|
Giriş Yap
Takvim ve Saat
Bakmadan Geçmeyin
Dost Sitelerimiz
Güncel Anket
Faydalı Linkler
Haftanın Filmleri
Televizyon Rehberi
3 Günlük Hava Tahmini
Şans Oyunları
Günlük Falınız
En Yeni Üyelerimiz
Aktif Kullanıcılar
Forumda Ara
Güncel Döviz Bilgileri
Reklamlar
| |
Güncel Haberler | Hürriyet Gazetesi İşbirliğiyle
Forumdan Güncel Konular | Foruma Atılmış Son Mesajlar
| Konu Başlığı ve Diğer Konu Bilgileri |
Son Mesaj Bilgileri |
Ahlak Felsefesi
Konuyu Açan:
selimii
Tarih: 1 Dakika önce
Okunma: 3 Cevap: 0
|
Felsefe - Sosyoloji - Hukuk Konu Anlatımları
Son Mesaj:
selimii
Tarih: 1 Dakika önce
|
Devlet ve Siyaset Felsefesi
Konuyu Açan:
selimii
Tarih: 3 Dakika önce
Okunma: 2 Cevap: 0
|
Felsefe - Sosyoloji - Hukuk Konu Anlatımları
Son Mesaj:
selimii
Tarih: 3 Dakika önce
|
Varlık Felsefesi
Konuyu Açan:
selimii
Tarih: 5 Dakika önce
Okunma: 2 Cevap: 0
|
Felsefe - Sosyoloji - Hukuk Konu Anlatımları
Son Mesaj:
selimii
Tarih: 5 Dakika önce
|
Fenerbahçe'de Deivid Şoku! | Deivid Sezonun İlk Yarısını Kapattı
Konuyu Açan:
Ferhat
Tarih: Dün, 22:34
Okunma: 10 Cevap: 1
|
Fenerbahçe Haberleri - Özel Bölüm
Son Mesaj:
selimii
Tarih: 18 Dakika önce
|
Sultan İkinci Murad | [ 1404 - 1451] | VI.ıncı Osmanlı Padişahı
Konuyu Açan:
Sema
Tarih: 05.10.2007, 01:14
Okunma: 307 Cevap: 1
|
Osmanlı Padişahları
Son Mesaj:
HeaT
Tarih: Dün, 21:58
|
Sultan Birinci Mehmet | 1389 - 1421 | V.inci Osmanlı Padişahı
Konuyu Açan:
Sema
Tarih: 29.09.2007, 21:07
Okunma: 274 Cevap: 1
|
Osmanlı Padişahları
Son Mesaj:
HeaT
Tarih: Dün, 21:56
|
Yıldırım Bayezid | 1360 - 1403 | IV.'üncü Osmanlı Padişahı
Konuyu Açan:
Sema
Tarih: 22.09.2007, 19:36
Okunma: 211 Cevap: 1
|
Osmanlı Padişahları
Son Mesaj:
HeaT
Tarih: Dün, 21:54
|
Sultan Birinci Murad | 1326 -1389 | III.üncü Osmanlı Padişahı
Konuyu Açan:
Sema
Tarih: 29.09.2007, 20:43
Okunma: 215 Cevap: 1
|
Osmanlı Padişahları
Son Mesaj:
HeaT
Tarih: Dün, 21:48
|
Orhan Gazi | 1281 - 1360 | II.inci Osmanlı Padişahı
Konuyu Açan:
Sema
Tarih: 22.09.2007, 19:02
Okunma: 539 Cevap: 1
|
Osmanlı Padişahları
Son Mesaj:
HeaT
Tarih: Dün, 21:45
|
Osman Gazi | 1258 - 1326
Osmanlı İmparatorluğunun Kurucusu..
Konuyu Açan:
Sema
Tarih: 22.09.2007, 22:02
Okunma: 139 Cevap: 1
|
Osmanlı Padişahları
Son Mesaj:
HeaT
Tarih: Dün, 21:42
|
Forumdan Popüler Konular | Forumda En Çok Okunmuş Konular
Ahlak Felsefesi
| Konuyu Açan:
selimii
Tarih: 1 Dakika önce |
Cevaplar: 0 ::
Cevapları Görüntüle
|
hlak Felsefesinin konusu insanın hareketleri,yapıp etmeleridir.İnsanın yalnızca iradeli hareketleri ahlak felsefesinin konusudur. Ethik: İnsanın ahlaksal davranışları ile ilgili sorunları ele alan felsefe dalıdır.
AHLAK FELSEFESİNİN TEMEL KAVRAMLARI
İYİ:İnsanın yapması gereken davranışlardır.Ahlakça değerli olandır. KÖTÜ:İnsanın yapmaması gereken davranışlardır. ÖZGÜRLÜK:İrade ile “iyi” ve “kötü” davranışlardan birisini seçme gücüdür. ERDEM (FAZİLET):İyi olana yönelmedir. SORUMLULUK:İnsanın kendi eylemlerinin ya da yetki alanına giren herhangi bir olayın sonuçlarını üstlenmesidir. VİCDAN:Tutum ve eylemlerimizin ahlakça değerli olup olmadığını yargılama bilincidir.Bir çeşit iç mahkemedir. AHLAK YASASI:uyulması ahlak açısından gereken,genel-geçer kurallardır. AHLAKİ KARAR:Ahlak kurallarına özgürce uymaktır. AHLAKİ EYLEM:Ahlaka uygun davranışı gerçekleştirmedir.Ahlaka uygun eylem davranış olarak dışa yansır.Eylemin dışa yansımayan yönü ise tutumdur.
ÖRNEKerse geç gelen öğrencinin öğretmene gerekçeyi belirtirken doğruyu söylemesi “İYİ”, yalan söylemesi “KÖTÜ”, bu davranışlardan birini seçmesi “ÖZGÜRLÜK”, Doğru söylemeyi seçmesi “ERDEM” dir.
AHLAK FELSEFESİNİN TEMEL SORULARI
1-Ahlaki eylemin amacı var mıdır?Varsa nedir? 2-Toplumca belirlenen,insana zorla kabul ettirilen eylem biçimleri gerçekten “iyi” midir? 3-İnsan ahlaki eylemde bulunurken özgür müdür? 4-İnsanın doğası ahlaklı olmasına elverişlimidir? 5-Tüm insanların ortaklaşa benimseyebilecekleri evrensel ahlak yasaları var mıdır?
İNSAN AHLAKİ EYLEMDE BULUNURKEN ÖZGÜR MÜDÜR?
Ahlak konusunda bazı filozoflar,insanın özgür olduğunu, bazı filozoflar özgür olmadığını savunur.
1-Özgür olmadığını savunanlar:
DETERMİNİZM (gerekircilik); Deterministlere göre, insanın irade ve eylemleri içten ve dıştan gelen nedenlerle belirlenmiştir.Bireyin içinde bulunduğu şartlar iradeyi belirler ve kişinin özgür karar vermesini engeller. Bu nedenle insan ahlaksal eylemde özgür değildir.
2-Özgür olduğunu savunanlar :
İNDETERMİNİZM (gerekirci olmayanlar); İndeterministlere göre,insan ahlaki eylemde tamamıyla özgürdür.İnsan kendini özgür hissettiği için toplumdaki ahlak yasalarına özgürce uyar.
Bu görüşlerden her ikisi de insan gerçekleri ile bağdaşmadıklarından üçüncü bir görüş ortaya çıkmıştır.
