İçeriğe git

Welcome to Kadim Dostlar ™ Forum
Register now to gain access to all of our features. Once registered and logged in, you will be able to create topics, post replies to existing threads, give reputation to your fellow members, get your own private messenger, post status updates, manage your profile and so much more. This message will be removed once you have signed in.
Login to Account Create an Account
Resim

Erken Devir Türk Halıları | Pazırık Kurganında Bulunan Halı - Fustat'ta Bulunan 9. Yüzyıl Abbasi Devri Halıları

- - - - -

  • Yanıtlamak için lütfen giriş yapın
Bu konuya 5 yanıt gönderildi

#1
Sema

Sema

    Ne Mutlu Türküm Diyene!!

  • Yönetici
  • 5.470 İleti
  • Gender:Female
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü, Ülke Gündemi, Siyaset ve Köşe Yazıları...
Erken Devir Türk Halıları

Halılar Üzerine İlk Araştırmalar


Halılar üzerine ciddi araştırmalar, 113 yıl kadar önce 1891'de Viyana Halı Sergisi kitabı'nın yayınlanmasıyla başlamış olup, bu kitapta bazı eski halılara adeta dini bir önem verilmiştir. 1891'de K.K.Österreichischen Handels-museum bu sergiden üç ciltlik folio yayınlamış, bazıları renkli olarak en mühim parçalardan 100 levha ile resimlendirilmişsin Katalog Der Ausstellung Orientalischer Teppiche, A. Riegl. Bu eseri 1907'de bir ek cilt, 1908'de Martin'in Halı Tarihi(1) ve nihayet 1911'de Münih sergisinin büyük kitabı takip etmiştir. Martin'in çok pahalı, büyük ve kıymetli kitabı, bir sıra ciddi kitapların gittikçe artan sayıda yayınlanmasına yol açtı, teşvik etti. Ayrıca çeşitli dergilerde yayınlanan yüzlerce makale, halı sanatını ilmi bir saygı havasına soktu.

Daima Türkler 'in yaşadığı ülkelerde ortaya çıkan halının tarihi, sıkı sıkıya Türkler' e bağlı olduğu gibi, Büyük Selçuklu Sultanlığı devrinde kurulan devletlerle, bunun tekniğini önce İslam alemine, sonra bütün dünyaya tanıtan da Türkler olmuştur. Bununla beraber, Büyük Selçuklulardan halı kalmamış, Anadolu Selçuklularımdan gelen Konya halıları yirminci yüzyıla kadar gelişen halı sanatının temeli ol'muş, yedi asır boyunca Türk Halı Sanatı aralıksız, daima yeni tiplerin yaratıldığı parlak bir gelişme göstermiştir.

Pazırık Kurganında Bulunan Halı

Altaylarda beşinci Pazırık kurganında buzullar içinden çıkarılan en eski halı Asya Hunları bölgesinden gelmektedir. Aslında bunun bulunduğu yer kürk ve hayvan postunun kullanıldığı, hâkim olduğu bir bölgedir. Asya Hunları bu motifleri maden eserlerinde de değerlendirmişlerdir. Buna karşılık iç geniş bordürde görülen rengeyikleri, bu bölgenin faunasına girmektedir.

Beşinci kurganda bulunan bu halı inanılmaz inceliği, yüksek kalitesi, motiflerinin zenginliği ve özellikleri ile dikkati çeker. Buzul haline gelmiş bir kurgan odasında, mumya'lanmış ölü at, dört tekerlekli araba ve diğer ev eşyaları arasında bulunan bu halı, ilk defa 1953'te yayınlanarak çok geniş ilgi uyandırmış, daha sonra etraflıca tanıtılmıştır. Halı 1.89x2 m. boyutlu ve çok ince yünden (iplik) yapılmış olup, 10 cm2'de 36.000 Gördes düğümü ile inanılmaz ve daha sonraları erişilmemiş bir ustalık eseridir. Halı, süvari figürlerinden geniş bordur, geyik figürlerinden ikinci geniş bordur, grifonlar dan bir iç ve bir dış dar bordur, zeminde 24 kare halinde haçvari çiçeklerden, kırmızı zemin üzerine beyaz, sarı ve mavi renklerin hâkim olduğu dama tahtası'na benzer bir örnek göstermektedir. Rudenko, kurgandaki eşya ile halıyı İskitlere mal ederek MÖ 5. yüzyıla tarihlendirmiştir. Daha sonraki yayınlarda Ghirsman ve Bussagli, MÖ 4-3. yüzyıllara koymuşlar, nihayet Mongait, birçok araştırmacının MÖ 3. yüzyıl ile İsa'nın doğumu arasındaki yıllara tarihlendirmeyi uygun bulduğunu belirtmiştir. Daha sonra J. Zick-Nissen ise, halının MÖ 5. yüzyılda Susa ve Frigya arasında herhangi bir merkezde yapılabileceğini, sanat geleneklerinin Kuzey Batı İran'ı işaret ettiğini ileri sürmüştür. Bununla beraber, ölülerin gömülmesi âdetleri, mumyalanmış ölülerin tipleri ve Altay bölgesinin tarihi ile komşu kurganlarda çıkan diğer eserler karşılaştırılınca, halının Asya Hunları'na ve MÖ 3-2. yüzyıllara mal edilmesi akla yakın gelmektedir.

