İçeriğe git

Welcome to Kadim Dostlar ™ Forum
Register now to gain access to all of our features. Once registered and logged in, you will be able to create topics, post replies to existing threads, give reputation to your fellow members, get your own private messenger, post status updates, manage your profile and so much more. This message will be removed once you have signed in.
Login to Account Create an Account
Resim

Suikastler Tarihi | Ahmet Taner Kışlalı [21 Ekim 1999]

- - - - -

  • Yanıtlamak için lütfen giriş yapın
Bu konuya 7 yanıt gönderildi

#1
Sema

Sema

    Ne Mutlu Türküm Diyene!!

  • Yönetici
  • 5.470 İleti
  • Gender:Female
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü, Ülke Gündemi, Siyaset ve Köşe Yazıları...

Suikastler Tarihi | Ahmet Taner Kışlalı



Ahmet Taner Kışlalı, (d. 10 Temmuz 1939, Zile, Tokat – ö. 21 Ekim 1999, Ankara). Türk siyaset bilimci, siyasetçi, köşe yazarı ve öğretim üyesi.

Babası Ziraat Bankası veznedarı Hüsnü Bey, annesi ilkokul öğretmeni Lütfiye Hanım'dır. Siyasetbilimci olacağının ilk ipuçlarını, ağabeyi Mehmet Ali Kışlalı ile kendi geliştirdikleri 'Devlet Yönetimi' oyununda göstermiştir. Kabataş Erkek Lisesi'nden sonra Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'ni kazanmış, okurken bir yandan da Yeni Gün'de spor muhabirliği yapmıştır. 1962-1963 yılları arasında Yenigün Gazetesi'nde yazı işleri müdürlüğü de yapmıştır. Paris Üniversitesi'nde anayasa hukuku ve siyaset bilimi dalında doktora yaptı(Modern Türkiye'de Siyasi Güçler). Fransa'da tanıştığı Bordo'lu Nicole (Nilgün Kışlalı) ile 1968 yılında evlenen Kışlalı'nın, bu evlilikten İki kızı (Altınay ve Dolunay) olmuştur. Hacettepe Üniversitesi'nde siyaset sosyolojisi alanında öğretim üyeliğine başlamıştır. Askerlik dönüşü üniversiteye kabul edilmemiş, Siyasal Bilgiler Fakültesi' ne geçmiştir. 1972 yılında doçent olmuştur. 1971-1977 yılları arasında Yankı dergisi' nde yazdığı yazılarla CHP Genel Başkanı Bülent Ecevit'in dikkatini çekmiş ve 1977 yılında CHP listesinden İzmir milletvekili seçilmiştir. 1978'de Bülent Ecevit hükümetinde kültür bakanı olarak görev yapmıştır. Kültür Bakanlığı'nca Ulusal Kültür dergisini yayımlatmıştır. 12 Eylül 1980 darbesi sonrasında Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi'nde siyaset bilimi dersleri vermeye başlayan Kışlalı, 1988'de profesörlüğe yükselmiştir. 1991 sonunda Cumhuriyet gazetesinde Haftaya Bakış başlığıyla köşe yazıları yazmaya başlayan Kışlalı, 1995 yılında Antalya yolunda birlikte geçirdikleri trafik kazasında eşini kaybetmiştir. 1997'de ikinci evliliğini Nilüfer Kışlalı'yla yapan Kışlalı'nın bu evlilikten üçüncü kızı (Nilhan Nur) dünyaya gelmiştir. A. Taner Kışlalı, 21 Ekim 1999 günü, saat 09.40'da Ankara'da evinin önünde uğradığı bombalı saldırı sonucu hayatını kaybetmiştir.

#2
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı




Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı, (d. 10 Temmuz 1939, Zile, Tokat – ö. 21 Ekim 1999, Ankara). Türk siyaset bilimci, siyasetçi (eski bakan), yazar ve öğretim üyesi.



Resmi ekleyen



Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı





Hayatı


Babası Ziraat Bankası veznedarı Hüsnü Bey, annesi Kilis Kemaliye İlkokulu öğretmeni Lütfiye Hanım'dır. Kilis Kemaliye İlkokulu’ndan (1951) sonra, Kilis Ortaokulu’nu ve Kabataş Erkek Lisesi’ni (1957) bitirmiştir. Kabataş Erkek Lisesi'nden sonra Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'ni kazanmış, okurken bir yandan da Yeni Gün'de spor muhabirliği yapmıştır. 1962-1963 yılları arasında Yenigün Gazetesi'nde yazı işleri müdürlüğü de yapmıştır. Paris Üniversitesi'nde anayasa hukuku ve siyaset bilimi dalında Modern Türkiye'de Siyasi Güçler başlıklı doktorasını yaptı.

