İçeriğe git

Welcome to Kadim Dostlar ™ Forum
Register now to gain access to all of our features. Once registered and logged in, you will be able to create topics, post replies to existing threads, give reputation to your fellow members, get your own private messenger, post status updates, manage your profile and so much more. This message will be removed once you have signed in.
Login to Account Create an Account
Resim

Kanser Nedir? | Kanserin Nedenleri? Kanser Tehlikesinin 7 Habercisi Nedir? En Sık Görülen Kanser Tipleri Nelerdir?

- - - - -

  • Yanıtlamak için lütfen giriş yapın
Bu konuya 24 yanıt gönderildi

#11
patriot34

patriot34

    KD ™ Dost

  • Kadim Dost
  • 2.836 İleti
  • Gender:Male
  • Location:iSTANBUL
RAHİM KANSERİ


Kadın kanserlerin % 40-45′ini, rahim ağzı, rahim, yumurtalık, vajen, vulva (dış genital bölge) ve tüplerde gelişen jinekolojik kanserlerin oluşturduğu belirtildi.



Jinekolojik kanserlerden korunmak için her yıl en az bir kere muayene olunması ve gerekli taramalar tamamlanarak uzman hekim tarafından incelenmesi gerektiği bildirildi.

Fatih Üniversitesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Nilgün Turhan, günümüzde kadınlarda görülen jinekolojik kanserlerin giderek artış gösterdiğini söyledi.

Jinekolojik kanserlerin tek bir nedene bağlı olarak gelişmediğini ifade eden Turhan, kansere neden olan risk faktörlerinin bilinmesinin, tedavide ve korunmada hayati önem taşıdığını anlattı.

Turhan, sigara kullanımının diğer kanser türlerinde olduğu gibi jinekolojik kanser türleri için de çok önemli bir risk faktörü olduğunu vurgulayarak, cinsel yolla bulaşan hastalıkların, erken yaşta cinsel ilişki, kocası çok eşli kadınlar ve genellikle düşük sosyo ekonomik durumdaki kadınlar arasında yaygın görüldüğünü söyledi.

“EN FAZLA YUMURTALIK KANSERİ ÖLÜME YOL AÇIYOR”

En sık rastlanan jinekolojik kanser türünün, rahim ağzından kaynaklanan ve halk arasında rahim ağzı kanseri olarak adlandırılan “serviks” kanseri olduğunu belirten Turhan, rahim ağzı kanserinin dünya genelinde meme kanserinden sonra kadınlarda en sık görülen kanser türü olduğunu kaydetti. Turhan, bu kanser türünün, PAP smear tarama testi ile çok erken dönemde tanımlanabildiğine işaret ederek, “ABD’de 2003′te 12 bin 200 yeni vaka teşhis edildi ve yine aynı yıl 4 bin 100 kadın bu hastalıktan dolayı yaşamını yitirdi. ABD’de 100 binde 8.7 kadında rahim ağzı kanseri teşhis edilirken Haiti’de bu oran 100 binde 94 kadına kadar çıkıyor” dedi.

İkinci sırayı rahmin iç tabakasından kaynaklanan ve halk arasında rahim kanseri olarak bilinen “Endometrium” kanserinin aldığını anlatan Turhan, modern toplumlarda rahim kanserinin sıklığının giderek arttığına ancak ölüm oranının oldukça düşük olduğuna dikkati çekti. Turhan, “Çünkü modern gelişmiş toplumlarda bu hastalık erken yakalanabiliyor ve iyi tedavi ediliyor. 2003′te ABD’de 40 bin 100 rahim kanseri vakası teşhis edildi ve bu hastalıktan dolayı sadece 6 bin 800 kadın yaşamını yitirdi” diye konuştu.

Yumurtalıklardan kaynaklanan ve “over” kanseri olarak adlandırılan yumurtalık kanserlerinin ise jinekolojik kanserler içinde en fazla ölüme yol açan kanser türü olduğunu belirten Turhan, 40 yaşın üzerindeki kadınların yüzde 12’sinde over kanserinin teşhis edildiğini, tüm kadınların yüzde 5′inde bu kansere rastlandığını söyledi. Turhan, “ABD’de 2003′te 25 bin 400 vaka teşhis edildi ve yine aynı hastalıktan 14 bin 500 kadın yaşamını yitirdi. Yumurtalık kanserinde tanı sonrası ortalama yaşam süresi yüzde 35′dir” dedi.

Rahim iç yüzü kanserinde şişmanlık, diyabet öyküsü, geç menopoz yaşı, kısırlık ve progesteron olmaksızın tek başına östrojen kullanımının risk faktörü olduğunu anlatan Turhan, yumurtalık kanserinde ise belirgin bir neden saptanamadığını, ancak yaş, ailesel faktörler ve yüksek hayvansal yağ içeren beslenme gibi çevresel ve genetik faktörlerin etkili olduğunu kaydetti.

Turhan, vulva ve tüplerden kaynaklanan kanserlere az rastlandığını, başarılı tedavi yanıtının alındığı bu grup kanserlerin çok fazla hayati tehlike taşımadığını söyledi.

BELİRTİLERE DİKKAT

Jinekolojik kanserlerin belirtilerinin farklılık gösterdiğini dile getiren Turhan, rahim ağzı kanserinde cinsel ilişki sonrasında lekelenme tarzında vajinal kanama, adet miktarında ya da süresinde artış, kahverengi vajinal akıntı şeklinde belirtiler olabileceğini söyledi. Turhan, ileri evrelerde bel ve kasık ağrısı, idrar yapmada güçlük ya da bacak ödeminin de görülebileceğini kaydetti.

Rahim kanserinin, erken bulgu veren bir kanser türü olduğunu ifade eden Turhan, menopoz öncesi ya da menopoz döneminde anormal kanamalarla belirti verdiğini söyledi.

