İçeriğe git

Welcome to Kadim Dostlar ™ Forum
Register now to gain access to all of our features. Once registered and logged in, you will be able to create topics, post replies to existing threads, give reputation to your fellow members, get your own private messenger, post status updates, manage your profile and so much more. This message will be removed once you have signed in.
Login to Account Create an Account
Resim

Sanat Sözlüğü | A - Z

- - - - -

  • Yanıtlamak için lütfen giriş yapın
Bu konuya 25 yanıt gönderildi

#21
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.

Resmi ekleyen





- S -


Sağırrenk
Mat, esmer renklere denir. Sağırrenk şeffaf değildir.

Sağrı
Damlarda birleşme yerlerinden aşağıya doğru inen meyilli mahyalar arasında meydana gelen, üçgen biçimindeki dam kısımları. Sağrılarda su akıntısı temin edilir.

Sahın
(Fr. nef. naos; Alm. Schiff; Arap. balöt) Camilerde ve kiliselerde mihraba doğru uzanan ve birbirinden sütunlarla ayrılmış kısımlardan her biri. Buna Almanca karşılık olarak gemi denilmektedir.

Sahanlık ya da sahınlık
Merdivenlerin ortalarında, dönemeç kısımlarında ve bittiği yerlerde yapılan düzlükler.

Sanat Eleştirisi
Bir sanat çalışmasının tanımlanması, analiz edilmesi, değerlendirilmesi, yorumlanması, açıklanması ve yargılanması. Genel sanı, eleştirinin muhakkak olumsuz olduğudur. Ancak eleştiri olumsuz olabileceği gibi olumlu aşamalar da içerir. Eleştiri yöntemleri bir sanat çalışmasının bağlamını, içeriğini ve biçimini göz önünde tutmasına/yaklaşımına göre epeyce değişir. Sanatın, sanat bilimi çerçevesi içinde ve daha çok çağdaş sanat yaratılan üzerinde durularak yargılama ve değerlendirilmesi. Sanat eleştirisi, sanat tarihi, sanat kuramı, sanat psikolojisi ve sanat sosyolojisi gibi yan disiplinlerden yararlanır. Sanat eleştirisi, estetik bilimini ve sanat kuramını da etkiler. İlk örneklerine Antik Yunan'da rastladığımız sanat eleştirisi, esas olarak 18. yüzyıl ortalarında, Fransa'da Diderot ile karşımıza çıkmaktadır Eleştirel analiz için birkaç basamak vardır:

1) Bir sanat çalışmasına ilk tepki (ilk tanımlamayı içerir).
2) Çalışmada sanatın elemanlarını ve/ya da konusunu tanımlama (daha fazla tanımlamayı içerir).
3) Çalışmada sanatın elemanlarım düzenlemek için hangi ilkeler kullanılmış, bir sanat çalışmasının düzenini tanımlama (çok daha fazla bir tanımlamayı başlatmak).
4) Çalışmada bulunan, sanatçının dışavurumlarını; fikirlerini, ruh durumlarını ve duygularını analiz etme (anlamı tanımlama).
5) Çalışmadaki anlamı ve artistik değeri biçme, değerlendirme (yargı).
"Sanat eleştirmeni olma; sadece resim yap çünkü kurtuluş resim yapmaktadır" Paul Cézanne.

"Eleştirinin işlevi yapıtın ne anlama geldiğini göstermek değil, nasıl o şey olduğunu, hatta onun o şey olduğunu göstermek olmalıdır" Susan Sontag.

Sangin
(Fr. sanguine) Demir oksitli, kiremit renginde bir boyadır. Sangin kalem halinde ve sulu olarak Rönesans ve Barokta çok kullanılmıştır. Sangin kalemi ile gerek Michelangelo gerekse Watteau güzel desenler de yapmışlardır.

Sanktuaryum
Tapınaklarda sunağın bulunduğu ve yalnız din adamlarının girebildikleri kutsal yer. Tapınakta mihrap durumunda olan yer.

Sarak
Binaların yüzlerinde dikine olarak devam eden enli, az çıkıntılı, süslü ya da düz silmelere denir.

Satirik
Olayları tenkit ve hicveden resimli karikatür dergilerine denir. Cinsi duyguları tahrik eden yazı ve resimlere de satirik adı verilir.

Saydam boya
(Alm. Glasur, Fr. Glacis, lasur; İng. glazing) Resim ve çömlekçilikte önceden sürülmüş bir renk ya da temel zemin rengi üzerine sürülen cam gibi boya. Çömlekçilikte saydam boya sürüldükten sonra tekrar pişirme yapılır. Avrupa Barok sanatçıları saydam boyayı alt boyamadan sonra bir teknik yöntem olarak kullanmışlardır. Çağımızda ise saydam boya resimde pek makbul sayılmamaktadır. Ancak bu değerlendirme bir kural olarak da kabul edilmemektedir.

Sayvan
Bir yerin güneşten korunması için üstüne yapılan düz ya da meyilli örtü.

Seke
Direk ve sütunların altına konan kaide taşı.

Seki
Odaların bir tarafında yerden yüksekçe olarak yapılan set.

Seh
Eski Türk evlerinde erkek misafirleri karşılamağa mahsus yer. Kadınlar kısmının ise harem denirdi.

Sella
(Fr. cella, naos) Yunan tapınağında penceresiz, ışığı kapıdan olan, tanrı heykelinin bulunduğu yer.

Sembol
(Fr. symbole; Ing. symbol; Sinnbild; Arap. remz, timzal) Bir şeyi tanıtan, temsil eden şekil, alamet. Soyut bir fikri ifade eden timsal. Alegorinin sembolden farkı, bunun soyut biçimli olmasıdır.

Senkronizm
(Fr. synchronisme) Amerikalı McDonald Wright ve Morgen Russel tarafından 1912 yılında, Delounay’ın ışık renkleriyle ilgili orfızm’ine paralel bir resim anlayışı olarak ortaya atılmıştır. Eugene Chevreupjin ışık teorileri (1839), İzlenimciler ile Yeni-izlenimciler’ce resim sanatının, yenilenmesine etken olmuşlardı. Senkronizm için de ayni tearcihlerden yararlanılmıştır. Morgen Russel “Renk ayni zamanda biçimdir ve eğer ben soyut bir çalışma yapıyorsam aranan biçime uygun optik bir renk kullanırım”. Aslında Delaunay’ın orfik resimleri ile senkromatik yapıtlar arasındaki ayrılık, çok azdır. Orfizm’de olduğu gibi senkronizmde de kübist yöntem uygulanmış, ancak doğal biçimlere başvurulmamıştır.

Sepya
(Fr. sépia Alm. Sepia) Mürekkep balığından elde edilen bir resim boyasıdır. Son zamanlarda tuşe mürekkebi olarak, fırça ve uçla yapılan resimlerde kullanılmaktadır.

Sergâh
Anadolu evlerinde üstü kapalı, bazen üç ya da bir tarafı açık, teras biçimindeki odalardı. Sergâhda hem zahire vs. kurutulur hem de yazın buralarda yatılır.

Sergi
Sanat eserlerinin teşhirine denir. Sergi eğer birçok sanatçının eserlerini içine alıyorsa buna toplu sergi, “kolektif sergi”; bir sanatçının hayat boyunca yaptıklarını içine alıyorsa buna da “retrospektif sergi” denir.

Sezgi
Sanatta duyuş suretiyle bir şeyi anlama. Sanat eserinin yapımında bütün anlayışına varmada ya da bir bu/apı ulaşmada s. önem iyi bir unsurdur. Yaratıcılıkta sezgi esastır.

Sfenks
(Fr. sphinx; İng. sphinx; Alm, Sphinx) Eski Mıs,rklarm mezarları bekleyeceklerine inandıkları insan başlı, aslan vücutlu varlık. İnsan başlı, aslan vücutlu heykel.

Sgraffito
Grafito. Bir keramik vazo süs tekniğidir. Kabın yüzeyi üzerine bir renk sürülür, istenilen figürler sivri bir uçla kazanır ve kabın kendi esas rengi çıkar. Bunun üzerine sır sürülür ve kap tekrar pişirilir. Bu işlem duvar üzerine de yapılır. Bugün bu teknik sgraffito olarak adlandırılmaktadır.

