İçeriğe git

Welcome to Kadim Dostlar ™ Forum
Register now to gain access to all of our features. Once registered and logged in, you will be able to create topics, post replies to existing threads, give reputation to your fellow members, get your own private messenger, post status updates, manage your profile and so much more. This message will be removed once you have signed in.
Login to Account Create an Account
Resim

[Mitoloji] Elf - Peri Nedir? | "Mükemmel Güzel" Elfler - Efsaneler - Popüler Kültürde Elfler - Tolkien'e Göre Elfler - Mitolojiye Göre Elfler - Orman Elfi - Dark Elf - Tolkien'e Göre Yaradılış Efsanesi

- - - - -

  • Yanıtlamak için lütfen giriş yapın
Bu konuya 15 yanıt gönderildi

#1
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.

Elf - Peri



Elf, aslen İskandinavya ve İngiltere mitolojisinde yer aldığı varsayılan peri halkına verilen ad.

Elfler, yazar J.R.R. Tolkien tarafından modern edebiyata kazandırılmış ve fantastik kurgunun en popüler öğelerinden biri haline gelmişlerdir.




Resmi ekleyen


"Mükemmel güzel" elfler, "Çayırın Elfleri" adlı tabloda - Nils Blommér (1850)





Özellikleri arasında; katledilmedikçe veya kederden solmadıkça ölmezler, hiç bir hastalığa yakalanmaz ve uzun yolculuklarda "lembas" adını verdikleri yolazığını kullanırlar. Ateş yakmaz ve ağaç kesmezler yani insanların tam aksi yöndedirler.

Yaşayış tarzları olarak da, genelde doğa ile iç içe ve gelişimini doğa ile bir bütün olarak sağlayan bir halktır. Büyücülükle uğraşanları da vardır (galadriel, feanor gibi). Asil ve alçak gönüllülerdir, asla sözlerinden dönmezler.

Orta Dünya'da "mükemmel güzellik" gibi bir sembol oluşturabildikleri gibi, sıradan ırk olarak da değerlendirilebilirler (Unutulmuş Diyarlar'da olduğu gibi).


Efsaneler


J.R.R. Tolkien'in yazmış olduğu notlardan derlenerek hazırlanan "Silmarillion" isimli kitapta elflerin yaratılışları ve Arda'nın birinci çağında Melkor'a karşı yapmış oldukları savaşlar anlatılır. Bu savaşlarda birçok elf, Angband'ın köleleri tarafından katledilir. Bunlar arasında ölene kadar "Yüce Noldor Kralı" olarak Beleriand'daki sürgünlerin efendisi olan Fingolfin de vardır. Fingolfin karanlık kuzey krallığın hemen güneyinde ülkesi Hithlum'da yaşıyordu.

Eärendil'in Valinor'a yapacağı yolculuğa kadar elfler Morgoth'a karşı tam bir zafer kazanamadılar. Valinor Eärendil'in isteğini kabul etti ve düşmanı zamandışı boşluğa yolladı ve Melkor bir daha ebediyen oraya hapsoldu, boşlukta gezinip durdu. Eärendil ise bir daha geriye dönmedi ve elflerin "Eärendil Yıldızı" (bugünkü insanların çoğunun Venüs, Türklerin Zühre dediği ve Anadolu'da hem Sabah Yıldızı, hem Çobanyıldızı hem de Akşamyıldızı olarak bilinen) Dünya'ya en yakın gezegene dönüştü. Daha sonra "Númenórean" diye bilinen geçmiş insanların en bilge kavmi olarak kabul edilen Batılı insanların Büyük Deniz'in ortasındaki kıtaları Númenor'a giderlerken rehberleri Eärendil olmuştur. Gökte onun ışığını takip ederek kendilerine "Valar" tarafından armağan edilen kıtaya vardılar.


Popüler kültürde Elfler


Amerika, Kanada ve İngiltere'de Noel Babayla çalışan elflerin olduğuna inanılır. Ailelerin çocuklarına anlattığı hikayeler şöyledir; Elfler Noel Baba'nın gizli yardımclarıdır, Kuzey Kutbu'nda ona oyuncak yapmasında yardım ederler. Günümüzde bilgisayar oyunları, DVD'ler, video oyunları gibi yüksek teknolojiyle yapılan oyuncaklar dağıtım için daha kolay, fakat el işi kadar iyi değildir.

Amerikan Keebler kurabiye firması, ağaç oyuklarında bulunan elflerin kurabiyeleri yaptığı şeklindeki reklamlarını uzun zaman yapmışlardır. Keebler'in yeni sahibi olan Kellogg's firması da elfleri çeşitli ürünlerinin maskotu olarak kullanmışlardır.

Ayrıca "Elf" diye bir film çekilmiş, haklarında bir çok kitap yazılmıştır.

Elfler, farklı kültürlerde değişik maddelerle birlikte de anılmaktadırlar. Bunlar; halüsinasyona yol açan sihirli mantarlar ya da yeşil görünümlerini veren "yeşil cin" gibi içkilerdir. "Makine elfleri" diye bilinen terim ilk kez araştırmacı ve yazar Terrence McKenna tarafından DMT ya da psilocybin gibi maddeleri kullananlara verilmiştir.




Tolkien'e göre Elfler


Tolkien'in yazdığı Orta Dünya tarihine göre ilk yaratılan ırk elfler... Onları ikinci yaratılanlardan, yani insanlardan, ayıran en önemli özellikleri kendilerine özgü ölümsüzlükleri. Tolkien'in elfleri hastalık ve yaşlanma sonucu ölmüyorlar, ancak savaşta, ateş veya kılıçla ya da derin bir umutsuzluk yüzünden hayatlarını kaybediyorlar. Bazıları da Batı Denizinin ötesindeki Ölümsüz Topraklara göçüp Orta Dünya'yı terk ediyor. Efsaneler ve masallarda kullanılan ufak elflerin aksine Tolkien elfleri insan boyutundalar. Bunun sebebi ise Tolkien'in elfleri yaratırken onları muzip ve şakacı ufak periler olarak değil, insanlardan çok daha gelişmiş, üstün güzellikte ve bilgelikte bir halk olarak anlatması...


Orman Elfi


Eldar arasında sayılmayan Elf soylarıdır. Eldar'dan bilgelik ve beden olarak daha küçük olmalarına rağmen takdir edilen bir soydur. Adlarından da anlaşıldığı gibi ormanlık ve dağlık bölgelere yerleşmişlerdir. Bir bölümü Orta Dünya'nın doğusundaki yabanıl diyarlarda dolaşmayı sürdürse de , üçüncü çağda, Eldar efendileri tarafından yönetile Lorien ve Ormanlık Diyar gibi çeşitli krallıklar kurdular.



Dark Elf


Orta Dünya'yı terkedip Aman'a göç eden Noldor, Sindar ve Teleri halklarından olmayanlar veya göç sırasınsa olaya yürekleri yetmeyip kafileden ayrılanlara verilen isim. Karanlik elf yakıştırmasının nedeni Ulu Işık'ı asla görememiş, yıldız ışığyla aydınlanmış Elf'ler olmalarıdır..




Resmi ekleyen




Mitolojiye göre Elfler


İskandinav ve Kelt mitolojileri kaynaklı periler...


"Alfar" sözcüğü günümüzdeki Elf kavramına benzer yaratıkların bilinen en eski karşılığı. Alfar'ın tanrısal varlıklarla ilişkisi vardır. Tanrı Frey tarafından yönetilen Alfheim'de (Cennet) yaşar ve tanrıların emrinde hareket ederler. İskandinav Elfleri, yüce ruhlu ve ahlaklıdır. Kelt masallarında aynı tür karşımıza Elf ya da peri olarak çıkar. Ölümlülerle ilişkileri, binlerce Kelt masalının konusunu oluşturur.

Hıristiyanlık sonrası inanışlar Elfleri şeytani yaratıklar gibi görüp, iblisler ve Trollerle karıştırmıştır.
Elflere rastlanan en çarpıcı yerlerden biri de Shakespeare'in eserleridir: Bir Yaz Gecesi Rüyası'nda periler kralı Oberon, periler kraliçesi Titania, Puck, Pearlbosom, Cobweb, Moth ve Mustardseed ve Elflere benzer yaratıklar. Grimm masallarında da Elfler, muhtaçlara yardım eden yabanarısı boyutunda ruhlardır.