Turhan, yumurtalık kanserinin ise geç bulgu verdiğini ve bulguların kendine özgü olmadığını belirterek, “Karın şişliği, ağrı, hazımsızlık, karın çevresinde artış, anormal vajinal kanama, en sık görülen belirtilerdir” dedi. Yumurtalık kanserinin geç bulgu vermesinin, yumurtalık kanseri hastalarının yüzde 70′ine geç evrede tanı konmasına neden olduğunu dile getiren Turhan, vulva kanserinin en sık bulgularının ise kronik kaşıntı, vulvada ele gelen kitle, ağrı, kanama ve ülserler olduğunu söyledi.

NASIL KORUNURUZ?

Jinekolojik kanserlerin nedenleri çok farklı olduğu için korunmada da birçok faktörün dikkate alınması gerektiğini belirten Turhan, rahim ağzı kanserinden korunmak için cinsel yolla bulaşan hastalıklardan özellikle HPV enfeksiyonundan korunmanın ön plana çıktığını kaydetti.
Turhan, bir kadının yaşam boyu genital HPV enfeksiyon geçirme riskinin yüzde 80 olduğunu, bu enfeksiyonların çoğu kendiliğinden iyileşse de “HPV virüsünün rahim ağzı kanserinden yüzde 99.7 oranında sorumlu” olduğunu bildirdi.

9-45 yaşları arasında yapılan HPV aşısının rahim ağzı kanserini yüzde 75 oranında önlediğini belirten Turhan, “Her yıl 300 bin kadının ölümüne sebep olan rahim ağzı kanserine karşı aşı ve PAP smear testi ile düzenli takipler yapılmalı” dedi.

Turhan, üreme çağında doğum kontrol hapı kullanan kadınlarda, rahim ve yumurtalık kanserlerinin görülme oranlarının belirgin oranda azaldığının tespit edildiğini ifade ederek, şu önerilerde bulundu:

“Sigara kullanılmamalı. Aşırı kilo alımı engellenmeli, tek başına östrojen alınmamalı ve kanserleşme riski taşıyan rahim hastalıkları uygun tedavi edilmeli.

Yumurtalık kanserinde doğum kontrol hapları kullanılabilir ve ailede yumurtalık kanseri varlığında koruyucu girişimler önerilebilir.
Yılda en az bir kez jinekolojik açıdan muayene olmalı ve tarama testleri yaptırılmalı.”





Rahim kanseri genellikle rahmin iç tabakasını oluşturan endometrium dediğimiz tabakasından gelişmektedir. Bu tabaka her adet döneminde değişikliğe uğrar.
Resmi ekleyen
Menopoz döneminde ise rahmin iç tabakası olan endometriumda meydana gelen değişimlerle sonlanır. Rahim kanseri, endometrium tabakasındaki hücrelerin kontrolsuz çoğalması sonucu oluşur.Oluşan kanser hücreleri lenf bezlerine, çevre organlara veya kan akımı ile uzak bölgedeki organlara ulaşabilirler. Daha seyrek görülen rahim tümörü ise sarkomlardır. Bu tümörler rahmin kas tabakasında oluşur.
OLUŞUM SEBEPLERİ NELERDİR ?
Şişmanlık, hipertansiyon (yüksek tansiyon), diyabet (şeker hastalığı), karşılanmamış östrojen hormonu (progesteronla birlikte verilmeyen) kullanımı, meme kanseri tedavisinde etkili olan tamoksifen adlı ilacın kullanımı,geç yaşta menopoza girme, doğum yapmamış olmak rahim kanseri oluşumunda risk faktörleridir.
BELİRTİLERİ ?
En önemli belirtisi menapoz sonrası görülen kanamadır.Menapoz öncesinde ise uzayan veya aşırı veya düzensiz adet kanamaları olan kadınlar mutlaka bir kadın hastalıkları uzmanına başvurmaları gerekir. Hastalık ilerlemişse karında şişkinlik, sarılık dışkılama güçlüğü gibi belirtiler buluınabilir.
ERKEN TEŞHİS MÜMKÜN MÜDÜR ?
Rahim kanseri, hazneden (vajina) kanamanın hastayı uyarması nedeni ile erken dönemde teşhis edilir. Hastalığın erken teşhisi için kadınlar mutlaka yılda bir kez kadın hastalıkları uzmanı tarafından muayene edilmelidir.
TEŞHİS NASIL KONUR ?
Rahim kanseri şüphesi olan kadınlardan jinekolojik muayene sonrasında küretaj yapılarak parça alınır. Küretaj materyali patolog tarafından incelenir. Kanser hücrelerinin görülmesi ile tanı konur.
TEDAVİSİ ?
Rahim kanserinin ana tedavisini cerrahi oluşturmaktadır. Patoloji sonucuna göre tekrarlama ihtimali yüksek olan hastalarda cerrahinin ardından radyoterapi (ışın tedavisi) uygulanır.
Tümörü ilerlemiş veya cerrahi yapılamayan hastalarda tek başına radyoterapi de bir tedavi seçimidir. Hormon tedavisi ve kemoterapi rahim kanserinde sık uygulanan tedavi yöntemleri değildir. İlerlemiş hastalıkta tümörün özelliklerine göre hormon tedavisi veya kemoterapiye başvurulur.

#12
patriot34

patriot34

    KD ™ Dost

  • Kadim Dost
  • 2.836 İleti
  • Gender:Male
  • Location:iSTANBUL

Prostat Nasıl bir Hastalıktır ve Kendini nasıl belli eder?

Öncelikle prostatı bir hastalık olarak tanımlamak yanlıştır. Prostat tüm erkeklerde anne karnından itibaren var olan göz,kulak, karaciğer gibi bir organımızdır.



