İçeriğe git

Welcome to Kadim Dostlar ™ Forum
Register now to gain access to all of our features. Once registered and logged in, you will be able to create topics, post replies to existing threads, give reputation to your fellow members, get your own private messenger, post status updates, manage your profile and so much more. This message will be removed once you have signed in.
Login to Account Create an Account
Resim

Sultan Üçüncü Selim | [1761 - 1808] XXVIII'nci Osmanlı Padişahı

- - - - -

  • Yanıtlamak için lütfen giriş yapın
Bu konuya 4 yanıt gönderildi

#1
Sema

Sema

    Ne Mutlu Türküm Diyene!!

  • Yönetici
  • 5.470 İleti
  • Gender:Female
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü, Ülke Gündemi, Siyaset ve Köşe Yazıları...

Resmi ekleyen



SULTAN ÜÇÜNCÜ SELİM

(1761-1808)



HAYATI



Sultan Üçüncü Selim, 24 Aralık 1761 tarihinde İstanbul'da doğdu. Babası Sultan Üçüncü Mustafa, annesi Mihrişah Sultan'dır. Annesi Gürcüdür. Kahinlere inanan babası Sultan Üçüncü Mustafa, onların yeni doğan oğlu Selim'in eşsiz bir cihangir olacağını söylemeleri üzerine, büyük bir sevince kapılmış, yedi gün yedi gece bayram yapılmasını emretmiştir. Sultan Üçüncü Selim, doğum günündeki bu hava içinde büyüdü. Sarayda çok güzel bir şekilde yetiştirildi. Sultan Üçüncü Mustafa, kendisinden sonra oğlu Sultan Üçüncü Selim'in padişah olmasını istemişti. Ancak, babasından sonra padişahlığa amcası Sultan Birinci Abdülhamid getirildi. Sultan Birinci Abdülhamid, Sultan Üçüncü Selim'i sarayda göz önünde bulunduruyor, ancak yine de onun eğitimine önem veriyordu. Amcası Sultan Birinci Abdülhamid'in ölümü üzerine 7 Nisan 1789 günü 28 yaşındayken Osmanlı tahtına oturdu.

Sultan Üçüncü Selim edebiyata ve güzel yazı yazmaya çok meraklıydı. Yazmış olduğu hat ve levhalardan bazıları cami ve türbelere asılmıştır. Arapça ve Farsça dillerini çok iyi konuşuyordu. Çok merhametli bir insan olan Sultan Üçüncü Selim dinine, vatanına ve milletine çok düşkündü. Ciddi bir eğitim görerek yetişti. İyi bir şair, tamburi neyzen ve hanende idi. Bestekar da olan Sultan Üçüncü Selim, güzel sanatlara düşkün, açık fikirli, ancak zaafa varacak kadar yumuşak karakterliydi. Osmanlı Devleti'nde batıcılığın yerleşmesini istiyordu.

Sultan Üçüncü Selim tahta çıktığı zaman halk ona büyük ümitler bağladı. Halk, genç hükümdarın Osmanlı imparatorluğu'nu o eski güçlü ve ihtişamlı devirlerine geri döndüreceğini düşünüyordu.

Sultan Üçüncü Selim, 29 Mayıs 1807 tarihinde Osmanlı padişahlığını Şehzade Mustafa'ya terk ettikten sonra 1 yıl 2 ay daha yaşadı. Alemdar Mustafa Paşa Olayı sırasında, yeni padişahın adamları tarafından 28 Temmuz 1808 tarihinde öldürüldü. Cenazesi, Laleli Camii avlusunda, babası Sultan Üçüncü Mustafa'nın yanına defnedildi.


OSMANLI - RUS SAVAŞLARI



Sultan Üçüncü Selim tahta çıktığında Osmanlı Devleti Rusya ve Avusturya ile savaş halindeydi. Sultan Üçüncü Selim bu iki devlete karşı mücadeleye devam etti.

Bu savaşın temel sebepleri Kırım'ı kurtarmak ve Osmanlı topraklarını aralarında paylaşma hesapları yapan Avusturya ve Rusya'ya engel olmaktı. Kırım'ın jeopolitik konumu İstanbul'un güvenliği için çok önemliydi. Bu savaşlar sırasında Avusturya'ya karşı İsmail Zaferi gibi bazı başarılar kazanılmışsa da, Ruslara karşı aynı başarı gösterilememişti. Ruslarla yapılan Fokşan (1 Ağustos 1789) ve Boze Savaşları'nda (22 Eylül 1789) Osmanlı kuvvetleri büyük kayıplar verdi. Akkerman kalesi Ruslara geçti ve Baserabya bölgesi Rus işgaline uğradı. Sebeş, Muhadiye, Lazarethane ve Pançova'yı işgal eden Avusturyalılar ise önce Belgrad'ı (8 Ekim 1789) daha sonra ise Semendire'yi ele geçirdiler.


ZİŞTOVİ BARIŞI



Savaş devam ederken siyasi faaliyetler de devam ediyordu. 11 Temmuz 1789 tarihinde Osmanlı Devleti ile İsveç arasında bir dostluk antlaşması imzalanmıştı. Sultan Üçüncü Selim, Rusya ve Avusturya'nın kendileri için de bir tehlike olacağını düşünen Prusya Kralı ile bir ittifak antlaşması yaptı (31 Ocak 1790). Ancak bu antlaşmalar yürürlüğe girmedi. İç işlerinde meydana gelen karışıklıklar, Avusturya'yı Osmanlılarla Ziştovi Barış Antlaşması imzalamaya mecbur bıraktı (4 Ağustos 1791).

Ziştovi Barış Antlaşmasıyla Avusturya, savaş sırasında aldığı toprakları Osmanlı Devleti'ne geri verdi. Orsova ile Unna suyu taraflarındaki küçük bir arazi ise Avusturya'ya bırakıldı. Avusturya, Rusya'ya açık ya da gizli hiçbir yardımda bulunmayacağını dair bir garanti vermişti.


YAŞ ANTLAŞMASI



Avusturya'nın bu savaştan çekilmesi sonucunda yalnız kalan Rusya, bir yıl sonra barış istedi. İki devlet arasında imzalanan Yaş Antlaşması ile savaş sona erdi (1792). Bu antlaşma ile Kırım'ın Rus hakimiyetine geçişi onaylanmış oldu. Buğ ve Dinyester ırmakları arasında kalan bölge ve Özi kalesi Rusya'ya bırakıldı. Dinyester ırmağı iki devlet arasında sınır kabul edildi. Karlofça Antlaşması'ndan sonra başlayan gerileme süreci, yerini dağılma ve parçalanma dönemine bıraktı.

NİZAM-I CEDİD



Sultan Üçüncü Selim, Osmanlı-Rus savaşında alınan yenilginin sorumlusu olarak yeniçeri ocağını görüyordu. Şehzadeliği sırasında, Avrupa ordularındaki ilerlemeleri izlemiş, Prusya ordusunda eğitime verilen önemi görmüştü. Askerlerin düzenli eğitim görmeleri gerektiğini düşünüyordu. Bazı yeniçeri birliklerini düzene sokmaya çalıştı. Yeniçerilerin dışında yeni askerler de topladı ve orduya dahil etti. Böylece, "yeni usul asker" anlamına gelen "Nizam-ı Cedid" adlı askeri örgütü kurdu (24 Şubat 1793).

Nizam-ı Cedid ocağının masraflarını karşılamak için İrad-ı Cedid adında yeni bir de hazine kuran Sultan Üçüncü Selim, bu yeni askeri örgütün eğitim ve öğretim işlerini de Avrupa'dan getirttiği yabancı subaylara verdi. Selimiye kışlalarını kurdu, mevcut Kara ve Deniz Mühendishanelerini de yeniledi. Özellikle Yaş Antlaşması'ndan sonra ıslahatlara yönelen Sultan Üçüncü Selim, Nizam-ı Cedid'i oluşturmakla yetinmeyip, Paris, Londra, Viyana ve Berlin gibi kentlerde elçilikler açtı. Fransızca, Osmanlı Devleti'nin ilk resmi yabancı dili olarak kabul edildi. Yabancı dil eğitimine ve kültür hareketlerine önem verildi, bazı teknik eserler Türkçe'ye çevrildi.

MISIR VE FRANSA



Osmanlı-Fransız İlişkileri 16.yy'da başlamış, Lale Devri'nde gelişmişti. Fransa; Venedik ve Avusturya ile yapılan savaşlarda Osmanlı Devleti'ne destek olmuştu. Kanuni Sultan Süleyman döneminde başlayıp, Sultan Birinci Mahmud zamanında genişletilerek devamlı hale getirilen kapitülasyonlar, Osmanlı-Fransız dostluğunu pekiştirmişti. Bu ilişkiler 18.yy'ın sonlarına doğru bozulmaya başladı.