Sıcak renkler
Sarı kırmızı ailesinden olan renklere denir. Mavi ve yeşil gibi renklerde soğuk renkler

Sırça boya
(Fr. glacis; tüm. Glasur) Saydam boya. Yağlı boya resimde sanatçı bazen boyaları saydam olarak, sürülmüş ve kurumuş boya üzerinde kullanabilir.

Siboryum
(Fr. ciborium; İng. Altar canopy, baldachin, ciborium; Alm. Altarbaldaahin, Altarc) Kiliselerde mihrabın üstüne direklerle tutturulan, kubbeli, mimari mahiyette örtü.

Silkme
Bir resmi bir başka zemin üzerine geçirme tekniğidir. Bir kâğıt üzerindeki resmin lekeleri ve çizgileri, iğne ucu ile sık sık delinir ve bir başka kâğıt üzerine konarak üzerine kalem ya da boya tozu konur ve deliklerden geçen toz alttaki kâğıdın üzerine nokledilir. Böylece resim, alttaki kâğıda geçmiş olur. Buna silkme denir.

Silme
(Fr. moulure; İng. moulding; Alm. Sims, Gesims, Leistenwerk, Zierleiste) Binalarda aynı zamanda bir süs teşkil ederek çeşitli kısımları birbirinden ayıran, kesiti girinti ve çıkıntılı, pervaz mahiyetinde mimari unsura denir.

Siluet
(Fr. silhouette; Ing. papercut, portrait; Alm. Silhuette, Profilumriss, Schattenbild, Scherenscnitt; Arap. hayal) Gölge halinde profil, profil gölge. Bir cismin yalnız kenarları çizilerek ya da kesilerek yapılan resim.

Simetri
(Fr. Sym) Bir eksene göre iki yanda, aynı mesafede karşılıklı, olarak yer alma. Bir eksene göre aynı mesafede olma.

Sinabr
(Alm. zinnober) Antik çağda adı «Minium» olan bir boya idi. Doğadan çıkarılan kükürt+ civa karışımı bir maden olup %20 yağ yutar. Güneş ışığında kararır. Kurşun beyazı ile karışımı bozulmaz,

Sinagog
(Fr. synagogue) Havra. Yahudilerin tapınak denir.

Sinkretizm
(Ing. Syncrethism).1. Aynı sanat yapıtı üzerinde farklı anlayış, üslup ya da akımların sentezleşememiş nitelikte bir bütün olarak yer almaları durumu. 2. Bir ülkede sanatsal yaratımın henüz sentezine ulaşamamış, dolayısıyla, farklı odakların etkilerini seçilebilir biçimde yansıtması durumu. D.K.

Sistem
(Fr. systéme) Birçok kısmın bir arada bir bütün meydana getirmeleri düzenine denir. Sanatta sistem bilhassa mimari düzenlerde kullanılmış ve sanat tarihçileri “sistem” adı altında “sütun sistemini” göstermişlerdir(Sütun sistemi).

Siva
(Fr. Çiva) Hintlilerde Trimurti denilen doğanın tahripkâr kudretine sahip bir tanrı.

Sivişli taş
Açık renkli, yumuşak bir taş cinsi.

Siyah
(Fr. noir) Resim sanatında çeşitli siyah kullanılır. Bunlardan biri noir d’ivoire=fildişi siyahıdır. Bilhassa yağlı boyada kullanılır. Diğer siyahlardan is siyahı bezir yağı ya da çıranın yakılmasından elde edilir. İs siyahından mürekkep yapılır. Hayvan kemiklerinin yakılmasından yapılana da kemik siyahı denir. Bir de bazı ağaçların yakılması ile yapılan kömür siyahı vardır.

Skroi
(Fr. spirale; İng. scroll; Aim. Spirale, Kıvrım) Helezon.

Sofa
Ev ve diğer eski yapılarda odaların oraya açıldığı büyük geniş salon. Eskiden saray ve konaklarda sofaların büyüklerine divanhane denirdi.

Soğuk renkler
Mavi ve yeşil renklerdir,

Somaki
(Fr. porphyre; İng. porphyr; Arap. hacer porfir) Beyaz benekli, kırmızı ya da yeşil renkte, mermere benzeyen, güzel cila alan ve sütun, vazo, kaplama vb. yapmakta kullanılan sert bir taş cinsi.

Son cemaat yeri
(Fr. narthex; İng. narthex, narthex gallery; tüm. Narthex, Paradles; Arap. Muselid harici) Namaza geç kalanlar için camilerin dışında, giriş kapısı önündeki avludan yüksek ve revaklı namaz kılma yeri.

Soyut sanat
(Fr. l’art abtrait; Alm, abstrakte Kunst) Abstrak sanat da denilmektedir. Doğa görüntülerine bağlı olmaya sanat. 20. y.y.’ın resim ve heykel anlayışında yeni bir dünya görüşüdür. Soyut sanat, eşya ve canlıların görünüşlerinden faydalanmayı reddedip, resimde renk, çizgi ve düzlemleri düzenleyerek bunlarla heyecan verici kompozisyonlara ulaşmayı amaç edinir. Kandinsky’e göre müzik kompozitörü nasıl ses birimleri olan notaları kompoze ediyor ve soyut bir anlamda heyecanını anlatabiliyorsa, resim de renk lekeleri, siyah beyaz tonları ve boya maddesinin görünüş olanları ile heyecan verici anlatımlara ulaşabilir. Yüzey, çizgi ve renk ile bu anlayış konstrüktivizm’i de ortaya çıkarmıştır. Soyut sanat ilk ortaya atan 1910 yılında Kandinsky’dir. Abstrak sanat fikri ilk olarak 19 y.y.’ın ilk yarısında Romantik devirde ortaya atılmıştır. İlk abstrak heykelde Archipenko tarafından yapılmıştır. Bugün bu alanlarda yapılan çeşitli açıklamalarla abstrak sanat ile non-figüratif sanatı birbirinden ayırmak surumu ortaya çıkmıştır. Abstrak sanat, sonuç bakımından soyut görünüşlü olmakla beraber, başlangıçta sanatçı bir doğa esini ile ya da niyeti ile başlayabilir. Yani resmin başlangıcı doğadan, sonu ise doğadan tamamen uzaklaşmıştır. Halbuki non-figüratifte, başlangıçtan itibaren doğaya bağlı olmadan bir çalışma söz konusudur. [ (M. Seuphor. L’art Abstrait, 1949; A. Herbin, L’Art Non-Figuratif, Non objectif, 1949; W. Haftmann, Malerei im XX. Jahrhundert, 1954.]

Söve (Söğe)
(Fr. darmant; İng. fixed frame, door-frame, window rahmen, Türrahmen) Duvarlardaki pencere ve kapı boşluklarının iç yanlarına oturtulan, kapı ve Pencere kanatlarının takıldığı çerçeve. Kapı ya da pencere kasası.

Söve pervazı
(Fr. chambranle İng. door casing, door frame; Alm. Pfosten der Tür, Fenstereinfassung) Sövenin duvar kısmına dönen kısmı. Kapı ve pencere boşluğunun duvar sathındaki çerçevesi. Bir kapı ya da pencereyi dıştan kuşatan pervaz.

Speos
(Fr. Spéos) Eski Mısırlılarda kayalar içine oyularak yapılan tapınaklara denir.

Stalaktit
Karnas, mukarnas.

Statik
(Fr. statique) Kuvvetlerin dengesi ile ilgili kanunların bilim 1. Sanat eserinde kuvvetlerin dengesi ile yapılmış eserlere statik eser denir.

Stil
(Fr. style; Alm. Stil; Lat. stilus = yazı kalemi) sözcüğünden alınan bu stil sözcüğü eskiden dil için kullanılırdı. İlk alarak 18. yüzyılda güzel sanatlar için kullanılmıştır. Stilin esas olarak iki anlamı vardır.

1— Sanatçının eserlerindeki müşterek anlatım tarzı.
2— Devirlerin bütün sanat eserlerinde bulunan ortak unsurları ve anlatım tarzı. Yani üslup anlamında dilimizde kullandığımız stil kişisel üslup ile çağ üslubu olarak yukarıda açıkladığımız gibi iki kısma ayrılır.

