İçeriğe git


Welcome to Kadim Dostlar ™ Forum
Register now to gain access to all of our features. Once registered and logged in, you will be able to create topics, post replies to existing threads, give reputation to your fellow members, get your own private messenger, post status updates, manage your profile and so much more. This message will be removed once you have signed in.
Login to Account Create an Account
Resim

[Sinema Haberleri] 120 İle Yeniden Sinemalarda...

- - - - -

  • Yanıtlamak için lütfen giriş yapın
Bu konuya 135 yanıt gönderildi

#1
KD ™ Sinema

KD ™ Sinema

    KD ™ Arkadaş

  • Site Botları
  • 147 İleti


Resmi ekleyen

Walt Disney'in "High School Musical"; fenomeni, serinin üçüncü filmi "High School Musical 3: Senior Year" ile yepyeni boyutlar kazanarak devam ediyor.

"High School Musical 3: Senior Year"da, lise son sınıf öğrencileri Troy ile Gabriella'yı farklı üniversitelere gidecekleri için ayrılığın eşiğine gelmiş buluruz. Wildcats grubunun diğer üyelerinin de katılımıyla deneyimlerini, gelecekle ilgili umut ve korkularını yansıtan bir bahar müzikali sahneye koyarlar. Yepyeni müziklerin ve beyazperde için tasarlanmış heyecan verici dans sahnelerinin yer aldığı serinin 3.filmi, East High'ın en yetenekli grubundan bol miktarda yüksek enerjili eğlence sunuyor.

Zac Efron, Vanessa Hudgens, Ashley Tisdale, Lucas Grabeel, Corbin Bleu ve Monique Coleman, uluslararası düzeyde hit olan "High School Musical" ve izleyici rekorları kıran "High School Musical 2'de yarattıkları rollerine geri dönüyorlar.

14 Kasım 2008'de gösterime girecek "High School Musical 3: Senior Year"ın ilk fragmanını Sinemalar.com farkıyla izleyebilirsiniz.

[izlesene]423428[/izlesene]


#2
KD ™ Sinema

KD ™ Sinema

    KD ™ Arkadaş

  • Site Botları
  • 147 İleti
Resmi ekleyenDaha önce iki farklı projede canlandırdığı “Atatürk” rolleri ile tanıdığımız İzmir'li sanayici Yavuz Hekim, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’na yetiştirmek üzere "Türk Milleti Hazırdır" isimli kısa filminin çalışmalarına başladı.

Yazar İpek Çalışlar'ın romanından uyarlanan belgesel filmde ve Mustafa Altıoklar’ın yapımcılığını üstlendiği “Emret Komutanım” dizisinin özel bölümünde Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk'ü canlandıran Hekim, yapımcılığını kendisinin yapacağı kısa filmde yine “Atatürk” rolünde karşımıza çıkacak.

Filmin dikkat çeken özelliklerinden biri ise, Atatürk’ün çok iyi Fransızca konuştuğunu gösteren Fransızca dialog sahnesi olacak.

Genç sanayici Yavuz Hekim, Cumhuriyet Bayramı’na yetişmesi planlanan “Türk Milleti Hazırdır” adlı yapımın ardından Atatürk'ün anılarını içeren kısa filmler çekmeye devam edeceğini belirtti.

İşte “Türk Milleti Hazırdır”ın Konusu

Kurtuluş Savaşı sonrası Hatay, anayurt dışında kalmış ve hangi ülkeye katılacağını kendisi seçmesi istenmiştir. Bu süreç içinde bir Fransız elçisi Atatürk ile görüşme talep eder. Teklifi kabul edilir. Atatürk'un odasına girer ve direkt olarak 'Fransız hükümeti olarak Hatay'ı almak istiyoruz' der.

Kısa bir sessizlikten sonra Atatürk telefona uzanır. Elçi, Türkiye'nin Kurtuluş Savaşı sonrası harap durumda olduğunu ve kalkınmak için maddi desteğe ihtiyacı olduğunu bilmektedir. Ve Fransa, Hatay karşılığında gereken maddi desteği Türkiye'ye verecektir. Elçi tam para konusundan söz edecekken, Atatürk telefonda konuşmaya başlar:

“-Paşam, iyi günler dilerim. Az önce Fransız Hükümeti’nden bir elçiyle görüştüm. Hatay'ı almak istediklerini sölediler. Hazırmıyız ?

