İçeriğe git

Welcome to Kadim Dostlar ™ Forum
Register now to gain access to all of our features. Once registered and logged in, you will be able to create topics, post replies to existing threads, give reputation to your fellow members, get your own private messenger, post status updates, manage your profile and so much more. This message will be removed once you have signed in.
Login to Account Create an Account
Resim

Suikastler Tarihi | Uğur Mumcu Suikasti (24.01.1993)

- - - - -

  • Yanıtlamak için lütfen giriş yapın
Bu konuya 29 yanıt gönderildi

#1
patriot34

patriot34

    KD ™ Dost

  • Kadim Dost
  • 2.836 İleti
  • Gender:Male
  • Location:iSTANBUL
Uğur Mumcu ( 1942)- (24.01.1993) l Gazetici-Yazar



Aslen Ankaralı olan Uğur Mumcu, 22 Ağustos 1942’de, babasının memuriyeti dolayısıyla Kırşehir'de, dünyaya geldi.

İlk ve orta öğrenimini Ankara’da tamamlayan Mumcu, öğrenimine Hukuk fakültesinde de devam etti. 1961 yılında baş1adığı Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni 1965 yılında tamamladı. Bir süre avukatlık yaptı; yabancı dil öğrenmek için İngiltere'ye gitti. 1969-1972 yılları arasında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde İdare Hukuku Profesörü Tahsin Bekir Balta'nın asistanı olarak çalıştı.

Yazmaya, üniversite öğrenciliği yıllarında, Doğan Avcıoğlu'nun yönetimindeki Yön Dergisinde başlayan Uğur Mumcu, 12 Mart döneminde bir yazısında kullandığı "Ordu Uyanık Olmalı" sözleriyle, "orduya hakaret etmek", "sosyal bir sınıfın öteki sosyal sınıflar üzerinde tahakkümünü kurmak" suçunu işlediği iddasıyla gözaltına alındı. Uğur Mumcu bu davadan dolayı 7 yıl hapse mahkum edildi. Ancak karar yargıtayca bozuldu ve serbest bırakıldı.

Serbest bırakılmasının ardından askere alınan Mumcu Tuzla Piyade Okulu’nda 3 aylık eğitim den sonra “sakıncalı” ilan edilerek askerliğini er olarak tamamlamak üzere Ağrı Patnos’a gönderildi. Daha sonra açtığı davayı kazanan Mumcu yedek subaylık hakkını elde etti. "Evet, evet ne olursa olsun, ben Patnos dağlarında halk çocuklarıyla er olarak askerlik yapmayı, emekli olduktan sonra siyasal iktidarın uzattığı yönetim kurullarında, on binlerce lira para alan orgeneral olmaya değişmem!" diyerek askerliğini Patnos’ta er olarak tamamladı. Patnos'ta, ağır koşullar altında askerliğini yaparken, zaten uzun zamandan beri var olan ülseri yüzünden mide kanaması geçirdi.

Yazıları 1962'den itibaren Yön, Türk Solu, Devrim, Ant, KIM, Ortam, Yeni Ortam v.b. dergilerde yer alan Mumcu'nun, 1968-69-70 yıllarında Akşam, Milliyet, Cumhuriyet gazetelerinde zaman zaman çeşitli konularda inceleme yazıları da yayımlandı.


Köşe yazarlığına 1974 yılında haftalık Yeni Ortam dergisinde başladı. Daha sonra çalışmaya başladığı Anka Ajansında 1975 yılından itibaren Cumhuriyet'e de köşe yazıları yazdı. 1977 yılından sonra sadece Cumhuriyet için yazmaya başladı. gözlem başlıklı köşesinde 1991 yılının Kasım ayına kadar aralıksız olarak yazdı. 6 Kasım 1991'de İlhan Selçuk ve yaklaşık 80 Cumhuriyet çalışanı ile birlikte gazeteden ayrıldı. Bir süre işsiz kaldı. 1 Şubat - 3 Mayıs 1992 tarihleri arasında Milliyet Gazetesi'nde yazan Mumcu, Cumhuriyet Gazetesi'ndeki yönetim değişikliği üzerine 7 Mayıs 1992'de Cumhuriyet'e döndü.

Yaşamı boyunca 25 kitabı yayınlanan Mumcu çalışma yaşamı boyunca pek çok ödül aldı.

Gazetecilik hayatı başarılarla dolu olan Mumcu 24 Ocak 1993 yılında uğradığı bombalı saldırı sonucu öldürüldü.

Uğur Mumcu’nun yaşam serüveni şöyle özetlenebilir o “gazeteci”ydi.



Eserleri

- Mobilya Dosyası (Uğur Mumcu'nun ilk Kitabı)

- Suçlular ve Güçlüler

- Bir Pulsuz Dilekçe

- Çıkmaz Sokak

- Silah Kaçakçıları ve Terör

- Ağca Dosyası

- Papa - Mafya - Ağca

- Devrimci ve Demokrat

- İnkılap Mektupları

- 12 Eylül Adaleti

- Tarikat - Siyaset - Ticaret

- 40'ların Cadı Kazanı

- Gazi Paşa'ya Suikast

- Sakıncalı Piyade

- Büyüklerimiz

- Tüfek İcad Oldu

- Söz Meclisten İçeri

- Terörsüz Özgürlük

- Liberal Çiftlik

- Aybar ile Söyleşi

- Rabıta

- Bir Uzun Yürüyüş

- Kazım Karabekir Anlatıyor

- Kürt İslam Ayaklanması

- Kürt Dosyası (Uğur Mumcu'nun Son Kitabı)

Alıntı : Atatürkçü Düşünce Derneği



VURULDUK EY HALKIM


Dağ gibi karayağız birer delikanlıydık.
Babamız sırtında yük taşıyarak,
getirirdi aşımızı, ekmeğimizi,


Arabalar şırıl şırıl ışıklarıyla
caddelerden geçerken,
bizler bir mumun ışığında
bitirdik kitaplarımızı.


Kendimiz gibi yaşayan binlerce yoksulun
yüreğini, yüreğimizde yaşayarak
katıldık o büyük kavgaya.


Ecelsiz öldürüldük, dövüldük, asıldık…
Vurulduk ey halkım,
unutma bizi…


Yoksulluğun bükemediği
bileklerimize, çelik kelepçeler
takıldı.

İşkence hücrelerinde
sabahladık kaç kez,
isteseydik, diplomalarımızı
mor binlikler getiren
birer senet gibi kullanırdık.

Mimardık, mühendistik, doktorduk, avukattık.
Yazlık, kışlık katlarımız,
arabalarımız olurdu.

Yüreğimiz işçiyle birlikte attı,
köylüyle birlikte attı.

Yaşamımızın en güzel yıllarını,
Birer taze çiçek gibi
verdik topluma.
Bizleri yok etmek istediler hep.