Resmi ekleyen




Tolkien'e göre yaradılış efsanesi..


Bölüm I

Ainulindalë'ye göre, her şey sadece karanlık ve büyük bir boşluktan ibaretken, bu uçsuz bucaksız boşluğun içinde yaşayan ve Tek Varlık Eru veya Elflerce daha sonra verilen adıyla Ilúvatar olarak bilinen tanrısal bir Varlık varmış. Ilúvatar'ın ilk ve basit düşünceleri, Ainur yani Kutsal Varlıklar olarak anılan tanrılar soyu haline gelmiş. Ilúvatar yarattığı tanrılara kendi ruhu yani Sönmez Ateşi'nden sonsuz hayat vermiş.

Bu tanrılar soyu için Ilúvatar boşlukta, Sonsuz Odalar olarak bilinen sarayı inşa etmiş. Ainur, burada şarkı söylemeyi öğrenerek, kutsal bir koro haline gelmişler. Bu tanrısal ruhların müziğinden ise, boşlukta dönüp duran küresel bir dünyadan ibaret olan kutsal bir görüntü ortaya çıkmış.

Arda, şarkılarla yaratılmış ve yaratılışında, kavga ve uyumsuzluk şarkıları söyleyen şeytani ruh Melkor dahil, tüm tanrısal varlıklar rol oynamış. Fakat Ainur'un müziği yalnızca bir Görüntü yaratmış; Eä, yani Bilinen Dünya, Ilúvatar yani Sönmez Ateşin gücünün sözü ve emri ile yaratılmış. Böylece ilk görüntü madde ve gerçeklik kazanmış. Sonra, bu dünyanın yaradılışında daha önemli roller oynamış olan ve şekillendirilmesinde rol almaya devam etmek isteyen Ainur, bu dünyaya inmişler.




Resmi ekleyen





Bölüm II


Tolkien, Ainur'un büyük bölümünün Ilúvatar ile birlikte Sonsuz Odalarda kaldığını ve bu yeni dünyaya inmediğini anlatmakla birlikte, onlardan bir daha bahsetmez. Tolkien tarihi yalnızca dünyaya inerek fiziksel varlıklara bürünen tanrısal ruhlarla ilgilidir. Bunlar doğanın bileşenleri ve güçleri haline gelmiş ve aynı zamanda (Yunan ve Kuzey Avrupa tanrıları gibi) fiziksel biçim, kişilik, cinsiyet ve birbirleri ile akrabalık kazanmışlardır. Arda'ya inen Ainur, iki sınıfa ayrılmıştır: Valar ve Maiar - yani tanrılar ve yarı-tanrılar.


Valar 15 tanedir:


* Rüzgarların Kralı Manwë;
* Yıldızların Kraliçesi Varda;
* Denizlerin Efendisi Ulmo;
* Ağlayan Nienna;
* Demirci Aulë;
* Meyva Veren Yavanna;
* Ormanların Efendisi Oromë;
* Genç Vána;
* Ölülerin Bekçisi Mandos;
* Dokumacı Vairë;
* Rüyaların Efendisi Lórien;
* İyileştirici Estë;
* Güreşçi Tulkas;
* Danscı Nessa;
* Daha sonra Karanlık Düşman Morgoth olarak adlandırılacak olan Melkor

Maiar daha kalabalık olmakla birlikte, tarihçelerde bu ölümsüz varlıklardan yalnızca bir kaçının adı geçmektedir:


* Manwë'nin Sözcüsü Eönwë;
* Varda'nın Nedimesi Ilmarë;
* Dalgaların Ossë'si;
* Durgun Denizlerin Uinen'i;
* Sindar (Elf) Kraliçesi Melian;
* Güneş Arien;
* Ay Tilion;
* Yüzüklerin Efendisi Sauron;
* Balrog'ların Efendisi Gothmog;
* Vampir Thuringwethil;
* Örümcek Ungoliant;
* KurtAdam Dragluin;
* Irmağın Kızı Goldberry;
* Iarwain Ben-adar (Tom Bombadil);
* ve beş büyücü Olórin (Gandalf), Curunír (Saruman), Aiwendil (Radagast), Alatar, Pallando


Dünya yaratıldıktan ve Ainur dünyaya indikten sonra, Arda'da zaman başlar. Arda tarihinin büyük kısmında zaman ölçümünde kullanılabilecek güneş ve ay henüz yaratılmamış bulunduğundan, Tolkien Valarian Yılları ile Valarian Çağlarını kronolojik ölçüt olarak kullanır. Her Valarian yılı 10 insan yılına ve her Valarian Çağı 100 Valarian Yılına, yani 1000 insan yılına eşittir. Tolkien'in farklı yazılarında çeşitli olaylar ve tarihleri konusunda bazı çelişkiler bulunmakla birlikte, Arda'nın Yaradılışından (Yüzük Savaşından hemen sonraya rastlayan) Güneşin Üçüncü Çağının sonuna kadar 37 Valarian Çağı yani tamıtamına 37.063 ölümlü yılı geçmiştir.

Bu uzun çağlardan ilk bir kaçı, yeni gelmiş olan güçlerin Arda'yı Şekillendirmesi ile geçmiştir. Fakat Ainur'un müziğinde uyumsuzluk bulunduğu gibi, Arda'nın gerçek Şekillendirilmesi başladığında, şeytani Vala Melkor tarafından yönetilen bazı Maiar ruhları büyül bir anlaşmazlığa neden olmuştur. İlk Savaş olarak bilinen bu anlaşmazlık sonucu, Arda'nın doğal simetri ve uyumu (armonisi) bozulmuştur. Melkor sonunda sürgüne gönderilmişse de, Arda'nın denizleri ile karaları yarılmış ve yırtılmış ve Arda ilk Görüntüdeki ideal dünya haline gelme olasılığını sonsuza dek yitirmiştir.




Resmi ekleyen


Konu Hale tarafından 20 Aralık 2012 Perşembe - 09:40 tarih ve saatinde düzenlenmiştir
Resim linkleri düzenlenmiştir.


#2
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Bölüm III


Lambaların Çağları



Arda'nın yaradılışı ve şekillendirilmesinin ardından, Quenta Silmarillion ile Tolkien'in yıllık ve kronolojilerinin diğer yayınları Ambarkanta ile Valinor Yıllıkları, İlk Savaşta Arda'nın zarar görmesine rağmen Valar'ın dünyayı büyük güzellik ve uyumdaki doğal harikalarla doldurdukları, Lambaların Çağları olarak bilinen “ Idilik bir dönemdi..” diye anlatırlar. Bu çağlar isimlerini, Vaların dünyayı aydınlatmak için yarattığı iki devasa büyülü lambadan alır.

Bu altın lambaları Demirci Aulë yapmış ve Rüzgarların Kralı Manwë'nin eşi Yıldızların Kraliçesi Varda içlerine ışığı yerleştirmiştir. Diğer Valar’ın birlikte çalışması ile bu lambalar tüm dağlardan daha yüksek birer devasa sütunun üzerine yerleştirilmişlerdir. Lambalardan biri Orta Dünyanın kuzeyinde Helcar adı verilen içdenizin ortasına yerleştirilmiş ve Illuin olarak adlandırılmış, diğeri ise Orta Dünyanın güneyindeki Ringil adı verilen içdenizin ortasına yerleştirilmiş ve Ormal olarak adlandırılmıştır.

Lambaların Çağlarında, Arda'nın tam ortasında yer alan Büyük Göldeki Almaren Adasında İlk Valar Krallığı kurulmuştur. Güzel Valar ve Maiar sarayları ve kuleleri ile dolan bu krallık, görülmeye değer bir harika idi ve bu dönemde dünya mutluluk ve ışıkla dolmuştu.

Arda'nın İlkbaharı olarak da bilinen bu Idilik dönemde Meyve Veren Yavanna, büyük ormanlar ve geniş otlaklar yaratarak bunları pek çok narin ve güzel kara ve su yaratığı ile doldurdu.