Fransa'da tanıştığı Bordo'lu Nicole (Nilgün Kışlalı) ile 1968 yılında evlenen Kışlalı'nın, bu evlilikten iki kızı (Altınay ve Dolunay) olmuştur. Hacettepe Üniversitesi'nde siyaset sosyolojisi alanında öğretim üyeliğine başlamıştır. Askerlik dönüşü üniversiteye kabul edilmemiş, Siyasal Bilgiler Fakültesi'ne geçmiştir. 1972 yılında doçent olmuştur. 1971-1977 yılları arasında Yankı dergisi'nde yazdığı yazılarla CHP Genel Başkanı Bülent Ecevit'in dikkatini çekmiş ve 1977 yılında CHP listesinden İzmir milletvekili seçilmiştir. 1978'de Bülent Ecevit hükümetinde kültür bakanı olarak görev yapmıştır.

Kültür Bakanlığınca'nca Ulusal Kültür dergisini yayımlatmıştır. 12 Eylül 1980 darbesi sonrasında Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi'nde siyaset bilimi dersleri vermeye başlayan Kışlalı, 1988'de profesörlüğe yükselmiştir. 1991 sonunda Cumhuriyet gazetesinde Haftaya Bakış başlığıyla köşe yazıları yazmaya başlayan Kışlalı, 1995 yılında Antalya yolunda birlikte geçirdikleri trafik kazasında eşini kaybetmiştir. 1997'de ikinci evliliğini Nilüfer Kışlalı'yla yapan Kışlalı'nın bu evlilikten üçüncü kızı (Nilhan Nur) dünyaya gelmiştir. A. Taner Kışlalı, 21 Ekim 1999 günü, saat 09.40'da Ankara'da evinin önünde uğradığı bombalı saldırı sonucu hayatını kaybetmiştir. Akit gazetesi suikastten önce hakkında bir haber yapmış ve Kışlalı'nın üzerine çarpı atılmış fotoğrafını manşetten vermişti.


Bombalı Saldırı


Ahmet Taner Kışlalı, 21 Ekim 1999 günü saat 09:40'da Cumhuriyet gazetesine yazdığı son yazısını faksladıktan yaklaşık 19 dakika sonra evinden çıktı. 06 GK 377 plakalı aracına yönelen Kışlalı, arabasının üstüne silecek ile kaput arasına konulmuş poşete sarılı paketi alıp sol eliyle kapıyı açtığı sırada büyük bir patlama meydana geldi. Sol kolu kopan Kışlalı site bekçisi Arif Emirhan Kılıç tarafından Bayındır Hastanesi'ne götürüldü. Saat 10:02'de kalp koroner atışı durmuş, nabzı hızlanmış ve bilinci kapanmış bir şekilde Tıp Fakültesi Hastanesi'ne getirildi. Operatör Dr. Hasan Karakış tarafından yapılan muayene sonrası öldüğü tespit edildi. Ölüm raporu yine Hasan Karakış tarafından hazırlandı ve Dr. Ersin Kaya tarafından basın açıklamasıyla bildirildi. Mezarı Ankara'da Karşıyaka Mezarlığı'ndadır.

Ölümünden sonra 1999 Sertel Demokrasi Ödülü'ne layık görülmüştür.


Kışlalı'nın başlıca yapıtları


• Forces politiques dans la Turquie moderne (Modern Türkiye’de Siyasi Güçler) (Tükendi, AÜ SBF Yayınları, 1968)
• Öğrenci Ayaklanmaları (Bilgi Yayınevi, 1974)
• Siyasal Sistemler – Siyasal Çatışma ve Uzlaşma (İmge Kitabevi Yayınları, 1993)
• Atatürk’e Saldırmanın Dayanılmaz Hafifliği (İmge Kitabevi Yayınları, 1993)
• Kemalizm, Laiklik ve Demokrasi (İmge Kitabevi Yayınları, 1994)
• Seçimsiz Demokrasi (Çağdaş Yayınları, 1995)
• Bir Türkün Ölümü (Ümit Yayıncılık, 1997)
• Siyaset Bilimi (İmge Kitabevi yayınları, 1999)
• Ben Demokrat Değilim (İmge Kitabevi Yayınları, 1999)
• Forces politique dans la Turquie moderne


#3
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı



• 21 Ekim 1999 - Ahmet Taner Kışlalı, Türk akademisyen, gazeteci ve yazar (d. 1939), bombalı bir suikastle öldürüldü.



Bakınız,
http://www.kadimdostlar.com/Tarihte_Bugun_Olaylar_Doganlar_Olenler_f180/Tarihte_Bugun_21_Ekim_1945_Fransa_ve_39_da_K_t73675.html']Tarihte Bugün: 21 Ekim
' target='_blank'>Tarihte' class='bbc_url' title=''>http://www.kadimdostlar.com/Tarihte_Bugun_Olaylar_Doganlar_Olenler_f180/Tarihte_Bugun_21_Ekim_1945_Fransa_ve_39_da_K_t73675.html']Tarihte Bugün: 21 Ekim


#4
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Prof.Dr. Ahmet Taner Kışlalı


Ahmet Taner Kışlalı, 1939 yılında Zile'de doğdu. Kabataş Lisesi'nden sonra AÜ SBF'yi bitirdi. Paris Üniversitesi'nde Anayasa Hukuku ve Siyaset Bilimi dalında doktora yaptı. 1972 yılında doçent oldu.