Öldürüldük ey halkım, unutma bizi.

Fidan gibi genç kızlardık;
Hayat, şakırdayan bir şelale gibi
akardı göz bebeklerimizden.

Yirmi yaşında,
yirmi bir yaşında,
yirmi iki yaşında,
işkencecilerin acımasız ellerine
terk edildik.

Tükürülesi suratlarına karşı
bahar çiçekleri gibi,
taptaze inançlarımızı fırlattık
boş birer eldiven gibi.

Utanmadılar insanlıklarından,
Utanmadılar erkekliklerinden.

Hücrelere atıldık ey halkım,
unutma bizi.

Ölümcül hastaydık,
bağırsaklarımız düğümlenmişti.

Hipokrat yemini etmiş
doktor kimlikli
işkencecilerin elinde
öldürüldük acınmaksızın.

Gelinliklerimizin ütüsü bile
bozulmamıştı daha.
Cezaevlerine kilitlenmiş
kocalarımızın taptaze duygularına,
birer mezar taşı gibi savrulduk.

Vicdan susut,
Hukuk sustu,
İnsanlık sustu.

Göz göre göre
öldürüldük ey halkım.

Kanserdik;
ölüm, her gün bir sinsi yılan
gibi dolaşıyordu derilerimizde.
Uydurma davalarla kapattılar
hücrelere.

Hastaydık.
Yurtdışına gitseydik
kurtulurduk belki.
Bir buçuk yalındaki kızlarımızı
öksüz bırakmazdık.
Önce kolumuzu, omuz başından keserek,
yurtseverlik borcumuzun diyeti olarak
fırlattık attık önlerine.

Sonra da, otuz iki yaşında
bırakıp gittik bu dünyayı,
ecelsiz.

Öldürüldük ey halkım unutma bizi.

Giresun"daki yoksul köylüler,
sizin için öldük.
Ege"deki tütün işçileri
sizin için öldük.
Doğu"daki topraksız köylüler;
sizin için öldük,
İstanbul"daki, Ankara"daki işçiler,
sizin için öldük,
Adana"da, paramparça elleriyle,
ak pamuk toplayan işçiler,
sizin için öldük,

Vurulduk,
Asıldık,
Öldürüldük ey halkım,
unutma bizi.

Bağımsızlık, Mustafa Kemal"den
armağandı bize.
Yabancı petrol şirketlerine karşı
devletimizi savunduk,
komünist dediler.

Yirmi iki yaşlarındaydık
öldürüldüğümüzde ey halkım,
unutma bizi.

Mezar taşlarımıza basa basa,
Devleti yönetenler gizli emirlerle,
başlarımızı ezmek,
kanlarımızı emmek istediler.

Amerikan üsleri kaldırılsın dedik,
sokak ortasında sorgusuz sualsiz vurdular.
Emperyalizmin ahtapot kollarına
teslim edilen ülkemizin
bağımsızlığı için kan döktük sokaklara.

“Ülkemiz bağımsız değil” dedik,
kelepçeyle geldiler üstümüze.
Kurtuluş Savaşı"nda emperyalizme
karşı dalgalandırdığımız
bayrağımızı daha da dik
tutabilmekti bütün çabamız.
Bir kez dinlemediler bizi.
Bir kez anlamak istemediler.

Vurulduk ey haklım unutma bizi…

Henüz çocukluğumuzu bile yaşamamıştık.
Bir kadın eline değmemişti ellerimiz.
Bir sevgiliden mektup bile almamıştık daha.

Bir gece sabaha karşı,
Pranga vurulmuş ellerimiz
ve ayaklarımızla çıkarıldık
idam sehpalarına.
Herkes tanıktır ki korkmadık.
İçimiz titremedi hiç.

Mezar toprağı gibi taptaze,
mezar taşı gibi dimdik
boynumuzu uzattık
yağlı kementlere.

Asıldık ey halkım, unutma bizi.

Bizi öldürenler,
bizi asanlar, bizi sokak ortasında vuranlar,
ağabeyimiz, babamız yaşlarındaydılar.
Ya bu düzenin kirli çarklarına ortak olmuşlardı
ya da susmuşlardı
bütün olup bitenlere.

Öfkelerini bir gün bile
karşısındakilere bağırmamış
insanların gözleri önünde
öldürüldük.

Hukuk adına, özgürlük adına, demokrasi adına.

Batı uygarlığı adına,
bizleri, bir şafak vakti ipe çektiler.
Korkmadan öldük ey halkım,
unutma bizi.

Bir gün mezarlarımızda güller açacak
ey halkım unutma bizi.
Bir gün sesimiz,
hepinizin kulaklarında yankılanacak
ey halkım, unutma bizi.

Özgürlüğe adanmış bir top
çiçek gibiyiz şimdi, hep birlikteyiz.
ey halkım unutma bizi.
unutma bizi
unutma bizi
unutma bizi
unutma bizi:::::::


Uğur Mumcu



Konu Hale tarafından 21 Ağustos 2015 Cuma - 21:35 tarih ve saatinde düzenlenmiştir
Konu İçeriği Düzenlenmiştir.


#2
Sema

Sema

    Ne Mutlu Türküm Diyene!!

  • Yönetici
  • 5.470 İleti
  • Gender:Female
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü, Ülke Gündemi, Siyaset ve Köşe Yazıları...
Sevgili patriot34 çok güzel bir insanı paylaşmışsın emeğine sağlık..

#3
tunCHEr

tunCHEr

    Yalnızlık Paylaşılınca Yalnızlık Olmuyor...

  • Özel Dost
  • 1.094 İleti
  • Gender:Male
  • Location:Çeşmi Cihan
Araştırmacı Gazeteci - Yazar Uğur Mumcu, 24 Ocak 1993'te Ankara Karlı Sokak'taki evinin önünde, arabasına konan C - 4 tipi plastik bombanın patlaması sonucu öldürüldü.

Suikastın hemen ardından olay yerinde inceleme yapan uzmanlar, hiçbir delil bulamadı. Patlamayla etrafa dağılan ve cımbızla toplanması gereken deliller ise süpürgeyle süpürüldü. Suikastı, İslami Kurtuluş Örgütü, İBDA - C, İslami Cihat gibi çeşitli örgütler üstlendi.

Mumcu'nun eşi Güldal Mumcu'yu ziyaret eden dönemin Başbakanı Süleyman Demirel, Başbakan Yardımcısı Erdal İnönü ve İçişleri Bakanı İsmet Sezgin, "cinayeti çözmenin, devletin namus borcu olduğu" sözünü verdi.

Kamuoyunda büyük şok yaratan bu suikastın ardından Mumcu'nun cenaze töreninde binler yürüdü. Siyasi parti liderleri, sivil toplum örgütleri ve çeşitli kuruluşlar, saldırıyı demokrasiye vurulmuş bir darbe olarak nitelendirdi. Cenaze törenine katılan halk, "Türkiye İran olmayacak", "Türkiye laiktir, laik kalacak" sloganları attı.