Resmi ekleyen

Erkekte meninin sıvı kısmını yapımından sorumludur.Prostatın bulunduğu konum ve yapısı itibarı ile ister iltihap, ister kanser isterse de yaşla beklenen normal büyüme olsun şikayetler hep benzer şekilde gelişir. Prostat hastalıkları ile ilgili olarak genellikle karşımıza çıkan şikayetler arasında, sık idrara çıkma, idrarın çatal olması, idrar yaparken yanma, idrar yaptıktan sonra mesaneyi tam boşaltamama hissi, gece idrara kalkma ve idrar yapamama sayılabilir.

Prostatın bu sayılan şikayetleri olan hastalarda hangi tip hastalığın olduğu nasıl anlaşılır?

Resmi ekleyen

Biraz önce bahsettiğimiz gibi prostatta üç türlü sorun olabilir: büyüme, iltihap, kanser . Bunların ayırt edilmesinde Amerikan ve Avrupa Üroloji Derneklerinin ( AUA_ American Urological Association) ( EAU- European Association of Urology) de kabul ettiği yapılması mutlaka gerekli ve yapılması faydalı olan bazı tetkik ve muayeneler vardır. Hastaların tümüne, yaşları ne olursa olsun makattan prostat muayenesi ilk basamak olarak yapılması gereken muayene yöntemidir. Burada üroloji eğitimi sırasında alınan deneyim ile prostattaki büyümenin özellikleri doktor tarafından değerlendirilerek gereksiz testlerden kaçınılabilir. Bundan sonra tam idrar tahlili ve PSA ( prostat spesifik antijen ) adı verilen kan tahlili ile, hastanın üre ve kreatinin değerlerinin ölçülmesi gerekir. PSA kan tahlili kanser için tek belirleyici olmasa da bizlere kanser taramasında yardımcı olan önemli bir ön testtir. Eğer hastanın yaşı 70 in üzerinde ise ve muayenesi normal ise bu test de istenmeyebilir.

Resmi ekleyen

Ürologlar muayene sırasında ultrasonografi kullanırız ve bununla genel olarak prostatın büyüklüğü, mesanenin kalınlığı, böbreklerde bir tıkanıklık olup olmadığı ve bunlardan daha önemlisi işeme sonrasında mesanede belirli oranda idrar kalıp kalmadığının kontrol edilmesi gerekir. Yine, hastalar için son derece zahmetsiz olarak, işeme hızının üroflowmetri adı verilen bir bilgisayarlı ölçüm sistemi ile ölçülmesi, prostata bağlı tıkanıklığın derecesi konusunda bizlere bilgi verir.

Resmi ekleyen

Ancak hastalığın tipi konusunda bilgi vermez. Eğer prostata bağlı tıkanıklık şikayetleri veya kontrol amacı ile gelen bir erkekte, muayenede bir özellik yok ve PSA değerleri de kişinin yaşı için normal değerler arasında ise bu hastalarda normal prostat büyümesi kabul edilebilir. Ne yazık ki burada en büyük sorun 50 yaş altında işeme sorunları olan ve muayenesi ile PSA ölçümleri normal olan hastalarda ortaya çıkmaktadır. Bu hastaların şikayetlerinin daha detaylı olarak incelenmesi gerekebilir. Bu şekilde altta yatabilen önemli konuların atlanması engellenir.

Resmi ekleyen

Muayenesinde, PSA ölçümlerinde ve / veya her ikisinde birden bir bozukluk olan hastalarda hangi tip büyümenin olduğunun ayırt edilmesinde tüm dünyada kabul edilen altın standart, prostattan özel aletlerle ultrasonografi eşliğinde biyopsi alınarak patolojik olarak incelenmesidir. Bu işlemin deneyimli bir merkez tarafından yapılması hastalara uygulanacak tedavinin düzenlenmesinde büyük rol oynar.

Normal Prostat büyümesi (BPH) sı olan hastaların tedavisine nasıl karar veriyorsunuz?

Resmi ekleyen

Normal prostat büyümesi tüm erkeklerde 50 yaş sonrasında vücutta meydana gelen hormonal değişiklikler sonucunda oluşur. İnsan yaşam kalitesini ciddi olarak etkileyebilecek bir sorundur. Büyüme sonucu yaşanan sorunlar kişiye özgü olarak ortaya çıktığından prostat büyümesinin tedavisi ne sadece doktorun ne de hastanın karar verebilecekleri bir durumdur. Burada hastaların şikayetlerinin iyi değerlendirilmesi son derece önemlidir. Bu konuda tüm dünyada yapılan çalışmaların bir örneği olarak ülkemizde de hasta şikayetlerinin daha bilimsel olarak anlaşılabilir hale gelmesini ve yaşam kalitesinin ne kadar etkilendiğinin değerlendirilmesi için standart soru formları kullanılır. Bunlardan en sık kullanılanı Uluslar arası Prostat Semptom Skoru (IPSS) dir. Bu test hasta tarafından doldurulur ve hastalığa bağlı şikayetlerin derecesini, şeklini doktora sayısal olarak verir. Elde edilen değerler az, orta veya şiddetli olarak değerlendirilir. Hastanın yaşı, birlikte olan diğer hastalıkları, kalp, tansiyon,şeker hastalığı gibi, hastanın yaşam şekli ve beklentileri değerlendirilerek tedavi seçenekleri hastalara iyi ve kötü yanları ile anlatılır ve doktor-hasta etkileşimi ile birlikte karar verilir.

Resmi ekleyen

Prostat büyümesi olan hastalara ne gibi tedaviler önerebiliyorsunuz ?

Tıpta en önemli noktalardan birisi “primum non nocere” yani “önce zarar verme”dir. Hiçbir tedavi masum değildir ve herkes için tek bir doğru tedavi seçeneği yoktur. Bazı insanlar için bir tedavi seçeneği daha uygunken bazıları için bu doğru olmayabilir. İlk basamakta hiçbir zaman kolay kolay ameliyat kararı vermemek gerektiği kanısındayım. Günümüzde prostata bağlı tıkanıklıkların tedavisinde son derece etkili ilaç tedavileri vardır. İnsanlara ameliyat seçeneğinin yanı sıra bu tedavilerin de olduğunun ve etkilerinin denenmesi kanaatindeyim. Tabii ki, ilaç tedavi seçenekleri yeterli olmadığında prostat ameliyatları gündeme gelmekte.

