İçeriğe git


Welcome to Kadim Dostlar ™ Forum
Register now to gain access to all of our features. Once registered and logged in, you will be able to create topics, post replies to existing threads, give reputation to your fellow members, get your own private messenger, post status updates, manage your profile and so much more. This message will be removed once you have signed in.
Login to Account Create an Account
Resim

[Sinema Haberleri] 120 İle Yeniden Sinemalarda...

- - - - -

  • Yanıtlamak için lütfen giriş yapın
Bu konuya 135 yanıt gönderildi

#51
KD ™ Sinema

KD ™ Sinema

    KD ™ Arkadaş

  • Site Botları
  • 147 İleti


Resmi ekleyenKültürlerarası anlayış ve gönüllü hizmet kavramlarının toplumda yaygınlaşmasına katkı sağlamayı hedefleyen AFS Gönüllüleri Derneği Ankara Şubesi’nin etkinlikleri kapsamında düzenlenen AFSGD Kültürlerarası Film Festivali, kısa adıyla Fest-i Kült, bu yıl Sinemalar.com’un internet sponsorluğunda, Ankaralı sinemaseverlerle buluşuyor.

13-21 Kasım 2008 tarihleri arasında Kızılay Büyülü Fener ve Fotoğraf Sinema Ankara’da gerçekleşecek festival, film seçkisinde yer alan filmler; “Film Nasıl Çekilir” ve “Ankara Kültür Avı” adlı atölye çalışmalarıyla Ankara’daki festivaller arasında ayrı bir yere sahip.

Her sene kendini yenileyen festival dördüncü senesinde iki farklı yarışmayla ön plana çıkıyor. Bunlardan bir tanesi 18 yaş altındaki film çekme isteği olan gençleri teşvik eden “18- Kısa Film Yarışması” ; diğeri ise kültürlerarası anlayış temasıyla ön plana çıkan “Farklıysak Ne Olmuş?”.

Bunların yanı sıra festivalin film seçkisinde birbirinden önemli birçok film dikkati çekiyor. AFS organizasyonlarını çatısı altında toplayan EFIL’in projesi “Snapshots” kapsamında çekilen filmler festival içinde yer alıyor.

Ödüllü ünlü yönetmen Jeremy Giller’in tüm dünyada ses getiren, bu sene 13 ülkede çeşitli festivallerde gösterilen filmi "Peace One Day – “Barış Bir Gün” Türkiye’de ilk kez Fest-i Kült aracılığıyla izleyici ile buluşuyor.

1994 Makedonya, İngiltere,Fransa ortak yapımı En iyi film dahil 5 dalda Altın Aslan ve en iyi yabancı film Oscar adayı “Before the Rain”-“Yağmurdan Önce” 13 yıl aradan sonra beyazperdede Fest-i Kült bünyesinde can buluyor.

Sinemalar.com’un internet sponsorluğunu üstlendiği festivalde ilgi çeken diğer filmler ise 2007 Altın Ayı ödüllü film "Tuya’s Marriage - “Tuya’nın Evliliği” ve 2008 Goya Ödülü Sahibi "Invisibles - “Görünmeyenler”. Farklı kültürleri bir araya toplayan Fest-i Kült; İspanya’daki ünlü Promofest Film festivali’nden, Amerika’daki Manhattan Kısa Film Festivali’nden, Avusturalya’daki Uluslararası Korku Film Festivali’nden ve Romanya’daki Alter-native Uluslararası Kısa Film Festivali’nden bir araya getirdiği seçkilerle Ankaralı sinemaseverlere kültür ve sinemanın güzel uyumunu göstermeyi amaçlıyor.

Birbirinden güzel filmleri seyircisine ulaştıran Fest-i Kült, film çekimi hakkında daha fazla bilgi öğrenmek veya film çekmek isteyen sinema meraklılarına da festival bünyesindeki çalıştaylarla eşine rastlanmaz bir fırsat sunuyor. İki aşamadan oluşan çalıştay, Alman yönetmen Alexander Roch ve Türk yönetmen Emre Kayış’ın eğitimleri ile 15-16 Kasım tarihlerinde gerçekleşecek olan “Film Nasıl Çekilir?” ile başlıyor ve 17-20 Kasım tarihleri arasında katılımcıların senaryosunu yazıp oynadığı filmlerin çekimlerini kapsayan “Ankara Kültür Avı” ile son buluyor.

Bu çalıştaylara katılmak isteyenlerin, ilgili başvuru formunu doldurarak 1 Kasım 2008 tarihine kadar atolye@festikult.com adresine göndermeleri gerekiyor.

Festival hakkında ayrıntılı bilgiye www.festikult.com adresinden ulaşabilirsiniz.

* Sinemalar.com’da açılan Fest-i Kült 4 grubuna üye olmak için tıklayın.

* Festivalin Facebook sayfasını ziyaret etmek için tıklayın.


#52
KD ™ Sinema

KD ™ Sinema

    KD ™ Arkadaş

  • Site Botları
  • 147 İleti
Resmi ekleyen

Bu hafta vizyona giren “Dinle Neyden” filmini, bir grup davetli ve basın mensubu arkadaşlarımız ile birlikte, 9 Ekim Perşembe günü, Finansbank AFM Cepa sinemalarında düzenlenen Ankara Galası’nda izledik.

1798 Osmanlı-Fransız savaşının yaklaştığı günlerde, iki ülke arasında barış sağlamak umuduyla, ilerleyen hastalığına rağmen tüm siyasi ve insani ilişkilerini devreye sokan, eski Osmanlı Paşası Nuri Dede Efendi’nin gösterdiği kararlı mücadelenin konu edildiği film; yaşanan gelişmelere bizzat tanık olan genç bir Mevlevi Dervişi’nin anlatımıyla beyazperdeye aktarılıyor.