Doğu Türkistan'da Bulunan Halılar


Rudenko 'nun Pazırık halısını keşfinden 45 yıl kadar önce Aurel Stein 1906-1908'de Doğu Türkistan'da Lop Gölü batısında Lou-Lan'da 3 ve 4. yüzyıllardan kalma düğümlü halı parça'larını bulmuştu. Bunlar sert, kalın ve boyanmamış yünden bükülmüş ipliklerden tek argaçlar üzerine düğüm atılıp bazen beş sıra arış geçirilerek hazırlanmıştır, üç çeşit sarı, koyu mavi, kırmızı, mat yeşil ve kahverengi'den canlı ve parlak renkler baklavalar, şeritler ve çok stilize çiçeklerden ibaret basit örnekleri meydana getirmektedir. Bu parçalar, şimdi Londra'da British Museum'da ve Hindistan''da Yeni Delhi Müzesi'nde saklanmaktadır.

Bundan birkaç yıl sonra 1913'te Avon Le Coq, Turfan araştırmalarını yaparken Kuça' nın batısında Kızıl'da diğer bir düğümlü halı parça'sı bulmuştur.

16 x 26 cm. boyutlu parça yine sert, kalın boyasız yünden bükülmüş ve arış'larla tek argaç üzerine düğümlü fakat ayrıca bir atlamalı argaçlar üzerine ince yün iplik düğümlerle zenginleştirilmiş bir tekniği vardır. Kırmızı zemin üzerine siyah konturlu sarı renk'te bir kıvrık dal veya ejder kuyruğunu andıran örnek canlı renklerle belli olmaktadır. Bu parça şimdi Berlin İslam Sanatı Müzesi'nde olup, 5. ve 6. yüzyıllardan kaldığı kabul edilmektedir. Doğu Türkistan, daha çok keçe örtülerin kullanma bölgesi ve keçenin hâkim olduğu yerdir.

Fustat'ta Bulunan 9. Yüzyıl Abbasi Devri Halıları

Halı sanatı daima Türklere bağlı olarak, on'ların oturduğu bölgelerde gelişmiştir. Düğüm tekniği Abbasiler (Samerra) Devrinde Orta Asya'dan batıya getirilmiş ve bundan sonra Selçuklu Türkleri' nin hâkimiyeti ile önce İslam dünyasına ve daha sonra diğer bölgelere yayılmıştır.

Bununla beraber, Büyük Selçuklular devrinden hiçbir halı kalmamıştır. Anadolu Selçukluları'nın merkezi Konya'da bulunan bir grup halı "Konya Halıları" adı ile bu devirden kalan eserleri temsil eder. Bu halılar daha sonraki halı sanatının gelişmesinde elde tutulabilir ilk örnekleri meydana getirir.

Abbasi'lerin merkezi Samerra' nın (m. 838-883) Türk muhafız birlikleri için kurulmuş bir şehir olduğunu düşünürsek, 9. yüzyıl erken Abbasi Devri halı sanatı ile kolayca bağlantı kurabiliriz. Tek argaca düğüm ile iki halı parça'sı Lamm tarafından Fustat' ta bulunmuş ve yayınlanmıştır. Her iki parça tek argaçlar üzerine sıralanmış kısa yün ipliklerle Doğu Türkistan''da bulunan halı parçalarının tekniklerini andırmaktadır. Bundan başka, baklavalardan meydana gelen geometrik kompozisyonları da tamamıyla Türk halılarındaki örneklere uygundur.