Stilizasyon
Üsluplaştırma.

Stilize
(Fr. stylis İng. stylized; Aim. Stilisiert) Karakteri kaybolmadan basitleştirilmiş tezyini ve şematik hale sokulmuş biçim ya da motif. Bu sözcük ayrıca “Üsluplaştırılmış” anlamına gelir.

Stüko
(Fr. stuc; İng. stucca; Alm. Stuck, Gibsmörtel) Tutkalla karıştırılmış alçı ve mermer tozundan mürekkep, mermere benzeyen karışım. Ustuka da denir. Yalancı mermer, yani taklit mermer yapmak için kullanılır. Stüko duvar kaplamaların ile duvar ve tavan tezyinatında kullanılır.

Stupa
Hindistan ve güney doğu Asya ülkelerindeki bir tapınak çeşidi. Kümbet biçiminde olup zamanla çok çeşitli formlar almıştır. İçinde Buda’ya ait eşya saklanır. Tapınma stupanın etrafında olur. Stupalar zamanla gelişmiş ve yükseldikçe incelen kuleler haline gelmiştir, Güney Doğu Asya sanatının bu mimar örneklerinde biz barok üslubunun bütün özelliklerini görmekteyiz. Bu eserleri Avrupa’nın Gotik kiliseleri ile karşılaştırmak gerekir.

Su
(Fr. band, bordure, frise) Aim. Bordüre) Şerit halinde kenar süslemesi, tezyinatı.

Suluboya
(Fr. aquarelle Aquorellmalerei; İng. water-color) Şeffaf renkli bir resim boyası olup su ile karıştırılarak fırça ile kâğıt üzerine çalışılır. Suluboya kâğıdı, pergament “parşömen kağıdı”dır. İlk olarak M.Ö. 2. binde Mısır’ı “Ölülere ait kitaplarında suluboya resimler görülüyor. Ortaçağ din kitaplarındaki minyatürler de suluboya olarak yapılırdı. İlk suluboya manzara resim 15. yy.da Dürer’indir. Ondan sonra Avrupa resminde 18. y.y.’da İngiltere’de Gitrin ve Turner olarak üstatça eserler yapmışlardır. 19. yy.dan bu yana s. gittikçe resim alanında önemli yer almıştır. Suluboya yapımında Arap zamkı, gliserin, kitre, nöbet şekeri ile suda karışan boyalar kullanılır.

Sunak
(Fr. autel) Kurban taşı ya da kurbongah da denir. Eskide putperest üzerinde ilâhlara adadıkları kurbanları kestikleri taş.

Sundurma
(Fr. appentis. Auvent, İng. leanto roof; penthouse, shed roof, pentroof; Alm. Schirmdach Arap. sudfe) Daha çok kapıları önüne eklenen ve genel anlamı bakımından kapı revakına benzeyen direkli, üç yanı açık, üstü meyilli saçakları ileri doğru çıkıntılı olan kısım. (çatı).

Sundurma çatı
Yalnız tek bir tarafa eğilimi olan çatı biçim

Sun’i mermer
Stüko.

Sur
(Fr. muraille) Eskiden şehirlerin, düşman hücumlarında korunması için etraflarına yapılan yüksek duvarlara denir.

Sülüs
(Arap. sulus) Nesih’e benzeyen fakat kendine mahsus oran ve biçimleri olan, kalınca yazıya denir.

Süpürgelik
Oda duvarlarının döşemeyle çepeçevre birleşen kısımlarında ve duvarın yüzeyini bir son tip kadar aşan, 10—15 cm. yüksekliğindeki çıkıntılı, şerit halindeki kısım. Süpürgelik tahtadan, çimento harçtan ve mermerden yapılır.

Sütun
(Fr. colonne; Alm. Säule; İng. column, shaft) Ekseriyetle daire kesitli, ince, uzun tek parça, ya da parçalı; kaide, gövde ve başlık kısımları olan taşıyıcı mimari öğe. Sütun, taş, ağaç ve madenden yapılır ve şekillerine, yapılışlarına, durumlarına göre burma, yivli, deste, gömme, ikiz gibi ek isimler alırlar.

Tek Taşıyıcı Öğeler Sütun ve Ayaklar
Örtüden gelen yükler tek tek noktalara toplanabildiği zaman, taşıyıcı sistem, tek taşıyıcılardan meydana gelebilir, Bu öğeler, biçimlerine göre, sütun ya da ayak adini alırlar. Genellikle sütun tek parçalıdır. Ayak ise, ölçü bakımından daha büyük, duvar gibi örülerek meydana getirilen bir taşıyıcıdır. Ayaklara, boyutları küçülmüş duvarlar olarak bakabiliriz. Gerçekten de Ayasofya'da kubbenin altındaki büyük filayaklarının uzunlukları 11 metreyi, Süleymaniye'ninkiler 7.50 metreyi bulmaktadır. Sütunlar genellikle daire, kare ve çokgen planlı olur. Ayak ise, örtüden gelen yükleri alacak şekilde çok karmaşık biçimlere sahip olabilir. Çokluk, taşıyıcı ayakların biçimleri, Gotik bir yapıda çok özgül olarak gözlenebileceği gibi, örtünün bütün düzenini yansıtabilir.

Ayakların da, duvarlar gibi, örtüye bağlı olarak biçimlenmesi, geleneksel strüktürde biçim yaratılmasını kontrol eden başlıca etmenlerden birinin örtü olduğunu göstermektedir. Başka bir deyimle, mekân tasarımı, yatay sınırlandırmanın gereklerine en az düşey sınırlamanın koşulları kadar bağlı olmaktadır.

Sütun sistemi
Antik tapınak ve ondan mülhem yapılarda sütun ve çatı arasındaki bağlantı kısmı ile sütunların düzenine denir. İlk önce sütun sistemi tamamen süssüz olarak yani tektonik olarak düşünülmüşse de sonradan daha çok dekoratif unsurlarla birlikte kullanılmıştır. Sonradan Romalıların da benimsediği Yunanlılara ait olan 3 türlü sütun sistemi vardır.

1— Dor düzen (sistem), M.Ö. 625 yıllarında görülmüştü, Dorik sütunun yivli bir gövdesi olup kaidesi yoktur. Kenarları yukarı meyilli ince plak halinde bir başlık ile onun üzerinde kare biçiminde bir abak vardır. Dorik sütun sisteminin menşei bilinmemekte ise de Mikenlerle bir bağlantısı olduğu düşünülmektedir. Bu taş sütun sisteminin, ağaç inşaat biçimlerinden esinlenerek sonradan taşa geçirildiği sanılmaktadır.

2— İyonik sütun sisteminin başlıca özelliği başlıklarda kenarlara doğru taşan kıvrık kısımlardır. Yivler de çubuk biçimindedir, İlk olarak Orta Yunanistan’da M.Ö. 570 de görülür, ve bina içinde bu sistem kullanılmıştır. Korint başlığı ise M.Ö. 400 yıllarında görülür. Korint başlığı akantus yaprakları ile dekoratif olarak yapılmıştır. Korent sütun sistemi ile iyonik unsurların birleşmesinden yapılan sütun sistemine de “kompozit” sütun başlığı denir. Bunun bir adı da “Roma düzeni”dir.

Svastika

Gamalı haç.



- Ş -


Şablon

İçi boş kâğıttan kesilmiş kalıp, patronun tersi.

Şadırvan
Camilerde, genel olarak avlularda abdest almak için yapılan üstü çadır ya da kubbe biçiminde örtülü, havuz biçimindeki haznesinin etrafında çepeçevre musluklar olan çeşme.

Şahnişin
Şahniş. Odaların sokak ya da avluya bakan cephelerinde yapılan üç tarafı pencereli cumba tarzındaki çıkmalara denir.

Şale
(Fr. châlet) Ekseriyetle yüksek yerlerde yapılan, ileriye doğru çıkıntısı olan, geniş saçaklı ve balkonlu köşk.

Şapel
(Fr. chapelle; Alm. Kapelle) Küçük kiliselere ve ibadet için tahsis edilmiş küçük odalara denir. Vaftiz ve mezar şapelleri de vardır.

Şasi
Resim muşambasının, üzerine gerildiği tahta çerçeve.

