İçeriğe git

Welcome to Kadim Dostlar ™ Forum
Register now to gain access to all of our features. Once registered and logged in, you will be able to create topics, post replies to existing threads, give reputation to your fellow members, get your own private messenger, post status updates, manage your profile and so much more. This message will be removed once you have signed in.
Login to Account Create an Account
Resim

Deyimler Sözlüğü [C-Ç] | Can havli ile, Çayı görmeden paçaları sıvamak

- - - - -

  • Yanıtlamak için lütfen giriş yapın
Bu konuya 2 yanıt gönderildi

#1
Sema

Sema

    Ne Mutlu Türküm Diyene!!

  • Yönetici
  • 5.470 İleti
  • Gender:Female
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü, Ülke Gündemi, Siyaset ve Köşe Yazıları...

AÇIKLAMALI DEYİMLER SÖZLÜĞÜ



C


Cadı kazanı:
Fesadın ve dedikodunun çok olduğu, herkesin birbirine düştüğü, türlü düşmanlıkların kaynaştığı, hile ve düzenlerin kurulduğu yer

Caka satmak: Çalım satmak, gösteriş yapmak.

Cana can katmak: İnsanda yaşama sevincini artırmak; insana neşe, heves ve iç gücü vermek

Can alacak yer (nokta): Bir şeyin en önemli yeri, en temelli noktası.

Can atmak: Herhangi bir şeye sahip olmayı, ya da herhangi bir şeye erişmeyi çok istemek

Cana yakın: Sevimli, sokulgan, insana pek sıcak davranan.

Can baş üstüne: İstenilen, arzu edilen şeyin büyük bir memnunlukla yapılacağını anlatır.

Can çekişmek: Ölmek üzere bulunmak

Can damarına basmak: Bir işin en önemli noktası üzerinde durmak, ya da bir şeyin en duyarlı noktasını açığa çıkarmak

Can dayanmamak: Bir acı, üzüntü, sıkıntı ve istek karşısında direnme gücü kalmamak; dayanıklılığı yitirmek.

Can düşmanı: Öldürmeyi bile düşünen, aşırı kin ve düşmanlık besleyen, dost olmayan

Can evinden vurmak: En etkileyici, en can alıcı yönden saldırmak; bir daha yaşama imkanı kalmamayacak şekilde vurmak.

Can havli ile: Ölüm korkusundan kaynaklanan güçlü bir tepkiyle (bir eylem yapmak)

Canı burnuna gelmek: Bir şey yaparken çok zorluk çekmek, bunalmak.

Canı (gönlü) çekmek: Bir şeyi istemek, istek duymak, çok arzulamak.

Canı çıkmak: 1. Ölmek. 2. Çok yorulmak. 3. Çok yıpranmak.

Canı gitmek: Önem ve değer verdiği, beğendiği bir şeye zarar gelecek diye çok korkmak, kaygılanmak.

Canına değmek: 1. Çok hoşlanmak, yararına yapılan işten ötürü çok sevinmek. 2. Ruhu şad olmak.

Canına kıymak: 1. İntihar etmek, kendini öldürmek. 2. Acımadan öldürmek. 3. Kendini yoracak, yıpratacak kadar iş görmek

Canına tak demek: Sabrı kalmamak, bir sıkıntıya dayanamaz duruma gelmek.

Canından bezmek: Çektiği sıkıntılar yüzünden içinde olduğu hayatı artık istemeyecek bir duruma gelmek

Canını bağışlamak: Öldürebileceği bir kişiyi öldürmekten vazgeçmek

Canını dişine takmak: Büyük sıkıntıları, tehlikeleri göze alarak bir işi başarmaya çalışmak

Canını sokakta bulmak: Sağlığını koruması, kendini yıpratmaması ve tedbir alması gerektiğini anlatmak için kullanılır.

Canının içine sokacağı gelmek: Birine karşı büyük ölçüde sevgi duymak, birinden çok hoşlanmak..

Canını vermek: 1. Hiçbir şey esirgememek. 2. Bir şey uğrunda en değerli varlığını feda etmeye, hatta ölmeye hazır olmak. 3. Bir şeye aşırı ölçüde düşkün olmak.

Canını yakmak: 1. Fizikî acı vermek. 2. Bir kimseyi zarara ya da sıkıntıya sokmak; üzmek, kaygılandırmak.

Canı tatlı: Acıya, üzüntüye ve sıkıntıya katlanmayan.

