İçeriğe git

Welcome to Kadim Dostlar ™ Forum
Register now to gain access to all of our features. Once registered and logged in, you will be able to create topics, post replies to existing threads, give reputation to your fellow members, get your own private messenger, post status updates, manage your profile and so much more. This message will be removed once you have signed in.
Login to Account Create an Account
Resim

Maya'lar | Bir Uygarlığın Umutsuzluğu - Takvimi Ve Diş Dolgusunu Bilen İnsanlar - Tarihin Evrimi İddialarını Çürüten Bir Başka Medeniyet

- - - - -

  • Yanıtlamak için lütfen giriş yapın
Bu konuya 6 yanıt gönderildi

#1
Esesli

Esesli

    KD ™ Kadim Dost

  • Yetkili
  • 5.814 İleti
  • Gender:Male
  • Location:EsEsli
  • Interests:sinema bilgisayar seyahat
Maya'lar


Mayalar'a Ne Oldu?


Yüzyilin basindan beri bilim adamlari Mayalar'in kim olduklarini, nasil yasadiklarini, ve uygarliklarinin bir anda neden yok oldugunu arastiriyorlar. Bu garip uygarlik MS 300'lerde dünyanin en gelismis uygarligiydi ama dünyanin günesin çevresinde 365 günde döndügünü bile bilen Mayalar tarihin en kanli kasaplariydilar ve yemeklerini dahi yarim birakarak birden yok oldular. Mayalar'in bilimi ve kültürü vardi, onlara bu bilgiyi kim ögretmisti.

Guetamala ormanlarindaki, kan kirmizi rengindeki piramidin önünde, büyük bir kalabalik saatlerdir ayakta bekliyordu. Kimse kipirdamiyordu; tüm gözler, piramidin dorugundaki atalarin bilgileriyle dolu süslü kafatasindaydi. Kalabalik kralin hareketlerini göremiyor fakat dinsel bir ayin oldugunu anlayabiliyordu. Kral yanardagda olusan keskin taslari alip penisini delecek ve sonra yaranin üstünü bir iple baglayip; kanin agaç kabugundan yapilmis kaba akmasini saglayacakti. Daha sonra bunu alip, bir ates yakacak, bu atesten yükselen duman araciligiyla iblisle konusacakti. Ve Kral, ortaya çikti pestemalinin altindan kanli elini göstererek, atalarinin mesajim daha öncelerde de oldugu gibi yine haykirdi; "Savas için hazirlanin" Kalabalik, nese içinde tekrarladi. Artik kan dökme zamani baslamisti.



Savas, onlarin yasamiydi

Mayalar kimdi? inanilmaz büyüklükteki piramitleri Amerika'nin ortasina insa eden ve sonra birdenbire terkedip kaybolan bu insanlar kimlerdi? Neden o garip dinsel kurallara inaniyorlardi? Bu sorular bugüne kadar sayisiz bilim adaminin zihnini kurcaladi. 150 yil geçtikten sonra Mayalar daha anlasilir olmaya basladilar. Artik, Mayalarin MS. 250-900 arasinda yasadiklarini, dönemlerinin en gelismis yazi sistemini bulduklarini, matematikle ilgilendiklerini , astrolojik takvimler olusturduklarini ve piramitler insaa ettiklerini biliyoruz. Bugüne örnek olacak mimari örnekler bulundu, insaatlarini, yagmur ormanlarina zarar vermeden belli zamanlarda yapiyorlardi. Mayalar dogalligin bozulmamasi için bize iyi bir ders vermislerdir, Güney Belize'nin orman kapli daglarinda; yeni bulunan dört Maya kenti gösteriyor ki; Mayalar buralarda yasamaktan kaçinmislardi, iste buralari 900'lü yillarda yokolan Mayalarin toplumsal yasamlari hakkinda henüz çözülememis bir çok soruya isik tutacaklardi. "National Geographic" yazarlarindan arkeolog George Stuart; "Her sabah uyandiginida Maya'lar hakkinda ne kadar az sey bildiginiizi düsünüyorum, bu tropik iklimde nasil yasadiklarinin %1 ini ancak biliyoruz" diyordu. Kisitli imkanlara ragmen, arkeologlar, sanat tarihçileri, yazit uzmanlari, antropologlar, cografyacilar, ve dil uzmanlari yillardir Mayalarin pesinde. Ortada, "Mayamanik" bir durum var; Tennesse Üniversitesi arkeologlarindan Arthur Demarest son 4 yildir Kuzey Guetemala'da Maya kenti Dös Pilas'i inceliyor. Demarest'e göre ormanin içinde kayip kentler var; buralarda çözümlenemeyen yazitlar bulunuyor ve bu yazitlar Mayalarin ani yok olusunu açiklayabilir. Ortaya çikan bilgi patlamasi, siddetli tartismalar yaratti. Kimin kuraminin dogru oldugu tartisiliyor. Yine de uzmanlar bir görüs üzerinde fikir birligine vardilar; savas, Maya halkinin olusmasinda ve yasaminda kilit nokta.

Maya kentleri yasamak için degil miydi?

Mayalarin spordan dine kadar her konuda iskence ve kurban törenleri düzenliyorlardi. Meksikali Antropolog Carlos Navarette "Bu, Mayayla ilgilenenleri sok edecek bir iddiadir" diyor. Klasik Maya Kültürü'nün olusmaya basladigi MS 250'den sonraki yüz yillarda, küçük çatismalardan, büyük savaslara dönüsen kabile çekismeleri, görkemli kentlerin hayalet kasabalara dönüsmesine neden oldu. ilk batili arastirmacilar olan Stephens ve Latherwood, büyüleyici diye tanimladiklari Copan, Palenque, Uxmal ve digerleri hakkinda kitaplar yazmaya basladilar. Stephens'in yazdigi basarili kitaptan sonra onu, Catherwood ve diger yazarlar takip etti. Sonraki yarim yüzyilda Popol Vuh (Mayalari anlatan kutsal kitap) ve "Relacion de las Cosas de Yucatan" adli kitaplar yayinlandi. 16. yüzyildan sonra piskopos Diego de Lan da, Maya kültürüne karsi ispanyol zaferlerini anlatan bir kitap yazmisti. 1890'larda ise, ingiliz arastirmaci Alfred Maudsiay degisik kaynaklardan derleyerek, Maya kentlerinin mimarisini anlatan bir katalog olusturdu.

Tüm bilgiler, 19. Yüzyil bilginlerini hiyeroglif yazilarini yorumlamaya, Mayalarin tarihini yeniden incelemeye ve bu toplumun neden yok oldugunu arastirmaya itti. 20. yüzyilin ilk yarisinda daha çok kazilar yapildi ama hala ortaya ciddi bir sey çikmamisti. 1950'lerde Carnegie Enstütüsü'nden J. Eric Thompson ve SIyvanus Morley, bölgeyi incelemeye aldilar onlara göre bulunan kentler, yasamak için degil dinsel ayinler için yapilmisti. Yazitlarda astronomi ve takvim çalismalari yer aliyor, tarihi olaylar, çiftçilik yöntemleri ve tarinidan bahsedilmiyordu. Böylece bu mekanlarin sadece özel durumlar ve çalismalar için yapildigi kanitlaniyordu. Morley ve Thompson; Mayalarin yok oluslarina ait bilgileri antik kentlerden elde edemeyeceklerini düsünüyorlardi. Çagdas bilginler, daha iddiali ve umutlu, modern teknoloji gibi bir de avantajlari var;

örnegin radyo karbon testi.


Dos Pilos'ta çalisan Arthur Demarest MS. 761'den önce ve sonra olarak Mayalarin tarihçesini iki bölüme ayirdi. 761'den önce savaslar düzenliydi; kabileleri tek bir yönetim altinda toplamak için yapilirdi. Ama 761'den sonra savaslar; kabile üstünlügüne ve mallarin yagmalanmasina dayanmaya basladi. O yil, Dos Pilos Krali kabilelere dur demek için savas açti ama Tamarindito'da yakalanarak kurban edildi. Demarest'e göre; bu dönemden sonra ortaya çikan soylu kanun yapicilari, çikar ugruna birbirlerini yemeye basladilar ve güçleri çok artti. Böylece sivil iç savas basladi; iste bu da Mayalarin sonu oldu ve buna benzer olaylar baska bölgelerde de yasandi.


Susuzluk ve nüfus patlamasi kuramlari

Florida Üniversitesi arkeologlarindan Arlene ve Diana Chase'e göre Belize'de yaptiklari arastirmalarin sonucunda, kabile savaslari Mayalarin sonunu hazirlamisti. Bu iki arkeolog, kazilarda binalar üzerinde hasarlar tespit etmisler ve gömülmemis bir çocuk iskeletiyle, silahlar bulmuslardi. Bir çok uzman yok olusun nedenini savaslara baglarken, baskalari bunun hikayenin tümü olmadigini düsünüyor. Yokolmada rol oynayan bir diger neden; yagmur ormaninin ekolojik dengesindeki ani bir bozukluk olabilirdi. Arizona Üniversitesi arkeologu Patrick Culbert; "Yeralti çalismalarindan anladiginiiza göre, neredeyse orman tamamen yok olmus"diyordu.Su sikintisi, yok oluslarinda rol oynamis olabilirdi. Cincinnati Üniversitesi arkeologlarindan Vernon Searborugh ise, Tikal'deki kazisinda gelismis kanalizasyon sistemleri buldu. Yilin 4 ayi yagmurlu bir bölgede yasayan bu insanlarin ani bir susuzluga ugramalari gerçekten yok olus nedeni olabilirdi. Bir baska neden nüfus patlamasi olabilir, yirmi kentten toplanan bilgilerden anlasildigina göre km kareye 200 insan düsüyordu.

Culbert'e göre;

Endüstrisi olmayan bir toplumda nüfus bir sorun olabilir. Arastirmacilar, kazilarda, iyi gelismemis çocuk iskeletleri buldular, bu da yetersiz beslenmenin göstergesi olarak kabul edilebilir. Yine Culbert, böyle karmasik ve kalabalik bir toplumun çöküs nedeninin; savas, çilgin bir kral, açlik ya da susuzluk olabilecegini düsünüyor ve ekliyor "Böyle bir toplumun çöküsü için milyonlarca neden söylenebili


Takvimi ve dis dolgusunu bilen insanlar

Bu çöküsten çikarilacak ders nedir? Birçok uzman, çevreci mesajlar veriyor;

Culbert;

"Nüfus patlamasi, ekolojik dengeyi bozdu ve milyonlarca insan öldü." diyor. National Geographic dergisi yazari George Stuart ;bu fikre katiliyor ve bu bilgilerin günümüz dünyasinin sorunlarini yeterince çözemese bile önemli uyarilarda bulundugunu düsünüyor. Ona göre en önemli mesaj, yagmur ormanlarini kesmemek ama digerleri bundan pek emin degil. Hiyeroglif uzmani Stephen Houston de, Mayalardan daha pek çok ders alinacagi düsüncesinde; "Çok farkli bir toplumdular ve onlari bir arada tutan çok baska bir seydi".


Arkeologlar, Mayalarin gerçekten farkli bir toplum oldugunu, onlarin günlük yasamlanndan çikariyorlar. Mezarlarda bulunanlar, gömütler, alelade evlerin mimarisi ve bulunan duvar resimleri; ortalama bir Maya gününün nasil geçtigini bizlere gösteriyor. 57 kisiden olusan tipik bir Maya ailesi kahvaltida sicak çukulata, yeterince zengin degillerse haslanmis misir ve seker kamisi yiyorlardi ve "atole"denilen bir içki içiyorlardi. Genelde evler tek odali ve çamur sivaliydi. Büyük olasilikla gün içinde misir, bezelye, tavsan ve hindi diger yiyecekleri arasindaydi.

