İçeriğe git

Welcome to Kadim Dostlar ™ Forum
Register now to gain access to all of our features. Once registered and logged in, you will be able to create topics, post replies to existing threads, give reputation to your fellow members, get your own private messenger, post status updates, manage your profile and so much more. This message will be removed once you have signed in.
Login to Account Create an Account
Resim

Tarih Başa Sarıyor | Hûlki CEVİZOĞLU

- - - - -

  • Yanıtlamak için lütfen giriş yapın
Bu konuya 20 yanıt gönderildi

#21
Sema

Sema

    Ne Mutlu Türküm Diyene!!

  • Yönetici
  • 5.470 İleti
  • Gender:Female
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü, Ülke Gündemi, Siyaset ve Köşe Yazıları...

Resmi ekleyen

68’in yazılı tarihi -3-


“Başka bir ordu kurulması fikri gelmişti bize”

Mustafa Yalçıner(68 Sol öğrenci liderlerinden)- Yoksa, işte ne sol Cuntacılar, ne sağ Cuntacılar, bunlar bizim bel bağladığımız gruplar arasında değildi.
Hulki Cevizoğlu- Anladım.
Kitapla ilgili genel bir değerlendirme dediniz.
Mustafa Yalçıner- Tam bir kopuşma gerçekleştirilmişti, bu nedenle zaten doğruluğu-yanlışlığı bir tarafa, ama bir başka ordu kurulması fikri gelişmişti bizde.
Şimdi kitapta ise, genel olarak sözü edilen Marksist bir askerî darbe.
Hulki Cevizoğlu- 9 Mart’ta...
Mustafa Yalçıner- Şimdi burada her şeyi bir tarafa bıraksak, terminoloji olarak uygun değil. Marksist olursanız askerî darbeci olmazsınız, askerî darbeci olursanız Marksist olmazsınız.
Hasan Cemal- Mustafa bey, ben de kitabın hiçbir yerinde Marksist bir darbe deyimini kullanmadım. Marksist bir darbe olmayacağını gayet iyi ben de biliyorum. Nitekim, Marksist darbe deyimini hiç kimse kullanmadı. Yani, o Deniz Gezmiş’in ağzında bir alay konusu olarak belirtiliyordu. Fakat, aynı zamanda belirli ölçülerde de, böyle bir şey olsa hiç kötü olmaz havası da yok değildi o dönemde.
Neyse, yani bu...
Mustafa Yalçıner- Belki bu söylenebilir. Şuna katılıyorum. Çok sayıda bu beklentide olanlar vardı. Hatta biz yakalandık; Mamak Cezaevine konduğumuzda, örneğin Atila Sarp’la birlikte yatardık ve hâlâ bize Hava Kuvvetleri ya da Kara Kuvvetleri Komutanı’ndan, Batur’dan ya da Faruk Gürler’den hâlâ birtakım müdahalelerde bulunacakları, hâlâ işte Deniz’lerin idamını engelleyeceklerine dair birtakım haberler ulaştırırdı.
Yani, bu etkiye katılıyorum ama, bu etkinin ötesinde, eğer Türkiye’ye o gün için bakarsak, Türkiye’de bir özgürlük ve demokrasi mücadelesine doğru yönelme vardı. Ve sosyalizm özlemiyle birtakım genç arkadaşlarımız, bizler yani o zaman, Türkiye’nin, bir temel yanlışlığı yaparak halkını kurtarmaya yönelmiştik. Kitapta sizin de söz ettiğiniz, bir kurtarıcılık mantığından söz ediyorsunuz, evet, yanlış olan buydu.