1789 yılında çıkan ihtilal sonucu Fransa'da krallık devrilmiş ve cumhuriyet ilan edilmişti. Bu durumu kendileri için tehlike olarak gören Avrupalı devletler, Fransa'ya karşı birleşmiş, ancak yaptıkları savaşlarda Fransa'ya karşı başarılı olamamışlardı. Fransa ordularının başında ünlü komutan Napolyon Bonapart vardı. Tüm Avrupa'ya üstünlüğünü kabul ettiren Napolyon Bonapart sadece İngiltere'yi yenememişti. Fransa'nın amacı İngiltere'yi Akdeniz'den uzak tutmak ve Hindistan'a giden ticaret yollarını denetimine almaktı. Bu amaçla Mısır Seferine çıkan Napolyon Bonapart, İskenderiye'yi işgal etti (2 Temmuz 1798). Kahire'nin de Napolyon Bonapart'ın eline geçmesi (22 Temmuz 1798) üzerine Osmanlı Devleti, 2 Eylül 1798 günü Fransa'ya karşı savaş açtı. Akka önlerinde karşılaştığı Cezzar Ahmed Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri karşısında yenilgiye uğrayan (18 Mart 1799) Napolyon Bonapart, gizlice Fransa'ya kaçtı ve hayatını zor kurtardı (22 Ağustos 1799). Fransa'nın 27 Haziran 1801 tarihinde Mısır'dan çekilmesi üzerine Osmanlı Devleti ile Fransa arasında El-Ariş antlaşması imzalandı (25 Haziran 1802). Bu antlaşma ile Mısır, Osmanlı devletine geri verildi.

SON DÖNEMLER


Osmanlı-Rus ilişkileri 1789'da ve 1805'te imzalanan antlaşmalar ile düzelmeye başlamıştı. Ancak Ruslar, izledikleri yayılma politikalarından vazgeçmediler. Balkanlarda Rus baskısından kurtulmak isteyen Osmanlılar, boğazları Rus gemilerine kapadı. Rus yanlısı Eflak ve Boğdan Beyleri değiştirildi. Ancak alınan bu kararlar, İngiliz ve Rusların baskıları sonucu yürürlüğe konamadı.

KABAKÇI MUSTAFA İSYANI



Osmanlı Devleti'nin en ıslahatçı padişahlarından biri olan Sultan Üçüncü Selim, Osmanlı Devleti'nde bugüne kadar gerçekleştirilememiş bir düzenleme yaparak Nizam-ı Cedid ordusunu kurmuştu. Bu köklü yeniliklerden memnun olmayan ve önemli görevlerde bulunan bazı devlet adamları Osmanlı-Rus Savaşı'nın devam ettiği yıllarda, İstanbul'da bulunan Yeniçeri Ağaları ile Nizam-ı Cedid'i ortadan kaldırma planları yapıyorlardı.

Kendilerine Nizam-ı Cedid kıyafeti giydirmekle görevlendirilmiş olan Raif Mahmud Efendi'yi öldüren yeniçeriler, Kabakçı Mustafa'nın liderliğinde ayaklandılar. Osmanlı hükümeti bu gelişmeler üzerine derhal toplanarak ayaklanma ile ilgili kararlar almak istedi. Ancak Sadaret Kaymakamı Köse Musa Paşa ayaklanmanın ciddi bir hadise olmadığını, Nizam-ı Cedid birliklerinin de olaya müdahale etmesinin yersiz olacağını bildirdi. Bu sayede meydanı boş bulan asiler, daha fazla taraftar topladılar.

Nizam-ı Cedid'in kaldırılmasını isteyen asilere müdahalede çok geciken, Sultan Üçüncü Selim, Nizam-ı Cedid'i kapatmak zorunda kaldı. İstekleri yerine getirilen asiler buna rağmen ayaklanmaya son vermediler. Sultan Üçüncü Selim'e olan yakınlıkları ile tanınan 11 devlet adamının kendilerine teslim edilmesini isteyen asiler, Şehzade Mustafa ve Şehzade Mahmud'un da hayatlarının tehlikede olduğunu öne sürerek kendilerine yollanmasını ve Sultan Üçüncü Selim'in tahttan inmesini istediler.

Bu istek karşısında Sultan Üçüncü Selim, "Böyle isyankar tebanın hükümdarı ve halifesi olmaktansa olmamak daha iyidir" diyerek padişahlıktan ayrıldığını açıkladı (29 Mayıs 1807).

Sultan Üçüncü Selim, tahttan indikten sonra sarayda bir yıl daha yaşadı. Alemdar Mustafa Paşa'nın kendisini tekrar tahta çıkarmak için ayaklandığı sırada, Sultan Dördüncü Mustafa tarafından öldürüldü. Başladığı ilerleme hareketlerinde başarısızlığa uğramakla beraber, Osmanlı İmparatorluğu'nda Avrupa'ya yönelişin ilk temelleri sayılacak önemli işler gördü. Avrupa askerlik örgütünü ve bilgilerini ülkeye sokması, müsbet bilimlere önem veren teknik okullar açması başarılı işlerindendir.

MİMARİ ESERLER



İmar faaliyetlerine de önem veren Sultan Üçüncü Selim,
İstanbul Selimiye Camii,
Tophane Kışlası,
Haliç Humbaracı ve Lağımcı Kışlaları'nın dışında
İsakçı ve Üsküdar Zahire Ambarları gibi büyük ve önemli binalar inşa ettirdi.
Eyüp Sultan Camii'ni onartıp, türbe'nin kapılarını gümüşten yaptırdı.
Konya'da ki Mevlana türbesinde bazı kısımları da tamir ettirdi.

Sultan Üçüncü Selim döneminin diğer eserleri şunlardır;
Soma Hızır Bey Camii,
Yozgat Cevahir Ali Efendi Camii,
Eyüp Mihrişah Valide Sultan Külliyesi,
Safranbolu İzzet Mehmed Paşa Camii,
Bursa Emir Sultan Camii ve Türbesi,
İzmit Hisar Bey Camii.


III. Selim devrinde Osmanlı sınırları



Resmi ekleyen



Bakınız, http://www.kadimdostlar.com/Buyuk_Osmanli_imparatorlugu_f122/Osmanli_imparatorlugu_Haritalari_Padisah_Donemle_t8928.html']Osmanlı İmparatorluğu Haritaları | Padişah Dönemlerine Göre Osmanlı İmparatorluğu Sınırları - Haritaları - Beylik Dönemi, Osman, Orhan Beyler, Kuruluş, Yükselme Diğerleri ' target='_blank'>Osmanlı' class='bbc_url' title=''>http://www.kadimdostlar.com/Buyuk_Osmanli_imparatorlugu_f122/Osmanli_imparatorlugu_Haritalari_Padisah_Donemle_t8928.html']Osmanlı İmparatorluğu Haritaları | Padişah Dönemlerine Göre Osmanlı İmparatorluğu Sınırları - Haritaları - Beylik Dönemi, Osman, Orhan Beyler, Kuruluş, Yükselme Diğerleri


TUĞRA



Resmi ekleyen



ÜÇÜNCÜ SELİM


Konu Hale tarafından 21 Ağustos 2015 Cuma - 05:51 tarih ve saatinde düzenlenmiştir
Resim Linkleri Düzenlenmiştir.


#2
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Darbecilerin Boğarak Öldürdüğü Padişah




MİLLETİNE HİZMET ETMEK İSTERKEN CANINDAN OLDU


Bu yıl reformcu padişahlarımızdan Üçüncü Selim'in öldürülmesinin 200. Yıldönümü. Üçüncü Selim günden güne kan kaybeden Osmanlı İmparatorluğu'nu ayağa kaldırmak için reform yapmaya çalıştı ancak bir yenilik düşmanları ve çıkar şebekeleri tarafından bir darbe ile tahttan indirildi ve bir süre sonra da katledildi.

18.yüzyılın ikinci yarısından itibaren sırasıyla Rusya, Rusya-Avusturya ve Fransa'ya karşı aralıklarla sürdürülen savaşlar Osmanlı İmparatorluğu'nda büyük maddî ve manevî yıkımlara sebep oldu. 1789'da tahta çıkan Üçüncü Selim devleti kurtarmak için köklü bir reform yapılması gerektiğini gördü ve Nizam-ı Cedid'i, yani yeni bir düzeni uygulamaya koydu.