Konu Hale tarafından 21 Ağustos 2015 Cuma - 21:35 tarih ve saatinde düzenlenmiştir
Konu İçeriği Düzenlenmiştir.


#4
tunCHEr

tunCHEr

    Yalnızlık Paylaşılınca Yalnızlık Olmuyor...

  • Özel Dost
  • 1.094 İleti
  • Gender:Male
  • Location:Çeşmi Cihan
Delilde tahrifat

Suikastla ilgili ilk gelişme olaya karıştığı belirlenen İslami Hareket Örgütü militanlarından Gudbettin Gök, Mehmet Ali Şeker, Abdülaziz Ocakhanoğlu, Mehmet Şah Çınar, Mehmet Candirek, Yusuf Altun, Ayhan Usta, Serdar Altın ve Fahrettin Baytap'ın, suikasttan bir gün önce 23 Ocak'ta gözaltına alındığına ilişkin tutanakta tahrifat yapıldığı ortaya çıktı.

İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nün fezlekesinde, İslami Hareket Örgütü militanlarının 23 Ocak'ta yakalandığı belirtildi. Ancak suikasttan sonra kurulan TBMM Faili Meçhul Siyasi Cinayetleri Araştırma Komisyonu raporunda, yakalama tutanağındaki "27 Ocak 1993" tarihinin, tahrifatla "23 Ocak 1993" olarak değiştirildiği ifade edildi. Tutanak tahrifatını soruşturan Ankara DGM Başsavcılığı, polislerin "yorgunluk ve uykusuzluk" nedeniyle tarih hatası yaptığını iddia etti.

Dönemin Ankara Valisi Erdoğan Şahinoğlu, Uğur Mumcu'nun evinin bulunduğu sokakta iki polis koruma noktasının yer aldığını ayrıca motorlu devriye ekiplerinin de sokağı kontrol ettiğini, bu nedenle herhangi bir koruma sorunu olmadığını öne sürdü. Ancak suikasttan sonra ifadeleri alınan Tunus Büyükelçiliği önünde nöbet tutan polis memurları Remzi Kahraman, Ahmet Tilav ve Kemal Akgün, Uğur Mumcu'nun evini bilmediklerini hatta o sokakta oturduğundan bile habersiz olduklarını söylediler.

Yakalanan salındı

Suikastla ilgili olarak aranan İslami Hareket Örgütü lider kadrosundan Şefik Polat, bir ihbar üzerine polis tarafından iki gün sonra yakalandı. Ancak Polat, "çevrede yapılan tahkikattan durumu şüphe arz etmiyor" diye tutanak hazırlanarak serbest bırakıldı.

Ortaya çıkan sürpriz tanık Ayhan Aydın ise patlamadan 10 dakika önce Mumcu'nun aracı çevresinde şüpheli kişiler gördüğünü öne sürdü. Ancak dönemin DGM Başsavcısı Nusret Demiral, Aydın hakkında suç duyurusunda bulundu. Yalancı tanık suçlaması davasında aklanan Aydın, bir daha hiç görülmedi.
Faili meçhul cinayetleri araştırmak amacıyla kurulan komisyonun raporu, Meclis'teki muhalefet nedeniyle kadük kaldı.

Mumcu soruşturmasının tek tutuklu sanığı Abdullah Argun Çetin oldu. Kendi ifadeleri üzerine gözaltına alının ve tutuklanan Çetin'in açıklamaları çelişkili görüldü ve bir sonuç vermedi.

Şok operasyon ve medya yasağı

6 Mayıs 2000'de İstanbul 6 No'lu DGM Başsavcılığı, İran destekli şeriatlı Tevhid - i Selam Grubu'na mensup yedi kişinin yakalandığını ve operasyonun sürmesi nedeniyle televizyon bültenlerine yayın yasağı koyulduğunu duyurdu.

İstanbul polisinin yürüttüğü çok gizli operasyonun, yaklaşık 1.5 ay önce elde edilen bilgi üzerine başlatıldığı ortaya çıktı. Operasyonun baskın aşamasına, Mumcu suikastına karıştığından kuşku duyulan bir militanın takip edilmesinden sonra ulaşılan bilgiler üzerine geçildi ve Tevhid - i Selam grubu üyesi olduğu belirlenen militanın kaldığı Başakşehir'deki bir daireye baskın düzenlendi. Baskında bir dönem ülkücü camianın içinde yer aldıktan sonra şeriatçı örgütlere yönelen iki kişi gözaltına alındı.

İkinci baskın, bu kişilerin Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü'nde sorguya alındığı sıralarda Tevhid grubunun propaganda organı olarak bilinen ve yayını yasaklanan Selam Gazetesi'ne yapıldı. Burada da beş kişi gözaltına alındı.

İki baskında sekiz boru tipi bomba ile zaman ayarlı patlayıcılarda kullanılan saniyeli fitil, biri kuru sıkı olmak üzere üç tabanca ele geçirildi. Şubede süren sorgularda üç kişinin, Mumcu suikastında görev aldıklarını itiraf ettikleri kaydedildi, ancak bu bilgi resmi kaynaklarca onaylanmadı.

İran parmağı

İlk ifadelerinde, üç zanlının Mumcu'nun Renault 12 model otomobiline yerleştirilen C - 4 tipi tahrip gücü çok yüksek plastik patlayıcıyı kendilerinin hazırladığını söyledikleri öne sürüldü. Üç zanlının, suikast bombası için İran'da eğitim gördükleri ve patlayıcı düzeneğini hazırladıktan sonra Mumcu'nun evinin bulunduğu bölgede, iki İranlı'ya teslim ettikleri ileri sürüldü. Zanlılardan birinin, suikast sırasında gözcülük yaptığı, bombanın hazırlanması ve teslimi için zanlıların 500 bin dolar aldıkları iddia edildi.

Gelişmelerin ardından Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, "Haber teyit edilirse ben çok memnun olurum. Haber geldi ama kesin değil. Daha önce bu tür haberler çıktı, sonradan haberlerin teyit edilmediğini gördük. Mahçubiyet oldu. Yalnız eninde sonunda Uğur Mumcu'nun da Ahmet Taner Kışlalı'nın da katilleri bulunacaktır.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti için iddia meselesidir. Bu haber teyit edilirse devlet için çok rahatlatıcı bir yüzakı olur" dedi. Başbakan Yardımcısı Devlet Bahçeli ise teröristlerin yakalanmasını hayırlı bir gelişme olarak nitelendirdi.