OTODETERMİNİZM: Otodeterministler, iradeyi ve ahlaki eylemleri bir kişilik ürünü olarak görürler. İnsan bilgi birikimini zenginleştirerek,kişiliğini geliştirerek ve aklını kullanarak özgürleşmiştir. Sonuç olarak kişiliği gelişmiş olanlar, gelişmemiş olanlardan daha özgürdür.
AHLAK YARGISINI DİĞER YARGI TÜRLERİNDEN AYIRAN NİTELİKLER
Bir iddiayı dile getiren söz dizisine yargı denir. Yargılar ikiye ayrılır;
1-Gerçeklik yargıları; Nesneler dünyasına ilişkin yargılardır.Kişiden kişiye değişmez nesneldir.”Doğru” ve ya “yanlış” olurlar.
2-Değer yargıları; Bir gerçekliği değil, bir değerlendirmeyi içeren yargılardır,özneldir.Kişiden kişiye değişir.Değer yargılarının alanı geniştir.
Mantık yargıları-“doğru”,yanlış” Sanat yargıları-“güzel”,”çirkin” Din yargıları –“sevap”,”günah” Ahlak yargıları-“iyi”,”kötü” şeklindedir.
Bilim yargıları herkes tarafından kabul edilir,din yargıları (o dine inana kişilerce kabul edilir ve kişilere göre) değişmez,ahlak yargıları değişir.
ETİK’İN PROBLEMATİĞİ VE YAKLAŞIMLAR
A- KİŞİ VİCDANI KARŞISINDA EVRENSEL AHLAK YASASININ OLUP OLMADIĞI PROBLEMİ
1-EVRENSEL AHLAK YASASININ VARLIĞINI REDDEDENLER
a)HEDONİZM (haz ahlakı): Kurucusu Aristippos’tur.O’na göre haz veren şey “iyi”,haz vermeyen “kötü”dür.İnsan sadece kendi yaşadığı hazzı bilebilir.Başkalarının hazzını bilemez.Bu nedenle evrensel ahlak yasası yoktur.
b)Fayda ahlakı: Bireye yarar sağlayan davranış “iyi”,sağlamayan “kötü”dür.Yararlı olan kişiden kişiye değiştiği için evrensel ahlak yasası yoktur.
c)Bencillik (egoizm):Bencillik, başkalarını dikkate almadan sadece kendi çıkarını düşünme anlamına gelir.İnsanın yalnızca kendi “ben”ine uygun olanı “iyi”nin ölçütü sayan düşüncedir.
Hobbes’a göre insanı yönlendiren ‘kendini sevme’ ve ‘kendini koruma’ içgüdüsüdür.Bu yaklaşıma göre evrensel ahlak yasası yoktur.
d)Anarşizm: Başta devlet olmak üzere tüm baskıcı kurumların ortadan kalkması gerektiğini öne süren öğretidir.Temsilcisi Max Stiner ‘dir.Evrensel ahlak yasasını reddeder.O tüm ahlaki değerlerin bir takım soyutlamalardan ibaret olduğunu düşünür.
e)F.Nietzche: O’na göre yapılması gereken;insanlığı ahlaktan kurtarmaktır.İnsan doğasına yaraşan, güçlü,korkusuz,acımasız olmaktır.Oysa tüm ahlaklar insanın güdülerini köreltir,onu pasifliğe yöneltir. Nietzche’ye göre;toplumda iki tür insan ve bunların oluşturduğu iki tür sosyal sınıf vardır. Birincisi Halk Sınıfı;sürü durumundadır.Din ve ahlak kuralları bu sınıf için yeterlidir.İkincisi Seçkin Sınıf;Seçkin sınıfa yakışan ahlak, insanın doğasına uygun olan,bireyci,bencil,acımasız ahlaktır.Amaç,”üstün insan”a ulaşmaktır.Üstün insan; sıradan,korkak,zayıflığı öğütleyen vicdan ahlakından kurtulup “iktidara doğru giden güç”ahlakına ulaşmakla oluşur.O’na göre “güç” enyüce iyi;yenilgi,kaybetmek,zayıflık ise kötüdür.İnsan için gerekli olan güçlü olmaktır.
f) J.P.Sartre(Existansiyalizm-varoluşçuluk): İnsanın kendi varoluşunu ancak özgürce davranarak gerçekleştirebileceğini savunur.Ancak bu özgürlük sınırsız değil,sorumlulukla belirlenmiştir.Sartre’a göre insan insanlığını kendisi yapar,değerlerini kendisi yaratır,yolunu kendisi seçer.Bu nedenle seçiminde tek başınadır ve sorumluluklar da kendisinindir.
2-EVRENSEL AHLAK YASASININ VARLIĞINI KABUL EDENLER
a)Ahlak Yasasının Varlığını subjektif (öznel) Temelde Açıklayanlar Bu düşünceyi savunanlara göre evrensel bir ahlak yasası vardır.Ancak bu yasa varlığını insandan,insanın özel dünyasından alır.İnsanın karşısına bir buyruk biçiminde çıkar. Dürüst ol,insanları sev,.... gibi.
Utilitarizm (Faydacılık) J.S.Mill J.Bentham: Onlara göre insan doğası gereği acıdan kaçınır,hazza yönelir,mutluluğa erişmek ister.Ancak kişinin mutluluğu,çevresindeki insanların mutluluğu ile ilişkilidir.Kişi mutluluğu ancak üyesi bulunduğu yarar sağlayan şeyi yapmakla bulabilir.O halde; ‘tek insan için değil,herkes için faydalı olan’ yasa olarak kabul edilmelidir. |
Devlet ve Siyaset Felsefesi
| Konuyu Açan:
selimii
Tarih: 3 Dakika önce |
Cevaplar: 0 ::
Cevapları Görüntüle
|
SİYASET FELSEFESİ
Siyasetin problemlerini siyasi sistemleri, siyasal hayvanlar olarak tanımlanan insanların belli bir siyasi sistem içindeki davranışlarını felsefeye özgü yöntemlerle ele alan felsefe dalı, daha çok normatif bir nitelik arzeden kavramsal araştırma türü; felsefenin, siyasi yaşamı konu alan, özellikle de devletin özü, kaynağı ve değerini araştıran dalı.
Siyaset felsefesinin ele aldığı belli başlı konular şunlardır:
1- İnsanın gelişme süreci içinde, yönetimin ya da devletin kaynağı, doğası, amacı ve önemi.
2- Varolan, varolmuş olan devletlerin sınıflanması ve bu devletlerin oluşumunda etkili olan felsefe ya da görüşlerin incelenmesi.
3- İdeal düzen arayışları.
4- Ütopyaların yapısı ve bunların gerçekleşme şansları.
5- Bireyle devlet, itaat etmeyle özgürlük arasındaki ilişki, baskı, sansür ve yönetimin gücü.
6- Adalet, eşitlik, özgürlük, haklat ve mülkiyet gibi temel kavramların analizi.
Eski Yunan’da doğmuş olan siyaset felsefesi, günümüzde siyasi otoritenin gücünü, doğasını ve kaynağını, siyasi otoriteyle birey arasındaki ilişkileri ele alır. Siyasi kurumların ve bu arada devletle birey arasındaki ilişkilerin nasıl geliştirilebileceği konusunu inceleyen siyaset felsefesi günümüzde daha çok ‘demokrasi’ kavramı üzerinde durur. Başka bir deyişle, demokrasi problemini sivil toplum-devlet kavram çiftiyle, özgürlük ve eşitlik ideallerinin oluşturduğu temel üzerinde ele alan siyaset felsefesinin temel problemi, kamusal gücün, siyasal iktidarın, insan yaşamının niteliğini korumak ve geliştirmek için nasıl kullanılması ve ne ölçüde sınırlanması gerektiği problemidir.