Resmi ekleyen




YENİLİK İSTEMEYİZ


Nizam-ı Cedid, bir süre yavaş yavaş yol aldı. Ancak Nizam-ı Cedid'in finansmanı için yeni vergilerin ihdas edilmesi, halkın yükünü ağırlaştırdı ve padişaha karşı olumsuz bir hava esmeye başladı. Başta yeniçeriler olmak üzere eski sistemden nemalanan ve Nizam- ı Cedid'in başarısını kendi sonları olarak gören çeşitli gruplar, halkın hoşnutsuzluğunu padişah aleyhtarı bir kampanyaya dönüştürdüler. Boğaz'ı korumakla görevli yamaklardan Kabakçı Mustafa'nın Nizam-ı Cedid üniformalarını giymemek için başlattığı isyan, kısa sürede binlerce kişinin katılımıyla bir çığ hâline geldi.

Sadrazam Vekili Köse Mustafa Paşa, hadisenin önemli olmadığını belirterek padişahı oyalayıp, Nizam-ı Cedid askerine kışlalarından çıkmama emrini vererek de isyancıların hareket sahasını genişletmişti. Bu sırada yamakların içerisine karışan Şehzâde Mustafa taraftarları, onları kışkırtmaya devam ediyorlardı. Diğer askeri grupların ve halkın da katılımıyla isyancıların sayısı arttı. İsyanın büyüdüğünü gören padişah, devlet adamlarını toplantıya çağırdı. İstanbul'da bulunan Nizam-ı Cedid askeriyle de isyan bastırılabilirdi.

Ancak padişah kan dökülmesini istemiyordu. Bu yüzden bir emir yayınlayarak, Nizam-ı Cedid'i lağv ettiğini bildirdi. Ancak tavizlere rağmen asiler dağılmadı. Bu taviz asilerin cesaretini iyice artırmıştı. Artık sıra padişahın tahttan indirilmesine gelmişti.

Dördüncü Mustafa'nın cülûsuna dualar okundu ve padişaha tahttan çekilmedikçe askerin dağılmayacağı haberi gönderildi. Bu haberi alan Üçüncü Selim, "Allah'ın takdiri böyle imiş!" diyerek tahtı bıraktı. 29 Mayıs 1807'de tahta çıkan yeni padişah Dördüncü Mustafa, bu aşamada, kendisini tahta çıkaran Nizam-ı Cedid aleyhtarları ile aynı safta yer almak zorundaydı ve öyle de yaptı. Üçüncü Selim devrinin yenilik taraftarı kadrolarına karşı acımasız bir tasfiye hareketi başlatıldı.


TAHTA ÇIKARMAYA GELDİ ÖLÜSÜNÜ BULDU


İstanbul'dan kaçan Nizam-ı Cedid taraftarları, Rusçuk âyanı Alemdar Mustafa Paşa'nın şahsında yeni bir sığınak buldular. Üçüncü Selim'i tekrar tahta çıkarmak isteyen Alemdar Mustafa Paşa, gerçek niyetini gizleyip, sadrazamla görüşmek üzere kendi birlikleriyle birlikte Edirne'ye geldi. Sadrazam, Edirne'de boşa vakit ve para harcamaktansa sefer hazırlıklarının İstanbul'dan yürütülmesi hususunda ikna edildi ve böylece ordu İstanbul'a yöneldi. Bu arada Alemdar, adamlarını önden göndererek Kabakçı Mustafa'yı öldürttü.

Alemdar Mustafa Paşa, daha sonra 28 Temmuz'da aniden 15 binden fazla askeriyle Bâbıâli'ye girdi ve Çelebi Mustafa Paşa'nın elinden zorla sadâret mührünü aldı. Ardından saraya yöneldi. Şeyhülislâm ile Harem Ağası Küçük Mercan Ağa'yı, durumu Dördüncü Mustafa'ya bildirmek ve Üçüncü Selim'i dışarı getirmek üzere içeri gönderdi. Ancak Dördüncü Mustafa, hanedanın yaşayan tek erkek ferdi kalırsa tahttan indirilemeyeceği için Üçüncü Selim ile Şehzâde Mahmud'un katlini emretti.

Dördüncü Mustafa'dan katl emrini alan bir grup evvelâ Üçüncü Selim'in odasına girip, müthiş bir boğuşmadan sonra emri infaz etti. Buradaki işleri bitince derhal Şehzâde Mahmud'un odasına yöneldiler. Şehzâde yakın çevresinin gayretleriyle canını kurtardı. Tekrar tahta çıkartmak için onca uğraş verdiği Üçüncü Selim'in kanlar içindeki naşıyla karşılaşan Alemdar Mustafa Paşa, bu manzara karşısında ölü sultanın ayaklarına kapanıp feryat etti ve buna sebep olanlara karşı tehditler savurdu.

Bu sırada Şehzâde Mahmud, Hasekiler Dairesi damından Kuşhâne Damı'na geçti ve buradan bir merdivenle aşağı indi. Alemdar derhal yeni padişahın eteğini öptü. İkindiden sonra Bâbüssaâde önünde kurulan tahtta devlet erkânının biâtını kabul eden İkinci Mahmud, sadâret mührünü Alemdar Mustafa Paşa'ya verdi. Artık yeni bir dönem başlamıştı.


YAVUZ GiBi OLSUN DiYE ADINI ‘SELiM’ KOYDULAR


Birinci Abdülhamid'in ölümü üzerine tahta geçen Üçüncü Selim'in şehzâdeliği daha önceki dönemlere göre çok farklı geçmişti. Birinci Abdülhamid'den önceki Osmanlı hükümdarı olan babası Üçüncü Mustafa (1757-1774) zamanında çocuk yaşta olmasına rağmen onunla birlikte devlet işlerini takip etmişti. Onun adı da tesadüfen verilmiş bir isim değildi. İmparatorluğun iyice zayıfladığı bu yıllarda bir çıkış yolu aranıyordu.

Babası Osmanlı tarihinin en büyük hükümdarlarından olan Yavuz Sultan Selim'den esinlenerek, onun gibi büyük bir cihangir olur ümidiyle oğluna Selim adını koymuştu. Üçüncü Selim, 1789'da tahta çıktığında devlet iyice kötüye gitmekteydi. Ruslar'a karşı arka-arkaya alınan mağlubiyetlerle Kırım başta olmak üzere imparatorluğun önemli toprakları kaybedilmişti. Birinci Abdülhamid öldüğünde 1787'de Rusya ve Avusturya'ya karşı girişilen savaş Osmanlıların aleyhine devam ediyordu. Üçüncü Selim tahta çıktığında bütün bu olumsuzlukları ortadan kaldırıp, eski haşmetli günleri geri getirecek bir hükümdar olarak görüldü.


YENi DÜZEN


Üçüncü Selim'den önce birçok padişah ıslahat yapmışsa da bunlar bir program dahilinde olmamıştı. Tehlike kapıya geldiği zaman ıslahat yapılmış, uzaklaşınca bırakılmıştı. Üçüncü Selim, ıslahatlara girişmeden önce Avrupa'yı tanımak için elçiler gönderdi. Viyana'ya giden Ebubekir Ratib Efendi buradaki askeri sistemi ve diğer kurumları anlatan bir sefaretnâme kaleme aldı.

Bu eseri inceleyen padişah kendi düşüncelerini de ilave ederek bir ıslahat programı hazırlamaya başladı. Ayrıca ileri gelen devlet adamlarının 22'sinden yapılması gereken ıslahat için layiha hazırlamalarını istedi. Üçüncü Selim, bu görüşleri aldıktan sonra 10 kişilik bir heyet kurarak yapılacak ıslahat için bir program hazırlanmasını istedi.

Askeri alanın yanı sıra idari, mali, siyasi alanlarda da yapılacak reformları içeren 72 maddelik bir program hazırlandı. 1794'te Nizam-ı Cedid, yani yeni düzen uygulanmaya başlandı. Arka arkaya mağlubiyetler alındığı için daha önceki devirlerde olduğu gibi yeniliklere ordudan başlandı. Fransa başta olmak üzere Avrupalı devletlerden askeri uzmanlar getirilerek, onların teklifleri doğrultusunda yeniliklere başlandı.

Nizam-ı Cedid'in uygulanması için gereken parayı karşılamak amacıyla yeni bir hazine (İrad-ı Cedid) oluşturuldu. Tütün, kahve, şarap gibi maddelerin vergileriyle, diğer bazı gelirler bu hazineye bağlandı. Daha önce kurulmuş olan Deniz Mühendishânesi ıslah edildi ve 1795'te bir de Kara Mühendishânesi açıldı. Bu okullara gereken kitapların basımı için Mühendishâne Matbaası kuruldu ve bir kütüphâne oluşturuldu. Donanma yeni baştan dizayn edildi. İdari sistem yeniden örgütlendirilmeye çalışıldı.

