İçeriğe git


Welcome to Kadim Dostlar ™ Forum
Register now to gain access to all of our features. Once registered and logged in, you will be able to create topics, post replies to existing threads, give reputation to your fellow members, get your own private messenger, post status updates, manage your profile and so much more. This message will be removed once you have signed in.
Login to Account Create an Account
Resim

Sultan Dördüncü Murad | (1612-1640) | XVII.inci Osmanlı Padişahı

- - - - -

  • Yanıtlamak için lütfen giriş yapın
Bu konuya 4 yanıt gönderildi

#1
Sema

Sema

    Ne Mutlu Türküm Diyene!!

  • Yönetici
  • 5.470 İleti
  • Gender:Female
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü, Ülke Gündemi, Siyaset ve Köşe Yazıları...


Resmi ekleyen



IV. Murat, (Osmanlı Türkçesi: مراد رابع Murād-i rābi‘)

( 1612- 1640)


1623 ile 1640 yılları arasında hüküm sürmüştür. I. Ahmet'in Kösem Sultan'dan olan oğludur. Amcası I. Mustafa'nın yerine 11 yaşında tahta geçmiştir. Ölümüne şahit olduğu Genç Osman'nın etkisinde kalmıştır.

Yenilik yanlısı bir padişahtı. Kişisel yapısı güçlü, yakışıklı aynı zamanda çok çabuk sinirlenen birisiydi. Tahta geçtiğinde hazine boş idi. Ancak kendisi devlet işlerini düzene sokarak hazineyi ağzına kadar doldurmuştur. Fiziki yapısı itibariyle çok güçlü idi. 200 okkalık (yaklaşık 260 kg) gürzleri tek eliyle dahi rahatlıkla kaldırabildiği, hızla giden bir attan diğerbir ata atlayabildiği ve attığı okun tüfek mermisinden uzağa düştüğü kaynaklarda yazılıdır. Babası I. Ahmet'in Sultanahmet Camii'ndeki türbesine defnedilmiştir.


Resmi ekleyen



İlk yılları

Saltanatının ilk yıllarında devleti annesi Kösem Sultan ve Sadrazam Kemankeş Ali Paşa yönetmiştir. Bu dönem karşıklık içinde geçmiştir. Erzurum'da Abaza Mehmet Paşa, Bağdat'ta Bekir Subaşı ayaklanmıştır. Bu durumdan faydalanan Safeviler Irak'ı ve Doğu Anadolu'yu ele geçirmiştir. IV. Murat yirmi bir yaşından sonra ülkeyi kendi başına yönetmeye başlamıştır.


Yönetimi

Yönetimi ele aldıktan sonra ilk işi ülkedeki yolsuzluklara ve ayaklanmalara karşı mücadele etmek oldu. İstanbul'da İçki içilen yerleri ve kahveleri kapattı. Tütünü yasakladı. Bu yasaklara uymayanların öldürülmesini emretti. Geceleri kılık değiştirerek İstanbul'da teftişlere çıktı ve bu teftişler sırasında yasaklara uymayanları öldürttü. Bu yolla asayişi sağladı.


Askeri başarıları

IV. Murat muharebe alanında ordularına kumandanlık yapan son Osmanlı padişahıydı. 1635'de Safevilere karşı Revan seferine çıktı. Kars'ı geçerek Revan'ı kuşattı. On gün sonunda kale komutanı teslim oldu. Daha sonra Tebriz'i ele geçirdi.Bu bölgelerde kazandığı büyük zaferlerde o topraklar üzerinde bulunan müslüman aşiretlerin rolü yadsınamaz.Talos Aşireti, Dandar Aşireti, Beskan Aşireti gibi nüfuzlu topluluklar askeri yardım anlamında büyük destekleri oldu. 1638'de büyük bir ordu ile Bağdat seferine çıktı. Kırk gün süren bir kuşatmadan sonra şehri ele geçirdi. 1639 yılında İstanbul'a dönmek için yola çıktı. Sadrazam Kemankeş Kara Mustafa Paşa İran elçisiyle Kasr-ı Şirin Antlaşması'nı imzaladı.Bu dönemde dört kardeşinin üçünü öldürttü.