Siyaset felsefesinin uzun tarihi içinde, Platon, Aristoteles, Cicero, Aziz Augustinus, Aquinalı Thomas, Dante, Machiavelli, Spinoza, Locke, Burke, Rousseau, Mill, Bentham,Tocqueville, Saint-Simon, Comte, Hegel, Marx ve Engels gibi düşünürlerin önemli katkılarından söz edilebilir. Buna karşın, 20. yüzyılda siyaset felsefesi alanındaki katkılar, sırasıyla siyasi pragmatizm, dini ve varoluşçu yaklaşım ve nihayet devrimci yaklaşım diye, kabaca üç başlık ya da yaklaşım altında toplanabilir.
1- Dewey, Russell ve Popper gibi düşünürler tarafından temsil edilen Siyasi pragmatizm, toplumun halihazırdaki yapısını ve kapitalizmi eleştirmekle birlikte, düşüncelerini söz konusu yapının oluşturduğu genel çerçeve içinde ifade eder ve siyaset alanındaki amacın, insan kişiliğinin geliştirilmesiyle yaşam düzeyinin en yüksek noktaya çıkartılması olduğunu savunur. Örneğin, siyaset felsefesinde aristokratik bir bireyciliğin savunuculuğunu yapan Russell, hoşgörü, cinsel özgürlük ve sağduyunun yanında olurken, materyalizme, bürokrasi ve savaşa şiddetle karşı çıkmıştır.
2- Dini ve varoluşçu yaklaşım, insanlığın topyekün bir yıkıma doğru gittiğini savunurken, zaman zaman dini ya da yarı dini değerleri, zaman zaman da bireyin bizzat kendisini ön plana çıkartmıştır.
3- Lenin, Gramsci, Marcuse, Lukacs gibi düşünürlerin temsil ettiği yaklaşım ise, bireyin nihai bir özgürlük ve mutluluk haline ulaşabilmesi için, kapitalizmin ve burjuva devletinin, şiddet veya demokratik yollarla yıkılmasını öngörür.
DEVLET FELSEFESİ
Siyaset felsefesinin bir dalını meydana getiren ve toplumsal yaşamla devletin doğuşunu, doğasını ve anlamını araştıran, insanlarla insanların içinde yer aldıkları siyasi örgütlenmeler arasındaki ilişkileri inceleyen felsefe dalı.
Devlet felsefesi tarihinde, devlet şu şekillerde anlaşılmıştır:
1- Doğal bir kurum veya organizma olarak. Bu yaklaşımın klasik temsilcisi Platon’dur. O, devleti büyük ölçekli bir insan ya da organizma, bireyin bir devamı olarak görür ve bu durumun bir sonucu olarak da, sırasıyla akıl, can ve iştihadan oluşan üç parçalı ruh anlayışını aynen devlete yansıtır. Buna göre, o devletin temelini insan doğasında bulmaktadır.
2- Devletin, yönetimde bulunanlardan ayrı olan, fakat yöneticilerin karar ve ehliyetleriyle gelişmesine katkıda bulundukları bir kurumlar ve hizmetler sistemi olduğunu dile getiren Aristotelesçi devlet anlayışı.
Bu çerçeve içinde, Aristoteles’te, devletin asıl amacı, yurttaşların maddi bakımdan refaha ulaşmaları, ama daha çok ahlâki bakımdan gelişmeleri ve olgunlaşmalarıdır. Devlet, bu amaç için vardır. Yani, ona göre, devlet yönetimleri kendi başlarına iyi ya da kötü değildir, ancak söz konusu amacı gerçekleştirebilmesine göre, iyi ya da kötü devlet vardır.
3- Yapma bir varlık ve araç olarak devlet. Klasik temsilciğini Rousseau, Hobbes ve Locke’un yaptığı bu anlayışa göre, insan mutlak bir özgürlük durumu içinde varolamaz.
Mutlak bir özgürlük durumunda, insanı dışarıdan belirleyen ve sınırlayan hiçbir güç olamayacağından, her insan neyin iyi olduğuna kendisi karar verir ve kendi çıkarlarını hayata geçirmeye çalışır. Bu ise, tam bir çıkar çatışmasına, hatta insanlar arasında bir savaşa yol açar. Fakat böyle bir durum, tüm insanlara zarar vereceğinden, insanlar bir araya gelerek, aralarında bir sözleşme yaparlar. İnsanlar toplum sözleşmesi adı verilen bir uzlaşma ve anlaşmaya dayanarak, ortak iradelerini temsil edecek bir gücü, kendileri için hakem ve yönetici olarak tayin ederler.
Buradan da anlaşılacağı gibi, söz konusu anlayışta devletin doğal bir temeli yoktur. Bu yaklaşımda devlet, insanları birbirlerine karşı koruyacak ve kendilerini geliştirmelerine imkan verecek bir araç olarak ortaya çıkar.
4- Devleti, kendi irade, ehliyet, yeteneği, ve amaçları olup, bir üniversiteye benzetilebilecek cisimleşmiş bir kişi, dünyadaki ilahi düşünce, milli bir ruh olarak gören Hegelci devlet anlayışı. Devletin içeriğini milli ruhun meydana getirdiğini öne süren Hegel ‘e göre, milli ruh, din, hukuk, bilim, sanat, sanayi gibi türlü özel alanlara ayrılır.
5- Devletin, devleti kontrol edenlerin, gücü elinde bulunduranların çıkar ve tercihlerinden hareketle politikalar üreten bir tür yönetim makinesi olduğunu, toplumdaki egemen sınıfın çıkarlarına hizmet ettiğini dile getiren Marksist devlet görüşü. Söz konusu anlayışa göre, devlet sınıflara bölünmüş olan topluma sıkı sıkıya bağlıdır. Bu çerçeve içinde devlet, sosyal mücadeleyi, sınıf savaşını yavaşlatan, ona engel olan, ekonomik bakımdan üstün durumda olan, üretim araçlarına sahip bulunan sınıfın baskı aracıdır. |
Varlık Felsefesi
| Konuyu Açan:
selimii
Tarih: 5 Dakika önce |
Cevaplar: 0 ::
Cevapları Görüntüle
|
Varlık Felsefesinin konusu varlıktır. Varlık; var olan her şeydir. Varlık Felsefesi açısından var olanlar iki biçimde ele alınır.
Gerçekte var olanlar: Gerçek varlık, gerçekliğini nesnelerden, olaylardan, kişilerden alan; belli bir zaman ve mekanda var olandır. Gerçekte var olanlar duyu organları ile algılanır. Örneğin:masa,sıra,kitap v.b.
İdea’da (zihinde,düşünsel) var olanlar: İnsanların zihinlerinde oluşturdukları kavramlardır.Zihinde var olanları insanlar bir takım olay ve ilişkilerden soyutlayarak elde ederler,bu nedenle duyu organları ile kavranamazlar.
Bilim ve Felsefe açısından VARLIK Bilim ve Felsefe’nin varlığa bakış açıları şu noktalardan farklılaşır:
*Bilime göre varlık tartışmasız vardır. Bilim varlığın var olduğunu ön kabul olarak benimser ve var kabul ettiği varlıkla ilgili neden-sonuç ilişkileri kurar.
Felsefe varlığın var olup olmadığını da tartışır. Nedenlerin nedenlerini de araştırır.