Memurların düzgün çalışmaları, halkı mağdur etmemeleri için tedbirler alındı. Ulema ile ilgili yeni bir kanun çıkarılarak, bu sınıfın ıslahına çalışıldı. Ticari ve iktisadi sahalarda bazı yenilikler yapıldı. Zahire Nezareti kurularak, zahire dağıtımı ve toplanması yeniden düzenlendi. Osmanlı parasının korunması için tedbirler alındı.


ÜÇÜNCÜ SELiM’iN BiYOGRAFiSi


Bizde Osmanlı padişahlarını biyografileri yazılmamıştır. Franz Babinger'in Fatih Sultan Mehmed'i, Selahattin Tansel'in İkinci Bâyezid ve Yavuz Sultan Selim'i, Fikret Sarıcaoğlu'nun mükemmel bir araştırma olan Birinci Abdülhamid'i ve Stanford Shaw'ın Üçüncü Selim'i. Stanford Shaw'ın aslı İngilizce olan Üçüncü Selim biyografisi padişahın ölümünün 200. yıldönümünde Kapı yayınları tarafından Türkçe'ye kazandırıldı.

Stanford Shaw'ın büyük bir emek mahsulü olan araştırması Osmanlı tarihinin talihsiz padişahının hayatını ve döneminde meydana gelen siyasi olayları ihtiva ediyor. Tarih alanında önemli kitaplar yayınlamaya başlayan Kapı yayınlarını tebrik ediyor, yeni yayınlarını bekliyoruz.



ERHAN AFYONCU
BUGÜN


#3
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
III. Selim Islahatları


Layihaların incelenmesinden sonra Selim III ıslahat gereğine tam manası ile inanmış bir ekip kurmak istemişti. Bunun için daha önceden var olan bir ekibin başındaki Esseyit İbrahim İsmet Efendi ile görüştü. İsmet Efendi ve Selim III ıslahat hareketlerinde beraber çalışacaklarına yemin ettiler. Yayla İmamı Risalesi’nde 72 madde olduğuna işaret edilen ıslahat planında önce askerlik ile ilgili ıslahata girişildi.


Resmi ekleyen



Mühendishane-i Berri-i Hümayün'un kurucusu ve Nizam-ı Cedid hareketini başlatan III. Selim




A-Askeri Alanda Yapılan Islahatlar


Askerlik alanında 3 konu üzerine gidilmiştir. Mevcut askeri ocakların ıslahı, Nizam-ı Cedit adında yeni bir askeri birlik oluşturulması,askeri müesseselerin ıslahı.

1- Mevcut Askeri Ocağın Islahı

Bu ocağın tamamen kaldırılması çok güç olacağından, dağıtılması için mücadeleyi göze almak ve dayanak bulmak gerekiyordu. Mevcut ıslahatçılar da bu güç olmadığından Selim bu ocakları faydalı hale getirmeye çalıştı. Yeniçeri ocağı için askeri eğitim ve öğretim usulü kabul edildi. Yeniçeri Ocağı dışında kalan Kumbaracı, Lağımcı, Topçu ve Arabacı sınıfları içinse kanunların yeniden düzenlenmesi öngörüldü.

a) Kumbaracı Sınıfı

Kumbaracı sınıfının İstanbul’da bulunması ve daima eğitim-öğretim ile uğraşması kararlaştırılmıştır.1972’deki yeni kanunlarına göre kumbaracı erler tımarlı olacak, yevmiyeli olup, İstanbul’da bulunacaklar ve yoklamaya tabi tutulacaklardı. Yoklamada olmayanların yevmiyesi kesilip, kumbaracı sıfatı ellerinden alınacaktı. Mevcut olanlar ise imtihana girecekler ve başarı kazandıkları takdirde yevmiye hak edeceklerdi. Başarılı olamayanlarsa bir kez daha eğitim verildikten sonra tekrar başarısız olurlarsa kumbaracı sınıfından çıkarılacaklardı. Ayrıca bundan böyle erlerin evlenmesi yasaktı. Kağıthane’de veya Okmeydanı’nda yapılacak kışlada oturacaklardı.

b) Lağamcı Sınıfı

Lağamcı sınıfının görevi eskiden beri yer yararak lağım bağlamak, sanayi sektöründe çalışmaktı.Kanunnamelerinde bunların aynen devam etmesi ve sanattan anlamayanları çıkartarak ocağa düzen verilmesi hususları belirtilmişti. Kumbaracı sınıfın kanunnamesi ile aynı doğrultuda olan Lağamcı Kanunnamesinde erler için kışlalar yapılmasına karar verildi. Kışlalardan biri lağım bağlamak sanatının gösterileceği 125 kişilik bina , diğeri de köprü ve kale yapma sanat bilgisiyle geometri bilgisinin verileceği ikinci 125 kişilik binadır.

c) Topçu Ocağı

Yeniçerideki disiplinsizlik Topçu Ocağı’na da sarkmış,talimler yapılmaz olmuştur. Topçu zabitleri mesleki bilgi sahibi değillerdi ve savaşta toplar ağır oldukları için çamura batıp yolda kalıyordu. Mustafa III devrinde atlarla çekilebilen hafif toplar dökülmüşse de Abdülhamit I devrinde herhangi bir çalışma yapılmamıştı. Selim III babasından kalan işi devralmış ve topçuluğa önem vermişti. Topçu kanunnamesinde subayların rütbe ve maaşlarından, teşkilattan ve erlerin üniformalarından bahsedilmiştir. Ayrıca erlerin talime gelip kışlaya devam etmesi şart koşulmuştur.

d) Arabacı Sınıfı

Arabacı sınıfı için de bir kanunname hazırlanmış, erlerin kışlaya devam etmesi zorunlu hale getirilmişti. Bu kanunname hemen hemen Topçu Ocağı Kanunnamesi ile aynı idi.

e) Yeniçeri Ocağı ‘nın Islahı

Sınıflarla ilgili bu kanunnameler ile ocakların bozulmuş olan düzeni yeniden kurulmaya çalışılmıştır ancak yenilik adına fazla bir hareket yoktur. Ayrıca bunların yanı sıra ordunun asıl büyük kütlesini teşkil eden Yeniçeri Ocağı’nın ıslahı gerekliydi.Yeniçeri Ocağı şöhretli ve imtiyazlı idi, ıslahatı zorla kabul etmeleri de mümkün değildi. Yeniçeriler için haftada birkaç gün talim yapmaları şartı getirildi. Topkapı dışında Sadabad‘da her yıl kasım ayına kadar talim yapacaklardı. Yeniçeriler ilk etapta saygı göstermişlerse de kısa sürede sıkılmışlar, eski, tembel günlerini, serbest hayatlarını özlemişlerdi. Bir başka sebep de yeni kurulan ve Levent’te talim yapan Nizam-ı Cedit Ocağına karşı devlet adamlarının gösterdiği ilgi ve sevgidir. Esamenin alınıp satılmasının yasaklanmasıyla şikayetler artmış ve 5 ay sonra Yeniçeriler talim yapmayı bırakmıştır. Selim III ve yardımcıları Yeniçerilere rağmen Nizam-ı Cedit Ocağı için sıkı bir şekilde çalışmaya devam etmişlerdir.


2- Nizam-ı Cedit Ocağı’nın Kurulması


Yeniçeri Ocağı’nın eski kanunnamesine dönüp, Ocağa Avrupa eğitim ve öğretiminin verilmesi daha kolaydır. Ancak Selim III ve yardımcıları yeni bir ocak kurma yoluna gitmişlerdir. Bunun sebebi de şüphesiz Yeniçeri Ocağı’nın umutsuz durumu idi. Çünkü Yeniçeri Ocağı çok fazla bozulmuştu, hatta Yeniçerilerin çoğu asker bile değildi. Esameler ya para ile satılmış ya da babadan oğula geçmişti. Ocakta her sınıftan halk vardı.”Yeniçerilik teşkilatı askeri karakterini kaybederek mali ve iktisadi bir hal almıştı”. Geçimi Yeniçeri esamesinden karşılayan pek çok insanın tepkisi olacağı için esameler askerliğe ehliyeti olmayanlardan toplanamamıştır. Bu nedenle yeni bir ocak kurulması yoluna gidilmiştir.

Avusturya ve Rusya ile sulh imzaladıktan sonra Koca Yusuf Paşa yurtdışından Levent’teki neferlere eğitim verecek Avrupa talim ve terbiyesinden anlayan birkaç adam getirmişti. Genç Yeniçerilerin de katılması öngörülmesine rağmen Yeniçeriler itiraz etmişlerdi. Bunu üzerine Selim III Nizam-ı Cedit’ in ayrı bir ocak olarak kurulmasını emretti. Ancak birbirine düşman iki ocağın zararı olacağından Nizam-ı Cedit Bostancı Ocağı’na bağlandı.

