İçeriğe git

Welcome to Kadim Dostlar ™ Forum
Register now to gain access to all of our features. Once registered and logged in, you will be able to create topics, post replies to existing threads, give reputation to your fellow members, get your own private messenger, post status updates, manage your profile and so much more. This message will be removed once you have signed in.
Login to Account Create an Account
Resim

[Sosyoloji] Şiddet Nedir? | Şiddet Kavramları Ve Toplumsal Etkileri - Kadına Şiddet - Kadınların Öldürülme Gerekçeleri

- - - - -

  • Yanıtlamak için lütfen giriş yapın
Bu konuya 18 yanıt gönderildi

#1
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Şiddet Nedir?



Şiddet, temel dürtü ve varoluş gereği savunma veya karşı savunma harici daha çok insanlarda ve topluluk halinde yaşayan hayvanlarda grup içi otorite sağlamak için diğerinin varlığını tehdit unsuru görmek ve onu bu konuda denemek daha doğrusu sindirmek için karşı tarafa uygulanılan zarar vermeye yönelik psikolojik davranış türüdür.



Resmi ekleyen



Tanım ve örnekler

Toplumumuzda sıkça baş vurulan bir hareket tarzı olan şiddeti tanımlamak gerekirse. Şiddet : Uygulayıcısı tarafından bilinçli olarak karşıdaki kişiye yada kişilere, kurum yada kuruluşlara hatta canlı diğer varlıklara ( bitki örtüsü,hayvanlar, yaşam kaynakları vb.) çeşitli amaçlar adına çıkar elde etmek, onlara karşı üstünlük yada hakimiyet kurmak,istenilen hal ve hareketlerin elde edilmesini sağlamak,imtiyaz yada ayrıcalık sağlamak, saygınlık yada sevgi kazanmak, kısacası maddi ve manevi çıkar ve menfaatlerin elde edilmesini sağlamak amacı ile fiziksel,sözlü,psikolojik yada işaretler yardımı ile uygulanan kişi yada kişilerin, kurum yada kuruluşların hatta canlı diğer varlıkların ( bitki örtüsü,hayvanlar, yaşam kaynakları vb.) yaşam,özgürlük, irade, istek, hak ve sağlıklarına zarar verici, bu hakları ortadan kaldıran yada geçici süre ile bunların ortadan kaldırılmasını sağlayan hal ve hareketlerin tümüne şiddet denilebilir.

Örnek vermek gerekirse, evli bir çiftin, kocanın karısına, kadının kocasına aile içi yada dışı problemlerden ötürü fiziksel şiddet uygulaması ( dayak,itmek,çimdiklemek vb.) olabileceği gibi gene aralarında olan anlaşmazlıklardan doğan problemlerden ötürü aşağılama, küfür etme, hakaret etme gibi sözlü şiddet de görülebilir.Yine aynı çift arasında problemlerden ötürü dargınlık ve elerin bir birine surat asması da psikolojik şiddet’e örnek gösterilebilir.

İşaretler ile yapılan şiddet içinde verilebilecek örnekler şunlar olabilir; iki yada daha çok arkadaş arasında çıkan problemlerden ötürü bireylerin bir birlerine çeşitli el kol hareketlerinde bulunması yada ebeveyn ile evlat arasında çıkan bir anlaşmazlıktan ötürü ebeveyn’in evladına söz yada fiziksel bir hareketten ziyade sadece elini kaldırması ve tehdit kar bir bakış ile bunu desteklemesi de şiddet olarak sayıla bilir. Bu örnek de psikolojik şiddet ile işaretler ile yapılan şiddet bir arada bulunmakta dır.

Tanımımızda belirttiğimiz üzere sadece insanlar arasında olmayan şiddet canlı diğer varlıklar ve kuruluşlara karşıda yapıla bilmektedir.

Örnek vermek gerekirse ; Pikniğe çıkan bir ailenin bireylerinin etrafda ki doğa örtüsüne zarar verici hal ve hareketlerde bulunması fiziksel şiddetin canlı diğer varlıklara olan modeli olarak örneklendirilebilir. Sözel şiddet de ise bir evcil hayvan sahibinin, bu evcil hayvanımız bir köpek olsun, eğitim vermek, yaptığı bir hareketi yanlış olduğundan cezalandırmak, yada sahibinin kim olduğunu kime itaat etmesi gerektiğini öğretmek amacı ile sözel olarak yüksek sesle komutlar yada azarlamalarda bulunması örnek teşkil edebilir. Aynı örneğimizde fiziksel şiddet de uygulanabilir. İşaretsel olarak hayvanlara şiddet uygulamak pek tabi mümkündür. Belli hareketlerde dayağa maruz kalan hayvan birkaç tekrardan sonra bir takım el kol hareketlerinin ona yine dayak atılacağını anımsatması ve o hareketleri görmesi ile çeşitli tedirginlik yada bulunduğu yerden kaçma eğilimi göstermesi buna örnek olabilir. Psikolojik şiddet de yapılan bilimsel deneylerde canlı diğer varlıklara uygulanabildiğini göstermiştir. Sürekli aynı kişi tarafından şiddete maruz kalan evcil hayvanımız bundan sonraki diğer kendisine sürekli şiddet uygulayan kişiyi gördüğünde psikolojik olarak tedirginlik ve kaçma eğilimi gösterebilir. İşaretsel şiddet örneğindeki durumda da evcil hayvanımız aynı zamanda psikolojik şiddete de maruz kalmakdadır.

Bir kurum yada kuruluşun,kişi yada kişiler hatta diğer kurum yada kuruluşlar tarafından da şiddete maruz kalabileceğini tanımımızda belirtmiştik.Bu konuda da örnek vermek gerekirse ; iki rakip firma arasındaki rekabetten ötürü firmaların bir birlerini karalayıcı yada engelleyici hal ve hareketleri buna örnek teşkil etmektedir. Bir firmanın televizyon reklamlarında firmanın ülkenin en iyi ürününü çıkarmasının lanse edilmesi diğer firmalara uygulanan şiddet olarak nitelendirilebilir yada bir ürünün emsallerinden daha kaliteli olduğunun iddia edilmesi ve diğer ürünlerin işe yaramaz olduğunun dikte edilmesi de kurum yada kuruluşların bir birlerine şiddet uyguladığının örneği olabilmektedir. Amaç bu reklam yada tanıtımlarla pazar payının yükseltilmesi yani üstünlük elde edilmesi değimlidir? Aynı kurum ve kuruluşlardan maddi çıkar sağlamak amacı ile kişi yada kişiler tarafından tazminat davalarının açılması, çeşitli görüş yada düşüncelerin eğilimi içerisinde kurum yada kuruluşlara karşı protesto yapılması kişi yada kişilerin kurum yada kuruluşlara uyguladığı şiddet olarak nitelendirilebilir.

Kitle iletişim araçlarında gösterilen programların bireylere ve topluma çeşitli menfi durumların elde edilmesi adına bir takım görsel ve sözel şiddet hareketlerini uygulamaları.İzleyici kitlesine, çeşitli programlarla ürün yada üretici kuruluşların tanıtılması daha fazla Pazar payının elde edilmesi amacı ile ısrar ve sürekli tekrara dayalı olarak yönlendirici bilgi içeriği sunulması da kurum ve kuruluşların, kişi yada kişilere şiddet uygulaya bileceğine örnek olabilmektedir.

Genel olarak baktığımızda ve örnekleri detaylandırarak çoğalttığımızda , şiddet; kişi yada kişilerin,kurum yada kuruluşların bir birlerine yada yaşanılan doğa,hayvanlar ve diğer yaşam koşullarına karşı uyguladıkları bilinçli olarak yapılan çeşitli amaçlar adına çıkar elde etmek, onlara karşı üstünlük yada hakimiyet kurmak,istenilen hal ve hareketlerin elde edilmesini sağlamak,imtiyaz yada ayrıcalık sağlamak, saygınlık yada sevgi kazanmak, kısacası maddi ve manevi çıkar ve menfaatlerin elde edilmesini sağlamak amacını güden davranışların tümüdür demek doğru olabilir.


Kişilerin beslenme ve bakım gereksinimlerini karşılayan, güven duygusu veren, beden ve akıl sağlığını koruyan ve geliştiren bir birim olması gereken aile, çoğu kez, her çeşit şiddetin beslendiği ve uygulandığı tek odak olmaktadır. Aile dışında gerçekleşen şiddet için toplum sorumlu tutulurken, aile içinde oluşan şiddet gizli kalmakta, özel hayat olarak kabul edilmekte, çoğu kez de olağan ve yasal olarak karşılanmaktadır. Aile içi şiddet ile ilgili olarak gelişen kamuoyu bilinci ise çok değişkendir. Böyle bir şiddetin varlığına inanmama ve inkar etme şeklinde görüşler olabildiği gibi, bu tür bir şiddeti onaylayan görüşler de olabilmektedir.

Şiddet , insanların bedensel veya ruhsal açıdan zarar görmesine, yaralanmasına ve sakat kalmalarına neden olan bireysel veya toplu hareketlerin tümüdür.

Aile içi şiddet ise bu tür bir hareketin aile içinde gerçekleşmesi durumunu ifade eder.
Aile içi şiddet büyük bir oranla kadına ve çocuklara yöneliktir ve bu şiddeti gerçekleştiren kişi de erkektir. Psikiyatrik hastalar tarafından bildirilen fiziksel ve cinsel şiddet eylemlerinin % 90’ı aile bireyleri tarafından yapılmıştır.

Çocuğun ruhsal ve bedensel bütünlüğünü bozucu davranışların tümü ise çocuk istismarı olarak tanımlanmaktadır. Bu alanda sık kullanılan diğer bir kavram ise çocuk ihmalidir. Bu ise, ana ve babaların çocukların bakım, beslenme, barınma, ısınma, giyinme, sağlık ve eğitim ile ilgili gereksinimlerini karşılama gibi temel yaşamsal ihtiyaçlarını karşılamamaları veya bu konularda hatalı tutum sergileyip, çağdaş bilgileri kullanmamaları anlamındadır.

ŞİDDETİN NEDENLERİ

Şiddet nedenleri çok çeşitli ve karmaşıktır. Kolay anlaşılabilmesi açısından genel anlamıyla şiddetin, özel anlamıyla ise aile içi şiddetin nedenlerini, biyolojik nedenler, psikolojik nedenler ve sosyal nedenler olmak üzere üç ana başlık altında toplamak mümkündür.

1-Aile İçi Şiddetin Biyolojik Nedenleri:

Biyolojik nedenler arasında, erkeklik hormonlarının etkisi, şizofreni, paranoid şizofreni gibi bazı akıl hastalıkları ile antisosyal kişilik bozukluğu gibi bazı ruhsal bozukluklar sayılabilir. Saldırgan yani şiddeti uygulayan aile bireylerinin büyük oranlarda erkek oluşu ve bu saldırgan davranışların ilerleyen yaşla birlikte azalmaya başlaması, erkeklik hormonlarının şiddet davranışında etkili olduğunu düşündürmektedir. Hezeyanlar, hallüsinasyonlar (gerçekte var olmayan şeyleri görme, duyma veya kokusunu alma), gerçeklikten uzaklaşma, duygusal cevapların kaybı, sosyal ilişkilerin bozulması gibi belirtilerle ortaya çıkan şizofreni ve bunun özel bir çeşidi olan şüphe, kıskançlık, kendini beğenmişlik gibi duyguların ön plana çıktığı paranoid şizofreni diye adlandırılan akıl hastalıkları da biyolojik nedenler arasındadır. Sorumsuz, tepkici ve düşüncesiz hareket etme, vicdansızca ve suç niteliğinde davranışlar gösterme ve bunlardan hoşlanma biçimindeki tutumların görüldüğü antisosyal kişilik bozuklukları da şiddetin biyolojik nedenlerindendir.

2-Aile İçi Şiddetin Psikolojik Nedenleri:

Sürekli olarak, aile içi şiddete maruz kalan yani eşlerinden dayak yiyen kadınlar, böyle olmayı seçmemişlerdir. Şiddet uygulayan çoğu eş, aile birliğinin ilk dönemlerinde bunu uygulamaz. Ne zaman arada derin ruhsal bağlar kurulmaya başlar, işte o zaman şiddet eğilimleri kendini gösterir. İlk şiddet atağı, şiddete uğrayan eş için bir sürpriz olur ve hiç bir şekilde şiddet eğilimi olarak yorumlanmaz. Ancak gerçek, şiddetin doğasının zaman içinde artmaya meyilli olduğudur. İlk yaralanmalar hafif ve önemsiz olarak kabul edilir ve şiddete uğrayan eş, şiddeti uygulayan eşin kendisine zarar verme kastı taşımadığına inanır. Eşine karşı duygularında önemli bir değişiklik olmaz. Ancak şiddetin boyutu ilerlediğinde, şiddete uğrayan eşin duygusal bağı giderek zayıflar, fakat eşini terk etmesi durumunda daha büyük bir şiddet atağı ile karşılaşma korkusu artar. Buna sosyal kurumlardan destek alamama endişesi de eklenince, şiddete maruz kalan eş, yıkıcı bir evlilik tuzağı içinde kendisini hapsedilmiş bulur. Şiddeti uygulayan kişiler, uyguladıkları bu şiddet karşısında elde edecekleri kazancın, şiddetin maliyetinden daha fazla olduğunu düşünürlerse, şiddeti uygulamaya devam ederler.Erkekler niçin kadınları döverler? Çünkü bunu yapabilirler.... Erkekler için eşlerini dövmenin kazançları; duygusal baskıları ortadan kaldırmak, hayal kırıklıkları için bir çıkış yolu bulmak ve kendi isteklerinin gerçekleşmesini garanti altına almaktır. Buna karşılık maliyet oldukça düşüktür. Çünkü: Kadınlar gerek fiziksel, gerekse ekonomik açıdan yetersiz olduklarından buna karşı koyamazlar, toplum bu olguya aile içi özel mesele gözüyle bakar ve koruyucu toplumsal örgütlerin çabası sınırlıdır. Şiddeti uygulayan kişinin karşılaşabileceği en ciddi maliyet , eşin boşanma yoluyla kaybedilmesidir ki, bu da çoğu kez , şiddet uygulanmasının arttırılması yolu ile kontrol altına alınır.