Prostat büyümesinin kaç türlü ameliyatı var ?

Prostat ameliyatlarını iki ana başlık altında toplamak mümkündür; açık ve kapalı ameliyatlar. Açık prostat ameliyatları artık günümüzde BPH için gitgide daha az kullandığımız ameliyat teknikleridir. Bunun nedeni sonuçta hastada bir yara yeri olması, sondalı kalma süresinin daha uzun olması ve yan etkilerinin hasta için daha fazla olmasından kaynaklanmaktadır. Bu ameliyat tekniğini daha çok büyük prostatı olan hastalarda tercih ediyoruz. Halk arasında kapalı prostat ameliyatları da kendi içinde değişik şekillerde gerçekleştirilebilmektedir. En başta tüm dünyada yıllardır kabul edilmiş olan TUR ( transüretral rezeksiyon) ameliyatından bahsetmek gerekir. Burada hasta anestezi aldıktan sonra idrar borusundan bir endoskop ile girilerek tıkanıklık yapan prostat dokusunun kesilerek küçük parçalar halinde dışarı çıkarılması gerçekleştirilir. Bu yöntemde hastalar açık ameliyata göre çok daha erken dönemde sondadan kurtulurken daha rahat kendini toparlayabilmektedir. Yine endoskopik olarak idrar borusundan girilerek yapılan bir başka teknik ise prostatın buharlaştırılmasıdır. Burada prostat içerisine odaklanmış yüksek enerji verilerek çoğunluğu su olan prostat dokularının buharlaşması sağlanır. Buharlaştırma ameliyatları 1990 lardan itibaren değişik aletler ve enerji kaynakları kullanılarak gerçekleştirilmektedir. Son günlerde yoğun bir şekilde uyguladığımız green light lazer ile yapılan prostat ameliyatları da bunlara bir örnektir.

Green light lazer, ameliyat sonrası hastanın yaşam kalitesi için büyük artıları olan bir yöntem olması yanı sıra, kalp, tansiyon vs, gibi normal prostat ameliyatı riskli olan anestezi alamayan hastalara da lokal anestezi ile uygulanabilmesi sayesinde şikayetlerinden kurtulma imkanı sağlayabilmektedir. Bu yöntemin öne çıkmasına neden olan özelliklerinden birisi de cinsel işlevler üzerine olan minimal etkisidir. Normal olarak prostat ameliyatlarından sonra görülen ve uygulanan yönteme ve hastaların yaşlarına göre % 25-50 arasındaki cinsel işlev bozukluğu yüzdesi bu yöntemde en aza indirilebilmektedir. Yine erkeklerde boşalma ile ilgili olarak prostat ameliyatlarından sonra olan sorunlar bu yöntemle büyük ölçüde önleneyebilmekteyiz.

Peki bu kadar iyi özellikleri olan bir yöntem neden daha yaygın olarak kullanılmıyor?

Burada en önemli faktör sanırım tekniğin son derece yeni olmasından kaynaklanmaktadır. Ancak özellikle Istanbul’da görüldüğü gibi bu tekniğin uygulanabildiği merkezler hızla artmaktadır. Bunun yanı sıra iki önemli sorun daha vardır. Bunlardan birincisi maliyettir. Ne yazık ki bu yöntemde her hastaya bir prob (buharlaştırma ucu) kullanılmakta ve bu da maliyeti arttırmaktadır. Ancak, hastanede kalış süresinin azalması ve yan etkilerin azlığı bence bunu dengelemektedir. Tıbbi olarak ise ürologlar için en önemli sorun, ameliyat sonrasında dokular buharlaştığından doku incelenmesi ( burada bir kanser hücresi var mı sorusunun cevabının alınmasında önemlidir) için herhangi bir örneğin alınamamasıdır. Özellikle genç hastalarda eğer herhangi bir şekilde prostat kanseri şüphesi, ihtimali varsa ameliyat sonrası doku örneklerinin incelenmesi ve buna yönelik tedavinin yapılabilmesi gerekmektedir. Green light uygulaması öncesi hasta seçimi son derece bu nedenle önem taşımaktadır.

BPH ve BPH ameliyatları ile cinselliğin ilişkisi?

BPH şikayetlerinin cinsel hayatı genel olarak kötüleştirdiği birçok çalışma ile kanıtlanmıştır. BPH nedeni ile ilaç tedavisi alan ve şikayetleri azalan hastaların cinsel yaşamlarında da iyileşme olduğu görülmektedir.Cinsel hayatı aktif olarak devam eden erkeklerde ilaç tedavisi öncelikli olmalıdır. Ancak ürolojik takiplerinin düzenli bi rşekilde de yapılması önemlidir. Ancak, bu sadece bir neden sonuç ilişkisi olarak ele alınmamalıdır. Çünkü birbirlerinden bağımsız olarak da ortaya çıkabilen durumlardır.

Ameliyatlar sonrasında ise, mutlaka tüm hastalara cinsellik ile ilgili bilgi verilmelidir. Sonuç olarak prostat erkeklerdeki seks bezlerinden birisidir. Bu nedenle buna yapılan her türlü müdahalenin cinsel işlevler ile ilgili bir sorun çıkartma ihtimali vardır. Bu sadece erkeklerde ereksiyon kaybı olarak değil boşalma bozuklukları olarak da ortaya çıkabilir. Boşalma hissi olmasına karşın meninin gelmemesi, kanlı meni gelmesi gibi sorunlarla karşılaşılabilir. Bunların hastalara detaylı olarak anlatılması ve nedenlerinin söylenmesi hasta beklentilerini ve yaşam kalitesini arttıracaktır.

