İçeriğe git

Welcome to Kadim Dostlar ™ Forum
Register now to gain access to all of our features. Once registered and logged in, you will be able to create topics, post replies to existing threads, give reputation to your fellow members, get your own private messenger, post status updates, manage your profile and so much more. This message will be removed once you have signed in.
Login to Account Create an Account
Resim

Ankara Şehir Rehberi | Tarihi ve Kültürel Zenginlikleri | Eğlence ve Kültür Sanat Etkinlikleri

- - - - -

  • Yanıtlamak için lütfen giriş yapın
Bu konuya 11 yanıt gönderildi

#1
Woodpecker

Woodpecker

    Ağaçkakan Woody

  • Yetkili
  • 5.957 İleti
13 Ekim 1923'te, kurulmakta olan yeni Türk devleti Türkiye Cumhuriyeti nin başkenti ilan edilen Ankara, Türkiye'nin İç Anadolu Bölgesi'nin kuzeybatısında bulunmaktadır. Yerküre üzerinde ise Ankara ili 38. 43- 40.41 kuzey enlemleri ile 30.51- 34.05, doğu boylamları arasında yer almaktadır Yüzölçümü 25. 978 km2 dir.

Şehir merkezinin önemli bir bölümünün üzerinde kurulu olduğu Ankara Ovası'nın denizden yüksekliği 830-850 m. civarındadır. Şehrin ilk kuruluş yeri olarak bilinen Ankara Kalesi'nin yüksekliği ise 980 m.'yi bulmaktadır.

Türkiye'nin nüfus bakımından ikinci büyük ili durumundaki Ankara'nın 24 ilçesi Akyurt, Altındağ, Ayaş, Bâla, Beypazarı, Çamlıdere Çankaya, Çubuk, Elmadağ, Etimesgut, Evren, Gölbaşı, Güdül, Haymana, Kalecik, Kazan, Keçiören, Kızılcahamam, Mamak, Nallıhan, Polatlı, Sincan, Şereflikoçhisar, Yenimahalle adlarını taşımaktadır.

1924 yılında bugünkü anlamda belediye yönetimine kavuşan şehir merkezinde 1984 yılından sonra metropolitan ölçekteki sorunlarla ugraşmak üzere Ankara Büyükşehir Belediyesi ve bunun sınırları içinde 8 ilçe belediyesi (Çankaya, Altındağ, Yenimahalle, Mamak, Keçiören, Sincan, Etimesgut ve Gölbaşı) kuruldu. Başkent Ankara'nın nüfusu, ekonomik duruma ve siyasi olayların gelişimine uygun biçiminde çoğalmış veya azalmıştır. Nüfusu 1522 de 12000 16000, 1600'de 23000 - 29000, 1700'de 45000, 1830'da 22500, 1900 de 32000, 1920'de 28000 iken Türkiye Cumhuriyeti'nin başkenti kabul edilişinden itibaren hızlı bir artış göstermiştir. 1927 yılında 74558 olan şehir merkezinin nüfusu. 1990 yılı sayımına göre 2.641.852'ye yükselmiştir. 1990 yılında ilçeleriyle birlikte nüfusu 3.231.782'dir.

Ilıman iklim kuşağındaki Ankara'da kışları az yağışlı ve soğuk, yazları ise sıcak ve kurak kara iklimi görülür. Yağışlar en çok ilkbahar mevsimindedir. Gece ile gündüz, yaz ile kış mevsimi arasında önemli sıcaklık farkları bulunur. Bununla beraber, Ankara dört mevsiminde de insanı rahatsız etmeyen bir iklime sahiptir. En sıcak aylar Temmuz (ortalama 23.1 ) ve Ağustos (ortalama 23.3° ), en soğuk aylar ise Ocak (ortalama 0.3°) ve Şubat (ortalama 1° ) olarak belirlenmiştir. Kırkbeş yılın nisbi nem ortalaması %60'tır.

Kara iklimine uygun biçimde Ankara'da iki tür bitki örtüsü gelişmiştir. Step ve orman Stepler az yağış alan çukur alanlarda ve bazı platolarda görülür. Şehrin kukuzeybatısında ormanlar geniş alanlar kaplar. Beynam, Kızılcahamam, Çamlıdere ormanlarında hakim ağaç türleri karaçam, ardıç ve meşedir. Tabii ormanlara ek olarak ağaçlandırma yoluyla Ankara'nın çevresi ve baraj göllerinin kıyıları ormanlaştırılmıştır. Bu sayede Ankara, dünya başkentleri içinde en çok yeşil alana sahip şehirlerden biri haline gelmiştir.

Bozkırda olmasına rağmen Ankara akarsular ve göller bakımından da oldukça iyi bir konuma sahiptir denebilir. Güneydoğuda toprakları Tuz Gölü'yle sınırlıdır. Karagöl, Mogan, Eymir Gölleri Ankaralıların gezme dinlenme yerleridir. Türkiye'nin en büyük akarsuyu olan Kızılırmak, Ankara topraklarının bir bölümünü geçerek Karadeniz'e doğru yol alır. Sakarya nehri ise Ankara - Eskişehir sınırının önamli bir bölümünü oluşturur. Sakarya'ya karışan Ankara Çayı bu çayı oluşturan Çubuk, İncesu ve Hatip çayları, yine Sakarya'ya karışan Kebirmir Suyu, Pınarbaşı, Nal Deresi ve Sofulu Çayı Ankara topraklarına hayat veren akarsulardan önemlileridir.

#2
Woodpecker

Woodpecker

    Ağaçkakan Woody

  • Yetkili
  • 5.957 İleti
Nüfus
4.007.860 , 3.540.522 (%88) şehir + 467.338 (%12) köy
%53 Ankara dışından , % 4.3 Çorum'lu
Nüfus artış hızı % 2,137
Ortalama hane halkı sayısı 3.8

2003 yılında;
54.191 doğum
27.380 ölüm,
32.193 evlenme
7.478 boşanma

İdari
67 belediye , 24 ilçe + 42 belde
879 köy
235 köyaltı yerleşim birimi

428 mahalle (Merkez ilçeler)
40 bulvar
984 cadde
14.164 sk
205 mahalle (Diğer ilçeler)

Seçmen Sayısı:
2.735.292


Coğrafi
Yüzölçümü 25. 978 km2 dir.
Denizden yüksekliği 830-850 m.
Ankara Kalesi'nin yüksekliği ise 980 m.'yi bulmaktadır.

En sıcak ay Ağustos (ortalama 23.3° ),
En soğuk ay Ocak (ortalama 0.3°)
Nem ortalaması %60'tır.

Eğitim
1.941 okul , 1751 devlet + 156 özel + 24 Özel Eğitim KurumU
54.867 öğretmen
972.278 öğrenci

Okur-yazarlık oranı % 93,28


10 üniversite 5i vakıf üniversitesi
86 fakülte,
71 yüksekokul ve
174 diğer eğitim birimi bulunmaktadır
180.988 öğrenci
16.692 Öğretim Elemanı


Konut-İşyeri
1.224.808 Konut
% 59 Ev Sahibi Oturuyor
% 57 sinde doğalgaz var
5.000 konut yapı kooperatifi

105.697 İşyeri

1.482.400 telefon abonesi var
174.770 kablo tv abonesi
1.778 baz istasyonu 697 Turkcell , 677 Avea , 404 Telsim
5.499 km içme suyu hattı
Günlük 850 bin, yıllık 310 milyar m3 su tüketiliyor
Ankara'yı besleyen 7 barajın kapasitesi 343 milyon m3
6.499 km kanalizsyon borusu
5.966 milyar kWh / yıl elektrik enerjisi tüketimi

Sağlık
57 hastane
192 sağlık ocağı
223 sağlık evi
548 sağlık kuruluşu
15.363 yatak
1.717 Eczane
64.813 Yeşilkart sahibi


2.277 uzman hekim,
2.803 pratisyen hekim,
791 sağlık memuru,
1.858 ebe,
3.294 hemşire
923 sağlık teknisyeni


Spor
47 branşta
32 antrenör,
378 kulüp,
29 gençlik kulübü
21.832 lisanslı sporcu
28 tesis
49.304 kişi kapasite


2003 de

495.110.570 posta gönderilmiş
556.024.320 posta alınmış
8.8 katrilyon lira kamu harcaması yapılmış

#3
Woodpecker

Woodpecker

    Ağaçkakan Woody

  • Yetkili
  • 5.957 İleti
Ayaş Kaplıcalar

Ayaş İçmesi ve Kaplıcası
Açık Olduğu Tarihler: 01 Mayıs- 30 Ekim
Tel: 712 14 36 - 712 31 01
Ankara?ya 80 km., Ayaş?a 23 km. uzaklıkta, anayoldan 5 km. ileride, Ilıca vadisi tabanında yer almaktadır. Şifalı sularının işletmeciliği bir şirket tarafından yapılmaktadır. Şirket işletmesine bağlı otel ve motellerin toplam 1000 yatak kapasitesi vardır. Tedavi amacıyla kullanılan kaplıca; otellerin dışında halka açık iki havuzu, dört özel banyosu, içme tesisleri ve Fizik Tedavi Enstitüsünün yanında lokantası, gazinosu ve diğer yardımcı üniteleri ile komple bir tesistir. Sıcaklık derecesi 51°C, debisi 15 lt/sn, toplam mineraliz. 410 mg/lt, radyoaktivitesi 38 ş/Avp?dir. Rezervasyon için Ayaş Kaplıca ve İçmelerine başvurulabilir.
Kaplıca ve içmeler; romatizma, nevralji, kadın hastalıkları, safra kesesi taşları ve böbrek kumlarının düşürülmesinde yardımcı olmaktadır. -

-Ayaş Karakaya KaplıcasıAçık olduğu tarihler 01 Mayıs - 30 Ekim
Tel: 712 18 67
Ankara?ya 58 km. uzaklıktaki Ayaş ilçesinde ve karayolu üzerinde bulunan Karakaya Termal Kaynağı?nın çıktığı yerde Selçuklular döneminden günümüze kalan tarihi bir hamamdır. Kaplıca suyunun sıcaklık derecesi 31°C, kaynak akım değeri 4.8 lt/sn, radyoaktivitesi 22 ş/Avp?dir. Kimyasal bileşimi bikarbonatlı, sodyumlu, kalsiyumlu ve karbondioksitlidir. Tarihi kaplıca hamamında dört özel banyo ve iki havuz bulunmaktadır. Ayrıca mide, bağırsak, karaciğer, safrakesesi ve metabolizma rahatsızlıkları olan hastalar dışarıya yapılmış çeşmelerden çeşme olarak yararlanmaktadır. Kaplıca suyu; felç ve mafsal rahatsızlıkları, kadın hastalıkları, romatizma, nevrajlı ve nevrasteni gibi hastalıklara iyi gelmektedir.

- Başkent Üniversitesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Merkezi
Karakaya Otopark Cd. No:1 Ayaş
Tel: 712 23 40 - 41
Ankara-Ayaş karayolu üzerinde belediye tarafından yaptırılmış olan kaplıca oteli, Başkent Üniversitesi tarafından kiralanarak Başkent Üniversitesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Merkezi olarak hizmete açılmıştır. 88 yataklı tesiste sürekli sağlık ekibi bulunmaktadır. Havuz, lokanta, tedavi ve rehabilitasyon birimlerinden başka spor ve kondisyon salonu bulunmaktadır.


- Beypazarı-Dutlu-Tahtalı Kaplıca ve İçmeleri
Tel: 763 14 21
Ayaş-Beypazarı yolunun 34. km.?sinden, güneydoğu yönünde sola ayrılan yolun 5. km.?sindedir. Su kaynaklarından kaplıca ve içme olarak yararlanılmaktadır. Su sıcaklığı 31-52°C, kaynak akım değeri 6 lt/sn?dir. Banyo kapasitesi 2468 kişi/gündür. Kaplıca suyu; klorürlü, sulfatlı, sodyumlu, kalsiyumlu, karbondioksitli bir bileşime sahiptir. Termal su ile banyo tedavisi yanısıra çamur tedavisi de yapılmaktadır. İçme kürlerine de elverişli olan bu suların; romatizma, deri hastalıkları, kadın hastalıkları, sinir ve sindirim sistemi hastalıkları, böbrek ve idrar yolları ve metabolizma bozukluklarının tedavisinde olumlu etkileri görülmektedir. Ayrıca içme olarak karaciğer, safrakesesi ve pankreas üzerinde etkili olmaktadır.

- Karakoca Maden Suyu
Beypazarı?nda bulunan maden suyu tesislerinde 12.000 şişe/saat kapasite ile üretim yapılmakta ve Türkiye çapında pazarlanmaktadır.