Nizam-ı Cedit’ in ilk kanunnamesine göre 12 000 Nizam-ı Cedit askeri olacaktır. 1600’ü İstanbul’da, 800-1600’er asker ise Rumeli ve Anadolu’nun çeşitli yerlerine yerleştirilecekti. Nefer ve subayların yevmiyeleri ile silahları, giysileri Nizam-ı Cedit hazinesinden sağlanacaktı. Neferler bekar kalacak, subaylar evlenebilecekti.

Nizam-ı Cedit askerlerinin Yeniçeriler ve halk tarafından kıskanılmaması için halka yeni askerin gereği ve öneminin anlatılması gerekiyordu. Bunun için Sekban Başı olarak tanıtılan bir ağa görevlendirildi.Ancak kanunlar hakkında konuşanlara gereken şiddet gösterilmediğinden herkes devleti çekiştirmeye başlamıştı.Selim III’ ün Nizam-ı Cedit lehinde yaptığı çalışmanın büyük etkisi olamamıştı. Yinede ilk anda kimsenin tepki vermemesinden yararlanarak Levent’te ve Anadolu’nun bir çok yerinde asker yetiştirme işine başlandı. Selim III askerlerin eğitimlerini sürekli takip etmiş, Anadolu’da çalışanları da teşvik etmişti.

1789- Napolyon’un Mısır seferi yeni ocak için bir sınav niteliğindeydi. Bu vesile ile padişah Anadolu ve İstanbul’da yetişen askerler arasındaki büyük farkı da görmüş oldu. Anadolu’da yetişen askerler berbat durumdaydı, İstanbul askerlerinin de pek çok eksikleri vardı. Napolyon’un 25 bin kişilik ordusuna karşı100-150 bin kişilik Osm. ordusu mağlup olmuştu. Daha sonra Nizam-ı Cedit askerinin Akka zaferi bile gerçekçi padişah Selim III’ ün askerin durumu hakkındaki üzüntüsünü azaltmadı.

Selim III halkın ve devlet adamlarının kendisine destek vermemesine rağmen asker yetiştirme konusunda çalışmalarına devam etmiştir. Levent Çiftliği’nin yanı sıra Edirne, Çorlu, Silivri’de asker yetiştirilmesi ve Üsküdar’da bir orta kurulmasına karar verdi. Mısır Seferi’nden alınan dersler sonucunda yeni silahlar tedarik edildi. Bolu Sancağı Levent Çiftliği’ne, Hüdavendigar Sancağı da Üsküdar kışlasına bağlandı. Mısır Harbi sonrası yeni asker yetiştirme faaliyetleri daha da artmıştır.


3-Askeri Müesseseler


a) Tophane



Dünya harp tarihinde ağır topçuluk Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u Fethi sırasında ilk kez denenen toplarla başlamıştı. Yavuz Sultan Selim’in Çaldıran ve Kanuni Sultan Süleyman’ın Mohaç zaferinde de topçuluk önemli bir nedendi. Selim III’ ün babası III.Mustafa da Avrupa tarzı toplar döktürmüştü. Selim III de bu nedenle tophanenin ıslahına önem vermişti.
İlk iş olarak tophaneyi kanunnameye bağladı. İsviçre, İngiltere ve Fransa’dan top ve yuvarlak dökümcülüğünde ustalar getirtildi. Tophane Fransız tophanesine benzedi. Fransız toplarının ebatları kabul edildi.

Selim III tophanenin yanı sıra baruthaneye de nizam vermeyi ihmal etmedi. Baruthanelerin başındaki baruthane nazırları baruthaneyi kendi işlerine geldiği gibi idare etmekteydiler. Selim III Selanik, Gelibolu ve İstanbul’daki baruthanelerin eskimiş binalarını tamir ettirdi ve Küçükçekmece’ de yeni bir de baruthane açtırdı. Bir yandan yeni barutlar yapılırken bir yandan da eskileri ıslah edildi.

Tophane ve baruthane, Selim III’ ün gayretlerine rağmen iyi idare edilmedikleri için istenilen seviyeye çıkarılamadılar.

b) Donanma ve Tersane

Selim III öncesinde ve Selim III’ ün tahta çıktığı vakitlerde donanmanın hali perişandı. Büyük harp gemilerinin kaptanlarının manevra ve taktik hakkında bilgisi yoktu. Kaptanlar limanlarda bekler, rüzgar müsait olunca açılırlardı. Kılavuzlar ise sadece deneyimlerinden uzmanlaşmış, pusula kullanmayı bilmeyen Rumlardı. Gemilerde hiçbir düzen yoktu, her şey karışıktı. Deniz savaşına ilişkin talim ve top egzersizleri bilinmiyordu. 24 gemiden 16’sı iyi durumda ise de onlara da gereken bakım yapılmıyordu. Tamiratlarda çalışanlar parayı cebe atıp, malzemeyi isteklerine göre kullanıyorlardı. ” İntizamsızlık, hırsızlık, ihmal Osm. bahriyesinde öyle dereceyi bulmuştur ki,bir Osm. gemisinin çıkıp da en zayıf bir düşmana bile karşı koyamayacağını tahminde mübalağa etmiyorum”.

Küçük Hüseyin Paşa’ nın Kaptan-ı Deryalığa tayini ile donanma işleri bir kanunnameye bağlanmıştır. Buna göre gemiler küçük ve büyük olarak 2’ye ayrılıp, kaptanlar da sınava tabi tutulmuştur. Maaş ve tayinler sağlam esaslara göre belirlenmiştir. Deniz bilgisi edinmek ve talimlere katılmak şart koyuldu.

Padişah sık sık tebdili kıyafet dolaşarak tersaneleri teftiş etmiştir. Selim III sıkı çalışmasının karşılığını birkaç yıl içinde aldı. En büyüğü Selimiye Kalyonu olmak üzere 2-3 ambarlı, 1200 mevcutlu, 122 top alabilen 45 gemi yapıldı. Bu nizam ile Osm. donanması hatırı sayılır bir kuvvet haline geldi. Ancak bu ordunun emniyeti için ehliyetli, talim, terbiye almış zabitlerin yetişmesi gerekliydi.


Askeri Alanda Eğitim ve Öğretim


Ordu ve donanmayı askeri usulde düzenlemek için teknik okullara önem verilmeliydi. Selim III ‘e kadar yapılmış bazı çalışmalar mevcuttu. Tersane ve hendeshane de Fransız hocalar öğretim yapmakta,dersler de Türk hocalarca verilmekteydi. Daha sonra Fransız hocaların yararlandığı kitaplar Türkçe’ye çevrilerek kaynak olarak kullanılmaya başlandı. Bu Türk Fransız ilişkileri Rusya ve Avusturya’yı rahatsız etmişti. Yaptıkları girişimler sonucunda Fransa uzmanlarını çekmek zorunda kaldı. Selim III de daha şehzade iken Avrupa yardımına ihtiyaç olduğunu biliyordu. Viyana’ya gönderilen Ebubekir Ratip Efendi’nin döndükten sonra reisülküttaplıktaki görevlerinden biri de Fransa ‘dan teknik adam ve subay getirtilmesidir. Fransa Osm. İmp.‘na mühendis ve zabit göndererek yükseliş ve refah hareketine ne kadar önem verdiğini göstermiştir. Bir ara Napolyon bile Türk hizmetine girmeye talip olmuştur. Fransız hükümetince başka bir göreve tayin edildiğinden gelememiştir. En çok Fransa ‘dan, İngiltere ve İsveç’ten mühendis, subay ve teknik adam hizmet etmeye gelmiş ve batı usullerinin Türkiye’de kökleşmesi için çaba sarfetmişlerdir.

Selim III Avrupa ‘yı tanımak için çalışmalarına devam etmiş, elçiler göndermiş, elçilere bulundukları memleketi tanımalarını emretmişti. Selim III ordu ve donanmanın esasının okula dayandığını düşünüyordu. 1795’de Mühendishane-i Berri Hümayun(Topçu Ocağı) kuruldu. Varolan okullar genişletildi. Yeniden teşkilatlanan okullara ehli hocalar getirildi, yaş sınırı sorun edilmeksizin genç talebeler alındı. Okul için 400 ciltlik kütüphane kuruldu.Selim III askerlik ve askeri ilimlerle ilgili pek çok kitap risale tedarik ettirdi.

Bütün bu çalışmalar şüphesiz büyük masraflarla gerçekleşmişti. Ancak bu masraflar normal hazineden değil, Nizam-ı Cedit için kurulan İrad-ı Cedit hazinesinden karşılanmıştı.


İrad-ı Cedit Hazinesi


Yapılacak ıslahatlar için para gerekmekteydi ve devletin geliriyle giderleri ancak karşılanıyordu. Yeni bir gelir kaynağı bulmak lazımdı. Bu nedenle bu kaynakların gelirini toplamak için İrad-ı Cedit Hazinesi kuruldu.