**Bilimler konularına göre varlığı parçalara ayırarak , kendilerine özgü yöntemlerle inceler.
Felsefe,varlığı bütün halinde görür ve bütün halinde incelemeye çalışır.Bunun içinse gerekirse tüm bilimlerin sonuçlarını kullanarak genel kuramsal açıklamalar yapar.
Metafizik -Ontoloji Metafizik; ispatlanması ve çürütülmesi mümkün olmayan sorunlarla ilgilenir. Ontoloji;Varlıkla ilgili sorunların tartışıldığı metafizik alanıdır.
Ontolojinin soruları şunlardır: 1-Varlık var mıdır? 2-Varlığın ana maddesi nedir? 3-Evren nasıl oluşmuştur? 4-Evrenin bir amacı var mıdır? 5-Varlıkta özgürlük var mıdır? 6-Ruh nedir? 7-Ruh ölümsüz müdür? 8-Ölüm nedir?
Tabiat(doğa) filozofları varlığın ana maddesi (arkhe) nedir? Sorusuyla ilgilenmişlerdir. Örneğin Thales; varlık arkesinin su olduğunu söyleyerek ontolojiyle ilgilenen ilk filozof olmuştur.
Aristoteles varlığın ilk nedenlerini araştırarak metafiziğin ilkelerini belirlemiştir. Aristoteles, evreni bir bütün olarak kavramaya çalışmış ve bu çabasından da felsefenin bir disiplini olan Metafizik-Ontoloji doğmuştur.
Ancak Ontolojiyi bir felsefe disiplinine dönüştüren Cristian Wolf’tur.Wolf ontolojiyi;- tanrının,ruhun ve dünyanın varlığını kanıtlamak isteyen bir alan olarak- belirler.
Wolf’un ontoloji anlayışı deneysel bilimlere dayanan Ampirizm ve Materyalizm tarafından eleştirilmiştir.
Kant’ a göre metafizik; bilginin temellerini araştırmalı ve bilginin deneyden gelmeyen öğelerini saptamalıdır.
Fichte.Schelling,Hegel gibi düşünürler Kant’ın gözden düşürdüğü metafiziği tinsel(ruhsal) varlık anlayışı ile yeniden günceleştirmiştir.
Günümüzde metafizik fenomenoloji, yeni ontoloji ve varoluşçuluk (existansiyalizm) felsefeleri ile varlığını sürdürmektedir.
Fenomenoloji;Edmund Husserl ile varlıkların arka planlarında bulunan ve kendi kendilerine varolan özleri dile getirerek;
Yeni ontoloji;Nicolai Hartmann ile varlık kategorileri oluşturup ontolojiyi deneysel temellerle,bilimsel sonuçlarla bağdaştırmaya çalışarak
Existansiyalizm; Heidegger ve Sartre ile varlığın temeline doğa bilimlerini koyanlara karşı çıkarak varlığı Benin yaptığını söyleyerek ontolojiyle ilgilenmiştir.
Ontolojik problemler:
1-Varlığın var olup olmadığı problemi: Varlığın var olup olmadığı ilk çağlardan bugüne ontolojinin tartıştığı temel problemdir.Bu probleme genelde iki bakış açısıyla yaklaşılmıştır.
a-Nihilizm(hiçcilik) :
Nihilizm’e göre hiçbir varlık gerçekten var değildir ve varlığı var olan olarak kabul eden görüşlere karşı çıkar. Nihilizm hiçbir değer ve kural tanımayan bir görüştür ve toplumda düzeni sağlayan tüm otoriteleri reddeder.
Nihilizm bu biçimiyle siyasal anlamda anarşizme temel oluşturur. Nihilizm’in temsilcileri: Gorgias;Ontoloji alanında nihilizmin ilk temsilcileri ilk çağ sofist filozoflarından Gorgias’tır. Gorgias,”varlık var mıdır?” sorusuna “yoktur” cevabını verir. Gorgias’a göre;”varlık yoktur. Olsa bile bilinemez.Bilinse bile bildirilemez.”
Nietzsche; Toplumsal değer ve normları tümüyle inkar ederek nihilizmin 19.yy.daki önemli temsilcisidir. ; Taoizm: İl çağda çinde görülen taoizmdir. Lao-Tse ‘nin kurduğu taoculuk gerçeğin tüm çeşitliliğine karşın “bir”(tao) olduğunu ve bunun adının,biçiminin, maddesinin, görüntüsünün olmadığını savunur. Aldatıcı olan dünya, varlıktan yoksundur.
b-Realizm (gerçekçilik):
Varlık vardır anlayışı realizmdir. Realizm varlığın insan bilincinin dışında insan bilincinden bağımsız olarak var olduğunu savunur. Realizme göre dış dünya bizden bağımsız olarak vardır. Var olan nesnel olandır, duyu organları aracılığıyla algılanabilir olandır.
2-Varlığın ne olduğu problemi: Varlığın ne olduğu sorusuna farklı cevaplar verilmiştir;.
İlk çağ felsefesinde evrenin sürekli bir değişim, akış ve oluş halinde olduğunu ileri süren ilk düşünür Herakleitos’dur. O’na göre evrenin ana maddesi “ateş”tir.’ Ateşten oluşan her şey dönüp dolaşıp ateşe dönecektir. Ateş yeniden her şeyi yaratacaktır. Evrende her şey sürekli bir değişim OLUŞ içindedir ve durağan değildir. Doğa gibi insanın kendisi de sürekli bir değişim içindedir.’
Herakleitos’a göre evrenin bu oluşuna karşıt güçlerin çatışması ve bu çatışma sonunda ortaya çıkan uzlaşma(sentez) neden olur.Eğer bu çatışma olmasaydı evrende nesneler de olmazdı.Örneğin;yaşam,dişi ile erkekten gelir;otun yok olması,koyunun yaşamasını sağlar.Oluş (canlı-cansız,iyi-kötü gibi) karşıtların çatışmasının bir sonucudur.”değişmeyen tek şey değişme dir”Her değişme belli bir düzene , yasaya göre olur. Bu yasa logos(akıl)dır.
Çağımızda varlığı oluş olarak gören filozof Whitehead (viyted) dir. O’na göre her varlık var olabilmek için başka bir varlığa muhtaçtır. Böylece evren bir canlı “oluş” olarak varlığını sürdürür |
Fenerbahçe'de Deivid Şoku! | Deivid Sezonun İlk Yarısını Kapattı
| Konuyu Açan:
Ferhat
Tarih: Dün, 22:34 |
Cevaplar: 1 ::
Cevapları Görüntüle
|
Fenerbahçe'de Deivid şoku!
Avusturya kampının ilk çalışmasında sakatlanarak sol ayak bileğinde parçalı kırık tespit edilen Fenerbahçeli futbolcu Deivid de Souza'nın sezonun ilk yarısını kapattığı bildirildi.
(IMG:http://www.sporx.com/images/1/29/9416_8065_sondakika003.jpg)
Antrenmanda sakatlanarak ambulansla hastaneye kaldırılan Brezilyalı futbolcunun röntgeni çekildi. Röntgen sonucunda sol ayak bileğinde parçalı kırık tespit edilen Deivid'in, sezonun ilk yarısında forma giyemeyeceği öğrenildi. Deivid'in en kısa sürede Almanya'nın Münih şehrine giderek ameliyat olacağı ifade edildi. |
Sigara Külüne Kesin Çözüm
İşte Taklit Çin Malları
Desktop Klasör Sanatı | Masaüstündeki Dosyaları Birleştirerek Resimler Çizmişler
Hamilton Evinde Zirvede | İngiltere Grand Prix
| Konuyu Açan:
HeaT
Tarih: Dün, 17:59 |
Cevaplar: 0 ::
Cevapları Görüntüle
|
F1'de Silverstone Grand Prix'sini Mclaren'in İngiliz Pilotu Lewis Hamilton kazanırken , İkinciliği BMW Sauber'den Nick Heidfeld , üçüncülüğü ise uzun bir aradan sonra Honda'dan Rubens Barrichello elde etti.