- Kapullu Kaplıcası
Beypazarı?na 50 Km. uzaklıkta ve Sakarya Nehri kenarındadır. Romatizmal hastalıkların tedavilerinde yararlanılmaktadır.
- Çubuk Melikşah Kaplıcası
Esenboğa Melikşah Köyü
Tel: 822 42 11 - 12 - 13
Esenboğa Havalimanı ayırımı-Çubuk yolundan sola ayrılan yoldan 4 km. gidilerek ulaşılan Melikşah kaplıcası Ankara?ya 30 km. uzaklıktadır. Melikşah Köyü?nün güneyinde bulunan iki termal kaynakta toplam kaynak akım değeri 20 lt/sn ve sıcaklık 31°C?dir. Bu kaynak suları kalsiyum, magnezyum ve bikarbonat içermektedir. Termal sular romatizmal ağrılara ve bazı cilt sorunlarına olumlu etki yapmaktadır.


- Haymana Kaplıcası
Haymana Merkez Kaplıcası Termal Oteli
Çaldağı Mh. Niyazi Siren Cd. Haymana
Tel: 658 29 00 - 01

- Haymana Belediyesi Seyran Kaplıcası
Ankara Belediyesi Seyran Kaplıcası
Tel: 658 29 07

- Haymana Belediyesi Medrese Kaplıcası
Ofisaltı Haymana
Tel: 658 29 02

- Merkez Kaplıca
Haymana
Tel: 658 10 19
Ankara?ya 73 km. uzaklıktaki kaplıcaya Ankara-Haymana karayolu ile ulaşılmaktadır. Su sıcaklığı 44.5°C, kaynak akım değeri 4.8 lt/sn, Ph değeri 6.8 dolayındadır. Suyun bileşimi; bikarbonat, kalsiyum, sodyum, magnezyum ve karbondioksitten oluşmaktadır. Banyo ve içme kürlerine elverişli olan termal sular; romatizma, deri, kalp ve kan dolaşımı, nevralji, solunum yolu, kadın hastalıkları, sinirsel ve kas yorgunluğu hastalıklarınna iyi gelmektedir. İçildiği takdirde mide, karaciğer, safrakesesi ve pankreas üzerinde olumlu etki yapmaktadır.
İki adet genel havuz, dört adet özel banyo ile Fizik Tedavi Enstitüsü ve termal Tedavi üniteleri bulunmaktadır. Ayrıca lokanta ve gazinosu olan kaplıcanın şifalı sularından, romatizma, nevroloji mafsal rahatsızlıkları, çocuk felci, kadın hastalıkları ve ortopedik rahatsızlıkların tedavilerinde yararlanılmaktadır.


İlçe merkezinde belediyeye ait üç kaplıca ve iki otel bulunmaktadır. Medrese, Seyran ve Merkez kaplıcaları ile birlikte Haymana?nın termal yatak kapasitesi günlük 2000 kişiye ulaşmaktadır. 68 yataklı Cimcime Kaplıca Oteli ile 120 yataklı Termal Oteli arasında bir fizik tedavi merkezi bulunmaktadır. Bu kaplıca merkezinde küvet, havuz banyosu, ışın ve fizik tedavi hizmetleri verilmektedir.


Ankara'nın kuzeyinde yer alan Kızılcahamam ilçesi , termal kaynaklar açısından Türkiye'nin en zengin bölgelerinden birisidir. Romalılar ve Selçuklular döneminde de işletildiği bilinen Büyük ve Küçük Kaplıca çok ünlüdür.
Daha çok Haziran-Ekim ayları arasında ziyaretçi akınına uğrayan kaplıcalarda modern konaklama
tesisleride mevcuttur.

Suları romatizma , siyatik , lumbago ve kadın hastalıklarına iyi gelen bu iki kaplıcadan büyük olanının suyu 50 derece küçük olanın ise 36 derecedir.




- Kızılcahamam - Sey Hamamı Kaplıcası
Tel: 745 61 35 - 36
Kızılcahaman, Çerkeş yolu üzerinde, Güvem Bucağı?nın 2 km. batısında, Kızılcahamam?a 16 km uzaklıktadır.
Su sıcaklığı 43°C, Ph değeri 6.5 olan kaplıca suyu; bikarbonatlı, sodyumlu, kalsiyumlu, karbondioksitli ve florürlü bir bileşime sahiptir. Banyo ve içme kürlerine elverişlidir. Romatizma, kalp ve kan dolaşımıı bozuklukları, böbrek, idrar yolları ve kadın hastalıkları, mide ve bağırsak hastalıkları ile sinir hastalıklarının tedavisinde yararlanılmaktadır.

- Kızılcahamam Kaplıcası
Soğuksu Cad. No: 1 Kızılcahamam
Tel: 736 16 48
Kızılcahamam kaplıca suları, Kızılcahamam Belediyesi sınırları içinde ve kent merkezinde yer almaktadır. Ankara?ya 75 km. uzaklıktadır. Kaynak akım değeri 60 lt/sn, su sıcaklıkları 44-86.5°C ve Ph değeri 7 olan Kızılcahamam kaplıca suları, 8640 kişi/gün/banyo ve temel termal yatak arz kapasitesine sahiptir. Bikarbonatlı, klorürlü, sodyumlu, karbondioksitli ve arsenikli bir bileşime sahip olan termal sular; romatizma, kalp ve kan dolaşımı, sinirsel ve kas yorğunluğu, sinirsel hastalıklar, karaciğer ve safrakesesi, eklem ve kireçlenme rahatsızlıkları, iç salgı sistemi rahatsızlıkları, sindirim sistemi ve beslenme bozukluklarının tedavisinde olumlu etki yapmaktadır.

Suyun Isısı:
47°C -Büyük Kaplıca Kaynağı,
44°C -Küyük Kaplıca Kaynağı,
19,5°C -Kızılcahamam Maden Suyu Kaynağı,
34°C -Acısu Kaplıcası Kaynağı,
43° C -Sey Hamamı Kaynağı,
37° C -Acısu Kaynağı.

PH Değeri:
7,06 -Büyük Kaplıca Kaynağı,
7,45 -Küyük Kaplıca Kaynağı,
6,62 -Kızılcahamam Maden Suyu Kaynağı,
6,20 -Acısu Kaplıcası Kaynağı,
6,52 -Sey Hamamı ve Acısu Kaynağı

Özellikleri: Hipertermal, hipotonik, Büyük Kaplıca, Küçük Kaplıca Kaynakları, Hipotermal, hipotonik, Kızılcahamam Maden Suyu Kaynağı, Termal, hipotonik, Acısu Kaplıcası Kaynağı, İzotermal, hipotonik, Acısu Kaynağı, Bikarbonat, sodyum, klorür, arsenik, karbondioksit, Büyük Kaplıca, Kızılcahamam Maden Suyu, Acısu Kaplıcası, Acısu kaynakları, Bikarbonat, klorür, sodyum, arsenik, Küçük Kaplıca Kaynağı. Bikarbonat, sodyum, kalsiyum, karbondioksit

Yararlanma Şekilleri: İçme ve banyo kürleri

Tedavi Ettiği Hastalıklar: İçme kürleri, karaciğer, safra kesesi, mide ve bağırsak, iç ve dış sökresyon kolenlar ve metabolizma hastalıkları; banyo kürleri kalp, dolaşım bozuklukları, romatizma üzerinde etkilidir.

Konaklama Tesisleri: Belediye Termal Oteli; ( 130 yatak) Çam Oteli ( 39 oda, 81 yatak)

Sey Hamamı Termal Turizm Merkezi

Yeri: Kızılcahamam - Çerkeş yolu üzerinde Güvem bucağının batısında yer alır.

Ulaşım: Güven bucağına 2 km. uzaklıktadır.

Suyun Isısı: 43oC

Suyun (PH) Değeri: 6,5

Özellikleri: Bikarbonatlı, Sodyumlu, Kalsiyumlu, Karbondioksitli ve Fluorürlü bir bileşime sahiptir.

Yararlanma Şekilleri: İçme ve banyo kürleri

Tedavi Ettiği Hastalıklar: Romatizma, eklem ve kireçlenme, mide ve bağırsak, kan dolaşımı, sinirsel hastalıklar, karaciğer ve safra kesesi, beslenme bozukluğu gibi hastalıklara olumlu etki yapar.


Kent merkezinde bulunan otel ve tesisler:

- Patalya Termal Resort (****)
Soğuksu Milli Parkı içi
Tel: (736 02 00 (10 hat)

- Ab-ı Hayat Termal Oteli (***)
Kızılcahamam
Tel: 736 56 20

- Çam Oteli (***)
Soğuksu Milli Parkı içi
Tel: 736 53 97

- Kızılcahamam Kaplıca Oteli (*)
Soğuksu Cad. No: 1 Kızılcahamam
Tel: 736 16 44 - 736 30 01

- Kızılcahamam Maden Suyu
Kızılcahamam?a 4 kilometre uzaklıkta ve 1.050 metre yüksekliktedir. Su sıcaklığı 34°C?dir. Suyun debisi 0.7 lt/sn, radyoaktivitesi 30 ş/Avp?dir. Günde 15.000 şişe maden suyu şişelenmektedir. Su; mide, karaciğer ve safra yollarının dışında dolaşım sistemi rahatsızlkları, bronşit ve kalp rahatsızlıklarının tedavilerinde yararlanılmaktadır

#4
Woodpecker

Woodpecker

    Ağaçkakan Woody

  • Yetkili
  • 5.957 İleti
Halk Edebiyatı


Yirminci yüzyıla gelinceye dek önemli bir ticaret merkezi olarak gelişen Ankara'da halk edebiyatının güçlü bir şekilde oluşumunu sağlayacak sosyal koşullar yeterli olamamıştır. Yöre ağıtlar, söylenceler, maniler, türküler, yerel deyişler yönünden zenginlik göstermesine karşın, halk ozanları geleneği yönünden sönük kalmış bu geleneğin yerini tarikat kültürü almıştır. Özellikle Hacı Bayram Veli'nin (1352-1429) kurduğu Bayramilik halk ozanları ge- leneğinden farklı bir tekke edebiyatının gelişimini sağlamıştır.

Hacı Bayram Veli'nin şiirlerinde tasavvuf düşüncesinin yoğun bir yansıması görülür.

Bilmek istersen seni
Can içre ara canı
Geç canından bul onu
Sen seni bil sen seni
Bayram sözünü bildi
Bileni onda buldu
Bulan ol kendi oldu
Sen seni bil sen seni

Halk Ozanları

Ankara doğumlu olmamakla birlikte yaşamlarının büyük bölümünü bu kentte geçirmiş olan Hasan Dede (Horasan 1489 - Ankara?), Dertli (Bolu 1772 - Ankara 1845) gibi halk ozanlarının, etkisi günümüze değin sürmüştür.

19. yy. halk şairlerinden biri olan. Dertli, tekke şirine de yönelip Bektaşi nefes ve devriyeleri yazmasına aruz ölçüsüyle divan şiiri türlerini denemesine karşın en büyük başarıyı halk şiirinde göstermiştir. Şiirlerinin çoğunda çağının tutucu görüşlerini dile getirir:

Telli sazdır bunun adı
Ne ayet dinler, ne kadı
Bunu çalan anlar kendi
şeytan bunun neresinde?

Ankara yöresinde etkin olmuş bir başka ozanda Hasan Dede'dir. Şiirlerinde daha çok tasavvuf düşüncesine rastlanır:

Eşrefoğlu al haberi
Bahçe biziz gül bizdedir
Biz de Mevla'nın kuluyuz
Yetmiş iki dil bizdedir

Aşık Süleyman'da Ankara'da doğmuş, yaşamış bir ozandır (1874 - 1904). Onun şiirleri aşıklık geleneğine daha yakındır.

Seyyit Süleyman'ım bana bir çare
Yürü şahin gibi kaşları kara
Tavsiyeni göndereyim hünkara
Dünyada türemiş bir tane güzel

Ankara yöresinde aşık geleneğini izleyen ozanların sonuncusu Genç Osman'dır. (Osman Gençtürk, 1900 - 1963) Ankara'da doğan Genç Osman özellikle bir saz ustası olarak ünlüdür.

İçkiyi çok içme hem paran gider
Üstelik miğdeni bozarsın Osman
Bu zıkkım insanı divane ider
Kendini kaybeder sızarsın Osman

#5
Woodpecker

Woodpecker

    Ağaçkakan Woody

  • Yetkili
  • 5.957 İleti
Halk Müziği


Her yörede olduğu gibi Ankara yöresinde de halk müziği, halkın yaşam biçimini, duygu ve düşüncelerini yansıtan halk bilimi ögelerinden biridir ve çoğunlukla, yöre oyunlarıyla iç içedir. Yöreden yöreye farklı yaşam biçimlerine koşut olarak halk müziği ve oyunları da değişiklikler gösterir. Bu değişiklik oyunların figür ve müzik karakterlerine ve kullanılan halk çalgılarına (sayı veya tür olarak) da yansımıştır.