Ölümü

IV. Murat 1640 yılında 27 yaşında siroz hastalığından ötürü ölmüştür.


Resmi ekleyen


IV. Murad zamanında Osmanlı Devleti'nin sınırları



Bakınız, http://www.kadimdostlar.com/Buyuk_Osmanli_imparatorlugu_f122/Osmanli_imparatorlugu_Haritalari_Padisah_Donemle_t8928.html']Osmanlı İmparatorluğu Haritaları | Padişah Dönemlerine Göre Osmanlı İmparatorluğu Sınırları - Haritaları - Beylik Dönemi, Osman, Orhan Beyler, Kuruluş, Yükselme Diğerleri' target='_blank'>Osmanlı' class='bbc_url' title=''>http://www.kadimdostlar.com/Buyuk_Osmanli_imparatorlugu_f122/Osmanli_imparatorlugu_Haritalari_Padisah_Donemle_t8928.html']Osmanlı İmparatorluğu Haritaları | Padişah Dönemlerine Göre Osmanlı İmparatorluğu Sınırları - Haritaları - Beylik Dönemi, Osman, Orhan Beyler, Kuruluş, Yükselme Diğerleri


IV. Murat Tuğrası



Resmi ekleyen



Popüler Kültürde IV. Murat

* Yönetmenliğini Mustafa Altıoklar'ın yaptığı İstanbul Kanatlarımın Altında (1996) filmi IV. Murat döneminde geçmektedir. IV. Murat'ı Burak Sergen canlandırmıştır.
* TRT yapımı IV. Murat (1980) adlı tv dizisinde Cihan Ünal tarafından oynandı.

Konu Hale tarafından 21 Ağustos 2015 Cuma - 05:20 tarih ve saatinde düzenlenmiştir
Resim Linkleri Düzenlenmiştir.


#2
Nihan

Nihan

    KD ™ Yeni Tanıdık

  • Dost
  • 23 İleti
IV. Murat, Osmanlı hanedanında en takdir ettiğim padişahlardan biridir. Cesur, meselelerin temeline inebilen, süratle çözüm yolları bulan ve bütün hayatı boyunca annesi Kösem Sultan ile mücadele eden önemli bir şahsiyettir. Onun Siroz'dan öldüğüne inanmıyorum hele içki müptelası olduğuna hiç inanmıyorum. Kendi zamanında getirdiği yasaklardan dolayı işlerine ket vurulan kişilerin anti-propagandasına kurban gitmiştir. Hep söylerim Osmanlı Hanedanı çok bahtsız bir hanedandır. İş gören, sorunları çözümleyen, Hakk'a ve halka hizmeti görev sayan padişahlar bir şekilde yok edilmişler, ölümlerinden sonra bile yapılan anti-propaganda ile halkın gözünde itibarları sıfırlanmaya çalışılmıştır. O zamandan bu zamana süregelen bu faaliyetlere rağmen onlar birer yıldız olarak parlamaya devam ediyorlar. Namık Kemal'in dediği gibi "mücevher yere düşmekle değer kaybetmez".

Konu Nihan tarafından 28 Kasım 2007 Çarşamba - 10:30 tarih ve saatinde düzenlenmiştir


#3
Esesli

Esesli

    KD ™ Kadim Dost

  • Yetkili
  • 5.814 İleti
  • Gender:Male
  • Location:EsEsli
  • Interests:sinema bilgisayar seyahat
Dördüncü Murad'ın Olağanüstü Kudreti, Asrın Târihçileri ve Görgü Şâhitleri TarafındanTasdik Edildiği Hâlde;

Bilgi ve Belgeye Dayanmadan Konuşanlar "Târihçi" Değil, "Tahrifçi"dir!..