Hasat mevsimi erkekler tarlalarda çalisirken, kadinlar evde yemek pisiriyorlardi. Günün sonunda tüm aile evde toplaniyor ve evin reisi küçük bir dini ayinle atalara dua ediyordu. Zamanlarini sadece tarimla geçirmiyorlar, piramitler ve tapinaklar insa ediyorlardi. Genelde dügün törenlerine kutlamalara, astrolojik ve takvimsel çalismalara katiliyorlardi. Böyle zamanlarda kral kurbanlar kesiyor ve top oyunlari düzenliyordu. Kaybedenler piramide asiliyor ya da kurban ediliyordu. Çiftçiler bu günler için yemek hazirlayip, standlar açiyorlardi. Mayalar'in gelismis bir estetik anlayisi vardi. Yale Üniversitesi antropologu Michael Coe "Mayalar" adli kitabinda; "Aileler çocuklarinin burunlanna onlarin gücünü artirici süsler takarlardi" diye yaziyor. Mayalar ayni zamanda bebeklerin iskeletlerine sekil vermek amaciyla onlari sararlar ve koni seklinde bir sapka takarlardi. Belki de günümüzün besik ve kundak aliskanligi onlardan miras kalmistir. Bazi arastirmacilar, bu sekildeki kafataslarinin bu aliskanligin sonucu oldugunu ileri sürüyorlar. Mayalar dislerini bazen "T" seklinde bazen de delerek doldururlardi (anestezi yapip yapmadiklari kesin degil). Dislerini çogunlukla degerli taslarla en çok da yesimle kaplarlardi. Coe'ya göre; genç erkekler evlenene kadar kendilerini siyaha boyuyorlar daha sonra ise degisik dövmelerle süsleniyorlardi. Bu bilgiler sadece bulunan nesnelerden degil geride biraktiklari hiyerogliflerden de ögrenildi.


"Birden beyin kanallarim açildi..."Maya yazitlari, çesitli ilgi alanlari olusturdu. Güney Alabama Üniversitesi sanat ögretmeni Linda Schele eski yazitlar konusunda birdenbire ortaya çikan ilginç bir örnektir. 1970 yilinda Meksika ziyaretinde, Palenk konferansinda Schele; 7. Yüzyil baslarindan 8. Yüzyil sonlarina kadar yasayan yasa yapicilarin kanunlarini 2.5 saat süren bir konusmada açikladi ve bunlar dogruydu. Bu nasil olmustu? Çünkü Schele bir amatördü; Profesyoneller kabartmalarin açiklamasinin bir çesit içgüdüye ve sezgiye bagli oldugunu söylüyorlar. Verilen yazi sistemine uyularak çözülmüs olabilecegin'i de ekliyorlar. Linda Schele; "Aydinlanma dakikalari kariyeriniin dönüm noktasiydi. Birden beyin kanallarini açildi ve hersey yerli yerine oturdu" diye anlatiyor. Bu olaydan sonra, bir çesit dil çözüm devrinii basladi. Bölge genç tarihi yazit uzmanlari ile doldu. 34 yasindaki Stephen Houston ile 28 yasindaki David Stuart'da bunlara dahildi. Kariyerlerine çok küçük yaslarda baslamislardi. Maya arkeologu George Stuart'in oglu ilk Maya gezintisini 3 yasindayken yapmisti ve 1984'de 18 yasindayken çözdügü bir Maya grafigiyle, Maç Arthur Dernegi tarafindan en genç yazi çözücüsü ve dahi ilan edildi. Stuart'in sonraki projesi simdiye kadar çözülmüs tüm Maya yazitlarini inceleyen bir katalog yapmak. Neredeyse yüzyillik bir çalisma bu ve genç Stuart; "Bu çalisma benden sonra da aranan bir kaynak olacak" diy


Bir uygarligin umutsuzlugu

Örneklerde görüldügü gibi kabartmalarda propaganda da var. Düsünün, Körfez Savasi'ni anlamak için Saddam'in konusmalannin duvarlara yazildigini... Arlen Chase;

Mayalar'in politik ve sosyal yasamlarini çözmek için bu yazitlari okumanin yeterli oldugunu, arkeolojinin bunu saglamak için gerekli oldugunu ifade ediyor. Houston ise, yazitlarin propaganda ile dolu oldugunu, yine de bir toplumu anlamak için yararli oldugunu söylüyor.


Maya yazitlarini desifre etme üzerindeki tartismalar sürüyor, hiçbir zaman nihai çözüm bulunmayacak. Çünkü yeni bulgular farkli bakis açilari getiriyor. Chase'in arastirmalarina dayanarak söylenebilir ki, Mayalar orta sinif bir toplumdu. Mezar kazilari, yasam tarzlarinin, bilimsel yönleri kadar gelismedigini gösteriyor. Kimyasal toprak arastirmalari, iskelet incelemeleri bize onlarin hastaliklarini, tarini yöntemlerini hatta iklim kosullarini gösteriyor. Birçok arastirmaci ve bilim adami Mayalar'in yok olus gizeminin pesinde. David Freidel, Mayalar'in tarihte esine az rastlanan bir umutsuzluga düsmüs olduklari görüsünde; ona göre, geçmise bakildiginda Mayalar'in ulastigi bilimsel ve toplumsal düzeyin nedeni, hayalgücü ve reel eylemin disindadir çünkü onlar yasami anlamli kilmak istiyorlardi. Mayalar'in birden yokolus nedeni veya nedenleri hala bilinmiyor, dev bir uygarlik nasil ve neden kayboldu? Uxmal'da yansi yenmis yemek tabaklari hala durmaktadir; kimden ya da neden kaçtilar ve en önemlisi su anda onlarin kalintilari nerede?

Konu Hale tarafından 06 Eylül 2015 Pazar - 07:38 tarih ve saatinde düzenlenmiştir
Konu İçeriği Düzenlenmiştir.


#2
Esesli

Esesli

    KD ™ Kadim Dost

  • Yetkili
  • 5.814 İleti
  • Gender:Male
  • Location:EsEsli
  • Interests:sinema bilgisayar seyahat
Maya'lar

Yüzyilin basindan beri bilim adamlari Mayalar'in kim olduklarini, nasil yasadiklarini, ve uygarliklarinin bir anda neden yok oldugunu arastiriyorlar. Bu garip uygarlik MS 300'lerde dünyanin en gelismis uygarligiydi ama dünyanin günesin çevresinde 365 günde döndügünü bile bilen Mayalar tarihin en kanli kasaplariydilar ve yemeklerini dahi yarim birakarak birden yok oldular. Mayalar'in bilimi ve kültürü vardi, onlara bu bilgiyi kim ögretmisti?.

Guetamala ormanlarindaki, kan kirmizi rengindeki piramidin önünde, büyük bir kalabalik saatlerdir ayakta bekliyordu. Kimse kipirdamiyordu; tüm gözler, piramidin dorugundaki atalarin bilgileriyle dolu süslü kafatasindaydi. Kalabalik kralin hareketlerini göremiyor fakat dinsel bir ayin oldugunu anlayabiliyordu. Kral yanardagda olusan keskin taslari alip penisini delecek ve sonra yaranin üstünü bir iple baglayip; kanin agaç kabugundan yapilmis kaba akmasini saglayacakti. Daha sonra bunu alip, bir ates yakacak, bu atesten yükselen duman araciligiyla iblisle konusacakti. Ve Kral, ortaya çikti pestemalinin altindan kanli elini göstererek, atalarinin mesajim daha öncelerde de oldugu gibi yine haykirdi; "Savas için hazirlanin" Kalabalik, nese içinde tekrarladi. Artik kan dökme zamani baslamisti.

KAN HASADI

Eski Maya toplumunda politik ve dini olaylar, korkunç kan dökme ayinlerinin nedeniydi.

Savas, onlarin yasamiydi

Mayalar kimdi? inanilmaz büyüklükteki piramitleri Amerika'nin ortasina insa eden ve sonra birdenbire terkedip kaybolan bu insanlar kimlerdi? Neden o garip dinsel kurallara inaniyorlardi? Bu sorular bugüne kadar sayisiz bilim adaminin zihnini kurcaladi. 150 yil geçtikten sonra Mayalar daha anlasilir olmaya basladilar. Artik, Mayalarin MS. 250-900 arasinda yasadiklarini, dönemlerinin en gelismis yazi sistemini bulduklarini, matematikle ilgilendiklerini , astrolojik takvimler olusturduklarini ve piramitler insaa ettiklerini biliyoruz. Bugüne örnek olacak mimari örnekler bulundu, insaatlarini, yagmur ormanlarina zarar vermeden belli zamanlarda yapiyorlardi. Mayalar dogalligin bozulmamasi için bize iyi bir ders vermislerdir, Güney Belize'nin orman kapli daglarinda; yeni bulunan dört Maya kenti gösteriyor ki; Mayalar buralarda yasamaktan kaçinmislardi, iste buralari 900'lü yillarda yokolan Mayalarin toplumsal yasamlari hakkinda henüz çözülememis bir çok soruya isik tutacaklardi. "National Geographic" yazarlarindan arkeolog George Stuart; "Her sabah uyandiginida Maya'lar hakkinda ne kadar az sey bildiginiizi düsünüyorum, bu tropik iklimde nasil yasadiklarinin %1 ini ancak biliyoruz" diyordu. Kisitli imkanlara ragmen, arkeologlar, sanat tarihçileri, yazit uzmanlari, antropologlar, cografyacilar, ve dil uzmanlari yillardir Mayalarin pesinde. Ortada, "Mayamanik" bir durum var; Tennesse Üniversitesi arkeologlarindan Arthur Demarest son 4 yildir Kuzey Guetemala'da Maya kenti Dös Pilas'i inceliyor. Demarest'e göre ormanin içinde kayip kentler var; buralarda çözümlenemeyen yazitlar bulunuyor ve bu yazitlar Mayalarin ani yok olusunu açiklayabilir. Ortaya çikan bilgi patlamasi, siddetli tartismalar yaratti. Kimin kuraminin dogru oldugu tartisiliyor. Yine de uzmanlar bir görüs üzerinde fikir birligine vardilar; savas, Maya halkinin olusmasinda ve yasaminda kilit noktaydi.

Maya kentleri yasamak için degil miydi?

Mayalarin spordan dine kadar her konuda iskence ve kurban törenleri düzenliyorlardi. Meksikali Antropolog Carlos Navarette "Bu, Mayayla ilgilenenleri sok edecek bir iddiadir" diyor. Klasik Maya Kültürü'nün olusmaya basladigi MS 250'den sonraki yüz yillarda, küçük çatismalardan, büyük savaslara dönüsen kabile çekismeleri, görkemli kentlerin hayalet kasabalara dönüsmesine neden oldu. ilk batili arastirmacilar olan Stephens ve Latherwood, büyüleyici diye tanimladiklari Copan, Palenque, Uxmal ve digerleri hakkinda kitaplar yazmaya basladilar. Stephens'in yazdigi basarili kitaptan sonra onu, Catherwood ve diger yazarlar takip etti. Sonraki yarim yüzyilda Popol Vuh (Mayalari anlatan kutsal kitap) ve "Relacion de las Cosas de Yucatan" adli kitaplar yayinlandi. 16. yüzyildan sonra piskopos Diego de Lan da, Maya kültürüne karsi ispanyol zaferlerini anlatan bir kitap yazmisti. 1890'larda ise, ingiliz arastirmaci Alfred Maudsiay degisik kaynaklardan derleyerek, Maya kentlerinin mimarisini anlatan bir katalog olusturdu.

Tüm bilgiler, 19. Yüzyil bilginlerini hiyeroglif yazilarini yorumlamaya, Mayalarin tarihini yeniden incelemeye ve bu toplumun neden yok oldugunu arastirmaya itti. 20. yüzyilin ilk yarisinda daha çok kazilar yapildi ama hala ortaya ciddi bir sey çikmamisti. 1950'lerde Carnegie Enstütüsü'nden J. Eric Thompson ve SIyvanus Morley, bölgeyi incelemeye aldilar onlara göre bulunan kentler, yasamak için degil dinsel ayinler için yapilmisti. Yazitlarda astronomi ve takvim çalismalari yer aliyor, tarihi olaylar, çiftçilik yöntemleri ve tarinidan bahsedilmiyordu. Böylece bu mekanlarin sadece özel durumlar ve çalismalar için yapildigi kanitlaniyordu. Morley ve Thompson; Mayalarin yok oluslarina ait bilgileri antik kentlerden elde edemeyeceklerini düsünüyorlardi. Çagdas bilginler, daha iddiali ve umutlu, modern teknoloji gibi bir de avantajlari var;

Dos Pilos'ta çalisan Arthur Demarest MS. 761'den önce ve sonra olarak Mayalarin tarihçesini iki bölüme ayirdi. 761'den önce savaslar düzenliydi; kabileleri tek bir yönetim altinda toplamak için yapilirdi. Ama 761'den sonra savaslar; kabile üstünlügüne ve mallarin yagmalanmasina dayanmaya basladi. O yil, Dos Pilos Krali kabilelere dur demek için savas açti ama Tamarindito'da yakalanarak kurban edildi. Demarest'e göre; bu dönemden sonra ortaya çikan soylu kanun yapicilari, çikar ugruna birbirlerini yemeye basladilar ve güçleri çok artti. Böylece sivil iç savas basladi; iste bu da Mayalarin sonu oldu ve buna benzer olaylar baska bölgelerde de yasandi.