Meclis Mumcu Suikastını Araştırma Komisyonu Başkanı Ersönmez Yarbay, Mumcu suikastının ele geçirilen sanıklarından hareketle olayın perde arkasındaki odağın da ortaya çıkabileceğini söyledi. Yarbay, "Gerçek sanıklar bulunsa da suikasta ilişkin kuşkular bir süre belleklerden silinmeyecektir" dedi.

Mumcu cinayetinin aydınlanmaya başlamasının ardından yürütülen operasyonlar çerçevesinde Bursa'da 20'ye yakın kişi gözaltına alındı.

Operasyonun adı "Umut"

Operasyonun üçüncü gününde İçişleri Bakanı Sadettin Tantan, 1999 yılında faili meçhul terör olaylarının aydınlatılması için özel bir ekip kurulduğunu, son Hizbullah operasyonundan elde edilen deliller ışığında da Uğur Mumcu suikastının aydınlatıldığını belirtti.

Tantan, "Emniyet Genel Müdürlüğü koordinesinde istihbarat ağırlıklı olmak üzere sürdürülen çalışmalar sonucu, 21 Şubat 2000 tarihinde "Umut" adıyla başlatılan operasyon hazırlık çalışmaları 6 Mayıs 2000'de İstanbul'da yakalanmaya dönüştürülmüştür" dedi. Öte yandan yakalanan dokuz sanık sorgulanmak üzere İstanbul'dan Ankara Emniyet Müdürlüğü'ne götürüldü.

17 Ocak 2000'de Beykoz'daki bir villaya yapılan Hizbullah operasyonunda ele geçirilen bilgisayar disketleri ve belgeler arasında, Mumcu suikastına ışık tutacak çok önemli raporların ele geçirildiği belirtildi. Bu belgeler arasında Hizbullah'ın Menzil Grubu Lideri Fidan Güngör'ün öldürülmesinin ardından Hizbullah'a geçen Murat Filiz'in yazdığı bir raporun bulunduğu ve bu rapordan yola çıkıldığını ifade edildi.

Bu raporda Hüseyin Velioğlu'na eski örgüt hakkında bilgi veren Filiz'in "Bizim İranlılarla, Ankara grubu görüşmüş. Hatta onlara iş yaptırmış. Bombalama işi. İğneci bizzat katılmış" sözleri operasyonun ilk adımı oldu. Bunun üzerine uzun süre iz süren Emniyet yetkilileri, operasyonun bitiminde Sadettin Tantan'a "Kod adı Umut, tamam amirim" mesajını verdi.

İran'dan parayla adam öldürdüler

Operasyonun ardından yakalanan bombacıların, İranlı diplomat Muhsin K. Azed'le irtibat kurdukları, bu kişiden aldıkları 500 bin dolar karşılığında Mumcu'yu öldürdükleri ortaya çıktı. Bombacıların, yine İran'dan aldıkları paralarla Şah yanlısı bir yüzbaşıyı şoförüyle birlikte kaçırdıkları, İran'ın isteği üzerine Ankara'da bir ABD'liyle İsrailli bir yüzbaşıyı öldürdükleri, Jak Kamhi'nin öldürülmesi olayına karıştıkları belirlendi.

Başbakan Bülent Ecevit, yakalanan dokuz kişiden birinin Mumcu'nun katili olduğunu söyledi. Bülent Ecevit, "Bu iki yıldır süren bir çalışma. Tantan'ın içişleri bakanı olmasından bu yana daha da hızlandı" dedi.

"İğneci"den itiraflar

Tevhid - i Selam örgütünün yöneticilerinden olan "İğneci" kod adlı Yusuf Karakuş, Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü'nde verdiği ifadede, Mumcu suikastını İranlıların planladığını ve bombayı İranlıların koyduğunu öne sürdü. Karakuş, suikasta kendilerinin de gözcülük yaptıklarını ve evin yakınlarındaki bekçiyi lafa tutup oyaladıklarını söyledi. Karakuş, 11 yıl önce gittikleri İran'ın Kum kentinde Savama ajanları tarafından teorik ve pratik yönden eğitildiklerini iddia etti.

Karakuş, emniyetteki sorgusu Mumcu'yu öldürmeye azmettiren İranlı'yı teşhis etti. Karakuş'un fotoğraftan teşhis ettiği İranlının, İstanbul Başkonsolosluğu'nda görevli Muhsin Karger Azad olduğu belirtildi.

Operasyonun basına yansımasının üzerinden üç gün geçtikten sonra İstanbul DGM Başsavcı Vekili Aykut Cengiz Engin, konulan haber yasağına uymayan gazete ve televizyon kanalları hakkında soruşturma başlattı.

Engin, soruşturmanın selameti açısından bu konuda yayın yasağı koyduklarını belirterek, bu nedenle soruşturmanın içeriğine ilişkin detaylar hakkında bilgi vermesinin mümkün olmadığını söyledi.

Yakalananlar Türk

Yakalananlar arasında yer alan Selam Gazetesi'nin eski sahibi Hasan Kılıç'ın İran'la bağlantıyı kurduğu ve Mumcu'nun öldürülmesinin ardından İranlılardan 500 bin dolar aldığı öne sürüldü.

Fatih'teki evinde yakalanan Arif Tarı'nın ise örgütün cezaevindeki yöneticileriyle dışarıdaki yöneticileri arasında kuryelik yaptığı iddia edildi.

Çeçenistan'da Ruslarla savaşa giden burada esir düştükten sonra serbest bırakılan Mehmet Ali Tekin de operasyon sırasında yakalandı. Yakalananlar arasında bulunan Muzaffer Dağdeviren ise Karakuş aracılığıyla girdiği örgütte çek - senet tahsilatı işleriyle uğraşıyordu.

Operasyonun dördüncü gününde Türkiye genelinde yapılan operasyonlarda gözaltına alınanların sayısı 98'e yükseldi. Mumcu operasyonunda yakalanan Abdülhamit Çelik'le Mumcu'nun öldürüldüğü gün evlendiğini açıklayan Tuba Çelik de gözaltına alındı. Çelik, daha sonra serbest bırakıldı.

Başbakan Bülent Ecevit ve İçişleri Bakanı Sadettin Tantan, Başbakanlık binasında bir basın toplantısı düzenledi. Ecevit, Mumcu'ya kıyanların belli olmasının toplumun devlete güvenini artırdığını ifade ederek, "Operasyonlar ile laik, demokratik rejime karşı işlenen cinayetlerin sadece bireysel failleri değil, aynı zamanda örgütsel ve parasal ilişkileri ve dış bağlantıları da saptanmaktadır" dedi. Ecevit ve Tantan, DGM'nin koyduğu yayın yasağı nedeniyle operasyonlar hakkında bilgi vermedi.

Operasyonlar sonucu sanıklar yakalanırken Mumcu'nun öldürülmesi olayına karıştığı ve bu amaçla oluşturulan çeteye mensup olduğu gerekçesiyle yakalanan Abdullah Argun Çetin'in Ankara 1 No'lu DGM'de yargılanmasına devam edildi.

