İçeriğe git

Welcome to Kadim Dostlar ™ Forum
Register now to gain access to all of our features. Once registered and logged in, you will be able to create topics, post replies to existing threads, give reputation to your fellow members, get your own private messenger, post status updates, manage your profile and so much more. This message will be removed once you have signed in.
Login to Account Create an Account
Resim

Detaylı Tiyatro Sözlüğü | A' dan Z' ye Tiyatro Terimleri

- - - - -

  • Yanıtlamak için lütfen giriş yapın
Bu konuya 23 yanıt gönderildi

#11
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
- B -


Balet Opera:
Tanınmış melodilerle söylenen şiirli opera.İngiltere'de XVIII. yüzyılda İtalyan operasına bir tepki olarak çıkmıştır. Bunun en iyi örneği, ilk temsili 1728'de Londra'daki Lincoln's Fields tiyatrosunda verilen ve müzik düzenlemesini Pepusch'un yaptığı John Gay'in Dilenci Operası (The Beggar's Opera) dır.Bertolt Brecht bu yapıttan esinlenerek müziğini Kurt Weillin bestelediği Üç Kuruşluk Opera'yı yazmıştır.

Barok Tiyatro: Aşağı yukarı 1590 ile 1750 yıları arasındaki süreçte egemen olan bir sanat ve kültür anlayışı. En önemli anlatımını mimarlık müzik alanında bulmuştur. Ancak resim, heykel ve tiyatroyu da etkilemiştir.

Başlangıç Müziği: Bir opera gösterisinde perde açılmadan ya da açılırken çalınan giriş müziği.

Başoyuncu: Bir oyunun belkemiğini kuran oyun kişisi.

Başrol: Bir oyunun gelişmesine asal katkısı olan rol.

Belediye Tiyatrosu: Belediyeden ödenek alarak çalışan ve belediye hizmetlerinden birini gören tiyatro.

Belgesel Tiyatro: Yaşanmış önemli bir olayın belgelere dayanarak tiyatro sahnesi için uyarlanmasıyla ortaya çıkan gösteri.

Benzetmeci Tiyatro: Seyirci daha çok duygusal açıdan sahnede olan bitenlere kaptıran, seyirciyi oyununun kahramanıyla özdeşleştiren yanılsamacı tiyatro. İki asal tiyatro anlayışlarından biri. Öteki için. bkz. Gösterimci Tiyatro

Besteci: Bir müzik yapıtını yaratan kişi.

Biçimci tiyatro: İçeriği ikinci plana atarak biçimi önemseyen tiyatro anlayışı. Biçimin özerkliğini ve önceliğini öne sürerek bir biçimi ve biçimi var ederek belirli bir sahne, oyun düzeni uygulayımını benimseyen anlayış. Öncü tiyatrolar, dadacı tiyatro, gerçeküstücüsü tiyatro, anti tiyatro vb. biçimci tiyatro kapsamına girer.

Bildirge Tiyatrosu: Güncel konuları belli bir tutumda yansıtan ve seyirciyi etki altına almayı amaçlayan güdümlü tiyatro.

Bilgisayarlı Karartıcı: Bilgisayar yoluyla sahne ışıklarının saptandığı, gerçekleştirildiği ve denetlendiği elektronik karartıcı. Butür karatıcıların ilk evrelerinde kuşaklı ve delikli kartla çalışanları vardı. Şimdi doğrudan otomatik yada elle bilgisayar denetimli ışıklama yapılabilmektedir.

Bilinç: Stanislavski"nin oyunculuk dizgesinde, insanın kendi tarafından denetleme bilir yanı.

Bilinçaltı: Stanislavskki dizgesinde insanın denetimi dışındaki duygusal tepkileri kapsayan iç mekanizma için kullanılan sözcük.

Bilmezcilik: Oyun kişilerinden birinin, bilmez gibi davranıp başkasının ağzından söz almak için bildiği bir şeyi bilmiyormuş gibi göstermesi.

Bireşim Tiyatrosu: Tüm sanatların bir uyum içinde kaynaştırıldığı ve bundan bireşimsel bir bütün ortaya çıkarıldığı tiyatro.

Biyomekanik Oyunculuk: Sovyet yönetmen Meyelhold'un oyunculuk estetiği. Bu oyunculukta hareket sözden daha önemlidir. Anlam, hareket ve tavırlarla verilir. Bu anlayışta oyuncunun şarkı söyleyecek güzel bir sesi, her türlü akrobatik hareketi yapabilecek esnek bir bedeni olması gerekir. Asal olan, canlandırarak değil, belirterek oynamasıdır.

Biomekanik Yöntem: Meyerhold'un kurgusal tutumuna uygun olarak groteski, kara gülmeceyi ve simgeleri kullanarak ortaya çıkardığı sahneleme yöntemine verilen ad.

Boğumlanma: Konuşma organlarımızın (dudak, dil, damak uzamı, yanaklar, alt çene) boğazımdan çıkan sese biçim vermek için topluca çalışması. Sessiz harflerin bir tümcenin başında ve sonunda kesin, belirgin bir biçimde ve sesli harflerin yüksekliğine, vurgularına, renklerine dikkat edilerek söylenmesi.

Bölge Tiyatrosu: Büyük kentler dışında, çeşitli yörelerde kurulmuş, aynı zamanda gezici olan ödenekli tiyatrolara verilen ad.

Bölüm: Bir tiyatro metninde olay dizisinin ana kesimlerini oluşturan ve kendi içinde bütünlüğü olan bölüm.

Budama: Bir oyun sahnelenirken kesilmesi gerekli dizelerin ya da kesimlerin çıkartılması.Budama, oyunun bütünlüğünü bozmayacak ve oyuncuya rahat gelecek bir biçimde yapılır.Yoruma uygun budama da başlı başına bir sanattır. Kötü budamalar oyunu bozar.

Bulvar Komedyası: XIX.yüzyılda, Fransa'da kentsoylu melodramlarından çıkmış, sıradan seyircinin duygularına yönelik gişe başarısını önde tutan güldürü.

Bulvar Tiyatrosu: XIX. Yüzyılda, kentsoylu seyircinin sevdiği, içerik açısından hafif, insanların küçük mutluluklarını acılarını gösteren oyunlar oynayan tiyatro. Örn:Bizde Dormen Tiyatrosu.

Burlesk: Kalın çizgili, kişileri ve olayları karikatürleştirerek veren ve genellikle yerici, taşlayıcı, abartılı güldürü türü '' şakacı'' sözcüğünden gelir. A.B.D' inde bu tür, kaba saba ve açık saçık gösteri durumunu almıştır.

Büyüleyici 'Eğer': Stanislavs' kinin oyunculuk dizgesinin yaratıcılığa ilişkin çalışmasında, bir oyuncunun kendi yaşantısı olmayan bir rolü 'eğer' sözcüğü ile değerlendirip o rolün gerekli havasına daha iyi girebilmesi için adeta kendini büyülemesi.


#12
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
- C -


Canlı Gazete:
Gazete başlıklarının konularına dayanan ABD' de ortaya çıkmış bir tiyatro biçimi. Kısa, etkileyici sahnelerle günlük olayları eleştiren ve toplumsal sorunlara değinen gösteri. Buna 'gazete tiyatrosu' da denir.

Canlı Karagöz:

1-
Halk dilinde Orta Oyunu'na verilen ad.
2- XIV. Yüzyıl sonlarında, gölge oyunu tipleri ve giysileri ile sahnede oyuncular tarafından oynanan oyun.

Cep Tiyatrosu: Sahnenin seyirciye çok yakın ilişkide olduğu az kişi alan tiyatrolara verilen ad.

Cezvit Tiyatrosu: XVII. yüzyıl ortasından XVIII. yüzyıla değin süre gelen dinsel öğreti tiyatrosu. Barok tiyatro biçimini benimsemiştir. Luther'in din reformuna karşı gerçekleştirilmiş olan ve yalnızca katoliklere özgü gerici bir tiyatro anlayışıdır.

Ciddi Komedya: Kentsoylu komedyası için Diderot'nun kullandığı bir terim. Ciddi komedya soyluluğun yüksek komedya anlayışına ve aynı zamanda halkın kaba güldürü anlayışına karşı ortaya konulmuş bir türdür.

Comedya: İspanyolcada, tam uzunlukta 'oyun' anlamında kullanılmıştır. XVII.yüzyıl İspanyol tiyatrosunun altın çağına ilişkin olan Comedya kavramı. Bunun alt türleri vardı. Bunlardan biri, Lope de Vega'nın buluşu olan ve çeşitli serüvenleri içeren comedya de capa y espada (pelerin ve kılıç oyunu) dur.

Commedya del ''Arte'': ''Usta işi oyun'' anlamına gelen İtalyan doğaçlama tiyatrosu. Başlangıcı 1550'ye dayanan bu tiyatro bir seneryo üzerinden dogaçlamalara gidilerek oynanan, müziklı, tartımlı bir halk komedyası türüdür. Oyundaki gülmece, oyun oynandığı sırada ve o anda oyuncular tarafindan uydurulur. Gerek sahne teknigi, gerekse tipleri açısından Avrupa tiyatrosu ve Türk tiyatrosu etkilemiştir. Bu etkisini bugüne kadar da sürdürmüştür.

Curcuna:

1-
Orta Oyun'un başlangıcında ya da bu oyundan bağımsız olarak ortaya çıkan o gün oynayacak olan tiplerin müzik eşligindeki dansları.
2- soytarıların açık saçık hareketlerle gülünç danslar yaptikları gösteri.

Curcunabaz: Curcuna içinde dans edip soytarılıklar yapan sivri külahlı, bazen yüzleri maskeli oyunculara verilen ad.

Cüce: Orta Oyun'da curcunada ve atışmalarda ortaya çıkan ve Kavuklu'yu kızdıran tip. Bu tipe 'Kavuklu Arkası' da denir. Gölge Oyunu'nda özdeşi Beberuhi'dir.



- Ç -


Çadır Tiyatrosu:
Oyun yeri büyük bir çadırın içinde olan tiyatro. Ülkemizde bu terim açık saçık gösterilerin yer aldığı, oradan buradan toplama adamlarla tiyatro gitmeyen küçük taşra kasabalarında oynayıp salt para kazanma amacıyla kurulan derme çatma korsan topluluklar için kullanılmaktadır.

Çatışma:

1-
Olay dizisinin gelişmesinde basamakları ortaya çıkaran kişiler arasındaki iç ve dış çatışmalar.
2- Bir oyun kişisinin kendi içindeki bunalımı.

Çene Yarışı:

1-
Orta Oyun'da Pişekar ile Kavuklu arasında yarışmalı söyleşme.
2-Kavuklu'nun alt dudağını burnuna deydirme becerisi; bunun için Kavuklu'yu oynayan sanatçılar alt dişlerini çektirir takma yaptırırlardı. Böylece takma dişi çıkartınca çene daha çok yukarı kalkabiliyordu.

Çerçeve Sahne: oyun yeri ile seyirciyi,düz bir bağlantı çizgisi üzerinde bir çerçeve ve perde ile ayıran büyüklerinde orkestra çukuru olan İtalyan türü sahne.

Çerçeve Oyunu: Kişileri ve öyküyü arka planda bırakarak yaşamın görünüşünü genişlemesine veren yada bir dönemi genellemesine gösteren oyun türü; Kişilerin alın yazisini çerçevelerini etkisi ile açiklayan oyun.

Çevresel Tiyatro: Genellikle yaz aylarında, açık havada gösteriler düzenleyen tiyatro. Çevresel tiyatro kavramı içinde alanlarda, kalabalıkların, yaşadıkları çevrelerde düzenlenen nispeten kısa oyunlardan kurulu gösteriler içeren tiyatro.Örn.'Happening '. Richart schecehner bu tiyatro için şu ilkeleri önermiştir.

1- Yaşam ile sanat arasındaki geleneksel uzaklık kaldırılmalıdır.
2- Oyun alanı izleyici ile birlikte kullanılmalıdır.
3- Birkaç odak noktası olmalıdır.
4- Oyuncu,görsel işitsel öğeler kadar önem taşımalıdır.
5- Sahnede belirleyici etki sözle gelmelidir.
6- Oyun için ilginç alanlar seçilmeli, seyirci buralara alıştırılmalıdır.

Çiçek Yolu: Sahneden seyirci salonunun ortasından geçen, salonun arkasına denk uzayan ve seyircileri ikiye ayıran oyun yükseltisi. Dünya tiyatrolarına Japon Kabuki tiyatrosundan geçmiştir. Bunu batıda ilk kez Alman yönetmen Max Reinhardt kullanmıştır.

Çifte Kavuklu: Orta Oyunu'nda ustalık gösterisi yapmak üzere iki Kavuklu'nun bulunması;bunlar aralarında yarışırlardı.