Ankara yöresi halk müziğinin temel taşı, Orta Anadolu bozkır yaşam tarzı ile yöre halkının Orta Asyadan taşıdığı yaşam biçiminin ortak ürünüdür, denilebilir. Orta Asya geleneklerin etkisi yöre halk oyunlarında ve seğmenlik töresinde açık olarak görülmektedir.

Ankara yöresi halk müziğinde bağlama, en başta gelen halk çalgısı olarak göze çarpar. Ayrıca davul, zurna, kaval, zil, kaşık, ada düdüğü, ney, meydan sazı, darbuka ve üç boğumlu dilli kaval da kullanılan diğer sazlardandır.

Ezgi yapısı, yanaşık seslerle tiz seslerden başlayıp, peslere doğru aşamalı bir akış gösterir. Ritmik yapıda iki ve dört zamanlı usuller yaygın olup, yanısıra, dokuz zamanlı usullerdeki türkülere ve ölçüsüz bozlaklara da rastlanmaktadır.

Ankara yöresinde çeşitli ayaklarda türkü, halay, oyun havaları, deyiş, zeybek, karşılama, semah havası, muhabbet (cümbüş) havası, sinsin, güreş havası ve taklitli oyun havası çalınır, söylenir. Bu ayaklardan bazıları garip, bozlak, kerem, yahyalı kerem, misket, kalenderi ayaklarıdır.

Ankara ilçelerindeki halk müziğine bakıldığında şu özellikler dikkati çekmektedir.

Çubuk ilçesinde “cunbuş” denen söyleşi toplantılarında oyun müziği Misket, Ankara Koşması, Zeybek gibi ezgilerden oluşur.

Kızılcahamam ve köylerinde yöreye özgü türkü söyleme biçimi gözlemlenmiştir. Cümlelerin sonları uzatılır, uzunca bir susmadan sonra türkü yeniden sürdürülür.

Türkmen kültürünün egemen olduğu Haymana yöresinde Sinsin, Halay, Değnek, Yandım Şeker, Misket, Zabahi oyun müziği türleridir. Bozlak, ağıtlar ve düğün havalarının söylenişi geleneksel olarak sürdürülür.

Nallıhan, Beypazarı, Ayaş gibi ilçelerin müziği diğer ilçelere oranla oldukça farklılıklar göstermektedir. Bu yörelerde halay havalarına rastlanılmadığı gibi bozlak tipi uzun havalar da yoktur. Görünen en yaygın tür karşılamalardır. "Meşeli" türküsü aynı zamanda bir oyun havası niteliğindedir. Kadınların def eşliğinde söyledikleri ezgilerle ritm güçlüdür.

Halk Çalgıları

Bağlama: Bağlama genellikle kestane, dut, ceviz, kavak ve iğde ağaçlarından yapılan bir halk çalgımızdır. En değerlisinin ceviz ağaçlarından olduğu söylensede halk arasında dut ağacından yapılmış olanları daha fazla kullanılmaktadır.

Bağlama yurdun her köşesinde kullanılmasına karşın boy ve biçim bakımından henüz standartlaştırılmamıştır.

Bağlamada gövdeye, "tekne" veya "çanak", üstüne "yüz" veya "göğüs", perde bağlarına "semia", koluna "sap",büyük köprüye "eşik", kulaklara "burgu", tellerin dipten bağlandığı yere "telkanca" ve mızraba "tezene" denmektedir.

Ankara yöresinde kullanılan bağlama düzenleri aşağıda verilmiştir. Bozuk düzenler herkesce bilinmemektedir. Bunlar bağlama ustalarının kendine özgü düzenleridir. Düzenler söylenecek türküye göre değiştirilebilir. Şimdiye kadar tesbit edilen Ankara yöresi bağlama düzenleri şunlardır.

İSİM I. tel II. tel III. tel

1 Bozukdüzen fa si sİ
2 Bozukdüzen fa si fa
3 Bozukdüzen fa fa do
4 Bozukdüzen fa si fa
5 Karadüzeni fa si mi
6 Bağlama düzeni fa si do

Bağlamada üç çift olmak üzere toplam 6 tel bulunur. Burguların ve düğmenin delik zenginliğine bağlı olarak tel sayısı altta 3, ortada 2 ve üstte ine üç olmak üzere, toplam 8 telde olabilir.

Nefesli Çalgılar: Düdük ve kavalların ağaçtan yapılanı olduğu gibi madeni olanları da vardır. Bunlar kendi aralarında yine dilli veya dilsiz olarak 2 ye ayrılırlar. Kaval çeşitlerinden üç boğumlu dilli kaval erik ağacından yapılır ve yaklaşık 90 cm. boyundadır.

Zurna Ankara yöresinde bazı zeybeklere ve halaylara eşlik etmede davul ile birlikte kullanılır. Genellikle zerdali ve kara erik ağaçlarından yapılır. En ucunda ses üretmek için kullanılan kamış bulunur. Kamışı gövdeye bağlayan kısma metef, kamışın dudaktan kaymasını önleyen kısmına ise zaynak denir. Zaynak kuyumcularda özel olarak yaptırılır.

Vurmalı Çalgılar: Davul ve def Ankara yöresinde kullanılan en yaygın vur- malı çalgılardır. Def koyunun veya altı aylık yavrusunun derisiyle yapılır. Deri üç tarafına "zengirdek" denilen madeni cisimler takılan kasnağa gerilir.

Divan

Divan, Ankara yöresinde çalınıp söylenen bir halk müziği türüdür. Bağlama çalmanın töreye bağlı olduğu Ankara’da en iyi bağlama çalan kimse ortaya yüksek bir yere bağdaş kurarak oturur, ikinci derecede bağlama çalanlar etrafına dizilirler. Bu anda oldukça sessiz olunması adettedir. Önce "Ağa" teller üzerinde bir gezinti yapar diğerlerine ayak ve düzen verir daha sonrada yalnız başına bir divan söylerdi. Bu divanlar nazım şeklinde olup çeşitlilik göstermektedir. Bu geleneğin son temsilcilerinden Genç Osman bu divanları okumakta büyük bir usta idi. Her ortamda divan okunmaz kendi deyimiyle "Ham ervah bu incelikten ne anlar" derdi.

Kırat

Kırat, yöre halkının savaşta gösterdiği kahramanlık öykülerine girmiş, yiğitlere yoldaş olmuş, yiğitle vuruşmuş, onunla birlikte ölmüştür.

Kıratlara örnek olarak vermeyi düşündüğümüz Ankara Kırat'ının öyküsü kısaca şöyledir:

Ankara'da ulaşım kervanlarla yapılırken, kervan sahibi bir ağanın dillere destan bir kıratı varmış. Kervanın konak verdiği yemyeşil kırlarda güzel bir kız edasıyla sekip gezen kıratı gören göçebe çingeneler bir kolayını bulup kıratı kaçırmaya kalkışmışlar. Kırat ise çingenelere karşı koyup başını vermemiş. Birkaçını çiftesiyle yere sermiş. Canı yanan çingenelerden biri büyük bir odun bulup hışımla ata vurarak onu kanlar içinde bırakmış. Bayılan atı çingeneler alıp kaçırmışlar ve o günden sonra kıratın izine rastlanmamış. Bu ünlü Kırat'ın arkasından bir türkü yakılmış:

Kıratın üstüde bir büyük yayla
Çok ekmekler yedik gel helal eyle
Varınca pedere doğruyu söyle
Alnı top kaküllü bir gelin vurdu beni
Ördek uçtu da viran kaldı gönlümüz
Kırat gitti de nic'olur halimiz
Nerde kaldı da garip ölümüz
Alnı top kaküllü bir gelin vurdu beni
Şu dereden çağıl gider de kuş gelir
Bizim develer de dolu gider boş gelir
Benli kızın da gözlerinden yaş gelir
Alnı top kaküllü bir gelin vurdu beni
Gezdir ağam da gezdir Kırat'ı gezdir
Belki lazım olur nalını düzdür
Kargının ucuna arzuhaller yazdır
Alnı top kaküllü bir gelin vurdu beni
Kıratın üstüne ben binemedim
Sağıma soluma çark gibi dönemedim
Dostumu düşmanımı ben bilemedim
Alnı top kaküllü bir gelin vurdu beni
Kıratın üstünde bir büyük yayla
Ne diyim ağalar kaderim böyle
Kör olası çingan çayıra kondu
Çayırın ortasında körüğünü koydu
Alnı top kaküllü bir gelin vurdu beni
Akşam olur Kırat yimez yemini
Çakın sikkesin gevsin gemini
Ben süremedim de çingan sürsün demini
Alnı top kaküllü bir gelin vurdu beni

Muhabbet Havaları

Muhabbet, daha çok yaşlı ve olgun kimselerin oluşturduğu topluluğa denir. Bu toplantıda içki ve saz bulunur ve sık sık savak verilir. (Bağlama çalan dinlenir) Bu dinlenme aralarında genellikle toplulukta bulunanların en yaşlısı konuşur, diğerleri dinlerler. Tarihe geçmiş öyküler kısa ve tatlı fıkralar anlatılır, söz bitince tekrar bağlama çalınmaya başlanır. Bağlama çalınırken kesinlikle konuşulmaz, bağlama çalan kimseye hiçbir şekilde şunu veya bunu çal diye müdahale edilmez. Muhabbet havalarına sesi uygun olanlar katılırlar. Muhabbet havalarının en ünlüsü örnek olarak aşağıda verilen "Ankara Sürmelisi" dir.

Sürmelinin kaşlarına mailem
Ayda bir selamın gelse gailem
Senin gibi iki dinli değilem
İki dinli yare kul ettin felek
Sürmelim giderse ben de giderim
Sürmelimin yoluna bu canı feda ederim
Bilmem kaderim de bilmem tecellim
Ölmeyince gönül yardan ayrılmaz
İki gider bir ardıma bakarım
Gözlerimden kanlı yaşlar dökerim
Ah! dedikçe kara bağrım çekerim
Ölmeyince gönül yardan ayrılmaz
Yüce dağ başında kar beyaz beyaz
Kadir mevlam bir güzel de bana yaz
Elmadan kırmızı pamuktan beyaz
Ölmeyince gönül yardan ayrılmaz
Gidiyorum gidiyorum habarın olsun
Bahçende güllerin sararıp solsun
Yeni yar sevmişsin mübarek olsun
Bir de ben severim canım sağ olsun
Yarin yadigari bana bir nohut
Ben ölürsem ruhuma bir yasin okut
Eğer cenazeme yetişemezsen
Kabrimin başında ağla bir vakit
Bülbülü suladım altın tasınan
Çok günler geçirdim kara yasınan
Ben seni sevmiştim bir havasınan
Havası gönlünde kalan meleğim

Oturak Havaları (Kıvrak Zil Havaları)

Muhabbet ve oturak havaları biçim ve içerik olarak birbirinden farklı özellik gösterirler. Oturak aleminde saz ve içkiden başka kadın da olur. Oturak alemleri daha çok genç delikanlılar ve evlenmemiş erkekler tarafından yapılır.

Para ile tutulan kadınlar içki ve meze servisi yaparlar. Bu kadınlar dantelli ve büzmeli gömlekleri üzerine sırmalı, simli işlemeli yelek giyerler.

Saz kırık, kıvrak zil havalarına başlayınca kadınlar ortaya çıkıp, ellerin de ya dökme ziller ya da kaşıklarla oynarlar. İşte bu kıvrak zil havalarından bir örnek:

Havuzun ortasında
Havuzun ortasında hocaya bak hocaya
Acep kızlar dir mi ola biz de varsak kocaya
Kaldır kollarını da oynat parmaklarını
Gız sana kurban oluram da öptür yanaklarını
Ak üzümü de koparırlar güz günü
El hastası değilim ki benimki yar üzgünü
Kaldır kollarını da oynat parmaklarını
Gız sana kurban olurum da öptür yanaklarını

Bozlaklar

Bozlak sözcük anlamı olarak "bozulma", "beğirme (koç melemesi)", "bağırma, feryat etme"den kaynaklanır. Bu özellik (ilerde açıklanacak olan) Ankara yöresi Seğmen oyunları figürlerinde olduğu gibi, Orta Anadolu Bozkır iklimine en iyi uyum sağlayan koçla özdeşleşmenin müziğe yansımasıdır.