Şerefe
(Arap. şûrfe) Minarelerde gövdeyi çepeçevre dolaşan, kenarları korkuluklu. ezan okumağa mahsus kısım. Şerefeleri üç tane olan minareler de vardır.

Şerit
(Fr. ruban, galon; İng. riband, ribbon; Alm. Band, Bandstreifen, Schnur, Bond schleife; Arap. şerit) Su, bezeme. Kıvrılmış bir şerite benzeyen süs. Mimari tezyinatta kullanılan şerit ve kurdele biçimindeki motif.

Şev
Meyilli satıh anlamına gelir. Bir duvarın şevi diyince meyli kastedilir. Bir duvarın şevi içe ya da dışa doğru olur. Korniş şevi, pencere şevi, mazgal şevi sözcükleri vardır.





Kaynak: Felsefe Ekibi


#22
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.

Resmi ekleyen




- T -


Taban döşeği

Sağlam bünyesi olmayan arazide yapılacak binanın temeli altına konulan betonarme yatak. Taban döşeği üzerine temel duvarları örülür.

Taban kirişi
Taban olarak kullanılan kirişlere denir.

Taban pabucu
Bir bina duvarının alt kısmında, üste gelen duvardan daha dışarı çıkıntılı olarak yapılan kısım.

Tabiattan çalışma
(Fr. d’apré nature) Resimde doğa karşısında yapılan çalışmalara denir.

Tablet
Mezopotamya ve Etilerde kâğıdın icadından önce yazının üzerine yazıldığı pişmiş topraktan levhalar.

Tablo resmi

(Fr. tableau; Alm.Tafelbild) Tahta plak, gerilmiş bez ile kağıt üzerine yapılmış resimlere denir. Duvar üzerine yapılmayan resimler tablo resmine girer. Yanyana menteşeli iki tabloya “ikiztablo” (Fr. diptyque = diptik); yanyana üç tabloya “üçlü tablo” (tripyque = triptik) denir.

Tablo verniği
Bir kısım damla sakızının iki kısım terebentin içinde eritilmiş olan karışımı. Daha ağdalı tablo verniği istenirse 1 ölçü terebentine bir ölçü sakız koymalıdır.

Mat tablo verniğinin formülü 1 ölçü balmumu, 3 ölçü terebentin içinde eritilir. Bu sıvıya tablo verniği katılır. Bu karışım ile verniklenen resim parlamaz.

Taç
Bazı bina ve mobilyaların tepelerine ya da büyük kapıların üstüne konan tepelik.

Taçkapı
Önemli binaların cephelerini muhteşem bir biçimde gösteren süslü kapılara denir. Süleymaniye camiinin dış avlusuna bakan büyük taç kapısı gibi.

Tak
(Fr. arc = kemer) Kemer anlamına geldiği gibi, bayramlarda altından geçilen donanmış süslü geçit de denir.

Takkapı
Önemli binaların avlularına giriş yerinde inşa edilen taştan ve zafer taklarına benzeyen büyük kapılara enir.

Tak-ı zafer
(Fr. Arc de triomphe) Bir zaferin anısına inşa edilen ve anma günlerinde altından geçilen bir ya da birkaç kemerli, taştan inşa edilmiş yapı anıt, ilk örnekleri Romalılar tarafından yapılmış sonra bilhassa 19 y.y. da Avrupa’da benzerleri inşa edilmiştir (zafer tak-ı).

Takke
(Fr. calotte; İng. cuopal; Alm. Spitze, Kappe, Deckel) Yarım küre biçimindeki bir kubbenin üst kısmı.

Talar
İran ev ve saraylarının avluya bakan taraflarına yapılan, oturmağa mahsus, önü ve yanları açık, direkli sundurma.

Takviye kemeri
Bir kemeri takviye etmek için altına yapılan daha kalın ve genişce kemer.

Talik
(Arap. taliq, hat farisi) Bilhassa İranlıların çok kullandıkları nesih yazısından daha inhinalı, tezyini mahiyette bir yazı çeşidi.

Tapınak
(Fr. temple; Alm. Tempel) Müslüman ve Hıristiyanlara ait olmayıp putperestlerin tapınmalarına mahsus binalara denir. Bunlar Antikite’nin Yunan ve Roman tapınaklarıdır. Sözcük. Latince templum’dan alınmıştır ve aslı Etrüsklere ait olduğu sanılmaktadır. Yunanlılarda “temple” ya da tempel karşılığı Naos’dur. Yunanlarda en eski tapınağın biçimi megaron tipi evden alınmış ve bir giriş kısmı ile uzunlamasına bir salondan (pronaos)ibarettir. Megaron’un Orta Avrupa ülkelerinin evlerinden intikal ettiği de kabul edilmektedir. Yunan tapınağının içinde değil, dışında, etrafında dolaşılarak ibadet yapılırdı. En eski olarak bilinen tapınak Somos daki Herolon olup eski evler gibi kerpiç ve ağaçtan yapılmıştı. M.Ö. 600 yılından az önce yapılan Olimpia’daki Heraion’un ise yalnız sütun kaideleri taştandır. İlk taştan anıtsal tapınakın Argolis’te yapıldığı tahmin edilmektedir. İlk- kez M.Ö. 6. y.y.’ın ilk yarısında tanrı evinin bulunduğu, penceresiz, ışığın kapıdan girdiği (Cella) yani naos, sütunlar, ekseriyetle üç sahınlı (üç nefli) yer halinde gelişmiş ve naos’un içine tanrı heykeli konulmuştu. Bu iç oylum üzerine örtü olarak bir beşik çatı yerleştirilmiştir. Çatının ön ve arka tarafındaki üçgen biçimindeki alınlığın içine de rölyef resimler yapılmağa başlanmıştır.

Tarak tonoz
Kürenin dörtte biri biçimindeki tonozlara denir. Daha çok duvar içlerine yapılmış olan hücrelerin üzerlerine tarak tonoz yapılır.

Tarama resim
(Fr. dessin au trait) İnce uçlarla ve çini mürekkebi ile koyu kısımları ince ince taranarak yapılan resimlere denir. Daha çok matbaa klişesi çıkarılmak istenen resim tarama resim şeklinde çalışılır.

Tarihi resim
(Alm. Historienmalerei; Fr. peinture historique) Yer ve kostüme sadık kalarak 19. y.y.’da yapılan ve geçmişin olay ve manevi değerlerini bir felsefe çevresinde yeniden canlandırmak amacını güden bir çeşit janr resmi. Efsanevi ve şairane konulu resimler de yer yer bu terim adı altında toplanırlar.

Ancak Pompei’deki “İskender’in Savaşı” adlı mozaik resim de tarihi resim sayılır. 19. y.y.’ın ilk sanat akımı olan klassisizmde yer alan eserlerin antikite konulu olanları tarihi resim örneklerindendir.

Taslak
Resim ve heykelde yapılacak şeyin esas renk, çizgi ve biçimlerini koymağa denir. Eskiz ve taslak başka başka şeylerdir, Eskiz daha küçük ebatta ve sanat çının ilk tasarımını veren çalışmalarına denir.

Tasvir
Resim demektir. Heykel ve resim için kullanılır.

Taşbaskı
Litografi.

Taşizm
(Fr. tachisme; Alm. Tachismus) Lekecilik.

Taş kesimi
(Fr. Stérétomi) Binalarda kullanılan taşları, yerine ve ölçülerine göre kesme bilimine denir. Bir kemer, bir kubbenin ya da minare inşasında kullanılan taşların tek tek hesap edilerek yontulmasıdır (taş kesme bilimi)

Tavan teknesi
Tavanlardaki kirişlerin araları parçalara bölünerek yapılan, sütlü çukur bölmelere denir.

Tek katlı resim
(Alm. Primamalerei Fr. D’la prima) her kuruyan kot üzerine tekrar çalışma olan süperpoze = üstüste boyama resmin tam zıddı olan çalışmalı resim. Tek katlı resim yapan bir ressam, resmin bir yerinden başlar bitirir ve ondan sonra bir başka tarafına geçer. Böylece yukarıdan başlayan bir sanatçı, tek bir çalışma ile aşağı doğru iner ve resmi bitirir. Klassisist dönem ressamlarının yapıtları tek katlı resim idiler.