Fakat bu dönemde kurulan tek krallık Almaren değildi. Kuzeyde kötü Maiar ruhları yeniden bir araya geldiler ve Melkor Arda'ya geri döndü. Melkor kuzeyde gizlice büyük bir sur gibi Demir Dağları'nı yarattı ve bunların altında kötü kalesi Utumno'yu kurdu. Bu sığınağından, Valar’ın yarattıklarına zarar vermeye başladı; sular ve ormanlar yavaş yavaş zehirlendi. Yavanna'nın güzel yaratıkları şekil değiştirip işkenceye maruz kalarak kan isteyen canavarlar haline geldiler.
Sonunda yeterince kuvvetlendiğine inanan Melkor kötü ordusu ile Valar’a saldırdı. Onları hazırlıksız yakalayarak, Büyük Lambaların üzeirnde durduğu devasa sütunları yıktı; dağlar devrildi ve lambaların ateşi dünyaya yayıldı. Bu kargaşada Almaren Krallığı tamamen yokoldu.

Bu korkunç kavgada, Arda'nın İlkbaharı da sona erdi ve yerin yokedici ateşleri, yer sarsıntılarının yarattığı kargaşa ve yükselen denizler hariç dünya bir kez daha karanlığa gömüldü. Dünyanın tamamen yokolmasını engellemek için bu büyük kargaşayı sona erdirmek, Valar’ın tümünün gücünü bir araya getirmesini gerektirdi. Bu kargaşanın ortasında Melkor'la savaşmak ve daha fazla yıkıma yol açmak yerine Valar, Almaren ile Orta Dünyayı tamamen terk ettiler. Batıya giderek daha sonra Ölümsüz Topraklar adını alacak olan büyük kıta Aman'a yerleştiler. Böylece Lambaların Çağları, Valar’ın batıda yeni bir krallık kurması ve Orta Dünyanın yıkılmış topraklarını Melkor'un kötü güçlerine terk etmesi ile sona erdi.




Resmi ekleyen




Bölüm IV

Ağaçların Çağları



Büyük Lambalar ile Almaren Krallığı yok edildikten sonra Valar, batıdaki Aman kıtasına giderek Valinor yani Valar Ülkesi adını verdikleri yeni bir krallık kurdular. Bu topraklarda kendilerine yer seçerek, saraylar inşa ettiler, bahçeler yaptılar. Bu arada Valimar yani Vaların Evi adı verilen surlarla çevrilmiş, altın ve gümüş kubbe ve kuleler ile çan sesleriyle dolu bir şehir de inşa ettiler.

Valimar'ın batıdaki altın kapıları önündeki yeşil bir tepede Valar, iki sihirli ve büyük ağaç yetiştirdiler. Bunlar dünyada yetişen en büyük iki ağaçtı ve Altın Laurelin ve Beyaz Telperion olarak adlandırılmışlardı. Vaların büyük lambaları ile neredeyse eş büyüklükte olan Valinor Ağaçları, altın ve gümüş renkli ışıkla parlamaktaydı. Her bir Ağacın çiçek açma ve çiçeklerinin bitmesi döngüsü bir günlük sürede meydana gelmekteydi ve ışık tüm canlılara hayat, mutluluk ve bilgelik vermekteydi.

Tolkien'in Valinor Yıllıklarından öğrendiğimize göre, Ağaçların Çağları Arda'nın yaradılışından bin Valarian yılı sonra, yani 10. Valarian Çağında ya da Arda'nın yaradılışından on bin ölümlü yılı sonra başladı. Yine aynı belgelerden Ağaçların Çağlarının yirmi Valarian Çağı yani yirmi bin ölümlü yılı sürdüğünü öğrenmekteyiz.

Fakat Tolkien'in kronolojisinde kafa karıştırıcı bir nokta bulunmaktadır, çünkü Ağaçların Çağları yalnızca Ölümsüz Topraklar için geçerlidir. Anlatıldığına göre, Valar Aman'a varır varmaz Morgoth ve emrindekileri uzak tutmak amacıyla Pelóri Dağları adı verilen bir duvar yaratmışlardır. Dünyadaki en yüksek dağlar olan bu duvar, gerçekten de Valinor'u işgalden korumuş fakat Ağaçların Işığına geçit vermeyerek Arda'nın geri kalan kısımlarını karanlıkta bırakmıştır.
Bu nedenler Ağaçların Çağlarından bahsederken aslında paralel zaman sitemleri söz konusu hale gelmektedir. Ölümsüz Topraklar ağaçların ışığında mutlulukla dolarken, Orta Dünya, her biri on bin ölümlü yılı süren iki dönem geçirmiştir:

Karanlık Çağlar ve Yıldızların Çağları.

Ölümsüz Topraklarda Ağaçların Çağları da iki döneme ayrılmıştır. Bunlardan on Valarian Çağı ya da 10.000 ölümlü yılı süren ilki, Valinor'un mutluluk çağı olarak bilinmektedir. Bu dönemde Valar ve Maiar rahatlık içinde yaşamışlar ve sarayları ile evleri gittikçe büyümüş ve güzelleşmiştir. Manwë Kartalları, Yavanna Entleri ve Aulë Cüceleri (Dwarves) yaratmıştır. Gerçekten de Valinor da mutluk dolu olan bu dönemde, Pelóri Dağlarının oluşturduğu duvarın diğer tarafında kalan Orta Dünyada ise Melkor'un korkusu ve kötülüğünün hüküm sürdüğü Karanlık Çağlar yaşanmıştır.

Bunu izleyen on Valarian Çağı için, hem Valinor hem de Orta Dünyada meydana gelen olaylarla ilgili olarak daha fazla bilgi bulunmaktadır. Kutsanmışların Öğle-üzeri olarak bilinen Ağaçların Çağlarının bu ikinci dönemi, Orta Dünyada ise Yıldızların Çağları olarak adlandırılmaktadır. Bu dönemde Gökyüzünün Kraliçesi Varda, Orta Dünyada üzerindeki yıldızlara yeniden ışık vererek Elflerin Uyanmasını sağlamıştır.

Yine bu dönemde, Elflerin uyandığı ve Melkor'un Elfler arasında karışarak onları kölesi halinde getirmeye, öldürmeye veya kötülüğe çekmeye çalıştığı haberi Ölümsüz Topraklara ulaştığında, Valar bir savaş kurulu topladılar. Valar ve Maiar, şiddetle, intikam melekleri gibi Orta Dünyaya geldiler ve Melkor'un ordularını önlerine kattılar.
Güçlerin Savaşı olarak bilinen olayda, pek çok çatışma ve düello yapıldı ve Valar Utumno'yu tamamen yok ederek zalim Melkor'u kuyularından çekip çıkardılar. Bu olaydan sonra Melkor, Valinor'da tutsak olarak tutuldu ve kırılmaz zincirlerle bağlandı. Arda Barışı olarak bilinen bu dönem, Valinor'da Ağaçların Çağları ile Orta Dünyada Yıldızların Çağının kalan kısmının büyük bölümü süresince devam etti.

Bunlar Elf soyunun, Melkor'un kötü öfkesinde uzak geçen güzel yılları idi ve bu seçilmiş insanlar rahatlık içinde yaşayarak gittikçe güçlendiler. Güçlerin Savaşının ardından Valar, Elfleri gelerek kendi Işıklı Dünyalarında yaşamaya davet ettiler. Bu göç, Valar'ın çağrısına uyan Elfler yani Eldar'ın Büyük Yolculuğu olarak bilinir.

Büyük Yolculuk pek çok Elf şarkısının ana temasını oluşturur çünkü bu yolculuğu gerçekleştirmek için büyük çaba sarfetmişler ve değişik zamanlarda Eldar pek çok farklı soy ve kabileye bölünmüştür. Ölümsüz Topraklara ulaşarak Ağaçların Işığınca kutsanan Eldar, üç değişik soydandır:

Vanyar, Noldor ve Teleri.

Valar, bu seçilmiş insanlara Ölümsüz Toprakların Eldamar yani Elflerin Evi olarak bilinen bölümünü ayırmışlardır; bu toprakların güzelliği anlatılagelmiştir. Pek çok konak ve kule içinde en güzelleri Vanyar'da, Noldor başkenti Tirion'da ve Teleri şehirleri Eldamar kıyısındaki Alqualondë ile Tol Eressëa Adasındaki Avallónë'deydi.

Zincirlendiği Çağların ardından Melkor, Valar'ın önüne çıkarak yargılandı. Değişmiş göründü ve pişmanlığını dile getirdi; bunun üzerine Valar'ın Efendisi Manwë, zincirlerinin çözülmesini emretti. Fakat Valar kandırılmıştı. Melkor gizlice, onları yenilgiye uğratmayı amaçlıyordu. Önce Elfler arasında düşmanlık tohumları serpti ve sonra Büyük Örümcek Ungoliant ile birlikte savaş açtı.