Aşk, kader, ölüm, gurbet, sıla özlemi, sitem, isyan, ilenç ve üzüntü içeren bozlaklar, çok içli ve ince bir duygu yükü taşırlar.

Bozlaklar, bağlamanın alt tel "la" orta ve üst telin "re" ye çekilmesiyle elde edilen "bozlak düzeni " ya da "abdal düzeni"yle çalınır. Ancak alt ve orta telin "la", üst telin "sol"a çekilmesiyle elde edilen düzende de bozlak çalındığı görülmüştür.

Genellikle tiz seslerden ve yüksek bir ritmle başlayan bozlaklar daha sonra ağırlaşır ve dinleyenleri içeriklerindeki duygu yükünün etkisine alırlar.

Bozlaklar da ağıt ve uzun havalar gibi olay anında akla geldiği gibi söylendiğinden genellikle vezin içermezler, belli bir uyak düzeninde çalınıp söylenirler.

Bozlaklara örnek olarak Ankara'dan Keskin'e giden bir trenin çarpması sonunda ölenlere Keskinlilerin duygularını anlatan "Ankara'da yedim taze meyvayı" verilebilir.

Ankara'da yedim taze meyvayı
Boşuna da çiğnedim yalan dünyayı
Keskin'den de sildirin benim künyeyi
Söyleyin anama anam ağlasın
Anamdan gayrısi yalan ağlasın
Ankara'dan çıktım başım selamet
Keskin'e varmadan koptu kıyamet
Nazlı gelin de anam kime emanet
Söyleyin anama da çalsın nennimi
Kim alırsa alsın nazlı gelini
Keskininen Ankara'nın arası
Arasına da boz bulanık sular durası
Ne zormuş da anam gönül yarası
Söyleyin anama anam ağlasın
Anamdan gayrısi yalan ağlasın
Trene bindim de tren sallandı
Zalim doktor da ciğerimi elledi
İyi olursun dedi köye yolladı
Söyleyin anama da çalsın nennini
Kim alırsa alsın nazlı gelini

Ağıtlar

Ağıtlar her zaman hüznü, kederi, bir acıyı ve vakitsiz ölümleri anlatırlar.

Ağıt yakanlar, çok türkü ve ağıt bilen, sesleri güzel ve dokunaklı olan kimselerdir.

Ağıtlar ya olay ile yakından ilgisi olanlar tarafından ya da bu işi meslek edinmiş kimseler tarafından söylenir.

Sayısı pek çok olan bu ağıtlardan tipik ve güzel olan birkaç ağıt örneği vermekle yetindik.

Bunlardan ilki genç yaşta öldürülen ünlü bir efeye yakılan ağıttır.

Yağcıoğlu Efenin Ağıtı

Üç günden beri ahırda hapis kalan kır atı çekti. Üzerine sağrısını renkli püskülleri ile örten işlemeli Osmanlı eğerini vurdu. Ufak namlulu kakma sedefle kaplı mertinini terkisine soktu, kapının önündeki binek taşına kır atı çekti ve bir sıçrayışta binmesiyle mahmuzlaması bir oldu.
Bir hamlede Erzurum Mahallesini geçti. Maşatlığın altından güneşin battığı tarafa giden tozlu yola çıkıverdi.
Kır at, bu yolları çok iyi bilirdi
Bu yollardan bu, kaçıncı geçişiydi
Yelesini silkti, başını sağa, sola bir iki defa kaldırdı ve rahvan bir yürüyüşle Akköprüyü bir hamlede alıverdi.
Artık Ankara çoktan arkada kalmış, güneş, son ve ölgün ışıklarıyla Ankara Kalesini koyu bir kızıllıkla tutuştururken, uzaktaki sıra mor dağların ardına gömülüp gidiyordu.

Bu yol Beypazarının Karaşar Nahiyesine uzanırdı. Ama bu sefer ki yolculuk o tarafa değildi. Bu tozlu, ıssız yolun hemen sağında ağaçlar arasında daha ziyade zenginlerin ve ağaların konakladığı küçük iki katlı hanımsı şirin kulube vardı. Yukarıda bir odası, aşağıda da küçük iki odası, arkada bir ahır ve salonda bir peyke ile kavak dallarından yapılmış basit bir masası vardı. Bu küçük misafir haneyi, yaşlı, uzun kır saçlı, yılların kırıştırdığı yüzü, daima gülen Baba Oğuz işletirdi.
Kırk küsür yıldan beri bu küçük hanı işleten Boğuz ağaların sevgilisi olmuş, adeta Türkleşmişti.
Kır at, hanın önüne gelince her zamanki gibi uzun uzun kişnedi. Boğuz sesi tanımıştı. Birden koşarak kapıyı açtı. İki kat eğilerek ağayı selamladı, hemen atın geminden tuttu ve kapının önündeki iğde ağacına bağladı.
Kimdi bu gelen? Bu gelen lalettayin bir konuk değildi.
Evet bu gelen, o zamanın Ankara’sının meşhur dillere destan efesi, Yağcoğlu Ahmet Ağa idi.
Ellerini oğuşturarak ağaya yol açan Boğuz
Efelerin efesi ağam! Hoş geldin; sefalar getirdin, evime şeref verdin! Diyerek onu kapıdan buyur etti.
Her zaman onun sırtını sıvazlayan hal hatır soran ağanın yüzü bu sefer asık ve neşesi yoktu. Geniş adımlarla yukarıdaki odaya çıktı, köşedeki erkan minderine bağdaş kurup oturdu.
Boğaz, ağanın canının bir şeye sıkıldığını yüzünden okumuş fakat sual sormak cesaretini kendinde bulamamıştı.
Onu daha fazla üzmemek, kızdırmamak ve hizmette kusur etmemek için ortada fırıl firıl dönüyordu. Yıllanmış şarapla dolu bir testiyi ve üzeri meze ile donatılmış bir siniyi ağının önüne beş dakikada hazırlayıp getirdi.
Boğuz odaya girip çıktıkça, ağanın silahlığından çıkardığı gümüş köstekli saatine sık sık, bakışından, onun dönüp gideceğini anlamıştı. Kendi kendine içinden; "Nedir acaba ağayı bu kadar üzen şey?" diye düşündü yoksa!. İşin içinde bir kadın meselesi mi vardı?" Tecrübeli boğuz yanılmamıştı.
Yıllardır seviştiği dostu Şahinde’den ağa şüpheleniyordu
O gün Şahinde’ye iki üç gün için Karaşara gideceğini söylemiş, gece aniden dönüp, içini kurt gibi kemiren şüpheyi söküp atacaktı.
Ağa durmadan içiyor, tek kelime bile konuşmuyordu. Vakit gece geçmişti. Birden sofralık kalktı ve:
Boğuz çabuk atı hazırla diye bağırdı. Bu gürleyen sesten derin bir sessizliğe gömülen küçük han sallanır gibi oldu.
Efe, kır ata atladı karanlıklar içinde uyuyan Ankara'ya doğru gecenin sessizlik ve serinliği içinde dört nala uçar gibi kayboldu.
Gidişi gibi dönüşünde de kırat bir hamlede şehrin dar ve karanlık sokaklarına dalıverdi. Yüksek kerpiç duvarla çevrilmiş bir kapının önünde durdu. Her zaman olduğu gibi iki ön ayaklarını havaya kaldırarak şahlandı arka ayaklarının üzerinde bir çark yapıp, duvarın dibine yaklaştı.
Yağcıoğlu bir kaplan çevikliğiyle atın üzerinden duvara atladı; ordan zegaha çıktı ve dev yapılı vücudu ile yapıya yüklendi. Kapı bu acı kuvvete dayanamıyarak ardına kadar açıldı.
Evet; Yağcıoğlu efe aldanmamıştı. Şahinde’yi yorazı ile basmıştı. Neye uğradığını şaşıran Hacı İbrahim için yapılacak iş kalmamıştı birden ağanın ayaklarına kapandı, yalvardı ve:
Ağam kıyma gençliğime bağışla affet beni, tövbe, bir daha buralardan geçersem öldür beni.
Diye yalvardı...
Ağa ayaklarının dibinde yatan Hacı İbrahim’in bu perişan haline baktı, bir kadın için bir yiğite, kıyamazdı. Bu onun şanına yakışmazdı.
Kalk! korkak herif kalk! Yiğitlik öldü mü? Be Hey korkak!...
Delikanlılığın erkekliğin ayaklar altına serildiğini gören efe elinde tuttuğu topluyu silahlığına yerleştirirken:
Seni bu seferlik bağışladım, eğer bir daha değil benim, adımın dolaştığı yerlerde görürsem ibreti alem için seni öldürürüm dedi ve karanlıklar içinde kaybolup gitti.
Aradan üç beş ay ya geçmiş ya geçmemişti, şiddetli ve bir kıştan sonra bahar gelmiş, Ankara'da her yerden bahar fışkırıyordu.
Yağcıoğlu o gün içinde garip anlıyamadığı bir sıkıntı ile uyanmıştı.
Gizli bir el sanki yüreğini sıkıyor, içi daralıyor, şimdiye kadar duymadığı hissetmediği bir sıkıntı, boğazına gelip düğümleniyordu.
İçindeki bu sıkıntıyı biraz olsun def edip atmak için doğruca Hacı Mehmedin lokantısına uğradı, yukardaki odaşına çıktı; her zamanki gibi içkisi geldi bir iki bardak içti, şarap dahi ona bir tuhaf gelmişti..
Bir ara duvarda asılı sazı aldı bir iki gezinti yaptı, çok sevdiği kendi zeybeğini çaldı, nafile!.. Yüreğindeki o sıkıntıyı bir türlü söküp atamadı.
Sazı yerine astı, bir kadeh daha aldı, şöyle şehirden dışarı çıkıp belki açılırım diye düşündü ve tam kadehi başına kaldırıp yudumlarken kapının önünde bir gölge görür gibi oldu. Birden gözlerini oğuşturarak dikkatlice bakınca kapının önünde duranın Hacı İbrahim olduğunu farketmişti bu ne cüretti!.. Bu ne saygısızlıktı!..
Artık ona dersini vermenin zamanı gelmişti. Birden kabzasını kavradığı topluyu iki el arka arkaya ateşledi, meyhanenin derin sessizliğini delen bu acı tabanca sesi arasında Hacı İbrahim sağ omuzunu tutarak:
Ah anam yandım!
diyerek masanın altına yığılmıştı. Yağcıoğlu namlusundan hala duman çıkan toplu tabancasını silahlığına soktu, işlemeli cemedamını omuzuna aldı, meyhanenin kapısından çıkmak üzere idi ki; işte ne olmuşsa o anda olmuştu. Koca yiğit, koca çınar dalı, Ankara'nın ünlü efesi, henüz otuz üç yaşında koç yiğit arkasından atılan üç kurşunla vurulmuştu.
Bir an yerinde sarsıldı, sendeledi namert kurşun kalbini delmişti. Elini tekrar silahlığına attı amma, çekip çıkartmak için o kuvveti kendinde bulamadı. Gözü karardı, moraran dudaklarından sadece "anam" kelimesi dökülebildi. Bir dağın heyelanı gibi dev vücudu oracığa yığılıverdi.
Masanın altına yatan İbrahim ölmüş numarası yaparak, onu arkasından vurmuştu..
Bu ünlü efeye, bu yiğit zeybeğe ağlamayan, yas etmeyen Ankaralımı kaldı!..
Cenazesi kaldırılırken Erzurum ayağına insandan kale kurulmuştu. Çoluk çocuk, ihtiyar ardından dövündü, ağladı yas etti. Fakat o arkasında bir yiğitlik destanı ve üç körpe yavrusunu öksüz bırakıp gitmişti. Mekanı cennet olsun. İşte bu ünlü zeybeğin ağıtı.