Çin Tiyatrosu: Büyük ölçüde simgelere baş vurarak ezgi,dans,akrobasi ve sözsüz oyun sanhatlarının belirleştiren ve seyirciye Doğu tiyatrosuna özgü göstermeci nitelikleriyle yönelen tiyatro.Şiirli konuşmaları ve simgelerden oluşan bir dekoru vardır. Oyuncular rolü yaşayıp canlandırmazlar,onu yansıtırlar. seyirci rolün ne olduğu ile değil, nasıl oynandığı ile ilgilenir. Sovyet yönetmen m Meyerhold, sonra da Epik tiyatro kuramcısı Brecht, ünlü Çinli oyuncu Mei Lang Fan yoluyla Çin tiyatrosundan etkilenmişlerdir.

Çocuk Tiyatrosu: İlk öğretim öncesinden ergenlik yaşına değin, çocuklar için yapılan tiyatro.Gelişmiş ülkelerde çocuk tiyatroları genellikle dört yaş öbeğinde ele alınır; bunlar beş ile yedi, ile dokuz, dokuz ile onbir ve onbir ile ondört yaş öbekleridir.

Çocuk tiyatroları çeşitlidir:

1-
Çerçeve sahne içinde çocukların çocuklar için hazırlandıkları gösteriler.
2- Çerçeve sahne içinde çocukların yetişkinler için oynadıkları oyunlar.
3- Yetişkin oyuncuların çocuklar için oynadığı oyunlar.
a) Profesyonel oyuncuların büyük tiyatrolarda, çok sayıda seyirci önünde oynadıkları büyük yapımlar.
b) Profesyonel oyuncuların küçük bir alan içinde çocukların arasında ve onlarla birlikte oynadıkları oyunlar.
4- Çocukların seyirci ortasında oynadıkları oyunlar.
5- Eğitmenlerin çocuklarla birlikte geliştirdikleri oyunlar.
6- Okulda eğitim amaçlı çocuklarla hazırlanan oyunlar.

Çok Amaçlı Sahne: Değişik sahne-seyirci ilişkilerini sağlayacak biçimde yapılmış sahne. Bazen ortada, bazen yanlarda, bazen önde yada hem önde hem ortada yada yanlarda ve benzeri biçimde çaşitlilik içinde kullanılmaya el verişli sahne yapısı.

Çözüm: Bir oyunun gelişimi içinde atılan düğümlerin çözülmeye başladığı kesim.

Çözüm Sahnesi: Oyun konusunun tamamlanıp sonuca ulaştırıldığı yer.


#13
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
- D -


Dadacılık:
XX. yüzyıl başlarında, Tristan Tzara ve Richard Hülsenbeck'in yayımladıkları bildiriye (1916) başlamış ve yedi yıl kadar sürmüş olan, dil ve estetik kurallarını,bunların denetlemesini, mantık dizgesini tanımamış ve sözcük anlamlarına değer vermemiş bir akım. Alabildiğine bağımsız çağrışımlarla ilkel ve doğrudan anlatım biçimi arayan bir sanat çığırıdır.bebeklerin ''dah dah'' seslerinden ''dada''yı üretmişlerdir. Bunlarda değer tanımazlıkta birlikte bir başkaldırı da vardır.

Dağar Tiyatrosu: Bir tiyatro dönemi içinde oynaması uygun gördüğü oyun demetini, ilerdede oynaya bilecek biçimde, önceden belirleyen drama turgi anlayışını benimseyen tiyatro.

Dakikalama: Oyunun süresini hesaplayabilmek için her bölümün kaçar dakika sürdüğünü saptama.

Değişebilir Dekor: Bir oyunda çabucak değiştirilebilecek biçimde hazırlanmış dekor.

Değişebilir Sahne: İstenilen biçime sokulabilen sahne biçimi.

Değişken Pano: Dekor değişiminde kullanılan çok çabuk değişe bilen pano. Bu, ya arkalı önlü kullanılabilinir ya da çeşitli kasnaklanmış levhalar takılıp çıkarılarak gerçekleştirilebilinir.

Değişken Ses: Tiz ve pes uzamlara kolayca inip çıkabilen ses

Değişken Seğir Yeri: Değişik gösteriler ve amaçlar için kullanılabilen, seyir yeri biçiminin değiştirilmesiyle değişik oyun alanları elde edilebilen salon.

Dekor: Oyun konusunun geçtiği yeri, çevreyi ve atmosferi biçim, kalıp, renk, ışıklama ve bazende simgelerle canlandıran tamamlanmış sanatsal yapım.

Dekor Birimi: Dekor parçası.

Dekor Tasarımcısı: Bir oyunun o dekorunu önce kağıt üzerinde tasarlayan, sonra renklendirip taslağını ve maketini yapan ve sahne üzerinde gerçekleştirilmesini denetleyen dekorun hazırlanmasını yöneten sanatçı.

Delikanlıbaşı: Anadolu'da köy oyunlarını yöneten kişiye verilen ad.

Deneme Tiyatrosu: Yeni denemelerin yapıldığı, genç oyun yazarlarının, yönetmenlerinin ve oyuncularının değişik biçimler denendikleri topluluk.Burada daha çok genç tiyatro adamları denenir.

Deneysel Oyun: Bilinenin dışında, yeniliklerin denendiği oyun.

Deney Tiyatrosu: Sahne üzerinde yeni denemelerde bulunan ve sahne plastiği açısından yeni tiyatroya verilen ad. Deney Tiyatrosu'nun Deneme Tiyatrosu'na olan farkı, burada tiyatroya ilişkin her türlü deneyin yapılmasıdır. Bunlar, oyunculuk tekniği yada sahne tasarımı gibi, bir çok alanda estetik ve teknik deneyler olabilir. Buradaki deneyler daha çok kavramların uygulanmaya aktarılmasıyla ilintilidir.

Denge: Yönetmenin, sahne üzerinde tasarladığı oyun düzeninin temel öğelerinde biri Göz, dengesiz bir görünümü (bilinçsiz olsun olmasın) sezinlediği için sahne üzerindeki oyuncuları, özellikle kalabalık sahnelerde iyi dengelemek gerekir. Sahne üzerinde denge iki ana bölümde ele alınır:

1- Fiziksel Denge bakışık (simetrik) ve bakışıksız (asimetrik) olmak üzere iki çeşittir.
2- Güzel duygusal (estetik) denge; sahne üzerinde kalabalığı anlam açısından uyumlu bir duruma getirmek içindir.

Denyo: Orta Oyunu'nda budala tipi. Denilo da denir. Yaygaracı, acıma duygusuyla şımartılmış, küstah, arsız, küfürbaz, yüzsüz ve sırnaşıktır. Mahallenin delisi.

Devlet Tiyatrosu: Devletten ödenek alan, kültür ve sanat alanında kamu hizmeti ile sorumlu olan geniş olanaklı tiyatro.

Drama: Şiirsel, anlatısal ya da diyaloglar halinde yazılan ve yazınsal metnin, oyun kişilerinin söyleminden oluştuğu edebiyat türü. Drama; yalnızca Batı tiyatrosunun yüzyıllardır ürettiği; tiyatro yazınında kendini kabul ettirmiş yapıtların ortak özelliği değil, her çeşit tiyatro ürününün ortak özelliğini gösteren bir terim olarak ele alınmalıdır.

Dramaturg: Tiyatroda, repertuar politikasını saptamaya yardımcı olan, repertuar hazırlayan, oyun metinlerini okuyarak; gerekirse çevirisini yaparak, oyunları inceleyen, analiz eden ve bu konuda detaylı raporlar hazırlayan dramaturg; rejisöre, oyunun yorumu konusunda öneriler sunabilir. Oyuncu ve tasarım sanatçılarına malzeme sunmak da dramaturgun görevleri arasındadır.

Doğaçlama:

1-
Betiğe dayanmayan içe doğduğu gibi oynama ve konuşma.

2-Oyun sırasında, beklenmedik bir ters durum karşısında durumu kurtarmak için betikte olmayan hareketler yapıp sözler söyleme.

Güldürmek amacıyla daha önceden saptanmamış hareketlere ve sözlere

3-Daha önceden saptanmış betik üzerinde doğaçlamalara gitme (Örn: Orta Oyunu, Commedia dell'Arte).

4-Güldürmek amacıyla daha önceden saptanmamış hareketlere ve sözlere yönelme; bu sonuncusu tiyatro sanatı açısından olumsuzdur.

Doğaçlama Tiyatrosu: Bir betiğe dayanmadan önceden saptanmış bir gelişim çizgisi üstünde doğaçtan oynan ve örgüsü önceden bilindiği için, oyuncuların bu örgüyü izleyip anlık buluşlarla geliştirdikleri gösterileri içeren tiyatro.

Doğalcı Tiyatro: XIX. yüzyılda, Romantizm'e karşı ortaya çıkan, doğa bilimleri açısından insanları katılımsal, çevresel ve toplumsal ilişkilerine göre inceleyen bu akım içindeki tiyatronun özellikleri kapsamında, yaşam gerçeğini en küçük ayrıntılarına dek işlemek yer alır. Tartışma açacak konular ele alınırken, küçük adamı gerçeği doğabilimsel açıdan gösterilmeye çalışılır. Bu akım üzerinde düşünür. Auguste Comte'un pozitivist düşüncelerinin ve Charles Darwin'in Türlerin Kökeni ve Doğal Seçme kuramlarının etkisi görülür.

Dolantı Komedyası: Kurgu ustalığının önemli olduğu bu komedyada olaylar ve güldürü öğesi yazarın tasarladığı bir dolantıdan ortaya çıkar. Bu komedya daha çok olaylar yoluyla gelişir.

Dolaşıcı Topluluk: Kent kent, ilçe ilçe dolaşarak oyunlar oynayan taşra topluluğu.

Doruk Nokta: Bir oyunun geriliminde ve gelişiminde kesin noktası. Kişilerin ön planda olduğu oyunlarda baş oyun kişisinin, olayların ön planda olduğu oyunlarda ana olayın yönelişindeki kesin dönüm noktası. Bu noktadan sonra çözüm gelir.

Dördüncü Duvar: Sahnenin seyirciye açılan yanı. Bu deyimi, ilk kez Fransız yönetmen André Antoine ortaya atmıştır. Antoine sahnenin seyirciye açılan ağzını saydam bir duvar varsayarak oyuncuların seyircileri görmemeleri ve böylece dikkatlerini tamamen kendi oyunlarına toplamaları gerektiğini belirtmiştir.

Dörtleme:

1-
Antik tiyatroda yazarın yarışmaya katılmak için yazmak zorunda olduğu üç tragedya ile bir satır oyunun tümüne verilen ad.
2-Bir öykünün dört evresini içeren dört oyunun tümü.

Dışa Vurumcu Tiyatro: Tipik bir Orta Avrupa, daha doğrusu bir Alman tiyatro akımı içinde sayılabilecek bu yöneliş doğalcıların aşırı doğa kopyacılığına, izlenimciler ve simgecilerin içedönük gizemciliğine ve statik oyunlarına bir tepki olarak Almanya'da ortaya çıkmış ve 1910 ile 1924 yılları arasında etkin olmuş bir akım. Etkileri çeşitli ülkelerde kırklı yıllara kadar hissedilmiştir. Çıkışı o dönemdeki Almanya'nın toplumsal ve ekonomik durumundan kaynaklanmıştır. Baskıcı otoriteye baş kaldırıyı, daha iyi bir düzen istediğini içeren akımda çeşitli eğilimler yer alır. Oyun yapılarında sürekli bir akış yerine, kısa tablolar vardır; şiirli konuşmalardan makine tıkırtılarına değin uzanan bir konuşma örgüsü görülür. Oyun kişileri bireyi değil, bir yığını, bir toplumsal sınıfı ya da topluluğu yansılar. Düşünceyi iletmede gergi üzerine düşürülen resimlere, yazılara ve sinema filmlerine baş vurulur. Epik Tiyatro'yu etkilemiştir.

Dikkat Çemberleri: Stanistlavski'nin oyunculuk dizgesinde, dikkatin odaklanmasını kolaylaştırmak için saptanan bölgeler. Dikkati odaklamada üç bölge kullanılır:

1-Küçük dikkat çemberi; yakındaki bir nesneye dikkati odaklama.
2-Orta dikkat çemberi; az uzaktaki bir nesneye dikkati odaklama.
3-Geniş dikkat çemberi: sahnenin uzağındaki bir esneye dikkatli odaklanma.

Dilsiz Oyunu: Anadolu köylü oyunlarında sözsüz bir oyun;bu oyuna Samıt ya da Lal da denir.