(IMG: http://www.ntvspor.net/Images/32636.jpg) (IMG: http://www.ntvspor.net/i/blank.gif) F1'de sezonun 9. yarışı olan Silverstone GP'sini McLaren pilotu Lewis Hamilton kazandı. Zaman zaman yoğunluğunu arttıran yağmur nedeniyle pilotlar araçlarını pistte tutmakta oldukça zorlandırken, 7 pilot da yarışı tamamlayamdı. İngiltere'deki Silverstone Pisti'nde 60 tur üzerinden yapılan yarışta Hamilton, saatte ortalama 186,585 kilometrelik hızıyla mücadeleyi 1 saat 39 dakika 09.440 saniyede ilk sırada tamamladı. Hamilton, Avustralya ve Monaco Grand Prix'lerinin de birincisi olmuştu. Yarışta, BMW Sauber'in Alman pilotu Nick Heidfeld ikinci olurken, Honda'nın Brezilyalı pilotu Rubens Barrichello da üçüncülüğü elde etti. Malezya ve İspanya Grand Prix'lerinin galibi Ferrari'nin Fin pilotu Kimi Raikkonen'in dördüncü olduğu mücadelede, yarışa ilk sırada (pole position) başlayan McLaren Mercedes'in Fin pilotu Heikki Kovalainen de beşinci olabildi. Renault'nun İspanyol pilotu, 2 dünya şampiyonluğu bulunan Fernando Alonso ise yarışı altıncı sırada tamamlayabildi. Markalar klasmanında, Ferrari 96 puanla birinciliğini korudu. Ara sıra yağan yağmur nedeniyle pilotların zor anlar yaşadığı yarışta, Heidfeld'in takım arkadaşı Polonyalı Robert Kubica, ıslak pistte spin atarak yarış dışı kaldı. Sezon sonunda pistleri bırakacağını açıklayan, Red Bull'un 37 yaşındaki İngiliz pilotu David Coulthard da Sebastien Vettel ile yaşadığı temas sonrasında yarışa veda etti. |
Süleyman Demirel Üniversitesi | Tanıtım ve Tarihçe
| Konuyu Açan:
HeaT
Tarih: Dün, 17:48 |
Cevaplar: 2 ::
Cevapları Görüntüle
|
Isparta'da Üniversiteleşme Çabaları
Ege Üniversitesi’nden bir heyetin 1969 yılında İzmir, Eskişehir ve Antalya üçgeni arasında yaptıkları bir teknik incelemenin sonunda Ege Üniversitesi’ne bağlı olarak ikinci bir Tıp Fakültesinin Isparta’da açılabileceğini belirtmeleri bu şehirde yükseköğretim birimi açılması yolunda ilk umudu yaratır. Tesiri birkaç yıl süren bu heyecanla bazı adımlar atılır.Ancak o yıllarda Isparta’yı ümitlendiren tıp fakültesi rüyası büyük ölçüde Isparta’nın dışında gelişen nedenlerle hayata geçmez. 21 Şubat 1976’da 1418 sayılı kanunla Isparta Devlet Mimarlık ve Mühendislik Akademisi açılır. Akademi başkanlığına önce Prof. Dr. Faruk Suner, kısa bir süre sonra da Prof. Dr. İhsan Koz atanır. Aynı yıl Isparta’da Milli Eğitim Bakanlığına bağlı olarak YAY-KUR kapsamında bir de Meslek Yüksekokulu açılır. Bu okul da tıpkı Akademi gibi daha sonra SDÜ’ye dahil olacaktır. Akademinin başlangıçta bir çok sorunu vardır. Bir elin parmaklarını geçmeyecek sayıda akademisyen kadrosuyla eğitim vermeye çalışır. İstanbul’dan ve Ankara’dan gelip giden öğretim üyelerinin ulaşımından konaklamasına, bina yetersizliğinden araç gereç eksikliğine, yemek probleminden kütüphane oluşturmaya kadar hemen her alanda çekilen sıkıntılar o dönem yöneticilerinin her gün boğuşmak zorunda kaldıkları sorunlar olacaktır.Diğer taraftan Akademinin kampus ihtiyacını karşılamak için önce köy konumunda olan ve mahalle haline getirilen Çünür’de 870 dönümlük bir alan kamulaştırılır ve üzerinde inşa edilecek akademi binalarının mimari projeleri de kısa sürede bakanlığın açtığı bir yarışma sonucunda şekillenir. 1982 yılında ülkemizde yükseköğretim kurumları yeniden düzenlenir ve kısa adı YÖK olan Yükseköğretim Kurulu, bütün üniversiteleri, akademileri ve farklı isimlerle kurulmuş yüksekokulları yeni bir düzenleme ile tek çatı altında toplar. Isparta’nın hayali de bu paketin içerisinde bir üniversiteye kavuşmaktır ama bu düzenleme ile yeni üniversite Isparta’da değil Antalya’da kurulur ve Akademi, Akdeniz Üniversitesi’ne bağlanarak Isparta Mühendislik Fakültesi adını alır. Aynı kanunla Isparta ve Burdur Meslek Yüksekokulları ile Eğirdir’de yeni kurulan Eğirdir Su Ürünleri Yüksekokulu da Isparta Mühendislik Fakültesi’ne bağlanır. Ayrıca Akdeniz Üniversitesi’nin Fen Bilimleri Enstitüsü de Isparta’da kurulur. Daha önce kamulaştırma çalışmaları büyük ölçüde tamamlanmış ve önemli ölçüde ağaçlandırılmış olan Çünür’deki kampus alanında ilk inşaat 1984 yılında başlar.Bütçe ödenekleri ile yapılan ilk eğitim bloku ile ısıtma merkezinin yanı sıra işadamı Şevket Demirel’in öncülüğünde Göltaş A. Ş. Tarafından yaptırılan ve Üniversitenin elde ettiği ilk yapısal destek sayılan genel yönetim binasının tamamlanmasından sonra fakülte 1988 yılında kendi kampusüne taşınır. Isparta’nın üniversiteleşme yolunda attığı çok önemli adımlardan biri de kuruluşu 80’li yıllarda gerçekleşen Isparta Yüksek Öğretim Vakfıdır. Başta valilik olmak üzere akademik yöneticilerin kamuoyuna yönelik yoğun çabaları sonucunda 1984 yılında Isparta Yüksek Öğretim Vakfı kurulur. Vakıf imkanların yetersiz olduğu o yıllarda öğretim üyelerine kira desteğinden öğrenciye yönelik yardımlara, kırtasiyeden ulaşım giderlerine kadar geniş bir yelpazede önemli destekler sağlar.Vakıf o günlerde kampus girişine üzerinde “Geleceğin Isparta Üniversitesi” yazan bir tabela diktirir. Bu tabela hem inşaatların başlamasından duyulan sevincin, hem de gelecekteki üniversiteyi tetikleme arzusunun önemli bir göstergesi olarak algılanacaktır. Süleyman Demirel Üniversitesi
