları - Google’ın T...

Yayınlayan Hale on* 03 Ekim 2009 Cumartesi - 05:23

Resmi ekleyen


Sigara yasağı


  • ilkercem bunu beğendi


#107176 Rumeli - Balkanlar'da Müslüman - Türk Varlığı | Osmanlı'dan Önceki Dö...

Yayınlayan Esesli on* 12 Eylül 2009 Cumartesi - 18:06

İstanbul'un Fethinin Kazandırdıkları


Hicrî 857 ve Milâdî 29 Mayıs 1453 tarihi İstanbul?un fetih tarihi olduğunu herkes biliyor. Biz, bilinenleri tekrar etmekten ziyâde, fetih münâsebetiyle, fethin İstanbul?a ve bütün dünyaya kazandırdıkları üzerinde durmak istiyoruz.

Resûlüllah'ın Medhine Mâsadak Olan Fetih Ve Fâtih

Fethin müjdesini Hz. Peygamber, ?İstanbul mutlaka feth olunacaktır; Onu fetheden komutan ne güzel bir komutandır ve o fetih ordusu da ne güzel bir ordudur? ifadesiyle açıkça ve dokuz asır evvel müjdelemiştir. Bir milyon hadisi ezberine alan İmam Ahmed bin Hanbel?in Müsned adlı eserinde ve Hadis İmamı Hâkim?in Müstedrek adlı eserinde sahih olarak naklettikleri[1] bu doğruluğunda şüphe bulunmayan hadisdeki medhe, başta Hz. Muâviye olmak üzere çok sayıda İslâm Halife si nâil olabilmek için seferler tanzim eylemişlerdir.

Bunların içinde Yıldırım Bâyezid de vardır. En son bu müjdeye nâil olmak isteyen ise, Fâtih ?in babası Sultân Murad II?dir. Fetih hazırlıklarını sürdürürken âlimlerler de meşveret etmiştir. Bir kısım tarihçilerin iddia ettiği gibi isticvâb için değil belki fetih meselesini istifsâr için davet ettiği Hacı Bayram Veli?ye meseleyi açmıştır. Ancak Kur?an ve Sünnet?in mana âlemlerinden haberdar olan Hacı Bayram Veli Hazretleri, bu fethin kendisine değil, oğluna nasib olacağını, çok ince bir mana diliyle, Sultân Murad II?ye hatırlatmıştır. Sultân Murad II?nin Fâtih?i 14 yaşında tahta geçirmesinin altında da bu mana yatmaktadır.

Resûlüllah ?ın verdiği bu müjdeyi, Kur?an da telvîh ve telmîh-leriyle desteklemektedir. Gerçekten Sebe? Sûresindeki ?beldetün tayyibetün? ifâdesinin cifir ilmiyle işâret ettiği tarih, 857 yani İstanbul?un fetih tarihi olan 1453 yılıdır. Kur?an?ın bu ifâdesinden İstanbul?un fetih tarihini çıkaran ise, o asrın ilim ve mana büyüklerinden Mevlânâ Câmi Hazretleridir ki, sonradan Fâtih Sultân Mehmed kendisini İstanbul?a davet etmişse de, Fâtih?in vefâtı münâsebetiyle Konya?ya kadar gelmişken geri dönmüştür[2].

Fethin Dünyaya Ve İslâm Âlemine Kazandırdıkları

Fethin kazandırdıklarını, maddî ve manevi açıdan ele almak gerekinse de, biz her ikisini mezc ederek, bazı mühim neticelerine işâret edeceğiz:

1- Fethin Hukukî Neticeleri

Bilindiği gibi, İstanbul?un fethinden evvel burada Bizans Hâkimiyyeti söz konusuydu ve Hristiyan lık boyasıyla boyanmış Roma Hukuku tatbik ediliyordu. Fâtih Sultân Mehmed, İstanbul?u Allah ?ın yardımı ve kılıcının kuvvetiyle fethedince, bu beldede yeni bir hukuk sistemini yürürlüğe soktu ve bu hukuk sistemi İslâm Hukuku idi. Daha evvel, Bizanslıların vergi, can ve namus konusundaki hak ihlâllerinden bıkan İstanbul ahalisi, Yahudisi ve Hristiyanı ile, İslâmın adâlet düsturlarının bizzat Padişah tara-fından da uygulandığını ve kendilerinin İslâmın teminâtı altında İstanbul?da daha rahat hayat yaşayacaklarını anlayınca, Fâtih?in fetih hareketine direnmek şöyle dursun, çok kısa bir zamanda tam bir şekilde intibâk ettiler. Fetih sırasında yaşanan bazı müşahhas misalleri vermek istiyorum:

İstanbul'daki Kiliselerin Varlığı Fâtih'in Müsamahasının Eseridir

İslâm devletler hukukunun hükümlerine göre, sulh yolu ile fethedilen ülkelerde mevcut olan ehl-i kitâba ait ma'bedlere asla dokunulmaz; ancak yenilerinin inşaasına da müsaade edilmez. Eskiden beri var olanlar tamir edilebilir. Savaş yoluyla fethedilen topraklarda ise, durum tam tersinedir. Yani İslâm hükümdarı, isterse, başka dinlere ait bütün ma'bedleri yok eder ve gayr-i müslimleri de sürgün edebilir. İşte İstanbul, tamamen savaş yoluyla fetholunmuştur. Ayasofya 'nın ve benzeri bazı kilise lerin camiye çevrilişinin meşrutiyet sebebi zikredilen hükümdür[3].

Bu hüküm, İstanbul çapında tatbik edilseydi, İstanbul'daki bütün kilise ve havraların yıkılması gerekirdi. İstanbul'u Allah 'ın yardımı ve kılıcının kuvvetiyle fetheden Fâtih Sultan Mehmed, Ayasofya 'yı cami haline getirdikten sonra, papaz ve hahamlardan oluşan bir heyeti huzurunda kabul eder. Papa z ve hahamlar heyeti, İstanbul'u savaşla fethettiğini, dilerse İstanbul'da hiçbir kilise ve havra bırakmayacağını, bu durumun devletler hukukundan doğan bir hakkı olduğunu Fâtih'e ifâde ederler; ancak kendisine, kendilerine ve ma'bedlerine karşı İstanbul'un sulh yol ile fethetmiş gibi kabul etmesini ve geç de olsa toplu halde huzuruna gelişlerini bu mânâya vesile saymasını ısrarla talep etmişlerdir. Çevresindeki din âlimlerine danışan Fâtih Sultan Mehmed, bu isteklerini geri çevirmemiş ve camiye çevrilenlerin dışında kalan kilise ve havralara, hakkı olduğu halde müdahale etmemiştir.

Günümüze kadar yaşayan kilise ve havraların gerçek sırrının, Fâtih'in din ve vicdan hürriyeti anlayışı olduğunu, Osmanlı Devleti'nin şanlı Şeyhülislâmı Ebussuud Efendi, verdiği bir fetvada vuzuha kavuşturmaktadır.

Bu fetvanın orijinali aynen şöyledir:

"Merhûm Sultan Muhammed Hân-Aleyh'ir-rahmetü vel'ğuf-rân-hazretleri, Mahmiye-i İstanbul'u ve etrafındaki karyeleri anveten feth eylemiş midir? El-Cevab: Ma'ruf olan anveten fetihdir. Amma kenais-i kadime sulhen fethe delâlet eder. Sene hamsin ve erba'ın ve tis'a-mi'e (945) tarihinde bu husus teftiş olunmuştur. 130 yaşında bir kimesne bulunup Yehud ve Nasara tâifesi el altından Sultan Muhammed Hân ile ittifak edüp Tefrûk'a nusret etmeyecek olub Sultan Muhammed dahi anları seby etmeyüp halleri üzere mukarrer edecek olub bu vechile feth olundu deyu şahadet edüp bu şahadet ile kenâis-i kadîme hali üzere kalmıştır. Ketebehu Ebussuud"[4].