Çetin'in, 9 - 11 Kasım 1998 tarihleri arasında Romanya'daki Türkiye Büyükelçiliği'nde kimlerle, hangi telefonla görüştüğünün belirlenmesi için İçişleri Bakanlığı'na yazılan müzekkerenin cevabında telefonun Yasin Akın'a ait olduğu belirlendi. Mahkeme, Akın'ın tanık olarak dinlenmesine karar verdi.

Konu Hale tarafından 21 Ağustos 2015 Cuma - 21:36 tarih ve saatinde düzenlenmiştir
Konu İçeriği Düzenlenmiştir.


#5
tunCHEr

tunCHEr

    Yalnızlık Paylaşılınca Yalnızlık Olmuyor...

  • Özel Dost
  • 1.094 İleti
  • Gender:Male
  • Location:Çeşmi Cihan
Velioğlu'na itiraf mektubu

10 Mayıs 2000'de Hürriyet Gazetesi'nde yayımlanan bir haberde, Mumcu suikastı zanlısı Yusuf Karakuş'un, örgüte girmek için Hizbullah Lideri Hüseyin Velioğlu'na yazdığı bir sayfalık mektubun yayımlanması, yedi yıllık sırrı çözdü.

Üst düzey bir emniyet yetkilisinin "elimizdeki en büyük delillerden biri" olarak nitelendirdiği mektupta, Karakuş'un el yazısıyla Velioğlu'na örgüte girmek istediğini anlattığı belirtildi.

Karakuş, yazdığı mektupta, "Ben Tevhid - i Selam grubundan ayrıldım. Sizin gruba geçmek çalışmak istiyorum. Önceki yıllarda yaptıklarımı referans olarak veriyorum. Ben, Uğur Mumcu suikastında da bulundum" dedi.

Karakuş'un babası Mustafa Karakuş da "Oğlum katildir. 23 yıl önce pusu kurarak bir kişiyi öldürüp 12 yıla mahkum olmuştu. Annesi de oğlunun hasretiyle öldü" dedi.

Uğur Mumcu suikastı zanlılarından Arif Tarı'nın yasadışı örgütlere silahlı eğitim amaçlı kullandırdığı İzmit'teki çiftliğe jandarma operasyon düzenledi. Çiftlikte, av tüfekleri ve dini yayınların yanı sıra kasalar dolusu deprem yardım malzemesi bulundu.

Karakuş İranlı'yı teşhis etti

DGM'nin koyduğu yayın yasağına rağmen gazetelerde çıkan haberlerde örgütün itirafçısı Yusuf Karakuş'la ilgili haberlere yer verdi. 10 Mayıs 2000'de Sabah Gazetesi'nde yayımlanan habere göre, Mumcu suikastının gözcüsü Karakuş'a, MİT'in hazırladığı albüm gösterildi ve Karakuş, suikasta karışan İranlı üç bombacıdan biri olduğu öne sürülen Muhsin Azad'ı teşhis etti. Haberde, Azad'ın İran'ın İstanbul Başkonsolosluğu'na konsolos yardımcısı olarak gönderildiği, ancak aslında Savama ajanı olduğu ve daha önce birçok eylemde adı geçtiği belirtildi.

10 Mayıs'ta basında yer alan haberlerde Mumcu suikastında kullanılan bombanın İran Gizli Servisi Savama tarafından konulduğu duyuruldu. Mumcu'nun otomobiline bomba koyan 3 İranlı'nın diplomat değil istihbarat ajanı olduğunun belirtildiği haberlerde bombacıların emniyette sorgulanan dokuz zanlı tarafından fotoğraflardan teşhis edildiği ifade edildi.

Yusuf Karakuş'un yazılı olan ifadesinin dışında video kasete çekilmiş bir ifadesinin bulunduğu ortaya çıktı. Karakuş, gözleri bağlı verdiği ifadesinde, kitaplarını okuduğunu söylediği Mumcu'nun öldürülmesini, "Müslümanlık, Allah için istediğini" söyledi.

Karakuş'un ifadesinde, "Ben bu iş için para alındığını bilmiyordum. Ne zaman 500 bin dolar alındığını duydum, hemen ayrıldım. Hüseyin Velioğlu'na dönmek için çalıştım. Mumcu'nun yazılarının Müslümanlık için tehdit olduğuna inandım. Müslümanlık için, Allah için yaptım. Yoksa ben yazar olarak kitaplarını okurdum" dediği öğrenildi.

Zanlılara tatbikat

11 Mayıs'ta suikastta gözcülük yapan Yusuf Karakuş ve Abdülhümit Çelik'e Uğur Mumcu'nun öldürüldüğü yerde tatbikat yaptırıldı. Geniş güvenlik önlemi altında yaptırılan tatbikatta vatandaşlar, katil zanlılarına tepki gösterdi. Tatbikat sırasında polis, Mumcu'nun aracını temsil eden otomobili ters yönde park edince, katil zanlıları "Öbür türlü duruyordu" diyerek itiraz etti. Suikasta ilişkin tüm ayrıntıları anlatan Karakuş ve Çelik, "Cuma akşamı üç İranlı ile birlikte sokakta keşif yaptık. Araba o gün orada değildi. Bir gün sonra 5 kişi sabah 7.30'da sokağın başındaydık. İranlılar bombayı Uğur Mumcu'nun aracına yerleştirirken ben polisleri oyalıyordum" dedi.
12 Mayıs'ta Milliyet Gazetesi'nde yayımlanan bir haberde Karakuş'un 27 Aralık 1997'de Hizbullah Menzil grubunun lideri Fidan Güngör'ün kaçırılması nedeniyle yakalandığında Tevhid - Selam grubu, eylemleri ve lider kadrosu hakkında polise bilgi verdiği belirtildi. Haberde, Karakuş'un İran devletine çalıştığını itiraf ettiği ve "Selam grubunun liderliğini Hasan Kılıç yapmaktadır. Mehmet Şahin, Nurettin Şirin, Mehmet Ali Tekin, Şeref Dursun da diğer sorumlular. Grup, İran devletiyle irtibatlıdır. Kılıç ile Şirin İran'a gidip gelir" dediği ifade edildi.

Karakuş, 12 Mayıs'ta Hizbullah davası sanıklarından kayınbiraderi Murat Filiz'le yüzleştirilmek üzere Bandırma Cezaevi'ne götürüldü. Adliye binasında yaklaşık 1.5 saat süren yüzleştirmenin ardından Filiz, cezaevine götürülmek üzere araca bindirilirken, "Bunların hepsi tezgah, düzmece" diye bağırdı. Yusuf Karakuş'un Mumcu'nun öldürüldüğü 1993 yılında, kayınbiraderi Filiz'in evinde bir süre kaldığı ortaya çıktı. Karakuş, yüzleştirmenin ardından tekrar Ankara'ya götürüldü.