Dip Müziği: Bir oyunda, hareket ve sözlerin yanısıra,duygusal etkiyi arttırmak için yer alan destekleyici müzik.

Dip Perdesi: Sahne gerisine konulan resimli kumaş perde.

Dip Resmi: Bir sahne dekorundaki çeşitli öğelere derinlik vermesi için görünür yere kurulan resimli dekor parçası. Örnek: Kapı açıldığında görünmesi için kapı arkasına konulan resim, pencere açıldığında görünmesi gereken resim. Bu aynı zamanda, seyircinin kulisi görmesini engeller.

Dişi Konuşma (arg.): Doğaçlama tiyatrosunda ya da Orta Oyunu'nda Nekre'nin (komiğin) ya da Kavuklu'nun nükte yapması için laf açmak.

Dişi Söz (arg.): Doğaçlama tiyatrosunda ya da Orta Oyunu'nda Nekre'nin (komiğin) ya da Kavuklu'nun nükte yapmasını sağlayan sözcük.

Ditramb: Tanrı Diyonizos onuruna söylenen,onun yaşamından acı ve tatlı serüvenlerinden sözeden, bazen ciddi bazen da açık saçık ezgiler.

Diyalektik Oyun: Diyalektik yönle yazılmış oyun. En belirgin özelliği,gerçekliği yeniden yansıtırken tarihsel süreci gözönüne almasıdır. Aksiyon, iç ve dış çelişkileri ön plana çıkartarak olumlu ve olumsuzu iç içe, aynı anda gösterir. Bu Diyalektik gelişme sonucu çözüm seyirciye bırakılır. Çözüm için veriler oyunda hazırlanır ve seyircinin bu verilere dayanarak düşünmesi hedeflenir. Diyalektik oyun, kapalı ve açık biçimde olabilir. Önemli olan biçem değil gerçekliğin diyalektik yoldan dramatik ya da tiyatral bir biçimde aktarılmasıdır. Bu oyunlar Brecht'in etkisiyle, onun ölümünden sonra en çok genç Alman yazarları tarafından tartışılmıştır.

Diyalektik Tiyatro: Brecht, yazarlık yaşamının son yıllarında, kuramlarını belirlediği tiyatrosu için Epik kavramının yetersiz kaldığını ve tiyatrosunun insanları güldürürken düşündüren bir Diyalektik Tiyatro olduğunu belirtmiştir. Brecht, oyunlarındaki diyalektiğinin anahtarını şu sözlerle verir:

''Duygusallık çoğu kez yıkıma götürdüğü halde, temelde insanın iyi yanını yansılar. öte yanda akılcı tutum, bir insanı kötü yapabildiği halde, bozuk düzende, toplum içinde ayakta kalabilmesinin bir koşuşudur.''

Yazar doğru bir düzenin gelmesiyle akıl -duygu çatışmasının yok olacağına ve her ikisinin da dengeli bir yolda birbirini destekleyeceğine inanır.

Diyazinos: Anadolu ve Yunan mitologyasında, doğanın yenileyicisi ve yaşamın simgesi olan şarap ve coşku Tanrısı. Zeus ile Samele'nin oğlu. Diyonizos'un simgesi bir üflemeli çalgı olan Anlos'tur .

Diyonizya: Tanrı Dionizos adına kutlanan törenlere verilen ad. Bunlar üç çeşittir:

- Küçük Diyonizya ya da Kent Diyonizyası
- Küçük Diyonizyası ya da Kır Diyonizyası
- Lenaya, üzüm töreni.

Büyük Diyonizya, baharda, Nisan aynıda yapılır, altı gün sürerdi; bunun dört günü tiyatro gösterilerine ayrılırdı.Küçük Diyonizya ve Lenaya ise bağ bozumu sırasında kutlanırdı.

Dört Tragedya Çeşitli: (Yun.) Aristoles'e göre,tragedyanın karmaşık, aktörsel, yalın ve yıkımsal olan dört türü.

Dram: Yunanca da ''bir şey yapmak, oynamak'' anlamına gelir. Yazın tarihçilerine göre, lirik ve epik yanında, üçüncü bir yazın alanıdır.

1- Sahnede oynanmak üzere, konuşmalar ve hareketlerle gelişen, karşıt oluşların çatışmasıyla gelişen ve sonuçlanan oyun.
2- Halk dilinde ciddi oyun.

Dramatik:

1-
Dram'a yani oyun türüne ilişkin olan.
2-İçinde gerilim,çatışma çeşitli olaylar ve karşıtlıklar bulunan, insanla ve insan ilişkileriyle gelişen herhangi yapıt ya da olay.

Dramatik Olay: Dramatik bir durum taratan olay. Her şeyden önce insanla ilgili olan ve insan üzerinde bizi düşünmeye yönelten olay. İnsanların kendilerine, birbirlerine ya da bir duruma karşı olan tuttumlarında değişiklik getiren ya da bu değişikliklere karşı çıkan bir eylemin başlangıcı.

Dramatik Oyuncu: Sözlü tiyatro oyuncusu.

Dramatik Tiyatro:

1-
Konuşmanın, hareketlere desteklendiği tiyatro.
2-Epik Tiyatro'nun çıkışından sonra, estetik nitelikleri ve yanılsamacı yanı gözönüne alınarak duygusal boşalım sağlayışından dolayı ''Aristolesçi Tiyatro'' olarakta alınmıştır (bkz. Benzetmeci Tiyatro).

Dram Sanatı: İnsana ilişkin olan her şeyi sanatsal bir yaratışla canlandıran üretim ve yapım. Dram sanatının birbirinden ayrılmayacak temel öğeleri, yansılama,canlandırma ve eylemdir. Bu üç temel öğenin bulunduğu bir kısa bölüm, beş dakikalık konuşma, bir sözsüz oyun, sinema filmi, televizyon dizisi, opera betikçesi, hatta bir oratoryo dram sanatının kapsamı içindededir. Dram sanatı, tiyatro olgusunun yazınsal yanıdır.

Duman Kutusu: Sahnede duman sağlamaya yarayan kutu. Bu kutunun içinde, gereğine göre, bazen yavaş yanan barut, bazen sıvı parafin, bazen da ' kuru buz ' denilen katı karbondioksit kullanılır.

Durak Yöntemi: Tiyatro yapıtının, sürekli gelişimi sağlayan bölümlere değil, kendi başına, tamamlanmış birimlere ve duraklara kurulduğu yöntem. İlk kez Orta Çağ'ın dinsel oyunlarında izlenen bu yönteme çağımızda dışavurumcu oyunlarda, belgesel tiyatroda ve Epik Tiyatro yapıtlarında rastlanır.

Duruma Uyma: Stanistlavski oyunculuk düzgesinde, oyuncunun erişmek istediği amacı düşünerek canlandıracağı hareketleri tam anlamıyla değerlendirebilmek için durumla kendisini uydurması. Duruma uyma, oyuncunun karşısındaki oyuncuya ve başka engellere göre gerçekleştirilir. Bunun için de, oyuncu ''Nnasıl?'' sorusunu sorar.

Durum değiştirmek: Oyuncunun gövdesel olarak bir görünüşten başka bir görünüşe geçmesi.

Durum Komedyası: Gülünç olanı karakterden değil, durumlardan geliştiren komedya biçimi. Nesnel bir bakışla, yani toplumsal olguların yansıtılması ile ele alındığında içerik açısından yoğun olabilen bu komedya biçimi, öznel açıdan salt güldürmek amacıyla işlendiğinde daha çok kurgu ustalığı ile belirir.

Duru Ses: Tını yönünden pürüzsüz ses.

Duygu Belleği: Stanistlavski oyunculuk düzgesinde, oyuncunun geçmişteki deneyimlerini, hazırladığı rolü doğru bir biçimde ortaya çıkarmasında duygu belleğine başvurur. Oyuncunun, bir melodiyi, bir sesi, bir yüzü, acı bir olayı ya da mutlu bir anı anımsayarak rolündeki hareketleri ve konuşmayı saptaması duygu belleği yoluyla olur. Örnek: Ünlü İngiliz aktrisi Dame Ellen Terry gençliğinde duyduğu kilise çanlarını anımsayarak ağlayabiliyordu.

Duvar Duyurusu: Oynanacak oyunların tanıtılıp yaygınlaştırılmasına yarayan, bazen resimli, bazen grafiksel bir görünümü olan duvar duyurusu.

Düğüm: Bir oyunda gerilim arttığı, işlerin karıştığı, çapraştığı yer. Düğüm öğesi, çatışmalardan, çevrilen dolaplardan, bir takım gözlerden elde edildiği gibi, kişilerin karakter özellikleriyle de yaratılabir.

Dükkan:

1-
Doğaçlamaya dayanan Türk tiyatrosu argosunda tiyatro yapısı.
2- Orta Oyun'da iş yerini belirten, yalnızca iki alçak kanadı bulunan 1 arşınlık (yaklaşık 68-70 cm.) bir peyke. Önünde aralıksız bir alçak iskemle bulunur.

Düşçülük: XX. yüzyıl başlarında ortaya çıkan, öyküleri düşteki gibi silik, karışık, usdışı ve fantezi yanı zengin olan kısa süren bir sanat eğilimi.

Düşünce Oyunu: Bir ana düşünce çerçevesinde geliştirilen oyun. Olay dizisi, kişiler ve konuşma örgüsü yalnızca ortaya konulmuş olan ana düşünce için vardır. Sahneleme olanağı az olan, daha çok okunmaya elverişli bir anlayış benimser.

Düzeltme: Oyun seyirci karşısına çıkartıldıktan sonra görülen bazı aksaklıkları düzeltmek için yapılan ek çalışma.

Düzen Açıklaması: Yazarın oyun betiğinde, yere, girişlere, çıkışlara, dekora, giysilere, donatımlıklara, müziğe, çeşitli etmenlere, kişilerin görüşlerine ve davranışlarına ilişkin genellikle ayraç içinde yaptığı açıklama.

Düzenleyici: Sahne yeklisinin yardımcısı. Çalışmalarda ve gösteriler sırasında oyun düzeni ile saptanmış işleri (oyuncuların girişlerini, müzik ışıklama repliklerini , dekor değişimini, perdenin zamanında açılıp kapanmasını denetler). Aynı zamanda, gerektiğinde sahne gerisinden uygulayım işliklerine ve giysiliklerine bağlantı kurmakla görevli.


#14
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
- E -


Edil:

1-
Roma tiyatrosunda oyunları parasal ve yönetsel açıdan koruyanlara verilen ad.
2- Oyunları denetleyip gösteri günlerini ve daha başka kayıtları saptayanlara verilen ad.

Edilgen Kahraman: Başka oyun kişilerinin etkisiyle hareket eden oyun kişisi.

Efe: Orta Oyunu ile Türk gölge oyununda olumlu kabadayı tipi. Bunlara Zeybek de denir. Heybetli görünüşleri ve mertlikleri ile kavgaları ayırır, sorunları çözümler.

Eğitsel Oyun: Eğitimi amaç edinen oyun biçimi.

Ek Oyun: Rönesans'ta, İngiltere'de asal oyuna ek olarak oynanan ve genellikle güldürücü olan kısa yapıt.

Eleştiri: Bir yapıtı, dünya görüşü, sanatsallığı, topluma katkısı, sahnelenmesi, oyunculuğu ve plastik tasarım değerler açısından değerlendirme işlemi.

Eleştirmen: Eleştiri yazan kimse. Bir yapıtı kendi değerlendirmesi ile ele alan yazar. Eleştirmenin yazdığı alanda bir dünya görüşü, geniş bilgisi, sanata karşı olağanüstü bir duyarlılığı ve algılama yetkisi olması gerekir.

Eleştirmenler Birliği: Eleştirmenlerin biraraya geldikleri birlik. Bunların bazısı tiyatronun çeşitli dallarında ödüllü yarışmalar düzenler, bazısı da o dönemin oyunlarına ödüller verir.

Epik Tiyatro: Yanılsamacı tiyatronun seyirciyi sahnedeki karakter ve olaya özdeşleştiren duygusal yaşantısı karşısına, maddeci diyalektiğin tarih bakışı açısını sağlayan ve seyirciyi gözlemde bulunan bir üçüncü kişi durumuna getirerek onun usçul yönelişte karar vermesini sağlayan tiyatro anlayışı.

Eşzamanlı Sahne: İlk kez Orta Çağ'ın dinsel oyunlarıyla ortaya çıkan, seyirciye göre solda cennet, sağda cehennem olmak üzere, bu iki kavram arasındaki yerleri (kilise, tapınak, ermişlerin yeri, vb.) aynı oyun alanı üzerinde, yerleşik biçimde kapsayan sahne türü.