Telefondaki ses dışarıdan duyulabilecek bir şekilde “Hazırız Paşam” der.
Atatürk telefonu kapatır ve elçiye dönerek, kendisine konuşma fırsatı vermeden şöyle der: “Türk milleti hazırdır. İstediğiniz zaman gelip Hatay’ı alabilirsiniz.”

* Yavuz Hekim ile gerçekleştirdiğimiz özel röportajı okumak için tıklayın.

#3
KD ™ Sinema

KD ™ Sinema

    KD ™ Arkadaş

  • Site Botları
  • 147 İleti
Resmi ekleyenSinemalar.com üyelerine güzel bir haberimiz var. Sinemalar.com ve Digiturk Web Tv işbirliği ile, eğlenceli komedi filmi “Man of the Year / Yılın Adamı” ve Harun Özakıncı’nın yönettiği çarpıcı Türk filmi “Sıfır Noktası”nı , Digiturk Web Tv’den ücretsiz indirerek izleyebileceksiniz.

Ana sayfamızda yer alan Digiturk Web Tv bannerına tıklayarak, Digiturk Web Tv’de Sinemalar.com üyeleri için hazırlanmış sayfaya ulaşın. İzlemek istediğiniz filmin üzerine tıkladıktan sonra karşısınıza çıkan Digiturk Web Tv üyelik formunu doldurun.

Bilgilerinizi kaydettikten sonra, ekranda kaydınızın yapıldığına dair bir uyarı çıkacaktır. Uyarı üzerindeki OK butonuna bastığınızda, izlemek istediğiniz filmin sayfasına geri döneceksiniz.

Mail adresinize gönderilen aktivasyon linkine tıklayarak Digiturk Web Tv hesabınızı aktive edin. Mailde belirtilen e-mail ve şifre bilgilerini, Sinemalar.com üyeleri için hazırlanmış sayfada, sağ üst köşede yer alan “üye girişi” bölümüne yazarak; sisteme giriş yapabilirsiniz.

Üye girişi yaptıktan sonra, filmleri bilgisayarınıza indirerek izleyebilirsiniz. Filmleri ilk izlemenizden sonra, film özelliklerinde belirtilen kullanım süreleri boyunca dilediğiniz zaman yeniden izleme hakkınız olduğunu unutmayın.

Herkese iyi seyirler.

#4
KD ™ Sinema

KD ™ Sinema

    KD ™ Arkadaş

  • Site Botları
  • 147 İleti
Resmi ekleyenTürk Sineması’nın her yıl kalbinin attığı ve bu yıl 10-19 Ekim 2008 tarihlerinde geleneksel festival heyecanını “yarışmalarıyla” 45. kez yaşatacak olan Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin Ulusal Uzun Metraj, Belgesel ve Kısa Film dallarında yarışmaya katılacak filmleri izleyecek “Ön Jürileri” belirlendi.

Türkiye Sinema ve Audiovisuel Kültür Vakfı (TÜRSAK) ve Antalya Kültür Sanat Vakfı (AKSAV)’nın işbirliği ile bu yıl 10–19 Ekim 2008 tarihleri arasında gerçekleştirilecek olan 45. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde yarışacak olan filmleri belirlemek için bir araya gelecek olan Yarışmaların Ön Jürileri’nde; (alfabetik sıralama ile)

ULUSAL YARIŞMA için; Boğaziçi Üniversitesi Mithat Alam Film Merkezi Kurucusu Mithat Alam, Oyuncu Serap Aksoy, Yönetmen Tevfik Başer, Radikal Gazetesi Kültür Sanat Editörü-Sinema Yazarı Erkan Aktuğ, Hayatım Sinema Program Sunucusu ve Editörü Muammer Brav, Sinema Yazarı Atilla Dorsay, Yönetmen Ziya Öztan, Yapımcı Necip Sarıcı, Yönetmen Fehmi Yaşar ve Oyuncu Serra Yılmaz görev üstlenirken;

ULUSAL KISA FİLM YARIŞMASI Ön Jürisi’nde Fotoğraf Sanatçısı İsa Çelik, Yıldız Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi Alper Maral ve Hürriyet Gazetesi Kültür Sanat Editörü İhsan Yılmaz yer alıyor.

ULUSAL BELGESEL FİLM YARIŞMASI Ön Jürisi’nde ise Sinema Yazarı Tunca Arslan, Belgesel Yönetmeni Ertuğrul Karslıoğlu ve Yönetmen Ömer Tuncer görev üstlendiler.