#13
patriot34

patriot34

    KD ™ Dost

  • Kadim Dost
  • 2.836 İleti
  • Gender:Male
  • Location:iSTANBUL
Yumurtalık Over Kanseri Belirtileri ve Tedavisi


Resmi ekleyen

Yumurtalıklar, Vücudun alt karın bölgesinde rahmin her iki yanında yer alan bir çift organdır. Büyükleri birer badem kadardır. İşlevleri yumurta üretmek ve dişilik hormonu salgılamaktır. Her adet ayında, yumurtalıklardan birisinden bir yumurta salgılanır. Bu yumurta, yumurtalıklardan rahme bir tüp aracılığı fallop tüpü ile ulaşır. Orada döllenirse, gebelik oluşur. Döllenmezse, adet kanaması başlar.

Salgıladığı dişilik hormonlarına östrojen ve progestron denir. Bu hormonlar memeleri, vücut şeklini ve vücut kıllarını kontrol eder, aynı zamanda adet dönemini ve gebeliği ayarlar.

Yumurtalık - over - Kanseri

Kanser vücudumuzun temel taşı olan hücreyi etkilemektedir. Kanser hücreyi çeşitli mekanizmalarla etkileyince, hücreler ihtiyaç dışı anormal bölünmeye ve sonucunda kontrol dışı çoğalmaya başlar.

Sağlıklı kişilerde yumurtalıklar vücudun ihtiyacı doğrultusunda çoğalan hücrelerden oluşmaktadır. Oysa ihtiyaç dışı oluşan hücreler anormaldir ve bunlara “tümör��� adı verilir. Tümörler selim ya da habis olabilirler. Örneğin, 30 yaş altı kadınlarda görülen içi sıvı dolu yumurtalık kistleri selimdir. Kendiliğinden kaybolabilceği gibi gerekirse operasyonla çıkartılabilir. Selim huylu tümörler çevre dokuları istila etmezler. Ama habis diye adlandırdığımız tümörler hem yumurtalıkları hem de çevre dokuları işgal ederler. Yumurtalık kanseri karnın içinde barsaklara, mideye, hatta kan veya lenfatik yolla vücudun uzak bölgelerine kadar yayılabilirler. Böyle yayılmaya sıçrama yani “metastaz” denilmektedir.

Yumurtalık kanserlerinin birkaç çeşidi vardır. Burada biz size en sık rastlanan “epitelyal over kanseri” nden bahsedeceğiz. Diğer tipler ise çok enderdir. Epitelyal over kanserinin görülme oranı 55 kadında birdir.

Erken teşhis Konabilirmi ?

Tanısı erken konduğunda tedavi edilebilen bir kanserdir. Ancak erken evrelerinde hastalık hiçbir şikayete yol açmadığı için tanı konduğunda hastalığın ilerlemiş olduğunu görmekteyiz. Bu nedenden dolayı yumurtalık kanserlerinden ölüm oranlarının tüm diğer üreme organı kanserlerinden daha fazla olduğunu görmekteyiz. Kadınlarda kanserden ölüm nedeni olan hastalıkları sıraladığımızda yumurtalık kanseri dördüncü sırayı almaktadır.

Belirtileri ?

Erken tanının zorluğundan söz edilmişti. Kanser, şikayete yol açana kadar çok ilerlemiş olabilmektedir. Şişkinlik, gaz hissi, karnın alt yarısında rahatsızlık hissi, iştah azalması, veya tokluk hissi gibi şikayetler olabilir. Hazımsızlık, bulantı, kilo kaybı dikkati çekebilir. Büyümüş tümör komşu organlara bası yapıp, sık idrar yapma isteğine yol açabilir. Daha seyrek olarak hazneden kanama görülebilir. Karnın içinde sıvı birikmesi şişkinliğe, akciğer yaprakları arasında sıvı birikmesi ise nefes darlığına yol açabilir.

Teşhis nasıl konur ve evrelendirilmesi

Doktor tarafından yapılan hastalık sorgulamasından sonra hasta muayene edilir. Bu muayene, “kadın-doğum uzmanı” tarafından yapılır. Ayrıca “ultrasonografi” tetkiki ile yumurtalıklar incelenir. Buna ek olarak yumurtalık kanseri göstergesi olarak CA-125 adlı bir maddeye kanda bakılır. Ancak bu madde aynı zamanda yumurtalığın selim hastalıklarında da yükselebilir.

Kanser tanısı ancak yumurtalıktan “biyopsi” ile alınan bir doku örneğinin veya karında sıvısı olan hastalarda sıvı örneğinin “patolog” tarafından incelenmesi sonucunda konur. Karnın tanı koymak amacıyla açılarak şüpheli bölgelerden biyopsi alınması için yapılan ameliyata “laparotomi” adı verilir. Alınan örnek operasyon sırasında patolog tarafından incelenir. Eğer bu parça “kanser” tanısı alırsa, ameliyata devam edilir. Operasyon sırasında cerrahın kararına göre rahim, tüpler, yumurtalıklar, karın zarı alınır. Ayrıca diyaframdan, diğer organlardan, komşu lenf bezlerinden ve karın içi sıvıdan örnekler alınarak “cerrahi evreleme” tamamlanır ve tüm örnekler patolog tarafından incelenir. Hastalığın ne oranda yayılmış olduğunun saptanması tedavi ve takipte önemlidir. Over kanseri ameliyatları bu konuda uzmanlaşmış jinekolog onkologlar tarafından yapılmalıdır.

Tedavisi

Hastalığın yaygınlığı, hastanın yaşı ve genel durumu tedavi şeklini etkilemektedir. Over kanserinin klasik tedavisi cerrahi ve ardından yapılan ilaç (kemoterapi) tedavisidir. Bazı durumlarda hastanın şikayetlerini gidermek için radyoterapide (ışın tedavisi) uygulanabilir.