Resmi ekleyen




1977'de CHP listesinden İzmir milletvekili seçildi. 1978'de Bülent Ecevit hükümetinde Kültür Bakanı olarak yer aldı. 12 Eylül sonrasında üniversiteye dönerek 1988'de profesörlüğe yükseldi.


Resmi ekleyen



Uzun süre AÜ İletişim Fakültesi'nde Siyaset Bilimi dersleri veren Kışlalı, Cumhuriyet gazetesinin köşe yazarları arasında yer alıyordu. Ahmet Taner Kışlalı, 21.10.1999'da bombalı bir suikast sonucu öldürüldü.


Eserleri


• Forces Politiques dans la Turquie Moderne
• Öğrenci Ayaklanmaları
• Siyaset Bilimi
• Siyasal Sistemler-Siyasal çatışma ve Uzlaşma
• Atatürk'e Saldırmanın Dayanılmaz Hafifliği
• Kemalizm Laiklik ve Demokrasi
• Seçimsiz Demokrasi
• Bir Türk'ün Ölümü
• Ben Demokrat Değilim



Demokratik Toplumcu Çağrı
Ülkede Durum:



Toplumumuz Cumhuriyet tarihinin belki de en önemli bunalımlarıyla karşı karşıya bulunmaktadır. Laik demokratik cumhuriyet tehdit altındadır. Bu geçici değil, yapısal bir bunalımdır. Bunalımla savaşmak durumunda olan devlet kurumlarının çoğu yozlaşmıştır. Devlet yapısındaki hastalıkları gidermek görevindeki siyasal partiler ise tabanlarından dolayısıyla toplumdan kopmuşlardır. Partiler demokrasisi liderler demokrasisine, daha doğrusu genel başkanlar diktatörlüğüne dönmüştür. Kitlelerde giderek yaygınlaşan umutsuzluğun nedeni bu çıkmazdır.

Ortaya çıkan bu olumsuz tablo içindeki en önemli umut ışığı ise, devletten ve siyasal partilerden kesilen umutlar sonucu, sayıları hızla çoğalan sivil toplum örgütleridir. Bugünkü yapısal bunalım, Atatürk'e evet, Kemalizme hayır”diyen bir zihniyetin, toplumumuzun son yarım yüzyılına egemen olmasıyla oluşmuştur. Devletin ve eğitimin laik yapısı bozulmuştur. Eğitimin paralı hale gelmesiyle, fırsat eşitliği daha da zedelenmiş; toplumsal uçurumlar daha da büyümüştür. Bağımsız yargı ve özerk üniversite gibi, demokrasinin gelişmesini kolaylaştıracak olan kurumlar yozlaştırılmış ve yıpratılmıştır. Korkusuz yaşama özgürlüğü tehdit altındadır. Toplumumuzun büyük özveri ile oluşturulan kamu işletmeleri yozlaştırılmış, devlet sırtından yeni zenginler türetmenin aracı olarak kullanılmıştır. Türkiye dünyada gelir dağılımı en bozuk on altıncı ülke konumuna düşerek: emeğin, gerçek üreticinin ulusal gelirden aldığı pay çok azalmış, sermaye gelirleri sağlıksız boyutlarda artmıştır. Toplumsal dengesizlikleri azaltacak olan planlama ve anlayışı giderek terk edilmiştir. Para en yüce değer yapılmış, ahlaki değerler çürümüştür. Bu çarpıklıklara karşı oluşan tepkilerden, şeriatçı akımların yararlanması yolu açılmıştır. Irkçı - şeriatçı bir ideolojik karışım giderek devletin önemli kurumlarına egemen kılınmaktadır. Devlet yansızlığını yitirmiş, herkesin devleti olma özelliğinden uzaklaşmıştır. Demokrasinin temelini oluşturan emek sermaye dengesi yok edilmiştir.


Çözüme Giden Yol


Gerek Türkiye'de gerekse dünyada çağımızın gerekleri ve hakça toplum isteklerinin bir arada karşılanmasını zorunlu kılmaktadır. Demokratik toplumcu bu çerçeve, sağlıklı ve huzurlu, insan onuruna yakışır bir toplumsal düzenin ön koşulu olmaktadır. Ne demokrasiyi erteleyerek ya da demokrasiden vazgeçerek toplumsal adalete ulaşılabilir; ne de sosyal devlet anlayışı bir kenara bırakılarak, gerçek, kalıcı ve katılımcı bir demokrasi kurulabilir. Liberalizmin ve Sosyalizmin -tarihsel koşullar içinde oluşan- bu sentezi, ikibinli yıllara damgasını vuracak olan ideolojidir. Amaç, üreten ve hakça paylaşan bir toplum ve o toplumun koşullarına uygun bir sosyal hukuk devletidir. Toplumu yeniden esenliğe çıkarmak ve ülkeyi üçüncü bin yıla hazırlamak için devleti hastalıklarından arındırmak gerekmektedir. Bir zamanlar kitleleri peşinden sürükleyen bir çok ideolojinin çekiciliğini yitirdiği, ırkçı ve şeriatçı eğilimlerin karanlıkları çağrıştırdığı bir ortamda, Kemalizm yeniden güncellik ve çekicilik kazanmıştır. Kemalizmin laiklik, cumhuriyetçilik ve ulusçuluk ilkeleri liberalizmden ve Fransız devriminden esinlenmiştir. Halkçılık, devletçilik ve devrimcilik ise bir bütün olarak sosyalizm yani toplumculuk çerçevesi oluşturmaktadır. Kemalizm, demokratik toplumculuğun 1920'ler Anadolu'sunun koşullarında oluşan, geri kalmış ülkelerin gereksinimlerini karşılayan, özgün bir modeldir. Kemalizmin İlkeleri Ulusçuluk, ırk ya da din değil, bin yılda oluşmuş bir kültür ortaklığı üzerinde yükselir. Etnik 'alt kimlik'leri, yurttaşlık bağıyla oluşan ulusal 'üst kimlik'in doğal parçaları sayar.