#5
KD ™ Sinema

KD ™ Sinema

    KD ™ Arkadaş

  • Site Botları
  • 147 İleti
Resmi ekleyen15 Ağustos’ta, Lucasfilm Ltd. ve Warner Bros. Pictures’ın, animasyon türündeki ilk STAR WARS filmi olan “STAR WARS: KLON SAVAŞLARI” gösterime girecek. Bu geniş kapsamlı uzay macerası, galaksiyi değiştiren Klon Savaşları’nı, “STAR WARS: Episode II Attack of the Clones” ile “STAR WARS: Episode III Revenge of the Sith” arasında kalan yoğun savaş ve büyük maceralar dönemini işliyor.

Filmin yönetmeni Dave Filoni, Lucasfilm Animation’ın çığır açan bu yeni filmini şu sözlerle değerlendiriyor: “Bir sahneyi yaparken sonsuz esneklik var. Orijinal aksesuarlar için samanlıkta iğne aramak ya da tekrar çekimler için oyuncuları çağırmak zorunda değilsiniz. Animasyon sayesinde, kurguda bir sahneye baktığımızda, ertesi gün o sahneye geri dönüp tamamen farklı bir şekilde yeniden yapabiliyoruz. Canlı aksiyonda bunu yapmak imkansız olurdu. Tüm setlerimiz, tüm oyuncularımız her zaman emrimize amade. Her şeyi görmek istediğimiz şekilde yapabiliriz. Bu gerçekten heyecan verici bir şey.”

“Star Wars: Klon Savaşları”nın yapım sürecini, filmin yönetmeni Dave Filoni’den dinlemek için aşağıdaki özel klibi izleyebilirsiniz.

[izlesene]420273[/izlesene]

#6
KD ™ Sinema

KD ™ Sinema

    KD ™ Arkadaş

  • Site Botları
  • 147 İleti
Resmi ekleyenSinemalife Dergisi’nin, Altın Koza Film Festivali’nden başarıyla çıkan ‘Made In Europe’ filminin başarılı yönetmeni İnan Temelkuran ile gerçekleştirdiği özel röportajı sizlerle paylaşıyoruz.

‘Made In Europe’u amatör bulmaları hoşuma gidiyor’

1960’lardan beri Avrupa’ya göç etmek, birçok insanımızın hayaliydi. Belki de hala daha hayali. Avrupa hayatı Türkiye’den hep cazip olarak gözükse de aslında pek öyle iç açıcı olmadığı ortada. ‘Türk her yerde Türk’dür’ mantığından hareketle, kronikleşmiş problemlerimizi yaşadığımız yere de götürmeyi adet edinmiş bir milletiz. Bu şizofrenik durumu farklı bakış açısı ile yansıtan ‘Made In Europe’ 20 Haziran’da vizyona girdi. Filmin hem senaristi, hem de yönetmeni olan İnan Temelkuran’ın ilk uzun metraj denemesi ‘Made In Europe.’ İlk denemesi olmasına rağmen, Adana Altın Koza Film Festivali’nden iki önemli ödülle dönen Temelkuran’la, hem filmin oluşum sürecini konuştuk, hem de filme gelen tepkileri.

Öncelikle şunu sormak istiyorum. Hukuk fakültesinden sinemaya, bu geçiş sürecinden biraz bahseder misiniz?

Hukuk fakültesinde okurken de sinema yapmak istiyordum ancak seyirci olmak dışında bir şey yapamadım, yapmadım o zamanlar. Geçiş süreci hukuk fakültesini bitirip İspanya’da yaşamaya başlamak ve orada bir okula girmek şeklinde oldu.

Resmi ekleyenBir Türk Düğünü ile ilgili çektiğiniz belgesel son yıllarda öne çıkan filmleriyle bildiğimiz İspanya/Madrid de en iyi belgesel ödülü aldı. Buradan hareketle, İspanya’da edindiğiniz izlenimler bugün Türk sinema sektörüne veya Türk sinemasına bakış açınıza etkileri neler oldu?

İspanya’dan demeyeyim ama okuduğum okuldaki bazı hocalardan elde bir şey olmadan da çok şey yapılabileceğini öğrendim. Gayet tabi ödevinizi iyi yapmak şartıyla. Türkiye’de film setinde fazla bulunmadım ama biraz plansız olduğu söylenir. Plansızlık boşuna para harcamak demektir. Ama dediğim gibi çok sette bulunmadım. Reklam ve dizi sektörünün güçlü olması nedeniyle her türlü alet var ama bu aletlerin yersiz kullanıldığını düşünüyorum. Bir Türk Düğünü anlık bir malzemeyi dönüştürmek ve arka planda olanları anlatmakla ilgiliydi.