Osmanlı pâdişahları arasında Sultan IV. Murâd'ın ayrı bir yeri vardır. Fitne ve fesadla alabildiğine çalkalanan ve yıkıma doğru sür'atle yol alan Osmanlı Devleti'ni gösterdiği büyük sertlikle dizginlemeyi başaran, içki ve tütünü yasaklayıp bu yasağa uymayanları şiddetle cezâlandıran; öte yandan ülkede âsâyişi sağlaması, eşkiyâları ortadan kaldırması ve uzun bir aradan sonra ilk defâ ordunun başında sefere çıkarak, kaybedilen toprakları yeniden devlete kazandırmasıyla halkın gönlünde taht kuran bu kudretli pâdişâh, yalnız bu yönleriyle değil, vücûdunun zindeliği ve olağanüstü beşerî üstünlükleri ile de en çok dikkat çeken pâdişahlardan biri olmuştu.

IV. Murâd'ın hayrete şâyân olan bu olağanüstü vasıflarından en meşhur olanı ise, 250 kilodan daha ağır bir topuzu tek başına kaldıracak kadar kuvvetli oluşudur. Târih meraklıları arasında onun bu muhteşem fiili hayli rağbet bulmuş ve bugüne kadar hakkında yazılan en basit kitaplara ve çevirilen filmlere dahî konu olmuştur.


Sultan IV. Murâd "İki Yüz Okkalık Topuz"u Gerçekten Kaldırabilmiş midir?

Mevcut yazılı kaynaklara bakılarak tespit edilen "târihî" gerçekleri boş ve asılsız iddiâlarıyla "tahrif" etmeye çalışan, kendi zan ve kuruntularını "gerçek târih" diye halka yutturmaya kalkışan seviyesiz tahrifçiler, şimdi de Sultan IV. Murâd'ın 250 kiloluk bir topuzu tek başına kaldırabildiğini gösteren rivâyetleri dillerine dolayarak, bu târihî kayıtların "Aklın-mantığın kabul edeceği bir şey olmadığını" söyleyip "uydurma" olduğu yalanını ortaya atmışlardır.

Hâlbuki Sultan IV. Murâd'ın 200 okka (256.589 kg.) ağırlığında bir topuzu kaldıracak derecede güçlü olduğu, bu devri bizzat idrâk etmiş olan Na'îmâ'nın "Ravzatü'l-Huseyn fî Hulâsati Ahbâri'1-Hâfıkeyn", ya da "Târîh-i Na'îmâ" adıyla bilinen meşhur vekâyî-nâmesinde açıkça zikredildiği gibi; yine pâdişâhı görmüş olan ünlü Türk seyyâhı Evliyâ Çelebi'nin "Seyâhat-nâme"sindeki kendi müşâhadesine dayanan tasvirleri ve Kâtib Çelebi'nin "Fezleke"sindeki nakilleriyle de kesin olarak tasdik görmektedir.

Na'îmâ, Sultan Murâd'ın akıllara durgunluk veren bu yeteneğini "Menâkıb-ı Pâdişâh-ı nâm-dâr-ı merhûm-u mağfûr" adını verdiği bölümde,(1) doğrudan doğruya bir görgü şâhidinin rivâyetine, Sultan Murâd'ın hareminde bir müddet silâhtarlık yapmış olan Mûsâ Paşa'nın sözlerine dayanarak aktarır. On yedinci yüzyıl Osmanlı târihçiliğinin en esaslı ve orijinal kaynağı olduğunda hiç kimsenin şüphe etmediği bu eserinde Mustafa Na'îmâ, Dördüncü Murâd'ın yalnız topuz taşıma yeteneğinden değil, en az onun kadar dikkat çekici başka üstünlüklerinden de sözederek şöyle der:

"Zamânumuzda ânlar kadar bir Pâdişâh-ı âlî-câh (yüksek makam sâhibi Pâdişah) görülmedi. Kuvvet-i yed ve şiddet-i batşda yegâne (el kuvvetinde ve gücünün şiddetinde benzersiz) ve isti'mâl-i silâh (silâh kullanma) ve darb-u harbde müfred-i zamâne (zamânının teki) idi.