Bu topraklar üzerinde yaşayan herkesin, ulusun eşit haklara sahip bireyleri olduğu ilkesine dayanır. 'Tam bağımsızlığı', uluslararasında eşitliği ve 'Yurtta barış, dünyada barış' anlayışını savunur. Devletçilik, özel girişimi 'esas' kabul eder, ama toplumun genel yararının gerektirdiği her noktada devleti görevli sayar. Bu çerçeve içinde devlet ne kutsaldır ne de ideolojik bir öğedir. Sadece dengeli, sağlıklı, huzurlu bir topluma ulaşmada etkili ve vazgeçilemeyecek bir araçtır. Halkçılık, emeği yüce değer sayar. Toplumsal ayrıcalıklara ve bir seçkin-halk ikilemine karşıdır. Sosyal adaleti öngörür. Mutlu azınlıkların olduğu yerde mutsuz çoğunlukların oluşacağına, dolayısıyla da toplumsal kinlerin, haksızlıkların, çatışmaların kaçınılmazlaşacağına ve toplumsal barışın olanaksızlaşacağına inanır. Devrimcilik, değişen koşullara en çağdaş, en ileri çözümler üretmeyi gerektirir. Getirilmiş olan en ileri çözümlerin bile zaman içinde değişen koşulların gerisinde kalarak eskiyebileceği bilincinden kaynaklanır. Gençliği, toplumun en bağımsız, ileriye ve değişime en açık kesimi olarak sürekli devrimciliğin idealist gücü sayar. Cumhuriyetçilik, katılımcı, sivil toplumcu bir demokrasi demektir.

Kadın haklarından Köy Enstitüleri'ne, toplumu oluşturan en geniş kesimleri etkin ve etkili kılmak için geçmişte en ileri adımları atmakla yetinmemiştir. Türk Dil ve Tarih kurumlarından Anadolu Ajansı'na, üretim ve tüketim kooperatiflerinden Türk Eğitim Derneği'ne, hatta özerk bir TRT'nin temellerine kadar tüm 'sivil toplum' tohumlarının, devlet dışında örgütlenmenin temellerini de atmıştır. Halkevlerini, sivil, katılımcı toplumu yaratmanın bir demokratik eğitim aracı olarak kullanmıştır. Laiklik ise bir anlamda tüm diğer ilkelerin önkoşuludur. İnançlara saygılı, ama dinin siyasal ya da kişisel çıkarlara alet edilmesine karşıdır. Hem toplumda farklı inançlara sahip kesimlerin barış içinde yan yana yaşamalarının hem de çağın değişen koşullarının getirdiği sorunlara, aklın ve bilimin ışığında çözüm arama yolunun açık tutulmasının güvencesini oluşturur. Kemalizm ne Atatürk\'ün bekçiliğidir ne de 1920 koşullarında yapılmış olanların toplamıdır. Kemalizm 'demokratik toplumcu' bir öze sahip, 'sürekli devrimcilik' ilkesine dayalı bir çağdaşlaşma ideolojisidir.


Gündemdeki Önemli Sorunlar


Bugün Türkiye'nin gündeminde, özel önem taşıyan ve ideolojik düzeyde tartışılan, net çözümler üretilmesi gereken sorunlar bulunmaktadır. Güneydoğu sorunu, özelleştirme, küreselleşme, kadın sorunları ve çevre kirliliği bu açıdan önceliğe sahip görünmektedir. Etnik sorunların çözümü, ulus-devleti yıkmaktan geçmez; ulusu oluşturan tüm bireylerin eşit hak ve özgürlüklere kavuşturulmasından, bölgeler ve sınıflar arası aşırı dengesizliklerin giderilmesinden ve yerel demokrasi anlayışının güçlendirilmesinden geçer.