Susuzluk ve nüfus patlamasi kuramlari

Florida Üniversitesi arkeologlarindan Arlene ve Diana Chase'e göre Belize'de yaptiklari arastirmalarin sonucunda, kabile savaslari Mayalarin sonunu hazirlamisti. Bu iki arkeolog, kazilarda binalar üzerinde hasarlar tespit etmisler ve gömülmemis bir çocuk iskeletiyle, silahlar bulmuslardi. Bir çok uzman yok olusun nedenini savaslara baglarken, baskalari bunun hikayenin tümü olmadigini düsünüyor. Yokolmada rol oynayan bir diger neden; yagmur ormaninin ekolojik dengesindeki ani bir bozukluk olabilirdi. Arizona Üniversitesi arkeologu Patrick Culbert; "Yeralti çalismalarindan anladiginiiza göre, neredeyse orman tamamen yok olmus"diyordu.Su sikintisi, yok oluslarinda rol oynamis olabilirdi. Cincinnati Üniversitesi arkeologlarindan Vernon Searborugh ise, Tikal'deki kazisinda gelismis kanalizasyon sistemleri buldu. Yilin 4 ayi yagmurlu bir bölgede yasayan bu insanlarin ani bir susuzluga ugramalari gerçekten yok olus nedeni olabilirdi. Bir baska neden nüfus patlamasi olabilir, yirmi kentten toplanan bilgilerden anlasildigina göre km kareye 200 insan düsüyordu.

Culbert'e göre;

endüstrisi olmayan bir toplumda nüfus bir sorun olabilir. Arastirmacilar, kazilarda, iyi gelismemis çocuk iskeletleri buldular, bu da yetersiz beslenmenin göstergesi olarak kabul edilebilir. Yine Culbert, böyle karmasik ve kalabalik bir toplumun çöküs nedeninin; savas, çilgin bir kral, açlik ya da susuzluk olabilecegini düsünüyor ve ekliyor "Böyle bir toplumun çöküsü için milyonlarca neden söylenebilir"

Takvimi ve dis dolgusunu bilen insanlar

Bu çöküsten çikarilacak ders nedir? Birçok uzman, çevreci mesajlar veriyor; Culbert; "Nüfus patlamasi, ekolojik dengeyi bozdu ve milyonlarca insan öldü." diyor. National Geographic dergisi yazari George Stuart ;bu fikre katiliyor ve bu bilgilerin günümüz dünyasinin sorunlarini yeterince çözemese bile önemli uyarilarda bulundugunu düsünüyor. Ona göre en önemli mesaj, yagmur ormanlarini kesmemek ama digerleri bundan pek emin degil. Hiyeroglif uzmani Stephen Houston de, Mayalardan daha pek çok ders alinacagi düsüncesinde; "Çok farkli bir toplumdular ve onlari bir arada tutan çok baska bir seydi".

Arkeologlar, Mayalarin gerçekten farkli bir toplum oldugunu, onlarin günlük yasamlanndan çikariyorlar. Mezarlarda bulunanlar, gömütler, alelade evlerin mimarisi ve bulunan duvar resimleri; ortalama bir Maya gününün nasil geçtigini bizlere gösteriyor. 57 kisiden olusan tipik bir Maya ailesi kahvaltida sicak çukulata, yeterince zengin degillerse haslanmis misir ve seker kamisi yiyorlardi ve "atole"denilen bir içki içiyorlardi. Genelde evler tek odali ve çamur sivaliydi. Büyük olasilikla gün içinde misir, bezelye, tavsan ve hindi diger yiyecekleri arasindaydi.

Hasat mevsimi erkekler tarlalarda çalisirken, kadinlar evde yemek pisiriyorlardi. Günün sonunda tüm aile evde toplaniyor ve evin reisi küçük bir dini ayinle atalara dua ediyordu. Zamanlarini sadece tarimla geçirmiyorlar, piramitler ve tapinaklar insa ediyorlardi. Genelde dügün törenlerine kutlamalara, astrolojik ve takvimsel çalismalara katiliyorlardi. Böyle zamanlarda kral kurbanlar kesiyor ve top oyunlari düzenliyordu. Kaybedenler piramide asiliyor ya da kurban ediliyordu. Çiftçiler bu günler için yemek hazirlayip, standlar açiyorlardi. Mayalar'in gelismis bir estetik anlayisi vardi. Yale Üniversitesi antropologu Michael Coe "Mayalar" adli kitabinda; "Aileler çocuklarinin burunlanna onlarin gücünü artirici süsler takarlardi" diye yaziyor. Mayalar ayni zamanda bebeklerin iskeletlerine sekil vermek amaciyla onlari sararlar ve koni seklinde bir sapka takarlardi. Belki de günümüzün besik ve kundak aliskanligi onlardan miras kalmistir. Bazi arastirmacilar, bu sekildeki kafataslarinin bu aliskanligin sonucu oldugunu ileri sürüyorlar. Mayalar dislerini bazen "T" seklinde bazen de delerek doldururlardi (anestezi yapip yapmadiklari kesin degil). Dislerini çogunlukla degerli taslarla en çok da yesimle kaplarlardi. Coe'ya göre; genç erkekler evlenene kadar kendilerini siyaha boyuyorlar daha sonra ise degisik dövmelerle süsleniyorlardi. Bu bilgiler sadece bulunan nesnelerden degil geride biraktiklari hiyerogliflerden de ögrenildi.

Birden beyin kanallarim açildi..."Maya yazitlari, çesitli ilgi alanlari olusturdu. Güney Alabama Üniversitesi sanat ögretmeni Linda Schele eski yazitlar konusunda birdenbire ortaya çikan ilginç bir örnektir. 1970 yilinda Meksika ziyaretinde, Palenk konferansinda Schele; 7. Yüzyil baslarindan 8. Yüzyil sonlarina kadar yasayan yasa yapicilarin kanunlarini 2.5 saat süren bir konusmada açikladi ve bunlar dogruydu. Bu nasil olmustu? Çünkü Schele bir amatördü; Profesyoneller kabartmalarin açiklamasinin bir çesit içgüdüye ve sezgiye bagli oldugunu söylüyorlar. Verilen yazi sistemine uyularak çözülmüs olabilecegin'i de ekliyorlar. Linda Schele; "Aydinlanma dakikalari kariyeriniin dönüm noktasiydi. Birden beyin kanallarini açildi ve hersey yerli yerine oturdu" diye anlatiyor. Bu olaydan sonra, bir çesit dil çözüm devrinii basladi. Bölge genç tarihi yazit uzmanlari ile doldu. 34 yasindaki Stephen Houston ile 28 yasindaki David Stuart'da bunlara dahildi. Kariyerlerine çok küçük yaslarda baslamislardi. Maya arkeologu George Stuart'in oglu ilk Maya gezintisini 3 yasindayken yapmisti ve 1984'de 18 yasindayken çözdügü bir Maya grafigiyle, Maç Arthur Dernegi tarafindan en genç yazi çözücüsü ve dahi ilan edildi. Stuart'in sonraki projesi simdiye kadar çözülmüs tüm Maya yazitlarini inceleyen bir katalog yapmak. Neredeyse yüzyillik bir çalisma bu ve genç Stuart; "Bu çalisma benden sonra da aranan bir kaynak olacak" diyor.

Bir uygarligin umutsuzlugu

Örneklerde görüldügü gibi kabartmalarda propaganda da var. Düsünün, Körfez Savasi'ni anlamak için Saddam'in konusmalannin duvarlara yazildigini...

Arlen Chase;
Mayalar'in politik ve sosyal yasamlarini çözmek için bu yazitlari okumanin yeterli oldugunu, arkeolojinin bunu saglamak için gerekli oldugunu ifade ediyor. Houston ise, yazitlarin propaganda ile dolu oldugunu, yine de bir toplumu anlamak için yararli oldugunu söylüyor.

Maya yazitlarini desifre etme üzerindeki tartismalar sürüyor, hiçbir zaman nihai çözüm bulunmayacak. Çünkü yeni bulgular farkli bakis açilari getiriyor. Chase'in arastirmalarina dayanarak söylenebilir ki, Mayalar orta sinif bir toplumdu. Mezar kazilari, yasam tarzlarinin, bilimsel yönleri kadar gelismedigini gösteriyor. Kimyasal toprak arastirmalari, iskelet incelemeleri bize onlarin hastaliklarini, tarini yöntemlerini hatta iklim kosullarini gösteriyor. Birçok arastirmaci ve bilim adami Mayalar'in yok olus gizeminin pesinde. David Freidel, Mayalar'in tarihte esine az rastlanan bir umutsuzluga düsmüs olduklari görüsünde; ona göre, geçmise bakildiginda Mayalar'in ulastigi bilimsel ve toplumsal düzeyin nedeni, hayalgücü ve reel eylemin disindadir çünkü onlar yasami anlamli kilmak istiyorlardi. Mayalar'in birden yokolus nedeni veya nedenleri hala bilinmiyor, dev bir uygarlik nasil ve neden kayboldu? Uxmal'da yansi yenmis yemek tabaklari hala durmaktadir;

Maya Mitolojisi'nde evrenin yaratilisi

Mayalar Amerika kitasindaki önemli kültürel kimliklerin olusmasinda önemli etkileri olan bir uygarlik olusturmuslardir.

Maya yaratilis söyleni günümüze kadar gelmis olan en büyük Maya belgesi Popol Vuh 'un bir parçasidir. Latin alfabesiyle kaleme alinan bu belgeyi bilimadamlari eski Maya hiyeroglifleriyle yazilmis bir metnin çevirisi oldugu ya da dogrudan Maya sözlü geleneginden derlenen öykü ve sarkilardan kaydedildigi görüsündedirler.

1700 lü yillarda ,Katolik bir misyoner Popul Vuh'u Ispanyolcaya çevirdi. Maya dilini akici bir sekilde konusabiliyordu. Kizilderililer eski tarihleri göstermeye ikna etmeyi basarmisti. Ispanyol metin yaklasik 150 yil boyunca gözlerden uzak kaldi. 1850'lerde, Guetemala City'deki San Carlos Üniversitesi'nin kitapliginda bulundu ve ilk olarak 1857'de Viyana'da basildi.

Popul Vuh ,edebi olarak 'harika' tanimlamasi yapilan eserlerden biriydi. Destanin yaratilis söylenini anlatan bu parçasinda Hristiyanlik etkisi görülmektedir. Kitab-i Mukaddesi okuyanlarimizin hemen anlayacagi gibi destan ilk bölümlerle benzerlik gösterir. Mayalar hakkinda daha ayrintili bilgi almak istiyorsaniz tarih kösemize ugrayabilirsiniz. Asagidaki destan tanrilarin yaratmak istedigi insanlar ve diger yaratilis söylenleri açisindan ilginçtir.

Baslangiçta sonsuz karanligin içinde yalnizca yukarida gökyüzü, asagida deniz vardi. Hareket edecek ya da gürültü yapacak hiçbirsey olmadigi için sakin ve sessizdiler. Yeryüzü henüz sulardan yükselmemisti. Otlar ve agaçlar, taslar, magaralar ve koyaklar, kuslar ve baliklar, yengeçler, hayvanlar ve insanlar daha yaratilmamisti. Kükrecek ya da gürleyecek hiçbir sey yoktu, çünkü yalnizca yukarida bos gökyüzü ve asagida sakin deniz vardi.