“Dinle Neyden”in yönetmen koltuğunda ise Venedik Film Festivali’nden ödüllü bir Fransız, Jacques Deschamps oturuyor. Osmanlı’ya ait unsurların, Fransız bir yönetmenin bakış açısıyla filme yansıtılması, seyircinin göz zevki açısından tatmin edici sonuçlar doğurmuş. Deschamps’ın yönetmenliğinde, Fransız estetizminden izler bulmak mümkün.

Görsel açıdan keyifli bir seyir vaad eden “Dinle Neyden”, hikayenin özüne yerleştirdiği Mevlevi felsefesi ile de, ‘insan’a dair birçok gerçeği, filmde ‘anlatıcı’ görevini üstlenen Mevlevi Dervişi Halilcan’ın sesinden öğretiler eşliğinde sunuyor seyircisine.    

İki yıldır üzerinde çalışılan “Dinle Neyden” filmi hakkında değerlendirmelerini almak için mikrofonumuzu, filmin başrol oyuncularından Ahu Türkpençe’ye uzattık ve Türk seyircisinin “Azad”, “Bir İstanbul Masalı” ve “Şöhret” gibi televizyon dizilerinden tanıdığı başarılı oyuncu ile son filmi “Dinle Neyden”den yeni dizisi “Karamel”e uzanan keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik.


Resmi ekleyenSinemalar.com: Öncelikle “Dinle Neyden” projesine nasıl dahil olduğunuzu merak ediyorum.

Ahu Türkpençe: Yapım şirketinden arayıp senaryoyu okumamı istediler. Sonra da beni audition’a çağırdılar. Audition’a gittiğimde, Jacques da (yönetmen) oradaydı. Ve orda çok farklı birşey yaptı Jacques. Beni çok ayrı bir havaya soktu. Oyuncusuna çok farklı bir şekilde yaklaşıyor Jacques. Motive olduktan sonra da, o rol alıp başını gidiyor...

Jacques Deschamps’ın yönetmen olarak tarzından etkilendiniz sanırım.

Evet, Jacques ile çalışmayı çok istedim ve olunca da çok sevindim. Jacques’dan çok şey öğrendim. Aslında benim projeyi kabul etmemin en önemli sebebi Jacques Dechamps.

Çok merak ettim şimdi Jacques Deschamps’ın nasıl bir tarzı olduğunu.

Hani biz hep deriz ya; “daha doğal olsun, daha minimal olsun”. Onun da ötesinde birşey yapmaya çalışıyor. Aslında tarif de edemiyorum. Bunu ancak oynarken ya da izlerken hissedebilirsiniz.

Şu ana kadar çalıştığınız diğer yönetmenlerden daha mı iyi Jacques Dechamps?

Aslında sonuç aynı. Sadece yöntemler farklı. “Daha iyi” ya da “daha kötü” gibi bir ayrım yok ortada. Farklı bir yöntem kullanıyor Jacques. Ben film boyunca hep bu yöntemi kullanarak oynadım sahnelerimi ve benim için çok özel bir deneyim oldu.

Bu yöntemi anlamak için filmi izlemek gerek. “Dinle Neyden” nasıl bir film?

Bu film, bildiğimiz sinema filmi klasmanında değil. Belgesel havası çok fazla hissediliyor. Şahsen bu filmi dışardan birisi olarak seyretseydim, benim yorumum şu olurdu: “Belgeseller böyle çekilmeli”. Yani vermek istediği bilgiyi; bir kurmaca, bir hikayenin içine yedirerek aktarmalı. Böylelikle hikayesi sayesinde sıkıcı olmayan ama aynı zamanda öğretici olan bir çalışma çıkar ortaya. İşte böyle bir film “Dinle Neyden”.

Resmi ekleyen“Dinle Neyden” neler öğretiyor seyircisine?

Biliyorsunuz, “Dinle Neyden”, Mevlana’nın 800. doğum yılı münasebetiyle çekilmiş bir film.  Dolayısıyla Mevlevi felsefesi üzerine birşeyler anlatmaya çalışıyor. O yüzden, çok naif bir hikayesi var.

Size bu anlamda bir katkısı oldu mu filmin?

Ben, tiyatro ile uğraşan herkes gibi, Mevlevi felsefesi ile daha önceden de ilgileniyordum zaten. Sonuçta insanı oynuyoruz biz. İnsanı oynamak için, önce insanı bilmek gerek. İnsanı bilmek, kendini bilmekten geçiyor. Kendini bilmek, kendini aramaktan geçiyor. Dolayısıyla felsefe bizim işimizin özünde var.

Nasıl bir karakteri canlandırıyorsunuz filmde?

Sarayda sultanın kalfasıyım ben ve tabii ki onun sağ koluyum. Dönemin getirisi itibariyle, kadın ve erkek arasında iletişim kurabilmek oldukça zor tabii. Ama ben, saraya gelen doktora aşık oluyorum. Konuşmadan ve dokunmadan,  aşkımı dile getirmeye çalışıyorum. Ancak güçlü bir karakter olduğum için, ilk adımı ben atıyorum.   

Gülnihal Kalfa’yı canlandırırken, dönemin özelliklerine bağlı kalmak gereksiniminden ötürü zorlandığınız anlar oldu mu?

Hayır, hiç zorlanmadım. Aksine keyifli ve eğlenceliydi.

Resmi ekleyenBu filmden sonra, başka bir sinema projesi var mı gündemde?

Başka bir sinema filmi var aslında ama biraz zaman alacak gibi görünüyor. Detaylarını şimdi paylaşmak için çok erken. Tekrar senaryoyu değiştiriyorlar çünkü. Ama onun dışında bir dizi filmim var.

