İçeriğe git

Welcome to Kadim Dostlar ™ Forum
Register now to gain access to all of our features. Once registered and logged in, you will be able to create topics, post replies to existing threads, give reputation to your fellow members, get your own private messenger, post status updates, manage your profile and so much more. This message will be removed once you have signed in.
Login to Account Create an Account
Resim

Deyimler Sözlüğü | [E] El ele vermek: Güçleri birleştirip işbirliği yapmak, yardımlaşmak

- - - - -

  • Yanıtlamak için lütfen giriş yapın
Bu konuya 1 yanıt gönderildi

#1
Sema

Sema

    Ne Mutlu Türküm Diyene!!

  • Yönetici
  • 5.470 İleti
  • Gender:Female
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü, Ülke Gündemi, Siyaset ve Köşe Yazıları...

AÇIKLAMALI DEYİMLER SÖZLÜĞÜ




Ecel aman verirse: Ölmezsem, ömür yeterse.

Ecel teri dökmek: Çok korkmak, heyecan içinde bulunup terlemek, korku ve bunalım içinde olmak.

Eceli gelmek: Ölmek, sonu gelmek, yok oluş vakti gelmek.

Eceline susamak: Ölümüne yol açacak kadar tehlikeli işlere girişmek.

Eciş bücüş: Çarpuk çurpuk, eğri büğrü, düzgün yanı olmayan, çirkin bir biçim almış bulunan.

Edebiyat yapmak: Bir işe yaramayan, konuyu açıklamaya yetmeyen, gerçeği yansıtmayan süslü, parlak ve gereksiz sözler söylemek.

Efkâr dağıtmak: Sıkıntıyı gidermek, üzüntüyü yok etmeye çalışmak.

Eğri (gözle) bakmak: Kötü düşünce besleyerek bakmak.

Ekmeğine yağ sürmek: Birinin yararına göre eylemde bulunmak, istemese de birinin işine yarayacak biçimde hareket etmek

Ekmeğini kazanmak: Geçimini temin edecek, ihtiyaçlarını karşılayacak parayı kazanmak

Ekmeğini taştan çıkarmak: En zor işleri bile yapıp geçimini sağlayacak beceriklikte olmak, her türlü işi yapmak.

Ekmek kapısı: Çalışıp para kazanılan, geçim sağlayan iş yeri.

El açmak: 1. Dilenmek. 2. Başkasının yardımını almak için yalvarmak.

El ayak çekilmek: Ortalıkta kimse kalmamak, ıssızlaşıp sessizleşmek.

El basmak: Yemin etmek, kutsal bir şey üzerine el koyarak ant içmek.

Elde avuçta bir şey kalmamak: Parasını, malını, tüm varlığını harcayıp bitirmiş olmak.

Elden ayaktan düşmek (veya kesilmek): Yaşlılık, hastalık sebebiyle iş yapamaz, yürüyemez, kendi işini göremez duruma gelmek.

Elden ele dolaşmak: Pek çok kişi tarafından kullanılmak, bir çok sahip eline geçmek.

Elden geçirmek: Eksiklikleri düzeltmek, onarmak; denetlemek için pek çok şeyi ele alıp yoklamak, gözden geçirmek.

Ele avuca sığmamak: 1. Şımarık davranmak. 2. Söz dinlememek, kural tanımamak, zapt edilememek.

Elekten geçirmek: Titizlikle seçmek; iyiyi kötüyü, doğruyu yanlışı birbirinden ayırmak.

El ele vermek: Güçleri birleştirip işbirliği yapmak, yardımlaşmak.

El emeği: 1. Elle yapılan işe harcanan emek. 2. Elle yapılan çalışmanın karşılığı.

Eli ağır: 1. Oldukça yavaş iş yapan. 2. Vurunca çok acıtan.

Eli ayağı buz kesilmek:1. Korku, heyecan ve üzüntüden ne yapacağını bilemez duruma gelmek, donup kalmak. 2. Çok üşümek.

Eli darda: Geçimi için para sıkıntısı çeken.

Eli kalem tutmak: 1. Yazı yazmayı bilmek. 2. Düşüncelerini derli toplu güzel bir ifade ile yazabilmek.

Elinden tutmak: 1. Destek olmak, ilerlemesi için yardımda bulunmak. 2. Yürümesine, kalkmasına, inmesine, çıkmasına yardım etmek.

Eline düşmek: 1. Birine muhtaç olmak. 2. Yakalanmak. 3. Düşmanın ya da kendisine hıncı bulunan birinin hâkimiyetinde kalmak.