Suyun içinde yesil ve mavi tüylerin altina yaraticilar gizlenmisti. Bu büyük düsünürler suyun içinde sessizce konustular. Evrende gecenin sonsuz karanliginda yalnizdilar. Birlikte ne olacagina karar verdiler. Birlikte yeryüzünün sulardan ne zaman yükselecegini, ilk insanin ve tüm diger canli türlerinin ne zaman dogacagini, bu canli varliklarin yasamak için ne yiyeceklerini ve safagin dünyayi soluk isik seline ilk ne zaman bogacagini kararlastirdilar.

"Yaratilis baslasin!" diye heyecanla seslendi. Yaraticilar, "Bosluk dolsun! Deniz çekilsin ve yeryüzü ortaya çiksin ! Dünya, uyan ! Böyle olsun !" Ve yeryüzü yarattilar. Yaraticilar yapti bunu. Sislerin arasindan, bir toz bulutunun içinden daglar ve vadiler denizden yükseldi ve çam ve selvi agaçlari zengin toprakta kök saldilar. Tatli sular daglarin yamaçlarinda ve vadilerin içinde dere olup aktilar.

Ve Yaraticilar memnun oludlar. " Biz düsündük ve tasarladik" dediler "ve yarattigimiz kusursuz oldu !"

Sonra Yaraticilar sordular, " Yarattigimiz agaçlarin altinda yalnizca sessizlik mi olsun istiyoruz ? Vahsi hayvanlar, kuslar ve yilanlar yaratalim. Böyle olsun!"

Ve onlari yarattilar. Yaraticilar yapti bunu.

"Siz geyikler, çaliliklar ve otlaklarda dört ayak üzerinde yürüyeceksiniz. Ormanda çogalacak, agaçlarin serin gölgesinde ve nehir kiyilarinda uyuyacaksiniz. Siz kuslar, agaçlarin dallarinda ve sarmasiklarin arasinda yasayacaksiniz. Oralarda yuvalarinizi yapacak ve çogalacaksiniz". Geyik ve kuslara böyle buyruldu ve böyle yaptilar.

Ve Yaraticilar memnun oldular: "Biz düsündük ve tasarladik ve yarattigimiz kusursuz oldu"

Sonra yaraticilar, yarattiklari canlilarla baska seyler buyurdular. " Konusun, seslenin ve bagirin, her biriniz yapabildiginiz kadar. Bizim adimizi söyleyin, bizi övün ve bizi sevin. "

Fakat kuslar ve hayvanlar bunu yapamazlardi. Çiglik atabilir, tislayabilir ve ötebilirlerdi ancak yaraticilarin adlarini söylemezlerdi.

Yaraticilar yaptiklari canlilardan hosnut kalmadilar. Onlara dediler ki ," Sizlere verdiklerimizi geri almayacagiz. Ancak bizi övemediginiz ve sevemediginiz için , bunu yapacak baska canlilar yapacagiz. Bu yeni yaratiklar sizlerden üstün olacaklar ve sizleri yönetecekler. Sizlerin kaderi onlar tarafindan parçalanmak ve etinizin yenmesi olacak. Böyle olsun !"

Ve onlari yarattilar. Yaraticilar yapti onlari... Kendilerini övecek ve sevecek uysal ve saygili bir canli biçimlendirmeye karar verdiler. Önce çamurlu topraga sekil vermeyi denediler fakat bu malzeme çok yumusakti. Hareketsiz ve zayif bir yaratik oldu. Konusabiliyorsa ama hiç kimse dediklerine anlam veremiyordu.

"Çamurdan yapilmis yaratiklar hiçbir zaman yasamayacak ve çogalamayacaklar!" diye bagirdi yaraticilar ve bu yaratigi yok ettiler.

Sonra yeni yaratiklari tahtadan oymayi denediler. " Bu malzeme tam bize uygun görünüyor ! Saglam ve dayanikli" dediler. " Bu yaratiklar insana benziyor ve insan gibi konusuyorlar. Bunlardan pek çok yapalim. Böyle olsun!"

Tahtadan canlilar yasadi ve çogaldilar, ama hiç kimse dediklerine anlam veremiyordu ve içlerinde, yüzlerinde ruh, elleri ve ayaklarinda kuvvet yoktu. Ciltleri sari ve kuruydu, altinda besleyecek kan dolasmiyordu. Dört ayaklari üzerinde anlamsizca dolastilar ve yaraticilarini düsünmediler.
"Tahtadan yapilmis yaratiklar yasayip çogaltmak için yeterince iyi degil" diye bagirdi yaraticilar. Ve bu tahtadan yaratiklari yok etmeye karar verdiler.

Yaraticilar gökte özsuyundan büyük bir sel olusturdular ve yeryüzüne döktüler. Tahta yaratiklarin kafalarina vurdular ve onlari agaç gibi devirdiler. Sonra bir kartal üzerlerine geldi ve gözlerini oydu. Bir yarasa üzerilerine geldi ve kafalarini kopardi. Bir Jaguar üzerlerine atladi ve kemiklerini kirip dagitti. Yeryüzü karanlikla örtüldü ve araliksiz bir kara yagmur yagdi.

Güçsüz kalinca düsmanlari tahta yaratiklara saldirdilar. Büyük küçük hayvanlar onlara saldirdi. Sopalar ve taslar, tabaklar ve çömlekler onlara saldirdi. Aç biraktiklari ve eziyet ettikleri köpekler simdi disleriyle yüzlerini parçaladilar. Ögütmek için kullandiklari taslar simdi onlari ögüttüler. Ocak atesi üzerinde yaktiklari kap kacaklar simdi yüzlerini yaktilar.

Umutsuzca yasamlari için savasan tahta yaratiklar evlerini çatilarina tirmanmaya çalistilar ama evler yikildilar ve onlari yere attilar. Dallarinda güvenlige kavusmak için agaçlara tirmanmaya çalistilar ama agaçlar onlari salladilar ve yere attilar. Magaralara girmeye çalistilar ama magaralar kapandilar ve onlara siginak olmayi reddettiler.

Birkaçi disinda tahta yaratiklarin tümü yok olmustu. Digerleri sekilsiz yüzler ve çeneleriyle sag kaldilar ve onlari suyundan gelenlere maymun adi verildi.

Yaraticilar sonra gecenin karanliginda görüsmek için toplandilar. Günes, ay ve yildizlar daha gökyüzünde yerlerini almamislardi. "Yeniden bizi övecek ve sevecek yaratiklar yaratmayi deneyelim. Böyle olsun! Yeryüzünde soylu canlilar yasasinlar. Onlara biçim verecegimiz malzemeyi arayalim."

Dört hayvan, dag kedisi, koyot, karga ve küçük bir papagan, yaraticilarin önüne geldiler ve onlara yakinda bolca yetisen sari ve beyaz basakli misirlardan söz ettiler.

Yaraticilar hayvanlarin gösterdigi yola koyuldular. Misiri buldular, ögüttüler ve bu yüyecekten soylu yaratilar biçimlendirdiler.

" Böyle olsun !" diye heyecanla bagirdilar..
Ve onlari yarattilar. Yaraticilar yapti onlari.
Böylece dört Ilk Ata yaratildi. Yaraticilar gövdelerini misir unundan yaptilar. Ögütülmüs sari ve beyaz misirdan içecekler yaptilar ve bunlar yeni yaratiklarina kas ve et oldu ve bunlarla birlikte güç vermek için onlari beslediler.
Ve Yaraticilar memnun oldular. " Biz düsündü ve tasarladik" dediler
"ve yarattigimiz kusursuz oldu!"

Bu dört Ilk Ata insan gibi görünüyor ve konusuyordu. Çekici, akilli ve bilgeydiler. Çok uzaklari görebiliyorlardi. Daglar ve vadiler, ormanlar ve çayirlar, okyanuslar ve göller, ayaklarinin altindaki yeryüzü ve baslarinin üstündeki gökyüzü onlara dogalarini açik ettiler.
Dört Ilk Ata dünyada görülecek herseyi gördüklerinde, gördüklerinin degerini anladilar ve yaraticilarina tesekkür ettiler. " Bizi yaratip sekil verdiginiz için size tesekkür ederiz" dediler. " Bize görme, duyma, konusma, düsünme ve yürüme yetenekleri için size tesekkür ederiz. Büyük ve küçük, uzak ve yakin herseyi görebiliyoruz. Herseyi biliyoruz ve size tesekkür ediyoruz!"

Yaraticilar artik memnun degildiler. "Amaçladigimizdan daha iyi yaratiklar mi yarattik ? Çok mu kusursuzlar? " diye birbirlerine sordular. "O kadar bilgili ve bilgeler ki bizim gibi tanri mi olacaklar ? Daha az görsünler ve bilsinler diye görüslerini mi azaltsak ? Böyle olsun.!"

Böyle konustu Yaraticilar ve yarattiklari varliklari degistirdiler. Gözlerine sis üflediler ki yalnizca yakinlarinda olanlari görsünler. Böylece, Yaraticilar dört Ilk Ara'nin sahip olduklari bilgi ve bilgeligi yok ettiler.

Yaraticilar atalarimiz yaratip böyle biçimlendirdikten sonra dediler ki : "Simdi Ilk Atalar için özenle esler yaratip biçimlendirelim. Esleri onlar uyurken gelsinler ve uyandiklarinda onlara mutluluk vermek için orada olsunlar. Böyle olsuz.!"

Ve onlari yarattilar. Yaraticilar yapti onlari.
Ve yaraticilar memnun oldular. "Biz düsündük ve tasarladik" dediler
"ve yarattigimiz kusursuz oldu!"

Bir süre sonra Yaraticilar Ilk Atalar ve Analara benzeyen birçok insan daha yaptilar. Insanlar karanlikta yasayip çogaliyorlardi, çünkü Yaraticilar daha ne günesi, ne ayi, ne de yildizlari, herhangi bir isik biçimi yaratmislardi. Hem açik hem koyu tenli, hem varlikli, hem yoksul ve farkli diller konusan çok sayida insan doguda birarada yasiyordu.

Tanrilarinnin hiçbir görüntüsünü yapmadilar, ama yaraticilarini unutmadilar ve sevgi dolu ve uysaldilar. Yüzlerini göge kaldirip dua ettiler : "Ey Yaraticilar! Bizimle kalin ve bizi dinleyin ! Isik olsun ! Safak olsun ! Gündüz olsun' Safak dünyayi soluk isiga bogsun ve günes onu izlesin. Günes her gün aydinlarak gökyüzünde parladikça, bize soyumuzu sürdürmemiz için kizlar ve ogullar bagislayin. Bize iyi, yararli ve mutlu yasamlar verin ve bize baris verin.!"

Bu sözlerle insanlar günesi yükselip Yaraticilarin yaptiklari basamaklari altin isinlariyla aydinlatmaya çagirdilar.
"Ve öyle olsun!" dedi Yaraticilar "Isik olsun ! Evrenin safaginda, tüm yarattiklarimizin üstünde sabahin erken isigi parlasin ! Çünkü biz düsündük ve tasarladik ve yarattigimiz kusursuz oldu !"

Ve onu yarattilar. Yaraticilar yapti bunu. Günes sulardan yükseldi ve altin isinlarini yeryüzüne saçti. Büyük ve küçük hayvanlar koyaklarin serin gölgesinde ve nehir kiyilarinda ayaga kalktilar ve dogan günese yüzlerini döndüler. Jaguar ve puma kükredi ve yilan tisladi. Kuslar kanatlarini açtilar ve sarki söylemeye basladilar. Insanlar tütsüler yakan ve kurbanlar sunan rahiplerin çevresinde dans ettiler. Çünkü Yaraticilar dünyayi isikla aydinlatmislardi ve kusursuzdu.

Konu Hale tarafından 06 Eylül 2015 Pazar - 07:39 tarih ve saatinde düzenlenmiştir
Konu İçeriği Düzenlenmiştir.