Evet biliyorum, “Karamel” adı. Tanıtımlarını izledim. Bu sene İstanbul Film Festivali’nde de gösterilen, Nadine Labaki’nin “Karamel” filmini anımsattı bana.  

Evet, haklısın. Zaten dizinin çıkış noktası o film. Ben festivalde “Karamel”i seyretmiştim. Sonra Pastel Yapım’dan beni bir dizi için aradılar. Ben de “Dizi yapmak istemiyorum, teşekkür ederim” dedim. “Peki sizin aklınızda bir proje var mı” dediler. Ben de festivalde izlediğim “Karamel”den bahsettim ve “Ondan çok iyi dizi olur, isterseniz beraber çalışabiliriz” dedim. Filmde çok güzel kadın karakterler var. Güzel işlenirse, çok hoş bir dizi olabilir gerçekten.

O zaman bekliyoruz “Karamel”i merakla.

Tanıtımları dönmeye başladı. Bakalım, inşallah başarılı olacak.  


Röportaj: Serkan Tavşanoğlu



#53
KD ™ Sinema

KD ™ Sinema

    KD ™ Arkadaş

  • Site Botları
  • 147 İleti
Resmi ekleyen

Sinemalar.com’un internet sponsorluğunu üstlendiği Uluslararası Bursa İpek Yolu Film Festivali, genç sinemacıların ilk filmlerinden, büyük ustaların merakla beklenen son filmlerine,  canlandırma sinemasından komediye, geniş bir yelpazede, 100’e yakın filmi 28 Kasım – 4 Aralık 2008 tarihleri arasında Bursalı izleyicilerle buluşturuyor.

Bursa Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen, zengin programı ile dünya sinemasının seçkin örneklerini Bursa’ya taşıyan Uluslararası Bursa İpek Yolu Film Festivali, gösterim şansı bulamayan kaliteli filmleri ülkemizde sinemaseverlerle buluştururken, diğer yandan Türk filmlerinin yurtdışında gösterimi ve tanıtımı için, yurtdışı film festivalleri ile işbirliğine girişiyor.

Bu yıl ilk kez hayata geçirilen yurtdışı film festivalleri işbirliği çerçevesinde, festivalin ‘İpek Yolu Üzerinden: Bosna-Hersek’ bölümünde gösterilecek olan seçki, yönetmenliğini Mirsad Purivatra’nın yaptığı “Saraybosna Film Festivali / Sarajevo Film Festival” tarafından oluşturuldu.

“Saraybosna Film Festivali” ile birlikte hayata geçirilen, yurtdışı film festivalleri işbirliği, “Roma Film Festivali / Festival Internazionale Del Film di Roma” ile devam ediyor.

Bu yıl üçüncü yaşını kutlayan Uluslararası Bursa İpek Yolu Film Festivali, kendisi gibi genç bir festival olan ve İtalya’nın başkenti Roma’da 22-31 Ekim 2008 tarihleri arasında üçüncü kez düzenlenen “Roma Film Festivali” ile yapılan işbirliği çerçevesinde, festival film programında yer alan‘Grand Tour’ başlıklı bölümünün seçkisini oluşturdu.

Roma Film Festivali’nin ülkeler arası köprü oluşturmak ve diğer ülke sinemalarının bağımsız örneklerini, gezici festival konsepti ile izleyiciye ulaştıran ve festival öncesi başlayarak aynı zamanda sonlandırdığı ‘Grand Tour’ bölümünde bu yıl konuk ülke olarak Türkiye seçildi. Roma’nın birçok bölgesinde gösterilecek olan filmler Uluslararası Bursa İpek Yolu Film Festivali tarafından belirlendi.

Türk filmlerinin toplu gösteriminin yapılacağı ve 17 Ekim 2008 Cuma günü Ahmet Uluçay’ın 2004 yapımı “Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak” filmi ile başlayacak olan ‘Grand Tour’ gösterimlerinde sırasıyla: Cem Yılmaz’ın Ali Tamer Baltacı ile birlikte yönettiği “Hokkabaz” (2006); Ezel Akay’ın “Hacivat Karagöz Neden Öldürüldü?” (2006);  Barış Pirhasan’ın yönetmenliğini üstlendiği “Adem’in Trenleri” (2007); Turgut Yasalar’ın “Sis ve Gece” (2007) ve Özer Kızıltan’ın “Takva” filmleri gösterilecek. Gösterimler 22 Ekim 2008 Çarşamba Aren Perdeci’nin “Yanlış Zaman Yolcuları” filmi ile noktalanacak.



#54
KD ™ Sinema

KD ™ Sinema

    KD ™ Arkadaş

  • Site Botları
  • 147 İleti
Resmi ekleyen

Jean-Claude Van Damme olmak zor olmalı! Tabi, uluslararası tanınan bir ünlü (muhtemelen dünyanın en ünlü Belçikalısı) ve artık, geçmişindeki sadece video için çekilen filmlerle şöhretine biraz da gölge düşmüş bir süperstar. Sürpriz dolu bir kariyer hamlesiyle Van Damme, JCVD’de, tüm zaaflarını gözler önüne serme cesaretini gösterip kendisini canlandırıyor.  Şöhretin doğasının yarattığı bu aksiyon komedi göz kamaştırıyor.

Van Damme’ın mali endişelerinin yanısıra başı bir de, kızının velayet davasında, çekmiş olduğu filmlerde yarattığı saldırgan karakterlerin kendisini iyi bir baba figürü olmaktan uzak tuttuğunu iddia eden avukatlarla  da belada. Biraz olsun rahatlamak isteyen Van Damme, yarattığı yenilmez efsanenin hala tamamen yokolmadığı aile yuvasına, Belçika’ya döner.