Eline düşmek: 1. Birine muhtaç olmak. 2. Yakalanmak. 3. Düşmanın ya da kendisine hıncı bulunan birinin hâkimiyetinde kalmak.

Elini kana bulamak: Birini öldürmek veya yaralamak.

Elinin hamuruyla erkek işine karışmak: Anlamadığı, bilmediği, beceremediği işleri yapmaya kalkışmak (kadınlar için).

Elini sıcak sudan soğuk suya sokmamak: Çok nazlı olmak, evde hiçbir iş yapmamak, zor işlerden kaçınmak.

Eli yatmak: Bir işe eli alışkın olmak, bir işi yapabilecek el becerisi bulunmak.

Eliyle koymuş gibi bulmak: Aradığı şeyi söylenen yerde çok kolay bulmak.

El kaldırmak: 1. Kendisinden büyüğe vurmak için elini kaldırmak. 2. Bir şey söylemek istediğini, oy verdiğini elini kaldırarak belirtmek.

El oğlu: 1. Yabancı. 2. Damat.

El üstünde tutulmak: Çok değer verilip sevilmek, kendisine büyük ölçüde saygı gösterilmek.

Emir kulu: Kendisine emredilen işi yapmak zorunda olan kimse.

Enine boyuna: 1. Her yönü ile, eksiksiz, bütün ihtimalleri göz önünde tutarak. 2. İri yarı, gösterişli (adam).

Ensesinde boza pişirmek: Sıkıştırıp tedirgin etmek, eziyet etmek.

Ense yapmak: Yemek, içmek ve keyfine bakmak, hiç iş yapmamak.

Esamisi okunmamak: Adı anılmamak, değer verilmemek.

Es geçmek: Dikkate almamak, sözleri arasında o konuya dokunmamak.

Eski defterleri karıştırmak: Eski olayları, işleri bir çıkar umuduyla tekrar ele almak, yeniden gündeme getirmek.

Eski hamam eski tas: Hiçbir şey değişmemiş, eski durumda kalmış.

Eski kafalı: Yeniliğe açık olmayan, yaşayış ve düşünce itibariyle eskiye bağlı

Eski kurt: Tecrübeli, görmüş ve geçirmiş, mesleğini iyi bilen, hileyi ve düzeni deneyimi sayesinde hemen anlayan.

Eski toprak: Yaşlılığına rağmen dinçliğini, dayanıklılığını hâlâ sürdüren, gücünü kaybetmemiş kimse.

Eşeğini sağlam kazığa bağlamak: İşini güvenli kılacak önlemler almak.

Eşek şakası: Ağır, hoşa gitmeyen, incitici, kaba şaka

Eşref saat: 1. İş görecek kimsenin uysal davranacağı, aksilik çıkarmayacağı zaman. 2. Bir işin olumlu yola girmesi için en uygun zaman.

Etekleri tutuşmak: Çok telâşlanmak, heyecanlanmak.

Etekleri zil çalmak: Çok sevinmek, işler yolunda olmak.

Eti ne butu ne?: 1. İmkânları, parası az. 2. Çelimsiz, zayıf, küçük.

Eti senin kemiği benim: Çocuk velilerinin öğretmene ya da ustaya çocuğun eğitiminde kendine tam yetki verdiğini anlatmak için söylenir

Etliye sütlüye karışmamak: Kendini alâkadar etmeyen meselelerden, toplumu derinden etkileyen olaylardan uzak durmak, kaçınmak ve hiçbiriyle ilgilenmemek.

Et tırnak olmak: Sıkı bir ilişkiye girmek, birbirinden kopmam

Ettiğini bulmak: Yaptığı bir kötülüğün cezasını görmek.

Evdeki hesap çarşıya uymamak: Önceden tasarlanan, düşünülen bir iş umulduğu gibi gitmemek, başka bir yönde gelişmek.

Eyüp sabrı: Peygamberlerden Hz. Eyyub` un başına gelen hastalığa sabredip, bundan dolayı şikâyet etmemesi; güçlük ve üzüntülere, hastalığa karşı sabretmesinden hareketle, en ağır ve sürekli üzüntülerden bile yakınmayanın büyük ve uzun sabrını anlatmak için kullanılır.

Ezbere iş görmek: İncelemeden, özenmeden, gerekli olan bilgiyi almadan, gelişi güzel iş yapmak

Konu Hale tarafından 05 Aralık 2015 Cumartesi - 20:22 tarih ve saatinde düzenlenmiştir
Konu İçeriği Düzenlenmiştir.


#2
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.689 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Konu İçeriği Düzenlenmiştir.




0 Kullanıcı konuyu okuyor

0 Kullanıcı, 0 Misafir, 0 Kayıtsız kullanıcı