#3
Esesli

Esesli

    KD ™ Kadim Dost

  • Yetkili
  • 5.814 İleti
  • Gender:Male
  • Location:EsEsli
  • Interests:sinema bilgisayar seyahat
Maya'lar


Evrimci yayınların hemen hepsinde ortak bir nokta vardır. Bu yayınlarda bir canlıya ait biyolojik yapı veya özelliğin niçin evrimleşmiş olabileceğine dair hayali senaryolara yer verilir. Dikkat çekici olansa, evrimcilerin hayal gücüyle ürettikleri hikayelerin bilimsel gerçeklermiş gibi anlatılmasıdır. Oysa bu yayınlarda anlatılanlar "Darwinist masallar"dan başka bir şey değildir. Evrimciler kendi zihinlerinde kurguladıkları senaryoları, topluma sözde bilimsel kanıt gibi sunmaya çalışmaktadırlar. Oysa bu anlatımlar tümüyle aldatıcıdır. Darwinist masallar, herhangi bilimsel bir değer taşımazlar; evrimci iddialar için de asla kanıt oluşturmazlar.

Resmi ekleyen

Eski Maya kentlerinden Uxmal'deki bir bina kalıntısı

Bazı evrimci bilim adamları, Mayaların metal eşya kullanmadıklarını iddia ederler. Ancak, Maya kalıntılarındaki taşların üzerinde yer alan detaylı taş işlemeciliğinin nasıl yapıldığını açıklayamazlar. Yoğun nemli bir ortam olan Amazon ormanlarının yüksek bölgelerinde, metal eşyalar çok kısa sürede okside olup çürürler. Dolayısıyla günümüze Mayaların kullandıkları metal eşyaların izleri kalmamış olabilir. Ama kalan taş yapılar, metalin bilindiğini ve kullanıldığını göstermektedir. Çünkü bu derece ince ve detaylı işlemenin sadece taş aletlerle yapılması mümkün değildir.

Resmi ekleyen

El Mirador, Guetamela, Klasik öncesi döneme ait Maya kentinin rekonstrüksiyonu.

Yeryüzünde gezip dolaşmıyorlar mı? Böylece kendilerinden öncekilerin nasıl bir sona uğradıklarını görsünler. Onlar, güç bakımından kendilerinden daha üstün idiler toprağı alt-üst etmişler (ekmişler, madenler, sular arayıp çıkarmışlar) ve onu, kendilerinin imar ettiğinden daha çok imar etmişlerdi... (Rum Suresi, 9)

Evrimci literatürde sıkça rastlanılan hikayelerden biri de, sözde maymunsu varlıkların insana dönüşmesi ve ilk başlarda sözde ilkel olan insanın da belirli bir süreç içerisinde sosyalleşerek gelişmesidir. Hiçbir bilimsel kanıtı olmamasına rağmen, yarı dik yürüdüğü, hırıltılar çıkardığı varsayılan "mağara adamları"nın ailesiyle birlikte gezerken ya da ellerindeki kaba aletlerle avlanırken veya bir ateş başında otururlarken resmedildiği sözde ilkel insan canlandırmaları da bu hikayenin en bilinen parçalarıdır.

"İnanın ve böyle olduğunu hayal edin" anlamına gelen bu canlandırmalar, evrimcilerin, insanları somut gerçeklerle değil de hayali masallarla iknaya çalıştıklarının en önemli göstergelerindendir. Çünkü bunlar bilimsel kanıtlara değil, sahibinin kabullerine ve ön yargılarına dayalı hikayelerdir.

Evrimciler bu hikayeleri anlatmanın yanlışlığını bile bile bunları profesyonel literatürde tutmakta, topluma bilimsel gerçekler gibi sunmakta bir sakınca görmemektedirler. Ancak evrimcilerin sık sık anlattığı bu senaryolar evrim teorisine hiçbir bilimsel destek oluşturmamaktadır. Çünkü insanın maymunsu atalardan türediği iddiasını destekleyen bir tek bilimsel bulgu dahi bulunmamaktadır. Aynı şekilde, toplumların ilkelden gelişmişe doğru evrimleştiğini gösteren hiçbir arkeolojik ve tarihsel bulgu da yoktur. İnsan var olduğu ilk günden beri insandır ve her dönemde farklı medeniyetler, kültürler inşa etmiştir. Bu medeniyetlerden biri de, geride bıraktığı izlerle büyük hayranlık uyandıran Maya medeniyetidir.

Tarihi kaynaklarda, bu bölgede yaşayan toplumlara gelen, uzun boylu, beyaz kıyafetli bir kişiden bahsedilmektedir. Yazıtlarda yer alan bilgiye göre, kısa bir dönem için, tek İlah inancının yayıldığı ve bilimde, sanatta gelişme kaydedildiği belirtilmektedir.

MATEMATİK UZMANI MAYALAR

MÖ 1000 yıllarında Orta Amerika'da, diğer medeniyetlerden oldukça uzakta yaşayan Mayalar, tıpkı Mısır, Yunan veya Mezopotamya'daki uygarlıklar gibi gelişmiş bir medeniyet oluşturmuşlardır. Mayaların en önemli özelliği ise, astronomi ve matematik alanındaki çalışmaları ve oldukça karmaşık yazı dilleriyle bilime öncülük etmiş olmalarıdır.

Resmi ekleyen

Taş üzerindeki detaylı işleme, Mayaların taş işçiliği için gerekli teknik alt yapıya sahip olduklarını göstermektedir. Çelik eğeler, levyeler ve benzeri aletler olmadan bu işçiliğin yapılması neredeyse imkansızdır.

Kral Hanab Pakal döneminde inşa edilmiş olan tapınak (Altta)
Cichen Itza'daki Savaşçılar Tapınağı (Solda üstte)
Rosalila yapıtının Batı binasının üst kısmı (Üstte sağda)

Mayaların zaman, astronomi ve matematik alanlarındaki bilgileri, kendi dönemlerinin Batı dünyasının bilgisinden bin yıl ilerideydi. Mesela Dünya'nın bir yıllık dönüşü hakkındaki hesapları, bilgisayar icat edilmeden önce yapılan hesaplardan daha kesin ve hatasızdı.

Matematikte sıfır kavramı, Avrupalı matematikçilerin keşfetmesinden bin yıl önce Mayalar tarafından kullanılıyordu. Matematikte kendi çağdaşlarından çok daha gelişmiş rakamlar ve işaretler kullanmışlardı.

Maya Takvimi

Mayaların kullandığı takvim de, ileri medeniyetlerini gösteren delillerden biridir. Mayalar tarafından kullanılan "Haab takvimi" 365 günden oluşmaktadır. Ayrıca Mayalar, bir yılın 365 günden biraz daha uzun olduğunu da hesaplamışlardır. Mayaların yaptıkları hesaplamalara göre bir yıl 365.242036 günden oluşmaktadır. Günümüzde kullanılan Gregoryen takvimi ise 365.2425 günden oluşmaktadır.Görüldüğü gibi iki rakam arasında çok küçük bir fark bulunmaktadır. Bu da, Mayaların matematik ve astronomi konusundaki uzmanlıklarını gözler önüne seren bir başka delildir.

Resmi ekleyen
Resmi ekleyen

Maya takvimi, günümüzde kullanılan 365 günlük Gregoryen takvimiyle neredeyse aynıdır. Mayalar, bir yılın 365 günden biraz daha uzun olduğunu hesaplamışlardı. (Yanda).
Yukarıda - Azteklerin taşa oydukları takvimleri görülmektedir. (Yukarıda)

Mayaların Astronomi Bilgileri

Resmi ekleyen

Venüs yörüngesinin her 6000 yılda bir gün geri alınmasının gerekli olduğunu tespit edecek kadar mükemmel bir astronomi bilgisi, geçmişte yaşamış insanların nasıl bir medeniyete sahip olduklarını göstermesi bakımından önemli bir örnektir.

Mayalardan günümüze gelen ve Kodeks olarak isimlendirilen üç kitapta, Mayaların yaşantılarına ve astronomi ilimlerine dair önemli bilgiler bulunmaktadır. Madrid Kodeksi, Paris Kodeksi ve Dresden Kodeksi olarak adlandırılan bu üç kitaptan, Dresden Kodeksi Mayaların astronomi hakkında ne kadar çok bilgiye sahip olduklarını göstermesi açısından çok önemlidir. Mayalar oldukça karmaşık bir yazı stiline sahiptirler ve bugüne kadar Maya yazısının %5-%30'luk kısmı çözülebilmiştir. Bu bile, Mayaların ne kadar ileri bir bilim seviyesine sahip olduklarını göstermek için yeterli olmuştur.

Örneğin Dresden Kodeksi'nin 11. sayfasında Venüs gezegenine dair bilgiler bulunur. Mayalılar bir Venüs yılını 583.92 gün olarak hesaplamışlar ve bu rakamı yuvarlayarak 584 gün olarak kabul etmişlerdir. Bununla birlikte binlerce yıllık Venüs devrelerini çizimleriyle ortaya koymuşlardır. Aynı kodekste iki sayfa Mars'a, dört sayfa Jüpiter ve uydularına ait bilgilere, sekiz sayfa da Ay'a, Merkür'e, Satürn'e ayrılmıştır. Bu sayfalarda, sözü edilen gezegenlerin Güneş etrafındaki dönüşleri, Güneş'le birlikte hareketleri, gezegenlerin birbirleriyle ilişkileri, Dünya'yla ilişkileri gibi oldukça karmaşık hesaplamalarla belirlenen bilgileri açıklamışlardır.

Resmi ekleyen

Pek çok araştırmacı aşağıda görülen resmin Mayaların uzay aracı kullandıklarını sembolize eden bir resim olduğuna inanmaktadır.

Mayalıların astronomi bilgisi, Venüs yörüngesinin her 6000 yılda bir gün geri alınmasının gerekli olduğunu tespit edecek kadar mükemmeldir. Böyle bir bilgi birikimini nasıl edindikleriyse, günümüzde halen astrologlar, astro-fizikçiler ve arkeologlar tarafından tartışılmaktadır. Günümüzde böyle karmaşık hesaplar bilgisayar teknolojisinin yardımıyla yapılabilmektedir. Bugünün bilim adamları uzay hakkında bilgilerini, her türlü teknolojik ve elektronik cihazla donatılmış gözlem merkezlerinde ve üslerde edinmektedirler. Mayalar ise bundan 2000 yıl önce günümüz teknolojisiyle ulaşılan bilgi ve hesaplamalara sahiptirler. Bu durum bir kez daha, toplumların sürekli olarak sözde ilkellikten medeniyete doğru ilerledikleri tezini geçersiz kılmaktadır. Tarihte yaşamış pek çok toplum, günümüz toplumları kadar hatta bazılarından çok daha ileri bir medeniyet seviyesine sahiptir. Ve günümüzde de geçmişte yaşamış toplumların seviyesine dahi ulaşamamış gerilikte yaşayan birçok toplum bulunmaktadır. Kısaca, medeniyet kimi zaman ileri, kimi zaman geri gitmekte, kimi zaman da hem ileri hem geri medeniyetler aynı dönem içerisinde yaşayabilmektedir.

Resmi ekleyen

Maya medeniyetine ait yan sayfadaki resim, Maya yöneticilerinden Pakal'ın mezarının kapağında yer almaktadır. Pakal'ın üzerinde oturduğu araç bir tür motorsikleti andırmaktadır. Bu, Mayalar döneminde kullanılan, o devre ait motorlu bir araç olabilir.

Eski Maya Şehri Tikal'deki Yol Ağı

Resmi ekleyen

Darwinistler hiçbir bilimsel delilleri olmamasına rağmen, insanın geçmişte ilkel bir canlı olduğunu, ilkel bir şekilde yaşadığını ve zaman içinde zeka seviyesinin geliştiğini öne sürerler. Arkeolojik bulgular ise bu iddiaların geçersizliğini ortaya koymaktadır. Örneğin eski Maya şehirlerinden biri olan Tikal'de yapılan kazılarda mühendislik ve planlama harikası eserler ortaya çıkarılmıştır. Hava fotoğrafları Maya şehirlerinin geniş bir yol ağıyla birbirlerine bağlı olduklarını göstermektedir. Tüm bunlar tarihin her döneminde ileri medeniyetlerin var olduğunu göstermektedir.