Savcı görmezlikten geldi

13 Mayıs'ta gazetelerde yayınlanan haberlerde Mumcu zanlısı Abdülhamit Çelik'in, suikastı yıllar önce aydınlatabilecek ifadesinin dikkate alınmadığı belirtildi. Nisan 1996'da yakalanan Çelik, Savama'yla ilişkisini, Tevhid ve Selam Grubu'nu anlattı. Emniyet, Çelik'le ilgili soruşturma evkadını olaydan üç gün sonra DGM Savcısı İrfan Özliyen'e gönderdi. Ancak Özliyen, "Anayasal düzeni değiştirmeyi amaçlamıyor. Konu DGM'nin kapsamına girmiyor" diyerek dosyayı aynı gün havale etti.

9 kişi gözaltında


14 Mayıs'ta Umut operasyonu çerçevesinde iki kişi daha gözaltına alındı, gözaltına alınanların sayısı dokuza yükseldi. Örgüt mensubu dokuz kişi, Ankara DGM'ye çıkartılırken, bir haftadır gözaltında tutulan Selam Gazetesi eski imtiyaz sahibi Hasan Kılıç, Kışlalı cinayetiyle ilgili İstanbul'da bulunan ve aynı örgüte mensup bir kişinin adını verdi. Adının Hakkı Şanlı olduğu ifade edilen bu kişi İstanbul'da gözaltına alındıktan sonra Tevhid örgütünün mensubu olduğu bildirilen Necdet Yüksel de Ankara'da gözaltına alındı.

Emniyet yetkilileri, gözaltına alınan Yüksel'in, Sincan Yenipeçenek Köyü'nde tarlada ele geçirilen çok sayıdaki silah ve patlayıcıyı kendisinin diğer örgüt mensuplarının yakalanmasından korkarak tarlaya bıraktığını itiraf ettiğini söylediler.

Ancak yakalanan iki kişinin Kışlalı'nın öldürülmesi olayına karıştıklarına dair ortaya atılan iddiaları emniyetin üst düzey yetkilileri doğrulamadılar.



İran: "İlişkileri geliştirelim"

İran basını, Mumcu'nun öldürülmesine İranlıların karıştığı iddialarının, "İsrail ve siyonistlerin tezgahı olduğunu" savundu ve Türkiye'yle İran'ın, bütün görüş ayrılıklarına rağmen ilişkilerini geliştirmeleri gerektiğini belirtti. İran Resmi Ajansı İRNA tarafından yayınlanan İran Daily Gazetesi'nde 14 Mayıs'ta yayımlanan başyazısında, "Türkiye'nin İslam devriminden sonra birçok kez İran'ı içişlerine karıştırmakla suçladığını" belirterek, "Ankara'nın kamuoyunu yanılttığını ve sadece iç krizleri abarttığını" iddia etti.

Mumcu, Kışlalı'yı çözdü

Ankara'da Mumcu zanlılarından olarak gözaltına alınan Selam Gazetesi eski imtiyaz sahibi Hasan Kılıç'ın, Kışlalı cinayetiyle ilgili olarak İstanbul'da bulunan Hakkı Selçuk Şanlı'nın adını verdiği ortaya çıktı. Kılıç'ın bu ifadesi üzerine Tevhid grubundan olduğu belirlenen Şanlı, İran'a kaçmak üzereyken İstanbul polisince yakalanarak Ankara polisine teslim edildi.

Şanlı ise sorgusu sırasında Kışlalı suikastında kullanılan bombayı Necdet Yüksel adlı Tevhidci'nin sakladığını söyledi. Bunun üzerine Ankara polisi Necdet Yüksel'i de yakalayarak gözaltına aldı.

Yakalanan Yüksel, Kışlalı'nın arabasına bombayı kendisinin koyduğunu itiraf etti ve 13 Mayıs'ta Sincan Yenipeçenek Köyü'nde bir tarlada ele geçirilen 27 kilo C - 4 bomba, çok sayıda TNT kalıplarının yanı sıra çok sayıdaki silahı, kendisinin diğer örgüt mensuplarının yakalanmasından korkarak tarlaya bıraktığını itiraf etti.

Bunun üzerine Sincan'daki cephanelikte ele geçen el bombalarının üzerinde yapılan incelemede gözaltındaki iki zanlının parmak izleri bulundu. Böylece Mumcu için başlatılan Umut operasyonu, Kışlalı suikastını da çözdü.

Konu Hale tarafından 21 Ağustos 2015 Cuma - 21:37 tarih ve saatinde düzenlenmiştir
Konu İçeriği Düzenlenmiştir.


#6
tunCHEr

tunCHEr

    Yalnızlık Paylaşılınca Yalnızlık Olmuyor...

  • Özel Dost
  • 1.094 İleti
  • Gender:Male
  • Location:Çeşmi Cihan
Her taşın altında "Kudüs Savaşçıları"


Mumcu ve Kışlalı cinayetlerini soruşturan emniyet birimleri, Türkiye'deki İran destekli büyük yapılanmayı ortaya çıkardı. Sorgulamalar sonucunda, İran'ın "Özel Harp" örgütü olarak nitelendirilen Kudüs Savaşçıları örgütünün Türkiye'de yedi ayrı silahlı irticai grubu destekleyerek, eylemlerde yönlendirdiği tespit edildi. Bu gruplardan üçü deşifre edilirken, polis, henüz ortaya çıkmayan dört grubu çözmek izin 10 kişinin kimliğini belirledi.

Kışlalı cinayetinin zanlıları Necdet Yüksel ve Ferhan Özmen'in üç defa İran'a gittikleri belirlendi. Yüksel ve Özmen, ifadelerinde, Tahran yakınlarında bir kampta askeri eğitim aldıklarını, örgütü yönlendiren İranlıların Türkiye'ye işadamı görüntüsü altında girip çıktıklarını anlattılar.

ABD: "İran'la ilgili bilgi yok"

16 Mayıs 2000'de ABD, Mumcu ve Kışlalı cinayetlerine İran'ın karıştığına ilişkin elde bağımsız bilgi bulunmadığını belirtti. ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Richard Boucher, düzenlediği basın toplantısında konunun gündeme getirilmesi üzerine Mumcu ve Kışlalı cinayetiyle ilgili çok sayıda kişinin Türk polisince yakalandığını hatırlattı.

Boucher, "Ancak şunu söylemeliyim ki Türk Hükümeti soruşturmanın tam sonuçlar alınmadan İran bağlantısı iddialarıyla ilgili resmi yorum yapmaktan kaçınıyor. ABD'nin elinde de İran'ın bu cinayetlere karıştığına ilişkin bağımsız bilgi bulunmuyor" dedi.