“Made In Europe”u çekerken, dikkat ettiğiniz hususlar nelerdi? Bu filmi yapmanızdaki amaç neydi ve bu amaca ulaştığınızı düşünüyor musunuz?

O insanları dünyasına girip onların hayatlarını satmadan hikâyelerini anlatmak ve hikâyeler yani insanlar bir araya geldiklerinde oluşturdukları atmosferi yansıtmak. Keşke azıcık daha fazla paramız olsaydı ve bu kadar zamana yayılmasaydı diyorum. Zira bu arada teknoloji değiştiği için görsel bütünlüğü iyi toparlayamadık. Ama bu koşullar içinde başarılı olduğumuzu düşünüyorum.

İlk uzun metrajlı denemeniz olmasına rağmen, Adana Altın Koza’da çok önemli ödüller aldınız. Ödüllerinizden bir tanesi büyük jüri Yılmaz Güney özel ödülü. Bunun sizin için ayrı bir anlamı var mı? Sinemamıza damgasını vurmuş Yılmaz Güney ile düşünceleriniz neler?

Var tabi ayrı bir anlamı. Yılmaz Güney sinemada çok az insanın anlatmaya cesaret ettiği şeyleri anlattı. Her kesimden insanın kahramanı oldu. Sosyalist gerçekçilik denilen türde en iyi örnekleri verdi. Ama girdiği detaylar müthiştir. Sürü’deki aksak fahişe, tarihi eserler. Tokat etkisi yapar ve sizi titretir.

Festivalden sonra filminizi izleyenlerden almış olduğunuz tepkiler nasıl? Eleştirenler oldu mu?

İyi de var kötü de var. Amatörce bulan da var. Amatör bulunması hoşuma gidiyor. Çünkü bu işin ruhu böyle olmalı.

Filmin senaryosunun oluşum sürecini anlatır mısınız? Fikir nasıl oluştu?

Diğer göçmen filmleriyle ilgili duyduğum rahatsızlıktan dolayı. Hep aynı şeyleri gördüm ve biraz farklı tarafa bakmak istedim.

Resmi ekleyenOyuncu seçiminde ne gibi kriterleriniz vardı? Çok da popüler olmayan oyuncuları seçmiş olduğunuzu görüyoruz. Daha çok oyunculuktan öte seyirciye filme, konuya odaklanın der gibisiniz. Bu bakımdan söyleyecekleriniz neler?

Öncelikle tip. Ve filmlerde yan rollerde görüp beğendiğim insanları aldım. Bir de birçok insanın tavsiyesi oldu tabi.

Sizin yaşamınızdan, filme yansıttığınız unsurlar var mı? Hayatınızdan ne kadarı bu filmde?

Türk insanına özgü çatışmaları ortaya koydum filmimde. Hepimiz varız o filmde. Dolayısıyla ben de varım, siz de varsınız.

60’lardan başlayan ve hala daha Avrupa’ya göç etme fikri 7’den 77’ye hemen hemen birçok kimsenin kafasında bir yerde duruyor. ‘Made In Europe’da bu fikrin çok da iç açıcı olmadığını problem varsa da bunun insanlar olduğunu ortaya koyuyorsunuz. Göçmenlerin bu şizofrenik hale gelen duruşuyla ilgili söyleyecekleriniz neler?

Denemek isteyen şansını dener. İnsanları buralardan gitmek zorunda bırakanlar bu soruya cevap versin. Herkes kendi hayat macerasını kendi dilinde yaşamak ister.

Önümüzdeki döneme ilişkin hedefleriniz neler? Başka projeleriniz var mı, paylaşabilir misiniz?

Yeni projem var. Eylül’de İzmir Bornova’da çekmeye çalışacağımız bir şey. Yine küçük bir hikâye.

En çok etkilendiğiniz film ve en son izlediğiniz film hangisi?

The Last Picture Show(Peter Bogdanovich), Küçük Hırsız (Eric Zonca). Türkiye- Hırvatistan maçı da son izlediğim film.

Resmi ekleyenRöportaj: Köksal ARAS

www.sinemalife.com

#7
KD ™ Sinema

KD ™ Sinema

    KD ™ Arkadaş

  • Site Botları
  • 147 İleti
Resmi ekleyen01 Haziran 2008 tarihinde sezonun ilk misafirlerini ağırlayan Bonus Premium Cinecity – Trio Açık Hava sineması bu hafta Eddie Murphy’nin son filmi “Meet Dave / Bir Çılgının İçinde” yi sinemaseverlerle buluşturuyor.