Tikal, en eski Maya şehirlerinden biridir. MÖ 8. yüzyılda kurulmuştur. Vahşi bir orman arazisinin içine kurulmuş olan Tikal şehrinde yapılan arkeolojik kazılarda şimdiye kadar, evler, saraylar, piramitler, tapınaklar, toplantı alanları ortaya çıkarılmıştır. Tüm bu alanların birbirleriyle yollar aracılığıyla bağlantılı olduğu görülmüştür. Hatta uçaktan çekilen bazı radar fotoğraflarında, komple bir kanalizasyon sisteminin yanı sıra şehrin her alanını kapsayan bir de sulama sistemi olduğu anlaşılmıştır. Ne deniz ne de nehir kenarında bulunan Tikal'de sulamanın gerçekleşebilmesi için yaklaşık on tane de dev su deposu kullanıldığı açığa çıkarılmıştır.

Tikal'den ormana doğru uzanan beş ana cadde vardır. Bunlar arkeologlar tarafından merasim yolları ya da seramoni caddeleri olarak adlandırılmaktadır. Havadan çekilmiş olan fotoğraflar ise, Maya şehirlerinin geniş bir yol ağıyla birbirlerine bağlı olduklarını göstermektedir. Yaklaşık toplam 300 km uzunluğundaki bu yollar, detaylı bir mühendislik çalışması yapıldığını ortaya koyar niteliktedir. Tüm yollar, kırılmış kayalardan yapılmış ve üzerleri açık renk dayanıklı bir tabakayla kaplanmıştır. Cetvelle çizilmiş gibi düzgün bir hatta sahip olan bu yolların nasıl inşa edilmiş olduğu, yollar inşa edilirken Mayaların yönlerini nasıl belirlemiş oldukları, hangi araç ve gereçlerden yararlanmış oldukları cevaplanması gereken önemli sorulardır. Evrimci anlayışla bu sorulara akılcı ve mantıklı cevaplar verilmesi mümkün değildir. Çünkü mühendislik harikası, kilometrelerce uzunluktaki yollar söz konusudur. Gayet açıktır ki, bu yollar ince hesaplamaların, ölçümlerin, yön tayininin, gerekli araç ve gereçlerin kullanımının eseridir.

Mayaların Kullandığı Dişli Çarklar

Mayaların yaşamış oldukları bölgelerde yapılan araştırmalar, dişli çark mekanizmasına sahip aletler yaptıklarını göstermektedir.
Mayaların önemli kentlerinden biri olan Copan'da çekilmiş olan arka sayfadaki fotoğraf, bu durumun delillerinden biridir. Dişli çark mekanizmasını kullanan bir toplumun makine mühendisliği bilgisine sahip olması, kuvvet ve hareketin etkileşimlerini bilmesi şarttır.
Bu bilgilere sahip olmayan birinin dişli çark mekanizmasını meydana getirmesi mümkün değildir. Örneğin sizden, bu resimdekine benzer bir mekanizma oluşturmanızı isteseler, gereken eğitimi almadan bu mekanizmayı meydana getirmeniz ve kusursuz işlemesini sağlamanız olanaksızdır.

Oysa Mayalar bunu başarmıştır. Bu da Mayaların bilgi seviyesinin önemli bir göstergesi, evrimcilerin iddia ettiği gibi "geçmişte yaşayanların geri" olmadıklarının ispatıdır.

Resmi ekleyen

Copan'da bulunan Maya dişli çarkları

Buraya kadar ele alınan bilgiler bize geçmişte yaşamış olan toplumların ileri medeniyet seviyelerinden birkaç küçük örnek sunmaktadır. Bu örnekler, oldukça önemli bir gerçeği göstermektedir: Yıllardır evrimci zihniyetle telkin edilen, geçmişte yaşamış toplumların geri, ilkel ve basit bir yaşamları olduğu tezi doğru değildir. Tarihin her döneminde farklı medeniyet seviyelerinde, farklı kültürlere sahip toplumlar yaşamıştır. Ancak hiçbiri diğerinden evrimleşmemiştir. Bundan 1000 yıl önce bazı geri medeniyetlerin yaşamış olması, tarihin evrimleştiğini, toplumların ilkelden gelişmişe doğru ilerlediğini gösteren bir durum değildir. Çünkü bundan bin yıl önce bu geri toplumlarla beraber, bilim ve teknolojide ilerlemiş, köklü medeniyetler inşa etmiş, son derece ileri toplumlar da yaşamıştır. Toplumların ilerlemesinde, kültürlerin birbirlerinden olan etkileşimleri, nesillerin birbirlerine aktardıkları bilgi birikimi, kuşkusuz önemli bir rol oynar. Ama bu bir evrimleşme değildir.


Kuran-ı Kerim'de de geçmişte yaşamış toplumlardan örnekler verilirken, bunların bazılarının ileri bir medeniyet inşa etmiş oldukları haber verilir:

Onlar, yeryüzünde gezip-dolaşmıyorlar mı ki, böylece kendilerinden öncekilerin nasıl bir sona uğradıklarını bir görsünler. Onlar, kuvvet ve yeryüzündeki eserleri bakımından kendilerinden daha üstün idiler... (Mümin Suresi, 21)

Yeryüzünde gezip dolaşmıyorlar mı ki, kendilerinden öncekilerin nasıl bir sona uğradıklarını bir görsünler. Onlar, kendilerinden (sayıca) daha çoktu ve yeryüzünde kuvvet ve eserler bakımından daha üstündüler. Fakat kazandıkları şeyler, (azaba karşı) onlara hiçbir şey sağlayamadı. (Mümin Suresi, 82)

(Halkı) Zulmediyorken yıkıma uğrattığımız nice ülkeler vardır ki, şimdi onların altları üstlerine gelmiş ıpıssız durmakta, kullanılamaz durumdaki kuyuları (terk edilmiş bulunmakta), yüksek sarayları (çın çın ötmektedir). (Hac Suresi, 45)

Kuran'da haber verilen bu gerçekler, arkeolojik bulgularla da desteklenmektedir. Yeryüzündeki pek çok arkeolojik bulgu ve geçmiş toplumların yaşama alanları incelendiğinde, gerçekten de, bu toplumların çoğunluğunun günümüzdeki bazı toplumlardan dahi ileri bir seviyede yaşadıkları, inşaat teknolojisinde, astronomide, matematikte, tıpta çok büyük aşamalar kaydettikleri görülür. Bu da Darwinistlerin, tarihin ve toplumların evrimi masalını bir kez daha geçersiz kılmaktadır.

Yeryüzünde gezip dolaşmıyorlar mı ki, kendilerinden öncekilerin nasıl bir sona uğradıklarını görsünler; üstelik onlar kuvvet bakımından kendilerinden daha güçlüydüler. Göklerde ve yerde Allah'ı aciz bırakacak hiçbir şey yoktur. Şüphesiz O, bilendir, güç yetirendir. (Fatır Suresi, 44)

Resmi ekleyen
Resmi ekleyenResmi ekleyen

45 metre uzunluğunda örümcek resmi ve insan figürü

Peru'nun Liman şehrinde yer alan Nazca çizgileri, bilim adamlarının açıklayamadıkları bulgulardan biridir. 1939 yılında New York Üniversitesi'nden Dr. Paul Kosok'un söz konusu bölgeyi havadan incelemesiyle ortaya çıkan bu çizgiler oldukça şaşırtıcıdır. Kilometreler boyunca uzanan bu çizgiler, kimi zaman bir havaalanını, kimi zaman çeşitli kuşları, kimi zaman maymunları, kimi zaman da örümcekleri andırmaktadır. Çizgilerin Peru'nun bu çorak çöl arazisinde kim tarafından, ne amaçla ve nasıl çizilmiş olabileceği hala meçhuldur. Çeşitli bilim adamları bu konuda farklı tezler ortaya atmış, ancak bu tezlerden hiçbiri henüz doğrulanmamıştır. Öte yandan, kilometrelerce uzanan, belli şekiller oluşturan bu çizgileri yapan insanların, bazı bilim adamları tarafından öne sürüldüğü gibi, ilkel bir yaşamları olmadığı da açıktır. Bu insanlar, ancak belli bir yükseklikten görülebilen ve ne olduğu anlaşıbilen şekilleri kusursuz bir düzen içerisinde meydana getirmişlerdir. Elbette bu, üzerinde düşünülmesi gereken şaşırtıcı bir durumdur.

Resmi ekleyen
Büyük sinekkuşu resmi 145 metre uzunluğunda (Sol üstte).
Uzunluğu 58 metre genişliği 93 metre olan büyük maymun resmi (Sağ altta)
Bölgenin havadan görünüşü (Sağ üstte)

Resmi ekleyen

Elbette tarihsel süreç içerisinde her alanda büyük ilerlemeler kaydedilmiş, bilim ve teknolojide büyük gelişmeler sağlanmıştır. Fakat bu değişimleri evrimcilerin ve materyalistlerin iddia ettiği gibi bir "evrim" süreci olarak tanımlamak akılcı ve bilimsel bir yaklaşım değildir. Kültür ve tecrübe birikimi sayesinde teknoloji ve bilim gibi alanlarda sürekli bir gelişim söz konusudur. Ancak burada önemli olan nokta şudur; günümüz insanı ile binlerce yıl önce yaşayan bir kişi arasında, nasıl fiziksel özellikler açısından bir fark yoksa, zeka ve yetenek açısından da bir fark yoktur. 20. yüzyıldaki insanların beyin kapasitesi ve zekası daha çok geliştiği için daha ileri bir uygarlığa sahip oldukları düşüncesi, evrim teorisinin telkinleri sonucunda oluşturulmuş yanlış bir bakış açısıdır.

Konu Hale tarafından 06 Eylül 2015 Pazar - 07:42 tarih ve saatinde düzenlenmiştir
Resim Linkleri Ve Konu İçeriği Düzenlenmiştir.


#4
Esesli

Esesli

    KD ™ Kadim Dost

  • Yetkili
  • 5.814 İleti
  • Gender:Male
  • Location:EsEsli
  • Interests:sinema bilgisayar seyahat
Maya Mitolojisinde Evrenin Yaradılışı


Mayalar Amerıka kıtasındakı önemlı kültürel kimliklerin oluşmaşında önemlı etkileri olan bır uygarlık oluşturmuşlardır.Maya yaratılış söylemi günümüze kadar gelmiş olan en büyük Maya belgesı Popol Vuh 'un bir parçasıdır. Latin alfabesiyle kaleme alınan bu belgeyi bılımadamları eskı Maya hiyerogliflerıyle yazılmış bir metnin çevirisi oldugu ya da dogrudan Maya sözlü gelenegınden derlenen öykü ve şarkılardan kaydedildigi görüşündedırler.

1700 lü yıllarda ,Katolık bır mısyoner Popul Vuh'u Ispanyolcaya çevirdi. Maya dilini akıcı bir sekilde konuşabiliyordu. Kızılderililer eski tarıhlerı göstermeye ikna etmeyi başsarmıstı. Ispanyol metin yaklasık 150 yıl boyunca gözlerden uzak kaldı. 1850'lerde, Guetemala Cıty'dekı San Carlos Ünıversitesi'nin kıtaplıgında bulundu ve ilk olarak 1857'de Vıyana'da basıldı.

Popul Vuh ,edebı olarak 'harıka' tanımlaması yapılan eserlerden biriydi . Destanın yaratılıs şölenini anlatan bu parçasında Hırıstıyanlık etkisi görülmektedir. Kıtab-ı Mukaddesi okuyanlarımızın hemen anlayacagı gibi destan ilk bölümlerle benzerlik gösterir. Mayalar hakkında daha ayrıntılı bilgi almak istiyorsanız tarih kösemıze ugrayabilirsiniz. Asagıdaki destan tanrıların yaratmak istedigi insanlar ve diger yaratılıs söylemlerı açısından ilginçtir.

Baslangıçta sonsuz karanlıgın ıçınde yalnızca yukarıda gökyüzü, asagıda deniz vardı. Hareket edecek ya da gürültü yapacak hiçbirsey olmadıgı için sakın ve sessizdiler. Yeryüzü henüz sulardan yükselmemişti. Otlar ve agaçlar, taslar, magaralar ve koyaklar, kuşlar ve balıklar, yengeçler, hayvanlar ve insanlar daha yaratılmamıstı. Kükrecek ya da gürleyecek hiçbır sey yoktu, çünkü yalnızca yukarıda boş gökyüzü ve asagıda sakın deniz vardı.