Ben bir Yağcıoğluyum tükenmez derdim
Vilayetim Ankara mert oğlu merdim
Otuz üç yaşımda toprağa girdim
Vekilim Mustafa Fehmi evlat
Zeybeğim, zeybeğim şanlı zeybeğim
Ankara'nın içinde ünlü zeybeğim
Çekin kır atımı nalbant nallasın
Örtüverin bürüncüğümü sinek konmasın
Beni öldürene bu dünya kalmasın
Zalim kurşunu ile giden Ahmedim
Zeybeğim, zeybeğim şanlı zeybeğim
Ankara'nın içinde ünlü zeybeğim
Evimizin önü bir büyük bostan
Yağcıoğlu vurulmuş dillere destan
Her ana doğurmaz böyle bir arslan
Azgın yara ilen giden Ahmedim
Konma bülbül konma mezar taşıma
Şu gençlikte ölüm geldi başıma
Kahveden çıkdım başım selamet
Meyhaneye vardım koptu kıyamet
Üç körpe kuzum kime emanet
Vekilim Mustafa Fehmi evlat
Zeybeğim zeybeğim şanlı zeybeğim
Karaşarın içinde ünlü zeybeğim
Mezarımı Erzuruma katsınlar
Üstünede tarihin atsınlar
Vah
Bir yiğit ölmüş desinler
Zalim kurşunu ile giden Ahmedim
Erzurum çeşmeside horlaya horlaya akar
Benim üç körpe kuzum yollara bakar
Yağcıoğlunun ölümü çok canlar yakar
Azgın yara ile giden Ahmedim
Zeybeğim zeybeğim şanlı zeybeğim
Ankara'nın içinde ünlü zeybeğim
Kır atım ahırda bağlı kaldı
Martinim duvarda asılı kaldı
Üç körpe kuzumda ellere kaldı
Vekilim Mustafa Fehmi evlat
Ötme bülbül ötme mezarım başında
Kara toprak sardı beni genç yaşımda

#6
Woodpecker

Woodpecker

    Ağaçkakan Woody

  • Yetkili
  • 5.957 İleti
Halk Oyunları

Ankara yöresinde oynanan halk oyunları incelenirken halk kültürü ürünlerini doğuran, geliştiren tüm öğeler göz önünde bulundurulmuş, kültür oluşumunun canlı örneklerinden olan halk oyunlarının gelenek kaynağı elden geldiğince araştırılmıştır. .

Yöre oyunlarının büyük bir bölümünün türkü eşliğinde oynanıyor olması halk oyunlarının sınıflandırılmasında önemli bir etken olarak karşımıza çıkmaktadır. Karşılaşılan diğer güçlüklerde göz önüne alınarak, halk oyunlarının aşağıda belirtildiği biçimde sınıflandırılması araştırma grubumuz tarafından uygun görülmüştür:

1-Zeybek
2-Düz Oyunlar
3-Halaylar
4-Muhabbet Oyunları
5-Kadın Oyunları

ZEYBEKLER
Yaptığımız araştırmalar sonucunda, Ankara halk oyunlarının önemli bir bölümünü "zeybek" türlerinin oluşturduğu gözlemlenmiştir. Bu oyunlar değişik figürleriyle yiğitliği, mertliği simgelerler.

1.Seğmen Zeybeği: Davul ve Zurnayla oynanması nedeniyle yörede oynanan diğer zeybeklerden farlı olan Seğmen Zeybeği iki ya da üç kişiyle, düğünlerde düzenlenen seğmen alayının önündeki efelerce oynanır. Kılıç ya da teke palası kuşanan efeler oyun boyunca bunları havada savururken naralar da atarlar. Seğmen alayından en az üç davul zurna bulunur. En başta bulunan davul zurnanın önünde yaşlı zeybekler, onların arkasında daha genç zeybekler yer alır.

2.Ankara Zeybeği: Tüm zeybek oyunlarında olduğu gibi, her figürüyle yiğitlik ve mertlik anlatan Ankara Zeybeği, ağır bir zeybek olup bağlama ile oynanır. Kendisine özgü ağır ve taklı bir melodisi vardır. Üçlü saçayağı (kazayağı) biçiminde oynanılanı daha gösterişlidir.

Duruş, kasılış ve poz, bu zeybek oyununun görkemini ortaya koyar. Ayaklar açık, sağ ayak kırık ve biraz önde başlanan oyunda sağ el silahlıkta durur ve baş parmak bıçak kabzasının hemen yanına sokulur. Sol el ise bükülerek ar- kaya bele götürülür. Bağlama oyun melodisi girer girmez hafif bir gevşemeyle eller çözülür ve dirsekler omuz hizasında olduğu halde oyuna girilir. Dizler hafifçe büküktür, önce sağa, ardından sola eğilen beden oyun boyunca yaylanır. Oyunun giriş türküsü Hakkı Güner Efe'den derlenmiş biçimiyle şöyledir:

Ay doğar Bedir Allah
Bu sevda nedir Allah
Ya yarimden bir haber
Ya bana sabır Allah
Amanın estanesine
Kavrulmuş kestanesine
Vurgunum bir tanesine
Ay doğar arasından
Bulutlar arasından
Kız göğsün görünüyor
Düğmeler arasından

3.Mendil Zeybeği: Bu zeybek oyunu ağır ve akıcı figürleriyle Ankara zeybeğine benzemektedir. İki kişi tarafından ve bağlamayla oynanan bu zeybeğin en güzel görünüşü çöküşte her iki dizin yere vurulduktan sonra doğrulmasındadır.

4.Karaşar zeybeği: Zeybek adını Ankara'nın ilçelerinden Beypazarı'na bağlı Karaşar bucağından almıştır. Tütün kaçakçılığının yapıldığı yıllarda bu kaçakçılık işini yörede tanınmış ağalar yaparlardı. Karaşar bucağında kaçakçılıkla ilgilenen ve halk tarağından sevilip sayılan 5 kardeşin bir baskın sonucunda öldürülmesi Karaşar'ı yasa boğmuş, 1885 yılında silahlı çatışmada öldürülen bu beş kardeşe söylenen türküden hareketli, canlı, kıvrak bir zeybek oyunu doğmuştur. Gerek melodisindeki akıcılık, gerek oyundaki tek ayak figürleri ile güzel bir oyun olan zeybeğin sözleri şöyledir:

Zeybek misin zeybek donu giyecek efem
Katil misin tatlı cana kıyacak
Cahil misin el sözüne uyacak efem
Koç gibi meydanlarda dönenlerdeniz
Biz ahbap uğruna ölenlerdeniz.
Döküldü mü maşrapamın kalayı efem
Bozuldu mu zeybeklerin alayı
Düşmanları öldürmenin kolayı efem
Yattım uykulardan uyanamadım
Yağlı kamalara dayanamadım
Alıverin martinimi atayım efem
Atayım da Karaşar'ı katayım
Fırsat virin düşmanları haklayım efem
Koç gibi meydanlarda dönenlerdeniz
Biz millet uğruna ölenlerdeniz
Zeybekleri yaylalarda bastılar efem
Cepkenini çam dalına astılar
Beş kardeşi bir tahtada kestiler efem
Öldürmem Üseyin'i kıymayın Ali'ye
Kelleleri bahşiş gitti valiye.
Üseyiniminde biber gibi benleri efem
Al kan oldu da cepkenimin yenleri
Şan verdi de bu diyarın efeleri efem
Öldürmen Üseyin'i kıymayın Ali'ye
Kelleleri bahşiş gitti valiye
Üzengin kırıldı indim bağladım efem
Çektim martinimi kavzasından kavradım
Ben annemi nafile yere ağlattım efem
Öldürmen Üseyin'i kıymayın Ali'ye
Kelleleri bahşiş gitti valiye.

5.Yağcıoğlu Zeybeği: Bu zeybek Yağcı Oğlu Fehmi Efe'nin babası, Yağcı Oğlu Ahmet Ağa'ya adanmıştır. Zeybeğin ritm ve ayak oyunları poz ve hareketleri tam bir mertlik ifade eder. Diz vuruşları ve dönüşleri, tatlı melodisiyle büyüleyici havası seyredenlerin benliğini sarar ve insanı yıllar öncesinin Ankara'sına alıp götürür. bu zeybekte bağlama ayakta çalınır. Oyunun sözleri şöyledir:

İbram çavuş höyüklerin iniyor aman
Elma gözlü kır atına biniyor hey
Öcüoğlu tütünleri vermiyor aman
Ben vuruldum gidiyorum ahrete hey
Selam söyen Yağcıoğlunun Ahmet'e hey
Höyüklünün edirafı köşk olsun aman
Beni vuran efelere aşk olsun hey
Aynalı martin mezarıma taş olsun aman
Ben vunuldum gidiyorum ahrete hey
Selam söylen Yağcıoğlu'nun Ahmet'e hey
Varın bakın değirmenin döner mi aman
Değirmene bin başımda iner mi hey
Bin başımda kır atına biner mi aman
Ben vuruldum gidiyorum ahrete hey
Selam söylen Yağcıoğlu'nun Ahmet'e hey.

DÜZ OYUNLAR:

Ankara oyunları figür açısından benzerlikler gösterir. Bu oyunların tamamında göğüs ileride ve baş sürekli dik tutulup ileriye bakar. Düz oyunların hiç birinde vücut sallanmaz, yere eğilinmez ve çökülmez. Ayak oyunları kol hareketleriyle uyum ve düzen içerisindedir. Düz oyunlar grup halinde ve sadece bağlamayla oynanır.

1. Misket:

"Caminin ezanı yok
İçinin düzeni yok
Çok memleketler gezdim
Misketten güzeli yok" diye başlanan Ankara'nın tanınmış oyun havalarından birisidir misket... Bütün düğünlerin sazlı sözlü eğlencelerin baş türküsü ve oyunudur. Oyunun üç önemli hareketi vardır.

1. Duruş

2. Yürüyüş

3. Sekiş

Misket, Ankara'da yıllarca önce yaşanmış gerçek ve ölümsüz bir aşkı anlatmaktadır. Efe yavuklusunun oyalı beyaz yazması anasında kızaran yanaklarını misket elmasına benzetildiğinden ona bu ismi vermiştir. (Misket elması Ankara'da yetişen küçük ve çok kırmızı olan bir elmanın adıdır.) Misket'inden ayrı kalan delikanlı hasretini, yüreğini kavuran, yakan sevgisini bağlamasıyla getirir.

Güvercinim uyur mu?
Çağırsam uyanır mı?
Misket orda ben burda
Buna can dayanır mı?
A benim aslan yarim
Dağlara yaslan yarim
Dağlar cefa götürmez
Sineme yaslan yarim
Güvercin uçuverdi
Kanadın açıverdi
Eloğlu değil mi
Sevdi de kaçıverdi
A benim hacı yarim
Başımın tacı yarim
Eller bana acımaz
Sen bari acı yarim
Caminin ezanı yok
İçinin düzeni yok
Çok memleketler gezdim
Misketten güzeli yok,
Yılan aktı gazele
Gönül düştü güzele
Vallah billah kıyarım
Yarim ile gezene.
Oy farfara farfara
Ateş düştü şalvara
Ağzım dilim kurudu
Kız yalvara yalvara
Caminin ezan vakti
İçinin düzen vakti
Ben misketi kaybettim
Sonbahar gazel vakti.
Üzüm dengi yıkıldı
Şarap suya sıkıldı
Verin benim yarimi
Benim canım sıkıldı.
Ördek gölde süzülür
İnci mercan dizilir
Açma misket göğsünü
Hastamız var üzülür.
Daracık daracık sokaklar
Kızlar misket yuvarlar
Kızlar koca bulmuyor
Kocaman kocaman karılar.
Havuz başı, su başı
Ben istemem yüzbaşı
Olursa müşir olsun
Dosta düşmana karşı
Yılan kaydı kamışa
Su neylesin yanmışa
Mevlan sabırlar versin
Yarinden ayrılmışa.

2.Hüdayda (Fidayda): Ankara yöresinin bilinen oyunlarından birisidir. Adını yıllar öncesinin Ankara'sında yaşanmış, hatta padişaha rakkaselik yapmış, güzel, güzel olduğu kadar işveli, şuh bir dilber olan bahtsız Fatma (Hüda)nın öyküsünden almıştır.

Hüdayda oyunun sadece ikişer kişilik gruplarla oynanması kendine özgü özellikleri arasındadır.

Oyuncular karşılıklı tatlı bir kasılmayla ağır ağır (kostak kostak) gezinmelerinden sonra oyuna girilir.

Durgun denizin meltem rüzgarında hafif hafif sallanan dalgaları gibi, efe si- lahlığından silahını çeker, önce sağa, sonra sola, sonra tekrar sağa sallanarak silahını ateşler. Karşılıklı gidiş geliş ve yanyana sekiş hareketleri durgun de- nizde kanat çırpan martı güzelliğindedir.