Mûsâ Paşa'dan menkûldür (nakledilir) ki;

'Harem-i hümâyûnlarında silâhdârluk hizmetinde iken nice def'a: 'Gel silâhdâr!' deyüp, sağ elleriyle kuşağumdan kaldurup, silâhdâr dahî bir 'azîm ve cesîm (büyük ve iri yapılı) pehlüvân yigid iken, bir elleriyle başları üzerinde tutup Hâs-oda'yı devr iderlerdi (dolaştırırlardı). Nice ref' iderlerse (yukarı kaldırırlarsa) yine öyle indürüp kollarına fütûr (gevşeklik) gelmezdi ve ok ve harbe ve cirid ile birkaç kalkanı delmek ve bir darbda (vuruşta) merkebi ikiye bölmek ve iki yüz vokiyye (okka) gürz-i girânı (ağır topuzu) salmak gibi zûr-âver hünerleri makdûr-ı beşer olmadan ziyâdedir (insan gücünün ötesindedir).'"(2)

Asrın târihçilerinden olan Na'îmâ'nın bu sözleri, Sultan Murâd'ın gerçekten de iki yüz okkalık, yâni 256 buçuk kiloluk topuzu taşıyabildiğini ispat ettiği gibi, bundan daha üstün pek çok kâbiliyetlere de sâhip bulunduğunu göstermektedir. Ellerinde hiçbir delil olmadığı hâlde bu "târihî" gerçeği yok sayan "tahrifçi"ler neye dayanarak bunun aksini iddiâ etmektedir?

"Topuz salmak"; bu "tahrifçi"lerin iddiâ ettiği gibi IV. Murâd'a isnad edilen uydurma bir icraat değildir; aksine bu fiil, Osmanlı pâdişahlarının ilk devirlerden beri tatbik ettikleri bir gövde gösterisidir. Nitekim Lâmi'î Çelebi'nin "Feth-nâmeé-i Kal'a'-i Motôn" adlı eserinin Konya Mevlânâ Müzesi'ndeki müstakil nüshasının baş tarafında, Sultan II. Bâyezîd'i ileri yaşta olmasına rağmen, kılıcının ucuyla ağır bir topuz kaldırırken gösteren minyatür bunun apaçık bir delilidir.(3)

Sultan IV. Murâd'ı görmüş ve onunla hayli yakınlık kurmuş olan Evliyâ Çelebi de: "Her bâr (her defâ) dest-i yümnâları ile (kuvvetli elleriyle) iki yüz vokiyye (okka) seng-i zeytûnî (siyah taş) somakî pâre 'amûd gürzi (aşağı doğru dikilmiş topuzu), on iki hâne ve kırk bend üzre ol gürzi devrân itdürürdi (döndürürdü)." diyerek,(4) Na'îmâ'nın bahsettiği iki yüz okkalık topuzu Sultan Murâd'ın yalnız kaldırmakla kalmadığını, eliyle de defâlarca kez döndürdüğünü ortaya koyar.

Zamâne "tahrifçi"leri "târihçi" sıfatı altında, ciddiyetsiz bir üslûpla, görgü şâhidlerinin rivâyetlerine dayanan ve doğruluğunda en küçük bir şüphe dahî bulunmayan bu "târihî" gerçekleri "tahrif" etmeye kalkışmakla, aslında cehâletlerini ortaya koymaktan başka hiçbir şey yapmamışlardır!

Kâtib Çelebi "Fezleke"sinde Na'îmâ'nın, Sultan Murâd'ın Mûsâ Paşa'yı tek eliyle havaya kaldırıp başının üzerinde dolaştırdığını gösteren rivâyetini kelimesi kelimesine aktarırken;(5) Evliyâ Çelebi bizzat şâhid olduğu bu olay hakkında daha da ayrıntı vererek, pâdişâhın bir eliyle Melek Ahmed Ağa'yı, diğer eliyle Mûsâ Ağa'yı kemerinden sıkıca tutup, peşpeşe yedi-sekiz defâ indirip kaldırdığını söyler: "Bir gün Efendimüz (Sultan Murâd) Melek Ahmed Ağa'yı ve Silâhdâr Mustafâ Ağa'yı, ikisi birer âdem ejderhâları iken ikisinüñ kemerlerine birer ellerin sokup, mübârek ser-i sa'âdeti (saâdetli başı) üzerine kaldurup, Mûsâ Paşa'yı sol elinden bırağup, sağ eliyle Melek Ahmed Ağa'yı yedi-sekiz kerre gürz gibi devr itdürdi."(6) Silâhtarlar o kadar iri cüsseli ve heybetliydi ki, Evliyâ Çelebi pâdişâhın onları havaya kaldırıp dolaştırmasını, iki yüz okkalık topuzu havada tutmasından farksız görmektedir.