Ungoliant ile birlikte Valar'ın ağaçlarına ulaşarak onları büyük bir mızrak ile yaraladı ve Örümcek Ağaçların Işığı ve Hayatını emerek kuruyup ölmelerine neden oldu. Ungoliant'ın ışıksızlığı ile tüm Valinor korkunç bir karanlığa gömüldü ve Melkor ikinci bir kez Dünyanın büyük Işıklarını yok ettiği için kötülükle güldü.

Yaptığı bu büyük kötülükle yetinmeyen Melkor, Elf kalesi Fermenos'a giderek Yüksek Noldor Kralını öldürdü ve Silmariller olarak bilinen sihirli mücevherleri çaldı. Bunlar, tüm çağların en değerli mücevherleri idi. Elf mücevherciliğinin en büyük başarısını simgeledikleri için onları yapmış olan Noldor için kutsaldılar. Valinor'un karanlığa gömülmesi ile değerleri daha da arttı çünkü bu üç mücevher Valar Ağaçlarının yaşayan ışığı ile parlamaktaydı.

Fakat güzelliklerine karşın Silmariller korkunç bir lanet taşıyordu. Onlara sahip olan herkese umutsuzluk ve yıkım getirdiler. Melkor onları alarak Orta Dünyaya kaçtığında, Noldor kanları üzerine bir intikam yemini ederek Silmarilleri yaratan Fëanor'un liderliğinde Melkor'u izlediler. Bu, Güneşin İlk Çağının tamamı boyunca süren ve Tolkien'in Silmarillion'unda anlatılan Büyük Mücevherler Savaşının başlangıcıydı.




Resmi ekleyen




Bölüm V

Yıldızların Çağları



Pek çok Karanlık Çağın ardından Gökyüzünün Efendisi Varda, Valar'ın Gümüş Ağcından aldığı çiy taneleri ile gökyüzünü katederek Orta Dünya üzerinde parlayan yıldızlara yeniden ışık verdi; böylecek yıldızlar kadife gece içinde yeniden göz alıcı bir parlaklığa kavuştular. Melkor'un yaratıkları ışığa o kadar yabancıydı ki, yıldız ışığı huzmeleri karanlık ruhlarını delip geçtiğinde acı ile bağırdılar. Korkuyla kaçıp saklandılar.

Fakat her şeyden önce, Yıldızlara Yeniden Işık Verilmesi, Elflerin Uyanışını simgelemektedir. Çünkü Orta Dünya üzerinde yıldızlar parladığında Elfler, gözlerinde yıldız ışığı ile uyandılar ve bu sihirli ışığın izleri hep üstlerinde kaldı. Uyandıkları yer, Orocarni yani Kızıl Dağların eteğindeki iç deniz Helcar'ın kıyılarındaki Cuiviénen Gölü idi.

Yıldızların Çağları ayrıca iki başka konuşabilen türün de uyanışına sahne oldu: Demirci Aulë tarafından yaratılan Cüceler (Dwarves) ile Aulë'nin eşi Meyva Veren Yavanna taradından yaratılan Entler. Bu arada Utumno'nun kuyularında Melkor da iki ırk daha yarattı. Bunlar Orclar ve Troller idi ve eline düşen Elf ve Entlerden işkence ile dönüşmüş hayat biçimleriydiler.

Süvari Oromë, Eflerin Uyanışını keşfettiğinde ve Valar Melkor'un onlara yaptığı kötülükleri öğrendiğinde, Valar bir savaş kurulu topladı. Valar ve Maiar Orta Dünyaya gelerek, Melkor'a savaş açtılar.

Bu öfke savaşında Melkor'un kötü ordularını öldürdüler, Demir Dağlarından oluşan büyük duvarı yerlebir ettiler ve Utumno'yu tamamen yok ettiler. Melkor'un Orta Dünya üzerindeki hakimiyeti sona ermiş oldu. Zincirlenerek götürüldüğü Valinor'da çağlar boyunca tutsak edildi.

Arda Barışı olarak bilinen bu dönemde aynı zamanda Büyük Yolculuk yani Elflerin Ölümsüz Toprakların kıyısında bulunan Eldamar'a yaptığı kitlesel batı göçü gerçekleşmiştir. Bu dönem genel olarak hem Orta Dünyadaki hem de Ölümsüz Topraklardaki Elfler için mutluluk ve barış dolu yıllardı.

Büyük Yolculuğu tamamlayarak Eldamar'a yerleşen Yüksek Elfler, Tirion, Alqualondë ve Avallónë adı verilen muhteşem şehirleri inşa ettiler. Fakat pek çok Elf de, Orta Dünya topraklarına olan sevgi ve bağlılıkları nedeniyle burada kalmayı tercih etti. Bunlar ölümlü topraklarda krallıklarını kurarak mutluluk ve barış içinde yaşadılar.

Yıldızların Çağlarında, Orta Dünyanın kuzeybatısında bulunan Beleriand'da büyük bir Elf krallığı kurulmuştu. Bunlar Kral Thingol ile Kraliçe Maia Melian'ı izleyen Teleri Soyundan Elflerdi. Gri Elfler veya Sindar olarak biliniyorlardı ve krallıkları Doriath'ın uçsuz bucaksız ormanlarındaydı. Başkentleri Bin Mağaralı Menegroth idi ve kalelerinin mağara ve gelerileri, Orta Dünyanın harikalarından biriydi. Menegroth bir yeraltı kayın ağacı ormanına benzemek üzere dahiyane bir biçimde oyularak inşa edilmişti. Ağaçlar, kuşlar ve hayvanların tamamı taştan oyulmuş ve büyük odalar gümüş fıskiyeler ile doldurulmuş ve kristal lambalar ile aydınlatılmıştı.

Sindar lordları, Beleriand'ın efendileri ve Yıldızların Çağlarında Orta Dünyada yaşayan Elfler içinde en güçlü olanlar idi. Müttefikleri, Falas'daki Deniz Elfleri, Ossiriand'daki Laiquendi (ya da Yeşil Elfler) ve Belegost ile Mavi Dağlardaki Norgod'da yaşayan Cüceler (Dwarves) idi.

Nogrdo ve Belegost'taki Cüce (Dwarf) ülkeleri, Yıldızların Çağları boyunce Beleriand Elfleri ile yürüttükleri ticaret sayesinde kalkındı. Taş oyma ustaları Mavi Dağların altında değerli metaller bulmak için geniş galeriler açtılar ve Menegrtoth'un geniş salon ve odalaını oymak üzere Elfler tarafından görevlendirildiler. Orta Dünyanın en usta demircileri olarak kabul edilen Nogrod Cüceleri (Dwarves), en iyi çelikten kılıçlar ve mızraklar yaparken, Belegost Cüceleri (Dwarves) ise, zincirden örülmüş ve ejderhalara dayanıklı zırhlar yapımında ustalaşmışlardı.

Belerian Elflerinin müttefikleri bir dereceye kadar, doğuya Eriador'un geniş ilk çağ ormanlarına kadar da uzanmaktaydı. Çünkü burada Yıldızların Çağları boyunca, Entler olarak bilinen dev Ağaç Çobanları ırkı, ve Beleriand'ın Sindar Elfleri ile Silvan Elfleri ile dostluk içinde yaşıyordu.

Eriador'un ardında, Sisli (Misty) Dağlarda, Cüce (Dwarf) krallıklarının en görkemlisi Khazad-dûm bulunuyordu. Yıldızların Çağlarında bu krallık da zenginleşerek, dağların altındkai galerilerini büyüttüyse de, Beleriand tarihi ve kaderinde önemli bir rol oynamamıştır.

On bin ölümlü yılı süren Yıldızların Çağları, keşif ve merak ile zafer ve sihir çağları olmuşlardır. Fakat tüm bunlar, Melkor'un Valinor'daki tutsaklığı ile birlikte sona ermiştir. Kısa süreli bir pişmanlık görüntüsünün ardından, Melkor öfke ile hareket ederek Valar Ağaçlarını yok etmiştir. Bunun ardından Orta Dünyanın kuzeyine kaçarak, Demir Dağlarındaki Angband kalesine yerleşmiştir. Çatışmalar Beleriand'a doğru yayıldığında Arda Barışı ve bununla birlikte Yıldızların Çağları sona ermiştir.