Lamm tarafından Fustat' ta (eski Kahire) ele geçirilip Stockholm müzelerine mal edilen bu iki küçük parça halı, Samerra üslubu için karakteristiktir. Bunlardan biri kızıl kahverengi zemin üzerine, koyu mavi, yeşil ve devetüyü renklerden meydana gelen, kaydırılmış ekse' ne göre sıralanmış iç içe iki altıgen yıldızlardan bir örnek gösteriyor. Zeminle arasında sınır bulunmayan geniş bordur büyük baklavaları çevreleyen küçük baklavalardan ibaret olup, üç şerit halinde dar bir dış bordürle kavranmıştır. Bu parça halı 29 x 32 cm. boyutludur.

30.5 x 13 cm. boyutlu diğer parça halı da baklavalardan oluşan geometrik bir örnek göstermekte olup, aynı renklere ilave olarak az kırmızı vardır.

Bu parçanın ilgi çekici bir özelliği, Doğu Türkistan'dan gelen birçok erken halılarda da görüldüğü gibi, düğümlerin ters taraftan yapılmış olmasıdır ki bu belki halının kaymasını önlemek veya soğuğa karşı korunmak içindir.

Fustat' ta bulunan diğer küçük halı parçaları da, Abbasi devrine mal edilir. Bunlar arasında Kahire Arap Müzesi'nde bulunan kufi kitabeli iki parçadan biri, büyük bir ihtimalle 202 (817-818) tarihlidir. Kufi kitabeli üçüncü parça, Washington Textile Museum'dadır. İsveç koleksiyonunda bulunan diğer parçalarla birlikte Lamm tarafından yayınlanan bu halılar Abbasi Devri örnekleri olarak görülür. Bunlar Doğu Türkistan'da bulunan İslam öncesi halılar ve İspanya halıları gibi tek argaç üzerine düğümlü halılardır. Düğüm tekniği bakımından Doğu Türkistan'da bulunan parçalarla benzerlik, bunların Türk menşeine bağlılığına işaret edebilir. Fustat' ta bulunan diğer ilgi çekici parça'lar, New York Metropolitan Müzesi'ndedir. Bunlarda kırmızı zemin üzerine dantelli süsleme, üçgenler ve daireler şeridinden mavi, sarı, yeşil ve kahverengi bir örnekle koyu mavi zemin üzerine sarı kufi harflerden bir bordur vardır. Kufi harfler Abbasi parçalarından daha gelişmiş haldedir. Bunlar belki Tolunlular, Ahşitler veya Fatimiler devrine girer. Bu Fustat parçalarının Mısır veya Eyaletten (Irak, Mezopotamya) ithal işi mi olduğunu tayin zordur. Fakat her iki halde de Türkler ile ilgisi olduğu'nu kabul etmek gelişmeye göre akla yakın gelir.

Taberi, Belâzurf Ibn el-Fakih gibi tarihçiler ve islam kaynaklarına göre Ubeydullah bin Ziyad 674 yılında Buhara seferinden dönerken, beraberinde 2000 okçudan ibaret bir Türk grubu getirerek Basra'ya yerleştirmiş, Arap'larla karışmamaları için özel bir bölge ayrılmış, buraya Buhara' lılar Caddesi denilmiştir. Fakat Emeviler Devri'nde İslam Devleti hizmetinde çalışan Türkler' in sayıları çok az olmuş, bunlar da genellikle askeri maksatlarla kullanılmıştır. 746'da Horasan'da başlayan Abbasi ihtilal hareketi ile Emeviler' in yıkılması ve hilafet makamını Abbasiler' in ele geçirmesinde Türklerin rolü olduğu anlaşılmıştır. Ebu Müslim'in Horasan'daki faaliyetleri esnasında onun güvendiği adamlarından biri olan ve Ta-beri'de adı geçen Tarhan el Cemmâl adından anlaşılacağı gibi, aslen Türk'tür. Halife Mansur'un yuvarlak Bağdat şehri kurulduğu zaman, Horasan birlikleri için kışlalar yapıldı. Yakubiye göre Halifenin ikta verdiği önemli kumandanlardan biri Mübarek el Türki idi. Bağdat'ın kurulmasında görev alan diğer bir Türk, Taberi'de adı geçen Hammad el-Türki, Mansur'un yakın adamları arasında bulunuyordu. Abbasi'lerin ilk devirlerinden başlayarak Türklere itimad göstermeleri, İkd el Ferid'de kaydedilen bir rivayetten de anlaşılmaktadır. Buna göre Halife Harun el-Reşid, saray muhafızlarını Türklerden meydana getirmiştir.