Bu muhteşem hâdiseyi bizlere aktaran Evliyâ Çelebi, aynı durumun bir defâsında kendi başına da geldiğini, okuyanlara zevk veren eşsiz üslûbuyla şöyle anlatır: "Bir gün sa'âdetle sarây hammâmından taşra Hâs-odaya 'arak-âlûd olup (terler içinde) çıkdukda, cümleye selâm virüp: 'Şimdi bir hammâm faslı eyledüm!' didükde, cümle: "Sahhan ve 'âfiyen (Sıhhat ve âfiyet olsun)!" didiler. Hakîr eyitdim (dedim): 'Hünkâr'um, pâk olub nûr olmuşsız, bugün artuk yağlanup güreş itmeñ! Zîrâ içerde salavâtsuz güleşüp, tamarıñuz kırılup kuvvetiniz kalmamışdur, hattât gibi, melek gibi hasmuñ vardur!' didüm. 'Yâ? Kuvvetüm kalmamış mıdur, gör imdi!' deyüp bu hakîri hemân kemerümden 'ukkâb-vâr (kuş gibi) kapup, doğancılar pefteresi ve sıbyân fırlağı gibi bu za'îfi (zayıfı) ser-i sa'âdeti (saâdetli başı) üzre fır-â-fır çevürüp devrân itdürürken hakîr eyitdim: 'Bre Hünkâr'um, bu du'âcuñı sakın yeñme ve koyvirüp düşürme!' didügümde hemân: 'Kendüñi pek ùut!' didi; 'Be-meded Hünkâr! Hemân Allâh duta, yohsa iş işden geçdi!' diyû feryâd ide-gördüm. Yine hakîri gürz gibi çevürüp: 'Bre Hünkâr'um, dönmeden göñlüm bulandı, kusacağum geldi! Edebde sekme saçarsun, bre Pâdişâh'um, bâşın-çün öde geldi!' deyince gülmeden bî-tâb ve bî-mecâl (mecâlsiz) olup, bu latîfeden safâ idüp hakîre kırk sekiz altun ihsân eyledi."(7)

Bu "târihî" kayıtlar, Sultan Murâd'ın çeyrek tonluk topuzu tek eliyle kaldırabildiğini doğrularken, "tahrifçi"lerin ellerinde bunun aksini ispat edecek tek bir delil var mıdır?

Halka "târihi sevdirdiklerini" iddiâ eden bu "tahrifçi"ler, aksine Türk milletinin ruh dinamizmini ayakta tutan en meşhur "târihî" gerçekler hakkında bile halkı şüpheye düşürmeye çalışmakta; kendi târihlerine kuşkuyla bakmalarına neden olacak yalan-yanlış iddiâlar ortaya atmaktadırlar.

Nitekim, gerçek "târih"i "tahrif" etmeye yönelik bu gibi asılsız iddiâlara itibâr edilecek olursa, Çanakkale Savaşı'nın ölümsüz kahramanlarından olan ve 275 kilo ağırlığındaki gülleyi tek başına kaldırıp 2 metre yükseklikteki topun ağzına sürerek, İngiliz donanmasının kalbi mesâbesindeki Ocean zırhlısını batıran "Seyyid Çavuş"a da "uydurma bir halk kahramanı"(!) gözüyle bakmak gerekir. Ki Sultan Murâd'ın kaldırdığı topuz, Seyyid Çavuş'un taşıdığı gülleden daha ağır değildir!..