Tekke
Süfiyye tarikatlerinin ayin yapmalarına yarayan yer.

Tektonik
(Fr. tectonique; Alm. tektonisch) Mimaride bilinçli vazıh yapılışa denir. Süslü unsurlar tektonik yapıda düşünülmez. Resimde vazıh biçimlendirmiş unsurların düzeni anlamına gelir.

Tema
(Fr. théme; Alm. Thema) Esas fikir, edebi bir eserde laytmotif anlamına gelir. ( laytmotif).

Temel döşeği
Taban döşeği.

Tempera
(Lat. temperare sözcüğünden) Yağ reçine, yumurta akı ve kazein gibi yapıştırıcı maddelerin madeni boyalarla karıştırılarak yapılanına denir. Kuruyunca matlaşır, üzerine vernik sürdükten sonra ışıklı renklerler elde edilir. Yağlı boyanın bulunmasından önce tempera bütün Avrupa resminde kullanılmıştır.

Tempera, İlk çağlardan bu yana mağara resimleri ve Enkaustik yöntemle ( mumla boya karıştırılarak yapılan resim) yapılan resimler bir yana, su boyası kullanılmıştır. Bu boya grupları genel olarak Tempera olarak adlandırılır. Kelimenin anlamı itibariyle kısmen yanlıştır. “Tempera” ismin isim babası Latince bir kelime olan “temperare“ (karışmak) dır. Tempera boyanın kaynaştırıcısı yağlı ve sulu mediumların karışımıdır. İnsan, boyama işlerinde, yağları ve reçine çözeltilerini tanımadan önce Tempera boyanın kaynaştırıcıları olan incir sütü ile karıştırılmış yumurta, Bal veya tutkaldı. Bu karışım az çok suya dayanıklı olarak kurur. Suya dayanaklığı sağlayan bu karışım içindeki yumurta akı, yağlar ve reçinelerdir. Bu “saf “ denilen Temperayı meydana getirir. Temperanın en parlak zamanı Rönesans dönemi oldu.

Tepidaryum
(Lat. tepidarium) Roma hamamlarında opoditeryum ya da frigidaryum denilen soğuk su ile yıkanılan yer ile kaldaryum denilen sıcak kısım arasındaki ılık kısım. llıklık.

Terkip

(Fr. composition) Resim heykel ve mimaride öğelerin düzeni anlamına gelir. (—3. kombozisyan).

Terrakotta
Keramik.

Tezhip
Eskiden Kuranıkerim gibi önemli, elde yazılmış kitapların yazı araları ve sayfa marjları yaldızla ve boya ile süslenirdi ki buna tezhip denirdi. Tezhip yapan ressamlara da “müzehhip” adı verilirdi.

Tezyinat
Süsleme, bezeme.

Tifdruk
(Alm. Tiefdruck) Derin baskı.

Tırabzan
Merdiven korkuluğuna denir.

Ton
(Fr. ton; İng. tone; Alm. ton) Bir rengin çeşitleri, Yani mavi ailesinden Prusya mavisi, kobalt mavisi; ultramarin gibi. Ya da kırmızı ailesinden, vermillon, karmen, sinabr vb. gibi. Yani ayni aileden olduğu halde bir başka nüansı yapılamayan renklere o rengin tonları denir.

Tonalite

Bir resimde hâkim olan renk tonu.

Tondo
(Alm. Tondo; ital. Tondi = yuvarlak) Özellikle İtalyan Rönesans’ında sevilerek kullanılan yuvarlak biçimli resim ya da kabartma biçimi.

Tonoz
(Fr. Voute; İng. vault; Alm. Gewölbe) Bir kemer gözünün kesiksiz olarak derinliğine devam etmesiyle meydana gelen yarım silindir biçiminde tavan örtüsü. Tonozlar çeşitlerine göre (beşik, geçme) gibi ek isimlerle anılırlar. Tonoz önce Mezopotamya’da, sonraları ise sırası ile Romalılarda ve Ortaçağda ise Roman mimarlığında önemli bir yapı unsuru olmuştur.

Tonoz çeşitleri şunlardır.


• Beşik tonoz boylamasına kesilmiş bir silindir biçimindedir.
• Çapraz tonoz; bu, iki beşik tonozun birbirini amut olarak kesen biçiminden doğar. Buna haç tonoz de denir.
• Haç omurgalı tonoz haç kaburgalı tonoz; bu tonoz da omurgaların arası doldurularak inşa edilir.
• Yıldız tonoz, geç Gotik'te kullanılan bir tonoz biçimidir.
• Ağ tonoz da omurgalar tonoz yüzeyini bir ağ gibi kaplar. Bu tonoz bilhassa İngiliz Gotiği'nde çok kullanılmıştır.
• Manastır tonozu, tonozun bir kenarının uzun alanına denir.

Manastır tonozunun üst kısmının ufki olarak kesilmiş olanı. Bu tonozlar beşik tonoz hariç Hıristiyan mimarisinin buluşlarıdır. Bizde yuvarlak ve yarım kubbeler ile beşik tonozlar kullanılmıştır.

Tonoz, bir kemerin içinde bulunduğu düzleme dik bir aks boyunda hareket ederek meydana getirdiği örtü sistemidir. Tonozun ilk örneklerine rastladığımız Mezopotamya ve Mısır'da gerçekten de tonoz birbirinden bağımsız kemerlerin yan yana getirilmesiyle ortaya çıkmıştır. Strüktür bakımından tonozun özelliği, dayanak noktalarında sürekli bir taşıyıcı düzlem gerektirmesidir. Henüz gelişmemiş sistemlerde, örneğin erken Mezopotamya yapılarında, beşik tonoz, masif bir alt yapıyı gerektirmektedir. Bu da geçilen boşluklara göre, taşıyan duvarların çok geniş olması sonucunu doğurmuştur. Daha sonraları, örneğin Sasani mimarlığında, taşıyıcı alt yapının biraz hafifletilmesi ve daha gelişmiş bir iç mekân düzeninin ortaya çıkması Sasani mimarisinin bazı örneklerinde görülmektedir. Aynı aşamaya Batı'da Roma çağında da ulaşılmıştı. Bu şekilde tonoz ve kubbe örtülü üsluplarda, yavaş yavaş tek bir hacimden meydana gelen dikdörtgen planlı bir mimari mekândan, birkaç üniteli bir mekâna doğru bir gelişme olduğu gözlenebilmektedir. Çok üniteli mekân sorununun daha kolay çözümüne olanak veren tonoz biçimlerinin başında çapraz tonoz gelir. İki beşik tonozun dik açıyla kesişmesinden meydana gelen bu tip tonozun en önemli özelliği örtü yüklerinin köşe¬lerde toplanmış olmasıdır. Böyle bir örtü, tek taşıyıcılar, yani sütunlar ve ayaklar, tarafından taşınmaktadır. Bu şekilde çapraz tonoz çok üniteli bir mekânın örtü birimi olabilmektedir. Bu sistem sonradan çok geliştirilmiş olarak Gotik üslupta uygulanmıştır. İki beşik tonozun kesiştirilmesi, çeşitli biçimlerde düşünü¬lebilir. Çok kullanılan tiplerden biri olan manastır tonozu statik yararlarından çok, tek bir kare hacmi örtmek olanağını verdiği için yeğlenmiş olmalıdır.

Tonoz bingi
(Fr. Pendentif, pandentif) Kubbe mimarlığının en önemli öğelerinden biri olan tonoz-bingi oldukça gelişmiş olarak Güneybatı İran'da M.S. ilk yüzyıllarda ortaya çıkıyor. Tonoz-bingi kare planlı bir hacim üzerine oturan kubbenin köşelerindeki dayanaklarını meydana getirmek için, hacmin köşelerine diyagonal olarak atılmış bir baş kemer ve bununla köşe arasını dolduran konik bir tonoz parçasından oluşur. Kubbe çapının çok büyük olmadığı durumlarda, tonoz-binginin taşıyıcı olmaktan çok biçimsel bir görevi vardır özellikle İslam ülkeleri mimarisinde dekoratif tonoz-bingi önemli bir yer tutar

Toprak boyalar
Sarı ve kahverengi ocre’lar ile terre de sienne denilen renkler. İçinde demir oksidi bulunan toprak renkleridir.