3- Aile İçi Şiddetin Sosyal Nedenleri:

Şiddet uygulama, öğrenilebilen bir davranıştır. En önemli öğrenme kaynağı ise, şiddeti uygulayan kişinin kendi ailesidir. Çocukluk ve gençlik dönemlerinde, aile içi şiddetin uygulandığı bir ortamda yetişenlerin, şiddet gösterme eğilimine sahip oldukları gösterilmiştir. Ayrıca şiddetin, toplum tarafından paylaşılan bir değer yargısı olarak kabul edilmesi ve kuşaktan kuşağa aktarılması da sosyal bir neden olarak kabul edilmektedir. Toplumların sahip oldukları iletişim becerilerinin yetersizliği, duygu ve düşüncelerin kışkırtıcı biçimlerde ifade edilmesi alışkanlığı, bilinçsizce yapılan suçlamalar, hatalı namus ve ahlak anlayışları da şiddetin sosyal nedenleri arasında sayılabilir. Yoksulluk, hayat karşısında şanssız olmak, beklentilerin ve kazanılmış niteliklerin yoksunluğu gibi sosyo-ekonomik baskı unsurları da şiddet uygulamasına neden olabilir. Alkol ve madde bağımlılığı olan kişiler ise gerek bu sosyal faktörlerin gerekse kullandıkları bağımlılık yaratan maddelerin neden olduğu ruhsal etkiler sonucunda şiddet uygulamaya daha çok yatkındırlar.



Bakınz, Dünya Kadına Yönelik Şiddete Son Günü

Dünya Kadınlar Günü | 8 Mart - Türkiye'de 8 Mart Kadınlar Günü - 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü

Konu Hale tarafından 31 Temmuz 2015 Cuma - 18:24 tarih ve saatinde düzenlenmiştir
Resim Linkleri Ve Konu İçeriği Düzenlenmiştir.


#2
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Aile İçi Şiddet


Resmi ekleyen


Aile içi şiddet , bir aile üyesinin; diğer üyesi veya eski üyesine karşı fiziksel ya da psikolojik olarak hükmetme ya da zarar vermesidir.

Fiziksel istismar ve çocuk istismarı; aile içi şiddetinin de bir parçası olabilir. Ancak çocuklara karşı yapılan şiddet eylemleri, çocuk istismarı altında incelenir. Her ne kadar göz ardı edilse de; fiziksel ve cinsel şiddet istismarlarının %90'ı aile bireyleri tarafından yapılmaktadır.

Yurt dışında; ve Türkiye'de Aile içi şiddet'e bakış açısı oldukça değişiktir. Bir çok toplum ve dini inanışlar arasında da farklılıklar bulunmaktadır.

Diğer ülkelerdeki aile içi şiddet'e karşı tutum

Amerika Birleşik Devletleri'nde aile içi şiddet'de mağdur %35 oranında erkektir; ancak büyük bir çoğunluğu eşikayette bulunmazlar. İngiltere'de ise bu rakkam %16.6 civarındadır. Amerika'da mahkemeye intikal etmiş şiddet eylemlerin %95'i kadınlara karşıdır.

Bir çok modern toplumda; aile içi şiddet fiziksel seviyede ise kriminal bir suç olarak değerlendirilir. Ekonomiksel, duygusal, zihinsel, sosyal ve ruhani baskıların karşılğı olarak da yüksek tazminat bedelleri ödemeye mahkum edilirler.

1992'de Avrupa Birliği'nde yapılan araştırmaya göre; her 4 katından 1'i hayatları süresince en az bir kez aile içi şiddetle karşılaştığını söylemiştir.

Türkiye'de aile içi şiddet'e karşı tutum

Avrupa Birliği standartlarına göre her 7500 kadına bir sığınma evi kurulması mecbur tutulmuşken; Türkiye'de toplam dokuz kadın sığınma evi vardır. Bu da ortalama 3 milyon kadına bir sığınma evinin düştüğünü gösterir. SODEV araştırmasına göre; mevcut sığınma evleri de güç koşullar altında çalışmaktadır. Belediyeler ise; açılan bir çok sığınma evini kapatmıştır.

Bu vesile ile Türk Kadınlar Birliği, Türk Anneler Derneği, Çağdaş Eğitim Vakfı, AÇEV, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği, Kadın Emeğini Değerlendirme Vakfı, Türkiye Aile Sağlığı ve Planlama Vakfı, Roteryenler, Lions ve Soroptimistler gibi dernekler kendi özverileriyle Türkiye'de mağdur kadınlara yardım etmeye çalışmaktadır.

T.C. Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu'nun 1995'de yaptığı araştırma doğrultunda; aile içi şiddete uğrayanların %80'i yapacak fazla bir şey olmayacağına inanır. İlkkaracan'ın 2000 yılında yaptığı araştırmaya göre de; Türkiye'nin doğu ve güneydoğu'sunda kadınların %50.8'sinin rızaları olmadan evlendirildiğini söylemiştir.

4320 Sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun

14 Ocak1998 tarihinde kabul edilen 4320 sayılı kanun aile içi şiddete karşı ülkemizde aile şiddeti mağdurları için yazılmıştır. Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk 75 yılında ise benzeri bir kanun varolmamıştır, mevcut olan kanun da aile şiddeti mağdurları tarafından genelde bilinmemektedir.

Bu kanuna göre; aile şiddetinde mağdur olanın Cumhuriyet Başsavcılığına bildirmesi ve Sulh Hukuk Hakimi'nin kabulu doğrultusunda kusurlu eş hakkında kanunumuza göre sırasıyla şu işlemlere başvurulur:

:z30: Diğer eşe veya çocuklara veya aynı çatı altında yaşayan diğer aile bireylerine karşı şiddete veya korkuya yönelik davranışlarda bulunmaması,
:z30: Müşterek evden uzaklaştırılarak bu evin diğer eşe ve varsa çocuklara tahsisi ile diğer eş ve çocukların oturmakta olduğu eve veya iş yerlerine yaklaşmaması,
:z30: Diğer eşin, çocukların veya aynı çatı altında yaşayan diğer aile bireylerinin eşyalarına zarar vermemesi,
:z30: Diğer eşi, çocukları veya aynı çatı altında yaşan aile bireylerini iletişim vasıtalarıyla rahatsız etmemesi,
:z30: Varsa silah ve benzeri araçlarını zabıtaya teslim etmesi,
:z30: Alkollü veya uyuşturucu herhangi bir madde kullanılmış olarak ortak konuta gelmemesi veya ortak konutta bu maddeleri kullanmaması.

Aile içi şiddeti mağduru 6 ay daha eşiyle beraber yaşaması önerilir, ve bu 6 içerisinde durum değişmezse tutuklanacağı eşine iletilir.

Ancak; eşin şiddeti tekrarlaması halinde, mağdur tekrar Cumhuriyet Başsavcılığı'na başvurur; ve Sulh Ceza Mahkemesi'nce kamu davası açılır. Bu durumda da eş 3 ila 6 ay arasında hapis cezası ile cezalandırılır, 3005 sayılı Meşhut Suçların Muhakeme Usulü Kanunu'na göre de; çoğu zaman bu suç para cezasına çevirilir.

İstanbul Barosu Kadın Hakları Uygulama Merkezi; mevcut kadınların aile içi şiddeti mağdurlarını korumadığını; aksine ölümlerine sebebiyet verecek şekilde uluslarası standartlardan uzak olduğunu iletmiş; bir çok kez kanunun geliştirilmesi ve değişmesi için başvurularda bulunmuştur.

Benzeri girişimlerde bulunan İzmir Barosu Kadın Hakları Danışma ve Uygulama Merkezi ise; baro tarafından kapatılmıştır.

Avrupa Birliği ile uyum süreci içerisinde; Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu yardımı ile aile içi şiddeti hakkında niteliksel ve niceliksel araştırmalar yapılacaktır ve Ulusal Eylem Planı geliştirilecektir. Bu proje; Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu ile yapılacak ve Kasım 2006'da başlaması öngörülmektedir. 4320 sayılı kanun ile sonuçlanan son Başbakanlık araştırması 1995 yılında yapılmıştır
.

Aile içi şiddet şekilleri

Aile içi şiddeti 4 ana başlık altında toplayabiliriz.

Fiziksel şiddet

:z30: Direk fiziksel temas; istenilmeyen fiziksel kontaktan, tecavüze ve öldürmeye kadar yapılan şiddet eylemleri.
:z30: Direk olmayan fiziksel temas; eşyaların yokedilmesi, bir eşyanın mağdur olan kişiye bir eşya fırlatması, hayvanlarına zarar verme.
:z30: Aile içi ensest ilişkide bulunulması.

Zihinsel/Duygusal şiddet

:z30: Mağdurun kendisine, veyahutta çocuklarına karşı ölüm ya da zarar verme tehdidinde bulunulması.
:z30: Mağdura küfredilmesi, tehdit edilmesi, aşağılanması, ve küçük düşürülmesi.
:z30: Sözlü olmayan tehditler, mimikler, ima edilmeler, ve vüdutsal göstergeler.

Ekonomiksel/Sosyal kötüye kullanma

:z30: Mağudurun maddi varlığını kontrol edilmesi, mağdurun arkadaşlarını ve akrabalarını görmesini engellemesi, aktif olarak mağdurun sosyal ilişkilerini kontrol etmesi ve sosyal yaşamdan mağduru izole etmesi.

Ruhani kötüye kullanma

:z30: Mağdurun dini inanışı ve davranışı hakkında baskı uygulanması.
:z30: Mağdurun dini toplantılarına katılmasını engelleme ya katılmaya zorlanması.
:z30: Mağdurun dini ile dalga geçme.

Aile içi şiddetin sebepleri

Aile içi şiddet, başlıca üç başlık altında incelenir. Sosyal, Psikolojik ve Biyolojik olarak da incelenebilecek bu kategoriler; tam açıklaması ile Fakirlik (Sosyal), Güç ve Kontrol isteği(Psikolojik), ve Biyolojik (Alkol ve Uyuşturucu) başlıklarında incelenebilir.

Fakirlik

:z30: Ekonomiksel güçlük çeken ailelerde, diğer ailelere nazaran çok daha fazla aile içi şiddeti gerçekleşmektedir.
:z30: Fakirliğin getirdiği sosyoekonomik sorunlar doğrultusunda; birey tepkisini ailesine karşı göstermektedir.

Güç ve Kontrol

:z30: Toplumsal bakış açısı doğrultusunda, erkeğin egemen olmasını öngören toplumların alışkanlıklarında ve geleneklerinde kadınlar mağdur durumdadır. Bunun dini ve kültürel boyutları da mevcuttur; ancak erkeğin aile reisi görevini üstlenmesi ve bunu hor görmesidir.
:z30: Aile içerisinde her bireyin eşit görevlere dağılmaması ve güç sahibi olanların mantıksal olarak bunu kaldıramaması.

Alkol ve Uyuşturucu

:z30: Uluslarası araştırmalar doğrultusunda; alkolik ve uyuşturucu bağımlısı olan bireylerin %25'e yakını aile içinde şiddet uygulamaktadır.
:z30: Bazı kurumlar tüm kötü alışkanlıkları (kumar vb.) bu kategori içerisine ekler.


#3
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
ÇOCUK İSTİSMARININ NEDENLERİ


Resmi ekleyen


Son otuz yılda, çocuk istismarı konusu gerek tıbbi gerekse toplumsal açıdan giderek önem kazanmaktadır. Çocuk ölümlerinin ve hastalıklarının bir nedeni olarak, kurbanları açısından son derecede yıkıcı sonuçlarıyla ve hatta sonraki nesiller için bile kalıcı izler bırakan özellikleriyle çocuk istismarı önemli bir sosyal sorundur. Bu konunun yeterince bildirilmemesi, tanı konulmasındaki güçlükler, inkar edilmesi ve gizli kalması ise önemini daha da arttırmaktadır.Çocuklarını istismar eden anne ve babaların kendine güvenmeyen, ana-baba olmayı kabullenememiş, kendi çocukluklarında benzer bir durumla karşılaşmış kişiler oldukları saptanmıştır. Öte yandan çocuk gelişimi ve eğitimi konularında gerçek dışı bilgilere ve beklentilere sahip, kendi dürtülerini kolaylıkla denetim alamayan , karşılanmamış bağımlılık gereksinimleri olan ve alışkanlık yapıcı madde bağımlısı kişilerin de çocuk istismarına yatkın oldukları gözlenmiştir. İzolasyon ( tek başına kalma, yalnız bırakılma), baskı ve zorlanmalar ve şiddetin kuşaktan kuşağa geçen bir değer yargısı olarak toplum tarafından benimsenmiş olması da çocuk istismarının nedenleri arasında sayılmaktadır. Öte yandan , olaya kurbanlar açısından bakıldığında, düşük doğum ağırlığı ( doğum kilosunun 2500 gr’ın altında oluşu) ile doğan, vaktinden önce doğan, kalıtsal veya süreğen bir hastalığı olan, istenmeyen bir gebelik sonucunda doğan, gayrı meşru olarak dünyaya gelen çocukların ve ikizlerin daha çok istismar edildikleri görülmektedir.

ÇOCUK İSTİSMARININ TİPLERİ

Çocuk istismarı başlıca üç şekilde olmaktadır:

1-Fiziksel istismar: Çocuğun canının yakılması, hırpalanması, incitilmesi, dövülmesi, kesici delici aletler veya ateşli silahlar kullanılması ve bunların sonucunda yaralanması , sakat bırakılması veya öldürülmesidir.