IV. Murad'ın Eşsiz Kudretini İspatlayan Diğer Vak'alar:

Osmanlı pâdişahlarının en güçlü ve en kudretlilerinden biri olan Sultan IV. Murâd'ın gözkamaştırıcı fiillerinin, yalnız "topuz kaldırma" hâdisesiyle sınırlı olmadığını belirtmiştik. Bu hasletinin yanısıra okçulukta ve atıcılıkta da hayli mahâret sâhibi olan Sultan Murâd, Evliyâ Çelebi ve Mustafa Kânî'nin ittifakla belirttiklerine göre;(8) bir defâsında Okmeydanı'nda 1070,5 gezlik, yâni yaklaşık 675 metrelik mesâfeye ok atarak hedefini ustalıkla vurmayı başarmış; okun düştüğü yere nişan olmak üzre bir taş dikilip, o havâlî daha sonra "Nişân-taşı" adını almıştır.

Na'îmâ'nın ifâdesine göre ise Sultan Murâd, asrın Hindistan emîri Hurrem Şâh'ın mızrak ve kurşunla delinemeyeceğini iddiâ ettiği kalkanını, elçisi Mîr Zarîf'in gözleri önünde, küçük bir mızrak darbesiyle bir vuruşta delmişti: "Musul'da Hind ilçisi fîl kulağından gergedan postı kaplanmış bir siper getürüp: 'Ok ve tüfeng fındığı (kurşunu) kâr eylemez!' i'tikâdı ile lâf urmış idi. Karşularına getürüp evvelâ bir hışt zerk idüp (küçük bir mızrak saplayıp) taraf-ı âhara güzâr eyledi (öbür tarafından çıkardı), ba'de-hû (daha sonra) siper-i mezbûrı filori ile doldurub ilçiye gönderdiler. 'Ol siper hâlâ Pâdişâh-ı Hind sarâyı kapusında asılmış durur.' dirler."(9) Hâlbuki Hint kalkanlarının gücü ve dayanıklılığı herkesçe bilinmekteydi. Bu kalkan, Topkapı Sarayı Müzesi'nde bugün hâlâ teşhir edilmektedir.

Evliyâ Çelebi de Sultan Murâd'ın bir defâsında ciritle "tokuz kat incîr kökinden Arnavûd kalkanın" bir atışta ortadan ikiye ayırıp, şecaatini göstermek için "Mısır dîvânına" gönderdiğini;(10) yine aynı şekilde, onar deve derisinden yapılmış "Felemenk ve Nemse çâsârından gelme kalkanları" ise "ilçinüñ öñinde" mızrakla delerek gerisingeri iâde ettiğini kaydeder.(11) Müellif devamla, Mısır'daki kalkanın kendi zamânında hâlâ asılı olduğunu ve Budin'deki Beç kapısının kemeri altına asılan diğer kalkanlardan birini de kendisinin bizzat gördüğünü, üzerindeki mızrağın hâlâ durduğunu söyler.(12)

Ok atma konusunda usta olduğu kadar, cirit sporunda da üstün bir mahârete sâhip olan Sultan Murâd, Na'îmâ'nın ve onu tâkip eden Kâtib Çelebi'nin ortak rivâyetlerine göre, bu alanda da benzeri görülmedik rekorlara imzâ atmıştı. Her iki müellif de eserlerinde buna işâret ederek: "Eski Sarây'dan atdukları cirîd Sultân Bâyezîd-i Velî minâresi dibine düşüb, Haleb kal'asından atdukları handeki geçüb Sarâç-hâne üzerine düşdi. İkisine dahî nişân diküp târîh yazdılar." der.(13) Sultan Murâd'ın bu derece yiğitlik ve mahâret sâhibi bir pâdişâh olması, iki yüz elli kiloluk topuzu da rahatlıkla kaldırabileceğini açıkça ispat eder!