Resmi ekleyen



#3
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Bölüm VI

Güneşin İlk Çağı



Tüm Tolkien hikayeleri açısından Güneşin Çağları asıl odak noktasını oluşturmakla birlikte, gökyüzünde güneş Otuzuncu Valarian Çağına yani Arda'nın yaradılışından 30.000 ölümlü yılı sonrasına kadar yükselmemektedir. Fakat Güneş Çağları boyunca geçen Güneş yılları süresi de oldukça uzundur. Yüzükler Savaşı ile Üçüncü Çağın sonuna dek, toplam 7.063 ölümlü yılı geçmiştir.Valinor Yıllıklarındaki ilk kronolojilerde Tolkien, Arda'nın yaradılışından 29.980 ölümlü yılı sonra Melkor ve Büyük Örümcek Ungoliant'ın Valinor'da Ağaçların Çağlarına son vererek ağaçların ışıklarını sonsuza dek yokettiklerini anlatır. Fakat iki Valar, Yavanna ve Nienna, ağaçların kalıntılarından Parlak Isil adını taşıyan gümüş renkli bir çiçek ile Ateş-Altını Anor adını taşıyan altın renkli bir meyva kurtarmayı başarırlar. Bunlar Demirci Aulë tarafından yapılan taşıyıcılara yerleştirilir ve yaradılışın 30.000. yılında bu parlak taşıyıcılar göğe yerleştirilir. Bunlar Ay ve Güneştir ve sonsuza dek Arda topraklarını aydınlatacaklardır.Yıldızlara Yeniden Işık Verilmesinin Elflerin Uyanışını simgelemesi gibi, Güneşin Doğuşu da İnsanların Uyanışını simgeler. İlk gün ışığı İnsanların gözüne değdiğinde yeni bir çağa uyandılar. Iluvatar, Zamanın başlangıcında ölümsüz elf soyunu yaratarak Cuiviénen Gölüne sakladığı gibi, ölümlü İnsan soyunu da yaratmış ve Orta Dünyanın doğusunda Rüzgar Dağlarının ardında bulunan ve Hildórien yani izleyicilerin ülkesine gizlemişti.




Resmi ekleyen




Maddi ve manevi dayanıklılık açısından, bu yeni insanlar Elflere göre çok daha zayıftı. Ölümlüydüler ve ömürleri Cücelerinkinden (Dwarves) bile kısaydı. Elfler, bu hastalıklı insanlara acıyarak onlara öğretebildikleri her şeyi öğrettiler ve bu sırada aslında ölümlülüğüm gizli bir güç olduğunun farkına vardılar. Çünkü bu yeni soy, değişen dünyanın niteliklerine çok daha kolay uyum sağlayabiliyordu ve çabucak ve büyük sayılarda ölümler meydana gelmesine rağmen, Orclar hariç tüm soylardan çok daha hızlı üreyebiliyorlardı.

Gezgin insanların kabileleri tüm Orta Dünya topraklarını dolaştı. Fakat bunlar arasında en iyi ve en dayanıklıları Edain, yani Beleriand'daki Eldar krallıklarına ilk ulaşanlardı. Güneşin İlk Çağı, Noldor Yüksek Elflerinin Eldamar'dan Melkor ya da onların taktığı ismi ile Morgoth yani Karanlık Düşmanın kovalayarak Orta Dünyaya geldikleri Kahramanlık Çağı idi. Morgoth yalnızca Işık Ağaçlarını yoketmekle kalmamış, Formenos'daki Elf kalesine saldırarak Noldor Yüksek Kralını öldürmüş ve Silmariller adıyla bilinen sihirli mücevherleri çalmıştı. Bu üç mücevher Noldor'un en önemli hazinesi idi ve Noldorlar tarafından Valar Ağaçlarının ışığından yapılmıştı. Bu mücevherleri ele geçirme mücadelesi Büyük Mücevherler Savaşına yol açtı ve Tolkien'e Silmarillion'un ana temasını sağladı. Bu mücadele altı yüz yıl sürdü ve bu dönemde altı büyük savaş maydana geldi.

Güneşin İlk Çağının başlangıcından yirmi ölümlü yılı kadar önce Morgoth, Işık Ağaçlarının ışığını söndürdü, Silmarilleri ele geçirdi ve Angband'a kaçtı. Beleriand Savaşları ise, on yıl kadar sonra, Morgoth Orc güçlerini Beleriand Elflerinin üzerine yolladığında başladı. Bu Ork çetelerinin yenilerek Angband'a geri püskürtüldüğü İlk Savaş idi. Güneşin Doğuşundan dört ölümlü yılı önce ise Dagor-os Giliath yani Yıldızların Altındaki Savaş adıyla bilinen İkinci Savaş meydana geldi. Morgoth'un orduları, kuzeybatı Beleriand'a henüz ulaşmış bulunan Noldor Elflerine saldırdı. Sayılarının düşmanlarına göre çok daha az olmasına rağmen, Noldor on gün boyunca savaştılar. Saldırganların tamamını öldürerek Orcları Angband'a geri çekilmeye zorladılar.




Resmi ekleyen



Güneşin İlk Çağının 56 yılında Morgoth, daha önce gönderdiği iki ordunun toplamından daha güçlü bir ordu meydana getirerek yolladı. Bu Üçüncü Savaş, Dagor Aglareb yani Zaferle Sonuçlanan Savaş olarak bilinir çünkü Elfler Morgoth'un Orc ordularını yenilgiye uğratmakla kalmamışlar, kaçış yollarını keserek onları tamamen yoketmişlerdir. Zafer o kadar kesindiki, bunun ardından Elfler dört yüz yıl boyunca Angband'ı kuşattılar. Bu dönemde Orclar zaman zaman Hithlum'u yağmaladılar ve 260 yılında Ejderha Glaurung saldırmayı denediyse de, bu dönemde Beleriand'da genel olarak barış hüküm sürdü. Morgoth'un hizmetkarlarından çok azı, Demir Dağların doğusuna geçmeye cesaret edebildi. Fakat sonunda Morgoth Uzun Barışı sona erdirdiğinde, bu iş için çok iyi hazırlanmıştı. 455 yılındaki saldırıda, Morgoth'un Orc orduları Balroglar ile Ateş Püskürten Ejderhalar önderliğindeydi. Bu Dördüncü Savaş, Dagor Bragollach yani Ani Ateşin Savaşı olarak bilinir. Bunun ardından da, Beşinci Savaş Ninaeth Arnodiad yani Sayısız Gözyaşının Savaşı meydana gelmiştir. Bu iki savaş Morgoth'un kesin zaferi ve Beleriand'daki Elf krallıklarının yokoluşu ile sonuçlanmıştır. 496 yılında Nargothrond yağmalanmıştır. Bundan kısa bir süre sonra Menegroth yokedilmiş ve 511 yılında da son Elf kalesi Gondolin düşmüştür.

Neredeyse yüz yıl boyunca Morgoth, Orta Dünya üzerindeki zalim hakimiyetini sürdürmüştür. Sonunda Valar ve Maiar, kötülüklerine daha fazla izin veremeyeceklerini anlamışlar ve 601 yılında üçüncü ve son kez Karanlık Düşmana saldırmışlardır; bu mücadele Öfke Savaşı ve Büyük Savaş adlarıyla bilinmektedir. Mücadele o kadar çetin olmuştur ki, yalnızca Angband değil, güzel Beleriand topraklarının tamamı da yokedilmiştir. Morgoth tüm canavar ve şeytanları ile birlikte hatta bir ateş püskürten ejderhalar ordusunu yardımına çağırdıysa da, yenilerek Boşluğa atılmaktan kurtulamamıştır. Beleriand tamamen yokolmuştur. Demir Dağları ile Mavi Dağlar parçalanmış, Beleriand sular altında kalmış ve sonunda tamamen batı denizine gömülmüştür. Böylece Güneşin İlk Çağı sona ermiştir.



Resmi ekleyen



#4
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Bölüm VII

Güneşin İkinci Çağı



İkinci Çağ, Númenóreanların Çağı idi. Akallabêth ya da Númenor'un Çöküşünde anlatıldığı gibi, bunlar İlk Çağda Edain soyundan gelen İnsanlardı ve Valar bunlara Orta Dünya ile Ölümsüz Topraklar arasındaki geniş denizin ortasında yer alan yeni yaratılmış toprakları vermişti.




