İçeriğe git

Welcome to Kadim Dostlar ™ Forum
Register now to gain access to all of our features. Once registered and logged in, you will be able to create topics, post replies to existing threads, give reputation to your fellow members, get your own private messenger, post status updates, manage your profile and so much more. This message will be removed once you have signed in.
Login to Account Create an Account
Resim

Lost Yapımcıları - Özel Röporaj: Damon Lindelof Ve Carlton Cuse

- - - - -

  • Yanıtlamak için lütfen giriş yapın
Bu konuya henüz cevap yazılmadı

#1
Erkan

Erkan

    Sanki Çok Önemli Kararlar Alacak Gibiyim Ama, Du Bakalım ?

  • Yönetici
  • 5.701 İleti
  • Gender:Male
Resmi ekleyen

Eğer “Eggtown” bölümünü tek kelimeyle özetlemem gerekseydi “Kate” derdim. İki kelime hakkım olsaydı “Dharma serserileri”, üç olsaydı da “şeytanlar ile anlaşma”. Ama dört ya da daha fazla kelimeye sahip olsaydım “Gelin bir de yapımcı Damon Lindelof’a soralım!” derdim..

“Ben’in Oceanic 6’lısından biri olup olmadığını merak etmeye başladığınız geçen haftayı hatırlayın. Bu bölümün son repliği, hayranların benzer sorular sormasına sebep oldu.”
Tamam, bu konuya sen değindiğin için soruyorum Damon: Ben Oceanic 6’lısından biri mi?
Damon Lindelof: Uçakta değildi ama yine de olmaması için bir sebep yok. İçinde bir sürü belge ve pasaportun olduğu bir odası var. Bilirsiniz işte, sadece biraz araştırmış, kayıtlarda tahrifat yapmış ve uçaktaki birinin –ailesi ve arkadaşı olmayan kimsesiz birini kastediyorum- kimliğini sahiplenmiş olabilir. O zaman olmadığını kim söyleyebilir ki?
Peki, kesin olarak ne zaman öğreneceğiz?
Lindelof: Yedinci bölümün sonunda, izleyiciler Oceanic 6’lısının kimlerden oluştuğunu öğrenecekler.
Bu bölümde yapımcıların, sezonun yapısı, çözülen ve çözülemeyen büyük gizemler, Find815 oyunu gibi dizi harici şeylerin ilintisi hakkında konuştuklarını göreceksiniz. Ama muhtemelen en kışkırtıcı olanı, yapımcılar zaman yolculuğu ve alternatif gerçekliğe dair kurallarını -çoğunuzun üretmek için kafayı yediğiniz teorileri ilginç bulan hatta onlara meydan okuyan kurallar- sunuyorlar.
Damon ve Carlton ile konuşmaya grevin beklenmedik avantajı olan izleyicilerin kafa karışıklığını giderme konusunu tartışarak başladık.
Carlton Cuse: Eğer grev olmamış olsaydı, final bölümünü yazma işini yarılamıştık. Tüm sezon bitmiş ve izleyiciler yalnızca 2 ya da 3 bölümü seyretmiş olacaklardı. Ama harekete geçmek ve insanların duygularını araştırmak için gerçekten uygun bir fırsatımız oldu.
Damon Lindelof: Sayid’in bölümünde Naomi’nin bilekliği bir anahtar nokta. İnsanlardan Naomi’nin bilekliğiyle Sayid’in öldürdüğü kadının kolundakinin bir bağlantısı olup olmadığını soran postalar aldım. Bağlanacak bir şey yok. Bazen bir bileklik, yalnızca bilekliktir. Biz sadece bunun Sayid için duygusal olarak bir mihenk taşı olduğunu düşündük, Elsa’nın bilekliği ona Naomi’yi hatırlatıyor. Ama bazı insanlar ötesinde daha fazla şeyler olup olmadığını tartıştılar. Bunu bir yere dayandırmak gerekebilir.