Para transferi yapmak için postaneye giden Van Damme, başrolünü oynadığı filmlerin senaryolarını aratmayan bir hikayenin içinde bulur kendini. Bir soygunun ortasına düşmekle kalmaz, üstüne üstlük bir de rehin alınır. Ancak polisin değerlendirmesi bambaşka olur. Polis, yaşadığı kaostan bunalan süperstarın artık kafayı yediğini ve postaneyi soymaya kalktığını zanneder. Bir anda suçlular ve rehine yer değiştirir. Diğer tarafta ise ünlü aktör, başına dayanmış silahın gölgesinde; göz yaşlarına boğulmuş, çelişkiler yaşayan, umutları olan sıradan bir insana dönüşmüştür. Ya yarattığı efsane? Yeniden ayağa kalkabilecek midir?

Mabrouk El Mechri’nin son derece keyifli bu aksiyon komedisinde Van Damme, Spike Jonze’nin John Malkovich Olmak filminde yarattığına benzer bir atmosferde, son derece dramatik bir karakter çiziyor.

Şaşırtıcı derecede eğlenceli ve sürprizlere dolu olan JCVD, emekliliği yaklaşmış bir ekran kahramanın yaşadığı zorlukları, gerçek hayatın içinden çıkarıp perdeye taşıyor.

Jean Claude Van Damme Hakkında

1960 Ekim’inde Brüksel, Belçika’da doğan Jeean-Claude Van Varenberg’in çocukluk ve gençlik yılları aynı şehirde geçti.

Okul yıllarında spora olan düşkünlüğü dikkat çeken Jean-Claude’u babası, karate hocası Claude Goetz ile tanıştırdı. Yıllar süren çalışmalarında Jean-Claude zaman zaman bunalımlar yaşadıysa da karate her zaman hayatının en önemli parçası oldu.

1979’da takımıyla beraber Avrupa Şampiyonası’nı kazandıktan sonara, Wako, Florida’daki Dünya Şampiyonası’na katıldı. Amerika’dan oldukça etkilenen Jean-Claude gerçek başarının çok sıkı çalışmakla kazanıldığına ikna oldu. Dünya Şampiyona’sında ikincilik alan Tuegels’e yenilen sporcu, zorlu bir antreman sürecinin ardından bir kaç ay içinde yeniden Tuegels’in karşısına çıktı ve 2 dakikadan kısa bir sürede hem maçı, hem de intikamını aldı.

Takip eden yıllarda sık sık Amreika’ya gidip gelmeye başlayan Jean-Claude, vücut geliştirme sporuna devam etmesine ve Brüksel’de ünlü bir salon açmasına rağmen gerçek rüyasından vazgeçmedi, Sinema!

Sinemaya giden yolun Hollywood’tan geçtiğini bilen Jean-Claude, 1982’de Los Angeles’ta yaşamaya başladı. Tek keliğme İngilizce bilmiyordu ve adının telaffuzu çok zordu. Artık Van Damme kimliğiyle yaşamaya başlayan sporcu, hayatını idame ettirebilmek için taksi şoförlüğünden dans öğretmenliğine bir çok farklı işte çalıştı.

Dört yıl boyunca bu şekilde yaşamaya devam etti ve asla fırsatın ayağına gelmesini beklemedi. Kapı kapı dolaşıp ünlü yapımcılar ve Stallone, Scwarzenegger, Chuck Norris gibi aktörlerle tanışmaya çalıştı. Missing in Action, No Retreat No Surrender gibi filmlerde rol kapmak, Van Damme’ın düşlerinin yanında çok hafif kalıyordu. Ve günü birinde hayatının en riskli hamlesini yaptı!

1986 yılında, Hollywood’un ünlü yapımcılarından Menahem Golan’ın akşam yemeğini bitirmesini bekledi ve çıktığı restoranın kapısında kendine küçük bir karate hamlesi yaptı. Sahneden etkilenen yapımcı Van Damme’ı ertesi gün ofisinde beklediğini söyledi.  6 saat bekleme odasında ter döken Van Damme, Golan’ın odasından elinde Bloodsport’un (Kan Sporu) senaryosuyla çıkar.

Bütçesi düşük olan film yapımcıyı tatmin etmez ve sadece videoya çıkmasına karar verilir. Bunun hayatının fırsatı olduğunu düşünen aktör ise pes etmez ve kendi başına yeniden kurguladığı filmi, hiç reklamsız sinemaya çıkması için yapımcıyı ikna eder.

Kan Sporu dünya çapında inanılmaz bir başarı yakalar ve Van  Damme yarattığı stille gerçek bir aktöre dönüşür. Aktör aynı dönemde bir başka mutluluk da yaşamaktadır, oğlu Kristopher dünyaya gelir.

Kan Sporu’nun ardından Van Damme’ın gerçek anlamda aktörülük kariyeri başlar; 1988’de Black Eagle, ertesi yıl Cyborg, 1990’da With Full Contact ve Death Warrant, 1991’de ikiz kardeşleri canlandırdığı Double Impact, 1992’de Universal Soldier, 1993’de Nowhere to Run ve Hard Target, bir yıl sonar Timecop, Street Fighter ve Sudden Death.

1996’da Monako’ya yerleşen aktör kendi şirketini kurar. Yapımcılığını üstlendiği Maximum Risk, Double Team, Légionnaire ve Knock Off kendisine istediği başarıyı kazandırır. 1999’daInferno ve Universal Soldiers 2 ile Van Damme artık tam anlamıyla bir sinemacı olduğunu kanıtlamıştır.