Halife Memun, Bağdat'a gelip (819) yer'leştikten sonra, Türkler Hilâfet ordusu safları'na alınmıştır. İbn Hurdabih'e göre, Horasan''dan gönderilen 2000 kadar Oğuz Türkü (Guziya) arasında Memun'un kumandanlarından folun davardı. Sonraki yıllarda onun oğlu Ahmed Ibn Tolun, Mısır'da Tolunlular Devletini kurmuştur. Zamanla Halife Memun'un ordusunda Türklerin sayısı ve nüfuzu artarak, Türk kumandanlar halife yanında seferlere katılmış, isyanların bastırılmasına memur edilmişlerdir. Afşin, Aşnas ve Boğa el-Kebir bunlar arasında tanınmış Türk kumandanlarıdır.

Mutasım, Türk birliklerinin desteği ile halife olunca, Türkler, devletin idaresine hâkim olmuşlar ve böylece yarım asır süren "Samerra Devri" (838-883) başlamıştır. Çeşitli kaynak'lını incelenmesinden, bu zamanda Türk askerinin sayısı 25.000 oluyor ve bunlar aileleri ile birlikte, Yakut'a göre 70.000'i buluyordu. Samerra' nın kurulmasına sebep olan Türkler, şehrin en güzel yerlerinde aileleri ile oturuyorlardı. Afşin, Aşnas, Hâkân, Urtuc, Vasıf ve İhak gibi Türk kumandanlarına halife ayrı ayrı arazi tahsis edip, maiyetleri ile birlikte yerleşmelerini sağlamıştı. Böylece Emeviler' in başlangıcından itibaren askeri maksatlarla İslam Devleti bünyesin'de görevlendirilmeye başlanan Türkler, Abbasiler Devri'nde kumandanlık ve valilik gibi yük'sek mevkilere çıkmış, Halife Memun ve Mutasım ile devletin askeri kadrolarının sayıca ve nüfuz itibarı ile en kudretli unsurunu meydana getirmiştir. Kısa zamanda sayıları 30.000'e varan Türk birlikleri özel olarak ipekli elbiseler ve sırma kemerlerle göze çarpıyor ve bunlara geldikleri bölgenin beyleri veya asilzadeleri kumanda ediyor, asla yabancıların idaresine girmiyorlardı. Kendileri için kurulan Samerra'nın inşa faaliyetini de Türk kumandanları yürütüyordu. Samerra'da mimari gibi, hayat da Türklerin alıştığı şartlara uygun olup, onlar kendi eşyalarını ve çadırlarını da aileleri ile bir'likte getiriyorlardı. Bunlar arasında pek tabii halılar da bulunuyordu. Daha önce 7, yüzyılın son çeyreğinde ve 8. yüzyılda gelen Türkler, ilk defa halıyı iklim bakımından alışık olmayan ülkeye getirerek tanıtmışlardır. Sıcak çöl iklimi, aslında halıya hiç uygun gelmeyen ve daha önce bunu tanımayan insanların yaşadığı bir yerdir. Abbasiler 'den kalan ve Fustat 'ta bu'lunmuş halı parçalarının Türklerin bu bölgelere gelişinden sonraki tarihlere rastlaması da bunu açıkça belirtmektedir.

"Bin bir Gece Masallarında sözü edilen Uçan halı, o zamanlar Türkler tarafından getirilerek çok hayranlık uyandıran halıyı tanıdık'tan sonra ona böyle sihirli vasıflar verilmesi sonunda masallara konu edilmiştir.

#2
Original

Original

    KD ™ Yeni Tanıdık

  • Üye
  • 4 İleti
  • Interests:Kültür, Sanat, Edebiyat, Spor
Harika bir konu, ellerinize sağlık.;)

#3
Sema

Sema

    Ne Mutlu Türküm Diyene!!

  • Yönetici
  • 5.470 İleti
  • Gender:Female
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü, Ülke Gündemi, Siyaset ve Köşe Yazıları...