Brian Robbins’in yönettiği ve Elizabeth Banks, Eddie Murphy, Gabrielle Union ile Scott Caan’ın oynadığı "Meet Dave / Bir Çılgının İçinde" filminde Eddie Murphy iki karakteri birden canlandırıyor.

Filmi 11 Temmuz Cuma, 13 Temmuz Pazar ve 17 Temmuz Çarşamba 21:30 seansında Bonus Premium Cinecity-Trio Açık Hava sineması’nda izleyebilirsiniz.

“Meet Dave / Bir Çılgının İçinde” filminin konusu ise kısaca şöyle: Dave, 40’lı yaşlarında, hoş görünümlü, siyah kravat ve siyah mendili dışında tamamen bembeyaz giyinmiş 70’li yılların disko insanlarını andıran bir adamdır. New York’a yeni gelmiş, tam bir sudan çıkmış balık gibidir. Fakat bu garip görünüşün dışında Dave çok da normal biri değildir. Onu ilk görenler sanki kendi vücudundan hoşlanmıyormuş ve rahatsızmış gibi hissedebilir. Tabii bu durumun mutlaka iyi bir sebebi var. “Dave” aslında bir insan değildir. İçinde iyi eğitilmiş bir askeri birlik çalışan bir uzay gemisidir.

#8
KD ™ Sinema

KD ™ Sinema

    KD ™ Arkadaş

  • Site Botları
  • 147 İleti
Resmi ekleyenDolap artık yok... Beyaz Cadı öldü... Aslan’ın da bin yıldan fazla zamandır nerede olduğu bilinmiyor.
Peter, Susan, Edmund ve Lucy Pevensie kardeşler, Narnia’ya geri döndüklerinde tamamen farklı bir dünya bulurlar. Savaş meydanına yepyeni bir düşman boy göstermiş; ülkenin sevimli ve iyi niyetli yaratıkları yok olmanın eşiğine kadar gelmişlerdir.

Walt Disney Stüdyoları ve Walden Media, C.S. Lewis’in sevilen çocuk klasiğinden uyarlanan “Narnia” serisinin ikinci bölümü “The Chronicles of Narnia: Prince Caspian”ı sunar. Serinin 2005 yılında gösterime giren Oscar ödüllü ilk bölümü, 180 milyon dolar bütçeli“The Chronicles of Narnia: The Lion, the Witch and the Wardrobe”, dünya çapında 744 milyon dolar hasılata ulaşarak tüm zamanların en başarılı filmlerinden birisi olmuş; Walt Disney Stüdyolarının da bugüne kadar elde ettiği en büyük başarılarından birisi olma onuruna erişmişti.

Narnia’ya Dönüş: Prens Kaspiyan’ın Öyküsü

C.S. Lewis’in her dönem çok sevilen kitaplarındaki birbirinden büyüleyici karakterler, “The Chronicles of Narnia: Prince Caspian”da bir kez daha beyazperdeye taşındı. Dünya Savaşı dönemi İngiltere’sinde yaşayan Peter, Susan, Edmund ve Lucy Pevensie kardeşler, efsanevi Narnia ülkesine bu defa dolap içerisinden değil, Londra’daki Trafalgar Meydanı yakınındaki bir metro istasyonundan geçiş yaptılar. Narnia ülkesinde dört kardeşi bu kez eskisinden daha büyük inanç ve cesaret sınavı gerektiren tehlikelerle dolu yepyeni maceralar bekleyecek.

“The Lion, the Witch and the Wardrobe - Aslan, Cadı ve Dolap”taki inanılmaz olayların üzerinden bir yıl geçtikten sonra Narnia’ya dönen kahramanlarımız, bu efsanevi ülkeye geri döndüklerinde, Narnia zaman ölçütüyle 1.300 yıldan fazla süre geçmiş olduğunu keşfederler. Onların yokluğunda Narnia’nın Altın Çağı sona ermiş, bu çağ artık bir efsane olarak anılmaya başlamıştır. Ülkenin büyüleyici konuşan hayvanları ve mistik yaratıklarından geriye bir avuç kalmıştır. Artık ülkenin her yerinde acımasız Lord Miraz’ın liderliği altındaki Telmarinler adlı yeni bir insan ırkı türemiştir. Ülkenin kudretli ve ihtişamlı Aslan’ı da binlerce yıldır ortalıkta gözükmemiştir.