Cerrahi yaklaşımda ya “histerektomi ve iki taraflı salpingo- ooforektomi” denilen hem rahim hem de iki yumurtağın alınması, ya da “debulking” denilen ve gerekli ameliyatın yapılamağı yaygın hastalıkta mümkün olduğunca tümör dokusunun çıkartılması gibi yaklaşımlar söz konusu olabilir. Laparotomi öncesi tanı konulabilmişse ve hastalığın cerrahi olarak tam çıkartılması mümkün olamayacaksa önce ilaç tedavisi ile tümör küçültülüp sonra gerekli operasyon tamamlanır. Nadir durumlarda hastalık tek yumurtalık ile sınırlıysa ve hasta genç ve doğurmak istiyorsa; yalnızca hastalıklı yumurtalık alınır.

Ameliyattan sonra, anti-kanser ilaçların verilmesine kemoterapi denir. Bu tedavi ağızdan ilaç yutma, damardan serumla ilaç verilmesi veya karın içine serumla ilaç verilmesi gibi çeşitli şekillerde olabilir. Kemoterapi genellikle ayaktan uygulanır, hastanede yatmaya gerek yoktur. Kemoterapi ilaçları bazı istenmeyen yan etkilere neden olabilir. Uygulanan ilaçlara göre değişiklik göstermekle birlikte bulantı-kusma, saç dökülmesi, kas ağrısı, ağız yarası, infeksiyona eğilim, halsizlik en sık rastlanan yanetkilerdir. Yan etkileri gidermek için bazı yardımcı ilaçlar vardır. Kemoterapinin kan hücrelerine ve organlara olan yanetkileri düzenli yapılan kan tetkikleri ile izlenir.

Tedavi sonrası ve bakımı

Hastalar tedavi sonrası ilk iki yıl boyunca üç ayda bir fizik muayene, kanda CA-125 tayini ve gerekli durumlarda akciğer filmi ve karın tomografileri ile kontrol edilmektedir. Sonraki üç yıl için bu kontrol altı ayda bir yapılıp, sonra da yılda bir olmak üzere yapılmaktadır.

#14
patriot34

patriot34

    KD ™ Dost

  • Kadim Dost
  • 2.836 İleti
  • Gender:Male
  • Location:iSTANBUL
Yemek Borusu Kanseri

Yemek borusu kanseri yöresel beslenme alışkanlıklarına göre coğrafi dağılım farkı en yüksek olan kanserlerden birisidir.Farklı coğrafyalarda Özofagus(Yemek borusu) kanseri sıklığı 100-200 kat değişim göstermektedir.İçinde ülkemizin(özellikle doğu ve güneydoğu Anadolu bölgesinin) de yer aldığı ortadoğuda ve uzak doğuda yüksek sıklıklar bildirilmektedir.


Uzun süreli alkol ve tütün kullanımı yemek borusunda hem adeno hem yassı epitel hücreleri (epidermoid) kanser sıklığını arttırmaktadır.

Tanı

Yutma güçlüğü klinikte ilk oluşan şikayettir.Önce katı gıdalara karşı başlar,ileri dönemlerde sıvı yutması da eklenir.Bilgisayarlı tomografi evreleme için yardımcıdır.

Evreleme

Halen hastalığın evrelemesinde TNM (T=tümör N=nodal tutulum M=metastaz) sistemi kullanılmaktadır.Erken evredeki özellikle N0 M0 hastaların sağkalımları daha iyidir.Ancak hastaların büyük kısmı ilk tanıdan itibaren 1 yıl içinde kaybedilmektedir.Tüm tedavi çabalarına rağmen 5 yıl sağkalım ise %5′ten azdır.

Tedavi

Özofagus tümörlerinde temel tedavi yöntemi cerrahidir ancak ameliyat mortalitesi nispeten yüksektir ve tümörün çıkarıldığı vakalarda bile lokal ve sistematik nüksler nedeniyle 5 yıl sağkalım %20 dolayındadır.Agresif cerrahinin yararı sadece alt özofagus tümörlerinin tedavisinde gösterilmiştir.

En korkular komplikasyon uygulama sırasında oluşabilecek perforasyonlardır.Kanama,basınç nekrozu,yabancı cisim reaksiyonu ve tıkayıcı fibrozis bildirilen diğer komplikasyonlardır.

#15
patriot34

patriot34

    KD ™ Dost

  • Kadim Dost
  • 2.836 İleti
  • Gender:Male
  • Location:iSTANBUL
Kanserli Hastaların Beslenmesi
Hastalıkta enerji ve protein gereksinimi



Beslenme ile kanserin yakın ilişkisi olduğu biliniyor.Kanserli hastalar kilo kaybeder.Kilo kaybeden hastaların günlük enerji ve protein alımları normalin altına düşer.Protein alımı ile de total vücut potasyumunun,total vücut suyu ile ilişkili olduğu saptanmıştır.Vücut ağırlık kaybının yağ,su,yağsız vücut kütlesi ,azot ve potasyumu yansıttığı bilinmektedir.

Kanserli hastaların %50’sinde tat duygusunun değiştiği bilinmektedir.Bu hastaların en az %40 ‘ının bir besin maddesinden nefret ettiği de görülmüştür.

Yapılan araştırmalarda yüksek protein içeren gıdaların;et,balık,tavuk vs.hastalar tarafından istenmediği bilinmektedir.Bunların yerine yumurta ve peynir tercih edilmektedir.Yüksek kalorili gıdalarda tatlılar gibi az sevilenler arasındadır.

Çeşitli araştırmalar tümör büyümesinde yalnız başına karbonhidrattan gelen enerjinin ,konakçının beslenme durumunu etkilemediğini göstermiştir.Yalnız başına aminoasitler içinde aynı şey gözlenmiştir.



Vitamin ve minerallerin tedavide kullanılmaları


  • A vitamini

Günümüzde ratinol ve analogları çeşitli kanserlerin önlenmesinde ve tedavisinde kullanılmalıdır.Değinmek istenilen diyetle alınan vitamindir.Sigaranın akciğer kanseri riskini arttırdığı bilinmektedir.Hastalık riskinin süt ve havuç tüketenlerde azaldığı ileri sürülmektedir.