Harika bir konu, ellerinize sağlık.;)



Sevgili Original yorumunuz için teşekkür ederim. :hale:

#4
Esesli

Esesli

    KD ™ Kadim Dost

  • Yetkili
  • 5.814 İleti
  • Gender:Male
  • Location:EsEsli
  • Interests:sinema bilgisayar seyahat
emeğinize sağlık paylaşım için teşekkürler

#5
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Erken Devir Türk Halıları


Halılar Üzerine İlk Araştırmalar



Halılar üzerine ciddi araştırmalar, 113 yıl kadar önce 1891'de Viyana Halı Sergisi kitabı'nın yayınlanmasıyla başlamış olup, bu kitapta bazı eski halılara adeta dini bir önem verilmiştir. 1891'de K.K.Österreichischen Handels-museum bu sergiden üç ciltlik folio yayınlamış, bazıları renkli olarak en mühim parçalardan 100 levha ile resimlendirilmişsin Katalog Der Ausstellung Orientalischer Teppiche, A. Riegl. Bu eseri 1907'de bir ek cilt, 1908'de Martin'in Halı Tarihi ve nihayet 1911'de Münih sergisinin büyük kitabı takip etmiştir. Martin'in çok pahalı, büyük ve kıymetli kitabı, bir sıra ciddi kitapların gittikçe artan sayıda yayınlanmasına yol açtı, teşvik etti. Ayrıca çeşitli dergilerde yayınlanan yüzlerce makale, halı sanatını ilmi bir saygı havasına soktu.

Daima Türkler 'in yaşadığı ülkelerde ortaya çıkan halının tarihi, sıkı sıkıya Türkler' e bağlı olduğu gibi, Büyük Selçuklu Sultanlığı devrinde kurulan devletlerle, bunun tekniğini önce İslam alemine, sonra bütün dünyaya tanıtan da Türkler olmuştur. Bununla beraber, Büyük Selçuklulardan halı kalmamış, Anadolu Selçuklularımdan gelen Konya halıları yirminci yüzyıla kadar gelişen halı sanatının temeli ol'muş, yedi asır boyunca Türk Halı Sanatı aralıksız, daima yeni tiplerin yaratıldığı parlak bir gelişme göstermiştir.


Pazırık Kurganında Bulunan Halı



Resmi ekleyen



Altaylarda beşinci Pazırık kurganında buzullar içinden çıkarılan en eski halı Asya Hunları bölgesinden gelmektedir. Aslında bunun bulunduğu yer kürk ve hayvan postunun kullanıldığı, hâkim olduğu bir bölgedir. Asya Hunları bu motifleri maden eserlerinde de değerlendirmişlerdir. Buna karşılık iç geniş bordürde görülen rengeyikleri, bu bölgenin faunasına girmektedir.

Beşinci kurganda bulunan bu halı inanılmaz inceliği, yüksek kalitesi, motiflerinin zenginliği ve özellikleri ile dikkati çeker. Buzul haline gelmiş bir kurgan odasında, mumya'lanmış ölü at, dört tekerlekli araba ve diğer ev eşyaları arasında bulunan bu halı, ilk defa 1953'te yayınlanarak çok geniş ilgi uyandırmış, daha sonra etraflıca tanıtılmıştır.


Resmi ekleyen



Halı 1.89x2 m. boyutlu ve çok ince yünden (iplik) yapılmış olup, 10 cm2'de 36.000 Gördes düğümü ile inanılmaz ve daha sonraları erişilmemiş bir ustalık eseridir. Halı, süvari figürlerinden geniş bordur, geyik figürlerinden ikinci geniş bordur, grifonlar dan bir iç ve bir dış dar bordur, zeminde 24 kare halinde haçvari çiçeklerden, kırmızı zemin üzerine beyaz, sarı ve mavi renklerin hâkim olduğu dama tahtası'na benzer bir örnek göstermektedir. Rudenko, kurgandaki eşya ile halıyı İskitlere mal ederek MÖ 5. yüzyıla tarihlendirmiştir.