Resmi ekleyen



Númenóreanlara, diğer İnsanlarınkinden daha uzun bir ömür verilmişti ve yüzyıllar boyunca güçleri ve zenginlikleri artan bu İnsanlar, ölümlü dünyanın tüm denizlerine hakim oldular. Genellikle Westernesse olarak tercüme edilen Númenor ayrıca hediyeler diyarı, yıldızlar diyarı ve Atlantë olarak da biliniyordu çünkü aslında kayıp ülke Atlantis ile ilgili eski efsanenin Tolkien tarafından yeniden yorumlanışıydı.

Tolkien'in Númenor'u, beş uçlu bir yıldız biçimindeki bir ada krallığı idi. En dar yeri iki yüz elli mil, en geniş yeri ise bunun iki katı kadardı. Yıldızın kollarını oluşturan yarımadaların her biri ile orta kısmından oluşan altı bölgeye ayrılmıştı; orta kısımda ayrıca Númenor'un en yüksek dağı olan kutsal Meneltarma ya da gökyüzü sütunu bulunuyordu. Bu dağın yamaçlarında kurulmuş olan Armenlos ya da kralların şehrinde adından da anlaşıldığı gibi kral oturmaktaydı; bu aynı zamanda adanın en kalabalık şehriydi. Bu şehrin aşağısında kraliyet limanı Rómenna bulunmaktaydı. Diğer önemli şehir limanlar Eldalondë ile Andúnië, batıya yani Ölümsüz Topraklara bakıyordu.


Númenor'un ilk kralı Eärendil'in oğlu ve Yarı-Elf Elrond'un kardeşi Elros idi; bunun nedeni İlk Çağın sonunda Valar tarafından kaderlerini belirlemeleri istenen Yarı-Elf ikiz kardeşlerden Elrond Elf olmayı seçerken, Elros'un ölümlü Edain'in Kralı olmayı seçmiş olmasıydı. Fakat Yarı-Elf olduğundan Elros'a beş yüz yıl ömür verilmiş ve Elros İkinci Çağın 442. yılına dek Númenor kralı olarak hüküm sürmüştü.

Númenóreanla adalarında gittikçe zenginleşirken, İlk Çağın çatışmalarından sağ çıkan Yüksek Elfler Orta Dünyada kalmatı tercih ederek, Lindon'da hüküm süren son Yüksek Elf Kralı Gil-Galad'ın hükümdarlığı altında birleştiler. Beleriand'ın yok olmayan tek bölgesini oluşturan Lindon, Ay Körfezinin iki yanında yer almaktaydı. Yıllar geçtikçe Lindon'un Yüksek Elfleri doğuya doğru giderek pek çok yeni krallık kurdular. Sindar lordaları, Büyük Yeşil Ormanlardaki Silvan Elfleri arasında ve Anduin vadilerindeki Lothlórien'in Altın Ormanlarında krallıklar kurdular. Sekizinci yüzyılda Celebrimbor'un Noldor Elfleri ise, Cüce Krallığı Khazad-dûm'un hemen batısında bulunan Eregion'da bir Elf kuyumcuları krallığı kurdular. Fakat bu dönemde güçlenen ve zenginleşenler yalnızca Elfler ve Cüceler değildi: Büyücü Sauron da ölümlü dünyada kalarak Orta Dünyanın Karanlık Efendisi olarak Melkor'un tahtına çıkmak için çalışmaktaydı.

1000 yılında Sauron gizlice Mordor'daki kötülük ülkesini kurmaya başladı; bu amaçla Doğu ve Güneydeki barbar İnsan gruplarını kölesi haline getirdi ve Orclar ile diğer kötü yaratıkları krallığında topladı. Aynı zamanda Barad-dûr adıyla bilinen Karanlık Kulesini inşa etmeye de başladı. Annatar ya da hediyeler veren isimli iyi bir kimliğe bürünerek bilgeliği ve gücü ile Elfleri baştan çıkarmaya çalıştı. Bu oyuna aldananlar yalnızca Celebrimbor ile Eregionlu Elf kuyumcular oldu. Sihir ve metalürji güçlerini bir araya getiren Sauron ile Elf kuyumcular pek çok olağanüstü eser yarattılar. 1500 yılında becerlilerinin doruğuna erişerek, Sauron'un direktifleri altında Güç Yüzüklerini yapmaya başladılar. 1600 yılında Yüzükler tamamlandı; Elflere ihanet eden Sauron, Mordor'a dönerek Barad-dûr adıyla bilinen Karanlık Kulesini tamamladı ve Tek Yüzüğü yaparak, Yüzüklerin Efendisi haline geldi.

Elf kuyumcuları kandırılarak, Sauron'un herşeyin üstünde güce sahip Yüzüklerin Efendisi haline gelmesine yardım etmiş olduklarını anlayınca harekete geçtiler ve 1693 ile 1701 yılları arasında Elfler ile Sauron arasında kanlı bir Savaş yapıldı. Bu çatışmalarda Sauron Celebrimbor'u öldürdü, Elf kuyumcularının şehri ile Eregion'u yoketti ve neredeyse Ereidor'un tamamına zarar verdi. Khazad-dûm'da yaşayan Cüceler, çatışmalara katılmayarak ülkelerini kapısını dünyaya kapattılar. Bu olayın ardından Khazad-dûm, Moria yani Karanlık Yarık adıyla anılır hale geldi. Bu korkunç savaşta, Eregion'da yaşayan Elflerin hemen hepsi öldü; geriye çok az sayıda Elf kaldı. Bunlar Yarı-Elf Elrond önderliğinde Sisli Dağların (Misty Mountains) eteklerine gelerek Imlardis kolonisini ya da daha sonra İnsanlar tarafından verilecek olan adıyla Rivendell'i kurdular.



Celebrimbor'a karşı kazandığı zaferin ardından Sauron güçlerini bir arata toplayarak, Lindon'da bulunan Gil-Galad'a saldırdı. Son anda Elf saflarına katılan güçlü Númenórean donanması sayesinde oluşan kuvvetli ordu, Sauron'un birliklerini ezdi ve SauronMordor'a kaçmak zorunda kaldı.Bunu izleyen bin yıl boyunca Sauron Elflere karşı hiç bir harekette bulunmadı ve barbar Doğulu ve Haradrim kabileleri ile ilişkiye geçerek karanlık gölgesini onların dünyasına doğru genişletti. Bu insanların vahşi krallarına, Ölümlü İnsanlar için yapılmış olan Dokuz Yüzüğü dağıttı. Yirmi üçüncü yüzyıla gelindiğinde bu krallar, Sauron'un en önemli kötü hizmetkarları Nazgûl ya da insanlar tarafından verilen isimleri ile Yüzük-ruhkaru haline geldiler. Bu arada Númenóreanlar, dünyanın en güçlü deniz kuvveti haline geldiler. Orta Dünya sahillerinde pek çok koloni oluşturarak, Umbar ve Pelagir adlarıyla bilinen liman-kalelerini kurdular Sonunda Númenóreanlar'ın deniz imparatorluğu ile Mordor'un kara imparatorluğu karşı karşıya geldi.

3261 yılında Númenóreanlar büyük bir kuvvetle Umbar'a çıkarak, Mordor üzerine yürüdüler. Güçlerinin kendisininkinden fazla olduğunu gören Sauron, onları yenemeyeceğini ve hatta onlara karşı savaşamayacağını anladı. Yine de, Yüzüklerin Efendisi Mordor'daki Karanlık Kulesinden inerek onlara teslim olduğunda, dünyanın insanları büyük bir şaşkınlığa uğradılar. Númenóreanlar Sauron'u zincire vurarak onu kendi ülkelerine götürdüler ve en güvenli zindanlarına hapsettiler. Fakat askeri güçle yapamadıklarını Sauron, kandırma ve göz boyama yöntemiyle gerçekleştirdi. Gururlu Númenórean krallarına kötü telkinlerde bulunarak onları yoldan çıkardı ve Valar'a karşı planlar yapmalarına neden oldu. Telkinleri o kadar güçlüydü ki, Númenóreanlar bilinen en büyük donanmayı kurarak Arda'nın güçleri ile savaşmak üzere batıya doğru yelken açtılar. Bu yaptıkları nedeniyle Ilúvatar, güzel Númenor adasını yoketti. Dağlar ve şehirler çöktü, deniz öfkeyle kabardı ve Númenor su dolu bir boşluğa düştü.Bu sırada tüm Dünya değişikliğe uğradı. Ölümsüz Topraklar Dünya Kürelerinin dışına yerleştirildi ve İki Dünyanın Küreleri arasındaki Düz Yolu Elf gemileriyle aşan Seçilmişler dışındakiler için sonsuza dek erişilmez hale geldi. Bu efsanelerden bildiğimiz Atlantis Çağının sonuydu ve dünya büyük değişikliklere uğradı. Saran Deniz ile sınırlanan ve Hava ve Eter Küreleri ile sarılmış bulunan düz dünya, bildiğimiz küresel gezegen halini aldı.