Eylem Oyunu: Karakterler yoluyla değil de dış eylemle gelişen oyun. Kişilerin yapılarından gelmeyen durumların gerektirdiği ya da istem dışı davranışlardan, eylemlerden gelişen oyun. Bu oyunlarda olaylar ön plandadır.



- F -


Fabula:
Latincede yapıt, öykü, söylence ve masal anlamlarına gelir. Aristoteles'e göre fabel, bir eyleme öykünme, olayların birbirine nedenlere bağlı olarak düğümlenişidir.

Fars: Güldürü ögesi daha çok hareketlerden ve nüktelereden çıkan oyun; düşünceden çok göze ve duyulara yönelir. Vurgu kişiyi karikatürleştirerek ve olayları abartarak elde edilir.

Fısıldayıcı Defteri: Fısıldayıcının elinde bulunan, betikle birlikte oyuncuların sahnedeki durumlarını gösteren defter.

Figüran: Bir oyunun kalabalık sahnelerini doldurmak için kullanılan, bazen birkaç söz söyleyen, çoğu kez de konuşmayan kişi.

Fiziksel Hareketler Yöntemi: Stanislavski oyunculuk dizgesinde psikofiziksel işlemin fiziksel yanı. Duyguyu yakalamak için fiziksel hareketten yararlanma olgusu. Bu çalışmanın dokuz ögesi vardır:

1- Büyüleyici "eğer"
2- Belirli ortam
3- İmgelem
4- Dikkati odaklama
5- Gerçek ve inanma
6- Duygu-Düşünce alışverişi
7- Duruma uyma
8- Hız (Dış)- Tartım (iç)
9- Duygu belleği

Furi: (Doğ.) Türk doğaçlama tiyatrosunda alkış anlamına gelen argo sözcük.

Fuaye: Oyun başlamadan önce ve antrakt esnasında seyircinin çeşitli ihtiyaçlarını karşıladığı bir çeşit bekleme salonu.


#15
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
- G -


Gazete Tiyatrosu:
Günlük ve geçmiş olayları gazete haberleri biçiminde; belgesel olarak canlı bir uyarma ve propaganda tiyatrosu. Gündelik yaşamda yer alan siyasal ve toplumsal sorunları eleştirel bir bakış açısından verebilmek için, siyasal kabare türünden ve kurgu tekniğinden yararlanır. Önemli bir gazete haberini sahneye projeksiyonla yansıtıp, yeniden canlandırarak yorumlar.

Gag: Bir skeçte, revüde ya da bir eğlence gösterisinde herkesin gülebileceği bir nükteyi kapsayan sözler ya da durumlar.

Gala: Daha çok opera için kullanılan, protokolün çağrıldığı ve resmi giysi ile gidilmesi zorunlu gösteri gecesi.

Galeri:

1-
Latin tiyatrosunda yüksek ve uzun takma saç.
2- Tiyatro yapılarında ikinci asma kat.

Geleneksel Gösteri: Çağdaş tiyatro kavramına karşıt kavramı getiren tiyatro. Bir toplumun kendine özgü yapısının oluşturduğu ve o toplumun yapısında değişiklik sureciyle yakın ilintisi içinde sürmüş, daha sonraki dönemlerde kalıplaşarak donmuş ve kendi özelliklerini korumuş tiyatro.

Geleneksel Türk Tiyatrosu: Türk toplumuna özgü gösterim türlerini kapsayan halk tiyatrosu ve köy tiyatrosu geleneklerini içeren tiyatro. Bunun kapsamına gölge ve kukla oyunu, orta oyunu, meddahlık, dramatik danslar ve konulu savaş oyunları girer.

Gençlik Tiyatrosu:

1-
Orta öğretimdeki gençler tarafından kurulan,yönetilen ve gerçekleştirilen tiyatro.
2- 15 yaş sınırı göz önüne alınarak profesyoneller tarafında oynanan, eğitsel yanı ağırlıklı gençlik tiyatrosu. Gelişmiş ülkelerde profesyonel gençlik tiyatrolarına devlet ödeneği sağlanır.

Gerçekçi Tiyatro: Gerçekçiliğin sınırları çok geniş bir alana yayılır. Hele kavram olarak esnek olduğu oranda belirsizdir. Gerçekçilik deyince, bazen nesnel gerçekçiliği kabul eden, bazen de anlatımı ve biçemi belirleyen bir yöntemi anlatmak isteriz.

1- Tutum olarak: Sofokles'ten, Shakespear'e, Tolstoy'dan Brecht'e kadar, bir takım soyut sanat anlayışları dışında, tüm sanat gerçekçi sanattır.

2- Yöntem olarak: İçeriği, biçemi ve biçimi gerçekçiliğe giren yapıtlar,aşamalar dizisine dayanan kapalı bir toplumun değil, açık bir kentsoylu toplumun sanat anlayışıdır. Gerçekçi tiyatro, gerçekliği nesnel, somut ve dolayımsız olarak yeniden yaratarak yansıtmayı amaçlayan tiyatrodur. Bu estetik akım içindeki tiyatro, olay dizisinin kesintisiz eylemlerinden yararlandığı oranda, anlatıma ve episodik gelişime dayanan biçimleri de kullanır. Gerçekçilik, yazarın ve sanatçının, gerçekliği birey-toplum ilişkilerinin çelişkileriyle incelediği noktada başlar.

Gerçeklik: Gerçek olan, var olan şeylerin tümü.

Gerçeküstücü Tiyatro: Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra Fransa'da Andre Breton'un, Freud'un görüşlerine dayanarak şampiyonluğunu yaptığı ve bilinçaltı varsayımları ile düşte olduğu gibi, parçaları birbirini tutmaz bir anlatım biçimi ile vermeye çalışan tiyatro anlayışı. XIX. yüzyıl sonunda, Fransa'da Alfred Jarry'nin ve daha sonra ozan Appolinaire'nin öncülük ettiği tiyatro anlayışı. Artaud'nun tiyatro görüşlerine içeren Le Theatre et son Duble adlı yapıtı da bu akımın gelişimi içinde yer alır.

Gevşeme: Stanislavski dizgisinde bir oyuncunun dikkatini toplayabilmesi için gerekli olan ruhsal ve kassal rahatlama.

Gezici Tiyatro: Belli bir yerleşik düzeni olmayan kentten kente, köyden köye gezerek oyunlar oynayan tiyatro.

Giriş Müziği: Oyunun başladığını belirten ve seyirciyi oyunun atmosferine sokmayı amaçlayan perde açılmadan ya da açılırken çalan müzik.

Görsel Etmenler: Işıklama aygıtlarıyla yapılan sahne etmenleri. Göze yönelen, ışıklama ve izdüşüm yoluyla gerçekleştirilen etmenler.

Gösterim: Sahnede, alanda ya da gergi üzerinde oynanan, göz ve kulağa yönelen oyunların, dansların ve benzeri sanatların tümüne verilen ad.

Grotesk: Tiyatroda karikatürleştirme işleminin özü olan grotesk, seyirciyi yabancılaştırarak, tuhaf ve şaşırtıcı biçimlerle karşıt görüntüleri birleştirerek güldürmeye yönelen, ussal dizgiye karşı çıkarak, ussal bir sonucu getiren, temelde ciddi, ama görünüşte gülünç ve abartılı olan biçim.

Grotesk Tiyatro: XX. yüzyılın başlarında, İtalya'da Birinci Dünya Savaşı'nın yarattığı karamsarlıktan, anaparacı düzenden ve sanayileşmenin kentsoylu yaşamında yol açtığı yabancılaşmadan kaynaklanan "gerçekliğin çokluğu" ile düzenin "iki yüzlülüğü"nü vurgulayan kara gülmece niteliğindeki oyunların tümüne verilen ad. Öncelikle Luigi Pirandello'nun oyunlarındaki "maske-yüz" ikilemi ile insanın özü ile davranışları arasındaki çelişki ortaya çıkarılmak istenmiştir. Meyerhold, bu biçimi maddeci diyalektiği temel alan bir içeriğe oturmuştur.



- H -


Hafif Komedya:
Tek amacı eğlendirmek olan bu komedya biçiminde esnek bir doku vardır. Konuşma örgüsü hızlı bir gelişim gösterir. İnce bir taşlamayı kapsar.

Hafiflik: Tiyatro konuşmasında doğru boğumlamayı engelleyen yapaylık.

Halk Tiyatrosu: Geniş halk yığınlarına yönelen hem öğretici, hem eğlendirici tiyatro.

Hareket Yapımı: Oyun düzeninde yoruma uygun olarak hareketlerin ortaya çıkarılması. Hareketin uygulayımsal ölçülerinin, duygusal değerlerinin ve niteliklerinin saptanması.

Hint Tiyatrosu: İS önce 320 tarihinden VIII. yüzyılın sonlarına kadar süren klasik dönemden sonra IX. yüzyılın başlarından sonlarına kadar süren "klasik sonrası" dönem içinde gelişen Hint Tiyatrosu'nun kapsamı içine yazılan betikler, gölge oyunu ve danslar girer. Hint Tiyatrosu'nda iki temel dram türü vardır:

1- Malzemesini mitologya ve tarihten alan,dolayısıyla kahramanları işleyen nataka.
2- Malzemesini günlük yaşamdan alan ve olağan insanlarla devlet memurlarını ele alan prakarana.

Hipokritos: Eski Yunanca'da hypokritos anlamına gelir. İÖ 534'te Thespis'in koro içinden birini ayırıp korobaşı durumuna getirmesiyle birinci oyuncu doğmuştur. Bu oyuncu koronun söylediklerine karşılık verdiğinden, ona hypokritos denilirdi.

Hokkabazlık: Bir seyirlik oyun çeşidi. 15. ve 16. yüzyıllarda Yahudiler eliyle Türkiye'ye girmiş, beceriden çok söyleşme niteliğini kazanışıyla, dramatik gösteri haline gelmiştir. Hokkabazlık'ın başkişileri Usta ile onun oyunlarını bozmaya ve taklit etmeye çalışan Yardağı'dır. Hokkabazlık giriş bölümüyle başlar, muhavere'yle yürür, bitiş'le sona erer.


#16
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
- I -


Işık: Yönetmenin, sahnenin ya da salonun aydınlatılması için verdiği buyruk.

Işık Köprüsü: Sahne ağzının seyirciye görünmeyen üst kesiminden ışıldakların asıldığı ve ışıklamanın düzenlendiği köprü. Işık köprüleri çeşitlidir; seyirci salonunda ve sahnede ortada ya da yanlarda olabilir.

Işık Odası: Sahne ışıklama dizgesinin denetlendiği ve ışıklama tasarımcısı ile yardımcılarının çalıştığı oda.



- İ -


İbiş: Doğaçlamaya dayanan Türk halk tiyatrosunda güldürünün baş yapımcısı olan uşak tipi. Bu tip Türk kuklasından gelmiş ve Kel Hasan'ın Tuluat Kumpanyası'nda geliştirilmiştir.

İbret Oyunu: Ortaçağ dinsel tiyatrosunun bir oyun türü. Hıristiyan ahlak öğretisinin propagandasına dayanan İbret Oyunu'nda eylem, "hayır" ve "şer" gibi kişileştirilmiş soyutlamalar, alegorik kişileştirmeler arasındaki savaşım biçiminde geçer. Gizem oyunlarına karşıt, İbret Oyunu, tek perdelik oyunlar halinde, meslekten oyuncularca oynanırdı. İbret Oyunu, üç bölümden oluşurdu: Ölüm dansı, erdemler arasındaki atışma ve insanlığı temsil eden oyun kahramanının kendi ruhunun kurtuluşu adına bir çatışmadan geçmesi. İbret Oyunu, zamanla dünyevi özellikler kazanmış, İnsanlık gibi soyut kişileştirmelerin yerini somut kişiler alırken, soyut kavramlar da güncel yaşama indirilmiştir.

İç Dekor: Bir odayı ya da kapalı alanı gösteren bir dekor.

İç Monolog: Bir oyuncunun sahnede konuşmasına karşın, düşündüklerini ve ruh durumunu seyirciye duyurması.

İçbükey Mercek: Iraksak (uzaklaştırıcı) mercek;bakılan bir şey olduğundan küçük görünür.

İçli Komedya: Çocuksu, yüzeyde, yalın ve kentsoylunun ahlak kavramlarını vurgulayan içli, acıklı ve sonu mutlulukla biten komedya biçimi. Genellikle, aralarına engeller konulan iki sevgilinin birleşmeleriyle tamamlanır. XVII. yüzyılda, Fransa'da Nivelle de la Chaussee adlı bir yazar tarafından ortaya çıkarılmıştır.