Canı tez: Sabırsız, beklemeye tahammülü olmayan, ivecen

Canı yanmak: 1. Fizikî bir acı duymak. 2. Bir işte zarar görmek, manevî bir üzüntü duymak

Can kaygısına düşmek: Her şeyi bırakıp, içine düştüğü tehlikeden varlığını kurtarma ve koruma çabasında olmak.

Can kulağıyla dinlemek: Kendini vererek, büyük bir dikkatle dinlemek.

Canla başla: Seve seve, her türlü zorluğa göğüs gererek, var gücüyle, hiçbir fedakârlıktan kaçınmayarak

Canlı cenaze: Çok zayıf, güçsüz, zayıflıktan kemikleri çıkmış kimse.

Can pazarı: Herkesin kendi canının kaygusuna düştüğü ve kendi canını kurtarmaya çalıştığı tehlikeli bir durum, yer.

Can sıkıntısı: Yapılacak iş ve bir şeyle oyalanma imkânı bulamamaktan duyulan tedirginlik, içine düşülen bunalım

Can yakmak: 1. Üzmek,acı vermek. 2. Zulmetmek, eziyet etmek. 3. Bir kimseyi büyük zarar ve ziyana sokmak.

Can yoldaşı: Yalnızlıktan kurtulmak için birlikte yaşanılan kimse

Cart kaba kâğıt: Yüksekten atan, yapamayacağı şeyleri yapar gibi konuşan, çalım satan kimselere karşı söylenen küçümseme ünlemi

Cebi delik: Parasız, cebinde para tutmasını bilmeyen.

Cebini doldurmak: Karşılaştığı fırsatları değerlendirerek bol para kazanmak.

Cevabı yapıştırmak: Karşısındakinin, beklemediği, ters, güç duruma düşürücü bir cevap vermek.

Ciğeri beş para etmemek: Değersiz, kendisine güvenilmez, korkak, aşağılık (bir kimse olmak)

Cevabı yapıştırmak: Karşısındakinin, beklemediği, ters, güç duruma düşürücü bir cevap vermek

Cehennem azabı: 1. Çok büyük sıkıntı, eziyet. 2. İman etmeyenlerin, kâfirlerin, günahkârların cehennemde çekecekleri ceza

Konu Hale tarafından 05 Aralık 2015 Cumartesi - 19:45 tarih ve saatinde düzenlenmiştir
Konu İçeriği Düzenlenmiştir.


#2
Sema

Sema

    Ne Mutlu Türküm Diyene!!

  • Yönetici
  • 5.470 İleti
  • Gender:Female
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü, Ülke Gündemi, Siyaset ve Köşe Yazıları...

C



Ciğerini sökmek:
Bir kimseyi büyük ölçüde zarar ve ziyana uğratmak

Cin çarpmışa dönmek: Neye uğradığını anlayamayacak kadar kötü duruma düşmek.

Cin fikirli: Zeki, çok kurnaz, her zaman kendi çıkarını kollayan, çok anlayışlı

Curcunaya çevirmek (veya döndürmek): Bir yeri kargaşa, şamata, gürültü patırtı ile doldurup kimsenin ne dediğini anlmayacak hale getirmek.

Cümbür cemaat: Topluca, hep birden

Cümle kapısı: Konak, saray gibi büyük binaların ana giriş kapısı

Cürmü meşhut halinde yakalamak: Bir kimseyi suçu işlerken şahitlerle birlikte yakalamak.

Ç



Çaba göstermek: Bir işi başarmak için uğraşmak, kuvvet harcamak.

Çalımından geçilmemek: Çok kibirli, kurumlu olmak; büyüklük taslamak, gösteriş yapmak

Çakı gibi: Canlı ve atik, çevik

Çalıp çırpmak: Eline ne geçerse (az ve çok) çalmak, bu yolla kazanç sağlamak.

Çam devirmek: Farkında olmadan karşısındakini kıracak ya da kötü bir sonuca yol açacak söz söylemek, davranışta bulunmak."

Çanak tutmak (açmak): 1. Söz ve davranışlarıyla kavgaya, kargaşaya yol açmak. 2. Dilenmek.

Çanına ot tıkamak: Bir daha sesini çıkaramayacak, kötülük edemeyecek bir duruma sokmak

Çan çan etmek: Gerekli gereksiz sürekli konuşmak, yüksek sesle devamlı gevezelik etmek

Çantada (torbada) keklik: "Ele geçirilmesi o kadar kesin ki elde edilmiş sayılır" anlamında kullanılır.