Daha sonraki yayınlarda Ghirsman ve Bussagli, MÖ 4-3. yüzyıllara koymuşlar, nihayet Mongait, birçok araştırmacının MÖ 3. yüzyıl ile İsa'nın doğumu arasındaki yıllara tarihlendirmeyi uygun bulduğunu belirtmiştir. Daha sonra J. Zick-Nissen ise, halının MÖ 5. yüzyılda Susa ve Frigya arasında herhangi bir merkezde yapılabileceğini, sanat geleneklerinin Kuzey Batı İran'ı işaret ettiğini ileri sürmüştür. Bununla beraber, ölülerin gömülmesi âdetleri, mumyalanmış ölülerin tipleri ve Altay bölgesinin tarihi ile komşu kurganlarda çıkan diğer eserler karşılaştırılınca, halının Asya Hunları'na ve MÖ 3-2. yüzyıllara mal edilmesi akla yakın gelmektedir.


Doğu Türkistan'da Bulunan Halılar


Rudenko 'nun Pazırık halısını keşfinden 45 yıl kadar önce Aurel Stein 1906-1908'de Doğu Türkistan'da Lop Gölü batısında Lou-Lan'da 3 ve 4. yüzyıllardan kalma düğümlü halı parça'larını bulmuştu. Bunlar sert, kalın ve boyanmamış yünden bükülmüş ipliklerden tek argaçlar üzerine düğüm atılıp bazen beş sıra arış geçirilerek hazırlanmıştır, üç çeşit sarı, koyu mavi, kırmızı, mat yeşil ve kahverengi'den canlı ve parlak renkler baklavalar, şeritler ve çok stilize çiçeklerden ibaret basit örnekleri meydana getirmektedir. Bu parçalar, şimdi Londra'da British Museum'da ve Hindistan''da Yeni Delhi Müzesi'nde saklanmaktadır.

Bundan birkaç yıl sonra 1913'te Avon Le Coq, Turfan araştırmalarını yaparken Kuça' nın batısında Kızıl'da diğer bir düğümlü halı parça'sı bulmuştur.

16 x 26 cm. boyutlu parça yine sert, kalın boyasız yünden bükülmüş ve arış'larla tek argaç üzerine düğümlü fakat ayrıca bir atlamalı argaçlar üzerine ince yün iplik düğümlerle zenginleştirilmiş bir tekniği vardır. Kırmızı zemin üzerine siyah konturlu sarı renk'te bir kıvrık dal veya ejder kuyruğunu andıran örnek canlı renklerle belli olmaktadır. Bu parça şimdi Berlin İslam Sanatı Müzesi'nde olup, 5. ve 6. yüzyıllardan kaldığı kabul edilmektedir. Doğu Türkistan, daha çok keçe örtülerin kullanma bölgesi ve keçenin hâkim olduğu yerdir.


Fustat'ta Bulunan 9. Yüzyıl Abbasi Devri Halıları



Resmi ekleyen



Halı sanatı daima Türklere bağlı olarak, on'ların oturduğu bölgelerde gelişmiştir. Düğüm tekniği Abbasiler (Samerra) Devrinde Orta Asya'dan batıya getirilmiş ve bundan sonra Selçuklu Türkleri' nin hâkimiyeti ile önce İslam dünyasına ve daha sonra diğer bölgelere yayılmıştır.

Bununla beraber, Büyük Selçuklular devrinden hiçbir halı kalmamıştır. Anadolu Selçukluları'nın merkezi Konya'da bulunan bir grup halı "Konya Halıları" adı ile bu devirden kalan eserleri temsil eder. Bu halılar daha sonraki halı sanatının gelişmesinde elde tutulabilir ilk örnekleri meydana getirir.

Abbasi'lerin merkezi Samerra' nın (m. 838-883) Türk muhafız birlikleri için kurulmuş bir şehir olduğunu düşünürsek, 9. yüzyıl erken Abbasi Devri halı sanatı ile kolayca bağlantı kurabiliriz. Tek argaca düğüm ile iki halı parça'sı Lamm tarafından Fustat' ta bulunmuş ve yayınlanmıştır. Her iki parça tek argaçlar üzerine sıralanmış kısa yün ipliklerle Doğu Türkistan''da bulunan halı parçalarının tekniklerini andırmaktadır. Bundan başka, baklavalardan meydana gelen geometrik kompozisyonları da tamamıyla Türk halılarındaki örneklere uygundur.