#55
KD ™ Sinema

KD ™ Sinema

    KD ™ Arkadaş

  • Site Botları
  • 147 İleti
Resmi ekleyen

45. Antalya Altın Portakal Film Festivali Ödülleri, dün akşam düzenlenen törenle sahiplerini buldu. İşte Antalya’dan ödülle dönen film ve sanatçılar:  

45. Antalya Altın Portakal Film Festivali Onur Ödülleri

Sinema Başarı Ödülü - Hülya Avşar
Onur Ödülü - Yılmaz Atadeniz
Yıldırım Önal Anı Ödülü - Müşfik Kenter
Sinema Emek Ödülü - Aydın Mesut Yurteri
Festival Nişanı - Filiz Akın

Kültür Sanat Ödülleri
Muhterem Nur, Eşref Kolçak, Yücel Çakmaklı

45. Antalya Altın Portakal Film Festivali Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması

En İyi Film
Pazar - Bir Ticaret Masalı / Ben Hopkins

En İyi Yönetmen
Derviş Zaim / Nokta

En İyi Senaryo
Pazar: Bir Ticaret Masalı / Ben Hopkins

En İyi Erkek Oyuncu
Tayanç Ayaydın / Pazar: Bir Ticaret Masalı

En İyi Kadın Oyuncu
Nurgül Yeşilçay / Vicdan

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu
Volga Sorgu Tekinoğlu / Başka Semtin Çocukları - Gitmek

En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu
Övül Avkıran / Pandora'nın Kutusu

En İyi Görüntü Yönetmeni ve Kodak Ödülü Sahibi
Zekeriya Kurtuluş / Vicdan

En İyi Sanat Yönetmeni
Türker İşçi / Başka Semtin Çocukları

En İyi Müzik
Mazlum Çimen / Nokta

En İyi Kurgu
Mustafa Precheva

En İyi Ses Tasarımı ve Miksaj
Kostasvi Variopiotis

En İyi Özel Efekt
Burak Balkan / Üç Maymun

En İyi Kostüm Tasarımı
Zeynep Sırlıkaya

En İyi Makyaj ve Saç Tasarımı
Vesey Üsten / Vicdan

En İyi Laboratuvar
Fono Film - Gökten Üç Elma Düştü - Vicdan

Digiturk Behlül Dal En İyi Genç Yetenek Ödülü
Aydın Bulut / Başka Semtin Çocukları

Yurtiçi Kargo Dr.Avni Tolunay Jüri Özel Ödülü
Nokta - Derviş Zaim

45. Antalya Altın Portakal Film Festivali Ulusal Kısa Film Yarışması

En İyi Kısa Film
Gemeinschaft / Özlem Akın

45. Antalya Altın Portakal Film Festivali Ulusal Belgesel Film Yarışması

En İyi Belgesel
Adakale Sözlerim Çoktur / İsmet Arasan

Jüri Özel Ödülü
Nefes - Cüneyt Birol

SİYAD Jüri Özel Ödülü
Hayat Var / Reha Erdem



#56
KD ™ Sinema

KD ™ Sinema

    KD ™ Arkadaş

  • Site Botları
  • 147 İleti
Resmi ekleyenTürkiye’nin ilk kadın filmleri festivalini düzenleyen Uçan Süpürge, Almanya’nın tek kadın filmleri festivali olan Dortmund-Köln Uluslararası Kadın Filmleri Festivali ile birlikte Aralık 2007’den beri “Çocuk Gelinler” adlı bir proje yürütüyor. Avrupa Birliği’nin Sivil Toplum Diyaloğu: Kültür Hareketi Programı çerçevesinde desteklenen bu proje; dünyanın pek çok bölgesinde olduğu gibi Türkiye’de de yaygın olarak görülen erken yaşta ve zorla yaptırılan evliliklere dikkat çekerek bu soruna karşı farkındalık yaratmak amacı taşıyor.

Proje kapsamında önce, Almanya ve Türkiye’de eşzamanlı olarak Sözsüz Kısa Film Sinopsis Yarışması açıldı. Yarışmaya katılan film öyküleri, her iki ülkede oluşturulan jüriler tarafından değerlendirildi ve bu değerlendirme sonucunda Almanya’dan 5 ve Türkiye’den 5 olmak üzere 10 katılımcı finale kaldı. Finalistler 2008 yılının Temmuz ayı boyunca Ankara’da Uçan Süpürge’nin konuğu olarak iki atölye çalışmasına katıldılar. ‘Senaryo Atölyesi’nde, Türkiye’den Aylin Eren ve Almanya’dan Bernadette Feiler yönetiminde, toplam 10 film öyküsü içinden jürinin belirlediği 2 öyküyü hep birlikte senaryolaştırdılar. Daha sonra ise yine Türkiye’den Leyla Özalp ve Almanya’dan Maren-Kea Freese yönetiminde ‘Yapım Öncesi’ ve ‘Yapım’ Atölyelerine katılan finalistler, seçilmiş olan 2 senaryoyu kolektif çalışmayla filme çektiler.

Atölye katılımcıları, bu eğitmenler eşliğinde, film yapımı sürecinin bütün aşamalarını birlikte deneyimlediler ve profesyonel bir yapım şirketinin teknik desteğiyle 2 sözsüz kısa film yarattılar. Bu filmler; Almanya’dan Dennis Todoroviç’in aynı adlı öyküsünden çekilen “Nefes al, Alma, Nefes al” ve Türkiye’den Damla Köle’nin ‘Meme’ adlı öyküsünden çekilen “Beni Geri Çağır Hayat” adlı filmlerdi.

Filmlerin dünya prömiyeri, 23 Ekim günü saat 19.00’da Ankara’da, Devlet Tiyatroları Şinasi Sahnesi’nde yapılacak. Bu özel geceye Almanya ve Türkiye’den çok sayıda siyasetçi, diplomat, sivil toplum kuruluşu ve resmi kurum temsilcileri, sinemacı, gazeteci ve sinemaseverlerin yanı sıra Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay da katılacak.