2-Duygusal istismar: Tehdit, bağırma eylemleri, çocuğa karşı sevgi yokluğu olduğunun gösterilmesi gibi çocuğun duygusal gelişimini olumsuz yönde etkileyebilecek tüm davranışlardır.

3- Cinsel istismar: Bir yetişkinin cinsel duygu ve isteklerini doyurmak üzere çocuğu bir araç olarak kullanma girişiminde bulunması veya kullanmasıdır.


YAŞLILARA YÖNELİK ŞİDDET
TANIM, TÜRLER, NEDENLER:


Aile içi şiddete maruz kalma açısından risk altında olan diğer bir grup da yaşlılardır. Yaşlılara yönelik şiddetin belirgin bir sınıflanması olmamakla birlikte başlıca şu şekillerde görülmektedir:

1-Ekonomik şiddet: Yaşlılara ait paranın gasp edilmesi ve onun izni olmadan diğer aile bireyleri tarafından kullanılmasıdır.

2-Yaşlının eşyalarının gasp edilmesi: Yaşlıya ait malvarlıklarının onun rızası olmadan elinden alınması ve kullanılmasıdır

3-Duygusal (psikolojik) şiddet: Yaşlının sözle küçük düşürülmesi, haklarının yok sayılması, çeşitli olanaklardan yoksun bırakılmasıdır.

4-Fiziksel şiddet: Yaşlının dövülmesi, cinsel taciz veya tecavüze uğraması, aç bırakılması vb. durumlardır.

Yaşlılara yönelik en sık olarak uygulanan şiddet biçimi ise yaşlının ihmal edilmesidir. Bu yaşamak için başkalarının bakım ve yardımına ihtiyacı olan bir yaşlının bu yardımı alamaması ve kendi başına izole bir halde bırakılması anlamındadır. Passif bir eylem olan bu şiddet biçimi çok ciddi sonuçlar doğurabilir.

Yaşlılara yönelik şiddetin yaygınlığı hakkında güvenilir bilgiler ne yazık ki yoktur. ABD’de 0,5-2,5 milyon yaşlının bu değişik şiddet türlerine maruz kaldıkları tahmin edilmektedir. Bilişsel olarak kötü durumda olan yaşlıların daha çok şiddete maruz kaldıkları bilinmektedir.

Aile içinde yaşlılara uygulanan şiddetin nedeni diğer şiddet uygulanan kişilerde olduğuna benzer şekilde çok nedenlidir.

YAŞLILARA YÖNELİK ŞİDDETİ ARTTIRICI NEDENLER

Şu etmenler, şiddeti arttırıcı nedenler olarak saptanmıştır:

1-Yaşlının aile bireylerine aşırı bağımlı duruma gelmesi
2-Aile bağlarının zayıf veya kopuk oluşu
3-Ailede şiddet öyküsünün bulunması
4-Ekonomik yetersizlik
5-Yaşlıya bakan veya şiddet uygulayan kişinin psikolojik hastalığı
6-Toplumsal desteğin olmayışı
7-Yaşlının agressif fizik yapısı ve zedeleyici davranışları
8-Paylaşılmak zorunda kalınan yaşam şartları

ŞİDDET KURBANI OLAN YAŞLILARIN ve ŞİDDETİ UYGULAYANLARIN ÖZELLİKLERİ

Şiddet kurbanı olan yaşlıların tipik özelliği sağlıklarının kötü oluşu ve yaşamak için başkalarına muhtaç olmalarıdır. Şiddete maruz kalan yaşluılar arasında cinsiyet farkı yoktur. Ancak kadınlar, şiddetin fizik ve psikolojik etkilerden daha çok etkilenirler. Şiddeti uygulayan kişi ise genellikle yıllardan beri kendisine bakan bir akrabasıdır. Çoğu olguda, şiddeti uygulayan kişi, çaresiz ve tıkanmış olma hissiyle, büyük bir yük altında ezildiğini duyarak bu eylemi gerçekleştirdiğini söylemiştir. Öte yandan şiddeti uygulayanın yaşı, alkol kullanması ve yaşlı ile iletişiminin kötü olması da şiddeti arttırmaktadır.

ŞİDDET UYGULANAN YAŞLILARDAKİ BELİRTİLER

Diğer şiddet türlerinde olduğu gibi, sıyrıklar, kanamalar,kırıklar vb şekildeki fizik bulguların yanı sıra psikolojik bulgular da görülür. Yaşlı korkar, bu korku çoğunlukla bunamaya bağlı paranoya veya latent psikoz gibi değerlendirilebilir.

AİLE İÇİ ŞİDDET VE ÇOCUK İSTİSMARINI ÖNLEMEK İÇİN YAPILMASI GEREKENLER

Aile içi şiddet ve çocuk istismarını önlemek için, konu hakkında bireyleri, aileleri ve toplumu eğitim yolu ile bilgilendirip bilinçlendirmek gerekir. Kişiler, aileler ve sonuçta toplum, bu gibi olayları, aile meselesi ve olağan olarak görmekten vazgeçerse, aile içi şiddetin önüne geçilmiş olur. Genel olarak toplumun eğitim düzeyinin yükseltilmesi de aile içi şiddetin azalmasında etkili olur. Ancak bu uzun soluklu bir girişimdir ve zamanı gerektirir. Şiddete eğilimli bireylere danışmanlık yapmak, bu kişilerin psikolojik olarak tedavi edilmelerini sağlamak da önleyici bir girişimdir. Ancak bu da, kişilerin bilinçli bir biçimde böyle bir desteği aramaları ve istemeleriyle ve konu ile ilgili olarak toplumsal örgütlerin varlığı ve etkin çalışmasıyla gerçekleşebilir. Şiddet öğrenilen bir davranıştır. Bu nedenle, kitle iletişim araçlarının, özellikle de en yaygın olarak kullanılan ve toplumu en etkileyici araç olan televizyonun şiddeti öğretici yayınları önlenmelidir. Televizyon, aile içi şiddetin ve çocuk istismarının zararlı etkilerini gösteren, bu konularda toplumu bilinçlendiren yayınlar ile , şiddeti önleyici bir yayın aracı olarak kullanılmalıdır. Konu ile ilgili olarak kesin, açık ve caydırıcı cezaları öngören özel yasal düzenlemeler gerçekleştirilmelidir. Aile içi şiddete veya istismara uğramış kişileri destekleyen ve güvence altına alan bir sosyal güvenlik ve hizmet şemsiyesi kurulmuş olmalıdır. Türkiye’deki sosyal güvenlik ve hizmet kuruluşları ile gönüllü kuruluşlar aile içi şiddet ve çocuk istismarının önlenmesi konusunda “Mor Çatı Sığınma Evleri” ve benzeri çalışmalar yapıyorlarsa da bu çalışmalar, gerek nitelik gerekse nicelik açısından son derecede yetersizdir. Aile içi şiddet ve çocuk istismarı ile ilgili başlıca yasal yaptırımlar ise Türk Ceza Kanunu ve Medeni Kanun hükümlerine dayalıdır. Bu yasaların hükümleri ise genel anlamlıdır. Oysa ki, caydırıcı ve daha etkili olabilmesi bakımından bu konunun, özel yasalarla ele alınıp, yeniden düzenlenmesi gerekir.


#4
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Kadına Şiddet


Şiddet ve Kadın üzerine


Şiddet egemen gücün ve ideolojinin kendi üstünlüğünü ve gücünü korumada gösterdiği tepkisel bir tavırdır. Egemen gücün en önemlisi toplumsal dayanağı Aile ile başlıyor. Şiddetin meşruluğu egemen güç, sistem içinde Devlet Babada sembolleşirken onun en küçük çekirdeği ailede ise evin reisi. Baba yada abilerde şekilleniyor. Egemen güç için her zaman bir otorite gerekir.

Şiddet kimi zaman Devlet kimi zaman koca, Baba ve abi olarak çıkar karşımıza...

Sistem coğu kez şiddetin, ayağın meşruluğu temelinde eğitir insanı ''Kızını dövmeyen dizini döver'' ile çıkar karşımıza Dayak yiyen kadın için mutlaka bir sebep aranır. Toplumsal yaşantımızda şiddet o denli içselleştirmişiz ki dayağın mutlaka haklılık yönünün olduğunu düşünürüz. Okula başlayan küçük çocuklarımızı bile teslim ederken hocam,eti senin kemiği benim diyerek daha küçüçük beyinlere ve bedenlere bunun gerekliliğini vurgulayak başlarız eğitime. TV lerde izlediğimiz ,gazetelerde okuduğumuz haberlerin coğu şiddete yöneliktir. İşkencede insanlar öldürülür, gözaltında kaybedilir. Bilmem hangi apartmanın kaçıncı katında çıkan çatışmada hangi insanlar öldürülür. Yine mahale sakinleri dışarıya taşınan cesetlere yuh çekerler.Öldürülenleri alkışlarlar...

Şiddet artık dışarıya sokağa taşmıştır.

Ya namusa yönelik şiddete ne demeli? Okullarda okula geç gelen,erkek arkadaşlarının elini tutan, yanağından öpen vb.gibi tüm sevgi biçimlerinin onları ''kızlık muayenesine'' kadar oradanda intiharlara götüreceğini hiçkimse bilmez mi? Diğer töre cinayetleri, tecavüze uğrayan masum kadınların aile bireyleri tarafından öldürülmesi...

Gündelik yaşamızda şiddet içselleşmiştir. Bizim farkına ve olumsuzluklarına bakmadan kabullerek devam eden gelenekselleşen bu tavırla hergün karşıya geldiğimiz olaylardan da kimi kez gururla bahsederiz ki. Kızlara laf atan taciz eden delikanlının ardından 'o delikanlıdır, olsun o kadar'' dediğimiz taciz yada tecavüze uğrayan kadın için mutlaka fingirdemiştir, kuyruğunu sallayan dişi köpektir, kadın kısmının gece vekti işi ne var'' demek çifte standartlı namus anlayışımızn ürünü değilmi? Dolayısıyla;kadın erkeğin elinin kiriyse şiddet, taciz,tecavüz kadın için kaçınılmaz olur...

Egemen gücün gösterdiği bu tavır aileden çıkmış,toplumsallaşmıştır. Yaşamımızın bir parçası haline gelmiştir haklılık temelinde meşrulaştırılmıştır. Sistem kendi devamlılığını kutsal saydığı aile ile tamamlar. Aile devletin candamarıdır. Bu nedenle evde dayak yiyen kadına,dayak yiyen çocuğa karşı olmak,aile içi şiddete karşı olmak. Toplumsal şiddetin karşısında olmak gerekir.
Hergün bir biçimiyle karşılaştığımız, meşrulaştırılmış şiddete karşı olmak insanlığın onuruyla yaşaması için bir gerekliliktir.



KADINA UYGULANAN ŞİDDETE SEBEPLER NELERDİR;


Sözde itaatsizlik; Erkeğin baskın olduğu toplumumuzda erkeklerin son ve kesin karar hakkının olduğu düşüncesi, genellikle orta ve daha az kültür seviyesindeki erkeklerde agresiflik ve cezalandırma iç güdüsü ile uygar veseviyeli başlayan tartışmaların son perdesini şiddet uygulayarak kapanmasına yol açmaktadır. Oysaki kadın olayların daima mantıksal yoluna yaklaşmaya daha yatkındır. Gerçi gerginleşme sürecine giren tartışmayı yönlendirme yolunu seçmediği taktirde kadın erkeğe bir okadar da şiddeti tetikleyici olacaktır.

Her durumda da karşısındaki erkek zaten kadını araç olarak gördüğü için rahatlamayı şiddet ile karşılayacak, tüm ezilmişliğini kadın üzerinde uyguladığı ve biyolojik üstünlükle galip geldiği bir zafere dönüştürecektir.


CİNSEL İLE İLGİLİ SEBEPLER;


Namus ve töre kavramları başlıca bir tartışma konusu olabileeceğinden bu konu sınırlarına girmeden sek s konusu şiddet sebebi olabiliyor.

Bu sebep erkeğin ekonomik yada başka sebeplerle kadının kişisel bakımının yetersiz olduğu birlikteliklerde erkek kadına doyumsuz yaklaşımı ve giderek bir diğer kadınlarla kıyaslama sonucu tek taraflı orgazm yaşaanan ilişki giderek şiddet içerikli hatta tecavüz kapsayan sek s yaşantısı olarak devam etmektedir. Maçoluk kavramının erkeğe madalya olarak takılması kadına şiddeti aksesuar haline getirmekte.


KISACASI TOPLUM OLARAK KADINI EZECEK ERKEKLER ÜRETÜP SONRA VAH VAH, TÜH YAZIK GİBİ KELİMELERLE KENDİMİZİ AFFEDEBİLİYORUZ!..


“ister kamusal isterse özel yaşamda meydana gelsin, kadınlara fiziksel, cinsel veya psikolojik acı veya ıstırap veren veya verebilecek olan cinsiyete dayanan bir eylem veya bu tür eylemlerle tehdit etme, zorlama veya keyfi olarak özgürlükten yoksun bırakma”


Birleşmiş Milletler Kadınlara Yönelik Şiddetin Önlenmesi Bildirgesi
Genel Kurul Kararı 48/104, 20 Aralık 1993



Kadına yönelik şiddet hakkındaki yayınladığı son raporunda Uluslararası Af Örgütü Türkiye’deki aile içi şiddeti incelemektedir. Raporda dayak yiyen, tecavüze uğrayan ve hatta bazen öldürülen aya da intihara zorlanan kadınların vakaları belgeleniyor. Kadınlara, kendi seçimlerini yaptıkları için uygulanan zulüm için bazen gelenek mazeret gösterilirken sorunun altında yatan neden ört bas ediliyor: hayatın her alanında görülen ayrımcılık.