Isparta'da yıllar önce başlayan üniversiteleşme çabalarının meyvası 1992 yılında kurulan Süleyman Demirel Üniversitesi'dir. Türkiye'nin çeşitli illerinde 22 yeni üniversitenin kuruluşunu düzenleyen 3837 sayılı yasa 11 Temmuz 1992 'de yürürlüğe girer ve Isparta kendi üniversitesine kavuşur. Başlangıçta “Isparta Üniversitesi” veya bu bölge adından esinlenerek düşünülen “Göller Üniversitesi” isimlerinden birisiyle adlandırılacağı beklenen üniversitenin ismi Süleyman Demirel’in yakın çalışma arkadaşlarının son anda yaptığı teklifin kabul görmesiyle “Süleyman Demirel Üniversitesi” olarak belirlenir.Üniversite kurucu rektörlüğüne Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hasan GÜRBÜZ atanır. Prof. Dr. Hasan GÜRBÜZ dönemi Süleyman Demirel Üniversitesi, kuruluş kanununda yer alan 12 fakülte, 4 enstitü ve 4 yüksekokuluyla yeni kurulan üniversiteler arasında en büyük kapasiteye sahip bir kurum olarak doğar. Bu düzenlemeyle ilk etapta Isparta Mühendislik Fakültesi “Mühendislik Mimarlık Fakültesi” adıyla, Eğirdir Su Ürünleri Yüksekokulu “Eğirdir Su Ürünleri Fakültesi” adıyla, Burdur Eğitim Yüksekokulu “Burdur Eğitim Fakültesi” adıyla, Isparta ve Burdur’ daki Meslek Yüksekokulları ise kendi adlarıyla Süleyman Demirel Üniversitesi’ne bağlanırlar. Ayrıca doğrudan Akdeniz Üniversitesi’ne bağlı olan Yalvaç Meslek Yüksekokulu da aynı yılın sonlarında SDÜ’ye bağlanır. Bu dönemde başta valilik olmak üzere bütün kamu kurum ve kuruluşlarıyla yoğun bir iş birliği yapılır. Herkes yeni kurulmuş olmanın romantizmi ve heyecanı içerisindedir. Mesai kavramının gözetilmediği bu hızlı çalışmada ilk etapta doğu kampusündeki kamulaştırmalar tamamlanır. Birkaç yapıyı saymazsak badem ağaçları ve geven otlarından başka bir şeyin bulunmadığı Çünür Kampüsü’nde yeni inşaatlar başlar. Oditoryum, Kütüphane ve Mediko Sosyal binası, ardından projelendirilmesi önceden yapılmış yatırımlar birer birer ihale edilir. Kampus adeta bir şantiyeye dönüşür. Hızlılık sadece yapılaşmada değildir. Birbiri ardına açılış kararları alınan akademik birimlerin sayısı kısa sürede 20’ye ulaşır. 1993’de Fen Edebiyat, İktisadi ve İdari Bilimler, İlahiyat ve Tıp Fakülteleri, Fen, Sosyal ve Sağlık Bilimleri Enstitüleri ile Sağlık Yüksekokulu açılır. Devlet Hastanesi'nin eski yapı taş binasında Araştırma ve Uygulama hastanesi kurulur ve sağlık hizmeti sunmaya başlar. 1994 yılında Güzel Sanatlar, Teknik Eğitim ve Ziraat Fakülteleri ile Sütçüler, Keçiborlu ve Senirkent ilçelerinde yeni Meslek Yüksekokulları, 1995’de ise Diş Hekimliği ve Orman Fakülteleri ile Uluborlu, Eğirdir, Şarkikaraağaç ve Bucak’ta Meslek Yüksekokulları açılır. 1994 yılında Güzel Sanatlar, Teknik Eğitim ve Ziraat Fakülteleri ile Sütçüler, Keçiborlu ve Senirkent ilçelerinde yeni Meslek Yüksekokulları, 1995’de ise Diş Hekimliği ve Orman Fakülteleri ile Uluborlu, Eğirdir, Şarkikaraağaç ve Bucak’ta Meslek Yüksekokulları açılır. Çeşitli bilim alanlarında araştırma ve uygulama çalışmalarına zemin oluşturmak üzere Radyo Televizyon, Yabancı Diller, Stratejik Araştırmalar, Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi, Müzik Kültürü, Deprem Araştırma ve Uygulama Merkezleri ile Deneme Çiftliği de bu dönemde faaliyete geçen akademik birimler arasındadır. Prof. Dr. Hasan Gürbüz iki yıllık kurucu rektörlük döneminin sonunda 4 yıl süreyle rektörlüğe ikinci kez atanır. Ancak 1 Mart 1996’da geçirdiği elim bir trafik kazasında hayatını kaybeder ve aramızdan ayrılır. Üniversite ve şehir ilk büyük acısını yaşar.Boşalan SDÜ Rektörlüğü’ne Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. M. Lütfü Çakmakçı atanır. Prof. Dr. M. Lütfü ÇAKMAKÇI dönemi Bu dönemde çabalar, inşaatların tamamlanmasına ve yeni projelerin başlatılmasına yönelik olacaktır. İki yeni eğitim binası ile birlikte her türlü bilimsel ve sosyal etkinliğe ev sahipliği yapabilen Oditoryum ve Mediko-Sosyal Merkezi bitirilerek hizmete açılır. Tamamlanan merkezi kütüphaneye bir vefa örneği olarak Prof. Dr. Hasan Gürbüz’ün adı verilir. Öğrencilerin önemli bir ihtiyacına cevap vermek üzere çok sayıda spor alanı ve tesisi ile Eğirdir ilçesindeki Mavi Göl Uygulama Oteli kısa sürede çağdaş bir konaklama tesisi haline getirilerek hizmete sokulur. Bugün Konukevi olarak adlandırılan bu tesisler halkasına takip eden yıllarda Isparta Konukevi de eklenir. Temel bilimlerde spesifik araştırma ve deneylerin yapılabildiği Merkezi Araştırma laboratuarı, bugün Enstitü haline dönüşen Pomza Araştrıma ve Uygulama Merkezi, CAD-CAM, Seramik, Bilgisayar Bilimleri, Jeotermal Enerji Kaynakları, Ynilenebilir Enerji Kaynakları bu dönemde SDÜ’nün bilimsel atmosferini gerçekten zenginleştiren birimler olarak öne çıkarlar. Ziraat Fakültesi’yle ilgili Danabank, Ünsüt ve Çiftçi Eğitim Merkezi projeleri ve Ar-Ge projesi olarak TEKMER hayata geçirilir. Merkezi derslikler ile bir çok fakültenin doğu kampusündeki bina inşaatları hız kazanır. Bu dönemin diğer önemli bir hamlesi ise Araştırma ve Uygulama Hastanesidir. Bugün dahi ülkemizin en modern sağlık kuruluşlarından biri kabul edilen hastane Üniversitemize ilgisini hiç esirgemeyen 9. Cumhurbaşkanımız Sayın Süleyman Demirel’in verdiği destek ve sağladığı itibar sayesinde 14 ay gibi kısa bir sürede yapılır. Bu arada hastanenin yarattığı heyecan hayırseverlerin üniversiteye bir şeyler kazandırmak amacıyla kolları sıvamalarına da vesile olur. Önce Sabancı Öğrenci Yurdu, ardından Şevket Demirel’in katkılarıyla yapılan ve araştırma uygulama hastanesinin çok önemli bir ünitesi olan Kalp Merkezi hizmet vermeye başlar. Kalp Merkezi’nden sonra Ispartalı yardımsever Zehra Ulusoy’un katkılarıyla Kanser Tanı ve Tedavi Merkezi kurulur ve hizmete açılır. Selahattin Karasoy ise Uluborlu ilçesindeki Meslek Yüksekokulu’na yeni binalar kazandırır. Benzer çalışmalar Bucak ilçesinde de yoğun şekilde yaşanır. Büyüyen ve gelişen SDÜ 2000’li yıllara girerken kabına sığamadığının da farkındadır. SDÜ’nün öncülüğünde ADIM (daha sonra ADIMA) Projesi hayata geçirilir ve Aydın Adnan