İmge Tiyatrosu: Sahne tasarımcısı Robert Wilson'un imgelere dayanan, sahne plastiği ve ışık anlayışıyla gelişen oyun düzeni biçemine verilen ad. Robert Wilson'dan kaynaklanan bu tiyatro eğiliminde, geleneksel dramaturgi ve sahne tekniklerinin dışına çıkarak imge dizilerinin oluşturulmasına, oyun kişileri, yer ve zaman gibi dramatik öğelerin biçimsel parçalanmasına çalışılır. Sahne üzerindeki estetik hareketli resimlerde geliştirilen bu sahneleme anlayışına "Resim Tiyatrosu" da denilmektedir.

İmgelem: Stanislavski oyunculuk dizgesinde, oyuncunun,bir yapıtın öyküsünü sanatsal bir yolda sahne gerçeğine çevirmesinde başvurduğu varsayma işlemi. Oyuncunun sözcükler ardında yatan alt metni bulmak için başvurduğu imgelem. İmgelem bir oyuncunun uygulayım aracıdır.

İtalyan Sahnesi: İlk kez Rönesans'ta İtalya'da yapılmaya başlanan çerçeve sahneli ve perdeli sahne türü.

İyi Kurulu Oyun: XIX. yüzyılın başlarında, Fransız yazar Eugene Scribe tarafından önerilen uygulayımı yetkin bir oyun biçimi.

Şu özellikler vardır:

1- Olay dizisi seyircinin bildiği, ama oyun kişisinin bilmediği bir giz üzerine kurulur; bu giz oyunun çözümüne dek saklı kalır.
2- Serim, eylemin gelişimi boyunca gerçekleştirilir ve seyircinin ilgisi baştan sahneye çekilir.
3- Dördüncü perde ulaşılan doruk nokta, o oyunun zorunlu sahnesidir.
4- Her oyunda bir yanılgı sahnesi vardır. Özü hafifletip biçimi vurgulayan bir oyun kurma anlayışıdır.

İzlenimci Tiyatro: 1896 Bildirisi ile doğalcılığa karşı çıkmış bir akım. Çoğu kez simgeci tiyatro ile çakışır. "Maddeyi bırakın, ruhu verin!" sloganı ile ortaya çıkan bu akımın yazarları yapısalcı sahne anlayışını başlatmışlardır. Plastik sahne anlayışı, biçemleme (stilizasyon), bütünü simgelerle verme ve iç eylemi ön plana alma özellikleri bu akımın temel nitelikleri arasına girer. Simgeci tiyatro, atmosfer tiyatrosu ve biçemci tiyatro ile eşanlamlı olarak kullanılan kavram. 20. yüzyılın başlarında, başlıcalıkla Fransa'da ortaya çıkmış bir tiyatro anlayışı olan İzlenimci Tiyatro, gerçekliğin gösterilmesinden çok, ondan edinilen izlenimin yaratılmasını amaçlar, psikolojik deneyime dayanır. İzlenimci Tiyatro'da, simgeci bir anlatımla, şiir dilinde, söz gücüne, öte yandan, sahne tasarımı, sahne ışığı ve sahne müziği yoluyla sahnede "atmosfer" yaratılmasına, eylemin dış atmosferle bağıntılı olmasına önem verilir.

İşçi Tiyatrosu:

1-
İşçi sınıfının çıkarları doğrultusunda, onların sözcülüğünü yapan tiyatro.
2- İşçileri dinlendirip eğlendirirken öğreten tiyatro.


- J -


Japon Tiyatrosu:
Belli bir estetik uzaklık uygulayımı ile oynanan oyunları kapsayan bu tiyatro, tiyatralliği sağlayacak tüm öğelerden yararlanır. Bu tiyatroda, müzik, dans, ezgi, sözsüz oyun, maske, giysi önemlidir. Batı tiyatrosu Japon Tiyatrosu'ndan Çiçek Yolu'nu ve döner sahneyi almıştır. Çiçek yolu, sahneden salonun arkasına dek uzanan ve seyirci yerlerinin ortasından geçen bir oyun alanıdır; seyircinin arasında duran bir köprü gibidir.

Jelatin Süzgeç: Işıldakların önüne konulan renkli, yanmaz jelatin süzgeç. Sahne ışıklaması renklendirmede ve atmosfer yaratmada kullanılır.

Jest: Oyunculukta iç yaşamı belirginleştiren baş, el, kol hareketleri.

Jön Prömiye: Genç erkek kahraman; aşık tipi. Fransızca'dan gelen bu sözcük, en çok Türk doğaçlama tiyatrosu sanatçıları tarafından kullanılmıştır.


#17
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.

- K -


Kaba Güldürü:
Kalın çizgili,kaba esprilere ve hareketlere dayandırılarak, salt eğlence amacıyla geliştirilen güldürü.

Kabare: Daha çok güncel siyasal konuları, toplumsal ve kültürel gündelik yaşamdaki yozlukları, acı, iğneleyici bir dille, sivri bir biçimde taşlayan; toplum eleştirisi yapan şarkı, parodi, skeç, söylev, sözsüz oyun, şiir ve karikatürden, vb. kurulu; doğmacaya açık gösteri ve oyunların sahnelendiği; oyuncular ile izleyicinin "içli dışlı" olduğu; yazar ve izleyicinin katılabileceği bir küçük tiyatro türü. Başlıcalıkla siyasal taşlama biçimi içinde kendini ortaya koyan ve geniş kendi izleyicisiyle bağımlı olan Kabare Tiyatrosu, tutarlı eylem yapısından yoksun olduğundan revü ve varyeteye yaklaşır. Gerek yanılsamacı anlatım araçlarından kaçınma, gerek dilin gündelik çekiciliğini yitirdiğinden daha önce yapılmış numaraları yineleyememe dolayısıyla, Kabare Tiyatrosu, "gelip geçici bir sanat" olarak da nitelendirilir. İzleyicinin bilme ve beğeni düzeyiyle de yakından bağlı olan Kabare Tiyatrosu, gülünçleme, parodi ve karikatürleştirme yoluyla izleyicinin önyargılarını, gündelik "yanlış bilinç"ini dağıtmaya çalışır. İlk kez, 1881'de, Paris'te R. Salis tarafından açılmış olan Kabare Tiyatrosu, Almanya, İsviçre ve Avusturya'da gelişme göstererek, tüm Avrupa'ya yayılmıştır. Kabare Tiyatrosu, 1. Dünya Savaşı öncesi ve sonrası dönemlerde iki eğilim göstermiş; bir yanda eğlendirici tiyatro özellikleri içinde kabare-revüleri biçimini alırken, öbür yandan kitleleri aydınlatıcı ve uyarıcı bir işlevle yüklü, siyasal edebi bir biçimde varolmuştur. Fransız Direniş Hareketi içinde chanson olarak önem kazanmış, 2. Dünya Savaşı'ndan sonra ise Kabare Tiyatrosu Rönesansı'na tanık olunmuştur. Kabare Tiyatrosu, tüm dönemlerde ve yönelimler altında yasaklamalara uğramıştır.

Kabuki: Japonya'da, soyluların tiyatrosu olan No tiyatrosu karşısında, günlük yaşama dönük halk tiyatrosu.

Kadın Tiyatrosu: Kadınlar tarafından, kadın sorunları üstüne, kadınlar için yapılan tiyatro etkinlikleri. 1960'larda kadın hareketinin ortaya çıkmasıyla önem kazanan Kadın Tiyatrosu, varlığını kadın hareketine bağlı olarak korumuştur. Daha çok yarı profesyonel ve amatör topluluklarca gerçekleştirilen Kadın Tiyatrosu'nun oyunları kadın yazarlarca ele alındığı kadar, Kadın Tiyatrosu topluluklarınca de kaleme alınıp geliştirilmektedir. Revü ve kabare tiyatrosu biçimi gösteren Kadın Tiyatrosu oyunları, çeşitli sahneleme biçimleri içinde ele alınmakta, genelinde geleneksel sahneleme yöntemlerinden ayrılma eğilimi taşımakta, "kadın estetiği" çizgilerini yakalamaya çalışmaktadır. Biçimce belli bir biçeme ya da okula, akıma bağlı olmayan ve biçemce ortak yanlar taşımayan Kadın Tiyatrosu, içerikçe ortak bir temele oturmakta, geçmişte ve günümüzde kadının toplumda ezilmesi, kadına yanlış bakış, kadınların siyasal ve toplumsal ekonomik hakları, kadın cinselliği ve eşcinselliği gibi sorunları işlemektedir. Kadın Tiyatrosu, başlıcalıkla eş sorununu ele alırken, ataerkil erkek ilişkilerini olumsuzlamakta, kendi tersinlemeli düşüncelerini ortaya koymaktadır. Serbest tiyatro akımı içinde yer verilen Kadın Tiyatrosu, avangart tiyatro ile Off-Off Brodway tiyatrosu üstünde etkili olduğu kadar, çok çeşitli deneyimlere de sahne olmuştur. Kadın Tiyatrosu toplulukları, genellikle, topluca üretimde bulunmayı amaçlamakta, metin ve sahneleme üstünde topluca çalışmalar yürüterek, kendi estetik tasarımlarını geliştirmeye çalışmaktadır. 1970'lerden sonra, Kadın Tiyatrosu, uluslar arası etkinliklere de tanık olmaya başlamıştır. Kadın Tiyatrosu, kendi oyun yazarlarını da, yetiştirmekte (örneğin, G. Reinshagen, E. Jellinek, F. Rame- İtalya); ABD'de ise siyah Kadın Tiyatrosu'na tanık olunmaktadır.

Kahramanlık Komedyası: Kralların, prenslerin ve soyluların beş oyun kişisi olduğu, serüvenleri kapsayan komedya.

Kahramanlık Tragedyası: İngiltere'de, 17. yüzyıldaki Restorasyon Dönemi'ne özgü tragedya. Fransızların klasik tragedya biçiminden esinlenilerek onur, aşk ve ülkeye bağlılık temalarından hareket eden bu tragedyanın kahramanları daha çok soylulardır.

Kahya: Anadolu köy seyirlik oyunları düzenleyenlere verilen adlardan biri.

Kanbur: Orta Oyunu ve Gölge Oyunu tiplerinden biri. Genellikle geveze, saldırgan ve sevimsiz bir kişi olarak görülür.

Kara Gülmece: Acı alay, içinde kişiyi düşündürecek ve hüzünlendirecek gülmece. Saçma ve abes mantık içinde, groteski de kullanarak gerçekleri alaylı bir biçimde gösteren gülmece; toplumsal karmaşaya bir tepki olduğu kadar, eleştirilen konuyu abes ve saçma anlamıyla belirtir.

Karakter: Kişileştirme işleminde derinlemesine ele alınan oyun kişisi; kendine özgü nitelikler içinde ruhsal gelişimi olan oyun kişisi. Karakterlerin, dış görünüşleri ötesinde anlamış ağlayan iç yaşamı vardır.

Karakter Komedyası: Bu komedya biçiminde gülünç kahramanın yanlış ve zayıf yanları öne çıkar. Toplum içindeki yanlışların eleştirisi bas oyun kişisi yoluyla sağlanır.

Karakter Oyuncusu: Kendine özgü ruhsal gelişimi ve davranışı olan, özellikle yaşlı kişilikleri canlandırmada usta olan yalancı.

Kavuk Devirme: Orta oyununda Kavuklunun kavuğunu yere düşürmeden bir baş hareketiyle devirmesi. Bu tıpkı Karagüzün ışkırlağını arkaya atması gibidir. Kavuklu bunu kavuğunun arka kenarını ensesiyle sıkıştırarak yapardı. Kavuk devirmenin, siyasal-toplumsal göndermesi son padişahlar döneminde çok sayıda vezir kafası uçurulmasına bağlanabilir. Vezir azledildiğinde "kavuk devrildi" deyimi halk arasında yerleşmişti.

Kavuklu: Orta Oyunun iki eksen tipinden biri.Türk gölge oyunundaki Karagözün canlı özdesi. Dışa dönük, özü sözü bir, dobra sağduyusu olan okumamış bir halk tipidir. Halkın düşüncelerini ve duygularını yansıtır. Haksızlığa, ikiyüzlülüğe karşıdır. Ekmek parası için beceremediği işlere bile girer, hakkı olmayan parayı kazanmayı sevmez. Öğrenim görmediği için bilgisizdir, ama sezgileri güçlüdür. Özellikle Pişekar tarafından sömürülür. Düş kurmayı sevmez, gerçekçidir. Her şeyi olduğu gibi kabul eder ve yanlışları dosdoğru yüze vurur. Özeleştirisi de olduğundan sevimlidir. Gülmecenin baş mimarı olduğu için ona Nekre de denir.

Kenar Tiyatrosu: Bir kentin kenar semtlerinde gösteri düzenleyen yerleşik ya da gezici tiyatro topluluğu.