Lamm tarafından Fustat' ta (eski Kahire) ele geçirilip Stockholm müzelerine mal edilen bu iki küçük parça halı, Samerra üslubu için karakteristiktir. Bunlardan biri kızıl kahverengi zemin üzerine, koyu mavi, yeşil ve devetüyü renklerden meydana gelen, kaydırılmış ekse' ne göre sıralanmış iç içe iki altıgen yıldızlardan bir örnek gösteriyor. Zeminle arasında sınır bulunmayan geniş bordur büyük baklavaları çevreleyen küçük baklavalardan ibaret olup, üç şerit halinde dar bir dış bordürle kavranmıştır. Bu parça halı 29 x 32 cm. boyutludur.

30.5 x 13 cm. boyutlu diğer parça halı da baklavalardan oluşan geometrik bir örnek göstermekte olup, aynı renklere ilave olarak az kırmızı vardır.

Bu parçanın ilgi çekici bir özelliği, Doğu Türkistan'dan gelen birçok erken halılarda da görüldüğü gibi, düğümlerin ters taraftan yapılmış olmasıdır ki bu belki halının kaymasını önlemek veya soğuğa karşı korunmak içindir.

Fustat' ta bulunan diğer küçük halı parçaları da, Abbasi devrine mal edilir. Bunlar arasında Kahire Arap Müzesi'nde bulunan kufi kitabeli iki parçadan biri, büyük bir ihtimalle 202 (817-818) tarihlidir. Kufi kitabeli üçüncü parça, Washington Textile Museum'dadır. İsveç koleksiyonunda bulunan diğer parçalarla birlikte Lamm tarafından yayınlanan bu halılar Abbasi Devri örnekleri olarak görülür. Bunlar Doğu Türkistan'da bulunan İslam öncesi halılar ve İspanya halıları gibi tek argaç üzerine düğümlü halılardır. Düğüm tekniği bakımından Doğu Türkistan'da bulunan parçalarla benzerlik, bunların Türk menşeine bağlılığına işaret edebilir. Fustat' ta bulunan diğer ilgi çekici parça'lar, New York Metropolitan Müzesi'ndedir. Bunlarda kırmızı zemin üzerine dantelli süsleme, üçgenler ve daireler şeridinden mavi, sarı, yeşil ve kahverengi bir örnekle koyu mavi zemin üzerine sarı kufi harflerden bir bordur vardır. Kufi harfler Abbasi parçalarından daha gelişmiş haldedir. Bunlar belki Tolunlular, Ahşitler veya Fatimiler devrine girer. Bu Fustat parçalarının Mısır veya Eyaletten (Irak, Mezopotamya) ithal işi mi olduğunu tayin zordur. Fakat her iki halde de Türkler ile ilgisi olduğu'nu kabul etmek gelişmeye göre akla yakın gelir.

Taberi, Belâzurf Ibn el-Fakih gibi tarihçiler ve islam kaynaklarına göre Ubeydullah bin Ziyad 674 yılında Buhara seferinden dönerken, beraberinde 2000 okçudan ibaret bir Türk grubu getirerek Basra'ya yerleştirmiş, Arap'larla karışmamaları için özel bir bölge ayrılmış, buraya Buhara' lılar Caddesi denilmiştir. Fakat Emeviler Devri'nde İslam Devleti hizmetinde çalışan Türkler' in sayıları çok az olmuş, bunlar da genellikle askeri maksatlarla kullanılmıştır. 746'da Horasan'da başlayan Abbasi ihtilal hareketi ile Emeviler' in yıkılması ve hilafet makamını Abbasiler' in ele geçirmesinde Türklerin rolü olduğu anlaşılmıştır. Ebu Müslim'in Horasan'daki faaliyetleri esnasında onun güvendiği adamlarından biri olan ve Ta-beri'de adı geçen Tarhan el Cemmâl adından anlaşılacağı gibi, aslen Türk'tür. Halife Mansur'un yuvarlak Bağdat şehri kurulduğu zaman, Horasan birlikleri için kışlalar yapıldı. Yakubiye göre Halifenin ikta verdiği önemli kumandanlardan biri Mübarek el Türki idi. Bağdat'ın kurulmasında görev alan diğer bir Türk, Taberi'de adı geçen Hammad el-Türki, Mansur'un yakın adamları arasında bulunuyordu. Abbasi'lerin ilk devirlerinden başlayarak Türklere itimad göstermeleri, İkd el Ferid'de kaydedilen bir rivayetten de anlaşılmaktadır. Buna göre Halife Harun el-Reşid, saray muhafızlarını Türklerden meydana getirmiştir.