Cuse: Ama bu “flash-forward”ların nasıl işlediği konusunda bir açılım. “Flash-forward”ların “flashback”lerle aynı duygusal tınlamayı yapıp yapmayacağı konusunda çok endişeliydik çünkü insanlar doğal olarak “flashback”lerin hikayeyi anlatım tarzını kolayca anlayabiliyorlardı. Bileklik bence, insanların nerde kaybolabileceğini gösteren bir örnek mesela.
Doc Jensen: Bazı insanlar “flash-forward” hikayelerin her bölümde kronolojik sırayla gösyterilip gösterilmediğini de merak ediyor. Mesela, Sayid’in Seychelles’deki golf sahasında İtalyan adamı öldürdüğü görüntüyü içeren “flash-forward”ların anlattığı başlangıç bölümü, aslında Elsa’yla ilişkisinden sonra mı yaşandı?
Lindelof: Orda aslında Sayid’in “Seychelles’ten yeni döndüm.” dediği bir kısım vardı ki bu muhtemelen her türlü karışıklığı ortadan kaldırırdı. Ama montajda o sahneyi çıkardık çünkü 4 dakika sürüyordu. “Flash-forward”ları size bir öyküyle birlikte sunuyorsak, bu her zaman kronolojik sırayla olur.
Cuse: Lost, karmaşık ve yoğun ama sınırlar konusunda oldukça endişeliyiz. Eğer zaman atlayacaksak, öyküsel sırayı da zaman sıçramalarıyla yapmayacağız.
Lindelof: Sayid odaklı bölümü, Boston Red Sox Dünya Serisi’ni ikinci kez kazanmadan önce yazdık. Yani Jack Frank Lapidus’a “Red Sox gerçekten Dünya Serisi’ni kazandı mı?” diye sorduğunda ve ”Lütfen o konuya girmeyelim.” cevabını aldığında bazı izleyiciler “Lapidus’un gerçekten 2008 yılından olması mümkün mü?” sorusunu sormaya başladılar. Ama anlamalısınız; biz diziyi sadece şimdiki zaman için yazmıyoruz. Diziyi yazıyoruz, böylece 20 yıl sonra dahi izleseniz, Red Sox’ın Dünya Serisi’ni kazanmasıyla ilgili nüansı anlamak zorunda kalmayacaksınız.
Doc Jensen: Devreleri belirleyen diğer ünlü bir teori alternatif gerçekliklerle karşı karşıya olduğumuz. Mesela, “flash-forward”ların asıl senaryo değil de muhtemel gelecek senaryoları olduğunu düşünen insanlar var.
Cuse: Biz insanların, dizinin ana öğelerine inanmalarını istiyoruz. Alternatif gerçeklikle ilgili sorun, halının altınızdan ne zaman çekileceğini bilmemenizdir. Biz izleyicinin, tehlikenin gerçek olduğuna inanmasını istiyoruz. Alternatif gerçeklik talep etmek, öykünün değerini muhtemelen zedeleyecek bir kaçış olur.
Damon Lindelof: Dünyanın gelecekteki sonu konusunu işleyen Heroes’da bununla başa çıkabilirsiniz. Ama biz tam tersini yapıyoruz. Biz, Jack’in kesinlikle sefil olacağı ve adaya geri dönmek isteyeceği geleceğe karşı çalışmak istiyoruz. İzleyiciye sunduğumuz her şey gerçekçi olmalı.
Cuse: Biz izleyiciden, bunun “gelecek” olduğuna inanmalarını istiyoruz. İnsanların “Bunun 5 tekrarı olduğuna göre, karakterlere ne olacağı hakkında düşünmeme gerek yok.” şeklinde fikir sahibi olmalarını istemiyoruz.