Ankara'lı, küpteki bulguruna kadar yedirdiği bu güzel şuh ve işveli hüdaydasına bağlanmasıyla şöyle seslenir:

Dama çıkma kaşa çık
Arpalar kara kılçık
Eğer beni seversen
AI bohçanı yola çık.
Hüdayda da Ankaralı Hüdayda
Beşyüz altın yedirdik bir ayda
Beş yüz daha yedirsek, ne fayda
Dama bulgur sererler
Çıkma boyun görürler
Saçın ibrişim telli
Hançere bağ örerler.
Hüdayda da samur kürküm hüdayda
Gitti de gelmedi altı ayda
Başını da yesin yavrum bu sevda
Bulguru kaynatırlar
Yaylada yaylatırlar
Bizde adet böyledir
Güzeli oynatırlar
Hüdayda da köylü kızı hüdayda
Bende takat kalmadı ne fayda
Kalloş botin alalım ne fayda
Dama çattım hatmayı
Çağırın gelsin Fatma'yı
Fatmam nerden öğrenmiş
Yorgandan kol atmayı
Hüdayda da sarı kız da hüdayda
Tarla tapan kalmadı ne fayda
Başını da yesin yavrum bu sevda
Gökte yıldız sayılmaz
Çiğ yumurta soyulmaz
Güzel seven yiğidin
Hiç kolları yorulmaz.
Hüdayda da Ankara'lı hüdayda
Cepte para koymadın bu ay da
Gittin de gelmedin ne fayda

Hüdayda'nın da Misket'te olduğu gibi halk arasında söylenen değişik birçok sözü daha vardır.

HALAYLAR:

Yöre halay oyunlarının en tanınmışı Ankara Halayı'dır. Bu halay genellikle düğünlerde ve diğer eğlentilerde oynanır. Çubuk ilçesinde oynanan "ağırlama" ve "hoplatma" gibi iki bölümden oluşan halaylar olduğu gibi yine aynı yörede tek bölümden oluşan halayların varlığı araştırma grubumuzca belirlenmiştir. Halaylar genelde sözsüzdür ve davul zurna eşliğinde oynanırlar. Hoplatma bölümünde söz de bulunabilir. Örneğin Çubuk yöresinde oynanan "Çorum Havası", "Gidiyorum Çoruma/ Bir taş değdi koluma" sözleriyle başlar, büyük bir grup tarafından oynanır. Halay çekenlerin başındakine "başadur" (halaybaşı) denir. Çoğunlukla erkeklerin oynadığı bu oyunun aralarında bozlaklar okunur.

Kızılcahamam'da Modanlı Türkmen'lerin de halay oyunları kadın ve erkekler tarafından ayrı ayrı oynanır.

Haymana dolaylarında oynanan halaylar "üç ayak" denilen biçimde üç ileri, üç geri adım atarak oynanır.

Alevi türkmenlerin yoğun olarak bulunduğu Bala ve çevresinde halay oyunların diğer oyunlara göre daha fazla ağırlık kazanır. Bu yörede Ağır Halay, Arzu ile kanber, Yanlama, Yelleme, Afşar ve Keçeli Halayları yaygındır. Bu yörede ayrıca Üç Ayak Horonu, Hop Barlem, Yeldirme ve Köroğlu ezgisiyle oynanan Sinsin gibi halay türlerinede araştırma grubumuzca rastlanmıştır.

Nallıhan'daki halaylar birinin, elinde mendille, ortaya çıkmasıyla başlar. Bunun üzerine çevresinde bulunanlar o kişinin yanında halaya dizilirler.

Döne döne oynanan "Cezayir Oyunu", Beypazarı'ndaki karşı türkü halaylar ve "halkalam" gibi tek halaylar da Ankara ve dolaylarında çok beğenilen oyunlar arasındadır.

MUHABBET OYUNLARI:

Bu oyunlar belli bir düzen içerisinde olmayıp, adı geçen türkünün ezgi ve ritmine uygun olarak oynanır. Bu oyunlardı da düz oyunların figürleri serbest olarak kullanılır. Genellikle düğün, kına nişan gibi törenlerde oynanan bu oyunlar erkekler tarafından düzenlenen içkili, sazlı, sözlü muhabbetlerde oynanır.

Cümbüş Alemi: Kadın oynatılan, içki içilen toplantılar toplum tarafından pek onaylanmadığı için bu tür eğlenceler Ankara Hisarı gibi gözden uzak yerlerde yapılırdı. Her yaştan erkeğin katılabildiği Cümbüş Alemlerinde yer alabilmenin tek koşulu sır saklayabilmek ve kurallara uymaktı. Cümbüşte saz çalınıp, türkü söylenmesi ve kadının oynaması efe ve yardımcıları olan "sakallıların" iznine bağlıydı. Başköşe yaşlı efenin olur diğer kişiler ise yaşlarına ve toplumsal konumlarına uygun olarak odada yer alırlardı. Yaşlılar bağdaş kurarken gençler diz üstü oturur, ancak izin verildiğinde bağdaş kurabilirlerdi. "Lan" denilen iki veya üç kadın efenin buyruğuyla sigara yakar ve oynardı. Bu gecede bağlamayla türkü, divan, koşma söylenir, ardından da oyun havalarına geçilirdi.

Oyun sırasında kadının belden yukarısına bakmak ve kadınla gözgöze gelmek "efe" ye hakaret sayılırdı. Bağlama çalınıp, türkü söylenirken elden geldiğince sessiz olunurdu.

Bu tür muhabbetler evlerde olmak koşuluyla halen düzenlenmektedir.

Cirit: Kızılcahamam'da "diğnek" oyunu da denilen bu oyun at üstünde veya atsız oynanılır. "Düğün Ciridi" denilen bir türü yalnızca düğünlerde oynanır. Gelin baba evinden alındıktan sonra köy meydanında başlayan düğün ciridine delikanlılar seğmen kılığında katılırlar.

Sıra Gezme: İçkisiz, yemekli, cümbüşlü söyleşi toplantılarıdır. Toplumun genel olarak ilgi gösterdiği eğlentilerdedir. Kural gereği yaşlılardan bir "yarenbaşı" iki tane de "yarenbaşı yardımcısı" seçilir. Seçenlerede "yaren" denir. Akşam yemeğiyle eğlenti başlar. .Gençlerin toplum kurallarına uyup uymadıklarının da sınandığı bu sıra gezme toplantılarının eski bir Yeniçeri .geleneği olduğu sanılmaktadır.

Cengi Oyunları: Özellikle Çubuk ve yöresindeki cümbüşlerde cenginin özel bir yeri vardır. Beypazarı'nda cengi oyunlarına "muhabbet" de denir. Cengiler zille oynar. Düğünlerde ve hamamın yıkanma bölümünde mutlaka cengiler oynatılır.

Bir cengi toplumunda oyuncular, çalgı takımı, yardımcılar ve yöneticiler bulunur. Hepsine birden "cengi kolbaşısı" denir. Cengi oyununda bağlamanın sesini kısmak için sapı ile gövde arasına bir yazma bağlanır.

Muhabbet oyunlarına örnek olarak aşağıdaki türküleri vermeyi uygun gördük.

Su sızıyor

Su sızıyor
Taşların arasından
Eğil bir yol öpeyim
Kaşların arasından
Oğlan mavilim oğlan
Sözünede havilim oğlan
Bacın benden kov vermiş
Yalan aslanım yalan
Tarla tezek değilmi
Ciğer ezik değilmi
Eller yarini almış
Bana yazık değilmi
Oğlan mavilim oğlan
Sözüne de havilim oğlan
Bacın bana kov vermiş
Yalan aslanım yalan

KADIN OYUNLARI

Daha önce sözü edilen, zeybekler dışındaki tüm oyunlar kadınlara figürlerle kadınlar tarafından da oynanmaktadır. Bunların dışında sadece kadınlar tarafından oyunlarada araştırma grubumuzca rastlanmıştır.

Allılar: Araştırmamız sürsince bu oyunun hemen hemen her ilçede kadınlar tarafından oynandığı gözlemlenmiştir.

Allılar, Anadolu'nun güzel ve genç kızının sevdasını bir sevcen yüreğin hoplayışı ile dile getirmesidir. Anadolu kızı sevdiğini görmüş sevinçten oynayıvermiştir. Sevdiğine güzel görünmek için bu oynayış içerisinde "bak aynaya, ko bellere bellere, al giydim alsın diye, mor giydim sarsın diye" sözleriyle duygularını dile getirir.

Oldukça kıvrak olan bu oyun iki kadının karşılıklı, ayaklarını çapraz yapıp sekmeleri ve bu sekişi el ve kol hareketleriyle tamamlamaları ile oluşmaktadır. Yapılan her hareketinin kendine özgü bir anlamı vardır. Genç kız el hareketleriyle kiminde aynaya bakarak süslenmekte, kiminde de ellerini bırakarak meydana süzülmektedir.

Allılar hava havalanıyor
Allılar hava bulutlanıyor
Allılar benim sevdiğim oğlan
Allılar yeni bıyıklanıyor
Allılar hop allılar allılar
Allılar ak gürgen kara gürgen
Allılar budan doruktan budan
Allılar ben yar bulur varırım
Allılar sen sözlerinden utan
Allılar hep allılar allılar
Allılar kara tren kayda gel
Allılar askerleri sayda gel
Allılar ben izini istemem
Allılar tezkereyi al da gel
Allılar hop allılar allılar
Allılar çayda yudum bulaşık
Allılar içine saldım kaşık
Allılar yarim kimle güreştim
Allılar kehküllerin dolaşık
Allılar hop allılar alllılar
Allılar karşıda gürgen dalı
Allılar dallarını kırmalı
Allılar sevipte aldatanı
Allılar ta kalbinden vurmalı
Allılar hop allılar allılar

Pazarda Kına: Elamadağ düğünlerinde genç kızların dörder kişi ile oynadığı bir oyundur. Oyunun türküsü oynayan kızların tümü tarafından söylenir. Oyun kınalı ellerin karşılıklı el vurmalarıyla güzelleşir. Karşılıklı vur- manın çıkardığı ahenk türkünün ritmini sağlar.

PAZARDA KINA

Pazarda kına
Okkası ona
Sevdiğim suna
El elime yar
Kol koluma yar
Bir zaman olurda
Girer koynuma yar
Pazarda kaşık
Bala bulaşık
Sevdiğim aşık
El elime yar
Kol koluma yar
Bir zaman olurda
Girer koynuma yar
Pazarda keçi
Sallanır kıçı
Gavurun piçi
El elime yar
Kol koluma yar
Bir zaman olurda
Girer koynuma yar
Pazarda kağnı
Tekeri çardı
Püskürme benli
El elime yar
Kol koluma yar
Bir zaman olurda
Girer koynuma yar

DINIT

Polatlı Şeyhalı köyünde rastladığımız bu oyun daire şeklinde hâlka olan altı kişiye döne döne oynanır. Bu arada türküsü söylenir. Nakarat kısımlarında "Haydin kızlar" denilir ve sekerek bir sağa bir sola dönülür.

Ak taşı kaldırmalı
Yılanı öldürmeli
Yılan benim arkadaşım
Cennet göndermeli
Haydin kızlar dınıta
Dönüver kızlar dınıta
Değirmenin bendine
Döner kendi kendine
Değirmende üç kız var
En güzeli kendime
Haydin kızlar dınıta
Dönüver kızlar dınıta
Taş dönmüyor dönmüyor
Taştan bulgur enmiyor
Kör olası amcam
Sevdiğime vermiyor
Haydin kızlar dınıta
Dönüver kızlar dınıta
Entarisi aktandır
Ne gelirse haktandır
Benim seni istemem
Cenab-ı Allah'tandır
Haydin kızlar dınıta
Dönüver kızlar dınıta
Haydin kızlar dınıta da dınıta
Dönüver kızlar kapamalı dınıta
Haydin kızlar dınıta da dınıta
Dönüver kızlar soruta da soruta

#7
Woodpecker

Woodpecker

    Ağaçkakan Woody

  • Yetkili
  • 5.957 İleti
Ankara Coğrafya

13 Ekim 1923'te. kurulmakta olan yeni Türk devleti Türkiye Cumhuriyeti nin başkenti ilan edilen Ankara. Türkiye'nin İç Anadolu Bölgesi'nin kuzeybatısında bulunmaktadır. Yerküre üzerinde ise Ankara ili 38 43 40 41 kuzey enlemleri ile 30 51 34 05, doğu boylamları arasında yer almaktadır Yüzölçümü 25 978 km2 dir. Şehir merkezinin önemli bir bölümünün üzerinde kurulu olduğu Ankara Ovası'nın denizden yüksekliği 830-850 m. civarındadır. şehrin ilk kuruluş yeri olarak bilinen Ankara Kalesi'nin yüksekliği ise 980 m.'yi bulmaktadır.