Selim III tahta çıktığı sıralar uğraşmak zorunda olduğu Avusturya ve Rusya harpleri sebebiyle ordu ve donanmanın masrafları Osm. maliyesini alt üst etmişti. Selim III mali konularda yetersiz olduğu için anlayan kimselerin fikrini almak istemişti. Ancak bu insanlar padişaha sırt çevirmekten çekinmemişlerdi.Selim III ilk iş olarak musadere yoluna gitti. Devlet hizmetinde ölenlerin servetine el konuldu. Fakat bu yeterli değildi. Bu nedenle istikraz yolunu denediler. Ancak Avrupa – Osmanlı ticari hayatı yeni canlandığından Avrupa ülkelerinden gümrük vergisi istemek zordu. Cezayir ve Tunus hazinelerinden borç istenmesi düşünüldü ancak yeterli gelmeyeceği düşünülüp vazgeçildi. Selim III ümidini kaybetmeyerek altın ve gümüş eşyaların satın alınarak para döktürülmesine karar verdi. Her ne kadar Selim III kendi gayretiyle para temin edip ordu ve donanmaya göndermişse de harpler yenilgi ile son bulmuştur.Selim III harplerden dersler çıkarmıştı. Devletin her alanında yapılacak ıslahat yıllık 20 000 keseye mal olacaktı.

Islahatlar için elde edilecek kaynakların gelirleri İrad-ı Cedit Hazinesi’ne koyulacaktı.İrad-ı Cedit Hazinesi iki kısımdan oluşacaktı;birinci kısımda gelirler toplanarak giderler yapılacaktı. Yıl sonunda yapılacak hesaplamada gelir fazlası olursa, fazlalık ikinci kısma gelecekteki savaşlar için yedek ekçe olarak koyulacaktı. Derya, zeamet ve tımarlar hazineye bağlandı. Tütünden alınan resim yüzde 6’ya çıkarıldı. Talimli askerle mevcut olan kişinin İrad-ı Cedit Hazinesi ‘nin başına getirilmesi kararlaştırıldı. Hazinenin gelişmesi verilen öneme rağmen kolay olmamıştı.Selim III annesinin ruhuna mevlit okutmaktan bile İrad-ı Cedit Hazinesi ‘ne para vermekten dolayı vazgeçmişti. Bu olay Selim III’ ün din içinde boğulmadığını, devlet için yapılanı din için yapılmış saydığını göstermektedir. İrad-ı Cedit Hazinesi ‘nden sadece Nizam-ı Cedit ve sefer maddeleri için para alınmasını kabul etmekteydi, diğer hususlarda rıza göstermemekteydi.


B. İdari Alanda Yapılan Islahatlar


1- İstanbul ‘un İdaresi

a) Asayiş ;
Selim III devrinde İstanbul ‘un nüfusu 800 bin-1milyon arasındaydı. Padişahlar şehrin idaresi ile bizzat ilgilenir, tebdili kıyafet gözlem yaparlardı. Padişaha göre köylülerin tarlalarını, tüccarlarında işlerini bırakıp İstanbul ‘a dolmaları gereksiz kalabalık yapıp İstanbul’un idaresini zorlaştırıyordu. Dükkanları, medrese ve zaviyeleri dolaşıp taşradan gelenleri deftere geçiren bir teşkilat kuruldu. İşi gücü olanlar İstanbul’da kalırken, taşradan gelip serserilik yapanlar memleketlerine geri gönderildiler. Ayrıca kontrollerin altı ayda bir yapılması kararlaştırıldı. Selim III şehrin huzuruna da çok önem vermişti. Sokakta veya ocakta bir kavga olmasına çok üzülür, hiddet gösterirdi. Ayrıca ticaret amacıyla yerleşmiş bulunan Hıristiyanların da istediği gibi hareket etmelerine müsaade edilmezdi. Şehrin asayişinin zor olduğunu bilen Selim III içki meselesi ile de ilgilenmişti. Müslümanların kullanmaması için meyhaneleri kapattırmıştı.

b) Kıyafet; Selim III asayişteki özeni kıyafet konusunda da göstermişti. Hanedan üyeleri ve devlet adamlarının şık, güzel ve süslü kıyafetler giymeleri halkta da etki bırakmaktaydı. Halkta aşırı süslü giyinmek modasına kapılınca yerli kumaşa ilgi azalmış, Hindistan ve İran’dan kumaş ithal edilmeye başlanmıştı. Bu mesele iktisadi düzensizliğe de sebep olmuştu. Selim III sürekli uyarılarda bulunmasına, emirler vermesine rağmen kıyafet düzensizliğinin önüne geçememiştir.

c) Yangın; Evlerin ahşap olması, yolların dar olması,vasıtaların az olması ve çok kere su bulunmaması İstanbul için yangını büyük sorun haline getirmişti.Selim III zamanında yangın çıkınca haber vermek için Galata Kulesi’nin üstünde çan çaldırmaya başlanmıştır. Cami avlularında da daima su dolu olmak üzere havuzlar yapıldı.Selim III ‘de diğer devlet adamları gibi yangın söndürme işi ile alakadar olmuş ve yangını söndürme işi ile görevli olanların durumu konusunda konu ile yakından ilgilenmiştir.

d) Yiyecek işi; Osmanlı İmp.’da eşya, yiyecek, giyecek fiyatları kanunname ile belirlenirdi.Selim III ‘de yiyecek giyecek işinin önemini bildiğinden tebdil gezilerinde esnafla yakından ilgilenmiştir. Selim III döneminde hayat pahalılığı artmıştı, bu konu üzerine Selim III sadrazamının dikkatini eşya fiyatları üzerine çekmiştir. Ancak hayat pahalılığı devam etmiştir. Padişah da bunun üzerine esnafın kendisine boyun eğeceğini bildiğinden yiyecek maddelerinin fiyatını kendisi belirlemiş ve sadrazama bildirmiştir.


2- İmparatorluğun İdaresi


Osm. İmp. ‘nda reaya Müslüman ve Hıristiyan olarak 2’ye ayrılmıştı. Mülki idare reayanın rahatını sağlayacak şekilde hazırlanmıştı. Bilginler de reayaya adil davranılması gereğini belirtmekteydiler. Reayanın vereceği vergiler kanunlar ile belliydi. İdarenin adil ve düzenli olması halkın huzur içinde ve zengin olmasına sebep olmaktaydı. Fakat XVII.asırdan itibaren Osm. mülki idaresinde bozulmalar olmuştu. Zaten İmp. mülki bakımdan fakir düşmüş ve bazı paşalar İstanbul ile bağlarını bir süre kesmişti. Bu durumun düzelmesi için idare makamlarında kudretli ve adil insanlara yer verilmeliydi. Ayrıca rüşvet oldukça yaygınlaşmıştı. Vezirler gittikleri yerde uzun kalmaz, sık sık tayinleri çıkardı. Her kazada bulunan ayanlar da halk tarafından seçilmez olmuş, ayin ile görev yapmaya başlamışlardı. Halka eziyet eden vezir ve ayanların zulmüne ulemalar engel olabilirdi. Ulemalar hak ve adaletin sağlanması gibi önemli bir işle görevli olmalarına karşın fazla bilgili değillerdi. Adli memurlar Rumeli ve Anadolu’daki görev yerlerine maaşla cahil vekiller yollarlar, kendileri İstanbul ‘da yaşardı. Cahil vekiller ise şeriat hükümlerini istedikleri gibi uygulayıp halka zulüm edip, halkı soyardı.

Sonunda yapılan toplantılar ile valilerin sık sık azledilmemesine, ayanların halk tarafından seçilmesine, kadıların şeri mazereti olmadığı sürece görev yerlerine gitmelerine, naiplerin namuslu kişiler olmalarına dikkat edilmesine karar verildi. Kararlar Rumeli ve Anadolu’daki halka duyuruldu. Osm. İmp.’nu 28 eyalete böldüler ve vezirler eyaletlere göre belirlendi. Kararların tatbiki ile vezirlerin nizam edilmesi daha kolay olacaktı. Bu nedenle vezirler arasında bir tasfiye yapıldı. Vezirlerin devletin itimadını kazanmış, taşrada çalışmış, dindar kimseler olmasına dikkat edilmeye başlandı. Bu konuda görevli padişah ve sadrazamdır. Bu konuda birbirlerini uyarabilmektedirler. Vezirler görev yerlerinde 3-5 yıl kalacaktır.