Halife Memun, Bağdat'a gelip (819) yer'leştikten sonra, Türkler Hilâfet ordusu safları'na alınmıştır. İbn Hurdabih'e göre, Horasan''dan gönderilen 2000 kadar Oğuz Türkü (Guziya) arasında Memun'un kumandanlarından folun davardı. Sonraki yıllarda onun oğlu Ahmed Ibn Tolun, Mısır'da Tolunlular Devletini kurmuştur. Zamanla Halife Memun'un ordusunda Türklerin sayısı ve nüfuzu artarak, Türk kumandanlar halife yanında seferlere katılmış, isyanların bastırılmasına memur edilmişlerdir. Afşin, Aşnas ve Boğa el-Kebir bunlar arasında tanınmış Türk kumandanlarıdır.

Mutasım, Türk birliklerinin desteği ile halife olunca, Türkler, devletin idaresine hâkim olmuşlar ve böylece yarım asır süren "Samerra Devri" (838-883) başlamıştır. Çeşitli kaynak'lını incelenmesinden, bu zamanda Türk askerinin sayısı 25.000 oluyor ve bunlar aileleri ile birlikte, Yakut'a göre 70.000'i buluyordu. Samerra' nın kurulmasına sebep olan Türkler, şehrin en güzel yerlerinde aileleri ile oturuyorlardı. Afşin, Aşnas, Hâkân, Urtuc, Vasıf ve İhak gibi Türk kumandanlarına halife ayrı ayrı arazi tahsis edip, maiyetleri ile birlikte yerleşmelerini sağlamıştı. Böylece Emeviler' in başlangıcından itibaren askeri maksatlarla İslam Devleti bünyesin'de görevlendirilmeye başlanan Türkler, Abbasiler Devri'nde kumandanlık ve valilik gibi yük'sek mevkilere çıkmış, Halife Memun ve Mutasım ile devletin askeri kadrolarının sayıca ve nüfuz itibarı ile en kudretli unsurunu meydana getirmiştir. Kısa zamanda sayıları 30.000'e varan Türk birlikleri özel olarak ipekli elbiseler ve sırma kemerlerle göze çarpıyor ve bunlara geldikleri bölgenin beyleri veya asilzadeleri kumanda ediyor, asla yabancıların idaresine girmiyorlardı. Kendileri için kurulan Samerra'nın inşa faaliyetini de Türk kumandanları yürütüyordu. Samerra'da mimari gibi, hayat da Türklerin alıştığı şartlara uygun olup, onlar kendi eşyalarını ve çadırlarını da aileleri ile bir'likte getiriyorlardı. Bunlar arasında pek tabii halılar da bulunuyordu. Daha önce 7, yüzyılın son çeyreğinde ve 8. yüzyılda gelen Türkler, ilk defa halıyı iklim bakımından alışık olmayan ülkeye getirerek tanıtmışlardır. Sıcak çöl iklimi, aslında halıya hiç uygun gelmeyen ve daha önce bunu tanımayan insanların yaşadığı bir yerdir. Abbasiler 'den kalan ve Fustat 'ta bu'lunmuş halı parçalarının Türklerin bu bölgelere gelişinden sonraki tarihlere rastlaması da bunu açıkça belirtmektedir.


Bin bir Gece Masallarında sözü edilen Uçan halı, o zamanlar Türkler tarafından getirilerek çok hayranlık uyandıran halıyı tanıdık'tan sonra ona böyle sihirli vasıflar verilmesi sonunda masallara konu edilmiştir.


Dosya Ekle  Pazırık Halısı.jpg   177,98K   0 kere indirildi Dosya Ekle  Pazırık Halısı1.jpg   103,29K   0 kere indirildi Dosya Ekle  Fustat'ta Bulunan 9. Yüzyıl Abbasi Devri Halıları.jpg   76,51K   0 kere indirildi

Konu Hale tarafından 13 Ağustos 2015 Perşembe - 06:47 tarih ve saatinde düzenlenmiştir
Resim Linkleri Düzenlenmiştir.


#6
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Resim Linkleri Düzenlenmiştir.




0 Kullanıcı konuyu okuyor

0 Kullanıcı, 0 Misafir, 0 Kayıtsız kullanıcı