Ilıman iklim kuşağındaki Ankara'da kışları az yağışlı ve soğuk, yazları ise sıcak ve kurak kara iklimi görülür. Yağışlar en çok ilkbahar mevsimindedir. Gece ile gündüz, yaz ile kış mevsimi arasında önemli sıcaklık farkları bulunur. Bununla beraber, Ankara dört mevsiminde de insanı rahatsız etmeyen bir iklime sahiptir. En sıcak aylar Temmuz (ortalama 23.1 ) ve Ağustos (ortalama 23.3° ), en soğuk aylar ise Ocak (ortalama 0.3°) ve Şubat (ortalama 1° ) olarak belirlenmiştir. Kırkbeş yılın nisbi nem ortalaması %60'tır. Kara iklimine uygun biçimde Ankara'da iki tür bitki örtüsü gelişmiştir Step ve orman Stepler az yağış alan çukur alanlarda ve bazı platolarda görülür. Şehrin kukuzeybatısında ormanlar geniş alanlar kaplar. Beynam, Kızılcahamam, Çamlıdere ormanlarında hakim ağaç türleri karaçam, ardıç ve meşedir. Tabii ormanlara ek olarak ağaçlandırma yoluyla Ankara'nın çevresi ve baraj göllerinin kıyıları ormanlaştırılmıştır. Bu sayede Ankara, dünya başkentleri içinde en çok yeşil alana sahip şehirlerden biri haline gelmiştir.

Bozkırda olmasına rağmen Ankara akarsular ve göller bakımından da oldukça iyi bir konuma sahiptir denebilir. Güneydoğuda toprakları Tuz Gölü'yle sınırlıdır. Karagöl, Mogan, Eymir Gölleri Ankaralıların gezme dinlenme yerleridir. Türkiye'nin en büyük akarsuyu olan Kızılırmak, Ankara topraklarının bir bölümünü geçerek Karadeniz'e doğru yol alır. Sakarya nehri ise Ankara - Eskişehir sınırının önamli bir bölümünü oluşturur. Sakarya'ya karışan Ankara Çayı bu çayı oluşturan Çubuk, İncesu ve Hatip çayları, yine Sakarya'ya karışan Kebirmir Suyu, Pınarbaşı, Nal Deresi ve Sofulu Çayı Ankara topraklarına hayat veren akarsulardan önemlileridir.

#8
Woodpecker

Woodpecker

    Ağaçkakan Woody

  • Yetkili
  • 5.957 İleti
Ankarada Tarım

Tarım, Ankara ekonomisi içerisinde önemli bir yer tutmaktadır. 927 yerleşim biriminde 85 bin 069 hane halkından 68 bın 512'si tarımla ve/veya hayvancılıkla uğraşmaktadır. Sadece hayvancılıkla uğraşan hane halkı sayısı da 3 bin 026'dır.

Yerleşim yerlerinde arazinin kullanılış biçimine bakıldığında; toplam yerleşim yeri alanı olan 22.224.630 dekar arazinin 6.554.775 dekarı tarım arazisi olarak kullanılmaktadır. 5 milyon 934 bin 299 dekar arazi sulanabilmektedir.

Tarla arazisi olarak kullanılan 5 milyon 990 bin 967 dekar arazinin 3 milyon 487 dekarında buğday, 1 milyon 368 bin 690 dekarında Arpa tarımı yapılmakta kalan 1 milyon 023 bin 790 dekar arazide ise diğer ürünler yetiştirilmektedir.

Toplam 373 bin 834 dekar sebze arazisinin büyük bölümünde Domates, Kavun, Karpuz, Fasülye, Hıyar gibi sebzeler yetiştirilmektedir.

Ankara tarımında önemli bir yer tutan hayvancılığın son yıllarda gerilediği görülmektedir. 310 bin 890 büyükbaş hayvanın 303 binin sığır, kalanını manda oluşturmaktadır. 1 milyon 658 bin 886 küçükbaş hayvandan 1 milyon 276 binini koyun oluştururken, 345 bin 117 ile tiftik keçisi ikinci sırayı almaktadır.

#9
Woodpecker

Woodpecker

    Ağaçkakan Woody

  • Yetkili
  • 5.957 İleti
Ankarada Sanayi

Ankara'nın Türkiye Ekonomisindeki yerinin daha iyi anlaşılması için İSO tarafından yapılan 500 büyük firma araştırmasını analiz etmek gerekmektedir. 1994 yılı itibariyle Türkiyenin 500 büyük firması içine giren Ankara Sanayi Odası'na kayıtlı 36 firmanın, cari olarak faaliyet sonuçları şöyledir. (Özel firmanın adının açıklanmaması isteğiyle çalışmalar 35 firma üzerinde yoğunlaştırılmıştır.) İncelenen 35 firmanın 10'u Kamuya, 25'i Özel kesime aittir.

ASO FİRMALARININ SEKTÖREL DAĞILIMI
İŞ GÜCÜ VE İSTİHDAM

Ankara Sanayi'nde istihdam kapasitesi olarak en yüksek oran Elektrik Sanayii'nde görülmektedir. Toplam 52284 kişinin istihdam edildiği Elektrik Sanayii'nin, istihdam edilen toplam personel içindeki oranı yüzde31'dir. Elektrik Sanayii'ni 164600 kişi ile İmalat ve Tesisat Müteahhitliği sektörü izlemektedir. Bu sektörün toplam istihdam içinde ki oranı yüzde 10'dur. Son yıllarda önemli gelişmeler gösteren Tekstil sektörü, istihdam kapasitesi olarak 3. Sırada yer almaktadır. Toplam 12213 kişinin istihdam edildiği sektörü 12101 kişi ile Muhtelif gıda sanayi takip etmektedir. Tekstil ve Muhtelif Gıda Sanayi Sektörü'nün toplam istihdam içerisindeki payı yüzde 7'dir. İstihdam kapasitesi en düşük sektör ise Asansör ve Akümülatör Sanayii'dir.


SERMAYE YOĞUNLUĞU

Ankara Sanayii'nde sermaye yoğunluğu en yüksek sektör olarak Petrol ve Kimya Sanayii geelmektedir. Petrol ve Kimya Sanayii'nin ASO üyesi kuruluşların toplam sermayesi içerisindeki payı yüzde 24'tür. İzabe ve Hadde Sanayii yüzde 13'le ikinci, Elektrik Sanayii yüzde 11 ile üçüncü sırayı almaktadır. Sermaye yoğunluğu açısından en düşük sektör istihdam kapasitesinde olduğu gibi Asansör ve Akümülatör Sanayiidir.

İŞYERİ SAYISI

ASO'ya kayıtlı sanayi işyerlerinin sektörel dağılımına bakıldığında, birinci sırayı Makina ve Alat Sanayii almaktadır. Tekstil ve Giyim Sanayii ikinci, İmalat ve Tesisat Müteahhitleri Sanayii üçüncü sırada, İzabe ve Hadde Sanayii ise son sırada yer almaktadır.

#10
Woodpecker

Woodpecker

    Ağaçkakan Woody

  • Yetkili
  • 5.957 İleti
Müzeler

Anadolu Medeniyetleri Müzesi

Ankara Kalesi'nin Güneydoğu kıyısında, Atpazarı olarak bilinen semtte bulunan iki Osmanlı yapısı olan Mahmut Paşa Bedesteni ile Kurşunlu Han; Atatürk'ün bir "Eti Müzesi" kurulması isteği üzerine zamanın Kültür Müdürü Hamit Zübeyir Koşay tarafından Milli Eğitim Bakanı Saffet Arıkan' a yapılan öneri sonunda, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından satın alınarak 1938 yılından 1968 yılına kadar süren onarımlar sonunda Ankara Arkeoloji Müzesi olarak ziyarete açılmıştır.

Bugün yönetim binası olarak kullanılan Kurşunlu Han'da çalışma odaları, kütüphane, konferans salonu, laboratuar ve iş atölyeleri; Bedesten' de ise teşhir salonları yer almaktadır. Müzede, Anadolu Arkeolojisi, Paleolitik çağdan başlayarak, Neolitik, Eski Tunç, Asur Ticaret Kolonileri, Hitit, Frig, Urartu dönemlerine ait, Karain, Çatalhöyük, Hacılar, Canhasan, Beyce Sultan, Alacahöyük, Kültepe, Acemhöyük, Boğazköy Gordion, Pazarlı, Altıntepe, Adilcevaz, Patnos kazılarından gelme çeşitli koleksiyonlar ve çeşitli dönemlere ait örnekler, Osmanlı Dönemi mekanlarında kronolojik bir sırayla sergilenmektedir.

M.Ö. I. binin ikinci yarısından başlayarak, Roma ve Bizans dönemlerine ait altın, gümüş, cam, mermer, bronz eserler ile ilk kullanılan sikkeden başlayarak günümüze kadar olanları da içine alan sikke koleksiyonları, Müzenin nadir kültür varlıklarını temsil etmektedir.

Müze Tel : (+90-312) 324 31 60 - 312 62 48
Ziyarete açık saatler : 08.30 - 17.30
Ziyarete açık günler : Pazartesi hariç her gün

Etnografya Müzesi

Etnografya, Ankara'nın Namazgah adı ile anılan semtinde, Müslüman mezarlığı olan tepede kurulmuştur. Müze 18.7.1930'da halka açılmış ve 1938 Kasım ayında Müzenin iç avlusu, geçici kabir olarak ayrılıncaya kadar açık kalmıştır. Atatürk'ün naaşı 1953'de Anıtkabir'e nakline değin burada kalmıştır. Bu kısım halen Atatürk'ün anısına hürmeten sembolik bir kabir şeklinde korunmaktadır.15 yıl süreyle Etnografya Müzesi Anıtkabir görevini görmüştür.

Etnografya Müzesi, Türk Sanatının Selçuklu Devrinden zamanımıza kadar devam eden örneklerinin sergilendiği bir müzedir. Müzede özellikle Anadolu etnografya ve folkloru, sanat tarihi ile ilgili eserleri içeren bir ihtisas kütüphanesi bulunmaktadır. Bina dikdörtgen planlı olup, tek kubbelidir. Yapının taş duvarları küfeki taşı ile kaplanmıştır. Alınlık kısmı mermer olup üzerleri oyma süslüdür. Binaya 28 basamaklı bir merdivenle çıkılır. 4 sütunlu, üçlü bir giriş sistemi vardır. Kapıdan girilince kubbe altı holüne ve buradan da iç avlu denilen sütunlu kısma geçilir. Buranın ortasına mermer bir havuz yapılmış, çatı kısmı açık bırakılmıştır. İç avlunun etrafında simetrik olarak büyüklü küçüklü salonlar yer almaktadır. İdare kısmı müzeye bitişik olup iki katlıdır.

Müze Tel : (+90-312) 311 95 56
Ziyarete açık saatler : 08.30-12.30/13.30-17.30
Ziyarete açık günler : Pazartesi hariç her gün.

Devlet Resim ve Heykel Müzesi

Atatürk'ün direktifleri üzerine Mimar Arif Hikmet Koyunoğlu tarafından 1927 yılında Türk Ocağı olarak yapılmıştır. Türk resim ve plastik sanatına ait eserler yer almakta; sergi salonlarında yerli ve yabancı sanatçılara ait geçici sergiler düzenlenmektedir.

Müze Tel : (+90-312) 310 20 94
Ziyarete açık saatler : 09.00-12.00/13.30-17.00
Ziyarete açık günler : Pazartesi hariç her gün

Cumhuriyet Müzesi

Cumhuriyet Halk Fırkası olarak tasarlanan, ancak, I. Büyük Millet Meclisi binasının yetersiz olması ve gelişen Cumhuriyet Türkiye'si Meclisinin ihtiyaçlarını karşılayamaması nedeniyle değişiklik yapılarak II. Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak kullanılmıştır.

Bodrum üzerine iki katlı olan yapının iç bölümleri, iki kat boyunca yükselen ortadaki Meclis Salonunun üç kenarına dizilmiştir. Özgün eşyaları ile Meclis Toplantı Salonu, Atatürk ilke ve inkılaplarının anlatıldığı odalar, ilk üç Cumhurbaşkanı Atatürk, İsmet İnönü, Celal Bayar dönemlerini yansıtan belgeler, fotoğraflar ile bazı şahsi eşyaları sergilenmektedir. Toplantı salonunda ise Atatürk'ün 15-20 Ekim 1927 tarihinde okuduğu Büyük Nutuk' tan bir bölüm, balmumu heykellerle canlandırılmıştır.

Müze Tel : (+90-312) 310 71 40
Ziyarete açık saatler : 09.00-12.00/13.30-17.00
Ziyarete açık günler : Pazartesi hariç her gün

Kurtuluş Savaşı Müzesi ( I. TBMM Binası)

Ankara Ulus meydanında bulunan I. Türkiye Büyük Millet Meclisi binası 23 Nisan 1920 ile 15 Ekim 1924 tarihleri arasında I. Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak kullanılmış, daha sonra Cumhuriyet Halk Fırkası Genel Merkezi ve Hukuk Mektebi olarak işlevini sürdürmüştür. 1952 yılında Maarif Vekaletine devredilmiş, 23 Nisan 1961'de "Türkiye Büyük Millet Meclisi Müzesi" adıyla halkın ziyaretine açılmıştır.