Türkiye: Aile içi şiddete karşı mücadelede kadınlar (AI Index: EUR 44/013/2004) başlıklı rapor Uluslararası Af Örgütü’nün, tüm dünyada, servet, ırk, cinsiyet ve kültür ayrımı yapılmaksızın kadınlara yönelik toplumsal cinsiyete dayalı hak ihlallerini belgeleyen ve kınayan Kadına Yönelik Şiddete Son adlı küresel kampanyasının bir parçası.

Raporda aileleri tarafından şiddete uğrayan kadınların hikayeleri anlatılıyor. İhlal ve ayrımcılık doğdukları andan itibaren başlayabiliyor; ailelerin yeni doğmuş kız çocuklarını takas ediyor ve küçük kız çocuklarını zorla evlendiriyor. Rapor kadının çifte mağduriyet yaşamasına neden olan şiddet kültürünü de ortaya koyuyor: hem şiddet kurbanı olarak, hem de adalete etkin erişim olanakları olmadığı için. Örgütün Türkiye hükümetine tavsiyeleri, bütün kadınların şiddetten korunması için gereken reformlara ve bunların uygulanması ihtiyacına odaklanıyor.


EĞİTİM


Kadınların eğitim hakkının kısıtlanması, ve başta nasıl yaşayacaklarını seçme hakkı, şiddete uğramama hakkı ve adalete erişim hakkı olmak üzere, hakları hakkında bilgilere erişimlerini kısıtlamaktadır. UNICEF’e göre, Türkiye’de 640,000 kız çocuğu zorunlu ilköğretim almıyor. 15 yaş ve üzerindeki nüfusta kadınların %77’si, erkeklerin %93’ü okuma yazma biliyor. Kız çocuklarına oranla erkek çocukların ilköğretim sonrası okula gönderilme olasılığı daha fazla. Okul kitapları toplumsal cinsiyet kalıplarını, erkeği lider rollerde kadını ise ev işi yaparken göstererek pekiştiriyor.

Kız çocuklarını eğitimden mahrum etmek, diğerlerinin yanı sıra, ekonomik ayrımcılığın bir biçimini oluşturur. Siyaset dahil bütün iş sahalarında potansiyellerini yerine getirme şansları daha düşüktür.

Erkekler daha fazla maaş alıyor: kadınların maaşı erkeklerinkinin %20 - %50’si oranında. Mülklerin %92’si ve aile içi üretimin %84’ü erkeklerin. Kadınlar siyasette yeterince temsil edilmiyor. 2002 seçimlerinde, 550 kişilik mecliste 24 koltuk kadınlara ait.


ZORLA EVLENDİRME, KÜÇÜK YAŞTA EVLENDİRME VE ZORLA FAHİŞELİK


Zorla evlendirme, görücü usulüyle evliliğin aksine, “her iki tarafın geçerli rızası olmadan yapılan ve zor, zihinsel taciz, duygusal şantaj ve yoğun aile ya da toplum baskısı içerebilen her tür evlilik” olarak tanımlanmıştır. “En aşırı vakalarda bu evlilik söz konusu kişiye yönelik fiziksel şiddet, taciz, bu kişinin kaçırılması, alıkoyulması ve öldürülmesini de içerebilir.”

Türkiye’nin doğu ve güneydoğusundaki çeşitli kentlerde yapılan bir araştırma, kadınların yüzde 45,7’sine kocalarının seçiminde danışılmadığını ve yüzde 50,8’inin rızaları olmadan evlendirildiğini ortaya koymaktadır. Zorla evlendirilen kadınların yaşları genellikle küçüktür. Ailelerinin seçtiği kocayı reddedenler şiddet ve hatta ölüm riskiyle karşı karşıya kalabilmektedir. Erkekler zorla evliliği cinsel saldırı, tecavüz ve kaçırma nedeniyle ceza almamak için kullanmaktadır. Ayrıca ya bilerek, ya da ihmal nedeniyle ailelerin kızlarını müstakbel bir kocaya satarken zorla fahişelik için pazarlanıp pazarlanmayacağı dikkate almadıkları vakalar bulunmaktadır. Bazı durumlarda ise aileler çocuklarını cinsel sömürüden koruyamamıştır.

Zorla ve küçük yaşta evlendirme uluslararası hukuk standartlarına ve Türk ceza hukukuna aykırıdır. Ancak, bu yasa bazı bölgelerde büyük oranda göz ardı edilmektedir.


ŞİDDET KÜLTÜRÜ


Türkiye, ülkenin güneydoğusunda Türk silahlı kuvvetleriyle silahlı muhalefet grubu Kürdistan İşçi Partisi (PKK) arasında yirmi yıl süren çatışmadan yeni çıktı. Çatışma toplumları kutuplaştırdı ve parçalara böldü. İnsanların zorla göç ettirilmesi geçinme olanaklarını ortadan kaldırdı, tarım sektörünü erozyona uğrattı ve bölgedeki kalkınmayı durdurdu. Kurumsallaşmış bu şiddet bağlamında, Güneydoğuda kadınlara karşı hem aile içi hem aile dışında işlenen suçlar dikkate alınmamış ve büyük ölçüde cezasız kalmıştır. Ancak aile içi şiddet Türkiye’nin herhangi bir bölgesiyle sınırlı değildir; ülkenin her yerindeki kadınların yüzyüze kaldığı bir durumdur.

Kadının özgürlüğü çoğunlukla cinselliğini kontrol etmek amacıyla kısıtlanır. Dünyanın çeşitli yerlerinde bir çok farklı çeşitlemeyle varlığını sürdüren geleneksel sözde “namus” kalıplarına göre kadınların hal ve tavırları ailenin “şerefini lekeleme” konusunda en büyük potansiyeli taşır. Topluluk içinde bu kalıpları dayatmak amacıyla ölüm ya da şiddet tehdidi kullanılabilir. Birçok kez ölümler bildirilmemektedir; cinayetler intihar gibi gösterilerek aileler tarafından örtbas edilmekte ve kadınlar intihara zorlanmakta veya teşvik edilmektedir.

Yetkililerin kadınların şiddet yoluyla öldürülmelerini ayrıntılı olarak soruşturmadaki alışılmış yetersizlikleri, bu tür suçları izlemek ve kaydetmek için yapılan her türlü girişimi boşa çıkarmaktadır.

Bu inanç sistemini benimseyen toplumlarda yaşayan kadınlar, cinsel şiddete karşı serbestçe konuşmakta oldukça zorlanırlar. Cinsel saldırıları ifşa ederlerse, “özel” konuları mevzu etmelerinden dolayı “utanılacak biri” gibi görülürler ve belki de kendilerine “suçlu” gibi bakılabilir. Tacizle ilgili kanıtlar ne olursa olsun bu töhmet bir biçimde yine kadının üstünde kalır. Atfedilen bu töhmetle aynı fikirde olmayan kişiler bile, kamuoyunun zorlamasıyla kadını “cezalandırma” zorunluluğu hissedebilirler. Tüm ailenin geçimi etkilenebilir; örneğin “aile namusunu temizlemeyen” bir dükkan sahibinin müşterilerini kaybedebilmesi gibi.
Uygulamada “namus” kavramı, kadınlara yönelik geniş bir yelpazede yer alan şiddet suçlarının haklı gösterilmesi için kullanılacak bir ölçüye indirgenmiştir. Kadınlar sırf tecavüz kurbanı oldukları için evlerine hapsedilebilmekte, dışlanmakta ve öldürülmektedirler.


MAZERET DEĞİL TELAFİ


Adalet mekanizmalarına erişebilmesi ve şiddetten korunması gereken kadınların önünde sayısız engeller bulunmaktadır.

Polis memurları çoğunlukla, görevlerinin kadınları eve dönmeye ve barışmaya ikna etmek olduğuna inanmakta ve kadınların şikayetlerini soruşturmamaktadır.

Çeşitli nedenlerle birçok kadın resmi şikayette bulunma olanağına sahip değildir.
Yetkililer ayrımcı tavırlar sergilediklerinde, kadın haklarını savunmada sınıfta kalırlar ve kadınlara yönelik şiddeti olduğundan daha önemsiz göstererek kadınların karşı karşıya olduğu riskleri artırırlar.

Eşleri ya da akrabaları tarafından öldürülme riski altında olan kadınlara nadiren sığınak ya da mahkemeden koruma emri almaları için yardım sağlanmaktadır.

Güvenlik güçlerine duyulan güvensizlik de, devletten koruma ve destek arama konusunda kadınların cesaretini kırmakta ve kadınlara yönelik şiddetin görünmez bir suç haline gelmesine katkıda bulunmaktadır.

Sığınma evleri son derece yetersiz sayıdadır.

Bir çok vakada yetkililer, ev içi şiddet faillerinin uluslararası adil yargı standartlara uygun bir şekilde yargı önüne çıkarılmasını sağlamakta yetersiz kalmaktadır. Ceza yargı sisteminin her düzeyinde, yetkililer kadınların aile içi şiddetle ilgili dayak, tecavüz, cinsel saldırı, taciz ve diğer şiddet biçimleriyle ilgili şikayetlerine vaktinde ya da özenli bir biçimde yanıt vermemektedir.


ŞİDDETE MEYDAN OKUMA


Türkiye’nin hemen her yerindeki sayısız kadın hakları grupları ve hükümet-içi ve hükümet-dışı diğer hak örgütleri, son yıllarda merkezi hükümetin eskimiş yasalarda reform yapması yönünde başarılı bir lobi faaliyeti yürüttü. Bütün haklara sahip olmaları için kadınlarla çalışma yapan kadın merkezleri kurdular. Avukatlar “töre cinayetleri”ni önlemek ve sona erdirmek için kampanyalar yaptılar ve yasaların korumasına ihtiyaç duyan kadınların davalarını üstlendiler. Aile şiddeti riski altında olan kadınlara kadın sığınakları da sağladılar. Kadın hakları örgütleri kadınlara haklarıyla ilgili bilgi vermekte ve kendilerine güvenlerinin artması ve kendileriyle ilgili olumlu düşünmesi için eğitim programları düzenlemekteler. Ne var ki, aile içi şiddet failleri de tehditlerini kadın haklarını ve seçimlerinin korumak için çalışan aktivistlere kadar yaydılar.

Kadın gruplarının aile içi şiddeti yok etmek için mücadele verirken karşılaştığı en büyük zorluklardan biri de toplum içindeki tepkilerdir. Tıpkı şiddete maruz kalan kadınları savunan kadın avukatlar gibi aktivistler de tehdit edilmektedir. Kadınların akrabaları onları, ailelerinden uzak durmaları konusunda uyarmaktadır.


KORUMA VE TAZMİN GÖREVİ


Uluslararası insan hakları sözleşmeleri ve standartları, devletlerin kendi yargı yetkisine tabi bireylerin insan haklarını güvence altına almak için gereken yükümlülükleri tanımlar. Geçen onyıllar uluslararası toplumun, kadın hakları ihlallerini inceleme ve bunlara karşı mücadele etme taahhütlerinde önemli gelişmelere tanık oldu. 1993’te Birleşmiş Milletler’in sponsorluğunda Viyana’da toplanan Dünya İnsan Hakları Konferansı, kadınlara yönelik şiddetin acil ve derhal ele alınması gereken bir insan hakları ihlali olduğunu ilan etti.

Uluslararası hukuka göre, devletler devlet görevlilerinin ihlal yapmamasını sağlamakla yükümlüdür. Ayrıca özel kişi veya grupların işlediği ihlalleri önlemeli ve cezalandırmalı; kurbanlar için uygun tazminat sağlamalıdır.

Türkiye kadın haklarının korunmasıyla ilgili bir dizi uluslararası sözleşmeyi onaylamıştır. Bunlardan biri de hakları ihlal edilen kadınlara, doğrudan uluslararası düzeyde giderim talebinde bulunma yolu sunan Kadın Hakları Sözleşmesi Ek İhtiyari Protokolüdür. Bu Protokol’e katılarak Türkiye, Kadınlara Karşı Ayrımcılığın Önlenmesi Komitesi’ni (CEDAW), Sözleşme ile koruma altına alınmış haklarının ihlal edildiğini iddia eden birey ve grupların şikayetlerini ele almakla yetkili kılmıştır.

Türkiye’de toplumun bir çok düzeyinde ev içi şiddete karşı yasalar çıkartmaya çalışan kadın hareketinin uzun süreli çabaları, CEDAW ile Türk yetkilileri arasında kurulan diyalogla daha da artmıştır.

Özellikle de Türkiye’de 1998’de yürürlüğe giren Ailenin Korunmasına Dair Kanun, ev içi şiddete karşı ileri bir mevzuattır. Ne var ki, mevzuattaki boşlukların giderilmesi için gene de bazı küçük değişiklikler gerekmektedir ve Uluslararası Af Örgütü’nün temel endişesi, bu yasanın uygun şekilde uygulanmamasına ilişkindir.


KADINA YÖNELİK ŞİDDETİN ÖNLENMESİ



Uluslararası Af Örgütü’nün Türkiye: Aile içi şiddete karşı mücadelede kadınlar raporu bir dizi tavsiyeyle sona ermektedir. Uluslararası topluluk, Türkiye hükümeti, topluluk ve dini liderlere kadınlara yönelik şiddeti ortadan kaldırma konusundaki bağlılığını açıkça ve her fırsatta ilan etmeye çağırmaktadır.

Konu Hale tarafından 31 Temmuz 2015 Cuma - 18:26 tarih ve saatinde düzenlenmiştir
Konu İçeriği Düzenlenmiştir.


#5
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Eğitimli Kadınlar Şiddeti Gizliyor..


Diyarbakır Barosu Kadın Hakları Danışma ve Uygulama Merkezi (KHDUM) Yöneticisi Sevim Ölmez, ekonomik özgürlüğü olan eğitimli kadınların şiddet gördüğünü gizlediğini söyledi.


Kadın Hakları Danışma ve Uygulama Merkezi'nin, hukukun üstünlüğünü ve kadının insan haklarını savunmak, korumak ve geliştirmek amacıyla kurulduğunu belirten Ölmez, KHDUM'a başvuru yapan kadınların yüzde 60'ının aile içi şiddete maruz kalanlar olduğunu bildirdi.