#57
KD ™ Sinema

KD ™ Sinema

    KD ™ Arkadaş

  • Site Botları
  • 147 İleti
Resmi ekleyen

Avrupa ve İtalyan sinemasının önde gelen yönetmenlerinden Ferzan Özpetek’in son filmi “Mükemmel Bir Gün” 31 Ekim’de Türkiye çapında 40 salonda gösterime giriyor. İtalya’da “Un Giorno Perfetto” ismiyle 5 Eylül 2008’de 400 salonda vizyona giren film, 45. Antalya Altın Portakal Film Festivali bünyesindeki 4. Uluslararası Avrasya Film Festivali’nin de açılış filmi oldu. Filmin başrol oyuncusu ve İtalyan sinemasının tanınmış oyuncularından Isabella Ferrari ile filmin yapımcılığını üstlenen Domenico Procacci de festivalin açılış gecesinde hazır bulundu.

Mükemmel Bir Gün”ün senaryosu, profesyonel sinema hayatına film eleştirmeni ve film yapımcısı olarak başlayan ve bugün İtalya’nın en önemli senaryo yazarlarından biri olan Sandro Petraglia ile birlikte Ferzan Özpetek’e ait. Filmin başrollerini Isabella Ferrari ve Valerio Mastandrea paylaşıyor. Ağustos ayında düzenlenen 65. Venedik Film Festivali’nin yarışma bölümüne katılmaya hak kazanan 21 filmden biri olan “Mükemmel Bir Gün”, Eylül ayında da Toronto Film Festivali’nde gösterildi.

Evli ve iki çocuk sahibi olan Emma (Isabella Ferrari) ile Antonio (Valerio Mastandrea), bir yıl önce ayrılmışlardır. Antonio, beraber yaşamış oldukları evde artık tek başına oturmaktadır. Emma ise, çocuklarını da alarak annesinin yanına yerleşmiştir. Bir akşam, Antonio’nun dairesinden silah sesleri duyulur. Komşular tarafından çağırılan polisler kapıyı kırarak daireye girmeye hazırlanırken; Mükemmel Bir Gün, o ana kadar geçen son 24 saati anlatır bizlere.

Ferzan Özpetek, yeni filmi “Mükemmel Bir Gün” için, “Gazetelerde başkalarını öldüren canavarları ve yaşanan trajedileri hep okuyoruz. Ancak benim filmim, bu canavarların iç dünyalarını ve aslında bizim gibi insanlar olduklarını gözler önüne seriyor. Bence bu filmde kimin kurban kimin cellât olduğu belirsiz; aslında cellât da, filmdeki karakterleri bu denli ciddi sonuçlar doğuracak şekilde davranmaya iten de hayattan başkası değil” yorumunu yaptı.

1959 doğumlu Ferzan Özpetek, ilk filmi “Hamam”dan itibaren tüm filmleri ile uluslararası düzeyde takdir gördü ve aralarında İtalya’nın en büyük sinema ödülü David di Donatello’nun da yer aldığı birçok ödül kazandı. Dünyanın önde gelen sinema festivallerine davet edilen Özpetek, Avrupa’nın en önemli yönetmenleri arasında gösteriliyor.

Mükemmel Bir Gün”ün orijinal müzikleri ise yönetmenin Cahil Periler ve Karşı Pencere filmlerinde de birlikte çalıştığı müzisyen Andrea Guerra’ya ait… Andrea Guerra Karşı Pencere’deki müzikleriyle David di Donatello ödülüne, Cahil Periler’deki müzikleriyle de İtalyan Müzik Ödülü Flaiano’ya layık görüldü.



#58
KD ™ Sinema

KD ™ Sinema

    KD ™ Arkadaş

  • Site Botları
  • 147 İleti
Resmi ekleyen

14-20 Kasım 2008 tarihleri arasında, Ankara Kızılay Büyülü Fener sinemasında, Sinemalar.com'un internet sponsorluğunda gerçekleştirilecek olan Fest-i Kült 4 – Kültürlerarası Film Festivali’nin tanıtımına destek vermek amacıyla, Ankara’daki bazı üniversitelerde özel film gösterimleri düzenlenecek.

Bu tanıtım gösterimlerinde, geçtiğimiz yıllarda düzenlenen Fest-i Kült Film Festivalleri kapsamında gösterilen filmlerden seçkilere yer verilecek.

Tüm üniversitelilerin davetli olduğu bu özel gösterimlerde,  birbirinden güzel kısa filmlerin yer aldığı seçkileri izleme fırsatı bulabileceksiniz.

Gösterimlerin tarihlerine ve ayrıntılı program bilgilerine www.festikult.com adresinden ulaşabilirsiniz.

Sinemalar.com'daki Fest-i Kült grubuna üye olarak, festival ile ilgili gelişmeleri sıcağı sıcağına takip edebilirsiniz. Üye olmak için tıklayın.

En Yakın Fest-i Kült Tanıtım Gösterimleri

23 Ekim Perşembe - Bilkent Üniversitesi saat:18.00
Gösterim yeri:  FFB 05 (Güzel Sanatlar Fakültesi) Bilkent Üniversitesi
Bilkent Sinema Topluluğu Aracılığıyla
 
25 Ekim Cumartesi - ODTÜ saat: 10.00
Gösterim Yeri: MM-25 Amfisi
ODTÜ Kısa Film Festivali kapsamında özel seans

30- 31 Ekim Perşembe-Cuma - Hacettepe Üniversitesi saat 14:00-17:00
Gösterim Yeri: Tuğrul Çubukçu Salonu (Beytepe Kampüsü)
Hacettepe İşletme Topluluğu Aracılığıyla



#59
KD ™ Sinema

KD ™ Sinema

    KD ™ Arkadaş

  • Site Botları
  • 147 İleti
Resmi ekleyen

Ekranların ‘yeni nesil’ oyuncuları arasında, başarısı ve farklı duruşu ile dikkatleri üzerine çekiyor Fahriye Evcen… Almanya’da kendi halinde bir genç kız olarak yaşarken, tesadüf sonucu kadrosuna dahil olduğu “Yaprak Dökümü” dizisi ile hayatı değişen Evcen, şimdilerde ikinci sinema filminin heyecanını yaşıyor. 24 Ekim’de gösterime girecek Türk işi romantik komedi “Aşk Tutulması”nda, Tolgahan Sayışman ile başrolü paylaşan genç oyuncu, Türk sinemasının yeni yıldızı olma yolunda emin adımlarla ilerliyor.    