Pevensie kardeşleri Narnia’ya geri çağıran kişi, ülkenin yeni insan ırkı olan Telmarine’lerin tahtının genç varisi Prens Kaspiyan’dır. Şeytani ruhlu amcası Miraz’a karşı mücadelesinde dört kardeşin desteğine ihtiyacı vardır. Kahraman ruhlu ama huysuz cüce Trumpkin, cesur yürekli konuşan fare Reepicheep ve güvenilmez Kara Cüce Nikabrik’in yardımını alan Pevensie kardeşler, Narnia ülkesini eski büyüleyici ve muhteşem günlerine geri döndürmek için büyük bir maceraya atılacaklardır.

Yeni Karakterler

Artık çok değişmiş Narnia ülkesini kontrol altında tutmak isteyen dört karakteri oynayan dört aktöre yeni filmde Hollywood’a dışarıdan gelen yeni simalardan iki tanesi daha katıldı. Bunlardan birisi, filme adını veren Prens Kaspiyan rolündeki genç ve karizmatik İngiliz oyuncu Ben Barnes, diğeri ise şeytani ruhlu amcası Kral Miraz rolünü üstlenen deneyimli İtalyan film yıldızı Sergio Castellitto’ydu.

C.S. Lewis imzalı edebiyat klasiği “Narnia”nın yabancısı olmadığını ifade eden Ben Barnes, “Çocukken sıkı bir Narnia hayranıydım. Sekiz yaşındaki bir çocuğun abartılı heyecanıyla kitapları ilk keşfettiğim günü hatırlıyorum. O kitaplar kesinlikle çocukluk dönemimin en önemli parçalarından birisi oldu. Prens Kaspiyan rolünü aldığım gün hemen kitapçıları dolaşıp Narnia kitabı aramaya başladım. Sonunda sekiz yaşındayken okumuş olduğum 1989 yılı baskısını bulmayı başardım” diyor.

Ben Barnes’ın filmle ilgili çalışması hemen başladı. Öncelikle kostüm çalışması yapıldı. Ardından at binme eğitimine geçildi. Diyalekt dersleri aldı. Eskrim kurslarına başladı. Yeni Zelanda’daki çekimlerin ilk günlerinden itibaren sıkı bir çalışma düzeni içerisine girdi.

Bir yandan rolüne hazırlanırken bir yandan da kendisine filmdeki ailesi içinde yer bulmaya çalıştı. Yeni Zelanda’ya ilk geldiğinde Pevensie kardeşleri canlandıran dört oyuncuya nasıl uyum sağlayacağını bilemiyordu. Dört aktör de uyum konusunda en az onun kadar endişeli ve heyecanlıydılar.

25 yaşındaki genç aktör Ben Barnes, filmde portresini çizdiği Prens Kaspiyan’ın özelliklerini şu sözlerle tanımlıyor: “Pevensie kardeşlerle tanışmadan öncesinde Kaspiyan’ın zalim ruhlu amcasıyla başa çıkabilmek için destek arayışında olduğunu görürüz. Telmarin’ler onu öldürmeye çalışmaktadır. Sonunda çareyi büyülü boynuzu üfleyip Pevensie kardeşleri Narnia’ya geri çağırmakta bulur. Ülkenin eski kralı olan Peter, bu işi başaracakları konusunda ona teminat verir. Şeytani ruhlu amcayı nasıl alt edecekleri konusunda ikisinin farklı fikirleri vardır. Bu da ikisi arasında çatışmaya yol açar.”

Filmdeki yetişkin karakterlerin bu filmde daha ürkütücü olduğunu söyleyen William Moseley, bu konuda Kral Miraz örneğini vererek şu yorumu yapıyor:

“İlk filmdeki Beyaz Cadı da ürkütücüydü ama Miraz’ın yanında solda sıfır kalır. Her ikisiyle de birebir dövüştüm. Miraz adeta soluğumu kesti. O rolde oynayan Sergio’nun Miraz’a dönüşümünü izlemek gerçekten ilginç oldu. Kamera karşısında tamamen yepyeni bir kişiliğe büründüğünü gördüm.”