Görülüyor ki, Fâtih Sultan Mehmed'in Sırbistan'da tatbik edeceğini va'd ettiği "Her caminin yanına birer kilise inşasına müsaade" durumu, İstanbul'da da tatbik olunmuştur. Fener'de Abdi Subaşı Mahallesindeki Caminin biti şiğinde Rum Patrikhanesi ile kilisenin mevcudiyet i, Osmanlı Devleti'nin gerçek mânâda din ve vicdan hürriyetini göstermiyor mu? Edirnekapı Caddesinin son kısmında yer alan Mihriman Sultan Camii'nin hemen karşısında bir Rum kilisesinin inşasına müsaade etmek, bu hürriyetin mad-dî delillerinden değil midir? Müslümanların gayr-i müslimler hak-kındaki ulüvv-i cenab ve müsamahasına karşılık, gayr-i müslim devletlerin geçmiş asırlarda, özellikle Endülüs'de; son asırlarda ise Osmanlı hâkimiyetinden çıkan memleketlerde kalan müslüman ahaliye reva gördükleri muâmeleler, tamamen din ve vicdan hürriyetini ihlal ettiğinden, mukayese bile edilemez. İşte fethin huku-kî neticelerinden bir tanesi[5].

  • Esesli bunu beğendi


#124763 Aviva Stadyumu - Dublin | Dublin’de Göz Alıcı Yeşil Bir Spor Parkı - 31...

Yayınlayan Hale on* 27 Mayıs 2010 Perşembe - 08:59

Aviva Stadyumu - Dublin



Dublin’de Göz Alıcı Yeşil Bir Spor Parkı


İrlanda Dublin’deki Yeşil Aviva Stadyumu Tamamlandı



Resmi ekleyen



Populous ve Scott Tallon Walker Architects tarafından tasarlanan sürdürülebilir olarak inşa edilen göz alıcı stadyum, mevcut kaynakları en iyi şekilde kullanarak bulunduğu ortama entegre oluyor. Geniş, kristal bir kase şeklinde tasarlanan stadyum sulama için yağmur suyunu topluyor, sıcak sı ihtiyacı için atık ısıyı kullanıyor ve gün ışığının iç mekana dağılmasını sağlayacak şeffaf bir çatı ile örtülüyor.


Resmi ekleyen



Resmi ekleyen



Önceki adı Lansdowne Road Stadium olan ve yenilenerek Aviva adını alan yapı, dünyanın en eski uluslararası stadyumu. 50 bin koltuklu spor parkını tasarlarken Populous ve Scott Tallon Walker Architects, yapının çevresel etkisini en aza indirmeye çalıştılar. Stadyumun çatısı, yeşil özellikleri ile iki işi aynı anda yapıyor: yapıldığı şeffaf ve sağlam malzeme sayesinde kapalı bir alan yaratırken iç mekanlara gün ışığının ulaşmasını sağlıyor ve aynı zamanda da sulama için kullanılacak yağmur suyunu topluyor. Stadyumun kuzey ucu, yakındaki konutlara da gün ışığının ulaşabilmesi için hafif eğimle tasarlanırken, insanlar üzerine bindiği zaman çalışan yürüyen merdivenler gibi, fazladan enerji harcanmasını önleyen etkin eklentiler de tasarımda yer alıyor.


Resmi ekleyen



Resmi ekleyen



Populous üst düzey yöneticilerinden Ben Vickery, “biz, içerisinde gerçekleşecek spor etkinliklerine değer katacak bir stadyum tasarlarken aynı zamanda da yerel topluluk ve çevre ile uyum içerisinde çalışacak bir yapı yapmak istedik. Aviva’nın çatısının cesur tasarımı, gökyüzü ile yeryüzünün yansıtıcı kristal bir kase içinde buluştuğu görüntüsünü yaratıyor” açıklamasını yapıyor.


Resmi ekleyen



Aviva stadyumu, rugby ve futbol maçları ile konser ve diğer etkinliklerin de yapılacağı 31 Temmuz tarihinde açılacak.


Resmi ekleyen



Kaynak: Mimdap
Yazı ve Görseller: Inhabitat
Çeviri: Mimdap

  • ilkercem bunu beğendi