Ecevit İran'ı eleştirdi

Umut operasyonuyla ilgili Başbakanlık binasında 17 Mayıs'ta basın toplantısı düzenleyen Başbakan Bülent Ecevit, Mumcu ve Kışlalı cinayetlerindeki esrar perdesinin artık ortadan kalktığını söyledi. Ecevit, "İran'dan maalesef bir komşudan beklenmesi gereken yakınlığı yeterince göremedik, hatta bazen hiç göremedik" dedi.

Faili meçhul cinayetlerle ilgili soruşturmalar somut sonuçlar verdikçe İran'la ilişkilerin ona göre düzenleneceğini belirten Ecevit, "Atatürk'ün sağladığı döneminde İran'la ilişkilerimizde çok önemli gelişmeler olmuştu ve bu gelişmeler hem İran hem de Türkiye halkına büyük yararlar sağlamıştı. Yeniden o benzer koşulların aramızda gelişmesini içtenlikle temenni ediyorum" dedi.

Ecevit, Türkiye olarak hiçbir zaman İran'ın iç işlerine karışmadıklarına vurgulayarak, "Bizim iç işlerimize asıl karışma, Türkiye'de bölücü teröre katkıda bulunanlara kucak açmaktır veya devrim ihracında hedef olarak Türkiye'yi almaktır" diye konuştu.

Ecevit'in bu açıklamalarına İran'dan hemen tepki geldi. İran resmi haber ajansı İRNA'nın bildirdiğine göre İran Dışişleri Bakanı Kemal Harrazi, "Ecevit'in açıklamaları, İran'ın içişlerine müdahaledir ve diplomatik geleneklerin dışındadır" dedi.

Cumhurbaşkanı Sezer'den tavır

Görevine 16 Mayıs'ta başlayan Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, göreve gelir gelmez Haziran ayında İran'da düzenlenecek olan Ekonomik İşbirliği Örgütü toplantısına gidip gitmeyeceği yönünde bir soru üzerine "Gideceğimi düşünmüyorum" dedi. Sezer'in, Mumcu ve Kışlalı'nın ardından Üçok suikastının ve diğer faili meçhul cinayetlerin adresi olduğu açıkça ortaya konan İran'a karşı tavır aldığı görüldü.

Umut Operasyonu'nda gözaltına alınan Hasan Kılıç, 19 Mayıs'ta Ankara DGM'ce tutuklandı. Kılıç, tutuklanarak Ankara Merkez Kapalı Ceza ve Tutukevi'ne konuldu.

Umut Operasyonu kapsamında 20 Mayıs'ta Uğur Mumcu'nun Sokağı'nda ikinci tatbikat yaptırıldı. Olaya karışanlardan Ferhan Özmen, Ankara DGM Savcısı Hamza Keleş ile birlikte sadece gözlerinin göründüğü bir bereyle olay yerine getirildi. Özmen, Keleş'e olayı ayrıntılarıyla anlattı.

Konu Hale tarafından 21 Ağustos 2015 Cuma - 21:37 tarih ve saatinde düzenlenmiştir
Konu İçeriği Düzenlenmiştir.


#7
Sema

Sema

    Ne Mutlu Türküm Diyene!!

  • Yönetici
  • 5.470 İleti
  • Gender:Female
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü, Ülke Gündemi, Siyaset ve Köşe Yazıları...

Uğur Mumcu ölümünün 16. yılında anılıyor


Aracına konulan bombanın patlaması sonucu 24 Ocak 1993’te yaşamını yitiren Araştırmacı-Gazeteci Uğur Mumcu, ölümünün 16. yılında anılıyor.

Uğur Mumcu Araştırma Gazetecilik Vakfı (um:ag) tarafından “16. Adalet ve Demokrasi Haftası” adıyla düzenlenen anma törenlerinin ilki, Batıkent Uğur Mumcu Parkı’nda düzenlendi. Uğur Mumcu’yu anma etkinlikleri, burada bulunan Mumcu Anıtı’na çelenk koyma töreni ile başladı.

Usta gazetecinin onlarca seveni ve okurları parkın etrafında toplandı.

Ellerinde Mumcu’nun fotoğraflarını ve Cumhuriyet Gazetesi’ni tutan, vatandaşlar hep bir ağızdan “Ankara’nın taşına bak” başta olmak üzere türküler söylediler.

Tören, saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı okunmasıyla başladı. Ardından, Mumcu anıtına kırmızı-beyaz karanfillerden oluşan çelenk konuldu.

CHP Yenimahalle ilçesi eski Yönetim Kurulu üyesi Hüseyin Bilgilisoy, burada bir konuşma yaptı. Konuşmasında, Türkiye’nin uygulanan yanlış ekonomik politikalarla derin bir ekonomik krizin içine sürüklendiğini belirterek, “Yoksulluk, işsizlik toplumu ağır bir kıskaç altına almıştır. Yoksulluk başta Ankara Anakent Belediyesi olmak üzere, yerel yönetimlerden başlayıp devletin diğer kurumlarında kol gezmektedir. Ancak Cumhuriyetçi güçlerin birlikteliği ve seferberliği tüm zorlukların üstesinden gelecektir” dedi.

Öte yandan küçük bir kız çocuğunun da anıta konan Mumcu’nun fotoğrafını sevmesi, orada bulunanları duygulandırdı. Buradaki törenin ardından Uğur Mumcu’nun evinin olduğu “Uğur Mumcu Sokağı”na geçildi.


1980’den 2009’a geçen yılları kayıp değil, bugünler için birikim olarak bile sayabiliriz. Artık örgütsüz, çaresiz ve yalnız değiliz. Tekrar yola koyulma zamanıdır. Uğur Mumcu’nun halka seslenişi; bizlere de devrimcilik çağrısıdır. Halk unutmaz. Mumcu gibilerini milyonlarla omuzda taşır. Bizler de unutmamalı, Uğur Mumcu’nun devrimcilik çağrısına kulak vermeliyiz. Nâzım Hikmet’in de dediği gibi bu davet bizim, hepimizin.


Yürekli aydın Uğur MUMCU'yu, anıyor ve selâmlıyoruz. Bir yiğit gittiğinde, bin yiğit gelecektir.



#8
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.

Resmi ekleyen



Öldürüldük ey halkım, unutma bizi...



#9
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Uğur Mumcu


24 Ocak 1993 - 24 Ocak 2010


Uğur Mumcu, ölümünün 17. yılında evinin karşısında bulunan Uğur Mumcu Parkı'nda düzenlenen etkinlikle anıldı.