Şeytani ruhlu Miraz için oyuncu arama çalışması esnasında yapımcıların ilgisini en çok çeken aday Sergio Castellitto oldu. Yapımcı Mark Johnson bu tercihin gerekçesini şöyle açıklıyor: “Sergio günümüzün en başarılı ve saygın Avrupalı aktörlerinden birisidir. Onun deneme bantını ilk izlediğimizde ‘Aman bu oyuncuyu elimizden kaçırmayalım. Mutlaka onunla çalışalım’ dediğimizi hatırlıyorum.”

Yaklaşık 25 yıldır ülkesi İtalya’nın en iyi filmlerinde boy gösteren Sergio Castellitto’nun rol aldığı önemli filmler arasında Luc Besson’un “The Big Blue” adlı çalışmasıyla, İtalya’dan en iyi yabancı film Oscar’ına aday gösterilen “La Familia” ve “L’Uomo Delle Stelle” gibi yapımlar vardı.

Andrew Adamson’a büyük saygı duyduğunu söyleyen Sergio Castellitto’nun yönetmeniyle olan ilişkisine getirdiği yorum şöyle: “Performans ve karakter boyutlarının psikolojik görünümüne gösterdiği özen nedeniyle kendisini çok takdir ediyorum. Onunla yaptığımız konuşmalarda karakterlerden adeta gerçek bir insanmış gibi söz ettik. Gençler ile yaşlılar arasındaki çatışmadan bahsettik. Sözünü ettiğim bu çatışmanın en güzel örneği, Miraz ile Prens Kaspiyan arasındaki iyi ile kötünün mücadelesiydi.”

Miraz’ın psikolojik profilinin belirlenmesinin ardından sıra fiziksel dönüşümüne geldi. Filmin insan kadrosunun fiziksel görünümleri, iki kez Oscar adayı makyaj sihirbazı Paul Engelen (“Greystoke: The Legend of Tarzan”, “Lord of the Apes”, “Casino Royale”) ile saç tasarımcısı Kevin Alexander’ın (“Casino Royale”) sorumluluğu altındaydı.

40 yıldır film endüstrisinin içinde olan Paul Engelen, Adamson ile yaptığı işbirliği sonucunda Telmarin karakterleri için Akdenizli görünüm yaratmayı uygun gördü. Miraz karakterinin sakallı olması gerektiğini hisseden ünlü makyajcı, bu karakteri getirdiği yaklaşımı şöyle açıklıyor:

“Miraz karakterinin başarılı olması güçlü ve tedirgin edici görünmesine bağlıydı. Bunu göz önüne alarak üçgen şeklinde bir tasarım kullanma kararına vardık. Özellikle çene bölgesine uzantılar yaparak genişlettim. Abartılı kaşlar ekleyip göz çevresine koyu renkler koymak suretiyle karakterin tedirgin edici olmasını sağladık. Ayrıca Miraz karakterinin simgesi haline gelen küpeleri koyunca Sergio için son derece etkileyici ve ürkütücü bir karakter görünümü ortaya çıkmış oldu.”

Engelen’in yaptığı makyajın yanısıra filmin kostüm tasarımcısı Mussenden de “Narnia Günlükleri: Prens Kaspiyan” için 15. yüzyıl İspanyol askerlerinden esinlenerek hazırladığı sofistike görünümlü barbar korsan kostümlerini yarattı. Buna Weta Digital bünyesinde hazırlanan büyüleyici askeri kıyafet ve silahlar da eklenince Miraz karakteri en keskin ve korkutucu şekilde beyazperdede canlandı.

#9
KD ™ Sinema

KD ™ Sinema

    KD ™ Arkadaş

  • Site Botları
  • 147 İleti
Resmi ekleyen

ABD’de 15 Temmuz’da vizyona giren ve 15-16-17 Temmuz tarihlerinde elde ettiği 155 milyon dolarlık (yaklaşık 186 milyon YTL) hasılat ile gişeleri tam anlamıyla fetheden “Kara Şövalye”, 14 Temmuz Perşembe gece yarısı gösterimlerinde elde ettiği 18,5 milyon dolarlık hasılatla en iyi gece yarısı açılışı rekorunun ve bu rakam dahil 15 Temmuz Cuma günü elde ettiği 67,9 milyon dolarlık hasılat ile en iyi açılış günü rekorunun da sahibi oldu.

“Batman Begins/Batman Başlıyor” filminin devamı olan “Kara Şövalye” yönetmen Christopher Nolan ve Batman’i canlandıran Christian Bale’i tekrar bir araya getiriyor. Filmin diğer başrollerinde Michael Cane, Heath Ledger, Gary Oldman, Aaron Eckart, Maggie Gyllenhaal ve Morgan Freeman yer alıyorlar.