Çaptan düşmek: Önceleri iyi olan durumu sonradan bozulmuş olmak; çalışma gücü, verimi tükenmiş olmak.

Çar çur etmek: Gereksiz, lüzumsuz yere harcayıp tüketmek

Çarkına okumak: Bozmak, çalışamaz hâle getirmek, zarar vermek; birine büyük kötülük yapmak.

Çarçaf gibi: Dalgasız, dümdüz ve durgun

Çat pat: 1. Ara sıra. 2. Yarım yamalak, biraz. 3. Vakitli vakitsiz, uygunsuz zamanlarda.

Çayı görmeden paçaları sıvamak: Ham hayaller kurmak; henüz zamanı gelmediği hâlde yapılacak bir iş, meydana gelebilecek bir olay için hazırlıklara girişmek.

Çekidüzen vermek: Karışıklığı, dağınıklığı, başıbozukluğu gidermek

Çekip çevirmek: Yönetmek, düzene sokmak, hâle yola koymak, çalışmasını sağlamak.

Çekirdekten yetişme: Bir işi küçük yaştan, çıraklıktan başlayarak öğrenme ve o işte ustalaşma.

Çelme takmak: 1. Ayağını bacağına geçirerek yıkmaya çalışmak. 2. Bir işin gelişmesini engellemek veya bir kimsenin iyi yürüyen işini bozmak.

Çenesi düşük: Geveze, çok konuşan, gereksiz şeyler söyleyen

Çenesi kuvvetli: Söylemekten yorulmayan, söylediği sözlerle kendisini dinletmesini bilen.

Çetin ceviz: 1. Kırılması zor, kabuğu sert ceviz cinsi. 2. Yola getirilmesi, yenilmesi zor rakip; başarılması güç iş

Çıban başı: 1. Çıbanın patlamak üzere olan tepe noktası. 2. Kötü sonuçların, uygunsuzlukların ana sebebi.

Çığır açmak: Bir alanda yeni bir yol açmak; yeni bir tutum, izlenecek yöntem bulmak.

Çığırından çıkmak: Yoldan sapmak, doğru ve uygun gidişten ayrılmak, artık düzelemez hâle gelmek

Çıkmaza girmek: Çözümlenemeyecek, içinden çıkılamayacak bir duruma düşmek.

Çıngar çıkarmak: Gürültü patırtı, karışıklık ve kavga çıkarmak.

Çıt çıkarmamak: Çok sessiz olmak, hiç ses çıkarmamak, gürültü yapmamak.

Çifte kumrular: Birbirini çok seven ve birbirinden ayrılmayan kimseler.

Çiğ yemedim ki karnım ağrısın: "Herhangi bir suç işlemedim ki korku duyayım, işi eksik yapmadım ki olumsuz sonuçtan kaygılanayım"

Çileden çıkmak: 1. Çok öfkelenmek, olan bitenler karşısında dayanıklılığı kalmayıp taşkınlık göstermek. 2. Çile süresini bitirmek.

Çil yavrusu gibi dağılmak: Toplu hâlde bulunan insanların her biri, herhangi bir sebeple bir yana dağılmak."

Çizmeden yukarı çıkmak: Bilmediği, aklının kesmediği, yetkisinin dışında bir işe kalkışmak; haddini bilmemek.

Çocuk oyuncağı hâline getirmek: Bir işi sık sık değiştirip verilmesi gereken önemde ele almamak, küçümsenir duruma getirip değerinden düşürmek.

Çoluk çocuğa karışmak: Evlenip, çocukları dünyaya gelip, onlarla uğraşır olmak.

Çorap söküğü gibi gitmek: Başlayan bir işin birbirine bağlı diğer bölümlerinin kolaylıkla halledilmesi.

Çorbada tuzu bulunmak: Yapılan bir iş ya da hizmette az da olsa çabası, emeği bulunmak.

Çürüğe çıkmak: 1. İşe yaramaz olduğu, sağlam olmadığı anlaşılarak bir yana atılmak. 2. Sağlığı el vermediği için askerlik görevine alınmamak.

Çürük tahtaya basmak: Tedbirsiz hareket edip, kötü sonuçlanacak bir işe girişmek.

Konu Hale tarafından 05 Aralık 2015 Cumartesi - 19:50 tarih ve saatinde düzenlenmiştir
Konu İçeriği Düzenlenmiştir.


#3
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Konu İçeriği Düzenlenmiştir.




0 Kullanıcı konuyu okuyor

0 Kullanıcı, 0 Misafir, 0 Kayıtsız kullanıcı