Eski saraydan atılan okun düştüğü yere beyaz mermerden bir anıt dikildiğini söyleyen Evliyâ Çelebi, asrın şâirlerinden Cevrî Çelebi'nin hâdiseye şu târihi düştüğünü kaydeder:

"Sıdkıla Cevrî du'â idüp didi târîhini:

Kuvvet-i bâzû-yı Sultân'ı kıla Mevlâ füzûn."(14)

Halep kalesinden atılan ciritin ulaştığı noktaya ise yüksek bir sütun dikilerek, yine aynı şâir tarafından şu târih düşürülmüştür:

"Didiler Cevrî gibi tahsîn idüp târîhini:

Bâreke'llâh iy müsellem dâver-i sâhib-hüner."(15)

Çoğu asrın müverrihlerinin gözleri önünde cereyân eden ve bizzat görgü şâhidleri tarafından tasdik gören bu rivâyetler, Sultan IV. Murâd'ın yalnız 200 okkalık topuzu kaldırmakla kalmayıp, aklın kavrayamayacağı daha pek çok rekora da imzâ attığını ispatlamakta; hiçbir delile dayanmadan konuşan "tahrifçi"lerin yalanlarını âdetâ yüzlerine vurmaktadır!

Hâl böyleyken, "gerçek târih"i öğrenmek isteyen bir kimse; olayların görgü şâhitleri olan asrın "târihçi"lerinin rivâyetlerine mi bakacak, yoksa apaçık gerçekleri örtbas etmeye kalkışan şuursuz "tahrifçi"lerin hezeyanlarına mı inanacak?

Sözün özü; "târih" bilgi ve belgeye dayanan bir ilimdir, bu iki esâsa dayanmayan asılsız iddiâlar "târih" değil, apaçık bir "tahrif"tir. Târih kaynaklarında yer alan ve bizzat görgü tanıkları tarafından doğrulanan bir gerçeğin aksini iddiâ eden kimse, kim olursa olsun ve sıfatı her ne olursa olsun, "târihçi" değil alenen bir "tahrifçi"dir!..

Kaynak:

(1) Mustafa Na'îmâ, "Ravzatü'l-Huseyn fî Hulâsati Ahbâri'1-Hâfıkeyn: Târîh-i Na'îmâ", c. 3, s. 453-455. bas.: Matba'a-i 'Âmire, İstanbul, 1280.

(2) Na'îmâ, a.g.e., c. 3, s. 454.

(3) Lâmi'î Çelebi, "Feth-nâmeé-i Kal'a'-i Motôn", Konya Mevlânâ Müzesi İhtisas Ktp. Mecmû'a, nr.: 2465/2, vr. 76b.

(4) Evliyâ Çelebi, "Seyâhat-nâme", c. 1, TSMK, Bağdat Köşkü, nr.: 304, vr. 72b.

(5) Kâtib Mustafa Çelebi (Hacı Halîfe), "Fezleke-i Kâtib Çelebî", c. 1, s. 320. bas.: İstanbul, 1286.

(6) Evliyâ Çelebi, a.g.e., c. 1, vr. 71b.

(7) Evliyâ Çelebi, a.g.e., c. 1, vr. 72a.

(8) Evliyâ Çelebi, a.g.e., c. 1, vr. 72b; Mustafa Kânî, "Telhîs-i Resâ'il-i Rummât", s. 248, bas.: İstanbul, 1263.

(9) Na'îmâ, a.g.e., c. 3, s. 454-455.

(10-12) Evliyâ Çelebi, a.g.e., c. 1, vr. 72a.

(13) Na'îmâ, a.g.e., c. 3, s. 454; Kâtib Çelebi, a.g.e., s. 320-321.

(14) Evliyâ Çelebi, a.g.e., c. 1, vr. 72b.

(15) Evliyâ Çelebi, a.g.e., c. 1, vr. 72a.

Konu Hale tarafından 21 Ağustos 2015 Cuma - 05:21 tarih ve saatinde düzenlenmiştir
Konu İçeriği Düzenlenmiştir.


#4
burcu nur

burcu nur

    KD ™ Yeni Tanıdık

  • Üye
  • 1 İleti
Teşekkürler

Konu Hale tarafından 09 Mart 2010 Salı - 19:33 tarih ve saatinde düzenlenmiştir


#5
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Resim Linkleri Ve Konu İçeriği Düzenlenmiştir.




0 Kullanıcı konuyu okuyor

0 Kullanıcı, 0 Misafir, 0 Kayıtsız kullanıcı