Fakat İkinci Çağ 3319 yılında Númenor'un batışı ile bitmediği gibi, Númenóreanlar mirası da tamamen yokolmadı. Bu dönemin hikayelerinde anlatıldığı üzere, Númenóreanların arasında Andúnië Prenslerinin önderlik ettiği, kendilerini İnançlılar olarak adlandıran ve Valar ve Eldar ile çatışmayı reddeden insanlar da bulunuyordu. Değişikliklerin meydana gelidiği sırada bunlar, Uzun Elendil'in önderliğinde dokuz gemi ile doğuya Orta Dünya kıyılarına doğru yola çıkmışlardı. Geriye kalan inançlı Númenóreanlardan oluşan bu insanlar, Orta Dünyada Arnor ve Gondor krallıklarını kuracak olan Dúnedain idi. Fakat çatışmalar hemen tekrar başladı, çünkü Tek Yüzüğün gücünü kullanan Sauron da Númenor'un batışından kurtularak Mordor'a döndü ve Orta Dünyadaki tüm Elf ve Dúnedain krallıklarını yoketmek için çalışmaya başladı.Buna karşı, Elfler ve İnsanların Son Birliği oluşturularak, Sauron'un ordusu Dagorlad Savaşında yenilgiye uğratıldı. Mordor'a giren Birlik, Sauron'u yenilgiye uğratana dek yedi uzun yıl boyunca Karanlık Kuleyi kuşattı. Son çatışmada, Dúnedain Kralı Isildur Sauron'un elinden Tek Yüzüğü kesip alana dek, Dúnedain Yüksek Kralı Elendil ile oğlu Anárion ve Orta Dünyadaki Eldar'ın son Yüksek Kralı Gil-Galad öldü. Mordor'un ele geçirilişi, Karanlık Kulenin yıkılışı, Yüzük-ruhlarının sürülüşü ve Sauron'un yenilgisi ile 3441 yılında İkinci Çağ sona erdi.

Konu Hale tarafından 20 Aralık 2012 Perşembe - 09:41 tarih ve saatinde düzenlenmiştir
Resim linkleri düzenlenmiştir.


#5
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Bölüm VIII

Güneşin İkinci Çağı



Tolkien tarihinde Güneşin Üçüncü Çağı ile ilgili en önemli iki konu, Gondor ve Arnor Krallıklarının varlıklarını sürdürebilmiş olması ve Yüzüklerin Efendisi Sauron'un Tek Yüzüğünün kaderidir.

İkinci Çağın sonunda Yüzüklerin Efendisi Sauron yenilgiye uğratıldığında, parmağından Tek Yüzüğü kesip alan Birleşik Gondor ve Arnor Krallıklarının Yüksek Kralı Isildur idi.

O dönemde bu, doğru bir hareket ve Karanlıkların Efendisinin gücünü ortadan kaldırmanın tek yolu olarak görülmüştü; fakat, Isildur Tek Yüzüğü ele geçirdiğinde, Yüzüğün kötü gücünden etkilendi. Güçlü ve onurlu olmasına rağmen güce yenik düştü.


Resmi ekleyen



Isildur o sırada Yüzüğün ateşlerinde yapılmış olduğu ve yine yalnızca ateşlerinde yokedilebileceği Kıyamet Dağının (Mount Doom) volkanik yamaçlarında bulunmasına rağmen, Yüzüğü yoketmedi. Isildur bu kötülük çağrısına yenik düşerek, Tek Yüzüğü sahiplendi ve böylece lanetinden etkilenmiş oldu. Üçüncü Çağın 2. yıında Isildur ve üç büyük oğlu Anduin Vadilerinden kuzeye doğru giderlerken, bir Orc çetesi tarafından tuzağa düşürüldüler.


Gladden Otlakları Savaşı adı verilen bu çatışmada Isildur ile üç oğlu öldürüldü ve Tek Yüzük Anduin Irmağının sularında kayboldu. Gladden Otlaklarında başlayan olayların doğurduğu kötü sonuçların üstesinden gelinmesi 3000 yıl sürdü. Tek Yüzüğün kayboluşu, Yüzük bulunup yokedilene kadar Sauron'un kötülük dolu ruhunun huzura kavuşamayacağı anlamına geliyordu; bu arada Dúnedain Birleşik Krallığının Yüksek Kralının ölümü ise ülkenin Arnor ve Gondor olarak iki ayrı krallığa bölünmesine yol açtı.

Sonuçta, Isildur bu kötülük çağrısına yenik düştüğü için, Yüzüğün laneti tüm Dúnedain halkı üzerinde etki kazandı. Yüzüğün laneti, Üçüncü Çağın tamamını sardı, çünkü Tek Yüzük yokedilene dek Birleşik Krallığın gücünü yeniden kazanarak birleşmesi ve tüm Dúnedain halkınca tanıtan (Yüzüğün gücüne kanmayacak) tek bir veliahtın ortaya çıkması mümkün değildi. Ancak Yüzük yokedildiğinde yeni bir Yüksek Kral Dúnedain'in Birleşik Krallığını yönetebilecekti.

Sınırlarında sürekli çatışmalar olmasına ve beşinci ve altıncı yüzyıllarda gerçekleşen Doğulu istilalarına rağmen Gondor'un Güney Krallığı yine de, Üçüncü Çağın ilk binyılında güçlenmeye devam etti. Dokuzuncu yüzyıla gelindiğinde Gondor, güçlü ordusuna ek olarak bir de büyük donanma kurmayı başarmıştı. Onbirinci yüzyılda Gondor gücünün doruğuna erişti; Doğulular Rhûn Denizinin ardına dek çekilmeye zorlandı, Umbar bir Gondor kalesi haline getirildi ve Harad halkı boyundurluğu alındı.

Kuzey Krallığı Andor hiç bir zaman sınırlarını Eriador dışına dek genişletemediyse de, halkı dokuzuncu yüzyıla kadar refah içinde yaşamaya devam etti. Bu dönemde meydana gelen iç çatışmalar, krallığın üç bağımsız bölgeye ayrılmasına neden oldu ve bunlar bir süre sonra aralarında anlaşmazlığa düştüler.

Onikinci yüzyıla gelindiğinde Sauron'un ruhu, alevlerle taçlandırılmış kötülük dolu tek bir göz biçimini alarak gizlice Orta Dünyaya dönerek, Karanlık Ormanın güneyindeki Dol Guldur kalesine sığınmıştı. Bu dönemden itibaren karanlığın güçleri Orta Dünya topraklarında sürekli olarak büyüdü.

Onüçüncü yüzyıldan itibaren Arnor, doğal felaketler ve iç anlaşmazlıklar nedeniyle sürekli olarak güç kaybetmeye başladı. Fakat Arnor'un asıl laneti, Sauron'un baş hizmetkarı, Angmar'ın Cadı Kralı ünvanını alan ve Arnor kralları ile beş yüz yıldan uzun bir süre savaşan Yüzük Ruhlarının Efendisi idi. Sonunda 1974 yılında Cadı Kral, son Arnor kalesi Fornost'u ele geçirdi ve Arnor Krallığı da böylece ortadan kalkmış oldu. Arnor'un yirmiüçüncü kralının ölümün ardından kraliyet soyu, Dúnedain Kabile Şeflerince sürdürüldü.

Güney Krallığı Gondor'un Üçüncü Çağın ikinci binyılı içindeki çöküşü ise, üç büyük lanetle ilişkilendirilmektedir. Bunların ilki, onbeşinci yüzyılda meydana gelen Akraba Savaşlarıdır. Kanlı bir iç savaş olan bu olay, binlerce kişinin ölümü, pek çok şehrin yokedilmesi, Gondor donanmasının çoğunun ortadan kaldırılması ve Umbar ile Harad üzerindeki egemenliğinin sona ermesi ile sonuçlanmıştır.