Devrim için ordunun yarıdan bir fazlası gerekir


Hulki Cevizoğlu- Evet, siz önemli bir şahsiyetin babası olarak 68 Kuşağı’nı yitik bir kuşak olarak görmüyorsunuz?
Cemil Gezmiş- Hayır, hayır. Çok özel bir şeye sahip olan kuşaktır. Ama bu kuşağı yaş itibariyle, veyahut ta o yıllardaki öğrencilik dönemleri yıllarına göre değil. 68 Kuşağı’nın içinde ben 82 yaşındayım, ben de varım. Ama 10 yaşında bulunan çocuklar da var, bunları kastediyorum.
Hulki Cevizoğlu- Peki, o dönemde Deniz Gezmiş’in ve arkadaşlarının düşünmedikleri noktalara gittiklerine inandınız mı siz?
Bu gece bu konuşuldu, belli bir noktaya kadar evet, ama daha sonra işte provokasyonlarla istenilmeyen yöne silaha doğru yönlendirildi denildi. Siz bu görüşe katılıyor musunuz?
Cemil Gezmiş- Şimdi ona dokunacaktım Sayın Cevizoğlu. Bir defa arkadaşların yanıldıkları, bazılarının yanıldıkları nokta şu: 68 Kuşağı, 68 hareketi bir bütündür. Bu parçalanıp da şuraya kadar, işte 68, bundan sonrası da bilmem ne. Şimdi bunu hiç beğenmedim. Özellikle ben 68’li yalnız benim diyenler, 68 hareketine ihanet etmektedirler. 68 yalnız benim diyenler buna ihanet ederler. 68, bir kişiden ibaret değildir, 5 kişiden veya 10 kişiden de ibaret değildir.
Ancak o versiyonu almış olanlar, o ilkeleri benimsemiş olan herkes 68 Kuşağıdır. Ben böyle düşünüyorum.
Hulki Cevizoğlu- Bu harekette bir yanlış var mıydı size göre? Yıllar sonra nasıl değerlendiriyorsunuz?
Cemil Gezmiş- Efendim şimdi onu arz edeyim. Hareketin yanlışlığında bir gün (biz böyle çok tartışırdık) dedim ki, “Oğlum işte bu hareketlerle bir yere varacağınızı zannetmiyorum sizin. Yalnız şunu bilin ki, Türkiye” dedim, “Herhangi bir ihtilal, herhangi bir devrim, herhangi bir hareket başarıya ulaşabilmesi için Türkiye’de ordunun yarısından bir fazlasına sahip olması lazım, egemen olması lazım”.
Gülerek bana Deniz, şunu söyledi, “Baba” dedi, “Eğer Atatürk senin gibi düşünseydi, İstanbul’daki o gemilere karşı” dedi, “Senin gibi düşünseydi İstiklal Savaşı olmazdı” dedi. Anladım.
Zaten o zaman görüşlerimiz başka, şeylerimiz başkaydı.

Deniz Gezmiş: “Baba, beni Kemalist olarak yetiştirmene minnettarım!”

Fakat en çok üzüldüğüm şey benim bu akşam neredeyse Deniz’i tamamen Kemalizm çizgisinin dışına attılar. Atanlar çıktı, atmaya gayret edenler çıktı. Halbuki, Deniz’in bana yazığı mektuplar var. O mektuplarda Deniz, kendi kendisini herkesten iyi anlatıyor ve bana ’Baba hayatımda sana en çok minnettar olduğum konulardan birisi, beni Kemalist olarak yetiştirmendir” diyor.
Zaten Kemalist olmayan, Kemalizm’i benimsememiş olan insanlar devrimci olmaz.
Hulki Cevizoğlu- Evet bazı eleştiriler Kemalizm’den yola çıkıldığı ama, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının maceracı bir çizgi izlediği yolundadır. Daha sonra oğlunuzun maceraya atıldığına inandınız mı siz de?


Cemil Gezmiş: “Onları Nurhak dağlarına çağıran bir takım güçler vardı!”


Cemil Gezmiş- Şimdi bu macera konusu tartışmaya değer bir konudur.
Yani macera için yola çıkıldı demek; belki yanlış hesap edildi, belki hesapları yanlış tutmadı.
Onlar kendilerine göre Nurhak Dağları’nda bir karargah kurup, ki onları da oraya çağıran birtakım güçler vardı! Bu güçlere bağlanmak suretiyle birtakım hareketlerde bulunmak istediler ve bunlar olmadı. Ondan sonra bu iş idama kadar gitti.
Yalnız şimdi bakın bir çok şeyler var ki, bunları ben henüz ortaya koymadım! Benim Cumhurbaşkanı’na üç maddelik bir önerim oldu.
O zamanın Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’a. Bu öneriye hiçbir cevap alamadım. Tekrar görüşme talebinde bulundum, görüşme talebimden özel kalem müdüründen bana şey geldi, özel kalemden bilmem kiminle görüşmek üzere. Ben tabii reddettim. Ben Cumhurbaşkanı ile görüşmek istiyorum, özel kalem ile değil falan, gitmedim. Ancak postaladım o önerimi.
Hulki Cevizoğlu- Neydi isteğiniz?
Cemil Gezmiş- Üç maddelik bir öneri vardı. Dedim ki, bu işi fazla götürmeyin, ki o sırada MHP’nin de Balyoz Hareketi’ne emir vermişti, başlamıştı o şeylere. “Bu işi” dedim, “bu kadar derine götürüp, şey yapmayın, bunu bir şey olarak” dedim, “kan davası olarak ele alırlar sonra, sizden sonra.” Zaten üzüldüğümü söyledim. Yani bunu kan davası haline getirmeyin. “Çözüm mü istiyorsunuz?” dedim. “Ben de size yardımcı olayım. “Evvela” dedim, bunların istedikleri neydi, bu çocukların ta şeyin başladığı günden beri boykotlu işgallerin başladığı günden beri? “Bu isteklerine göre bir şey yapın” dedim. O sonradan değişti.
Bunların tutmadığı üniversiteler sözlerinden döndüler, dediklerini üniversitenin yapması gerekenleri yapmadılar. Bunun üzerine çocuklar işte o zaman bir beyanda bulundular: “Artık bundan sonra bizim mücadele yerimiz tarlalardır.”
O güne kadar öyle bir niyetleri yoktu. Baktılar umut kestiler, ondan sonra böyle konuştular.