Bina; koridor, Riyaset Divanı-Bakanlar Kurulu Odası, Encümen Odası (Komisyon Odası), Dinlenme Odası, Şer'iye Encümeni Odası, İdare Odaları, Meclis Toplantı Salonu, Mescit, Reis Odası (Meclis Başkanı Odası) ve fotoğrafhane, eser depoları ve sergi salonu olarak kullanılan alt katın yer aldığı bölümlerden oluşmaktadır.

Müze Tel : (+90-312) 310 53 61
Ziyarete açık saatler : Kış: 09.00-12.00/13.00-17.00 -Yaz: 09.00-12.30/13.30-17.00
Ziyarete açık günler : Pazartesi hariç her gün

Anıtkabir Müzesi

Anıtkabir'de Misak-ı Milli Kulesi ile İnkılap Kulesi arasındadır. Atatürk'e ait çeşitli eşyalar sergilenmektedir. Atatürk'ün giydiği elbiseler, kendisini ziyaret eden yabancı devlet adamlarının sundukları armağanlar yer almaktadır.

Müze Tel : (+90-312) 310 53 61
Ziyarete açık saatler : Kış: 09.00-12.00/13.00-17.00 -Yaz: 09.00-12.30/13.30-17.00
Ziyarete açık günler : Pazartesi hariç her gün

Atatürk Evi Müzesi

Atatürk'ün doğup, büyüdüğü Selanik'teki evin ve eşyaların aslına uygun kopyasıdır.

Müze Tel : (+90-312) 212 65 06
Ziyarete açık saatler : 09.00-17.00
Ziyarete açık günler : Pazartesi- Cuma hariç

Demiryolu Müzesi

1924 yılında yapılan, tarihi değeri olan bina, bir katı 340 m2 olmak üzere iki katlı taş bir yapıdır. Devlet Demiryollarının teknolojik gelişimini gösteren malzeme sergilenmektedir.

Müze Tel : (+90-312) 310 35 00
Ziyarete açık saatler : 13.30-17.00
Ziyarete açık günler : Pazar-Pazartesi hariç

Ankara Atatürk Kültür Merkezi Cumhuriyet Devri Müzesi

Müze 27 Aralık 1987 yılında hizmete girmiştir. Binanın giriş katında bulunan müzenin duvarları Kurtuluş Savaşı'nı, devrimleri, Atatürk'ün Cumhuriyet, bağımsızlık, gençlik, sanat konularındaki sözlerini kapsayan rölyeflerle kaplıdır. Rölyefler bölüm bölüm aydınlatılarak müzik ve ses eşliğinde "ses ve ışık"gösterileri yapılmaktadır. Bu gösteriler Türkçe, İngilizce, Almanca ve Fransızca olmak üzere 4 dilde hazırlanmıştır.

Giriş katının altında ise Kurtuluş Savaşı, devrimler, kalkınan Türkiye ve kuruluşları, resim, obje, yazı, maket, slayt gibi araçlarla (445 adet) tanıtılmaya çalışılmaktadır. Bu katta ayrıca Türklerin Orta Asya'dan çıkıp Anadolu'da Kurtuluş Savaşı'nı müteakip bir devlet kurma ve Atatürk devrimlerini içeren 25 dakikalık bir multivizyon gösterisi izleyicilere sunulmaktadır.

Müze Tel : (+90-312) 342 10 10
Ziyarete açık saatler : 08.30-17.30
Ziyarete açık günler : Cumartesi-Pazar hariç

MTA Tabiat Tarih Müzesi

Müzede Jeolojik, Paleontolojik, fosil, mineral ve taş örnekleri sergilenmekte, özellikle Maraş Filine ait iskelet, 193 milyon yıl önce Ankara çevresinde yaşamış dev Amonit, Manisa Salihli Çakalar Volkanizmasında bulunmuş Anadolu'da 25.000 yıl önce yaşayan Homosapiens insanın volkan külleri üzerindeki fosilleşmiş ayak izleri sergilenmektedir.

Müze Tel : (+90-312) 287 34 30
Ziyarete açık saatler : Hafta İçi:09.00-17.00 - Cumartesi-Pazar: 10.00-15.00
Ziyarete açık günler : Resmi bayram tatilleri hariç

ODTÜ Müzesi

Orta Doğu Teknik Üniversitesi arazisi içerisinde bulunan arkeolojik alanlardan elde edilen eserler ile yavaş yavaş ortadan kalkan halk el sanat eserleri sergilenmektedir. Ayrıca, Beşevler Frig Tümülüsü kazıları buluntularından Kalkolitik, Eski Tunç, Frig çağı eserleri de Müzede yer almaktadır.

Müze Tel : (+90-312) 210 10 10
Ziyarete açık saatler : 08.30-17.00
Ziyarete açık günler : Cumartesi-Pazar hariç

Gordion Müzesi

1963 yılında bugün Yassıhöyük olarak tanınan 500 nüfusa sahip bir küçük köyün yanında kurulmuştur. Bugün Gordion Müzesi'nde kronolojik bir sergileme sunulmakta, her dönem karakteristik örneklerle temsil edilmektedir. Üç vitrinde Eski Tunç Devri eserleri, bunu takiben Kral Midas ile son bulan Erken Frig Dönemine ait eserler yer almaktadır. Bu eserler içinde Erken Demir Çağına ait el yapımı çanak-çömlekler, Erken Frig Çağına ait demir aletler, tekstil üretim aletleri sergilenmektedir.

Yeni sergi salonunda Panoramik vitrin içinde M.Ö. 700 yıllarına tarihlenen tahrip katına ait tipik bir yapı sergilenmektedir. Yeni salonun geri kalan kısmında M.Ö. 6 - M.S. 4. yüzyıla ait ithal edilmiş malzemeler sergilenmektedir. Son bölümde ise ziyaretçiler Gordion'da ele geçen mühür ve sikke örneklerini izleme imkânı bulmaktadırlar.Yeni kazılan alan Friglerin mobilya yapımında kullandıkları sedir, kokulu ardıç, şimşir, sarıçam, ceviz ve porsuk fidanları ile ağaçlandırılmıştır. Bu yeni alana nakledilen mozaik ve Galat Mezarı yapılan işlerin bir bölümü olarak sayılabilir.

Gordion Müzesi; Teşhir Salonu, Yeni Teşhir Salonu, Frig Mozaiği, İdare Bürosu, Tuvalet, Depo, Laboratuar, Roma Mozaiği, Galat Mezarı, Konut (İkametgah) tan oluşmaktadır.

Müze Tel : (+90-312) 638 21 88
Ziyarete açık saatler : Yaz: 08.30-17.30 (Her gün) - Kış: 08.30-17.00
Ziyarete açık günler : Pazartesi hariç her gün

Alagöz Karargâh Müzesi

Kurtuluş Savaşında Türk Ordusu Sakarya hattına çekilirken; Başkomutan Mustafa Kemal, Türk zevkine göre yapılmış ve döşenmiş olan Alagöz' deki Çiftlik binasına yerleşerek, savaşı buradan yönetmiştir.
Alagöz' deki bu karargâh binası, Türkoğlu Ali'nin oğulları Mahmut ve Şerafettin Türkoğlu tarafından, Büyük Atatürk'ün anısına Milli Eğitim Bakanlığınca müze yapılması için hibe edilmiş, Bakanlıkça restore edilip bahçesi düzenlenen karargâh binası, 10 Kasım 1968 tarihinde yapılan törenle ziyarete açılmıştır. Bugün Anıtkabir Müzesinin bir şubesi durumunda olup, Atatürk'ün bir kısım eşyaları ve silâhları sergilenmektedir.

Müze Tel : (+90-312) 641 65 13
Ziyarete açık günler : Cumartesi-Pazar hariç

Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü Müzesi

İstiklal Savaşında Genel Kurmay Başkanlığı olarak kullanılan tarihi bina, en modern alet ve cihazlarla 1100'ün üzerindeki çeşitli büyüklükteki istasyonlarla hizmet vermektedir. Bu tarihi binada Atatürk'ün kaldığı ve Kurtuluş Savaşı harp planlarını hazırladığı oda Atatürk Odası adıyla müze haline getirilmiştir. Bu odada bulunan soba, masa ve perdeler Atatürk zamanından kalmıştır. Ayrıca meteorolojik parametrelerin ölçümünde kullanılan birçok eski alet ve cihazların sergilendiği Meteoroloji Müzesi açılmıştır.

Ziyarete açık saatler : 09.00-12.00/14.00-17.00

Vehbi Koç Müzesi ve Ankara Araştırmaları Merkezi (VEKAM)

Keçiören'deki Vehbi Koç'a ait bağ evi restore edilerek 1994 yılında Araştırma Merkezi olarak açılmıştır. Vehbi Koç ve Ankara ile ilgili her türlü kitap, belge ve fotoğraf, film ve diğer arşivleri bünyesinde bulundurmaktadır, araştırmacılara ve halka açıktır.

Ziyarete açık saatler : 09.00-17.30
Ziyarete açık günler : Salı hariç

Diğer Müzeler

Oyuncak Müzesi A.Ü Eğitim Bilimleri Fakültesi Oyuncak Müzesi
Müze Tel: 0.312.363 33 50/335-340
Ziyaret Saatleri: 10.00-17.00 ( Cumartesi-Pazarı hariç)
Ziyaret günleri : Ziyaretler randevuludur.

Çankaya Müze Köşk
Müze Tel: 0.312.468 63 00/2675
Ziyaret Saatleri: 13.30-17.00
Ziyaret günleri : Pazar günleri ve resmi bayramlarda açık

Devlet Mezarlığı Müzesi
Müze Tel: 0.312.221 06 27
Ziyaret Saatleri: 09.30-17.00 Kış: 09.30-16.30 Cumartesi-Pazar: 10.00-17.00
Ziyaret günleri (Pazartesi-Salı hariç)

Eğitim Müzesi
Müze Tel: 0.312.311 95 56/311 30 07
Ziyaret Saatleri: 08.30-12.30/13.30-17.30
Ziyaret günleri : Pazartesi hariç

Gazi Üniversitesi Mesleki Eğitim Fakültesi Müzesi
Müze Tel: 0.312.212 64 60/45
Ziyaret Saatleri: 08.30-12.00/13.00-17.30
Ziyaret günleri : Cumartesi-Pazar hariç

Hava Müzesi
Müze Tel: 0.312.244 85 50/4059-4114
Ziyaret Saatleri: 09.00-16.30
Ziyaret günleri : Pazartesi-Salı hariç

Mehmet Akif Ersoy Müze Evi
Müze Tel: 0.312.305 21 23
Ziyaret Saatleri: 08.30-12.00/13.30-17.30
Ziyaret günleri : Cumartesi-Pazar ve resmi tatiller hariç

Milli Mücadelede Atatürk Konutu
Tel: 0.312.309 05 15/4084
Ziyaret Saatleri: 09.00-12.00/13.00-17.00
Ziyaret günleri : Pazar-Pazartesi hariç

Haritacılık Müzesi Mlli Savunma Bakanlığı Harita Genel Komutanlığı Haritacılık Müzesi
Müze Tel: 0.312.363 70 09/2038
Ziyaret Saatleri: 08.30-12.00/14.00-17.30
Ziyaret günleri : Salı -Perşembe günleri izin alınarak ziyaret ediliyor.

PTT Pul Müzesi
Müze Tel: 0.312.316 62 63
Ziyaret Saatleri: 08.30-12.30/13.30-17.30
Ziyaret günleri : Cumartesi - Pazar ve resmi tatiller hariç

T.C. Ziraat Bankası Müzesi
MüzeTel: 0.312.310 37 50/4348
Ziyaret Saatleri: 08.30-12.30/13.30-17.30
Ziyaret günleri : Cumartesi - Pazar hariç

75.Yıl Cumhuriyet Eğitim Müzesi T.C. Ankara Valiliği Milli Eğitim Müdürlü 75.Yıl Cumhuriyet Eğitim Müzesi
Müze Tel: 0.312.231 35 3 ?/223
Ziyaret Saatleri: 09.00-12.30/13.30-17.00
Ziyaret günleri : Cumartesi - Pazar ve resmi tatil hariç

Şefik Bursalı Müze Evi
Müze Tel: 0.312.441 23 90
Ziyaret Saatleri: 09.00-12.00/13.00-17.00
Ziyaret günleri : Pazartesi hariç




0 Kullanıcı konuyu okuyor

0 Kullanıcı, 0 Misafir, 0 Kayıtsız kullanıcı