  • C vitamini

Kemik metastazlı hastalara yüksek dozda c vitamini verilmesiyle kemik ağrılarının azaltılacağı görüşü savunulmaktadır.Ağrıların azalmasının c vitamininin tirozin metabolizmasındaki etkinliğinden dolayı olabileceği düşünülüyor.


  • Folik asit

Oral kontraseptik alan kadınlarda 3 ay süre ile günde 10 mg folik asit verilmesi servikal kanserin riskini düşürdüğü sanılmaktadır.Bazı tümörlerde folat kullanımının arttığı bilinmekte ve bu durum vitaminin pürin ve primidin sentezindeki önemli rolüne bağlanmaktadır.Tümörlü dokudaki büyüme normalden fazla olduğu için yetersizliğin büyümeyi geciktirebileceği düşünülmüştür.


  • B 12 vitamini

Folat yetersizliğinin tümör üzerinde yaptığı etki gibi B 12 vitamini analoglarının da tedavide kullanılabilecekleri düşünülmüştür.Akut B 12 vitamini yetersizliği vitamin analogları kullanılarak oluşturulmuş ve antineoplastik sonuç vermiştir.


  • Tiamin

Kanserli hastalarda tiamin yetersizliği riski olduğunu ve bunun sitotosik ilaçlarla daha da arttığı bilinmektedir.Bazı ilaçlarla birlikte vitamin verilmesi hastaların tedaviye cevabını arttırmakta ve kendilerini iyi hissetmelerine neden olmaktadır.Örneğin 5-fluorouracil gibi.




  • Mineraller

Vitaminler gibi minerallerinde kullanımları halen tartışma halindedir.Bazılarının verilmesi olumlu etki yaparken , bazıları ise tümör gelişimini hızlandırmaktadır.Çinko bu minerallerdendir.Çinko yetersizliği olan çeşitli kanserli hastalara operasyondan sonra mineralin verilmesi sağlık durumunda olumlu etki yapmıştır.

Genel diyet ilkeleri ve özel beslenme yolları

1-Ağızdan alma
*Yumuşak ve sulu besinler

*Az artık bırakan besinler

*Temel diyete bağlı bazı ekler

*Kimyasal olarak formüle edilmiş diyetler


2-Özel beslenme
*Tüp beslenme

*Total paranteral beslenme

*Hiperalimentasyon

#16
oktaytunçbilek

oktaytunçbilek

    KD ™ Dost

  • Üyeliği İptal Edildi
  • 2.228 İleti
  • Gender:Male
  • Location:idareci,yönetici
Rahmetli babam'da kalınbarsak kanseri kurbanı idi,hangi türü olursa olsun gerçekten her yönüyle zor bir hastalık;
Allah bu tür illet ile boguşanlara güç versin diyeceğim ve paylaşım için sagolun demek düşer bana. :beach:

#17
ArmyOfHeaven

ArmyOfHeaven

    KD ™ Yeni Tanıdık

  • Dost
  • 5 İleti
Kansere Karşı Meyve ve Sebzeler

Kadim Dostlar Aile'sine saygılarımla:
Kadim Dostlar sitesine üye olan arkadaşlarımız
bilindiği gibi kanserde kötü hastalıklardan biridir.

İlk Konu:Kanserojen Maddeler Nerede ve

Nasıl Bulaşır;


Beslenme, hava kirliliği, radyasyon, sigara, çevre kirliliği, gıda katkı maddeleri ve çeşitli toksinler yaptıkları hasarla gen fonksiyonlarını bozarlar (mütasyon) ve hücreler aşırı şekilde ürerler. Hücrelerin aşırı şekilde üremesini dizginleyen genler ise aktiviteleri azaldığı ya da bu aşırılıklarla baş edemediği için kanser oluşur.

Diyetteki mutajenik (mütasyon yapan) ya da kanserojen ajanlar DNA'ya bağlanarak onu hasara uğratırlar. Hasar kritik bir düzeye ulaşınca normal hücreler kanserli hücreler haline dönüşür. DNA onarım enzimleri ve diğer gen koruyucu mekanizmalar 24 saat içinde hasarın %90'ını temizler. En mükemmel DNA onarım mekanizmaları insanlarda bulunur.

Her insan hücresinde günde 10,000 mütasyon olur. Eğer DNA onarım enzimleri yoksa ya da yetersiz çalışıyorlarsa bu mütasyonlar hızla kansere yol açarlar.
Hücrelerin DNA onarım kapasiteleri sınırlıdır. Bu nedenle gen koruyucu mekanizmalar son derece önemlidir.


?..Kanser Nedir..?
Hayatımızı sürdürebilmemiz için hücrelerimizin sürekli yenilenmesi, yani bölünüp çoğalmaları gerekir. Yaşam süresini dolduran hücreler vücuttan atılırlarken yerlerine yenileri gelir. Bu denge genlerin kontrolü altındadır. Bazı genler hücrelerin bölünüp çoğalmasını sağlarken, bazıları da aşırı hücre üremesini dizginlerler. Çocukluk çağı dışında yaşlanan hücrelerle yeni yapılanlar hemen hemen birbirine eşittir. Aşırı hücre üremesinin dizginlenememesine, yani yıkımdan çok yapım olmasına kanser denir.

Kanser Oluşum Mekanizmaları
Beslenme, hava kirliliği, radyasyon, sigara, çevre kirliliği, gıda katkı maddeleri ve çeşitli toksinler yaptıkları hasarla gen fonksiyonlarını bozarlar (mütasyon) ve hücreler aşırı şekilde ürerler. Hücrelerin aşırı şekilde üremesini dizginleyen genler ise aktiviteleri azaldığı ya da bu aşırılıklarla baş edemediği için kanser oluşur.