Bu sezon sona erecek “Yaprak Dökümü” dizisinin ardından, yepyeni projelerde izleyeceğimiz Fahriye Evcen ile; Almanya’dan Türkiye’ye, televizyondan sinemaya uzanan samimi bir söyleşi gerçekleştirdik. Evcen, bugünlerde karnında uçuşan kelebeklerden de bahsetti bizlere…


Sinemalar.com: Oyunculuk tamamen tesadüfen mi girdi hayatına? Oyuncu olmak gibi bir hayalin var mıydı?

Fahriye Evcen: Televizyon oyunculuğuna tesadüfen basladım. Almanya’da lise döneminde 2 sene   tiyatro eğitimi aldım. Televizyon ve sinemayla bir ilişkim yoktu ama tiyatro oyunculuğu en büyük hayalimdi, Ancak Almanya’da konservatuara girebilmek oldukça zor. Orada az sayıda konservatuar var. Türkiye bu anlamda daha uygun geldi bana. Bu yüzden tiyatro eğitimimi yarıda bırakıp, burada kariyer yapmaya karar verdim.

Almanya’da nasıl bir hayatın vardı? Neler yapıyordun?

Solingen’de doğdum ve büyüdüm ben. Solingen kücük bir şehirdir. Orada çocukluk ve okul dönemim çok sakin geçti. Okuduğum üniversite Düsseldorf’ta olduğu için, daha kozmopolit ve büyük şehir yaşantısıyla orada tanıştım.

Resmi ekleyenGelecek hayallerin oyunculuk üzerine mi kurulu?

Çocukluğumdan bu yana tiyatroyla iç içeyim. Asıl hayalim tiyatroydu. Söylediğim gibi, 2 sene tiyatro eğitimi almama rağmen, bu eğitimden vazgeçip, çocukluğumdan bu yana çok fazla ilgi duyduğum  bir diğer  dala yöneldim; sosyoloji  ve felsefe. İkisi de her zaman çok fazla yer kaplamıştır hayatımda ve hala öyle. Hayalim hem sosyolojiyi hem oyunculuğu bir arada yürütmek.

Sosyolojiyi bilemem ama oyunculuk konusunda deneyimin olmadığı halde, nice oyunculara taş çıkartan bir performans sergiliyorsun ‘Yaprak Dökümü’nde. Sana da ilginç gelmiyor mu bu durum?

Deneyimim olmadığı doğru.  3 senedir bu işi yapıyorum ve deneyim kazanma sürecini henüz tamamlamadım . Ama eğitim anlamında sıfırdan başlamadım. Tiyatro ve sinema oyunculuğu arasında farklar olsa da, aldığım tiyatro eğitimi, oyunculuğun temel kurallarını öğrenmemi sağladı. Oyunculuk konusunda bir altyapım var bu nedenle.  Bir oyuncunun deneyim kazandıkça kendini eğittiğine inanıyorum. “Yaprak Dökümü”ndeki performansım beni memnun ediyor. Ama kendini çok fazla eleştiren bir insanım. Daha iyi olabilmek adına  her hafta kendimi gözlemliyorum ve detaylara yönelik çalışıyorum. Böylece, kendimi daha hızlı geliştirdiğime inanıyorum.

‘Yaprak Dökümü’nde çoğu tiyatro kökenli, çok başarılı oyuncularla birlikte rol alıyorsun. Başarısız olmaktan korktun mu ilk başlarda?

Bu sadece oyunculuk için geçerli değil. Herhangi bir meslek sahibi bir genç için de aynı kaygı söz konusu. Kimse başarısız olmak istemez tabi. Ama hangi meslek olursa olsun, bir öğrenme ve o işte pişme süreci vardır. Zaten hayata bir meslek sahibi olarak başlamıyoruz, seçtiğimiz mesleği zamanla ögreniyoruz. Ancak ilerleyen zamanlarda bir gelişme kaydedemiyorsan başarısızsındır. Kendime baktığımda, şu ana kadar, böyle bir durumun söz konusu olduğunu düsünmüyorum.

Resmi ekleyenO kadar yoğun bir dram var ki dizide… “Bu dizi adamı hasta eder” diyoruz ama yine de merakla izliyoruz. Senin gözünle nasıl bir dizi “Yaprak Dökümü”?

“Yaprak Dökümü” çok ağır bir dram. Sadece izlemesi değil, oyuncu olarak bu dramı yansıtmak da insanı oldukça etkiliyor. Sana hak veriyorum, duygusal olarak benim de etkilendiğim yerler oluyor dizide ama yine de benim için çok keyifli bir proje.

Sette nasıl bir ortamda çalışıyorsunuz? Aranızda anlaşmazlıklar yaşandığı oluyor mu?

Çok huzurlu bir setimiz var. Oyuncular ve teknik ekip ile çok uyumluyuz. Yok, hiç öyle gerginlikler olmuyor, anlaşmazlıklar yaşanmıyor.

“Yaprak Dökümü”nden sonra şimdi de “Aşk Tutulması” adlı sinema filminde başrolde oynuyorsun. Fragmanlardan anladığımız kadarıyla çok keyifli bir filme benziyor. Neler bekliyor bizi “Aşk Tutulması”nda?