Lindelof: Size zaman/mekan bütünlüğünün eğilmesinin karşısında olduğumuzu söylemeyeceğiz. Bundan eminiz. Carlton ve ben zaman/mekan bütünlüğünün eğilmesinin yanındayız. Ama çelişkiye karşıyız. Çelişkilerin sonuçları vardır. Heroes’da Masi Oka’nın oynadığı karakter, “New York’un yok olmasını engellemelisin!” demek için gelecekten geçmişe yolculuk yapıyor. Ama New York’un yok olmasını engellerlerse Masi Oka gelecekten seni uyarmaya asla gelemez çünkü gelecekteki kahraman artık var olmayacaktır. Doğru mu? Lost’ta ne zaman bu türden konuları konuşsak dizinin zaten yeterince karmaşık olduğu sonucuna varıyoruz. Karakterlere gerçekten zaman içinde yolculuk yaptırmak ciddi anlamda ustalıkla uğraşılması gereken bir durumdur.
Cuse: Mesela gelecek hafta yayınlanacak olan 5. bölüm, zaman yolculuğuyla ilgileniyor ve değişik zaman dilimleri üstünde çalışıyor. İşlenmesi gerçekten zor bir konuydu. Ama burada kuralımıza sağdık kaldık ve çelişki yaratmadık.
Lindelof: Yine de garip oldu. Grevden döndüğümüzde, Oceanic 6’lısının sonunda adayı terk ettiği noktadan, “flash-forward”ların bittiği yere kadar olan kısım için, temel bir zaman çizelgesi oluşturmak zorunda kaldık.
Cuse: Ve asıl zor olan kısmı, bunu zaman ve mekanda bir eğilme varken yapmak oldu.
Zaman tam olarak doğrusal değilken, bu tür bir çizelgeyi nasıl tanımlarsınız ki?
Lindelof: Sadece olayın kuantum fiziğini tartışmak…
Cuse: …tüm sabahımızı aldı. Uzman bir resimleyici getirmek zorunda kaldık.
(Pis pis sırıttılar.)
Beni bir yere doğru çekmeye çalıştığınıza dair bir şüphem var
Lindelof: Olabilir
Cuse: Ama Sayid’in hikayesinin Jack’in hikayesiyle ilişkili olarak oluşmasının, kronoloji yaratmak için seyirciye meydan okuyabileceğimiz bir alan olduğunu hissediyoruz. Beş saatlik seyir boyunca bu mozaiğin parçalarını eklemeye devam edeceğiz ki umarız bu, Oceanic 6’lısının kurtarıldığı zamandan gerçek dünyada Jack ve Kate’in sezon finalindeki zamanına kadar olanları kavramanızı sağlar.
Doc Jensen: Sezonun genel yapısını nasıl tarif edersiniz?
Cuse: Bu sene, her şey kazazedelerin gemi halkıyla olan ilişkileri üzerine. İlk günden itibaren, tek istedikleri adadan kurtulmaktı. Şimdi kahramanlarımız kendilerini, terk etmek istedikleri o adayı korumaya çalışırken buluyorlar. Gelecekteki ipuçları, bu insanların, adaya kendilerinin bile farkında olmadıkları derecede derin bir bağla bağlı olduklarını ima ediyor.
Damon Lindelof: Adadakilerin bir kısmının adadan nasıl ayrıldığı ve ayrılmayanlara ne olduğu bu sezonda beliren en büyük muamma? Bu, tabutun içindekinin kim olduğuna ek olarak, sezon sonunda cevabını vermeyi borçlu olduğumuz bir gizem. Tabutla ilgili sırrı beşinci sezon boyunca işleyebilirdik. Ama bu, yeni sezon için işe döndüğümüzde üstüne kafa yorduğumuz ilk birkaç şeyden biriydi. Kesinlikle tabutun içinde kim olduğunu göstermemiz gerekiyor. Bu, sezonun temel direklerinden biri. Bunun sonucu olarak konuya ait bazı öğeler –canavara ve Jacob’a ilintili olduğu için kadere ve doğa üstü olaylara dair olanlar- kesinlikle oyunun içindeler ama bu sezon bize şu sorular kadar ilginç gelmiyorlar: Karakterlerden neden bazıları ayrılıyorlar? Nasıl ayrılıyorlar? Ayrılmalarının altındaki sebepler neler? Neden bazıları kalıyor? Bu kendi seçimleri mi? Kaza mı? Ya da her ikisi birden mi?