Kanser Ölüm Oranları
Kanserler organların işlevlerini bozarak yaşamımızı tehlikeye atarlar. Kanser tüm dünyada en çok ölüme neden olan iki hastalıktan biridir (diğeri koroner kalp hastalığıdır).


Tarihte Kanser
Hırvatistanda M.Ö 5300 ile M.S 1850 yılları arasında yaşamış 3160 insanın (ortalama yaş 35) iskeletleri birincil kemik tümörleri ve ikincil ya da metastatik (başka organdan kemiğe sıçrayan) kemik tümörleri açısından incelenmiş ve günümüze göre son derece düşük sayıda kemik tümörü saptanmıştır. Tümör sayısı günümüzdeki ile kıyaslandığında o kadar düşüktür ki bunu sadece yaşam süresinin kısalığı ile izah etmek mümkün değildir.

Gelişmekte olan ülkelerde çok az kanser olgusu vardır. Burada yaşayan insanlar gelişmiş ülkelere göç ettiklerinde, bir-iki nesil sonra bunların akrabalarında kanser sıklığı artmaktadır. Bu durum kanserin genetik nedenlerden çok, çevresel nedenlere bağlı olduğunu ve bunların önlenebileceğini düşündürmektedir.



Kanser Nedenleri
Amerika Kanser Derneği'nin bildirdiğine göre 2005'te 1.3 milyon kanserli olgudan 570,280'i ölmüştür. Bunların üçte biri sigaraya, üçte biri de beslenmedeki yanlışlıklara bağlıdır. Kalan üçte birin büyük bir bölümünü bilinmeyen nedenler ve diğer nadir nedenler oluşturmaktadır. Kanser nedenlerinde beslenme hataları %35'lik bir oran ile başı çekmektedir. İkinci sırada %30 ile sigara yer alır. Kanserin diğer nedenleri enfeksiyon hastalıkları (%10), mesleki hastalıklar (%4), alkol (%3), çevre kirliliği (%2), gıdalara konan katkı maddeleri (%1) ve bilinmeyenler (%15)'dir.


Kanserin başlaması veya İlerlemesinin Önlenmesi
Kanserin başlaması ve/veya ilerlemesinin önlenmesinin hemen hemen her aşamasında beslenme unsurlarının önemli bir rolü vardır.



Önleme Yolları
* Kanseri aktifleştirecek enzimlerin inhibisyonu
* DNA'ya hasar veren serbest radikallerin temizlenmesi
* Kanser zehirlerini (toksin) temizleyen (detoks) enzimlerin aktivasyonu
* DNA onarım mekanizmalarının harekete geçirilmesi
* DNA'ya hasar veren serbest radikallerin temizlenmesi
* İltihabın (enflamasyon) azaltılması
* Normal hücre ölümünün (apoptozis) gecikmesinin önlenmesi
* Bağışıklığın güçlendirilmesi
* Tümörün damarlanarak (anjiyogenezis) çevre organlara sıçramasının (metastaz) engellenmesi







#18
romsi

romsi

    KD ™ Yakın Arkadaş

  • Kadim Dost
  • 455 İleti
  • Gender:Male
  • Location:ABD
.....Aşırı hücre üremesinin dizginlenememesine, yani yıkımdan çok yapım olmasına kanser denir.

Peki biz, bu asiri hucre uremesini kontrol altinda gerceklesmesini saglarsak Olumsuzluk( o ve u harflerini noktali okuyun lutfen) yolunu acmis olur muyuz...Yani biz bunyeyi, asiri hucre olusumuna gore kontrollu bir sekilde donusturmeyi basarirsak olumsuzluk yolunu acarmiyiz...

Tip bilimine gore uygun bir soru mu degil mi bilmiyorum..uygun degilse bosverin...yok yok guzel bir soru diyorsaniz cevap lutfen...


#19
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Ben Olumsuzluğa (o ve u harflerini noktalı okursak) inanmıyorum, bana göre ölümsüzlük yoktur, canlı olan her şey canlılığını, görevini bitirdiği zaman ölür.

Kanser, aşırı, gereksiz yere zararlı hücrelerin çoğalması sonucu oluşan bir hastalıktır. Kanser türleri çok fazladır. Kanser, DNA yani genetik şifremizin yapısı ilgilendiren bir durumdur.

Vücudumuz hücreler ve hücrelerin çoğalmasından oluşur, büyümemizi basit olarak bu şekilde tanımlayabiliriz.

DNA’nın yapısının herhangi bir nedenden dolayı bozulması sonucu hücrelerin düzensiz bir şekilde çoğalması Kansere neden olur.

Kanserin nedenleri tam olarak bilinmemektedir.

Kanser, tıpta predispozan faktör denilen, (aile hikayesi-kalıtım, yaş, şişmanlık, cinsiyet, anatomik bozukluklar, enfeksiyon, kullanılan ilaçlar, alkol, sigara, beslenme alışkanlıkları vb. değişken nedenlere bağlı) zemin hazırlayan, eğilim yaratan, olasılığını artıran gibi anlamları olan, nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte hazırlayıcı etkenlere bağlı bir hastalıktır.

Hücre çoğalmasının nedeni tam olarak bilinmemekte.

Bu hazırlayan faktörleri kaldırmak, düzensiz hücre çoğalmasını azaltmak ölümsüzlüğe neden olmaz, hastalığa yakalanmamızı geciktirir.

Ölümsüzlük olabilmesi için yaşayan hücrelerin yaşlanmaması, görev sürelerinin bitmemesi gerekir. Yaşlanmamızın, hücrelerin ölmeye başlamasının en güzel örneği yaşlandıkça cildimizin buruşmasıdır.


#20
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
• 1-7 Nisan: Kanserle savaş haftası


Sağlıklı günler dileriz.


Kadim Dostlar ™ Yönetimi



Bakınız, Kanserle Savaş Haftası - 1- 7 Nisan




0 Kullanıcı konuyu okuyor

0 Kullanıcı, 0 Misafir, 0 Kayıtsız kullanıcı