Keranos: Antik Yunan tiyatrosunda,sahne üzerinde rol gereği ölenleri kaldırmakta kullanılan vince benzeyen araç.

Kerkides: Antik Yunan tiyatro yapısında seyir yerini dikine kesen basamaklı yol.

Kilise Oyunu: Kilise tarafından yönetilen ve denetlenen, çoğu kez rahiplerin oynadığı, Hıristiyan öğretisini yaymaya yönelik oyun.

Kilise Tiyatrosu: Dinsel günlerde rahiplerin ya da kiliseye gelenlerin oynadıkları dinsel oyunları sunan topluluk. Orta Çağın ilk yarısından bu yana sürüp gelen bir tiyatro geleneğidir.

Kitle Tiyatrosu: Sayıları bini bulan oyuncu ve izleyicinin yer aldığı tiyatro. Tiyatro reformu düşünceleri bağlamında yer almış olan Kitle Tiyatrosu kavramı, ilk kez 1920'de Rusya'da, "Kızıl Takvim Yılı" şenliklerinde gerçekliğe kavuşmuş; daha sonra 1920-24 yıllarında Leipzig sendika şenlikleri oyunlarında, E. Toller'ın yazdığı senaryolarda, 1930'larda sosyal demokrat spor şenliklerinde, daha sonra da Nazi döneminin kitlesel gösterileri içinde yer almıştır. Kitle Tiyatrosu'nda, kitlelerin topluca ritmik devinimi , koro halinde konuşma, müzik, ışıldak ışığı, vb. önemli öğelerdir.

Kişileştirme: Oyunun özüne uygun olarak eylemin gelişini sağlayan kişilerin yapımı. Oyun kişisinin yapımı , yönelişleri, davranışları, görünüşleri, hareketleri, çevreleriyle ilişkileri vb. ile gerçekleştirilir. Kişileştirme, tip ve karakter olmak üzere iki çeşittir.

Klasik Komedya: 17. yüzyılda, Fransa'da Moliere ve 18. yüzyılda Almanya'da Lessing komedyaları için kullanılan terim.

Klasik Tiyatro: Tiyatro ve drama sanatında kendine özgü bir norm bütünlüğüne ulaşıldığı ve bu normların daha sonraki dönemlerin tiyatrosuna ve drama sanatına örnek oluşturduğu evreler için kullanılan genel sanat tarihi kavram; örneğin, antik Yunan tiyatrosu, 16. yüzyıl Rönesans İtalyan tiyatrosu, 17. yüzyıl klasik Fransız tiyatrosu, Elisabeth tiyatrosu, Altınçağ İspanyol tiyatrosu, Alman Weimar klasik tiyatrosu, vb.

Kolbaşı:

1)
Orta Oyununda kolların başında olan ve kola adını veren sanatçı; bu sanatçı kol oyunlarını düzenler ve yönetirdi.
2) Daha önce kolların başında bulunan kişiye verilen ad.

Konstrüktivist Tiyatro: İşçi sınıfının sanayileşme sürecindeki emeğini ve üretimini, çalışma tartımını ve devinimini anlatmak için Sovyet yönetmen Meyerhold tarafından ilk kez denenmiş, Vakhtangov, Tayrov gibi birçok genç kuşak yönetmen tarafından, belli farklılıklarla sürdürülmüş, tiyatralliği öne alan anlayış. Perdelerin çevre düzenlemesinin ve kulislerin olmadığı çıplak bir tiyatro sahnesinde bina yapımında kullanılan iskeleye benzeyen bir dekorda çeşitli yükseltiler, iskeleler, çarklar, eğik düzeyler, kuleler kullanılır. Bu atmosfere uygun olarak, Meyerhold, insanın dirimselliği ile mekaniğini birleştirme amacını güden konstrukvist anlayışı pekiştirmek amacıyla yeni bir oyunculuk estetiği zerinde durulmuştur.

Köşebaşı Tiyatrosu: Köşe başlarında, yalın, hemen anlaşılabilecek, genellikle siyasal ve toplumsal içerikli, kalın çizgili oyunlar oynayan az kişili topluluk.

Kulisler:

1)
Sahnenin iki yanında,dekorun görüngesini tamamlayan ve derinliği sağlayan,yerleri değişebilen çerçeveli büyük panolar.
2) Bu panolar arasındaki oyuncuların girip çıktıkları yerler.
3) Dekorun arkasında kalan sahne oylumu.

Kıyıcılık Tiyatrosu: Antonin Artaud'nun 1938'de öne sürdüğü, oyunculuğu, bilincin yok edildiği trans durumuna kadar götüren, dolayısıyla oyuncuyu yok eden ve seyredeni şoka uğratacak sahneleri kapsayan aşırı bireyci tiyatro anlayışı.


#18
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
- L -


Lal: Anadolu'da sessiz ve sözsüz köy seyirlik oyunlarına verilen ad.

Lazzi: Commedia dell Arte oyuncularının teknik gerektiren güldürücü hareketleri için kullanılan uluslararası terim.

Lirik Oyun: Baştan sona ya da bir kesimi müzikli olan oyun.

Lleşme: (Alm. Lambadazismus, Fr. Lambdacisme İng. Lambdancism) Bir konuşma eksikliği; R harfini L gibi söyleme kusuru.

Loca: Özel bölme.


- M -


Maske Tiyatrosu:
Maskeyle oyunculuğa dayalı tiyatro. Maskenin kökeni, katılaşmış ölü insan yüzü olarak ölümün trajikliğinden kaynaklanır; bunun için de maske, öbür dünyaya ilişkin olarak gündelik gerçeğin yerine "ikame gerçeklik"i, çifte gerçekliği; "kılık değiştirme" olarak oyunculuğun temel güdüsünü oluşturur; bu anlamda da tiyatro, Maske Tiyatrosu olarak başlamıştır, denebilir. Maske Tiyatrosu'nun ilk önemli uğrağı, antik Yunan tiyatrosudur. İnsan yüzünden büyük olmayan maskelerle oynanan antik tragedyaya 28 değişik maske tipi; komedyada ise 44 ayrı maske tipi vardı. Maskeler, uzaktan görülebilirlik ve tip çizme özellikleri yanısıra, oyuncuların çok çabuk rol değiştirmesine, değişik rolleri oynamasına olanak sağlıyordu. Maske Tiyatrosu'nun ikinci önemli uğrağı commedia dell'arte'dir; burada, tipler, kendilerine özgü maskeleriyle belirlenimliydiler. 20. yüzyılın başlarında tiyatro reformuyla birlikte, üstün kukla anlayışı içinde, maske yeniden önem kazanmıştır. Çağdaş tiyatroda Brecht, Grotowski, Strehler gibi yönetmenler ile Bread and Puppet Theatre gibi topluluklar, Maske Tiyatrosu'nun özgün örneklerini vermişler; Theatre du Soleil (Paris) gibi topluluklar, etnik tiyatro anlayışı içinde, yabancı kültürlerin giysi, dans ve müzik biçimleriyle birlikte maske geleneğini de kendi uygulamalarına almışlardır.

Maskelemek:

1)
Bir oyuncunun başka bir oyuncunun önüne kayarak seyircinin onu görmesini engellemek.
2) Yapılmayan bir işi yapılıyormuş gibi göstermek için oyuncunun gövdesiyle, yaptığı işi seyircinin görüşüne kapaması.

Mayıs Oyunları: Dinsel bolluk törenlerin kaynaklanan gösterilerdeki oyun. Bunlara hasat oyunları, güz dönemi oyunları da denir.

Meddah: Dramatik öykü anlatıcı. Arabisatan'da Hz. Peygamber'i ve ailesini olduğu kadar, hükümdar ve kahramanların da övgüsü yapmak olarak yer alan Meddahlık, Türkiye'de kendine özgü bir tiyatro sanatı türü olmuştur. Meddahlar'ın dağarcıklarında yalnızca görülebilir değil, İslam kaynaklarına dayanan dinsel konular, İran kaynaklarına dayana efsane, destan ve Şehnameler; Türk hikaye, masal ve efsaneleri, romanlar ile tiyatro oyunları da bulunmaktaydı. Genellikle Ramazan akşamlarında, kahvehane gibi kapalı yerlerde ve halkın içinde gösterilerini gerçekleştiren Meddah'ın hem başlık yerine kullanmak için, hem de türlü ses ve ağız taklitleri yapmak için omzuna astığı geniş bir mendil, elinde de oyunu başlatma, izleyiciyi sessizliğe çağırma ve saz, süpürge, tüfek, at, vb. yerine kullanmak için bir sopa vardı. Anlatılarına şiirler, tekerlemeler ve kalıplı sözlerle başlayan Meddahlar, anlattıklarının üslubunu taklitli bir anlatıya ya da temsile uygulayarak, "tek kişilik gösteri"lerini sunar, yine kalıplı sözlerle gösterilerini bitirirlerdi. Günümüzde Meddahlığı yeniden çeşitli biçimler altında yaşatma eylemlerine tanık olunmaktadır.

Mekanik Tiyatro: Oyuncu olarak insanın yerini mekanik olarak hareket eden nesnelerin aldığı ya da insanların mekanik hareketli oyunculuğuna dayanan tiyatro biçimi için kullanılan kavram. 20. yüzyılın başında tiyatro reformu hareketine bağlı olarak Craig tarafından ortaya atılan "üstün kukla" oyunculuk anlayışıyla ortaya çıkmış olan Mekanik Tiyatro, tiyatroyu mekanik bir araç haline getirmeyi amaçlar. Fütürüst tiyatro da "mekanik bale"ler gerçekleştirmiş; tiyatroyu "duyguları üretme makinesi" olarak görmüştür. Fütürüst tiyatronun Mekanik Tiyatro anlayışından etkilenen konstrüktivist tiyatro, Rusya'da Devrim sonrasında "fütürüst opera" örneğinde "elektronik gösteri"ler düzenlemiştir, F. Legger, "insan merkezci gösteri"ler mekanik olarak yenileştirmeye yönelirken, Bauhaus sanatçıları da Mekanik Tiyatro'yla kuramsal ve pratik olarak uğraşmışlardır. Bauhaus "sahne atölyesi"nin yöneticisi O. Schlemmer, insan bedenin mekanik yönünü öne çıkarmaya, mekanik olarak hareket eden geometrik sanatfigürü haline getirmeye çalışmış; L. Maholy-Nagy ise, biçim, ışık, renk, ses ve hareket gibi canlandırma öğelerinin birleşmesinden "eylemsel olay" yaratmayı denemiş; Kandinski soyut bireşimci sahneyi kurmayı istemiştir. Laterna magica ile çokmedyalı tiyatrolar, Mekanik Tiyatro'nun günümüzdeki örnekleridir.

Merak: Olay dizisinin gelişimi ile seyircide uyandırılan soru duygusu.

Mercek: İçinden geçen koşut ışınları düzenli bir biçimde bir birine yaklaştıran ya da birbirinden uzaklaştıran saydam cam. Tiyatroda daha çok yakınsak mercek kullanılır.

Mevki: Orta Oyununda erkek seyircilere ayrılan yer.

Meydan: Orta Oyununun oynandığı alan.

Mezzetino: Commedia dellarte de giysisi kırmızı beyaz kurdelelerle süslü uşak tipi.

Mim:

1)
Oynamak.
2) Oyuncu; bugünkü anlamıyla.
3) Yalnızca hareketlere dayanan sözsüz oyun.

Mimesis: Taklit, benzetme, öykünme. Platon bu terimi sözlük anlamıyla, yani öykünme olarak kullanmış, Aristoteles dram sanatı konusunda bu terimi yeniden yaratma ve yansıtma anlamıyla yorumlamıştır. Tiyatro sanatının temeli ilkelerinden biridir.

Mimodram: Üst düzeyde sanat ve tekniği gösteren sözsüz oyun.

Monodram: Tek kişilik oyun.

Muhavere: Orta oyununda söyleşme bölümü. Zurna, Kavuklu havası çaldıktan sonra ortaya Kavuklu ile Kavuklu arkası girerler ve Pişekar ile muhavere başlar. Bu bölüm iki kesimini kapsar: Arzbar ve Tekerleme. İlkinde, oyunun yönlendiricisi Pişekar ile oyununun nekre kişisi Kavuklu arasındaki konuşmada kimlikleri ve ne iş yaptıkları ortaya çıkarmakta bir çeşit serim kesimidir. Tekerleme de ise Kavuklu, olağan dışı bir olayı başından geçmiş gibi anlatır. Pişekar iki de bir sorular sorarak konuyu aydınlatmak ister; laf ebeliği yapılır ve sonunda Kavuklu'nun anlattıklarının bir düş olduğu anlaşılır.