Cuse: Bunun içinde saklı daha evrensel sorular var. Sayid odaklı bölümde Daniel Faraday’in adadaki zaman farkını saptayan roket deneyi, dizinin ilerdeki bölümlerinde gerçekleşecek olan olayların altyapısını hazırlayan çok önemli bir sahneydi. Karakterlerimizin adayla ilişkileri hakkında bir hayli bilgi edindik ama şimdi, adadayken dış dünyayla nasıl ilişkileri olduğunu öğreneceğiz. Bu, diziye yeni ve önemli bir bakış açısı getiriyor.
Jacob’ın kulübesiyle ilgili durum nedir? Sürekli yer değiştiriyor. Sonra Hurley Jack’in babasını Jacob’ın sandalyesinde otururken gördü.
Cuse: Kulübeyle ilgili, kesinlikle daha çok şey göreceksiniz. İzleyicilerin çoğunun Jack’in babasının orda oturduğunu fark etmesi, çok dikkatlice planlandı. Bu konuya ileride daha çok ışık tutacağız. Bu, dizinin ilerleyen bölümlerinin büyük bir parçası ve bunlar cevaplayabileceğimiz türden sorular değil.
Hurley, aynı zamanda ona bakan bir göz gördü. Bu gözün sahibinin kimliği hakkında kafa yormalı mıyız?
Lindelof: Kesinlikle yormalısınız.
Cuse: Her şeyi bilmenin açıklamalarından bir de aynı anda birden çok yerde bulunmaktır.
Yıllık araştırmam: Bu sezon Adem ve Havva isimli iskeletlerle ilgili bir şeyler olacak mı?
Lindelof: Hayır. Ama onlara işaret edilecek.
Daha fazla Dharma Girişimi entrikası?
Lindelof: Son istasyonu henüz görmediniz. Ama “çalışanların tasfiyesi” gibi daha büyük merak uyandıran konular beşinci sezonda işlenecek.
Cuse: Comic-Con’da Orchid oryantasyon filmini gösterdik. Bu, bu sezon için önemli.
İşyerimdeki biri şu soruya cevap istiyor: Sezon finalinde Charlie’nin iletişimi engelleyen kalkanı kaldırmasıyla Penny’nin adayla iletişime geçtiği zamanın denk düşmesi fazla kolay olmadı mı?
Lindelof: Güzel soru. Biz her zaman şöyle düşündük: Hep hayal ettiğimiz şey, Penny’nin evinin yatak odasında ve her zaman bulunabileceği çeşitli mekânlarda yer alıp, sürekli olarak, 2. sezonda açıklanan koordinatlara bir çeşit ileti gönderen bir otomatik arama cihazıydı. Böylece Charlie kalkanı kaldırdığında bu cihaz uyarı verecekti.
Şimdiyse bir uydu telefonları var, neden Desmond Penny’i aramıyor?
Lindelof: Lapidus uydu telefonunun kurallarını, hangi aramaları yapıp hangilerini yapamayacağını 5. Bölümde açıklıyor.
Sayid odaklı bölüm Ben’in listesindeki kötü adamların öldürülmesi gerektiğini onayladı. Bu insanlar hakkında neler söyleyebilirsiniz?
Cuse: Sezonun sonunda, Oceanic 815 uçağının neden okyanusun dibindeki o çukurun içinde olduğuna dair iki alternatif açıklama olduğunu öğreneceğiz. Hangisine inanılması gerektiğine tam olarak karar verilemeyecek. (Cuse, Ben’in listesinin gizeminin bu enkazla bağlantılı olduğunu söylüyor.)
Lindelof: Her iki hikâye de sunulacak ve her ikisin de arkasında meşru sebepler olacak.
Cuse: Bir uçağı alıp, içini ölülerle doldurup sonra da okyanusun dibine yerleştirme işi oldukça güçlü bir grubun varlığını işaret ediyor. Her iki senaryoda da böyle bir şeyi yapabilecek güce sahip olan insanlar hakkında endişelenmeniz gerekir.