Farklılığı kurumsallaştırma yönündeki her adım sadece ülkenin geneline değil, özellikle de Güneydoğu halkına zarar verecektir. Toplumda etnik farklılıkları kurumsallaştıran model, Balkanlar'da yerini bir kan gölüne terk etmiştir. Yaşadığımız tarih, benzerlikleri kurumsallaştıran Atatürk'ün haklılığını kanıtlamıştır. Küreselleşme gerçeğini kabul etmek başkadır, ulusal çıkarları yeni dünya düzenine feda etmek başkadır. Ulusal devlet, yeni dünya düzeni içinde, egemen güçlerin karşısındaki tek engeli oluşturması açısından da önemlidir. Bir nokta gözden uzak tutulmamalıdır. Atatürk dönemi, kapıların dünyaya kapatıldığı değil açıldığı, Türkiye\'nin bölgesi ile ve dünya ile bütünleştiği, eşit uluslararasındaki bir küreselleşmenin ülkemiz tarafından savunulduğu, çok başarılı ve onurlu bir örnek oluşturmuştur. özelleştirme, sadece ‘sosyal devlet'i değil, aynı zamanda 'ulusal devlet'i de yok etmenin bir aracı olarak kullanılmak istenmektedir. özelleştirmeyi meşru kılabilecek tek neden, 'toplumun ortak yararı'dır.

Bu ortak yararın da üç olasılığı bulunmaktadır: Zarardan kurtulma, daha ileri bir teknolojiye geçme, ekonomik gücü halka yayma... Eğer zarar eden değil de karcı eden bir kuruluş özelleştirilmek isteniyorsa; daha ileri bir üretim düzeyine geçmek söz konusu değilse; ekonomik güç halka değil de iç ya da dış bazı odakların eline geçecekse; özelleştirmede 'toplumun ortak yararı' bulunduğundan elbette ki söz edilemez. Toplumun ortak yararının gerektirdiği yerde özelleştirmeye evet diyen Kemalizm, yine ortak yararın gerektirdiği durumlarda, kamulaştırmaya ya da yeni kamu girişimleri oluşturulmasına da evet der. Çevre sorunlarının çözümünde temel yaklaşımın ne olması gerektiği bellidir; tüketim fetişizmi kışkırtılmamalıdır. Dayanıklı, en az malzeme ve enerji kullanan tüketim özendirilmelidir. Suyu ve güneş enerjisini, evlerde ve işyerlerinde biriktirip yeniden kullanan, çok amaçlı kültür tarımına yönelen, taşıma ve ulaşım mesafelerini en aza indiren çözümler geliştirilmelidir. Kemalizmin attığı tohumlarla yeşeren kadın hareketi, çağdışı eğilimlere karşı gelişen toplumsal direnişin en önemli odak noktalarından birisini oluşturmaktadır. Kadın hareketi, toplumdaki çarpıklık ve eşitsizliklere karşı köktenci bir başkaldırı olarak kalmamaktadır; aynı zamanda toplum ve insan ilişkilerini A'dan Z'ye yeniden yapılandıracak bir savaşımın yola çıkış ve dayanak noktası olmaktadır.


Sonuç


Türkiye'nin bugünkü çıkmazında, işçisiz bir sol ve solsuz bir demokrasi arayışlarının rolü yadsınamaz. Bu akıl dışı arayışlar, yolsuzluklar ve çözümsüzlüklerle tıkanan ve çürüyen bir siyasal ortam oluşturmuştur. Yadsınamayacak bir gerçek de, solun Kemalizmi yadsıyan kesimlerinin tükenmişliğidir. 1920'ler Türkiye'sinde çağdaş anlamda bir işçi sınıfı yoktu. Atatürk, devrimini toplumda var olan güçlerle yürütmek zorundaydı. 1970'ler Türkiye'sinde ise emekçi sınıfların Kemalizme kazandırılmasıyla yeni bir umut doğmuştur. Şimdi çağdaşlıktan yana güçleri bir araya getirecek olan öz de yine aynı çerçevede aranmalıdır. Demokratik toplumcu düşünceye hem yeni destekler sağlayacak hem de bu düşüncenin eylemini yenileyerek geliştirecek iki önemli yeni kaynak da çevreci yeşil ve kadın hareketleridir.

Türkiye bugün çok zor bir dönemden geçmektedir. Ama karşı karşıya bulunduğumuz zorluklar, 1920'lerde Anadolu Devrimi'ni gerçekleştirenlerin aşmak zorunda kaldıkları zorlukların karşısında çok küçük kalmaktadır. çıkış yolunun ilkeleri bellidir. O ilkeleri paylaşanların demokratik birlikteliği, yozlaşmış yapıların yıkılmasına, devletin ve toplumun yeniden sağlığına kavuşmasına yetecektir.



Kaynak

Konu Hale tarafından 21 Ağustos 2015 Cuma - 21:52 tarih ve saatinde düzenlenmiştir
Resim Linkleri Düzenlenmiştir.


#5
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Prof.Dr. Ahmet Taner Kışlalı


Gazeteci Ahmet Taner Kışlalı’nın dinci teröristler tarafından öldürülmesinin 14. Yıl dönümü.


Resmi ekleyen



Kışlalı öldürülmeden sadece 5 ay önce, 13 Mayıs 1999 tarihinde Akit Gazetesi “Halkı Köpeğe Benzetti” manşetiyle Ahmet Taner Kışlalı’nın fotoğrafını üzerine çarpı koyarak hedef göstermişti ...Bu gelişmelerden 5 .5 ay sonra uğradığı suikastla öldürüldü ..