“Aşk Tutulması” çok eğlenceli bir film oldu. Uzun yıllardır Türkiye’de romantik komedi yapılmıyordu.  Bu film birçok duyguyu barındırıyor içinde. İzleyenler hem duygulanacaklar, hem gülecekler. Ama en önemlisi, çok samimi bir film seyredecekler.

Resmi ekleyen“Aşk Tutulması”nın fragmanı, Sinemalar.com’da en çok izlenen fragmanlardan biri oldu. Filmin seyirciden ilgi göreceğini düşünüyor musun?

Evet, kesinlikle ilgi görecek bence. Çünkü seyirci komedi, dram ve romantizm içeren bir film izlemedi uzun zamandır. Bu yüzden böyle filmlerin özlenmiş olacağını düşünüyorum

Çekimler nasıl geçti? “Aşk Tutulması”nda başrolde oynamak nasıl bir deneyimdi senin için?

Bu ikinci uzun metrajlı filmim ve ikisinde de başrolde oynadım. Tabi ki oldukça heyecan verici birşey bu. Bu heyecan kendi adıma hep daha fazlasını, daha iyisini yapmak istememe sebep oluyor.

Bu rol için neden seni tercih ettiler? Bu tercihte güzelliğinin payı var mıdır sence?

Bu soruyu yapımcı ve yönetmenin cevaplaması daha uygun olur bence. Vereceğim cevap objektif olmayabilir.

Magazin basınının, filmdeki rol arkadaşın Tolgahan Sayışman ile birlikte olduğun yönünde haberler yapmasını bekliyorduk. Ancak tam bu esnada hayatına Özcan Deniz girdi. Sizi çok yakıştırıyor herkes. Mutlu musun?

Evet, cok mutluyum.

Harika. Hep sürmesini diliyorum mutluluğunun. Ben sadece şunu merak ediyorum. Aşk, senin performansını nasıl etkiliyor? Rolüne daha sıkı sarılmanı mı sağlıyor yoksa aklın bir karış havada mı?

Aşk, çok özel bir duygu. Ve ona ayırdığım anlar ve ruh hali de çok özel. Bu yüzden, performansımda bir etkisi olduğunu sanmıyorum. Çünkü oyunculuğun temelinde teknik ve metodlar var. Ama moral anlamında sorarsan, Özcan’ın hayatımda olması tabi ki mutlu ediyor beni ve pozitif bir etkisi oluyor üzerimde.

Samimiyetin için teşekkür ederim. Hemen filme dönelim yine. Kendi adına neler bekliyorsun “Aşk Tutulması”ndan? Kariyerin için nasıl bir adım oldu bu film?

Kariyerim açısından baktığımda,  tabi ki bir basamak daha yükseltti beni bu film. Geçen yaz çektiğimiz “Cennet” adlı filmden çok farklı bir çalışma bu. O psikolojik – dram, bu romantik - komedi. Yani herşeyi ile  çok farklı iki filmden bahsediyoruz. Oyunculuk performansım için de geçerli bu. Bu benim için bir avantaj. Çünkü bir oyuncu yelpazesindeki renkleri ne kadar gösterebilirse o kadar iyi bence.

Resmi ekleyenBundan sonra sinemaya ağırlık vermeyi düşünüyor musun? Yeni film teklifleri var mı?

Şu anda netleşen bir iş yok. Sinema zaten hayatımda. Bu sekilde devam etmesi yeterli benim için. Ağırlığı iş sayısıyla değil, kalitesiyle koymayı tercih ederim.

“Yaprak Dökümü” bu sezon bitiyor. Yeni dizi teklifleri var mı?

Evet, bu sezon artık bitiyor “Yaprak Dökümü”. Henüz netleşen yeni bir dizi projesi yok. Nejla’dan sıyrılmam zaman alabilir.

Dizide seni gülerken görmek neredeyse imkansız. Nejla için bir mutlu son yaşanacak mı? Hiç değilse, dizinin sonunda gönül rahatlığıyla gülerken görelim seni…

Bilemiyorum, ama dizide öyle bir noktaya geldik ki, hiçbir şeyin garantisi yok. Göz pınarlarım kurudu Nejla yüzünden. Her an her şey olabilir dizide, bekleyip göreceğiz.


Röportaj: Serkan Tavşanoğlu



#60
KD ™ Sinema

KD ™ Sinema

    KD ™ Arkadaş

  • Site Botları
  • 147 İleti
Resmi ekleyenÇekimleri başlamasıyla birlikte pek çok tartışmaya konu olan “Osmanlı Cumhuriyeti” filmi şimdilerde yeni fragmanı ve kamera arkasında yaşanan olaylarıyla gündeme geliyor.

İlk defa bir dönem filminde oynayan başrol oyuncuları Ata Demirer ve Vildan Atasever film çekimleri sırasında oldukça eğlenirken, senaryosunu ve yönetmenliğini Gani Müjde’nin yaptığı “Osmanlı Cumhuriyeti” filmi, kendini birçok tartışmanın içinde buldu.

Sinemaseverler “Osmanlı Cumhuriyeti” için kamera karşısına geçen ünlü komedyen Ata Demirer’i ilk kez öpüşürken görecek. Film çekimleri sırasında kahkahalara boğulan ekip ve oyuncular, bu sahne için büyük ter döktü.

21 Kasım’da vizyona girecek olan “Osmanlı Cumhuriyeti”, geniş oyuncu kadrosu ve sürpriz oyuncularının yanı sıra müzikleri ile de sinemaseverlerden tam not almayı hedefliyor.




0 Kullanıcı konuyu okuyor

0 Kullanıcı, 0 Misafir, 0 Kayıtsız kullanıcı