Bu gruplardan biri Find815 sayesinde tanıdığımız gizli bir örgüt olan “Maxwell Grubu” mu?
Lindelof: Find815’deki herhangi bir şeyin kriter olduğunu söyleyemeyiz. Maxwell Grubu, Hoodlum’ın ortaya attığı bir fikir. Geçen sonbahar, onları, ikinci sezonun başında bir kurtarma botunun Oceanic 815 uçağını bulmaya gitmesi fikriyle birlikte sunduk. Oradan, bu olaya değinen bir teori ortaya attılar. (Önbilgi: Grevden önce yapımcılar ve ABC’nin pazarlama ekibi, Find815’i idare etmesi için Avustralya’da Hoodlum isimli bir şirketle anlaştılar.)
Cuse: Biz yaratıcı bir ortam sağladık ama yürütmeyi idare edemediler.
Lindelof: Dizide Oceanic 815’in bulunmasından sorumlu olan Christiane 1, aslında Black Rock’ı arıyordu. Bunu dizide onayladık. Ama geminin sahibi olan insanlar Black Rock’ı aramaktan fazlasının peşinde olabilirler.
Yani hangisi resmi, hangisi değil? Kriter ne?
Cuse: Kısa filmler kriter. Orchid filmi kriterlerin içinde. Oyun kriterlere dahil değil. İzleyicilerin diziyi gerçekten anlamak için yardımcı kaynaklara girmeleri adil değil. Kısa filmler gibi kriterlere dâhil olan şeyler bile diziyi anlamanız için zaruri değil. Bu tür şeyler sadece artı puan getirdi.
Lindelof: En gerçek kriter, dizinin bizatihi kendisi.
Doc Jensen: Gemi halkı için gerçekten de ilginç isimler seçmişsiniz. Bunu nasıl yorumlamalıyız?
Lindelof: Miles Straum’da sadece, ismi kulağa “maelstrom” (girdap) gibi gelirse hoş olur diye düşündük. Charlotte Lewis, C. S. Lewis’e ve sezonun sonunda göreceğimiz önemli bir ipucuna dair açık bir atıftı.
Cuse: Ve Charlotte’a ait, henüz anlatılmamış bir geçmiş hikayesi gibi önemli bir ipucu.
Lindelof: Yapımcılarımızdan biri olan Eddie Kitsis, yıllardır, “Frank Lapidus, Helikopter Pilotu”nu bize dayatıp duruyordu. Daniel Faraday ise, bir bilim adamı ve fizikçi olan Michael Faraday’e açık bir gönderme.
Cuse: Gemideki Minkowski gibi. Bu isimler, zaman/mekân konularıyla alakalı ipuçları ki bunlar ilerde çok daha büyük önem arz edecekler.
Resmi tabir bu mu “Gemi Halkı”?
Cuse: “Gemi Halkı” daha sevimli. Gemideki insanlar onlardan ibaret değil. Gemiden, farklı bir isme sahip başka insanlarla da tanışacaksınız.
Peki ya Matthew Abaddon?
Lindelof: “Abaddon”, bu ismi Wikipedia’dan bulduk. İnsanları isimlendirirken ya da Yunan Mitolojisi’nden yahut Yerel Amerikan Mitolojisi’nden “Buğday Tanrısı kimdi?” gibi bir şeyler çıkarmak istiyorsak, genellikle belirli sitelerde araştırma yaparız.
Cuse: Ona şu anda “Buğday Tanrısı”ndan bahsettiğine inanamıyorum! Dördüncü sezonun ikinci yarısı tamamen “Buğday Tanrısı”yla ilgili!
Lindelof: “Buğday Tanrısı” Harvard’daki lakabın değil miydi?
Cuse: Hayır, o “Çavdar Tanrısı”ydı.
Lindelof: Kafamın nasıl karıştığını görüyorsunuz…


röportajın ingilizcesi için

Kaynak:DarkUfo (ozguroz sitesi-Jaimz teşekkürler.) (çevirene dair bilgi yok)




0 Kullanıcı konuyu okuyor

0 Kullanıcı, 0 Misafir, 0 Kayıtsız kullanıcı