Ahmet Taner Kışlalı'yı kim öldürdü?

Bu soruyu Uğur Mumcu ve Bahriye Üçok için sorduğumuzda hangi cevabı alıyorsak, Kışlalı için sorduğumuzda da cevap aynıdır.

? Faili Meçhul

Uğur Mumcu'nun, Bahriye Üçok'un, Ahmet Taner Kışlalı'nın ve diğer yüzlerce faili meçhul cinayetin maktulünün gerçek katilleri ve bu menfur fiillerin hakiki azmettiricilerinin ortaya çıkarılması; söz konusu faili meçhul siyasal cinayet dosyalarının tam manasıyla kapanması, hem tesis edildiği söylenen 'ileri demokrasimiz'e, hem insanımıza, hem yaşadığımız çağa ve hem de sözü geçen maktüllere olan borcumuzdur.




Dosya Ekle  ahmettanerkislali.jpg   123,25K   0 kere indirildi

#6
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Prof.Dr. Ahmet Taner Kışlalı


Babamın katillerini biliyorum


Terör şehidi Kışlalı’nın kızı SÖZCܒye konuştu



Ahmet Taner Kışlalı’nın kızı Nilhan Nur, “Onun yokluğunu çok arıyorum ama ardında bıraktıkları gurur verici” dedi…


Resmi ekleyen



Ahmet Taner Kışlalı, Türkiye’nin en yürekli ve en dürüst akademisyen, siyasetçi ve gazetecilerinden biriydi… 21 Ekim 1999’da Ankara’da evinin önünde bombalı saldırıya uğradı. Faili meçhul bir suikasta kurban giden Kışlalı arkasında pek çok şey bıraktı. Bunlardan biri de şu anda 14 yaşında olan kızı Nilhan Nur Kışlalı. Bu röportaj benim için çok zor oldu. Çünkü katledilerek elinden alınmış bir babanın kızıyla konuşup düşüncelerini almak duygusal anlamda hiç de kolay değil… Babasını kaybettiğinde 29 günlüktü. O artık güzeller güzeli bir genç kız. Nilhan Nur Kışlalı babasının ölüm yıldönümünde hissetiklerini bizimle paylaştı…


“14 yıldır aynı evdeyiz”


- Baban öldürüldüğünde 29 günlüktün. Şimdi 14 yaşındasın. Duygularını anlatır mısın?

Küçüklüğümde, ‘Babam neden öldürüldü’ sorusunu sormadan ailem olayı anlatmaya başlamıştı. Babamın kim olduğunu, herkesin onunla nasıl gurur duyduğunu anlatıyorlardı. Bu sebeple babamın eksikliğini büyük bir boşluk olarak hissetmedim.

- Hâlâ o evde mi yaşıyorsunuz?

Evet, hâlâ o sokaktayız. Aynı evde oturuyoruz.

- Her gün evden çıkıp babanın öldürüldüğü sokakta yürümek kolay olmamalı…

Babamın da bir zamanlar buralarda yaşamış olduğunu bilerek yürümek ve burada yaşamak bana güven veriyor.

- Ahmet Taner Kışlalı’nın kızı olmak nasıl bir duygu?

Herkesin parmakla gösterdiği, gurur duyulan bir babanın kızı olmak tarif edilemez derecede onur verici. Babamla gurur duyuyorum.

- Babasını bombalı bir saldırı sonucu kaybetmiş ve onu hiç tanımamış biri olarak nasıl bir çocukluk geçirdin?

Bunların beni kötü etkilediğini söyleyemem. Babamı kaybetmek başta olmak üzere, daha başka büyüklerimi de tanıyamadım. Bu acı olay beni ölümle daha barışık bir çocuk yaptı. Ölüm fikri beni, arkadaşlarımı korkuttuğu kadar korkutmuyor. Onun dışında normal bir çocukluk yaşıyorum. Bu duruma gelmemde elbette çevremdeki insanların büyük katkısı var.

- Baba, çoğunlukla kız çoçuklarının ilk hayranlık duyduğu erkektir, ergenlik dönemini onsuz geçiriyorsun. Ne gibi olumsuzluklar yaşıyorsun?

Diğer kızlar gibi benim de kahramanım babam. Değişen bir şey yok. Hatta diğerlerinden daha etkileyici bir kahraman olduğuna eminim. Yanımda olmasını gerçekten isterdim. Fikirlerimi paylaşmak, onun fikirlerini kendi ağzından duymak isterdim tabii ki. Ama babamın ölümüne yol açanların onu ‘ölümsüzleştirdiğine’ inanıyorum.


“Haksızın sesi çok çıkar”


- Babanın hayatta olmamasını kendine nasıl izah ediyorsun?

Ben babamın ve diğer bilim insanlarının hayatta olmamasını, paşalarımızın, yazarlarımızın, değerli Genelkurmay Başkanımızın hapiste olmasını kendime şöyle açıklıyorum; Şu an başımızdakilerle beraber kendini sorgulamaktan ziyade körü körüne inanmaya adamış insanların korkaklığına veriyorum suçu. Çünkü, haksız olduğunu bilen insan korkar. Hep haksız insanın sesi daha çok çıkar. Kendilerine benzemeyen, konusuna hakim ve bilgili insanlardan da işte böyle korkarak onları ellerinden gelen yöntemlerle sustururlar.