Menderes, Denizli Pamukkale, Muğla ve daha sonra Afyon Kocatepe Üniversitelerinin katılımıyla bir konsorsiyum oluşur. Birlikten güç yaratmak gibi önemli bir amaçla atılan bu adım başka üniversitelere de model olacaktır. Bu arada Üniversitenin yurtdışı ilişkileri de hızlanır ve bir çok yabancı üniversite ile karşılıklı işbirliği ve değişim protokolleri imzalanır. İçlerinde devlet başkanlarının da yer aldığı yurt içi ve yurt dışından bir çok isme üniversitenin fahri doktora payeleri verilir. Prof. Dr. M.Lütfü ÇAKMAKÇI 'nın iki dönem devam eden rektörlük süresi sona erdikten sonra, SDÜ Rektörlüğü’ne 2005 yılında uzun yıllar bu üniversitede Araştırma ve Uygulama Hastanesi’nin Başhekimliğini de yapan Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Metin Lütfi Baydar atanır. Prof. Dr. Metin Lütfi BAYDAR dönemi Bu dönemde üniversitenin nicel anlamdaki büyümesinin aynı zamanda nitelikli hale getirilmesi hedeflenir. Bazı fakültelerde yeni bölümler bu anlayışla açılır. Üniversitenin adeta çekirdeğini oluşturan Mühendislik Mimarlık Fakültesi’nin atak yapması için çabalar burada yoğunlaşır. Şehir – Bölge Planlama, Bilgisayar ve Endüstri Mühendislikleri gibi günümüzün ilgi gören bölümleri açılır. Fen – Edebiyat Fakültesi’nde yörenin tarihsel zenginliği ile örtüşen Arkeoloji Bölümü ile Coğrafya ve Felsefe Bölümleri açılır. Bu arada Meslek Yüksekokullarında eski ve yeni programlar bir revizyona tabi tutulur. Isparta’nın ve bir çok ilçesinin bölgesel kalkınma ve modernleşme projelerine destek olmak amacıyla el sanatlarından şarapçılığa, yapı denetiminden takı tasarımına kadar geniş bir yelpazede yeni programlar hayata geçer. Sağlık Yüksekokulu Fizik Tedavi ve Spor Bilimleri gibi ilgi gören bölümlerle yeniden yapılandırılır. Ayrıca sağlık alanında ara eleman ihtiyacını karşılayacak Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu eğitim hizmeti vermeye başlar. İlçelerde Meslek Yüksekokullarına yeni binalar kazandırmak için yerel yönetimlerin ve halkın destek vermesi yönünde kampanyalar başlatılır. Çok sayıda ilçede bu işbirliği çabalarının ilk meyveleri alınır ve örnek sayılabilecek destekler sağlanır. Henüz az sayıda üniversitenin başarabildiği ve üniversiteleri bölgenin ve sanayinin lokomotifi haline getirebilecek çağdaş projelerden biri olarak daha önce temelleri atılan Göller Bölgesi Teknokenti kurulur ve burada Isparta sanayicileriyle üniversitelilerin beklenen buluşması sağlanır.(IMG: http://w3.sdu.edu.tr/images/20.png) (IMG: http://w3.sdu.edu.tr/images/21.png) Üniversitelerin genç beyinler üzerindeki etkisinde eğitim kadar önem taşıyan başka bir unsur da hiç şüphesiz kampus ortamlarında yaratılan akademik atmosferdir. SDÜ bu yönde de önemli adımlar atar. Batı ve doğu kampuslerinde şekillenmeye başlayan peyzaj çalışmalarıyla, ulaşım ve çevresel aydınlatmalarla ışıl ışıl bir kampus yaratılır. Enka’nın katkılarıyla Batı kampusündeki bütün binalar çağdaş yapı elemanlarıyla yeniden giydirilir ve bu kampus daha nezih bir fotoğrafa kavuşur. Bu arada Doğu kampusünde merkezi derslikler binası, merkez kütüphanesi ve sadece bölgenin değil ülkemizin en büyük ve nitelikli kapalı spor komplekslerinden biri sayılan tesisler hızla tamamlanır. Kabına sığmayan hastaneye rahatlık sağlamak amacıyla başlatılan radyoterapi ünitesi bitirilir. Kampusün “Taşkafe”si olarak tanınan nostaljik yapı “Kültürevi” haline getirilerek gelecekteki SDÜ Müzesinin nüvesi atılır.Ayrıca şehir merkezinde bulunan ve Cumhuriyetimizin kuruluş yıllarına tanıklık etmiş olan Demiralay Konağı yeni bir misyon daha yüklenerek üniversitenin Sanat Evi olur. SDÜ’nün fahri doktora payelerine toplumsal katkı ödülleri de eklenerek iş ve sanat dünyasında başarı öyküleri yaratan çok sayıda sima üniversitenin ağır misafirleri olur ve SDÜ adını dünyanın dört bir tarafına taşırlar. 2006 yılında Türkiye’nin gündeminde yeni üniversitelerin açılması vardır. 2 tane ilin geniş coğrafyasına yayılmış olan ve çok sayıda akademik birimi bulunan SDÜ artık oğul vermek durumundadır. Yeni üniversiteler paketinde Burdur’da Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi kurulur ve anaç kuruluş konumundaki SDÜ’den devralınan yapısal ve kültürel miras sayesinde bu üniversite yetişkin bir kurum olarak doğar. Akademik büyümenin yanında SDÜ sosyal ve bilimsel açıdan da sevindirici hamleler yapar. Modern yönetim anlayışının en önemli uygulamalarından biri sayılan Stratejik Planını yapar ve bunu kurumsallaştıran ilk üniversitelerden biri olur. Avrupa Birliği uyum sürecini yaşayan Türkiye’nin hedeflerine paralel bir şekilde Avrupa Üniversiteler Birliği’ne dahil olarak diplomalarında onun etiketini taşıyabilme hakkını elde eder. Tübitak gibi önemli bir kurumun Kariyer Projeleri sıralamasında tüm üniversitelerin içerisinde ilk üçe girer. Sokrates, Erasmus gibi programlar çerçevesinde çok sayıda öğrenci ve öğretim elemanı değişim projelerini hayata geçirir, başta hastane olmak üzere bir çok akademik biriminin gönderlerine kalite bayrağını çeker. Artık üniversitenin gözleri ufuk çizgisinde yani geleceğe çevrilmiştir. Kendini geleceğe hazırlayan yarınlarını bugünlerden inşa etmeye çalışan Süleyman Demirel Üniversitesi Cumhuriyetin açtığı aydınlık ve ışıklı çizgide emin adımlarla ilerlemektedir. |
Şarbon Adı Nereden Geliyor? Nasıl Bulaşıyor ve Etkileri Nelerdir?
| Konuyu Açan:
selimii
Tarih: Dün, 17:29 |
Cevaplar: 0 ::
Cevapları Görüntüle
|
Halk arasında Şir-pençe olarak bilinen şarbon Türkçe'ye Fransızca'dan geçmiştir. Şarbon Fransızca'da kömür anlanıma gelirken hastalığa kara leke de denilmektedir.
Şarbon Nedir?