Ölmez, fiziksel, cinsel, psikolojik, ekonomik ve benzeri her türlü şiddete maruz kalan kadınlara, 1999 yılından bu yana ücretsiz bilgilendirme ve hukuki yardım sağlamaya yönelik hizmet verdiklerini ifade etti.

Merkeze başvuran kadınların sayısının her geçen gün arttığını belirten Ölmez, başvuruların artmasının, kadınların bilinçlendiğinin bir göstergesi olduğunu bildirdi.


“ŞİDDET HALA SAKLANIYOR”


Başvuru yapan kadınların yüzde 60'ının aile içi şiddete maruz kalan kadınlar olduğunu açıklayan Ölmez şöyle konuştu:

“Bize yapılan başvurulardaki kayıtlarda aile içi şiddete maruz kalan kadınların oranı yüzde 60 gibi görünse de, şiddete maruz kalan ancak başka sorunları ile ilgili destek almak için başvuru yapan kadınlar da var. Başka taleplerle gelen kadınlara sorduğumuzda aile içi şiddete maruz kaldığını doğruluyor, ama bununla ilgili bir şikayette bulunmuyor.

Bir de şiddet gördüğünü hiç açıklamayan kadınlar var. Aile mahremiyetinin korunması, geleneksel yapı ve ailenin dağılmasının önlenmesi amacıyla şiddet hala saklanıyor. Örneğin şiddet uyguladığı için uzaklaştırma alan eşinin tedbir süresi geçtikten sonra daha çok şiddet göstereceğini düşünen kadınlar var. Başvuran kadınlar arasında çocukları için bu şiddete katlanması gerektiğini düşünenler de var.”

Başvuruda bulunanlar arasında travma geçirecek kadar ağır şiddet gören kadınların olduğunu, ancak, toplum baskısı nedeniyle ya da kazanılan statünün yitirilmemesi ve saygınlığın zedelenmemesi için şiddet gördüğünü gizleyen öğretmenler, doktorlar ve değişik meslek grubundan kadınların olduğunu ifade eden Ölmez, bu kişilerin kayıtlarının dahi alınmasını istemediklerini söyledi.

Ölmez, son iki yılda bin 105, son 4 yılda ise bin 500 kadının merkeze başvurduğunu ifade ederek, başvuruların her geçen yıl arttığını, 2006 yılı içinde ayda ortalama 33, 2007 yılında 45 ve 2008 yılının ilk 3 ayında da ayda ortalama 60 başvurunun olduğunu söyledi.


“HAKKINI ARAYAN KADIN DAHA ÇOK ŞİDDET GÖRÜYOR”


Kadının bilinçlenerek hakkını aramaya başladığını belirten Ölmez, eğitimden yoksun erkeklerin bu hak aramayı kendilerine başkaldırı olarak değerlendirdiğini ve daha çok şiddet uygulamaya başladığını belirtti.

Merkez olarak kadınları bilinçlendirmek amacıyla mahalle, erkekleri bilinçlendirmek amacıyla da kahve toplantıları yaptıklarını belirten Ölmez, din adamlarına da önemli görevlerin düştüğünü ifade etti.

Nitelik ve nicelik olarak ihtiyaca cevap vermeyen kadın sığınma evleriyle ilgili çalışmaların hızlandırılması gerektiğini de ifade eden Ölmez, yeni yasaya göre 50 bin nüfuslu belediyelerin sığınma evi açma zorunluluğu olduğunu hatırlattı.

Yasaların yeterince caydırıcı olmadığına dikkati çeken Ölmez, şöyle dedi:

“Töre ve namus cinayeti davalarında tahrik indirimi hükmü uygulanmamalı. Cezalar son derece düşük olduğunda caydırıcılığı da kalmıyor. Yaş indirimi de göz önüne alınarak cinayetler küçük yaştaki çocuklara işletiliyor. Bu nedenle 4320 sayılı yasanın işlevsel hale getirilmesi ve yasa kapsamından daha çok kadının faydalanabilmesi için devletin, STK'ların, yerel yönetimlerin, basın yayın kuruluşlarının işbirliği yaparak toplumsal bilinci oluşturması ve bu konudaki duyarlılığı artırması gerekmektedir.”

Konu Hale tarafından 31 Temmuz 2015 Cuma - 18:27 tarih ve saatinde düzenlenmiştir
Konu İçeriği Düzenlenmiştir.


#6
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Türk Erkeği NEDEN DÖVER?


Şiddet gören 9 bin kadın NEDEN DAYAK YEDİĞİNİ açıkladı.



Şefkat-Der Kadın Hayata Tutunma Evleri’ne 1995 yılından bugüne kadar sığınan 9 bin kadın ve genç kızın maruz kaldığı şiddet olayları araştırılarak, bir rapor haline getirildi.


Şefkat-Der, "25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetin Ortadan Kaldırılması İçin Uluslararası Mücadele Günü" etkinlikleri kapsamında, "Türkiye’de Aile İçi Şiddetin Bahaneleri ve Şiddetin Engellenmesine Yönelik Şiddet Gören Kadınların Kendi Çözüm Önerileri" adlı bir rapor düzenledi.


9 BİN KADINLA GÖRÜŞÜLDÜ

Derneğin Kadın Hayata Tutunma Evleri’ne 1995 yılından beri sığınan 9 bin kadın ve genç kızın maruz kaldığı şiddetin gerekçeleri üzerinde durularak yapılan araştırma sonucu düzenlenen raporda, aile içi şiddetin bahaneleri şöyle sıralandı:


TÜRK ERKEĞİ EN ÇOK BU NEDENLERLE DÖVÜYOR

"Kadının cinsel ilişkiye girmek istememesi, fazla kilo aldığı iddiası, çocuk doğuramaması veya erkek çocuk doğuramaması, yemeğin tuzlu, yanmış, soğuk ya da güzel olmaması, erkeğin giyeceğinin iyi ütülenmemesi, kapının geç açılması, kadının hasta olması ve iyileşememesi, izinsiz dışarı çıkılması, çocuğun başarısızlığı, sobanın yanmaması, çocuğun babaya benzememesi, kadının boşanmak istemesi, erkeğin başka kadınlarla olan ilişkisine karışılması, çalışan kadının maaşının tamamını erkeğe vermemesi, berdel evliliği ret etmesi, kadının çalışmak istemesi, erkeğin işsiz kalması, ailenin ekonomik sıkıntı çekmesi, erkeğin tuttuğu takımın yenilmesi, alkol ve kumar alışkanlığı olan eşin kadın tarafından uyarılması, erkeklerin kendi arasındaki maço erkek tartışması."


NASIL DÖVÜYOR?

Raporda, erkeğin uyguladığı fiziksel bazı şiddet yöntemlerine örnek olarak da "Yumruk, tekme, sopa, kemer kullanılarak, yüze, göze, kafaya, göğse, sırta ve dize vurulması", "Yüze, göze, asit, kezzap gibi yanıcı maddeler atılması", "Kaynar su, çay suyu, kahve suyu fırlatılması", "Yanan sigaranın çıplak vücutta söndürülmesi", "Bıçakla ve silahla yaralama" gösterildi.



KADININ EN ÇOK ÜZÜLDÜĞÜ ŞİDDET TÜRLERİ


Raporda, gördüğü şiddetten dolayı büyük bölümü suç duyurusunda bulunmayan kadının en çok, "Çocuklarının, evde bulunan misafir ya da akrabalarının, sokakta yabancıların önünde" şiddet görmekten dolayı üzüldüklerine yer verildi.

Kadının, gördüğü şiddetin vücudunda gözle görünür bir iz bırakması halinde de üzüntüsünün arttığına işaret edildi.

Raporda, kadına yönelik şiddetin önlenmesinde kadınların bazılarının kendilerine ait önerilerinin olduğuna da yer verildi.

Kadınların bazıları önerilerinde, kendilerine uygulanan şiddet türünün aynısının erkeğe de uygulanmasını talep etti.

Rapora göre, şiddete maruz kalan kadınların önerileri arasında, "Şiddetin yüz kızartıcı suçlar kapsamına alınması, şiddet gösteren erkeklerin akıl ve ruh sağlığı yönünden tedavi edilmesi ya da televizyon, gazete, internet ve belediyelerin reklam panolarında teşhir edilmesi" de bulunuyor.

Kadınların bir kısmı da şiddetten korunmak için kimlik değişikliği veya estetik ameliyat dahil 24 saat korumalı tedbir istiyor.

Şefkat-Der, araştırma sonucu hazırlanan raporu, bazı şiddet mağduru kadınlar ile yarın dernek genel merkezinde düzenlenecek toplantıyla kamuoyuna duyuracak.

Konu Hale tarafından 31 Temmuz 2015 Cuma - 18:28 tarih ve saatinde düzenlenmiştir
Konu İçeriği Düzenlenmiştir.


#7
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Şiddete Sessiz Kalmayın!



Bunları biliyor musun?


-15–40 yaş arası birçok kadının kanser, trafik kazaları yada sıtma yerine toplumsal cinsiyet kökenli şiddet nedeniyle ölmekte yada yaralanmakta olduğunu?

-Her 3 kadından 1’inin yaşamı boyunca dövüldüğünü, cinsel ilişkiye zorlandığını yada taciz edildiğini?

-Kadın cinayet kurbanlarının yüzde 70’inin erkek partnerleri tarafından öldürüldüğünü?

-Her yıl iki milyon kızın cinsel organlarının sünnet edilme riski olduğunu?

-Kadınlar için hem barışın hem de savaşın ayrımcılık ve şiddet zamanları olduğunu?

-Şiddetin, militarizasyonun ana özelliklerinden biri ve artan şiddetin kadına yönelik cinsiyet kökenli şiddetin seviyesini de artırdığını?

-İstikrarsızlık ve silahlı çatışmaların tecavüz ve cinsel şiddet de dahil olmak üzere şiddetin her türünü artırdığını?

-Kişiler arası şiddetin silahlı çatışmalar bittikten sonra da kısmen de olsa silahların mevcut olması nedeniyle yüksek oranda devam ettiğini?

-Kadın haklarının insan hakları olduğunu?



Peki bunları duydun mu, gördün mü, okudun mu?. Ya sen de yaşasaydın..



-Bakire olmadığı gerekçesiyle düğünün ertesi günü baba evine gönderilince intihar eden -ve otopsi sonucu bakire olduğu anlaşılan- kız çocuğu (15) ...

-Eşi tarafından seks işçiliğine zorlanan kadın...

-Demokratik Kongo Cumhuriyeti’ndeki köyü saldırıya uğradığında Natalie 12 yaşındaydı.
“Kız kardeşime ve anneme kaç tane askerin tecavüz ettiğini gördüm. Korkmuştum ve eğer orduya katılırsam bunlardan korunmuş olacağımı düşündüm. Kendimi korumak istemiştim... Sadece 12 yaşındaydım ama gece boyunca diğer askerler tarafından sürekli dövüldüm ve tecavüze uğradım. 14 yaşıma geldiğimde bir bebeğim vardı. Babasının kim olduğunu bile bilmiyorum. Kaçtım...Gidecek yerim ve bebeğime verecek yiyeceğim yok.”

-Kuma gideceği kişinin oğlu tarafından öldürülen kadın...

-Annesinin patronunun (82) cinsel istismarına maruz kalan (14) kız çocuğu...

-"Fariba" Afganistanlı. 48 yaşındaki kocasına evlenmek üzere verildiğinde sekiz yaşındaydı. Fariba’nın kocası tarafından cinsel tacize uğradığı iddia edilmektedir. Bir akrabası hükümet yetkililerine başvurdu ve Fariba, kocasının evinden alınarak bir yetimhaneye yerleştirildi. Babası yada kocası ile ilgili hiçbir cezai suçlamada bulunulmadı. Boşanması da sağlanamadı.

-14 yaşında ortaokul öğrencisi olan Claudia Judith Berthaud, 9 Mart 2003 günü Meksika’nın Chihuahua kentinde ortadan kayboldu. Kayıp olarak bildirilmiş olmasına ve annesinin sürekli olarak fotoğraflı el ilanlarını dağıtıyor olmasına rağmen, bulunamadı. Ailesinin yetkililerden yanıt almak için bastırmaları yeterli olmadı.

-Boşanarak geldiği ‘baba evi’nde babasının tecavüz ettiği kadın...

-Zeynep”in birlikte yaşadığı kişi, onu yedi yaşındaki oğlunun gözü önünde en az 52 yerinden bıçakladı. Oğlu tek tanık değildi. En az 10 polis memuru saldırıyı izledi, olay gazeteciler tarafından fotoğraflandı ve videoya çekildi. Birlikte yaşadığı kişi hakkında cinayete teşebbüsten dava açılınca, sanığın akrabaları “Zeynep”i ve avukatlarını ölümle tehdit etti.10 polis memuruna başta görevden el çektirildi, fakat İçişleri Bakanı dava açmaya gerek olmadığına karar verince görevlerine geri döndüler.

-13 yaşında evli bir kadın olan “Selda” 28 Aralık 1996 günü Urfa’da bir kadın akrabasıyla sinemaya gitti. Kocası onu sinemadan sürükleyerek çıkardı, fahişe olmakla suçladı ve kalabalık bir meydanda bıçakla boğazını kesti. Adam sadece kısa bir süre hapis yattı.

-Balkondan inen üst kat komşusu tarafından eşiyle birlikte uyuduğu sırada taciz edilen kadın...

-Yalnız yaşadığı evinde sabaha karşı cam kırarak içeri giren iki gencin tecavüzüne uğrayan ( kadın...

-İki küçük kızıyla birlikte ev sahibinin tacizine uğrayan kadın...