Suyun ıçınde yesil ve mavi tüylerın altına yaratıcılar gizlenmisti. Bu büyük düşünürler suyun içinde sessızce konuştular. Evrende gecenın sonsuz karanlıgında yalnızdılar. Birlikte ne olacagına karar verdıler. Bırlıkte yeryüzünün sulardan ne zaman yükselecegini, ilk ınsanın ve tüm diger canlı türlerının ne zaman dogacagını, bu canlı varlıkların yasamak için ne yiyeceklerını ve şafagın dünyayı soluk ısık selıne ılk ne zaman bogacagını kararlaştırdılar.

"Yaratılış başlasın!" diye heyecanla seslendi. Yaratıcılar, "Bosluk dolsun! Deniz çekilsın ve yeryüzü ortaya çıksın ! Dünya, uyan ! Böyle olsun !" Ve yeryüzü yarattılar. Yaratıcılar yaptı bunu. Sislerın arasından, bir toz bulutunun ıçınden daglar ve vadiler denizden yükseldi ve çam ve selvi agaçları zengin toprakta kök saldılar. Tatlı sular dagların yamaçlarında ve vadilerın içinde dere olup aktılar.Ve Yaratıcılar memnun oldular. " Biz düsündük ve tasarladık" dediler "ve yarattıgımız kusursuz oldu !".Sonra Yaratıcılar sordular, " Yarattıgımız agaçların altında yalnızca sessizlik mı olsun istiyoruz ? Vahsı hayvanlar, kuslar ve yılanlar yaratalım. Böyle olsun!".Ve onları yarattılar. Yaratıcılar yaptı bunu."Siz geyikler, çalılıklar ve otlaklarda dört ayak üzerınde yürüyeceksiniz. Ormanda çogalacak, agaçların serın gölgesınde ve nehir kıyılarında uyuyacaksınız. Siz kuslar, agaçların dallarında ve sarmasıkların arasında yasayacaksınız. Oralarda yuvalarınızı yapacak ve çogalacaksınız". Geyık ve kuslara böyle buyruldu ve böyle yaptılar.Ve Yaratıcılar memnun oldular: "Biz düsündük ve tasarladık ve yarattıgımız kusursuz oldu"Sonra yaratıcılar, yarattıkları canlılarla baska seyler buyurdular. " Konusun, seslenin ve bagırın, her biriniz yapabildiginiz kadar. Bizim adımızı söyleyin, bizi övün ve bizi sevin. "Fakat kuslar ve hayvanlar bunu yapamazlardı. Çıglık atabilir, tıslayabılır ve ötebilirlerdi. Ancak yaratıcıların adlarını söylemezlerdi.Yaratıcılar yaptıkları canlılardan hosnut kalmadılar. Onlara dediler ki ," Sizlere verdıklerimizi geri almayacagız. Ancak bizi övemediginiz ve sevemediginiz için , bunu yapacak baska canlılar yapacagız. Bu yenı yaratıklar sizlerden üstün olacaklar ve sizlerı yönetecekler. Sizlerın kaderi onlar tarafından parçalanmak ve etinizin yenmesı olacak. Böyle olsun !"Ve onları yarattılar. Yaratıcılar yaptı onları... Kendilerini övecek ve sevecek uysal ve saygılı bır canlı biçimlendirmeye karar verdiler. Önce çamurlu topraga şekil vermeyi denediler fakat bu malzeme çok yumusaktı. Hareketsiz ve zayıf bir yaratık oldu. Konusabiliyor ama hiç kimse dediklerine anlam veremiyordu."Çamurdan yapılmıs yaratıklar hıçbır zaman yasamayacak ve çogalamayacaklar!" dıye bagırdı yaratıcılar ve bu yaratıgı yok ettiler.Sonra yenı yaratıkları tahtadan oymayı denediler. " Bu malzeme tam bıze uygun görünüyor ! Saglam ve dayanıklı" dediler. " Bu yaratıklar insana benziyor ve insan gıbı konusuyorlar. Bunlardan pek çok yapalım. Böyle olsun!"Tahtadan canlılar yasadı ve çogaldılar, ama hıç kımse dediklerıne anlam veremiyordu ve içlerınde, yüzlerınde ruh, ellerı ve ayaklarında kuvvet yoktu. Ciltlerı sarı ve kuruydu, altında besleyecek kan dolasmıyordu. Dört ayakları üzerinde anlamsızca dolastılar ve yaratıcılarını düsünmediler."Tahtadan yapılmıs yaratıklar yasayıp çogaltmak ıçın yeterince iyi degil" dıye bagırdı yaratıcılar. Ve bu tahtadan yaratıkları yok etmeye karar verdiler.Yaratıcılar gökte özsuyundan büyük bır sel olusturdular ve yeryüzüne döktüler. Tahta yaratıkların kafalarına vurdular ve onları agaç gibi devirdiler. Sonra bır kartal üzerlerıne geldi ve gözlerını oydu. Bır yarasa üzerılerıne geldı ve kafalarını kopardı. Bir Jaguar üzerlerıne atladı ve kemiklerını kırıp dagıttı. Yeryüzü karanlıkla örtüldü ve aralıksız bir kara yagmur yagdı.Güçsüz kalınca düsmanları tahta yaratıklara saldırdılar. Büyük küçük hayvanlar onlara saldırdı. Sopalar ve taslar, tabaklar ve çömlekler onlara saldırdı. Aç bıraktıkları ve eziyet ettıklerı köpekler şimdi dıslerıyle yüzlerini parçaladılar. Ögütmek ıçın kullandıkları taslar şımdi onları ögüttüler. Ocak ateşi üzerınde yaktıkları kap kacaklar şimdı yüzlerini yaktılar.

Umutsuzca yasamları için savasan tahta yaratıklar evlerini çatılarına tırmanmaya çalıstılar ama evler yıkıldılar ve onları yere attılar. Dallarında güvenlige kavusmak için agaçlara tırmanmaya çalıstılar ama agaçlar onları salladılar ve yere attılar. Magaralara girmeye çalıstılar ama magaralar kapandılar ve onlara sıgınak olmayı reddettiler.

Birkaçı dısında tahta yaratıkların tümü yok olmustu. Digerleri sekılsız yüzler ve çenelerıyle sag kaldılar ve onları suyundan gelenlere maymun adı verildi.

Yaratıcılar sonra gecenın karanlıgında görüsmek ıçın toplandılar. Günes, ay ve yıldızlar daha gökyüzünde yerlerini almamıslardı. "Yeniden bizi övecek ve sevecek yaratıklar yaratmayı deneyelim. Böyle olsun! Yeryüzünde soylu canlılar yasasınlar. Onlara bıçım verecegımız malzemeyı arayalım."

Dört hayvan, dag kedisı, koyot, karga ve küçük bır papagan, yaratıcıların önüne geldiler ve onlara yakında bolca yetısen sarı ve beyaz basaklı mısırlardan söz ettiler.

Yaratıcılar hayvanların gösterdigi yola koyuldular. Mısırı buldular, ögüttüler ve bu yüyecekten soylu yaratılar biçimlendirdiler." Böyle olsun !" diye heyecanla bagırdılar..Ve onları yarattılar. Yaratıcılar yaptı onları.Böylece dört Ilk Ata yaratıldı. Yaratıcılar gövdelerını mısır unundan yaptılar. Ögütülmüs sarı ve beyaz mısırdan içecekler yaptılar ve bunlar yeni yaratıklarına kas ve et oldu ve bunlarla birlikte güç vermek ıçın onları beslediler.Ve Yaratıcılar memnun oldular. " Biz düsündü ve tasarladık" dediler.

"ve yarattıgımız kusursuz oldu!"Bu dört Ilk Ata insan gibi görünüyor ve konusuyordu. Çekici, akıllı ve bilgeydiler. Çok uzakları görebiliyorlardı. Daglar ve vadiler, ormanlar ve çayırlar, okyanuslar ve göller, ayaklarının altındakı yeryüzü ve baslarının üstündeki gökyüzü onlara dogalarını açık ettiler.Dört Ilk Ata dünyada görülecek herseyi gördüklerınde, gördüklerının degerini anladılar ve yaratıcılarına tesekkür ettiler. " Bizi yaratıp sekil verdiginiz için size tesekkür ederiz" dediler. " Bize görme, duyma, konusma, düsünme ve yürüme yetenekleri için size tesekkür ederiz. Büyük ve küçük, uzak ve yakın herseyı görebiliyoruz. Herseyi biliyoruz ve size tesekkür ediyoruz!"

Yaratıcılar artık memnun degildiler. "Amaçladıgımızdan daha iyi yaratıklar mı yarattık ? Çok mu kusursuzlar? " dıye birbirlerine sordular. "O kadar bilgili ve bilgeler ki bizim gibi tanrı mı olacaklar ? Daha az görsünler ve bilsinler diye görüslerını mı azaltsak ? Böyle olsun.!"Böyle konustu Yaratıcılar ve yarattıkları varlıkları degisiırdiler. Gözlerıne sis üflediler ki yalnızca yakınlarında olanları görsünler. Böylece, Yaratıcılar dört Ilk Ara'nın sahip oldukları bilgi ve bilgeligi yok ettiler.

Yaratıcılar atalarımız yaratıp böyle biçimlendirdikten sonra dediler ki : "Simdi Ilk Atalar için özenle esler yaratıp biçimlendirelım. Eslerı onlar uyurken gelsinler ve uyandıklarında onlara mutluluk vermek için orada olsunlar. Böyle olsuz.!"Ve onları yarattılar. Yaratıcılar yaptı onları.

Ve yaratıcılar memnun oldular. "Biz düsündük ve tasarladık" dedıler"ve yarattıgımız kusursuz oldu!"Bır süre sonra Yaratıcılar Ilk Atalar ve Analara benzeyen birçok insan daha yaptılar. Insanlar karanlıkta yasayıp çogalıyorlardı, çünkü Yaratıcılar daha ne günesi, ne ayı, ne de yıldızları, herhangı bır ısık bıçımı yaratmıslardı. Hem açık hem koyu tenli, hem varlıklı, hem yoksul ve farklı diller konusan çok sayıda insan doguda birarada yasıyordu.Tanrılarınnın hiçbir görüntüsünü yapmadılar, ama yaratıcılarını unutmadılar ve sevgi dolu ve uysaldılar. Yüzlerini göge kaldırıp dua ettiler : "Ey Yaratıcılar! Bizimle kalın ve bizi dinleyin ! Isık olsun ! Safak olsun ! Gündüz olsun' Safak dünyayı soluk ısıga bogsun ve günes onu izlesın. Günes her gün aydınlarak gökyüzünde parladıkça, bize soyumuzu sürdürmemız için kızlar ve ogullar bagıslayın. Bize iyi, yararlı ve mutlu yasamlar verin ve bize barıs verın.!"Bu sözlerle insanlar günesi yükselip Yaratıcıların yaptıkları basamakları altın ışınlarıyla aydınlatmaya çagırdılar.

"Ve öyle olsun!" dedi Yaratıcılar "Işık olsun ! Evrenın safagında, tüm yarattıklarımızın üstünde sabahın erken ısıgı parlasın ! Çünkü biz düsündük ve tasarladık ve yarattıgımız kusursuz oldu !"

Ve onu yarattılar. Yaratıcılar yaptı bunu. Günes sulardan yükseldi ve altın ısınlarını yeryüzüne saçtı. Büyük ve küçük hayvanlar koyakların serın gölgesinde ve nehir kıyılarında ayaga kalktılar ve dogan günese yüzlerini döndüler. Jaguar ve puma kükredi ve yılan tısladı. Kuslar kanatlarını açtılar ve sarkı söylemeye basladılar. Insanlar tütsüler yakan ve kurbanlar sunan rahiplerin çevresınde dans ettiler. Çünkü Yaratıcılar dünyayı ışıkla aydınlatmışlardı ve kusursuzdu.

Konu Hale tarafından 06 Eylül 2015 Pazar - 07:43 tarih ve saatinde düzenlenmiştir
Konu İçeriği Düzenlenmiştir.