Torso
(İtal. “kütük” anlamına) Tamamlanmamış bir statü. Ekseriyetle uzuvları koparılmış gövde heykeli anlamına gelir.

Totem (Fr. totem; Alm. Totem)
İptidai kabilelerin kendilerine mahsus kutsal saydıkları ve kabileyi koruduğuna inandıkları alametler, T.’ler hayvan nebat ve eşya biçimlerinde olur.

Toz boyalar
Resim yapmak için kullanılan boyalar organik ve anorganik olmak üzere ikiye ayrılır. Organik boyalara “pigment’ denir. Pigmentler bünyesinde renkli maddeler bulunan nebatlar ve hayvan kabuklarından elde edilir. Bazı hayvanların çıkardığı salgılardan boya elde edilmektedir.
Anarganik boyalar ise renkli kil ve taşlardan elde edilir. Anorganik boyalar organik boyalara göre daha da yanık Eskiden nebatlardan elde edilen bazı boyalar bugün sun’i olarak elde edilmektedir. Doerner, renkleri karartan şeyin renkli maddelerin iyi olmasından çok, renkli tozları boya haline getirmek için kullanılan yapıştırıcı maddelerin giiserin v.b.) iyi olmamasından ileri geldiğini yazmaktadır.

Transept
(Fr. transept; Ing. transept, cross-aisle; Alm. Querschiff; Arap; balöt ardı) Bir kilisede esas nefi (sahını) dik olarak kesen, plana bir haç biçimi veren enlemesine nef. ( kor).

Trase
(Fr. tracö; İng. Iaying out, outline; Alm. Riss; Arap. tersim) Çizgi, biçim, kontur.

Tres
(Fr. tresse; İng. tress, plait; Alm. Geflecht, Flechtwerk; Arap. dafirah) Örgü biçiminde süs. Birbirine dolanmış şeritlerin meydana getirdiği süs. Örgü bezeme.

Tribün
(Fr. tribune; Ing. galery Alm. Tribüne, Empore) Genel olarak binanın içinde ya da dışında geniş balkon biçiminde, önü sütunlu ve korkuluklu yer, Camilerin içinde mihraba yan, ya da karşı olan taraflarda, sütün ve direkler üzerine oturtulmuş geniş düz kısımlar. Mahfil. Tribünler Romanik ve Gotik kiliselerin iç ve dış kısımlarında çok görülür.

Triforyum
Kiliselerde hafifletme kemerleri altına yapılmış, ikili ya da üçlü pencere biçimindeki kemerlere denir.

Triglif
(Fr. triglyphe; Alm.Tkiglyph) Yunan mimarisinde friz üzerindeki metoplar arasında kalan ve üç yivli süs.

Trikonk
(Fr. triconque; İng. tre foild, triconchial, choir; Dreikonc henchor, Kleeblattoniage) Üç absidli, üç dilimli yonca biçimi.

Trikromi
(Fr. trichromie) İç renkli baskı.

Triplet

(Fr.) Roman kiliselerin de üçüz kemerli pencere ya da üçlü kemer.

Triptik
(Fr. triptygue; Alm, Triptychon) Aslı eski Yunancadan gelir. Yanyana üç ayrı tablodan meydana gelen resim. Bilhassa Ortaçağ kiliselerinde birbirine menteşeli üçlü tablo. Ortadaki esas tabloya yanlardaki tablolar kanatlar halinde açılır kapanır şekilde menteşelidir.

Tromp
(Fr. trompe; ing. sguinch,conical voult; Alm. Trompe) Kare planlı dört duvarın üzerine kubbe oturtmak üzere, sekiz kenarlı bir kaide elde etmek amacıyla köşelerin iç tarafına yapılan küre parçası biçiminde hücre. Tonoz bingi.

Tuğrakeş
Eskiden fermanların altına padişahın tuğrasını yazan hattata denirdi.

Tunç Devri
Tarih öncesi bir çağ olup Cildi, Taş Devri ile Demir Devri arasındaki bir maden çağıdır. Tunç, 9 kısım bakır +1 kısım çinkonun karışımından meydana gelmiş olan bir madendir. T.’nde silah ve eşyalar tunçtan yapılmıştır. Buna bronz da denir. Tuncun bulunuşu Önasya’da M.Ö. 2500 yıllarına rastlıyor. Girit’te ise tuncun görülüşü M.O. 2100—1100. İtalya ve Orta Avrupa’da 200—1000 yıllarıdır. Bronz ile silah ve süsleme sanatlarında büyük gelişme olmuştur. Döküm sanatı ilk olarak tunç ile başlamıştır. T.’nde kılıç, miğfer, tel, iğne, süs eşyaları ve dövme sanatı ortaya çıkıyor.

Turnike
(Fr. tourniquet) Çömlekçi tornası.

Tümbe
(Fr. tombeau; Alm. Tumba) Tümülüsiere t. ya da kurgan denir. Türbe kelimesi tümbeden gelir.

Tümülus
(Fr. tumulus) Kurgan, höyük.

Türbe
Üstüne kubbe inşa edilmiş mezar anlamındadır. Türbe kutsallığı ve büyüklüğü kabul edilmiş olan kimselerin mezar denir.

Türkuaz
Firuze.

Tympan
Kapı ya da pencere üzerinde alt kenarı uzun üçgen alınlık (alınlık tablası, tympanon).



Kaynak: Felsefe Ekibi


#23
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.

Resmi ekleyen






- U -



Ufuk hattı

Perspektif.

Usta
(Fr. maitre; Alm. Meister; Os. üstat) Bir işde hüner sahibi olanlara denir. Güzel sanatlarda usta deyimi yerine üstat sözcüğü kullanılmaktadır. Ayrıca, ustalıkta hüner ve meleke esas olduğundan ve güzel sanatlarda meleke alışkanlığının yeri olmadığı için, alışılmış şeyler yapanlar için de bu usta sözcüğü kullanılmaktadır.



- Ü -


Üç dilimil kemer

Üçlü yonca biçimindeki kemer. Bilhassa arap mimarlık eserlerinde görülür (kemer).

Üç kanatlı resim
Triprik

Üslup
(Fr. style; Alm. Stil; Ing. Style; Arap. Üslup) Bir devrin ya da bir sanatçının kişiliği. Yani teknik, renk, kompozisyon, biçim ve anlatım bakımından özellikleri.

Üslup gelişimi
Bir ülke sanatı eğer muntazam bir gelişim kaydediyorsa arkaik, klasik ve barok devrelerini yaşar ve tekrar arkaizme dönerek yeniden gelişim ayaklarını tırmanır. Mısır, Yunan, Osmanlı, Romantik ve Gotik sanatları hep bu devreleri yaşamışlardır. Üslup değişmelerinde harpler, idari değişiklikler, bilimsel araştırmalar ve istilâlar önemli rol oynarlar.

Üsluplaştırma
(Fr. Stylisation, Alm. Stilisierung) Hakiki şekil ve motiflerin karakterini kaybettirmeden basitleştirerek tezyini ve şematik hale sokmak.

Üzengi taşı
Bir kemerin iki kemer ayakları üzerine oturan ilk taşı olup, bunların alt yüzü kemerin ayağı üzerine oturması için düz; üstü ise kemerin iç tarafına doğru meyillidir ve kemerin bütün ağırlığı bu taşlar üzerine biner.




Kaynak: Felsefe Ekibi


#24
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.

Resmi ekleyen





- V -




Vaftizhane (Vaftizevi)
(Fr. Baptistére; Alm. Toufkirche, Baptisterium) Bişofların oturdukları büyük kiliselerin yanında, Hıristiyan çocuklarını vaftiz etmek için yapılmış yuvarlık ya da çok köşeli kubbeli küçük kiliselere denir ki bunların içinde vaftiz tekneleri yer alır. Bu vaftiz teknelerinde çocuklar, dini ayin ile okunmuş suya sokulur. Floransa, Piza ve Ravenna gibi İtalyan şehirlerinde inşa edilmiş vaftizhaneler vardır. Orta çağdan sonra kiliselerin içine vaftiz tekneleri konulmuş ve ayrıca vaftizhaneler yapılmaktan vazgeçilmiştir.