-Yedi yıllık evliliği boyunca dayak yiyen Urfalı bir kadın başka bir kentteki baba evine döndü. Kocası onun bir kaç kaburgasını kırmıştı ve tedavi görüyordu. İyileştiği zaman babasının onu kocasına geri götürmeyi planladığını öğrenince, üç çocuğuyla birlikte Fırat nehrinde intihar etti.




Resmi ekleyen




Okurken bile insanın içini acıtan, tüylerimizi diken diken eden bu satırlar film ya da dizi senaryoları değil Malatya’da, Samsun’da, Tokat’ta, İstanbul’da Türkiye’nin her yerinde ve dünyada kadınların yaşadığı, mağdur ve kurban olduğu olaylardır. Ve bunlar medyaya adliyeye yansıyanlarıdır. Yüzlerce, binlercesinden haberdar değiliz.

Dünyanın dört bir tarafında olduğu gibi Türkiye’de de yüz binlerce kadının insan hakları her gün ihlal edilmektedir. Tahminlere göre, ülkedeki kadınların en az üçte birinden yarısına kadarı aile içi fiziksel şiddete maruz kalmaktadır. Bu kadınlar dövülmekte, tecavüze uğramakta ve hatta bazı durumlarda öldürülmekte ya da intihara zorlanmaktadır. Genç kızlar takas edilmekte ve küçük yaşta evlenmeye zorlanmaktadır.

Kadınlara yönelik şiddet, özellikle "namus" kisvesi altında kadının sadece cinselliğini değil, tüm hayatını, emeğini, bedenini, kimliğini kontrol ve baskı altına alan erkek aklının ve bu aklın ürünü olan patriyarkanın şiddetidir. Ve hiçbiri cinnet geçirmiş, aklını yitirmiş babaların, kocaların, sevgililerin, erkek kardeşlerin bireysel olarak uyguladıkları şiddet türü değildir.

Kadına yönelik şiddet; toplumsal düzeyde erkeğin kadının hayatı ve bedeni üzerindeki tasarruf hakkını normal ve meşru kabul eden egemen erkek sisteminin sonuçlarıdır.

Namus, gelenek, töre gibi olgular da hayatlarını nasıl sürdüreceklerine karar verme cüretinde bulunan kadınlara yönelik vahşetin bir bahanesidir.

25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü’dür.


#8
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.

Türk Erkeğinin Attığı Dil Dayakları Ve Kadına Şiddet !!!




Araştırmacı Filiz Bingölçe şiddetin dilini araştırdı. “Dil Dayakları” adlı araştırmaya göre, erkek kadına şiddet uygulamadan önce ağır hakaret ediyor, kadınsa kavga büyümesin diye sesini çıkarmıyor.

Türkiye’de ‘Kadına Yönelik Aile İçi Şiddetin Ortak Dili’ araştırıldı. BM Türkiye Nüfus Fonu’nun desteğiyle hazırlanan ve önümüzdeki hafta açıklanacak olan ‘Dil Dayakları’ araştırma raporundan çarpıcı sonuçlar çıktı.


Saldırgan bir akraba kadına yöneltilen küfür, argo, tehdit, hakaret, aşağılama ve her türlü kötü söz araştırmacı Filiz Bingölçe tarafından kayda alındı.

Bingölçe Ankara, İstanbul, Konya, Erzurum ve Urfa’da şiddet mağduru, farklı gelir ve sosyal statüye sahip 65 kadınla yüzyüze görüştü. Sözel şiddeti uygulayan erkeğin her kesimden çıkabildiği tespitinde bulunan Bingölçe, “Şiddeti uygulayanın kimliği açısından baktığınızda tüm eğitim ve gelir grupları ile sosyal statü mensubu erkeğin aile içi şiddeti ‘meşru ve haklı’ olarak kabul edebildiği potansiyel şiddetçi olduğunu gördüm” dedi.

Şiddetin aktörlerinin baba, koca, sevgili, nişanlı, kaynana ve kardeş olduğunu belirten Bingölçe, zaman zaman kadınların da (anne, kaynana ya da görümce gibi) şiddet uyguladıklarını söyledi ve, “Dilsel ve fiziksel şiddet uygulayan erkek şiddeti ne ayıp, ne günah, ne de suç kabul ediyor. Hatta bazı erkekler bu hareketlerini temel haklar ve özgürlükler içinde bile sayabiliyor” dedi.


DAYAĞA ‘DİL DAYAĞI’ EŞLİK EDİYOR


Araştırmacı Filiz Bingölçe, el dayağı ile dil dayağı arasındaki ilişkiyi şöyle açıkladı: “Kadınların kafasında yer etmiş şiddete ilişkin iki kategori bulunduğunu söyleyebilirim. Bunlardan biri el dayağı, diğeri ise dil dayağı. Saldırgan tarafından bir monolog olarak tekrarlanan aşağılama, hakaret, küfür ve tehdit sözcükleri daha çok aile bireylerine karşı dayak öncesinde fikrini kabul ettirme, haklarını sınırlama, ötekinin sözlerinin geçerliliğini yok etme, varlığını aşağılama, etkisini azaltma ya da bir sindirme aracı olarak kullanılıyor. Küfür bazen tek başına etkili olabiliyor. Ancak sözün bittiği yerde saldırgan, küfürün yetmediğine inanıyorsa o zaman kaba kuvvete başvuruyor.”


ARAŞTIRMACIYI YANILTAN SONUÇ


Argo ve küfür konusunda daha önce de araştırmalar yapan Bingölçe, şiddet uygularken sınırlı sayıda sözcüğün kullanılmasını şaşırtıcı bulduğunu söyleyerek, “Araştırmada, çok sayıda hakaret, tehdit, kaba söz ve küfür bulacağımı sanıyordum ama Türkiye’de görülen o ki insanlar şiddet uygularken üç aşağı beş yukarı aynı sözleri kullanıyor” dedi.


EN ÇOK ‘O..’ KULLANILIYOR


Kadınlara tehdit amaçlı söylenen sözlerin başında “seni dağa kaldırırım”, “yüzüne kezzap atarım”, “seni ayağa düşürürüm”, “arkana adam takarım” gibi tehditler ilk sırada yer alıyor. Küfürler arasında ise en sık başvurulanı ise ‘o..’ sözcüğü.

Bingölçe en sık kullanılan bu sözcükle ilgili olarak, “Erkeklerin ayrımsız en fazla başvurdukları kadına yönelik şiddet sözcüğü olma özelliği taşıyor. Öte yandan kadınların en fazla incindiği aşağılama sözcüğü de kendi ifadelerinden anlaşıldığı kadarıyla bu. Sözcük, erkeğin kadınlık durumuna ilişkin en aşağılık bulduğu hal mi yoksa kadının en hassas noktası mı, elbet bunu tam olarak tespit etmek için daha kapsamlı bir çalışma yapmak gerekiyor. Şüphe yok ki eşine, sevgilisine, kızına ‘o..’ diyen erkek yarattığı yabancılaştırma hali nedeniyle başvurduğu şiddeti kendi kafasında meşru ve haklı hale getiriyor. Nedense erkekler kadınları en fazla ‘sahiplendikleri’, ‘başka durum ya da kişilerden sakındıkları’, ‘koruma altına aldıkları’ anda bu sözcüğü kullanıyor ve ardından da dövüyorlar” dedi.


DAYAK NEDENLERİ:


* Gülmek
* Kısa etek giymek
* Eve geç gelmek
* Cevap vermek
* Aynaya bakmak
* Evin içine sinek girmesine neden olmak
* Aşık olmak
* Eğitim almak istemek


KADINLARIN VERDİKLERİ KARŞILIKLARI:


Kadınların büyük bölümü küfürlere hiçbir karşılık vermiyor, çünkü şiddetin boyutunun büyümesinden korkuyor. Bazıları ise şu sözlerle karşılık veriyor.

* Onu sana iade ediyorum
* Senin ailendir
* Kendinsin
* Sensin

(Dil Dayakları adlı araştırmada dar bir zaman aralığında, dövme olayından hemen önce, dövme sırasında ve dövme sonrasında hangi dil kalıplarının kullanıldığı tespit edildi. Saldırgan akraba tarafından şiddet mağduru kadına yöneltilen küfür, argo, tehdit, hakaret, aşağılama ve kötü söz birimleri kayda alındı. Katılımcılardan 33’ü ev hanımı, 32’si de meslek sahibi, 32’si ilkokul mezunu, 6’sı ortaokul, 12’si lise ve 13’ü üniversite mezunu. Avukat, mimar, eczacı, öğretmen, hemşire gibi mesleklere sahip kadınların da içinde bulunduğu katılımcılardan yalnızca ikisi okuma yazma bilmiyor.)


#9
Esesli

Esesli

    KD ™ Kadim Dost

  • Yetkili
  • 5.814 İleti
  • Gender:Male
  • Location:EsEsli
  • Interests:sinema bilgisayar seyahat
Bu Utanca Dur Deyin!!!


Türkiye'de şiddete karşı maruz kalan kadınlarla ilgili istatistikler Mor Çatı tarafından yayınlandı. Türkiye'deki şiddet tablosuna açıklık getiren unsurlar,

Şiddette Maruz Kalan Kadınların Özellikleri

Fiziksel şiddete uğrayan kadınların özellikleri şöyledir:

Evli, ortalama 30 yaşlarında, iki çocuklu, bir bölümü evlenmek uğruna eğitimini ve mesleki kariyerini bırakmış, çalıştığı işten ayrılmış, eğitim düzeyi üniversite ile okur-yazarlık arasında olan, büyük bölümünün mesleklerini "ev kadını" olarak tanımladığı ve sosyal güvencesi olmayan.

Yukarıda bahsedilen özelliklerden ortaya çıkan kritik sonuçlar ise :
Evliliğin şiddete açık bir kapı olduğu. Şiddetin yalnızca alt eğitim düzeyindeki kadınlara uygulandığına dair toplumdaki yaygın inancın doğru olmadığı.


Şiddette Hoşgörü

Şiddet içeren ilk davranış genellikle evliliğin ilk günlerinde başlıyor. Ancak evlilik öncesinde, sevgililik ya da nişanlılık döneminde şiddete uğrayanlar da var. Kadınlar, bu davranışları, nişanlının ya da sevgilinin açıklamasına dayanarak "çok sevmesine ve sevdiği için kıskanmasına" bağlamışlar, erkeğin, şiddet içeren tutumunu yinelemeyeceğini ummuş ve hoş görmüşler. "Bir daha olmaz" sözüne inanarak, şiddetin belirtilerini tanıyacak bilince erişmediklerinden şiddet uygulayan erkekle evlenmişler. Eşin her şiddet davranışından sonra "değişme sözü" vermesi, şiddet ilişkisinin sürmesinin nedenlerinden biri olarak görülebilir.

Fiziksel Şiddet

Mor Çatı'ya başvuran kadınların büyük bir çoğunluğu fiziksel şiddete maruz kalıyor. Fiziksel şiddete sözel, duygusal ve cinsel şiddet de eşlik ediyor.


1. Fiziksel Şiddet Yöntemleri ve Kullanılan Aletler

Kadınlara yönelik şiddet, yaygın olarak sanıldığı gibi, yalnızca tokat, itme ve el kol bükme hareketleriyle uygulanmıyor. Kullandıkları alete bakıp da erkeklerin bu konudaki "yaratıcılıklarına" şaşırmamak elde değil. Erkekler, şiddet uygularken, başlıca iki yöntem kullanıyorlar; kendi bedenlerini ve aletler.

Kendi Bedeniyle - Bunlar hangi şiddet içeren davranışları kapsamakta? Yumruk, tekme, tokat, iterek yere düşürdükten sonra tekmelemek, kafa atma, boğazını sıkarak nefessiz bırakma, el kol bükme, yere ya da duvara fırlatma, kadınların kafasının duvara çarptırılması, bedeninde sigara söndürmek, saç çekme, yolma ya da saçından tutup yerlerde sürükleme, ısırma ve tükürme.

Alet Kullanarak - Şiddete uğrayan her iki kadından biri bir alet kullanılarak dövülüyor. Kullanılan aletler nelerdir? Sopa, demir, değnek, odun, oklava, çubuk, zincir, soba maşası, çekiç, kemer, hortum, elektrik kablosu, ip, urgan, kırbaç, kızdırılmış aletler (soba maşası, demir parçası, ütü), kaynar su, "eline ne geçirirse" (ağır olan her türlü meyve, sebze, ev eşyası gibi), kadınları bağlayarak dövme, dayaktan sonra kadınları bir yere kitleyip günlerce aç, susuz bırakma, bıçak, silah, keser, balta, makas, jilet, kırık şişe ve çatal.

2. Bedendeki İzler

Şişmiş yüz, kapanmış gözler, bedenlerinde ameliyat gerektirecek derinlikte yaralar, çok sayıda kesik ve çürük, söndürülmüş sigara, kızgın ütü ve maşa izleri, ısırıklar ve kafa travması Mor Çatı'ya başvuran kadınlarda görülmüştür.

Cinsel Şiddet

Fiziksel şiddete uğrayan kadınların büyük bölümü cinsel şiddete de uğruyor. Kadınların çoğu dayaktan sonra zorla cinsel ilişki ve ters ilişki kurmaya zorlanıyor, itiraz ettiklerinde ise, tecavüz ediliyorlar.

Herhangi bir cisimle, kadının cinsel organına saldırıda bulunmak da kadına yönelik cinsel şiddet türlerinden. Şiddet uygulayan bazı erkekler süpürge sapı, mısır, salatalık, şişe vb. cisimleri vajinaya sokmak yoluyla kadına işkence yapıyorlar.

Evlilikte Tecavüz - Dayaktan sonra her üç kadından ikisine koca tarafından tecavüz ediliyor, her altı kadından biriyle zorla (anal ilişki) ters ilişkide bulunuluyor. Kadınlar, kocanın ters ilişki teklifini kabul etmediklerinde, çok yoğun bir biçimde şiddete uğruyorlar.