  • Esesli bunu beğendi

#5
Esesli

Esesli

    KD ™ Kadim Dost

  • Yetkili
  • 5.814 İleti
  • Gender:Male
  • Location:EsEsli
  • Interests:sinema bilgisayar seyahat
MAYALAR VE TUFAN

Maya mitolojisinde "tufan" korkusu


Aztekler, 16. yüzyilda "Fatih" Cortez Meksika kiyilarina ayak bastiginda, uygarliklarinin gelisim egrisindeki son evreyi yasiyorlardi artik. O görkemli mimari, o göz kamastirici astronomi bilgisi ve benzerini ancak eski Misir'da gördügümüz garip yildiz kültürü, altin hirsiyla Yeni Dünya'ya çikan Ispanyollarin elinde yagmalandi, yerle bir edildi. Hem de geride pek az iz birakmacasina. Arkeoloji tarihini anlattigi "Tanrilar, Mezarlar ve Bilginler" adli kitabinda C.W Ceram, Aztekler'den "boynu vurulan kültür" diye söz eder.

Diger yandan, Azteklerle dogrudan bir baglantisi olmayan ve ondan çok daha eski, çok daha büyüleyici bir kültürün yaraticisi olan Olmec'ler ve Mayalar, uygarliklarinin denizin ta öte yakasindan gelen açgözlü yagmacilar tarafindan yikilmasina tanik olmayacak ölçüde sansliydilar denebilir. Bu insanlar, bugün baslangicinin I.Ö 2500 yilina dayandigi ileri sürülen bir tarihi yaratmislar, sonra da Ispanyollar gelmeden çok önce sessiz sedasiz ortadan kaybolup gitmislerdi. Tam olarak "kaybolmuslardi" da denemez; irklari, jungle yakinlarindaki basit ve düz köylerde varliklarini mütevazi biçimde sürdürmüs, ama o görkemli piramitleri, tapinaklari yapan "ustalar ve bilginler" sanki "sir" olmuslardi.

Eger diplomatik bir görevle Orta amerika'ya giden maceraci Amerikali avukat John Lloyd Stephens ve onunla birlikte bu geziye çikan Ingiliz ressam Frederick Catherwood olmasaydi, belki dünya bir zamanlar Yucatan ve çevresinde büyüleyici bir uygarligin yasadigini epey geç ögrenecekti. Stephens, balta girmemis ormanlar içinde çiktigi gezintilerden birinde, inanilmaz bir seyle karsilasmisti: Ormanin tam ortasina yerlesmis, issiz ve sakin bir sehir! O güne dek varligindan haberdar olunmayan Maya uygarligi, yirminci yüzyilin baslarinda art arda gelen yeni buluslarla gün isigina çikmaya basladi. Ne var ki, 3500 yila yayildigi sanilan bu kültürün, geride biraktigi büyük kültürel mirastan yalnizca birkaç kirinti kalmisti geriye. Olmec ve Maya uygarliklarinin yildiz kültürü, dini ve astronomisine iliskin yazili kaynaklarin, Ispanyol "fetih" döneminde sistematik bir biçimde yok edildigi sonradan ortaya çikti. "Vahsi" yerlilere "Tanri yolunu" ögretme iddiasiyla Meksika ve Orta Amerika'ya gelen papazlar, o muhtesem kalintilardan ve onlari yaratan uygarliktan habersizdiler ama, "ilkel" orman köylülerinin elinde, "putperest, pagan, batil" kitaplar oldugunu; bu basit köylülerin o anlasilmasi zor dinlerine oldukça bagli yasadiklarini farkettiler. Misyonerlerin en acimasizi ünlü Diego De Landa, bir gecede, çevredeki bütün köylülrin elindeki kitaplari toplatti ve binlerce cildi, acimadan onlarin gözleri önünde yakip yok etti. Landa, "Tanri yolu"na olan inanciyla yaptigi bu isten gurur duyuyordu ama, yerlilerin büyük üzüntüsünü görünce yaptigi isten belli belirsiz bir pismanlik duymaya basladi. Ne var ki, is isten geçmis, bütün bilgiler kül olmustu. Landa ilahi bir vicdan azabiyla, kimseye bir sey söylemeden geriye kalan birkaç safayi aldi ve sakladi. Bunlar, bugün Maya kültürüne iliskin elimizde olan çok az belgenin bazilaridir.

Arkeologlar, uzun süre bu gizemli uygarligin izlerini yorumlamakla ve kronolojisini çikarmakla ugrastilar ama o denli az veri vardi ki, çok da somut bir yerlere varamadilar. Diger yandan, Maya ve Olmec kültüründeki çogu unsurun Misir ile belirgin ortak nitelikler tasimasini ya görmezden geldiler ya da bunlara "önemsiz rastlanti" deyip geçtiler. Bunlarin en ilginci, her iki kültürde de dini yapilarin en önemlileri, "piramit" biçiminde olmasiydi. Üstelik, Teotihuacan'daki Maya piramidiyle, Giza'dakiler arasinda ölçüler yönünden de büyük benzerlikler vardi. Arkeologlar ve tarihçiler, buna rastlanti demeyi yeglediler. Her iki kültür de astronomi merkezliydi ve gezegen yörüngeleri, hareketleri, yildiz haritalari ve hatta presesyon inanilmaz bir hassasiyetle hesaplanmisti. Ve yine her iki kültürde de, "ölümsüzlügün sirri"na yönelik bitmeyen bir arayis, yildizlardan medet umma gelenegi vardi ve buna da "rastlanti" deniyordu. Her iki kültür de, bütün piramit ve tapinaklarini belli yildizlara ya da göksel olaylara hizalayarak yapmisti, herhalde bu da "rastlanti"ydi.
Chichen Itza'daki ünlü tapinagin iki yüzünden biri kis gündönümünde günesin batisina, diger yüzü de yaz gündönümünde günesin dogusuna yöneltilmisti. Yilda iki kez, ekinoks anlarinda da, piramidin basamaklarinin gölgesi, yan duvarin üzerine "tüylü yilan" biçimi vermek üzere düsüyordu. Bu "tüylü yilan" simgesi, Maya uygarliginda sik sik karsimiza çikiyordu ve tanri Kukulkan'a baglaniyordu. Maya dininde Kukulkan bir "tüylü yilan"la gösterilirdi ve oldukça ilgi çekici bir hikayeye sahipti: Efsaneye göre, yeryüzü büyük bir felaketle karsilasip, birçok ülke sular altinda kaldiktan sonra, Maya ülkesine "dogudaki deniz"den, bilge bir tanri gelmisti, küreksiz bir gemiyle. Yildizlarla, dünyayla, bina ve tapinak yapimiyla ilgili bilgileri hep bu bilgeden ögrenmisti Mayalarin atalari. Onu getiren gemi de, biçiminden ötürü, uzun boynunu ufka çevirmis büyük bir tüylü yilanla sembolize edilmisti. Bu bilge tanri, Kukulkan kimdi? Sakin buzul devrinin sonunda sularin 100 metre yükselmesiyle ülkesi denizin dibine gömülen bir uygarligin, okyanustan çikagelen kazazedesi olmasin? Mitleri çogu zaman hafif masallar olarak görürüz; ama arkeoloji tarihi bize mitleri hiçbir zaman hafife almamayi ögretir. Ingiliz arkeolog Leonard Woolley'nin, Sümer sehri Ur'u ararken, Tevrat'in Gilgamis Efsanesi'nden ödünç aldigi "tufan" mitini dogruladigini unutmamak gerek. Ayni sekilde, Heinrich Schliemann'in, yalnizca Homeros'un Ilyada'sindaki bir fantezi, bir mit oldugunu düsündügü ünlü Truva kentini bularak efsanenin dogrulugunu kanitlamasini da.

Bir diger ünlü Orta Amerika tapinagi, Teotihuacan'da bulunuyor. Bu tapinak da, Pleiades ya da bizde bilinen adiyla "Ülker" yildiz grubuna göre ayarlanmis. Takvimlerine çok bagli olan ve uygarlik tarihinin en sasmaz takvimini yaratan Mayalar, Pleiades'e büyük anlamlar yüklemisler. Bu yildiz kümesinin gökyüzünün en tepe noktasina yerlesmesi, 52 yillik döngülerle gerçeklesiyor. Mayalar, sürekli olarak "dünyanin yokolacagi büyük felaket" korkusuyla yasamis bir ulus. Nereden kaynaklandigini bilmedigimiz inanislarinda, 52 yilda bir "dünyanin sonu"nun gelecegi fikri var. Bu nedenle, Pleiades döngüsünü tamamlayip zenith noktasinda belirdiginde, Mayalarin sevinçle bunu kutlamalari sasirtici degil. Böylece, "Bir afet dönemi daha olaysiz bitti, önümüzde 52 yil daha var" diyebiliyorlardi. Sasirtici olan, dünyanin bu sessiz, sakin, büyüleyici doga güzelliklerine sahip bölgesinde yasayan insanlarin niçin durup dururken böylesi "afet teorileri" olusturup bunlardan ölesiye korktuklari sorusu. Yoksa, toplumsal bilinçaltinda, çok eskilerden gelen bir "ani" mi vardi?

Meksika, Guatemala ve Honduras bölgelerindeki eski uygarliklar, derinlemesine arastirilmayi hakediyorlar. Sezgiler ve sagduyu, Misir'da, Uzak Dogu'da, Stonehenge'de izlerini gördügümüz "yitik uygarlik"la ilgili en önemli ipuçlarinin bu bölgede ortaya çikacagini söylüyor sanki.

Konu Hale tarafından 06 Eylül 2015 Pazar - 07:44 tarih ve saatinde düzenlenmiştir
Konu İçeriği Düzenlenmiştir.

  • Esesli bunu beğendi

#6
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Maya'lar



• 21 Aralık 2012 - Mayalar'a göre Dünya'nın sonu.


Resmi ekleyen



Maya Takviminin Son Günü için hazırlanan Google Logosu



Bakınız,
http://www.kadimdostlar.com/Medeniyetler_ve_Ulkeler_Tarihi_Ansiklopedisi_f206/Tarihi_Gizemler_Mayalarin_Kayip_Kenti_Kiyamet_20_t39297.html']Tarihi Gizemler | Mayaların Kayıp Kenti - Kıyamet 2012'de Mi? Zaman: İS 250-909 - Mekân: Orta Amerika - Maya Uygarlığı'nın Çöküşü' target='_blank'>Tarihi' class='bbc_url' title=''>http://www.kadimdostlar.com/Medeniyetler_ve_Ulkeler_Tarihi_Ansiklopedisi_f206/Tarihi_Gizemler_Mayalarin_Kayip_Kenti_Kiyamet_20_t39297.html']Tarihi Gizemler | Mayaların Kayıp Kenti - Kıyamet 2012'de Mi? Zaman: İS 250-909 - Mekân: Orta Amerika - Maya Uygarlığı'nın Çöküşü

http://www.kadimdostlar.com/Medeniyetler_ve_Ulkeler_Tarihi_Ansiklopedisi_f206/Maya_El_Yazmalari_Kolomb_Oncesi_Amerika_Uygarlik_t62380.html']Maya El Yazmaları | Kolomb Öncesi Amerika Uygarlıklarından Mayalar'a Ait El Yazmaları - Codex Dresdensis (Dresden El Yazması) - Tro-Cortesianus (Troano - Madrid El Yazması) - Peresianus (Paris El Yazması) - Grolier El Yazması' target='_blank'>Maya' class='bbc_url' title=''>http://www.kadimdostlar.com/Medeniyetler_ve_Ulkeler_Tarihi_Ansiklopedisi_f206/Maya_El_Yazmalari_Kolomb_Oncesi_Amerika_Uygarlik_t62380.html']Maya El Yazmaları | Kolomb Öncesi Amerika Uygarlıklarından Mayalar'a Ait El Yazmaları - Codex Dresdensis (Dresden El Yazması) - Tro-Cortesianus (Troano - Madrid El Yazması) - Peresianus (Paris El Yazması) - Grolier El Yazması

#7
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Resim Linkleri Ve Konu İçeriği Düzenlenmiştir.




0 Kullanıcı konuyu okuyor

0 Kullanıcı, 0 Misafir, 0 Kayıtsız kullanıcı