Uğurlar Olsun


Bir pazar sabahıydı Ankara kar altında
Zemheri ayazıydı yaz güneşi koynunda
Ucuz can pazarıydı kalemim düştü kana
Zalımlar pusudaydı bedenim paramparça
Ucuz can pazarıydı kalemim düştü kana

Uğurlar olsun Uğurlar olsun
Hüzünlü bulutlar yoldaşın olsun
Bir keskin kalem bir kırık gözlük
Yürekli yiğitlere hatıran olsun

Çevirdim anahtarı apansız bir ölüme
Şarapnel parçaları saplandı ciğerime
Ucuz can pazarıydı kan doldu gözlerime
İsimsiz korkuları katmadım yüreğime
Bembeyaz doğruları yaşadım ölümüne

Uğurlar olsun Uğurlar olsun
Hüzünlü bulutlar yoldaşın olsun
Bir keskin kalem bir kırık gözlük
Yürekli yiğitlere hatıran olsun


Ali Çınar-Selda Bağcan



#10
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.

Vurulduk ey halkım, Unutma Bizi



Dağ gibi karayağız birer delikanlıydık,
Babamız sırtında yük taşıyarak getirirdi aşımızı, ekmeğimizi.
Arabalar şırıl şırıl ışıklarıyla caddelerden geçerken
bizler bir mumun ışığında bitirdik kitaplarımızı
kendimiz gibi yaşayan binlerce yoksulun yüreğini,
yüreğimizde yaşayarak katıldık o büyük kavgaya.
Ecelsiz öldürüldük
Dövüldük, vurulduk, asıldık...
Vurulduk ey halkım, unutma bizi
Yoksullugun bükemedigi bileklerimize, çelik kelepçeler takıldı.
İşkence hücrelerinde sabahladık kaç kez,
İsteseydik, diplomalarımızı mor binlikler getiren birer senet gibi kullanırdık.
Mimardık, mühendistik, doktorduk, avukattık.
Yazlık kışlık katlarimiz, arabalarımız olurdu.
Yüreğimiz işçiyle birlikte attı, köylüyle birlikte attı.
Yaşamımızın en güzel yıllarını, birer taze çiçek gibi verdik topluma.
Bizleri yok etmek istediler hep.
Öldürüldük ey halkım, unutma bizi.
Fidan gibi genç kızlardık; hayat, şakırdayan bir şelale gibi akardı göz bebeklerimizden.
Yirmi yaşında, yirmi bir yaşında, yirmi iki yaşında iskencecilerin acimasiz ellerine terkedildik.
Direndik küçücük yüreğimizle, direndik genç kızlık gururumuzla.
Tükürülesi suratlarına karşı bahar çiçekleri gibi,
taptaze inançlarimizi fırlattık boş birer eldiven gibi.
Utanmadılar insanlıklarından, utanmadılar erkekliklerinden.
Hücrelere atıldık ey halkım, unutma bizi.
Ölümcül hastaydık.
Bağırsaklarımız düğümlenmişti.
Hipokrat yemini etmis doktor kimlikli işkencecilerin elinde öldürüldük acımaksızın. Gelinliklerimizin
ütüsü bozulmamıştı daha.
Cezaevlerine kilitlenmiş kocalarımızın taptaze duygularına, birer mezar taşı gibi savrulduk.
Vicdan sustu.
Hukuk sustu.
İnsanlık sustu.
Göz göre göre öldürüldük ey halkım, unutma bizi.
Kanserdik; ölüm, her gün bir sinsi yılan gibi dolaşıyordu derilerimizde.
Uydurma davalarla kapattılar hücrelere.
Hastaydık.
Yurtdışına gitseydik kurtulurduk belki.
Bir buçuk yaşındaki kızlarımızı öksüz bırakmazdık.
Önce kolumuzu, omuz başından keserek, yurtseverlik borcumuzun diyeti olarak fırlattık attik
önlerine.
Sonra da otuz iki yaşında bırakıp gittik bu dünyayı, ecelsiz.
Öldürüldük ey halkım, unutma bizi.
Giresun'daki yoksul köylüler, sizin için öldük.
Ege'deki tütün işçileri, sizin için öldük.
Doğu'daki topraksız köylüler, sizin için öldük.
İstanbul'daki, Ankara'daki işçiler, sizin için öldük.
Adana'da, paramparça elleriyle, ak pamuk toplayan işçiler, sizin için öldük.
Vurulduk, asıldık, öldürüldük ey halkım, unutma bizi.
Bağımsızlık, Mustafa Kemal'den armağandı bize.
Emperyalizmin ahtapot kollarına teslim edilen ülkemizin bağımsızlığı için kan döktük sokaklara.
Mezar taşlarımıza basa basa, devleri yönetenler gizli emellerle,
başlarımızı ezmek
kanlarımızı emmek istediler.
Amerikan üsleri kaldırılsın dedik, sokak ortasında sorgusuz sualsiz vurdular.
Yirmi iki yaşlarındaydık öldürüldüğümüzde ey halkım, unutma bizi.
Yabancı petrol şirketlerine karşı devletimizi savunduk, komünist dediler.
Ülkemiz bağımsız değil dedik, kelepçeyle geldiler üstümüze.
Kurtuluş Savaşı'nda emperyalizme karşı dalgalandırdığımız
bayrağımızı daha da dik tutabilmekti çabamız.
Bir kez dinlemediler bizi.
Bir kez anlamak istemediler.
Vurulduk ey halkım, unutma bizi.
Henüz çocukluğumuzu bile yaşamamıştık.
Bir kadın eline değmemişti ellerimiz.
Bir sevgiliden mektup bile almamıştık daha
Bir gece sabaha karşı, pranga vurulmus ellerimiz ve ayaklarımızla çıkarıldık idam sehpalarına.
Herkes tanıktır ki korkmadık. İçimiz titremedi hiç.
Mezar toprağı gibi taptaze,
mezar taşı gibi dimdik boynumuzu uzattık yağlı kementlere.
Asıldık ey halkım, unutma bizi.
Bizi öldürenler, bizi asanlar, bizi sokak ortasında vuranlar,
ağabeyimiz, babamız yaşındaydılar.
Ya bu düzenin kirli çarklarına ortak olmuşlardı, ya da susmuşlardı bütün olan bitenlere.

ÖFKELERİNİ BİR GÜN BİLE KARŞISINDAKİLERE
BAĞIRMAMIŞ İNSANLARIN GÖZLERİ ÖNÜNDE ÖLDÜRÜLDÜK.


Hukuk adına, özgürlük adına, demokrasi adına.
Batı uygarlığı adına, bizleri bir şafak vakti ipe çektiler.
Korkmadan öldürüldük ey halkım, unutma bizi.
Bir gün mezarlarımızda güller açacak
ey halkım, unutma bizi.
Bir gün sesimiz, hepinizin kulaklarında yankılanacak
ey halkim unutma bizi.
Özgürlüğe adanmış bir top çiçek gibiyiz
simdi hep birlikteyiz
ey halkım, unutma bizi.






0 Kullanıcı konuyu okuyor

0 Kullanıcı, 0 Misafir, 0 Kayıtsız kullanıcı