Fuhuşa Zorlamak - Kocaların kendi seçtikleri başka erkeklerle karılarının cinsel ilişkiye girme talebi ve talepleri kabul edilmediğinde, dayaktan sonra erkeklerin tecavüzüne uğraması da sanıldığı kadar nadir rastlanan durum değildir.

Tecavüz Sonucu Evlilikler - Kaçırılarak tecavüze uğrayan ve ailesinin zoruyla evlendirilen kadınlar da var. Bu da kısacası ömür boyu cinsel tacize yol açmaktadır. Aileler, "bekareti bozulan", başkasına "satamayacaklarını" düşündükleri kızlarını zorla, hatta döverek, eve kilitleyerek tecavüzcü ile evlenmeye zorluyorlar. Tecavüzün travmasıyla cinsel isteksizlik duyan eşine, fiziksel şiddet uygulayarak tecavüz etmeye devam ediyor. Tecavüzcü erkek, cezalandırılmak yerine, ailenin zoruyla mağdur durumdaki kızla evlendirilerek ödüllendiriliyor ve bu kadına ömür boyu, dayakla tecavüz etme hakkını elde ediyor.

Sözel Şiddet

Sözel şiddet, her şeyden önce kadınların, özgüvenlerini yok etmeyi amaçlayan çok etkin bir saldırı yöntemi. Şiddet uygulayan erkekler, bu silahı iyi tanıyor ve çok iyi kullanıyorlar. Sözel şiddet, aşağılama, küfür ve hakaretin yanı sıra, bazen kadına takılan aşağılayıcı bir isimle, bazen de kadının önem verdiği şeylerle, kadının bedeniyle, dış görünüşüyle alay edilerek sürdürülüyor.

Duygusal Şiddet

Erkek egemenliğinin sürdürülmesinin temel aracı olarak duygusal şiddet tüm kadınların farklı derecelerde maruz kaldığı bir şiddet türüdür. Küçümseme, korkutma, isim takma, hayati bir önem taşıdığını sezdikleri nesne veya kişiyi uzaklaştırma/zarar vermekle kadını tehdit etme, duygusal şiddetin alanına giren yöntemlerdir.

Ekonomik Şiddet

Şiddete uğrayan her üç kadından ikisine, aynı zamanda ekonomik şiddet de uygulanıyor. Kadının çalışmasına izin vermeyip veya maddi imkanı daha geniş olduğu halde, kadına çok kısıtlı para vererek ondan evin geçiminde mucizeler beklemek, gerçekleştiremeyince de bunu başarısızlık olarak adlandırmak fiziksel şiddet uygulayan erkeklerin hemen hemen tümünün başvurduğu yöntemlerden biri.

Çalışan kadının kazandığı paranın tümünü elinden alan erkekler çoğunlukta. Ayrıca, evin ve kadının gelirini yalnızca kendisi için harcayan (özellikle ***** oynayanlar), evle ilgili tüm maddi bilgileri eşinden saklayan, mal ve mülklerin sadece kendi üzerinde olmasını sağlayan, eşlerini çocuklarıyla sık sık evde terkeden ve evin giderleriyle hiçbir sorumluluk almayan erkekler de böylece ekonomik şiddet uygulamış oluyorlar.

Şiddete Uğrayan Kadınların Ruhsal Durumları

Had safhada korku.
Ürkeklik, sessizlik ve çekingenlik.
Eşinden korktuğunda başlayan titreme krizi.
Uykusuzluk.
Bitkinlik, halsizlik, seslere karşı aşırı tepki.
Baş dönmesi, ayakta duramama.
Unutkanlık.
İrkilme, çarpıntı, öfke patlamaları.
Aşırı yorgunluk.
Umutsuzluk.
Sık sık çarpıntı hissi.
Kendini suçlama.
Perdeleri açma korkusu.
Yalnız sokağa çıkamama.
Geleceğe yönelik plan yapamama.
Güvensizlik, düzgün cümleler kurmakta zorlanma.
Yalnızlık hissine kapılma.
Konuşurken gözle iletişim kuramama.
Solgunluk, bezginlik.
Sık sık ağlama krizleri.
Hayata karşı ümitsizlik.

Şiddet Uygulayanlar Nasıl ErkeklerŞiddet uygulayan erkeklerin, yalnızca, "hasta ruhlu ve alkolik" olduğunu düşünenler büyük hata yapmış olurlar. Hepsi normal, bildik, tanıdık biçimde davranan erkekler. Çoğunlukla kadınlar şiddet uygulayan kocalarını "dışarıda melek" olarak tanımlıyorlar. Hatta bazıları, bu nedenle ailesine ve dostlarına, şiddete uğradığını söyleyemediğini, kendisine inanmayacaklarından emin olduğunu ifade ederler.

Alkol kullanımı şiddeti iki yönlü etkiliyor. Alkollü olduklarında erkekler, daha "rahat ve fütursuzca" şiddet uygulayabiliyorlar ve şiddeti alkolün arkasına sığınarak açıklayabiliyorlar. Ancak, alkol şiddetin kaynağı değil erkeklerin kullandığı bir araçtır.

Şiddet uygulayan erkeklerin yaşları, 16-78 arasında değişiyor.

Bu tarz erkeklerin büyük bölümünün gelir getiren bir işi var. Gelir getiren faaliyetleri olanların büyük bir grup oluşturması, toplumun şiddet uygulayanların "işşiz, bir baltaya sap olamamış" erkekler olduğuna dair ön yargısını geçersiz kılıyor.

Şiddet uygulayanlar mühendis, doktor, mali müşavir ve sanatçılar; döviz bürosundan lokantaya, pazarcılıktan market işletmeciliğine, tesisatçılıktan marangozluğa, küçük imalatçıya kadar çok değişik işte çalışan, esnaflar, polis, bekçi, zabıta gibi kamu kesiminde çalışanlar, büro elemanları, inşaatçılar, muhasebeciler; her meslek grubundan ve her kesimden erkekler.

Mor Çatı Kadın Sığınma Evi

Konu Hale tarafından 31 Temmuz 2015 Cuma - 18:30 tarih ve saatinde düzenlenmiştir
Konu İçeriği Düzenlenmiştir.


#10
Esesli

Esesli

    KD ™ Kadim Dost

  • Yetkili
  • 5.814 İleti
  • Gender:Male
  • Location:EsEsli
  • Interests:sinema bilgisayar seyahat
Siddet Görüyorsaniz!!

Aile içi şiddet nedir?

Şiddetin tanımı

Şiddet, güç ve baskı uygulayarak insanların bedensel veya ruhsal açıdan zarar görmesine neden olan bireysel veya toplu hareketlerin tümüdür.

Aile içi şiddet bir kişinin eşine, çocuklarına, anne babasına, kardeşlerine ve/veya yakın akrabalarına yönelik uyguladığı her türlü saldırgan davranıştır. Bu tanıma sadece kaba kuvvet içeren davranışlar değil aşağılamak, tehdit etmek, ekonomik özgürlüğünü kısıtlamak ve zorla evlendirmek gibi şiddet gören kişinin kendisine olan saygısını, kendisine ve çevresine olan güvenini azaltan, korku duymasına sebep olan pek çok davranış da girer. Şiddete sadece aynı evde oturan kişiler değil, eski eş, kız veya erkek arkadaş ya da nişanlı da maruz kalabilir.


Tehlikedeyseniz! Yardım isteyin

*155 Polis İmdat telefonunu arayın.

*Yakın bir karakola giderek şikayet edin. Karakolda şikayetinizin tutanağa geçmesini isteyerek, okuduktan sonra tutanağı imzalayıp mümkünse bir örneğini, değilse tarih ve numarasını alın.

*Karakol sizi hekime gönderecektir. Hekim ya Hükümet Tabibi ya da bir Adli Tıp’da görevli olacaktır. Oradan da bir rapor alın.

*Herhangi bir Adliye’de Aile Mahkemesi’ne veya Cumhuriyet Savcılığı’na başvurup, Ailenin Korunmasına Dair Kanun (Yasal Haklarınız sayfasına link) uyarınca korunma talebinde bulunabilirsiniz.

*Yaşadığınız şiddete tanık olan veya şiddetten haberi olan aile dostu ya da aile üyesi kişiler de ailenin korunması için sizin adınıza Karakola, Aile Mahkemesi’ne veya Cumhuriyet Savcılığı’na telefonla veya şahsen başvurabilir.

Evliliğinizi devam ettirmek istiyorsanız

Aile içi şiddet suçtur ve herkesin şiddetten arınmış bir yaşam sürdürme hakkı vardır. Yine de şiddet görmenize rağmen evliliğinizi devam ettirme kararı almış olabilirsiniz. Bunun için çeşitli nedenleriniz olabilir; belki çocuklarınızın biraz daha büyümesini beklemek istiyorsunuzdur ya da ekonomik koşullarınızın uygun olmaması ve toplumsal desteğinizin olmaması evliliğinizi devam ettirmenizi zorunlu kılıyordur.

Evliliği sürdürme nedenleriniz ne olursa olsun, kendinizi ve çocuklarınızı evlilik içinde daha güvenli kılmanın yolları vardır.
Korunun: Evde kavga sırasında saklanabileceğiniz güvenli bir yer belirleyin. Çıkışı olmayan odalardan (banyo, tuvalet) ve tehlikeli alet bulunan yerlerden (mutfak) kaçının.

Sakin kalın ve sakinleştirin: Eşiniz saldırganlaştığında onu hangi sözlerinizin ve davranışlarınızın sakinleştirdiğini ya da saldırganlığını arttırdığını belirleyin.

Önlem alın: Evden aniden ayrılmanız gerektiğinde kime sığınabileceğinizi belirleyin ve bu kişilerle önceden konuşun. Çocuklarınızı da bu kişilerden haberdar edin. Kimliklerinizin ve diğer belgelerinizin fotokopisini bir yakınınıza verin.

Yalnızlığınızı kırın: Güvendiğiniz bir yakınınız, arkadaşınız yada komşunuzla sıkıntınızı konuşmayı deneyin. Aile büyüklerinizden veya eşinizin ve sizin güvendiğiniz, uzlaştırma becerileri olduğunu bildiğiniz bir tanıdığınızdan destek isteyin.

Sınırlarınızı ve sorunlarla baş etme gücünüzü belirleyin: Eşinizi siz değiştiremezsiniz, değişmeyi kendisi istemelidir. Öte yanda siz ona karşı olan davranışlarınızı değiştirebilirsiniz. Hiç kimse canavar değildir. Onun kaygı ve korkularını fark eder, duygularını anladığınızı belirtir, kendi duygularınızı, ihtiyaçlarınızı ve sınırlarınızı açıkça ama sakin bir şekilde anlatırsanız eşiniz de size karşı davranışlarını değiştirebilir.

Aile içi şiddetle baş etme sürecinin bir yolu ihtiyaçlarınızı ve sınırlarınızı belirlemek ve sorunlarla baş etme gücünüzü fark etmektir.- Eşinizden neler bekliyorsunuz? Size nasıl davranmasını isterdiniz?
- Eşinizin sizde ne gibi davranış değişiklikleri bekliyor?
- Bu ilişkide hiç kabullenemeyeceğiniz davranışlar neler?
- Bu ilişkide eşinizin hiç kabullenemeyeceği davranışlar neler?
- Eşinizle iyi geçindiğiniz zamanlarda birbirinize nasıl davranıyorsunuz? Bu davranışları daha sık göstermeniz mümkün mü?
- Bir mucize olsaydı ve şu anki şiddet ve geçimsizlik sorununuz ortadan kalksaydı, eşinize nasıl davranıyor olurdunuz? Bu davranışları şimdiden göstermeniz mümkün mü?

Eğer eşiniz de kendi davranışlarından şikayetçi ise birlikte bir psikolojik danışma hizmeti almaktan çekinmeyin. Başınız ağrıdığında veya midenizde bir sorun olduğunda nasıl bir hekime görünmeniz öneriliyorsa, ilişki sorunları veya duygusal sıkıntılar yaşadığınızda da tedavi almak doğru olur.

Nedeni ne olursa olsun eşinizin şiddet içeren davranışlarını kabul etmemelisiniz.

Hamilelik kararınızı gözden geçirin. Yeni bir bebeğin şiddet içeren sağlıksız bir evliliği düzelttiği çok nadir görülür. Eşiniz hamileliğiniz sırasında ve çocuğunuz doğduktan sonra da şiddet kullanmaya devam edebilir.

İntihar çözüm değildir. Şiddet gören bir kişinin yoğun mutsuzluk ve duygusal çökkünlük yaşaması normaldir. Ama unutmayın ki başka çözüm yolları da bulunmaktadır. Kendinizi öldürme isteğinden güvendiğiniz bir kişiye söz edin ve birlikte bir sağlık merkezine psikolojik destek için başvurun. Eğer size hemen istediğiniz yardım verilemez ise başvurularınıza devam edin ya da başka yerler arayın.

Mesleki beceriler edinin: Eğer bir işiniz olursa veya iş edinebilmek için bir beceriniz var ise gelecek daha az ürkütücü görünür. Eğer herhangi bir iş beceriniz yoksa ilinizdeki Halk Eğitim Merkezleri, belediyeler ya da çeşitli kuruluşların açmış olduğu meslek edindirme kurslarını araştırın ve ilk fırsatta uygun bulduğunuza kayıt olun. Üniversitelerin yaşam boyu eğitim programlarına katılın. Çocuğunuzun okulundaki Okul Aile Birliği’nin etkinliklerine veya sivil toplum kuruluşlarının çalışmalarına gönüllü olun. Böylece çevreniz genişler ve kendinize güveniniz artar.

Eşinizden ve evden ayrılmayı planlıyorsanız:

Evliliğiniz hakkında karar vermeden önce eşinizden en azından geçici olarak ayrılmayı düşünebilirsiniz. Eğer mümkünse eşinizin evden ayrılmasını önerin.