Valeur
(Fr. voleur; Alm. ‘Tonwerte) Aynı rengin en koyusun en açığına kadar derecelerine denir.

Vandalizm
Sanat eseri tahripçiliğine ve bozuculuğuna verilen isimdir. Göçler zamanında Avrupa’daki şehir ve sanat eserlerini yakıp yıkan Vandallara atfen bulunmuş bir terimdir. Elgincilerin yaptıklarına da derler.

Venedik Ekolü
Rönesansta Venedik’teki renkçi ressamların meydana getirdikleri; Titien.

Veronez (Vöronöse)
Tintoretto gibi sanatçıların içinde bulunduğu ekol, mektep, okul.

Veranda
(Fr. vöranda) Bina cephesinde ve binaya bitişik olarak yapılmış dışarıya taşkın set; Bazen bu kısım cam ile tamamen kapatılır. Anadolu’da önü camlı ve açık olan alana “hayat” ya da “sergah” denir.

Vernik
(Fr. vernis; Alm. Firnis) Resimde renkleri canlandırmak ve resim yüzeyini parlatmak için kullanılır. Kağıt üzerindeki resimleri muhafaza etmek için (füzenle ya da pastel ile yapılmış resimler) ispirto içinde damla sakızı; yağlı boya resim için ise damla sakızı terebentin içinde eritilir ve bir püvarizatör yada fırça ile resmin üzerine sürülür.

Veronez yeşili
Bakır oksidinden yapılan, tavus yeşiline benzeyen renk. Çok zehirli olup diğer renklerle karışımlarında kararır.

Vihara
(Fr. vihara) Hindistan’da buda dinine alt manastırlara verilen isimdir.

Villa
Kırlık yerlerde, istirahat için yapılan evlere denir. Lat. şehir dışında ve deniz kenarında bulunan evlere denilmiştir; Tiberius villası (Capri’de), Pompei’deki İtem Villası gibi. Rönesans'ta antik anlayışta villa inşasının yapıldığını görüyoruz. Halen villa bahçeli, tek aile için ev anlamına gelmektedir.

Virtüyozite
(Fr. virtuosité) Fransızcadaki anlam, müzikte ya da diğer güzel sanatlardan birinde büyük hüner sahibi olma demektir. Fakat bu hüner yaratıcı anlamda değildir. V. kolaylıkla icra etme anlamına gelir. Örneğin Rubens muazzam tuvallerini süratle boyayan bir ressamdı. Fakat onun bu becerikliliği yaratıcı, gücünden değil çok çalışmasından ötürü resimde edindiği tecrübeden ileri geliyordu. Bir ressam için “o virtüyoz bir ressamdır” denirse bu o ressamın alışmış olduğu teknikleri ve tecrübeleri beceriyle uyguladığını gösterir.

Vitray
(Fr. vitrail; Alm. Glasmalerei) Resimli cam, nakışlı cam. Eskiden “nakışlı revzen” deniyordu. Vitray bizde ayrı teknikte, Avrupa’da ise ayrı teknikte yapılmışlardır. Vitray resimleri renkli camlarla yapılıp, bunları pencerelere yerleştirme tekniğidir. İlkönce pencerenin yerine göre aynı büyüklükte desen çizilir. Bu çizgilere göre kurşun çubuklardan bir iskelet yapılır ve kurşun çubukların arasına renkli camlar yerleştirilir. Bizde ise kurşun çubuk yerine alçı kalıplar kullanılırdı. Camların renklendirilmesinde metal oksitleri kullanıyordu (demir, antimon, bakır, kobalt vb.). Renkli metal oksitler camlar üzerine konulup pişirildikten sonra kurşun ya da alçı kalıba göre kesiliyor ve kalıbın (iskeletin) yivlerine geçiriliyordu. V. üzerine en eski haberler M. 5. 4. y.y.’la aittir. Fakat bunlar süslü pencere anlamınadır, resim değildir. İlk vitray 9. yy.a aittir. Bu tarihlerden sonra gerek Roman ve gerekse Gotik kiliselerde, önce Fransa sonra Almanya ve İngiltere’de kullanılmıştır. Fransa’da Chartre, Strassbourg; Almanya’da Ausburg, Freiburg, Ulm katedrallerinde önemli vitraylar görülmektedir. Bizde bilhassa Sinan devrinde Süleymaniye, Sultanahmet gibi camilerimizde çok güzel örnekleri verilmiştir. Eskiden bizde bu işin büyük ustaları yetişmişti.

Viyadük
(Lat. aquae ductus; Fr. viaduc; Talbrücke, akuodukt) Akuadukt.

Volutum
(Alm. Volute) İyonik sütun başlığındaki salyangoz kıvrımlı motif. Volütüm Lat. salyangoz anlamına gelir.



Kaynak: Felsefe Ekibi


#25
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.

Resmi ekleyen





- Y -



Yağlıboya

(Fr peinture, İng. painting; Alm. Ölmelerei) Karanfil yağı, keten yağı, haşhaş yağı, ceviz yağı, yağlıboya yapılmasında kullanılan yağlardır. Yağlıboya daha eski çağlarda ve bilhassa Antikitede gemilerin altını boyamak için biliniyordu. Van Eyck kardeşler Vasari’nin dediği gibi aslında yağlıboyayı bulmamıştır. Fakat renkli tozları sikotifle ezerek elde ettiği boyayı ince bir teknikle kullanıp birçok resim yapan ilk kez onlardır. Van Eyck kardeşlerden önce Ortaçağ ressamları eserlerini tempera tekniği ile yapıyorlardı. İtalyaya ilk olarak Antoello da Messeina bu yeni tekniği (1460—70) de Hollanda’dan getirmiştir. İtalyanlar, eskiden tahta üzerine yapılan yağlıboya resmini gerilmiş bez üzerine uygulamağa başladılar. 17. yy.da yağlıboya tempera resmini tamamen unutturmuş ve Barok sanatın olanakları ortaya çıkmıştır. Yağlıboya ile süratli çalışmalar yapılması mümkün olmuş ve yeni bir boya kültürü ortaya çıkmıştır. Yağlıboya tablo resmi bize ilk kez Tanzimatla beraber geçmiştir.

Yalama resim
Kurşun ya da kömür kalemle yapılmış desen ve resimler üzerine suluboya ya da sulandırılmış Çini mürekkebi ile bir açık - koyu değeri koyma tekniğidir. Bu şekilde yapılmış birçok Barok devri resmi vardır. Bugün ise yalama resim adı altında tuvale fırça izi bırakmadan yapılan resimlere denmektedir. Yalama resim adı altında lavi tekniği de bazı kitaplarda yer almaktadır.

Yan sahın
(Fr. nef latéral; Alm.Nebenschiff) Cami ve kiliselerde ortadaki sahından (nef’ten) sütun ve filpayelerle ayrılmış olan ve ortadaki sahının yanlarında kalan sahınlar. (nef’ler, gemiler.) Yan sahın ekseri ya Orta sahın kadar yüksek tonozlara ya da kubbelere sahip olmazlar.