- Babanı kimin “öldürttüğünü” merak ediyor musun?

Merak etmiyorum, çünkü biliyorum. Bir isim yok ama o insanların kişiliğine ve düşünce yapısına dair birçok delil ve fikir var elimde.



“Gezi bana umut verdi”


- Yaşadıkların sende isyan duygusu yaratıyor mu, seni en çok ne üzüyor?

Etrafımda da babasını, annesini kaybeden arkadaşlarım var. Bir amaç uğruna ölmesi beni teselli etti her zaman. Bu soruyu geçen sene cevaplayacak olsaydım, üzüldüğümü söylerdim. Fakat, birkaç ay önce yaşanan Gezi olayları bana hâlâ umudun var olduğunu gösterdi. Hâlâ uğruna savaşacak bir şeyler olduğunu gösterdi ve yalnız olmadığımı anladım.

- Ailende tanınmış çok gazeteci var. Sen de gazeteci olmak istiyor musun?

Gazeteci olmayı isterdim ama özgür gazetecilik diye bir şey kalmadı. Fikrini söyleyen ya işinden atılıyor ya hapse giriyor. Sözcü Gazetesi’ni takdir ediyorum. Yaptığınız işe saygı duyuyorum. Böyle bir gazetede çalışacağımı bilsem gazeteci olmak isterdim.

Hayat arkadaşından mektup

Ah­met Ta­ner Kış­la­lı­’nın eşi Ni­lü­fer Kış­la­lı, ha­yat ar­ka­da­şı­na ölü­mü­nün 14. yı­lın­da bir mek­tup yaz­dı.
Okur­ken göz­le­riniz dolacak…

Ca­nımmm, tam 14 yıl sen­siz geç­ti…

Sen bu­ra­dan çok uzak­la­ra git­ti­ğin­de 50 cm, 3.5 ki­lo olan mi­no­cuk, 1.65 bo­yun­da 45 ki­lo. Be­nim sa­çım­da be­yaz­lar, yü­züm­de çiz­gi­ler ço­ğal­dı. Sen­siz­li­ği öğ­re­ne­me­dim ama sen­siz ya­şa­ma­yı öğ­ren­dim. Ha­ni sırf evin önün­de bir ağaç ol­sun di­ye dik­ti­ğin, ara­ba­yı bu yüz­den yo­la park et­mek zo­run­da kal­dı­ğın “Ka­tal­pa­” ağaç o ka­dar bü­yü­dü ki kaç ke­re üzü­le­rek bu­dat­mak zo­run­da kal­dım.

Ha­ni çok önem ver­di­ğin “Tek Di­l” var­dı ya ar­tık yok. ATA­TÜR­K’­ün AND’­ı ya­sak­lan­dı. TÜR­BAN ser­best. An­laya­ca­ğın ca­nımmm, se­nin gi­di­şin bo­şu­na, biz­le­rin çek­ti­ği acı bo­şu­na, Nil­ha­n’­ın se­ni ta­nı­ma­dan bü­yü­me­si bo­şu­na… Ül­ke­si­ni se­ven bü­tün ay­dın­lar, ga­ze­te­ci­ler, pa­şa­lar ha­pis­te.. Unut­ma­dan Ab­dul­lah Öca­lan önü­müz­de­ki gün­ler­de ha­pis­ten çı­kıp ve­kil bi­le ola­bi­lir. Ya­ni ca­nımmm sen git­ti­ğin­den be­ri çok sey de­ğiş­ti, de­ğiş-­me­ye de de­vam edi­yor… De­ğiş­me­yen şey­ler de var. Me­lih Gök­çek hâ­lâ Be­le­di­ye Baş­ka­nı… Bo­şu­na git­tin ca­nım, bo­şu­na… Ni­lü­fer Kış­la­lı



Kaynak

#7
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Prof.Dr. Ahmet Taner Kışlalı


Biz, Asıl Suçluyu Bir Kenara Bırakıp Suçsuzlarla Uğraşıyoruz!


Resmi ekleyen



Evet... Bugünkü ortamın tek suçlusu Atatürk'tür!..


Eğer bugün 60 milyon insanımız, Batı Trakya'daki Türkün durumunda değilse, bunun suçlusu odur!

Eğer 1923'te, kişi başına düşen ulusal geliri 70 dolar olan bir toplum, şimdi 2700 dolara ulaşmışsa; bunun suçlusu odur!

Eğer 1929 - 39 yılları arasında, bütün dünyada sanayi üretimi yüzde 19 artarken, Türkiye'de yüzde 96 artmışsa; bunun suçlusu odur!

Eğer Türk işçisi, Batı'daki gibi, çocuk yaşta yeraltında günde 14 - 16 saat çalıştığı dönemler yaşamamışsa; bir oy hakkı için bile, Fransız işçisi gibi, 59 yıl kanlı bir savaşım vermek zorunda kalmamışsa; bunun suçlusu odur!