Toprak yönetimi ile ilgili kanunname çıkarılmıştır. Osmanlı’da toprak devlete aitti, toprağı işleyen, işleten ise reaya idi. Osm. toprakları gelir değerlerine göre has, tımar ve zeamet olarak 3’e ayrılırdı. Has hanedan üyelerine ait olan, tımar ve zeamet ise savaşta yararlılık gösterene verilen toprak idi. Tımar ve zeamet sahipleri asker yetiştirmekle de yükümlüydü. Bu nedenle sistemdeki bir usulsüzlük mülki olduğu kadar askeri alanda da zarara sebep olurdu. Zamanla tımar sistemi de bozulmuş, tımar sahipleri toprağın başında oturmayıp, yetenekli asker yetiştirmez olmuştu. Selim III tımar ve zeamet kanunnamesi hazırlattı. Buna göre; artık alaybeyleri dürüst, sadık, tecrübeli insanlar arasından seçilecekti. Alaybeyleri kusurları kanıtlanırsa idam edileceklerdi. Eyalet askerleri bundan böyle sadece emir ile ordudan ayrılabileceklerdi. Yapılan yoklamada olmayan alaybeyleri azledileceklerdi.

Tımar ve zeamet kanunnameleri tatbik edilememiştir. "Selim III devrinde iç idarenin anarşili bir hal almasına sebep olmuştur”.



C. İlmiye Alanında Yapılan Islahatlar



Osm. İmp.’nda din ve devlet ayrılmaz idi, dinin olmadığı yerde devletin de bir manası olmazdı. Dolayısıyla İmp.’ta manevi kuvvet din idi.Bu manevi kuvveti kollayacak olan ise ilmiye sınıfıydı. Disiplinsizlik ilmiye sınıfında da vardı.Bazı ulemalar görev yerlerine gitmeyip yerlerine vekil(naip) göndermek için izin almıştı. Kadılıklar rüşvet ile edilmeye başlanmıştı. Bu insanlar dinin etkisini kullanarak halkı soymuştur.

Sözün kısası, “Selim III devrinde ulema,reformdan önce Avrupa Katolik kilisesinde rahip ve papaz güruhunun düşmüş olduğu aşağılık ve bayağılık uçurumuna yuvarlanmış bulunuyordu”.

Islahat çalışmalarını ulema sınıfı üzerinde de yapmak gerekiyordu. Ulema sınıfı, savaş sırasında para ihtiyacı olduğu için altın ve gümüş eşyaların toplanmasını da eleştirmişti. Padişah ulema sınıfını manevi kuvvet için harbe yollamak istedi, ancak ulema buna itiraz etti. Aslında bu anlaşmazlık din ve devlet kavgasıydı.

Ulemanın düzelmesinin yolu eski kanunnameleri uygulamak idi. İşe ulemanın din duyguları ateşlenerek başlandı. Çünkü dini duyguların kuvvetli olması İslam birliğinin devamı için şarttı.Selim III bir yandan da ilmiye için tedbirler uygulamıştı. Müderrislik ve kadılığın satılması engellenmiş, tayin işleri sınav ile yapılmaya başlanmıştı. Selim III adaletteki haksızlıkları ve başı boşluğu da önlemek istedi. Ancak bu çalışmalar bencil menfaatlerini düşünen ulema nezdinde kötü karşılanmış ve padişahı tahttan indirmek için planlar yapmalarına neden olmuştur.


D- İktisadi Alanda Yapılan Islahatlar


Selim III tahta çıkar çıkmaz Avusturya ve Rus harpleri ile uğraştığından hazine tamamen boşalmıştı ve genel tasarruf teşebbüslerine girişilmek zorunda kalınmıştı.Selim III altın ve gümüş toplatıp para döktürdü. İstikraz yolu düşünüldü ama vazgeçildi.Nizam-ı Cedit için gereken kaynak yeni vergilerden elde edilmeye çalışıldı.İktisadi konuda fazla bilgi sahibi olunmadığından Selim III Viyana Fevkalade Elçisi Ratip Efendi’den Avusturya iktisadi hayatını incelemesini istemişti. Böylece Avrupa ‘daki iktisadi ve mali usullere ilişkin bilgi edinilmeye başlandı.

Selim III ‘de daha önceki padişahların yaptığı tasarruflara girmiştir. Ayrıca fuzuli seyahat masraflarını engellemeye çalışmıştır. Süslü giyinme modasını değiştirmeye çalışmış, kendisinin de yerli kumaş kullandığını belirterek Hint ve İran kumaşlarını giymemelerini tembihlemişti. Ayrıca Selim III memleket dışına gereksiz hediye gönderimini de yasaklamıştı.

Selim III İstanbul ‘un güvenliği, açlık ve kıtlık çıkmaması için yapılan İstanbul‘un iaşesinin de sıkı bir denetleyicisi olmuştur.Zahire toplamak, saklamak ve dağıtmak işi tüccarlardan alınıp devlete nakledildi. Bir Hububat Nezareti kuruldu. Bünyesindeki 2 görevli giren çıkan hububatın kaydını tutmakla görevlendirildi. Hububat nezareti çok faydalı olmuştur.”Bugün Cumhuriyet hükümetinin zahire işleriyle uğraşmak için kurmuş olduğu Toprak Mahsulleri Ofisi kısmen buna benzemektedir”[12].Bu devirde düzenlenen bir başka mesele de kahve işidir.O zamanlar kahve tüketimi fazla idi ve esnaflar daha çok gelir elde etmek için karışık kahve satmaya alışmıştı. Selim III saf kahve satımını sağlaması için 4 kişi görevlendirdi. Karışık kahve sattığı tespit edilenler de cezalandırıldı.


E. Ticaret Alanında Yapılan Islahatlar


Osm. İmp.’da bulunan yabancı elçi ve konsolosların bazı ticari imtiyazları bulunmakta idi. Dil bilmedikleri için Osm. Hıristiyan halkından tercüman kullanabilirlerdi. Tercümanlar rahat bir şekilde geçinebilecek haklara sahipti ve esnaflık, tüccarlık yapmamaları gerekiyordu. Ancak bu daha sonra bozulmuştu. Esnaflık, tüccarlık sarraflık yapan insanlar elçiler ile anlaşıp tercümanlık beratı sahibi de olmakta ve kendi gelirlerine artı olarak tercümanlık haklarından yararlanabilmekteydiler.Selim III bu konuda da çalışma yaparak elçilerin fazla tercüman almamalarını bildirdi. Ayrıca tercümanlık beratı olanlar araştırıldı, tercüman olmayanların beratlarına el koyuldu. Tercümanların esnaflık gibi işleri yapmaları yasaklandı.

Osm. ile ticaret yapan yabancı tüccarlar da düzeni bozmakta idi.% 3 olarak vermesi gereken gümrük vergisini % 1,5 olarak vermeye başlamışlardı.İç ticaret yapmaları yasak olduğu halde ülkelerine götürmek için aldıkları eşyaları Osm.’da satmaya başlamışlardı. Bu sebeplerle Babıali devlet elçilerine tüccarların iç ticaret yapmamasını ve % 3 gümrük resmi vermelerini bildirdi.
Osm.’da bazı Rum kaptanları Rus konsolosluğundan pasaport ile birlikte patente alırlardı. Bu patente Rus himayesine girdiğini gösterirdi. Gemilerine Rus bayrağı çeken bu patente sahibi Rumlar böylece Rus donanmalarına sağlanan ayrıcalıklardan yararlanabilmekte idi. Selim III zamanında bu durumu engellemek için Osm. vatandaşı olan Rumlar’dan patenteleri alındı, diğer devletlerin elçiliklerine de Osm. tebaasına patente verilmemesi bildirildi.

Bu tedbirler Osm ticaretini kalkındırma açısından oldukça yetersizdi. Nitekim bu zamanlarda Osm. dış ticareti tamamen yabancıların elindedir ve Osm. yabancı devletlerin ilgisini hammadde yurdu olarak çekiyordu. Bir ara serbest ticarete geçilmesi düşünülmüş ancak vazgeçilmişti. Büyük devlet adamlarının gemiler satın alıp, işletmesi kararlaştırılmışsa da Selim III zamanında ticaret alanına yeterli düzenlemenin yapılmadığı bir gerçektir.


F. Siyasi Alanda Yapılan Islahatlar



1- Selim III’ ün Siyasi Düşünceleri


Selim III hükümdarın halkın hizmetkarı olduğunu düşünen, yaptığı işlerde halkın düşüncesine önem veren bir hükümdardı. Devlet adamlarının padişah ile işbirliği içinde olması gerektiğini bilirdi. Bu nedenle her sorun hakkında meşveret alınması taraftarı idi. İç siyaset işlerinde meşveret meclislerinin kalabalık olmasını isterdi. Padişah meşveretteki kararları kendi kararları ile uyuşmasa da aynen kabul ederdi. Ayrıca Selim III meşverette görüşülüp verilen kararları devlet sırrı sayardı. Selim III yabancı devletlerin ülke üzerindeki gücünü de kırmak istemişti, yabancıların iç işlerimize karışmalarına da katlanamazdı. Devletler arası münasebetlerinde de bu düşüncenin etkisi görülmekteydi. Siyasi alandaki ıslahatlar elle tutulur olmasa da bu düşünceler yeni bir zihniyeti göstermektedir.