Yanılsama
Birincil olarak resim sanatıyla ilgili olan bir kavramdır ve bir şeyin imgesini oluşturmak anlamında kullanılmaktadır. Aslında düz olan resim yüzeyi üzerinde yaratılan derinlik yanılsaması oluşturabilmek, sanatçıları hep ilgilendirmiştir. Bu mekân duygusu, çeşitli yöntem ve hilelerle elde edilir. Bunlardan birisi nesneleri birbirleriyle mantıki ilişkiler içerisinde yerletirmektir. Bir başka gelenek, ölçeğe dikkat etmektir. Pers¬pektif dediğimiz yanılsamayı yaratarak ussal mekân yanılsaması yaratmak, resmin önemli meselelerinden biridir. Aynı şekilde gözü yanıltma çabası, 20. yüzyılda da kimi ressamların temel kaygısı oldu. 1960'h yıllarda Avrupa ve Amerika'da ortaya çıkan Op-art, gözün optik kısmını etkileyerek üçüncü boyut etkisi yaratmaya çalışü. Özellikle siyah-beyaz ve simetriye dayalı resimler seyircide hareket izlenimini uyandırmaktadır. Kökeni, Josef Albers'in 1920'li yıllarda Bauhaus'da verdiği derslere dayanan bir soyut resim biçimi söz konusudur. Albers, renk kuramları geliştiriyor ve optik deneyler tasarlıyordu. Op-art, en görkemli dönemini 1965 yılında New York Müzesinde düzenlenen büyük Hassas Göz adlı sergiyle yaşadı. Daha sonra dekoratif amaçlı kullanıldı. Victor Vasarely, Bridget Riley önde gelen isimlerdir. Vasarely, 1940'larda iç içe renkler ve geometrik biçimler kullandığı üslubunu geliştirdi. (…)

Rene Magritte de yanılsama önemli bir unsurdur. Gerçeklik duygusu yaratan ipuçlarını bile bile yanlış kullanarak gerçek dünyanın gizeminden kaynaklanan sürprizleriyle bizi geleneksel görme alışkanlıklarımızdan çıkmaya, mantık dışını anlamaya zorlamaktadır. Yanılsama, çoğunlukla resim sanatında kullanılmaktadır; ama diğer sanatlarda da karşımıza çıkar.
Mimarideki yanılsama yöntemleri, Antik Yunan'a kadar uzanır; bir yapıya bakış açısı değiştikçe çizgi ve biçimlerin de ilişkileri değişmektedir. Atina Akropolündeki dikey çizgilerin her zaman düz görünmesi için yere paralel olan çizgileri eğrileştirerek istedikleri sonucu elde etmeye çalışmışlardır.

Kimi resimlerde perspektif imkânsız sonuçlar doğurur. Hoghan’ın gravürleri buna iyi bir örnektir. Yanlış Perspektif 'adlı resminde, uzak bir tepede görünen bir adam, ön düzlemde yer alan hanın penceresinden sarkan bir kadınla aynı büyüklüktedir ve üstelik kadının tuttuğu mumdan piposunu yakmaktadır. Aynı tepede bulunan ağaçlar, bizden uzaklaştıkça daha büyük görünmektedir. İnekler bizden uzaklaştıkça daha büyük görünmektedir. Köprünün diğer tarafından ateş eden adamın tüfeğinden çıkan duman köprünün bu tarafındadır. Bu durum perspektifin bilinçli ya da bilinçsiz olarak yanlış kullanılmasıyla ilgili bir durumdur. Bu resim, M.C Escher'in resimlerine de kaynaklık yapmış olabilir. Escher’in resimlerinde bilinçli olarak yanılsama yaratma çabası söz konusudur.

Yansıtmacı Kuram
“Sanat nedir”
ve “ sanatın işlevi ne olmalıdır” sorularına cevap arayan ilk kuram. Bu kurama göre sanat eserinin birincil işlevi, verili olanı yansıtmaktır ve bu yargı, hemen hemen her yüzyılda söz konusu oldu. Sanatın yansıtma olduğuna inanlar için sanat hayatın aynasıdır. Bu, bütün sanat dalları için söz konusudur. Sanatın en önemli özelliği doğayı, hayatı, insanları, yani gerçeği yansıtmaktır. Gerçek kavramı, kimi zaman verili olan, kimi zaman öz olan ve kimi zaman ideal olandır. Sanatın, sanat eserinin bir yansıtma olduğunu öne suren ilk düşünür Platon'dur. Platon, sanat eserinin üçüncü elden bir yansıtma, taklit olduğunu düşünüyordu. Aynı yaklaşım Rönesans döneminde de çok etkili oldu. Bu dönemde sanatçılar ideal olanı yansıtıyordu. 19. ve 20. yüzyıllarda sanatı açıklamak için yansıtma kavramını kullanan en önemli kuram Marksist estetiktir. 19. yüzyılda Rusya'da gerçekçilik gelişmeye başladı. Tolstoy, Çehov ve Gorki gibi yazarlar gerçekçi eserler verdiler. Ayrıca Belinski, Dobrolyubov, Çernişevski'de gerçekçiliği savunan eleştirmenlerdir. Rusya'daki gerçekçiliğin Batı'dan farkı ise sanat eserinde yansıtılan gerçeklik, insanlar için önemli olandır ve sanatçılar gerçekliği yansıtmakla kalmadı, onu yargıladı da.

Yarım kubbe
(Osm. nısıf kubbe; Fr. demi coup Alm. Holbkuppel) Dörtte bir küre biçimindeki tonoz ve kubbe. Yarım kubbeler camilerde orta kubbenin ağırlığını ve yanlara itme kuvvetini yapının beden duvarlarına azaltarak getirmek için kullanılır.

Yarım kubbelerin yardımı ile bizde klasik Osmanlı mimarisinde caminin piramidal bir formda yükselmesi temin edilmiştir (esas kubbe).

Yarım sütun
Uzunluğuna, boydan boya kesilip bir duvara yapışık olarak kullanılan sütunlar, bilhassa Roma mimarisinde ve sonrada Rönesans ve sonrası Avrupa mimarisinde görülür.

Yarı ton
(Fr. demi ton) Aynı tonda olmayan iki renk arası renk tonu.

Yastık taşı
Bir kemer ya da tonozun başladığı yere ilk konan taş.

Yerel renk
(Alm. Lokalfarbe; Fr. couleur local) Bir nesnenin ışık- gölge ya da başka çevre renkleriyle etkilenmediği esas rengi.

Yeşim
(Fr. jode) Açık yeşil renkte bir taş. Yeşil, mavi sarı, kırmızı renk tabiatta bulunmaktadır. Yüzük ve ziynet eşyası yapımında kullanılır. Eski Türklerde suya atılırsa yağmur yağacağına inanılırdı.

Yiv
(Fr. cannelure; İng. fluting, groove; Kannelierung) Bir yüzey üzerine açılan düz, ince uzun, oyuk yol. Oluk, oyuk silme.

Yuva
(Fr.alvéole, Ing. bucket, cell; Alm. Zelle, Höhle, Höhlung) Taşın yerleştirileceği oyuk. Kuyumculukta taş yuvası. Mimaride, içine bir kitabenin oturulduğu boşluk.

Yüksek Sanat
Kitle sanatı olarak da bilinen düşük sanatla karşılaştırıldığında başarıyı temsil eden ve zaman sınavını geçen güzel sanatlara gönderme yaapr. Yakın zamanlara kadar yüksek ve aşağı sanat arasında yapılan ayrım tipikti. Geleneksel olarak, yüksek sanat, yüce ve rafine duyguların çok titiz bir ifadesini içeriyordu. Düşük sanat, popüler beğeniye hizmet eden yüzeysel kitsch’in bayağı malzemelerle kalitesiz üretimiydi. 20.yüzyılda birçok akım ve sanatçı popüler ve folk sanattan ilham almıştır. Bu nedenle, sistematik yaklaşımların çoğu düşük sanata dayanan dada, kübizm ve sürrealizm ve yüksek sanat arasında bulanıklaşmaktadır. Jeff Koons, Jean Michael Baquiat gibi sanatçılar ve pop art gibi akımlar, yüksek sanat ve düşük sanat ayrımını daha da zayıflatmaktadır.



Kaynak: Felsefe Ekibi


#26
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.

Resmi ekleyen





- Z -



Zaviye

Küçük tekke.

Zellij
Çini mozaik.

Zıh

(Fr. filet; İng. fillet; Alm. Fillet) İnce kenar şeridi, kenar çizgisi, çerçeve çizgisi.

Ziggurat
(Fr. ziggourat ‘zikkurrat”: İng. ziggurat; Alm. Himmelshügel, Zikkurat) Sümerlilerin dörtköşe planlı, dıştan dolaşan bir rampa ile kuşatılmış, katlar halinde yükselen tapınaklarına denir. En yüksek ziggurat Babildeki ziggurat idi.



Resmi ekleyen





Ziyade
Camiin heyeti umumiyesiyle kuşatma duvarları ortasında kalan üstü açık kısımlara denir.

Zulla

Caminin avluya bakan üstü örtülü kısımları. Gölgelik.

Zümrüt yeşili
Bakır oksidi yeşili.



Kaynak: Felsefe Ekibi





0 Kullanıcı konuyu okuyor

0 Kullanıcı, 0 Misafir, 0 Kayıtsız kullanıcı