Biyolojik terörün en ölümcül silahları şarbon ve çiçek hastalığı mikropları. Şarbon mikrobu, genellikle hayvanlarda görülüyor. Hayvanlara bulaşan şarbon vakalarının yüzde 20'si ölümle sonuçlanıyor.
Özellikleri nedir ve neden biyolojik silah olarak kullanılıyor?
Şarbon mikrobu diğer bakterilere oranla çok dayanıklı. Güneş ışığı, sıcaklık ve dezenfektanlara karşı dayanıklı olan mikrop, suda ve toprakta 80 yıl yaşayabiliyor. Şarbon mikrobu toz haline getirilebiliyor. Ve toz halindeki mikrop çok hızlı yayılıp kısa zamanda etkili olabiliyor.
Nasıl bulaşıyor ve etkileri neler?
Şarbon mikrobunun doğrudan solunum yoluyla alınmasında hastalık oranı yüzde 90. Hastalık deriden ya da sindirim yoluyla da bulaşıyor. "Bacillius anthracis" bakterisinin yol açtığı hastalıkta vücutta toksin (zehir) salgılayan organizmalar ürüyor. Hastalığın belirtileri bir hafta içinde ortaya çıkıyor. Yüksek ateşle, soğuk algınlığı gibi başlayan hastalık ciddi solunum zorluklarına neden oluyor. Şarbon belirtilerin başlamasından 24 saat sonra öldürüyor. Bu yüzden antibiyotik kullanımında hiç gecikmemek gerekiyor.
Nasıl önlem alınır?
Şarbon'ın henüz aşısı yok sadece antibiyotik tedavisi var. Ancak bu antibiyotik şarbona karşı önlem olarak kullanılamıyor. Kullanılabilecek önlemler ise şöyle:
* Antibiyotik: Antrax (Şarbon) ve veba gibi biolojik silahlara karşı geliştirilmiş antibiyotikler var. Bayer firmasının ürettiği Cipro ve Ciprofloxacin bunlardan biri. Ancak bu antibiyotikler sadece 16 yaşın üstündeki yetişkinlerde kullanılabiliyor.
* Panzehir: Botulism, sarin gazı ve veba virüsü gibi biyolojik ve kimyasal silahlara karşı panzehirler olmasına rağmen Antrax (Şarbon) için bir panzehir bulunmuyor.
* Gaz Maskesi Sarin ve hardal gibi çeşitli biyolojik ve kimyasal silahlardan korunmak için kullanılıyor. Ancak Antrax (Şarbon) bakterisi sadece solunum yoluyla bulaşmıyor ve de çok küçük zerreciklerden oluşan bu bakteriler, ancak özel filtelerle desteklenmiş maskeler sayesinde tam korunma sağlıyor.
* Su filtreleri: Bu filtreler kimyasal silahların zehirlerini ayrıştırmakta işe yarıyor ancak bakteri ve virüslere karşı etkili değil.
* Koruyucu elbise: Tam korunaklı olan modelleri tüm gazlara ve virüslere karşı koruma sağlıyor. * Hava filtreleri: Bu filtreler sürekli kullanılanlar ve bir tehlike anında kullanılanlar olmak üzere ikiye ayrılıyor. Tehlike anında kullanılanlar çoğu zaman etkisiz kalıyor.
Şarbon insandan insana bulaşır mı?
Bulaşıcı olduğu söylenemez. Ama solunum yoluyla bulaştığını unutmamak gerek. Diğer taraftan solunum yoluyla şarbon bulaşan insanlar yine solunum yoluyla bu hastalığı bulaştırmıyor.
Hayvanlarda görülen Şarbon nedir?
Hayvanlarda ve insanlarada görülen tüm şarbon vakalarına "Bacillius anthracis" bakterisi yol açıyor.
Hayvanlardaki belirtileri nedir?
Yüksek ateş, iştahsızlık, karın ağrısı, titremeler, kanlı ishal solunum ve kalp durması sonucu ani ölümler, doğal deliklerden koyu renkli kan gelmesi ve ölüm sertliği.
Hastalıktan korunma ve kontrol için ne yapılmalıdır?
Korunma için çiftlik hayvanlarına her yıl aşılama yapılmalıdır. Hastalık çıkan sürüde, sadece sağlam görünen hayvanlar aşılanır. Aşı deri altı yolla uygulanır.Hastalığın bulunduğu çevre kuvvetli dezenfektanlarla dezenfekte edilmelidir. %5 formol, %5’lik hipoklorit,%0.1 civaklorid %4’lük potasyum permanganat, kireç kaymağı kullanılmalıdır.
Şarbon hayvanlara ne yapılıyor?
Yabancı ülkelerden yurdumuza gelen ve geri çevrilmesi mümkün olmayan şarbon hastalığına yakalanmış hayvanlar tazminatsız olarak öldürülür ve imha edilir. Kesimlerine izin verilmez. Hastalıktan şüphe edilenler 5 gün gözleme alınır. Gözlem sonunda hasta oldukları tespit edilenler tazminatsız olarak öldürülür ve imha edilir. Hastalık görünen bölgede her çeşit hayvan ve hayvansal ürünün giriş ve çıkışı kontrol altına alınır. Gerek ithal ve gerekse yurt içi hayvan nakilleri kontrol altına alınmalı, kaçak hayvan girişi engellenmelidir. Kadavranın dıştan görünüşü Antrax şüphesini güçlendiriyorsa, kadavrayı hiç açmamalı,çünkü havanın oksijenine maruz kalma, bakteri sporunun çoğalmasına izin verir. Olduğu gibi derin kireçli çukurlara gömmek veya yakmak gereklidir. |
Turkcell Süper Liginde Görünüm | Puan Durumu - Toplu Sonuçlar - Gelecek Haftanın Maçları
| | |
Kadim Dostlar ™ Forum İstatistikleri - Rekorlarımız (Aman nazar değmesin :))
|
60dk'lık periyotta forumda bulunan kullanıcı sayımız 2500'leri aşmıştır. Sizlere daha hızlı hizmet için bu süreyi 30dk'ya çektik. İlginize çok teşekkür ederiz :)
|
| 648 kullanıcı şu anda forumda aktif durumda (Cookie/Çerez Zamanı: 30 dk) - Son 30 dk'dır forumda akitf kullanıcılar |
 |
632 misafir, 15 üye, 1 gizli üye
Listeleme şekli: Son Tıklama, Üye Adı
|
| Kadim Dostlar ™'a Son 24 Saatte Uğrayan Üye Sayısı: 6 |
 |
24 saat içinde en fazla 616 üyemiz, 26.03.2008, 00:59 sularında sitemizde aktif olarak bulundu.
Kadim Dostlar ™'a son 24 saatte uğrayan üyelerimiz: avşin77 -
BabyGirl -
HeaT -
london -
selimii -
Sema |
| Bugün Doğan Üyelerimiz |
 |
1 üyemiz bugün doğum gününü kutluyor egotoamo(22)
|
| Kadim Dostlar ™ Forum İstatistikleri - Rekorlarımız (Aman nazar değmesin :)) |
 |
36,959 kayıtlı üye bulunan forumumuzda toplam 61,194 ileti gönderildi. Aramıza en son katılan üyemiz: BabyGirl 30 dakika içinde en çok 2,364 kullanıcı (misafir ve üye); 29.04.2008, 20:10 sularında sitemizde aktif olarak bulundu. 60 dakika'lık zamandaki rekorumuz: En çok 2,473 kullanıcı (misafir ve üye); 24.02.2008, 19:49 sularında sitemizde aktif olarak bulundu. |
Powered by Unreal Portal v2.2.2 © 2008 Romsource
|
|