Müzikli Tiyatro: Büyük bir kesimi ezgiler ve danslarla gelişen, ama dramatik konuşma öğesini de kullanılan tiyatro. Operetle olan tek farkı, müzikli tiyatrodan caz ve popüler müziğin ağır basmasıdır.


#19
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
- N -


Natüralist Tiyatro:
Gerçekliğin doğaya bağlı kalınarak yansılanmasını isteyen natüralizmin tiyatrosu. Felsefi pozitivizmin, belirlenimcilik düşüncesinin ve çevre kuramının temellik ettiği Natüralist Tiyatro, gününün gerçeklerden uzakta burjuva tiyatrosuna karşı, gerçekliği bilimsel kesinlik içinde vermeyi, insanı tüm fiziksel ve toplumsal bileşkenleri içinde çözümlemeyi amaçlamıştır. Emile Zola'nın kuramcılığında gelişme gösteren Natüralist Tiyatro, "sanat, tabiatın bir parçasıdır" ve "sanat, yeniden tabiat haline gelmeye çalışır" ilkeleri doğrultusunda ürünler vermiştir. Romantik tiyatroya karşı olduğu kadar, iyi kurulu burjuva oyununa karşı da yer almış olan Natüralist Tiyatro, işçi ve emekçi sınıfların sorunlarına olduğu kadar, toplumdışı kalmış insanlara da eğilmiş, burjuva-kapitalist topluk hastalıklarını gözönüne sermiştir. Ancak, gerçekliği dolayımsız olarak alışıyla, ampirik gerçekliğin ötesine geçememiş; çözümsel yönteme ağırlık vererek, somut, tikel ayrıntısal gerçeklik üstünde durmuştur. Nesnelciliğin öne çıktığı Natüralist Tiyatro'da gerçekliğin bire bir kopyası sergilenmeye çalışılır; oyun dili, gündelik konuşma dili ve bölgesel ağız olarak alınır; sahne tasarımı, sahne giysisi ve donatımlığı doğal gerçeğe ayrıntılarıyla tam uygunluk içinde uygulanır. Karakter çizimi önplana çıkarken eylemde toplumsal ve doğasal koşullanma ve belirlenmeye mutlaklık tanınır; yaşam, yaşam dilimleri içinde verilir; eylem-yer-zaman birliğine uyulur ve izleyici ile sahne arasında "dördüncü duvar" çekilerek, oyunun kapalı bütünlüğü korunmaya çalışılır. Bu nedenle Natüralist Tiyatro, tam bir benzetmeci tiyatro, tam bir yanılsamacı tiyatrodur. Buna uygun olarak, oyunculuk bütün bütüne özdeşleşme yöntemine dayanırken, sahnelemede dış görünüşün doğallığı korunur. Eylemde kısalık, kahraman yokluğu, sahnelerin art arda sıralanması, Natüralist Tiyatronun başlıca dramatik özelliklerindendir; çok çeşitli belirlenimleri içinde çizilen karakter, çevrenin kalıtımsal özelliklerinin bir toplamı olarak ortaya çıkar. Natüralist Tiyatro, burjuva-kapitalist toplumda "herkesin herkesle savaşı"nı, burjuvazinin acımasız olarak kendini gerçekleştirişini, insanda yıkıcı olan yanı sergileyişiyle toplumcu düşünceye hizmet etmiştir. Natüralist Tiyatro'nun başlıca temsilcileri Fransa'da Antoine ve Theatre Libre, Almanya'da, O. Brahm ve Freie Bühne, İngiltere'de Independent Theatre, Rusya'da Stanislavski ve Moskova Sanat Tiyatrosu, İtalya'da verismo akımı yanısıra, yazar olarak Zola, Goncourt, Ibsen, Strindberg, Hauptmann, Gorki ve O'Neill'dir.

Nekre: Nükte gücü üstün oyuncular için kullanılan sözcük. Orta Oyunu'ndaki Nekre Kavuklu'dur.

No Oyunu: Japon tiyatrosunda ezgili, danslı, dinsel niteliği olan eski oyun biçimi.

Nokta Işıldak: Çok dar bir alanı, örneğin yalnızca gözleri aydınlatan özel mercekli ışıldak.

Nümayiş: İran'da halk tiyatrosuna verilen ad.



- O -


Oda Tiyatrosu:
Seyirci sığası yüz kişi yada az olan minik tiyatro.

Okul: Tiyatroya yeni bir görüş, yeni bir anlayış ve heyecan getiren, bunları kurallara bağlayan çığırın kaynağı.

Okul Tiyatrosu: Okul öğrencilerinin kurdukları ve gerçekleştirdikleri tiyatro. Orta öğrenim öğrencilerinin sosyal etkinlikler kapsamında ortaya çıkardıkları amatör tiyatro.

Okuma Çalışması: Oyun çalışmasının ilk evresindeki metin üzerinde yapılan çalışma. Bu evrede metin oyuncunun sahne konuşmasına aktarılmayabaşlanır.

Okuma Oyunu: Sahnede oynanmak için değil, okumak için yazılmış oyunlar. Okuma Oyunları, dramatik biçime önem vermeyen, tiyatro koşullarını gözönüne almayan, retoriği öplana çıkaran ve belirli bir şiir anlayışını dramatik uygulamaya yeğ tutan oyunlardır.

Orkestra:

1)
Antik tiyatro yapılarındaki proskenenin önünde ve seyircilerin orta yerinde bulunan, koronun yuvarlak oyun alanı. Bu alan Roma tiyatrosunda yarım yuvarlak biçime girmiştir.
2) Bugünkü anlamıyla müzisyenler topluluğu.

Orta: Orta Oyununun oynandığı alan. Uzunluğu 30 arşın (20 metre), genişliği 20 arşındı (14 metre). Çevresine kazıklar çakılarak çepeçevre ip dolaştırılır ve böylece seyirci ile oyun yerinin sınırı çizilmiş olurdu.

Orta Antik Komedya: Antik Yunan komedyasının ikinci evresidir. Eski komedya ile orta komedyayı ayıran kesin bir sınır yoktur. Aristofanes her iki dönemde de vardır. İÖ 423 ile 330 yılları arasında gelişmiştir. Kişisel ve siyasal taşlama yoktur.

Orta Oyunu: Türk doğaçlama halk tiyatrosu. Kol oyunlarından gelişerek 19. yüzyılda kesin biçimine kavuşan Ortaoyunu, adını, izleyicilerin, çevre oldukları bir orta yerde oynanmasından alır. Ortaoyunu, kendi bir özelliği olarak, açık yerlerde, palanga ya da meydan adı verilen yuvarlak ya da yumurtamsı bir alanda oynanır; burada, erkek izleyicilerin oturduğu mevki ile kadın izleyicilerin oturduğu kafes, ip gerili kazıklarla ayrılmıştır; oyuncular, sahne giysilerini değiştirdikleri, önü perdeyle kapatılmış sandık odası'ndan kapı yoluyla oyun alanına girerler. Ortaoyunu'nun dekoru, 68 cm. -1 m. Yükseklikte, genellikle Kavuklu'nun işyerini temsil eden ve iki kanatlı bir kafes olan dükkan ile 1.5 m yükseklikte, iki, üç ya da dört kanatlı, genellikle ev olarak kullanılan ve önünde iskemleler bulunan bir paravanaydı. Ortaoyunu'nun başında köçek, çengi ve curcunabazların müzik eşliğinde raks gösterisi yer alırdı. Gündelik olaylardan yola çıkan, doğaçlama, durum komedyası ve laf oyunlarına dayanan Ortaoyunu dört bölüme ayrılırdı: Pişekâr'ın izleyiciyi selamlayıp, zurnacıyla konuşup oyunu açması, giriş; Kavuklu ile kavuklu-arkası'nın oyuna girmesiyle başlayan muhavere; belli bir olayın temsil edildiği fasıl; Pişekâr'ın izleyiciden özür dileyip, gelecek oyunun adı ve yerini bildirerek oyunu kapatışı, bitiş. Ortaoyunu fasıllarının çoğu Karagöz'ünküyle aynıdır; klasik ve yeni eklenmiş fasıllar olmak üzere iki öbekte toplanır. Ortaoyunu'nun başlıca tipleri şöyle gösterilebilir: Oyunu açıp, yürütüp, kapayan; hem oyuncu, hem sahneye koyucu, hem de yazar gibi davranan, kenarı kürklü kaftan ve külah giyen, elinde şakşak taşıyan Pişekâr; Pişekâr'la birlikte oyunu yürüten; ikinci-oyuncu ve başkomik, kavuk ve kaftan giyen Kavuklu; Çelebi, Zenne, Tuzsuz, Kavuklu-arkası, Denyo; taklit tipleri: Kürt, Arnavut, Acem, Arap, Yahudi, Ermeni, Rum, Frenk. Her tip kendisini simgeleyen müzikle içeri girerdi; müzikçiler oyunla bütünleşmişlerdi. Ortaoyunu, yerini 19. yüzyıl ortalarında yerini tuluat tiyatrosuna bırakmıştır.

Oyun:

1)
Bir tiyatro sanatçısının sahnedeki oyunu.
2) Oynanmak üzere yazılmış tiyatro yapıtı.

Oyun Ağası: Anadolu'da köy seyirlik oyunları düzenleyenlere verilen adlardan biri.

Oyun Çıkarma: Köy oyunlarını düzenleyip sunma.

Oyun Dili: Tiyatro yapıtını vereden, onu inandırıcı yapan dil; bunun için toplum çoğunluğunun günlük dilini doğru ve güzel bir biçimde kullanmak gereklidir . Dil, tavırdan ayrılmayacağı için, oyun kişilerin yaşadıkları dönem, sınıfsal yapıları, çevreleri eğitimleri ve karakter özellikleri bunda rol oynar.

Oyun Düzeni: Yönetmenin bir tiyatro yapıtını anlamlı ve uyumlu bir biçimde sahneye koyma işleminin tümü. Oyun düzeni, oyunculuk, dekor, giysi, donatım,ışıklama vb. ögelerinin oyunun amacını gerçekleştirecek biçimde estetik bir bütünlüğe ulaşmasını gerektirmektedir.

Oyun Düzeni Defteri: Bir tiyatro yapıtının sahnelenmesine yarayan, yönetmenin çalışma notlarını, gerekli çizelgeleri, uygulayım planlarını ve masraf listesini ayrıntılı bir biçimde kapsayan uygulama defteri.

Oyun Fotoğrafı: Bir oyundaki bölümlerin dramatik anlarında çekilmiş fotoğrafları çekileceğinden siyah beyazda en az 400 ASA'lık film, renklide ise 1600 ASA kullanmak iyi sonuç verir.

Oyun Kişileri: Bir tiyatro yapıtında yer alan karakter ya da tipler.

Oyun Kurmak: Betiğe dayanmayan ve daha çok doğaçlama ile geliştirilen oyunları ortaya çıkartmak. Oyunun iskeletini kurmak.

Oyun Müziği: Oynanan oyuna anlam açısından yardımcı olan müzik. Bu, bazen bir imgeyi ya da bir örgeyi sürekli olarak vurgulamakta, bazen de atmosfer yaratmakta da kullanılır. Brecht'in Epik Tiyatrosu'nda müzik yabancılaştırmayı gerektirecek biçimde hedeflenir.

Oyun Sanatbilimi: Tiyatro tarihçisi, incelemecisi ve kuramcılarının oyun metni üzerindeki çalışmalarını ve sonra da oyunun sahnelenmesi açısından sanatsal bilgileri kapsayan uğraş alanı. Metin üzerinde yapılan çalışmaların tümüne 'kuramsal dramaturgi', oyuncular ile sahne üzerinde yapılan çalışmalara da 'uygulamalı dramaturgi' denilir.

Oyun Sanatı Uzmanı: Oyun sanatını ve uygulayımını bilen kimse. XVIII. yüzyılda,Alman yazar ve kuramcı Gotthold Ephraim Lessing'in, Yunanca kökten yararlanıp ortaya attığı bu terim, başlangıçta oyun yazarı ve yöneticisi için kullanılmıştır. Bugünkü anlamı ile tiyatronun bilim ve sanat danışmanı.

Oyun Sanatı Uzmanı'nın görevleri çeşitlidir:

1-
Çalıştığı tiyatro için, seyirciyi, tiyatronun teknik olanaklarını ve sanatçı kadrosunu dikkate alıp oyun seçmek ve önermek.

2- Gönderilen yapıtlar üzerinde, gerektiğinde yazar ile çalışma yapmak.

3- Yeni oyun yazarları bulmak.

4- Dünya tiyatrosundaki gelişmeleri izleyerek çalıştığı tiyatroya yol göstermek.

5- Gerektiğinde bazı konularda yönetmene malzeme sağlamak, ön çalışmalar yaparak gerekli bilgi ve belgeleri sağlamak.