D. Gezmiş’ten babasına: “Moskova radyosu bize sövdü, saydı”

Hulki Cevizoğlu- Peki daha sonra arkalarında bir güç var mıydı? O da bu gece tartışıldı.
Cemil Gezmiş- Kesinlikle. Kesinlikle arkalarında bir güç yoktu. Hangi güç olacak? Onların düşündükleri şuydu: Bunlar Rusya’dan yardım alıyor, maddi ve manevi yardım alıyor, bilmem destek alıyor.
Halbuki bunların Ankara’da Mamak Mahkemesi’nde mahkum olduğu gün, ertesi günü görüş günüydü, Mamak’a gittim. Mamak’ta üzgün çocuklar. “Niye üzgünsünüz oğlum, şey etmeyin” dedim, “Daha hele bir mahkeme ondan sonra var, şu var, bu var falan.”
“Ona değil baba” dedi. “Ne kadar sosyalist suçlu varsa dün akşam Moskova Radyosu’nu dinledik” dedi, “Bizim tutar yerimizi bırakmadı.” “Nereden” dedi, “sosyalist varsa” dedi, “Onları hep dinledik. Fakat Moskova Radyosu, bizim tutar bir yerimizi bırakmadı, o kadar sövdü, saydı” dedi.
Niçin böyle yapıyordu? Bunlar bir Sosyalizm istiyorsa, bağımsızlık ilkesinden vazgeçmiyorlardı.
Onun için de Moskova’ya yaranamadılar. Yani benim kanım kesinlikle böyle yurt dışından, şuradan, buradan bir yardım görecek durumları yoktu.
... Mahir Kaynak niye Romanya’da konuştuğunu söylemedi? Mahir Kaynak niye her gün bunları toplayıp da bunlara Marksist, Leninist ders verdiğini söylemedi?..

12 Mart’ın asıl savcısı Keramettin Çelebi’nin basındaki tek açıklaması


Deniz Gezmiş’leri idama mahkum eden askeri mahkemenin esas savcısı Keramettin Çelebi, yine bir Ceviz Kabuğu Programında ilk ve tek olmak üzere sadece Hulki Cevizoğlu’na konuştu. Biraz gerilimli geçen telefon bağlantısında, Çelebi’nin söylediklerinin önemli kısımlarını, benim sorularımı çıkararak, buraya alıyorum. Keramettin Çelebi o tarihte (8 Mayıs 1998’de) 70 yaşında idi. Bir başka bilgi de, Ağca Davası’nda adı geçen Musa Serdar Çelebi’nin amcası olması idi.
“Deniz Gezmiş’e Allah Rahmet eylesin!”
Sanıklardan biri, galiba Deniz Gezmiş, savunmasını yaparken “Savcı bizim kellemizi istiyor” filan dedi. Sanıkların sorgusu bittikten sonra “Ben kimsenin kellesini istemiyorum. Sanıklar, eğer eylemleri kelle almayı gerektiriyorsa, kendisi kellesini ipe uzatır. Ve kanun da altındaki sandalyeyi çeker, kellesini alır” dedim. (...)

Deniz Gezmiş’e Allah rahmet eylesin!..

Sorgusunu yaparken, bir saat karşılıklı diyalog halinde oldum. Bana, “Ben sorgu vermeyeceğim” dedi. Son olarak bir cümleyle ifadesini aldım. Altına imzasını attı. “Sen de hukuk okudun, sen anayasayı biliyor musun?” dedim. “Biliyorum, okudum” dedi. (...) İddianamede çok büyük ilim de yapmadım. Kimseden kopya yapmadım. Başkaları bizden kopya yapacak duruma geldi.

“Emirle gelen ölüm değil!..”

İddianamenin yazılış tarihi 29 Haziran 1971’dir. Askeri Yargıtay Başsavcısının yazısı 3 Temmuz’dur. Genelkurmay emri olarak geçen yazının tarihi 16 Temmuz 1971’dir. Bunların dosyanın içine konması mümkün değil. Ben bu yazıyı ilk defa bir derginin, Aktüel’in, 29 Nisan 1992 tarihli sayısında gördüm. Bu yazı gelse bile değerli komutanım Semih Sancar yırtar atardı!..

“Mahkemede nedamet getirselerdi” konusu


(“Baki Tuğ, ’Mahkemede saygılı olsalardı, idam edilmezlerdi’diyor” sözleri üzerine:) Onu Baki Tuğ’a ve karar veren mahkemeye sorarsınız. Ona ben karar veremem. Bu tür davalarda 1-Hukuki, 2- Siyasi durum vardır. Siyasi durumu TBMM’ne aittir. Hukuki durum, mahkemeye ve savcıya aittir.




DEVAM EDECEK...






0 Kullanıcı konuyu okuyor

0 Kullanıcı, 0 Misafir, 0 Kayıtsız kullanıcı