Sizin çocuklarınızla birlikte kalacak bir yer bulmanız daha zor olabilir. Şiddet uygulayan kişiler genellikle eşlerinin kendilerini terk etmesine dayanamazlar ve aşırı saldırganlaşabilirler. Bu nedenle ayrılığın mümkün olduğunca güvenli bir şekilde gerçekleşmesi için bir plan yapın.

Eşinizle ayrılık ya da boşanma konusunu güvenli bir şekilde nasıl konuşabileceğinizi planlayın.

Evden ayrılırken çocuklarınızı da yanınızda götürmeye çalışın.

Evden eşinizin olmadığı ve birkaç saat dönmeyeceği bir zamanda ayrılın.

Kimin yanında kalacağınızı planlayın, bu kişilerle önceden konuşun ve niyetinizi açıklayın.

Yasal yollara başvurabilmek için yanınıza size ve gerekirse çocuklarınıza ait kimlik, pasaport, evlilik cüzdanı, varsa sağlık karnesi, banka hesap cüzdanı, almış olduğunuz eğitimlerle ilgili diploma veya sertifikaları ve varsa daha önceki şiddet olayları sonrası aldığınız hükümet tabibi ya da adli tıp raporlarını alın.

Artık birlikte yaşamıyorsanız ama eşiniz tehditlerini sürdürüyorsa

*Gerekirse evinizin kilidini değiştirin.

*Evde yalnız kalmamaya dikkat edin.

*Eski eşinizle karşılaşacak olursanız nasıl kaçabileceğinizi planlayın.

*Yakınlarınıza, komşularınıza, iş arkadaşlarınıza eşinizi evinizin ya da işyerinizin yakınında gördüklerinde size haber vermelerini tembihleyin.

*Eski eşinizle buluşmanız gerektiğinde mümkün olduğunca toplu yerlerde görüşün.

*Eski eşinizin saldırganlığını arttırdığını bildiğiniz sözlerle konuşmamaya dikkat edin.

*Her zaman kullandığınız güzergahları sık sık değiştirin.

*Çocuğunuzun okulunu veya iş yerinizi endişelerinizden haberdar edin.

*Eşiniz sizi rahatsız etmeye devam ederse polise başvurun.

*Ailenin Korunmasına Dair Kanun uyarınca gereken tedbir kararının alınması için polise, herhangi bir Aile Mahkemesine veya Savcılığa başvurun.

Aile içi şiddettin çocuğum üzerindeki etkilerini azaltmak için ne yapabilirim?


Çocuğunuzun her şeyin farkında olduğunu bilin: Çocuklar kendilerine şiddet uygulanmasa veya şiddet onların yanında gerçekleşmese bile evdeki şiddeti hissederler ve bundan etkilenirler.

Çocuğunuzla şiddeti konuşun: Çocuğunuzla şiddet konusunda konuşmaya karar verdiğinizde onun sizinle bu konuyu konuşmak istemeyebileceğini veya cevaplamakta oldukça zorlanacağınız sorular sorabileceğini baştan kabul edin.

Kısaca durumu ve ailenin bu durumdan nasıl etkilendiğini anlatın. Sorularına açık ve doğru cevap verin. Detaylara girmeyin.

Bazı çocuklar sizi üzmemek için şiddet hakkında konuşmak istemezler ve üzüntülerini, korkularını, kızgınlıklarını içlerine atarlar. Sizinle duygularını paylaşması onu cesaretlendirin, ama konuşmak istemiyorsa zorlamayın.

Onu dinleyin ve duygularını kabul edin: Çocuğunuz sizinle duygularını paylaşırsa onu ilgi ve anlayışla dinleyin. Yargılamayın, eleştirmeyin ve duygularını geçiştirmeye çalışmayın.

Çocuklar genellikle evdeki şiddetten kendilerini sorumlu tutarlar. Suçluluk duygusu çocuğu derinden yaralayabilir. Çocuğunuza bunun onun suçu olmadığını açık bir şekilde belirtin.

Çocuğunuz şiddet nedeni ile size de kızgın olabilir ve sizi suçlayabilir. Bu normal bir tepkidir. Savunmaya geçmeden dinlemeye çalışın. Söylediklerini dikkate alacağınızı ama şiddetin, nedeni ne olursa olsun kesinlikle yanlış bir davranış olduğunu belirtin.

Çocuğunuza şiddet kullanmamayı öğretin: Bazı çocuklar şiddet uygulayan ebeveyni tarafından şiddete kullanmaya teşvik edilir. Onlara şiddet kullanmamayı öğretmek önemlidir. Çocuğunuza şiddetin kabul edilemez ve yanlış bir davranış olduğunu anlatır, kız ve erkek çocularınız arasında ayırım yapmayarak ona kadın ve erkek rolleriyle ilgili sağlıklı bir bakış açısı kazandırır, kızgınlığınızı ondan çıkartmaya kalkışmazsanız onun da şiddeti doğal bir olaymış gibi görmesinin önüne geçebilirsiniz. Örneğin çocuğunuza, onlar büyürken anne-babaların bazı sınırlamalar getirebileceğini, ancak kızların da aynı erkekler gibi kendi davranışlarından sorumlu olduğunu anlatabilirsiniz.

Çocuğu aracı olarak kullanmayın: Çocuğunuzun sizinle eşiniz arasında arabuluculuk yapmasını ya da taraf tutmasını istemeyin. Arabuluculuk küçük bir çocuk için oldukça ağır bir görevdir. Eşler kendi aralarında anlaşamasa bile çocuk her iki ebeveynini de sever. Eğer kendisi tercih ederse ve güvenli bulursa bu konuda yaşadığı üzüntü, gerginlik ve diğer duyguları şiddet gösteren ebeveynine anlatabilir. Bu konuda çocuğunuzu siz zorlamayın.

Şiddete maruz kalırsanız çocuğunuzun sizi korumasını istemeyin. Kendinizi korumak sizin görevinizdir. Şiddet sırasında çocuğunuz da yaralanabilir. Ayrıca sizi koruyamadığı düşünürse suçluluk duyabilir.

Güven verin: Çocuğunuza evde yaşanan şiddet hakkında yardım alabileceğiniz kişiler olduğunu ve gerekirse yasal yollara başvurabileceğinizi anlatarak, güven verin.

Gerektiğinde çocuğunuzun öğretmeni ile konuşun: Öğretmen şiddetin etkileri ile baş etmesinde çocuğunuza destek ve anlayış gösterebilir, çocuğunuzu eğer varsa okuldaki Psikolojik Danışma ve Rehberlik Servisine yönlendirebilir. Ayrıca en yakındaki Rehberlik Araştırma Merkezi ve destek verebilecek kuruluşlar hakkında size bilgi verebilir. Evdeki şiddet nedeniyle çocuğunuzun okuldaki davranışları da değişmiş olabilir. Öğretmen, durumdan haberdar olursa çocuğunuzun davranışlarıyla ilgili daha doğru bir anlayış geliştirebilir. Çocuğunuza konuyu öğretmeni ile konuştuğunuzu söylemeniz ise, ondaki şiddeti gizli tutmanın yol açabileceği gerginliği azaltabilir.

Korunmayı öğretin: Çocuğunuza evdeki şiddet tehlikeli boyutlara varacak olursa neler yapması gerektiğini öğretin ( saklanmak, polise haber vermek, komşunun ya da akrabalardan birinin evine kaçmak gibi).

Şiddete uğrayan bir tanıdığınıza nasıl yardım edebilirsiniz?

Aile içi şiddet sadece bir “aile meselesi” değildir. Şiddet suçtur. İlgisiz veya sessiz kalmanız şiddete uğrayan yakınınız için tehlike yaratabilir. Aile içinde şiddete uğrayan bir tanıdığınıza (komşunuz, arkadaşınız, işyerinden bir tanıdığınız, akrabanız, öğrenciniz, veliniz) vereceğiniz destek çok değerlidir. Bu kişinin size aile sırlarını açması gerekmez; yalnızlığını ve çaresizliğini onu dinleyerek, şiddet hakkında bilgi vererek, çözüm yollarını düşünmesine yardımcı olarak azaltabilirsiniz.


Tanıdığınızın şiddet gördüğünü ve yardıma ihtiyacı olduğunu nasıl anlayabilirsiniz:

*Tanıdığınızın yüzünde, sırtında, kolları veya bacaklarında belirgin morluklar, yaralar, kırıklar var mı? Sık sık başına bir kaza geldiğini mi söylüyor? Örneğin: “Merdivenden düştüm”, “Kapıya çarptım” gibi. Bu kişi sık sık çeşitli kaza bahaneleri ile işe, eğer öğrenci ise okula gelmiyor mu?

*Tanıdığınızın eşi onu sık sık herkesin içinde azarlıyor, ona hakaret ediyor veya ona tehditler savuruyor mu?

*Tanıdığınızın eşi onu çok sıkı kontrol ediyor mu? Örneğin onun ne giyeceğine, nereye gideceğine, kiminle konuşacağına, ailesi ile görüşüp görüşmeyeceğine eşi mi karar veriyor?

*Tanıdığınızın davranışlarında bir değişiklik var mı? Örneğin, ürkmüş, bitkin, uykusuz, gergin, sinirli ya da ağlamaklı görünüyor mu? Çocukları sık sık ağlayıp, huysuzluk yapıyorlar mı? Eskiden farklı olarak okul başarıları düştü mü?


Güven verin ve sizinle konuşmasını sağlayın:

Ona, size güvenebileceğini, onun için endişelendiğinizi söyleyin ve sizinle maruz kaldığı şiddet hakkında konuşup konuşamayacağını sorun. Sizin de elinizden fazla bir şey gelmeyebilir. Her sorunun cevabını bilemeyebilirsiniz. Yine de ona yardımcı olmak istediğinizi belirtin. Bu onun yalnızlık ve çaresizlik duygusunu azaltacaktır. Tanıdığınızla eşi yokken, yalnızken görüşün.

Dinleyin:

Dinlemek ona yapacağınız en değerli yardımdır. Onu konuşmak için zorlamayın, ayrıntılı sorular sormayın. Bırakın size kendi istediği kadar açılsın. Hiçbir zaman onu suçlamayın ve korkusunu küçümsemeyin. Söylediklerine inanın. Yargılamayın, eleştirmeyin, olayları hafife alan veya alaycı yorumlar yapmayın.

İlgilenin:

Tanıdığınızı sık sık ziyaret edin veya davet edin. Onunla bağlantınızı koparmayın. Onun kendisini daha iyi hissetmesini sağlayın. Eğer evde aşağılanıyorsa büyük bir ihtimalle kendine güveni zayıflamıştır. Ona değer verdiğinizi, dostluğunu önemsediğinizi hissettirin. Onun güçlü yanlarını, beğendiğiniz özelliklerini belirtin. Yaptıklarını övün.

Yardım alması için destek olun:

Ona yardımcı olabilecek yakınlarının olup olmadığını sorun. Gerekirse ona evini açabilecek akrabaları var mı? Eşine sözü geçen bir aile büyüğü, eşinin bir yakını, arkadaşı var mı? Bu kişiden eşi ile konuşması için yardım istenebilir mi?

Bilgi verin:

Bu kitapçıkta da yer alan ve şiddete uğrayan kişilere destek verebilecek kuruluşları araştırın ve bu bilgileri tanıdığınıza verin. Ona Ailenin Korunmasına Dair Kanun’dan söz edin.

Kararlarına saygı gösterin:

Ona evliliği ile ilgili ne yapması gerektiğini siz söylemeyin. Onun kendisi veya çocukları için ne yapabileceğine karar vermesine yardımcı olun. Eğer tanıdığınız eşinden ayrılmak istemiyorsa ve eşini affetmeye hazırsa, onun bu kararına saygı gösterin ama şiddet göstermenin yanlış bir şey olduğunu ve suç sayıldığını vurgulayın. Eğer tanıdığınız eşinden ayrılmaya karar verdiyse ona şiddete katlanmaya devam etmesini önermeyin. Unutmayın; siz tanıdığınıza destek olmak istiyorsunuz.

Korunmasına yardımcı olun:

Eğer eşi, tanıdığınızı ( veya bir anne/ baba çocuğunu) sizin önünüzde azarlıyor veya aşağılıyor veya ona vuruyor ise bunu onaylamadığınızı açık bir şekilde belirtin.

Kendinizin de güvenliğini önemseyin: Buna öncelik verin. Şiddete başvuran kişi sizin müdahalenizden hoşlanmayıp daha da saldırganlaşabilir.

Tanıdığınızın acil durumda size haber verebilmesi için mümkünse bir sinyal veya şifre belirleyin; ona kendisinin ve çocuklarının önemli evraklarının bir fotokopisini size vermesini önerin.

Lütfen unutmayın:

Aile içi şiddet ciddi yaralanmalar hatta ölümle sonuçlanabilir. Eğer şiddete şahit olursanız ya da çığlıkları işitiyorsanız derhal polisi ya da Jandarmayı (155 -156) arayabilir ya da Savcılık veya Aile Mahkemesi’ne olayı ihbar ederek Ailenin Korunmasına Dair Kanun uyarınca tedbir alınmasını isteyebilirsiniz.

Yakınlarınızdan bir çocuk aile içinde şiddete uğruyorsa:

Yanında güvende olabileceği bir akrabasını bulup çocuğu korumasını isteyin. En yakın karakola, Sosyal Hizmetler Çocuk Esirgeme Kurumu’na veya doğrudan herhangi bir adliyede Aile Mahkemesi’ne başvurarak ihbarda bulunabilirsiniz. ( Aynı başvuruları ailesinde şiddet gördüğünü bildiğiniz bir yaşlı için de yapabilirsiniz.)

Konu Hale tarafından 31 Temmuz 2015 Cuma - 18:32 tarih ve saatinde düzenlenmiştir
Konu İçeriği Düzenlenmiştir.





0 Kullanıcı konuyu okuyor

0 Kullanıcı, 0 Misafir, 0 Kayıtsız kullanıcı