6- Seyirciler için yayımlanan tiyatro dergisini yada oyun izlencesini bastırmak.

7- Tiyatro belgeliğini ve kitaplığını kurmak, yönetmek, tiyatro için gerekli bulduğu kitapların satın alınmasını önermek.

8- Çalıştığı tiyatronun olanakları varsa tiyatroya ya da sanata ilişkin çeşitli sanat etkinlikleri düzenlemek.

Oyun Süresi: Bir oyunun gerektirdiği oynayış süresi.

Oyun Taslağı: Yazarın oyununu yazmadan önce, saptadığı özellikleri ve konu özetini gösterdiği betiktir.

Oyun Yazarı: Tiyatro sanatının kurallarına ve gereklerine uygun, seyirci karşısında oynanmak üzere oyun yazan kimse. Yazarlık konusunda, belli ilkeler ve teknik bilgiler gerektiğinden, doğuştan yaratıcılık dışında sahne uygulayımını öğrenme gerektiren yazarlık dalı.

Oyuncak Tiyatro: XII. yüzyılın ilk yarısında İngiltere'de W.Westin o dönemin oyunlarını kartondan üç boyutlu dekor ve giysilerle yapmasıyla ortaya çıkan oyuncak. Bu çok tutulan oyuncak çocuk kitaplarında günümüze kadar gelmiştir.

Oyuncu: Bir oyun kişisini, bilgisi, tekniği ve yaratma gücü ile canlandıran ya da gösteren sahne sanatçısı. Etkin ve inandırıcı oyunculuk için sanatçının kendini bir enstrüman durumuna getiren solunum, ses ve beden tekniğini edinmiş ve olmuş gerekir.

Oyuncu Aynası: Yüzü, başın arkasını ve her iki profili gösteren iki kanatlı, kanatları açılır kapanır ayna. Bu aynanın çeperi genellikle 25 vatlık buzlu ışıtaçlarla donatılır.

Oyuncu Yönetici: Aynı zamanda tiyatroyu yöneten oyuncu için kullanılır.


#20
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
- Ö -


Ödenekli Tiyatro:
Devlet, yerel yönetim, eyalet, kent tarafından belli bir ödenek verilerek paraca desteklenen tiyatroların tümü.

Öfkeli Genç Kuşak: İngiltere'de 1950'lerin ortalarında tiyatroyu biçemsel ve içeriksel olarak etkilemiş oyun yazarları için kullanılan, Leslie Paul'ün Öfkeli Genç Adam adlı özyaşamsal romanın başlığından türetilmiş kavram. İngiltere'de savaş sonrası toplumsal gelişmeler karşısında hoşnut olmayan bu "öfkeli" genç oyun yazarları, tiyatroda bakış açısı değişikliği istemişler; toplumsal yaşamı işçi, emekçi ve küçük burjuva kesimlerin, "küçük insan"ın bakış açısından eleştiriye bağımlı kılmışlar; ancak somut çözüm getirememişler, toplumsal çelişmeleri göreneksel natüralist tarzda yansıtmakla kalmışlardır. Öfkeli Genç Kuşak, İngiltere'de serbest tiyatroların gelişmesine öncülük etmiştir. Öfkeli Genç Kuşak'ın oyun yazarları arasında John Osborne, Arnold Wesker, John Arden, S. Delaney; tiyatroları arasında da Royal Court Theatre, Theatre Workshop sayılabilir.

Ön Oyun: Oyun ana bölümünden önce bilgi vermede kullanılan giriş bölümü .Oyuna konu olan olgudan önce geçenleri özetler.

Ön Sahne: Çerçeve sahnenin önünde bulunan iki ile dört metre arasında genişliği olan çıkıntı.

Ön Sahne Işıkları: Seyirci salonunda, tavanın sahneye yakın yerinden sahneye yönetilmiş dizi ışıklarının tümüne verilen ad.

Ön Yerler: Çok katlı tiyatrolarda, zemin katın sahneye yakın kesiminde bulunan seyir yeri.

Ön Yüz: Bir tiyatro yapısının ön yüzü.

Önceden Saptamalı Karartıcı: Sahnede bir ışık durumu varken, sonraki sahnenin ışık durumunun önceden hazırlanabildiği karartıcı çeşidi.

Öncelik Hakkı: Bir oyunun ilk kez sahneye çıkarma hakkı.

Öncü: Anadolu'da oyun düzenleyenlere verilen adlardan biri.

Öncü Oyun: Alışa gelinmiş oyunlardan ayrılan, gerek yapısı gerekse anlatım yönünden yenilikler getiren oyun.

Öncü Tiyatro: Getiren tiyatro. Öncü oyunları yaygınlaştırmayı amaç edinen tiyatro.

Öykülemek: Bazı oyunların başında, ortasında, sonunda ya da yer yer anlatıcı yoluyla oyunu konusunu anlatmak, bazı bölümleri özetlemek ya da yorumlamak. Antik Yunan tiyatrosunda bu görevi koro yapardı. Çağdaş oyunlarda öyküleme işlemi bir anlatıcı tarafından gerçekleştirilir.

Özel Bölme: Tiyatrolarda 4 veya 5 kişilik özel bölmeli seyir yeri.

Özel Bölme Sorumlusu: Tiyatrolarda özel localara bakan görevli.

Özel Gösteri: Kapalı gösteri. Bir oyunun özel olarak çağrılmış konuklar önünde oynaması.

Özel Tiyatro:
Özel kişilerin kurup yönettikleri tiyatro.Bunlar arasında yarı ödenekli ya da ödeneksiz olanlar vardır. Genellikle, sponsor desteği alırlar.

Özenci Tiyatro: Kazancının tiyatrodan sağlamayan, genellikle oyunculuk tekniği olmayan, ancak çalışmasını özenle özenle yapan kişilerden kurulu topluluk nitelikli özeci toplulukların ilerinin yazarını, yönetmenini ve oyuncusunun yetiştirmede, başlangıç içinde olsa, katkıları vardır. Bu topluluklardan bir çok kişi tiyatro eğitimine girmişlerdir.

Özenci Topluluk: Özenci tiyatroda daha küçüktür; az kişili oyunlar oynayan, oyunculuk eğitimini olmayanlardan kurulu topluluk.

Özet: Bir oyunun konusunu kısaca anlatan, bu konu üzerinde aydınlatıcı noktaları gösteren kısa metin.



- P -


Panayır Tiyatrosu: Panayırlarda, açık havada, genellikle açık saçık saçık güldürüler oynan tiyatro. Ülkemizde kukla ve gölge oyunları sunan topluluklar için de bu terim kullanılır.

Pandomim: Sözsüz oyun. Düşünceleri ve duyguları kimi kez müzik, kimi kez çeşitli eşyalar kullanarak, kimi kez dansla ya da gövde ve yüz hareketleriyle yansıtmayı amaçlayan oyun.

Pandomima: Tanzimat ve II. Meşrutiyet dönemlerindeki tiyatroların çoğunda izlenen, oyunlar arasına sıkıştırılan sözsüz oyun.

Pano:

1)
Sahne üzerindeki dekorun bir parçası.Pano askıya bağlanır ve sahne zeminine tutturulur.
2) Kulisi seyircinin görüşüne kapayan çerçeveli gergi.

Panola: Orta oyununda tef.

Pantolene: İtalyan Halk doğaçlama tiyatrosunun en önemli yaşlı komik tipi. Genellikle Venedikli, varlıklı, ama cimridir. Kavga gürültüden kaçar, en çok ilgi duyduğu konulardan biri yüksek düzeyde siyasal konuşmalardır; oysa yeteneksiz, zavallı aynı ölçüde acımasız ve budaladır çoğu kez, aldatılan koca ya da baba konumundadır. maskesi uzun, gaga burunludur. Sivri bir sakalı vardır. Ayaklarında Türkiye'den ithal çetik pabuçlar görülür.

Papuç: Karartıcıda bulunan bobin boyunca kayarak ışığın voltajını indirip yükselten iletken.

Papuç Sektirmek: Orta oyununda Kavuklunun bir becerisi; koşarken ayaklarındaki çetik pabuçtan birini havaya atıp düşürmeden ayağına giymesi.

Parçacı: Türk doğaçlama tiyatrosunda komiğe laf açan oyun kişisi.

Parçalı Komedya: Bölümcükleri ya da bölümleri birbirine bağlı olmayan, Fransa'da ortaya çıkan ve tutulan komedya biçimi.

Peniz: Orta oyunu argosunda söz karşılığında kullanılır.

Piscator Tiyatrosu: Piscator'un tiyatro eylemini, kendi siyasal estetik programına göre gerçekleştirdiği tiyatro etkinliklerini dile getiren kavram. Piscator, drama ve tiyatro biçiminde devrim yaparak, bilim ve tekniğe upuygun bir sahne estetiği yaratmaya çalışmıştır. Tiyatro ve sahne yapısı olarak çok katlı sahne, kesit-küre sahne ve yürüyen kayışlı sahne tekniklerini uygulamış olan Piscator, göreneksel dramayı ham malzeme olarak almış, siyasal dramaturjik bakış açısından yeniden düzenlemiş; bunun için de iki yola başvurmuştur. 1- Sahnesel malzemenin "epikleştirilmesi", 2- kendi içinde kapalı dramatik eylemin revü tarzında "tek tek numaralar" halinde çözüntüye uğratılması. Piscator, tarihsel-belgesel tiyatroyu oluşturabilmek için film ve film projeksiyonu ile fotoğraf malzemesinden de yararlanmıştır. Piscator Tiyatrosu'nda üretim, sahneleme, sahne müziği, sahne tekniği ve oyuncu topluluğu arasındaki topluca sahneleme sürecine dayanır.

Piyero: Fransız tiyatrosunda,İtalyan halk tiyatrosunun etkisi ile ortaya çıkmış, kambur, yalnızlık çeken, hep hüzünlü, onun için de kolayca kötülük yapıp başkalarını üzen trajikomik tip.

Pişekar: Orta oyunu başladığında oyun alanına ilk gelen ve oyun anlatıcısı ve düzenleyicisi işlerini de yüklenmiş iki baş rol tipinden biri. Gölge oyunundaki Hacivat'ın uzantısındadır. Her şeyi bildiğini Kavukluyu inandıran, her kalıba girip çıkan, Kavukluya öğüt verip ne yapması gerektiğini söyleyen, bilgiçlik taslayan ve oyunu yönlendiren kişi. Hacivat'ın gölge oyununda yüklendiği nitelikleri, Pişekar Orta Oyununda sürdürür.

Poetika: Aristotales'in İÖ 363-360 yılları arasında yazdığı, şiir, dram sanatı ve epik konularını içeren ve dramatik yapıtın kurallarını öneren yapıtı. Bu kitabın komedya üzerine olan bölümü ele geçmemiştir.

Politik Tiyatro: Ünlü Alman yönetmen Ervin Piscator'un göstermeci nitelikteki kendi anlayışını içeren 'Epik Tiyatro'ya verdiği ad. Siyasal gelişimleri konu edinerek insanların daha iyi yaşamalarını savunan, seyircinin duygusundan çok usuna yönelen tiyatro anlayışı. Bu anlayıştaki tiyatroda sinema filmi, diya, hareketli sahne zemini, yürüyen şerit gibi biçimsel özellikler yer alır.

Proagon: Antik Yunanistan'da düzenlenen Büyük Diyonizya şenliklerinden iki gün önce düzenlenen törene verilen ad.

Proleter Devrimci Tiyatro: Sınıf savaşımını, tiyatro eyleminin odağına yerleştiren siyasal tiyatro. 1917 Ekim Devrimi bağlamında, devrimci işçi hareketine bağlı olarak yer almış olan Proleter Devrimci Tiyatro hareketi, başlıcalıkla şu ana biçimler içinde görülmüştür:

1- Rusya'da yeni bir işçi sınıfı kültürü yaratmaya yönelik proletkult hareketine bağlı tiyatro etkinlikleri, topluca tiyatro deneyimine dayanan kitle tiyatrosu gösterileri.
2- Rusya ile Almanya'da çok geniş çapta yer alan uyarma ve propaganda tiyatrosu etkinlikleri.
3- Rusya'da "tiyatro devrimi" etkinlikleri.
4- Almanya'da politika tiyatrosu etkinlikleri.

Prömiyer: Oyunun seyirci ile buluştuğu ilk gösterimi.

Pusat Odası: (O.O.) Orta Oyununda oyuncuların giysilerinin bulunduğu çadır ya da gergiyle kaplanmış yer. Buna Sandık Odasıda denir.





0 Kullanıcı konuyu okuyor

0 Kullanıcı, 0 Misafir, 0 Kayıtsız kullanıcı