Eğer Türk kadını;
yasal olarak erkeğine eşitse; "köle" değilse, seçme ve seçilme hakkını, Fransız kadınından bile önce elde etmişse; kadınlar bugün Türkiye'de vali, bakan, başbakan bile olabiliyorsa; bunun suçlusu odur!

Eğer 1923'te Darülfünun'daki öğrenci sayısı
2100 olan bir Türkiye'de, bugün yüzbinlerce genç üniversitelerde okuyorsa; bunun suçlusu odur!

Eğer açık havadaki klasik müzik konserlerini onbinlerce genç izliyorsa; bunun suçlusu odur!

Eğer şeyhülislamlar "fetva" verip Kuran'ın Türkçe basımını engelleyemiyorsa; ezanlar düşman bayraklarının gölgesinde okunmuyorsa; bunun suçlusu odur!

Eğer bugün, Köy Enstitülü binlerce köylü çocuğu, kültür yaşamımıza damgalarını vurabiliyorsa; bunun suçlusu odur!

Eğer 1923'lerde Ortaçağ karanlığında yaşayan bir toplum, bugün 21. Yüzyılın aydınlığında bir ölçüde yaşayabilmişse; bunun suçlusu elbette ki odur!


Atatürk'ün suçları saymakla bitmez.


Bir zamanlar kralların, şahların, cumhurbaşkanlarının, başbakanların Ankara'yı ziyaret için kuyruk olmalarının sorumluluğu da Atatürk'e aittir...

Baskı rejimlerinden kaçan yüzbinlerce Batılı bilim adamının bir zamanlar Kemalist Türkiye'yi seçmesinin sorumluluğu da...

Faşit Mussolini'nin bile Türkiye'yi "Avrupalı" saymasının günahı da...

Ama suçlunun suçlarının iyi anlaşılabilmesi için, suçsuzların suçsuzluklarının da unutulmaması gerekir.

Sokaktaki adamın bile "miras hakkı"na dokunulamaz iken... Atatürk'ün vasiyetini çiğneyerek, Türk Dil ve Tarih Kurumlarını devletleştiren, Atatürk'ün miras gelirlerini, devletin aldığı memurlara dağıtan "beş general" suçsuzdur!

"Ben Atatürkçüyüm ve laikim" diyerek, din derslerinin zorunlu olması hükmünü anayasaya koydurtan, Alevi'nin, Hristiyan'ın, Yahudi'nin, "Sünni inancı"nı öğrenmesini zorunlu hale getiren Marmaris'teki emekli adam suçsuzdur!

Köy Enstitülerini kapatırken imam-hatip liseleri açanlar...

Laik liselerde eğitim görenlerin sayısı son 20 yılda 3 kat artarken, imam-hatip okullarını bitirenlerin sayısının 14 kat artmasını sağlayanlar...

Menderes'ten, Demirel'e, Özal'dan Yılmaz'a, tüm "Atatürkçü laik" başbakanlar suçsuzdur!

Milli Eğitim Bakanlığı'nı şeriat yanlılarının işgaline terk edenler...
Sağlık ve Tarım Bakanlıklarını şeriatçılara peşkeş çekenler...
İçişleri Bakanlığı'nın yapısını bozup valilerin, kaymakamların, emniyet müdürlerinin şeriatçı olması için kollarını sıvayanlar...


Hepsi, hepsi suçsuzdur!


Asıl suç, Harp Okulu'nu şeriatçılara açmamakta direnen Kemalistlerdir!.. Sokaktaki adama küfreden suçludur; ama Atatürk'e küfreden suçsuzdur!..

Erbakanlar, Mezarcılar, Dicleler... Holding solcuları, numaracı cumhuriyetçi liboşlar... Şeriatçı, Kürt ırkçıları...


Hepsi de haklılar!


Onların ayaklarının altına halıları kim döşedi? 1950'den beri bu ülkeyi yönetenler değil mi?...


Ahmet Taner Kışlalı

Cumhuriyet, 2 Mart 1994




Bakınız,
http://www.kadimdostlar.com/ATATURK_ve_39_un_Hayati_ve_Hakkinda_Yazilanlar_f12/Biz_Asil_Sucluyu_Bir_Kenara_Birakip_Sucsuzlarla_U_t83387.html'] Biz, Asıl Suçluyu Bir Kenara Bırakıp Suçsuzlarla Uğraşıyoruz! | Ahmet Taner Kışlalı' target='_blank'>' class='bbc_url' title=''>http://www.kadimdostlar.com/ATATURK_ve_39_un_Hayati_ve_Hakkinda_Yazilanlar_f12/Biz_Asil_Sucluyu_Bir_Kenara_Birakip_Sucsuzlarla_U_t83387.html'] Biz, Asıl Suçluyu Bir Kenara Bırakıp Suçsuzlarla Uğraşıyoruz! | Ahmet Taner Kışlalı

#8
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Resim Linkleri Düzenlenmiştir.




0 Kullanıcı konuyu okuyor

0 Kullanıcı, 0 Misafir, 0 Kayıtsız kullanıcı