2- Selim III’ ün Dış Politikası


Osm. İmp. kurulduğundan bu yüzyıla kadar dış politikasında hep kendi kendine yeterlilik politikası izlemekte idi.Selim III tahta çıktığı vakit devlet Avusturya ve Rusya ile mücadele halindeydi ve halk genç padişah ile her şeyin daha iyi olacağına inanmaktaydı. Bu savaşlar sırasında düşmanların düşmanları olan İsveç ve Prusya ile ittifak imzalanmıştır. Bu bir dönüm noktasıdır çünkü kafir olarak adlandırılan Avrupa devletleri ile ittifak yapmak caiz değildir. Osm. imp. tarihinde ilk kez karşılıklı taahhütlere dayanan bir ittifak usulünü kabul etmiştir. Selim III ıslahat fikirlerini hayata geçirmek için mağlup padişah olmayı göze almış ve Avusturya – Rusya ile sulh yapmıştır.

Napolyon’un Mısır Seferi de Osm. Devleti’nin çalışmalarında yeni bir dönem açmıştır. Çünkü Rusya ile ittifak yapılmış, İngiltere de katılınca müttefik olmuşlardır. Bu olaylar ile Osm. Devleti’nin siyasette Avrupa yöntemlerinin benimsendiğini görürüz. Bu siyaset Osmanlı Devleti’nin güvenliğini diğer devletler olmadan sağlayamayacağını göstermesi açısından önemlidir. Ancak bu politika da Osm. İmp.’nu yıkılmaktan kurtaramayacaktır.



G. Diplomasi Alanında Yapılan Islahatlar


1- İkamet Elçilikleri ve İkamet Elçileri



Selim III dönemine kadar Osm. İmp.’da daimi elçilikler yoktu. Onun yerine sadece belli bir meselenin çözümü için yabancı ülkelere gönderilen fevkalade elçiler vardı. Bu elçiler de işlerini halleder halletmez memlekete geri dönerlerdi. Gittikleri yerlerdeki izlenimlerini sefaretnameler halinde yazarlardı. Avrupalı devletlerin ise Osm.’da daimi elçilikleri bulunurdu. Selim III ‘e kadar daimi elçi bulundurulmamasının nedenleri Osm.’nın kendi elçisini bulundurmadığı devletlerin elçilerinin bulunmasını şeref bilip,saygı nişanesi kabul etmesi, kendi kendine yeterlilik politikası benimsemiş olması, Türklerin dini sebeplerden Avrupa ‘da yaşamasının zor hatta günah olması ve Avrupa ‘nın üstünlüğünün anlaşılamamış olmasıdır.

Selim III’ ün şehzade iken başladığı Avrupa devletlerini tanıma çalışmaları sayesinde diplomasi alanındaki bu yeniliği düşündüğü söylenilebilir. Ayrıca haber almadaki yetersizlik de ek daimi elçilik kurmasına sebep olmuştur. Çünkü Avrupa haberleri Eflak ve Buğdan beyleri ile yabancı elçilerin tercümanlarıyla devamlı temas halinde olan Divan-ı Humayun tercümanları aracılığıyla öğreniliyordu. Ancak Eflak ve Buğdan beyleri Rus etkisi altında kalmaları da daimi elçiliklerin kurulmasını gerekli kılıyordu.

İlk kurulan elçilik Londra elçiliği idi.1792 yılında Yusuf Agah Efendi Londra’ya hareket etmişti. Ardından 2 yıl sonra da Afif Efendi Viyana’ya,Giritli Ali Efendi de Berlin’e gönderildiler. İlk Paris Büyükelçisi Moralı Esseyit Ali Efendi[13] ise 1796 yılında görev yerine gönderilmiştir[14]. Böylece İngiltere, Avusturya, Prusya, Fransa ‘da ilk daimi elçilikler kurulmuştu. Elçilerin gittiği yerde en az 3 yıl kalmaları kararlaştırılmıştı.

Osm. devleti ikamet elçiliği esaslarını bilmiyordu, bu nedenle öğrenilmesi için tedbirler alınması kararlaştırıldı. Ziştovi Barışı’ndan sonra Ebubekir Ratip Efendi Avusturya ‘ya fevkalade elçi olarak gitmiş ve devlet müesseseleri hakkında araştırmalar yapmıştı. Ancak bunlar ikamet elçiliği ile ilgili ayrıntılı bilgi vermemekte idi.Bu bilgileri elde etmek için İngiltere ‘nin İstanbul elçisi ile görüşülmeye karar verildi. Bu görüşme ile elçi tayininde yapılması gereken formalite, elçinin gittiği yerde göreceği itibar, elçinin hangi yoldan gideceği, ve elçinin rütbesi ile ilgili gerekler öğrenilmiş oldu.

1806 yılında Osm. Napolyon’un İmparatorluğu’nu tanımış ve Esseyit Ali Efendi’den sonra gönderilen Halet Efendi’nin yerine Paris Büyükelçiliği’ne Muhip Efendi’yi tayin etmiştir. Muhip Efendi’nin tayini ile ilk daimi elçiliğin kurulmasından 14 yıl sonra bir talimatname hazırlanmıştır. Talimatnamede elçilerin nelere dikkat edileceği belirtilmektedir.


Dikkat edilecek konular şunlardır;


v Elçi gidilen yerdeki merasimler
v Osmanlı elçisinin disiplini
v Elçinin gidilen ülkedeki halk ve devlet adamları ile kaynaşması
v Elçinin kendi devletinden her fırsatta bahsetmesi
v Osmanlı elçisi ve memurlarının başlıca görevleri
v Osmanlı elçisinin diğer devletlerin elçileriyle münasebetleri


Muhip Efendi Selim III döneminin son ikamet elçisiydi. Bu dönemde elçiliğin acemi aşamaları geçirildiğinden büyük başarılar sağlanamamış olsa da daimi elçiliklerin kurulmuş olması diplomasi tarihimiz için bir dönüm noktasıdır.


2- Tercümanlar Meselesi



Osmanlı devlet adamları Arapça ve Farsça bilirdi, Avrupa devletleri ile ilişkilerde ise tercümanlar kullanırlardı. En yüksek mevki de Divan-ı Humayun tercümanlığı idi. Divan-ı Humayun tercümanı resmi evrakları Türkçe’ye çevirir, elçilerin resmi müracaatlarını, takdim edilirlerken okunan nutuklarını tercüme ederdi. Yabancı elçilerle münasebetlerde önemli rolleri vardı. Yabancı elçilerin Baş Tercümanı ve tercümanları Rumlar ve Yahudilerden seçilirdi. Osmanlı vatandaşına berat verilmek suretiyle tercümanlık yapmalarına izin verilirdi. Selim III döneminde Osm. reayasının bir çoğu konsoloslar ile anlaşıp kendini tercüman göstererek berat elde etmekte ve vergilerden muaf olmaktaydı. Selim III gerçek tercümanların isimlerini çıkarttırarak yalancı olanlardan beratlarını almıştır.


3- Elçiye Verilen Para Meselesi


Osmanlı Devleti’nde yabancı elçilere ihtiyaç ve masraflarının karşılamaları için tayın adı verilen para, eşya, yiyecek verilirdi. Bu bir gelenek halini almıştı. Tayın ikram ve iltifat sayılabilirdi. Ancak yabancı devletler bunu bir zorunlulukmuş gibi görerek eksik tayın konusunda sorun çıkartmaktaydılar. Selim III diplomatik alanda ıslahat yaparken Avrupa ‘da böyle bir adetin olmadığını görünce tayın bedelini kaldırmıştı. Bu şekilde hem hazineden gereksiz para çıkmamış hem de Avrupa Devletler Hukuku’na uyum sağlanmıştı.

Konu Hale tarafından 21 Ağustos 2015 Cuma - 06:53 tarih ve saatinde düzenlenmiştir
Resim Linkleri Düzenlenmiştir.


#4
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Sultan Üçüncü Selim


• 7 Nisan 1789 - Sultan I. Abdülhamid öldü, III. Selim tahta çıktı.


Bakınız, Tarihte Bugün: 7 Nisan



#5
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Resim Linkleri Düzenlenmiştir.




0 Kullanıcı konuyu okuyor

0 Kullanıcı, 0 Misafir, 0 Kayıtsız kullanıcı