“Kara Şövalye”, ülkemizde Türkçe dublajlı ve altyazılı seçenekleri ve IMAX versiyonu ile 25 Temmuz Cuma günü vizyona girecek.



#10
KD ™ Sinema

KD ™ Sinema

    KD ™ Arkadaş

  • Site Botları
  • 147 İleti
Resmi ekleyen

“Batman Begins / Batman Başlıyor” filminin devamı olan “The Dark Knight / Kara Şövalye”, 25 Temmuz Cuma günü gösterime girecek.

Amerika’da vizyona girdiği hafta yakaladığı hasılat rekoru ile dikkatleri üzerine çeken  filmde, Christian Bale, Michael Cane, Heath Ledger, Gary Oldman, Aaron Eckart, Maggie Gyllenhaal ve Morgan Freeman gibi dev oyuncular başrolleri paylaşıyor.

Merakla beklenen ‘Kara Şövalye’ hakkında daha fazla bilgi edinmek isteyenler için filmin yönetmeni Christopher Nolan ile gerçekleştirilen görüntülü röportajı yayınlıyoruz. Bu özel röportajın metnini, aşağıda bulabilirsiniz.

Bu arada, filmin özel hediyelerini kazanmak isterseniz, 23 Temmuz - 3 Ağustos tarihleri arasında gerçekleştirdiğimiz Kara Şövalye yarışmasına katılın. ‘Kara Şövalye’nin anahtarlık, tişört, matara ve defterleri sizi bekliyor. Yarışmaya katılmak için tıklayın!

 


Christopher Nolan ile Röportaj

 

- Filmin vizyonunu belirlerken Frank Miller’dan ya da çizgi romandan etkilendiğiniz oldu mu?

Christopher Nolan: David Goyer ve Jonah ile birlikte senaryoyu oluştururken, Batman’i tüm geçmişi ile değerlendirdik. Batman’in tarihinde o kadar çok önemli detay ve ilham veren parçalar var ki…Böyle bir malzeme üzerinde çalışmak büyük bir keyif. Sanırım filmin merkezinde yer alan, Gordon, Harvey Dent ve  Batman arasındaki üçlü ilişkinin üzerinde “The Long Halloween”in büyük etkisi olduğunu söyleyebilirim. Ama bunun ötesinde, kendi bakış açımız ve karakterlere dair hislerimize dayanan, tamamen bize özgü bir hikaye oluşturmak konusunda da oldukça serbest davrandık.

- ‘Kara Şövalye’nin, önceki Batman filmlerinden farklı olması sizin için önemli miydi?

C.N.: Elbette ki, ‘Kara Şövalye’nin, daha önce yapılan Batman filmlerinden farklı bir tona sahip olması önemliydi. Geçmişteki Batman filmlerinde bulunmayan bir yaklaşımı var bu filmin; daha tanınabilir, daha sıradan bir dünyayı resmediyor ve bu dünyada Batman sıradışı bir figür olarak çıkıyor karşınıza.  

- Heath Ledger’ın diğer Joker’lerden farklı olarak, Joker karakterine ne gibi özellikler getirmesini istediniz?

C.N.: Heath’in canlandırdığı Joker’in kesinlikle çok daha farklı, diğerlerine göre daha tehditkar ve anarşist, yani komedi unsurlarından yoksun bir portre çizmesini istedik.

- Gotham filmde çok gerçek görünüyor. Bu hissi yaratmayı nasıl başardınız?

C.N.: Filmin büyük çoğunluğunu Chicago’da çektik. Sahneleri mümkün oldukça gerçek mekanlarda çekmeye özen gösterdik. Sadece dış alanda, sokaklarda değil; iç mekan çekimlerini de gündelik hayatta kullandığımız ofis ve konferans salonu gibi gerçek alanlarda yaparak daha gerçekçi bir his oluşturmaya çalıştık.

- Chicago’da film çekmek zor bir deneyim miydi?

C.N.: Çekimler için şehrin büyük kısmını kullandık diyebilirim. Chicago yönetiminden ve halkından sonsuz destek aldık. Tahmin etmediğim kadar misafirperver davrandılar, yardımcı oldular. Hep birlikte ortaya inanılmaz işler çıkarmamızı sağladılar.






0 Kullanıcı konuyu okuyor

0 Kullanıcı, 0 Misafir, 0 Kayıtsız kullanıcı