İkinci lanet ise, 1636 yılında Sauron'un Andor ve Gondor üzerine yolladığı Büyük Salgındır. Dúnedain, bu kötülükten hiç bir zaman tam olarak kurtulamamıştır çünkü halkın büyük bölümünün ölümü ülkenin bazı kesimlerinin sonsuza dek terkedilmesine neden olmuştur. Üçüncü lanet ise, ondokuzuncu ve yirminci yüzyıllarda gerçekleşen Araba Sürücüleri İstilalarıdır. İyi silahlanmış bir Doğulu halklar konfederasyonu tarafından düzenlenen bu saldırılar, neredeyse yüz yıl boyunca devam etmiştir. Doğulular sonunda geri püskürtülerek yenilgiye uğratılmışlarsa da, Gondor'un zaten azalmakta olan gücünü kritik bir biçimde azaltmışlardır.

Bunların ardından 2000 yılında, Kuzey Krallığı Arnor'u yokeden Cadı Kral bu kez Mordor'da ortaya çıkmıştır. Korkunç birlikleri ile doğrudan Gondor'a saldırarak, Minas Ithil kulesini ele geçirmiş ve adını Minas Morgul olarak değiştirmiştir. 2050 yılında Cadı Kral, Gondor'un otuzbirinci ve son kralını öldürmüştür. Bu dönemden itibaren Gondor veliahtsız kalmış ve Vekil Krallar tarafından yönetilmiştir. Kısacası, Arnor'un kralı topraksız, Gondor'un toprakları ise kralsız kalmıştır. Dahası Dúnedain ile bağdaşıklarına karşı Sauron'un kötülüğünden esinlenen Doğulular, Balclothlar, Güneyliler, Siyah Númenóreanlar, Korsanlar, Esmer İnsanlar ve Tepe İnsanlarının istila ile saldırıları da sürmekteydi. Bütün bunlara ek olarak, Balroglar uyanmış, Ejderhalar yeniden güçlenmiş, Kurt ve Warg saldırıları başlamış ve Uruk-hai'nin yeni kötü türleri olan Olog-hai ile Yarı-Orclar ortaya çıkmıştı. Bütün bu canavarlar, sayıları gittikçe kalabalıklaşan Sauron'un kumandasındaki Orc ve Troll ordularına katılmaktaydı.


Bunu izleyen binyıl boyunca, Sauron'un gücü artarken Dúnedain'in gücü azaldı. Üçüncü Çağın tüm olayları, 3019 yılında başlayan Yüzük Savaşında, Yüzük Efendisi Sauron Dúnedain'den geriye kalanları yoketmek ve Orta Dünya topraklarının tamamına hükmetmek için büyü ve askeri güçleri üzerine bir kumar oynadığında bir araya geldi. J.R.R. Tolkien'in başyapıtı üç ciltlik bir epik esir olan Yüzüklerin Efendisi'nin sahnesini oluşturan dönem de budur.

Üç bin yıllık tarihin tüm ağırlığının, üçlemenin konusunu oluşturan 3018 ve 3019 yıllarına nasıl odaklandığını izlemek çok ilgi çekicidir. Yüzük Arayışı ve Savaşını oluşturan olaylar büyük tarihi önem taşımaktadır çünkü okuyucu, esas karakterlerin her hareketinin tüm çağın sonunu nasıl etkilediğinin farkına varmaktadır.

Üçüncü Çağ, Tek Yüzüğün yokedilişi ile sona erer: Sauron'un kötü imparatorluğu yıkılır, diğer güç yüzükleri huzura kavuşur ve iki krallığın tahtının son tanınmış varisi Yeniden Birleşen Dúnedain Krallığının Yüksek Kralı olarak taç giyer. Bu olaylar dizisi yalnızca romanın değil Üçüncü Çağın da sonunu belirler. Gerçekten de, Arda'nın 37.063 yılının çatışmalarının sonuçlandığı duygusu hakimdir.

Yüzük Savaşının bitişi ile Orta Dünya yeniden barış ve refaha kavuşur. Fakat aynı zamanda büyük Elf güçlerinden geriye kalanların da ölümlü toprakları terk etmesi kararlaştırılmıştır. Bu iyi ve yüce kişilerden geriye kalanlar ile Yüzük Kardeşliğinin bir kaç seçilmiş üyesi, Düz Yol üzerinde seyahat eden Elf gemilerine binerek batıdaki Ölümsüz Topraklara doğru yola çıkarlar.

Böylece Üçüncü Çağ biter ve İnsanların Hükümdarlık Çağı olarak bilinen Dördüncü Çağın başlar; bu çağda Elf etkilerinden geriye kalanlar tamamen yokolur ve bu büyük güçler bizim algılayışımızın dışına çıkar.


Bunun ardından Ölümsüz Topraklar, insanların varolduğu kürelerin dışına çıkarak Tanrılar ile Elfleri de beraberlerinde bizim anlayışımızın dışına götürürler; böylece şüphesiz, dünya fiziksel açıdan bugünkü zaman ve mekan anlayışımıza uygun hale gelir ve Yerküre güneşin etrafında dönmeye başlar.

Konu Hale tarafından 20 Aralık 2012 Perşembe - 09:42 tarih ve saatinde düzenlenmiştir
Resim linkleri düzenlenmiştir.


#6
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Elfler'in öyküsü I

Göklerin Efendisi Varda Orta Dünya üzerindeki parlak Yıldızlara yeniden ışık verdiği anda Eru'nun çocukları, Cuiviénen Denizi yani "uyanış suyunun" yanında gözlerini açtılar. Efler olarak adlandırılan bu halk, Quendi idi ve yaratıldıkları anda ilk gördükleri yeni Yıldızların ışığı oldu. Bu nedenle Elfler, yıldız ışığını her şeyden çok sever ve tüm Valar arasında Elentári yani Yıldızların Kraliçesi olarak adlandırdıkları Varda'ya taparlar. Ve dahası, uyandıkları anda Elflerin gözüne giren yeni ışık orada kalmış ve bu andan sonra gözlerinde parlamaya devam etmiştir.

Varda




Resmi ekleyen



Ainu, Valier'in en güçlüsü, Aratar, Manwë'nin eşi. Taniquetil'in zirvesinde, Ulmardin'de yaşarlar. Melkor'un en büyük düşmanı olarak, Manwë'ye Arda yönetiminde yardım eder. Varda 'ışık tanrısıdır': yıldızlara ışık veren, Lambaları ışıkla dolduran, Elflerin Uyanışı için yıldızları yakan, Silmaril'leri kutsayan, Güzeş'e ve Ay'a yön veren ve Eärendil'i gökyüzüne taşıyan odur. Yıldızların yaratıcısı olduğundan Elflerin en sevdiği Vala'dır, o da Elflerin dualarını yanıtlar. Yüzük Savaşı'nda Shelob'la savaşması için Sam'e Eärendil'in ışığını taşıyan Galadriel'in Lambası aracılığıyla yardım eder. En güzel Vala olan Varda, Middle-Earth'de genellikle Elbereth diye isimlendirilir. Diğer isimleri: Tintallë, Gilthoniel, Elentàri ve Middle-Earth'deki elflere beyazlar içinde gözüktüğünden, Fanuilos (Karbeyaz).


Elflerin Öyküsü II


Resmi ekleyen






Böylece Dünyada-doğanların Ilúvatar olarak tanıdığı Tek Varlık Eru, tüm zamanların en güzel ve en bilge ırkını yaratmış oldu. Ilúvatar, Elflerin tüm diğer yeryüzü yaratıklarından daha fazla güzelliğe sahip olacaklarını ve daha fazla güzellik yaratacaklarını ve bu yüzden de hem en büyük mutluluklara hem de en derin acılara sahip olacaklarını söylemişti. Ölümsüz ve yaşsız olacaklar ve Yeryüzü kadar uzun yaşayacaklardı. Hiç bir zaman hastalık ve zayıflığın ne olduğunu bilmeyecekler fakat vücutları fiziksel olarak Yeryüzüne benzer ve yokedilebilir olacaktı. Savaşta ateş veya çelik ile öldürülebilecekler, cinayete kurban gidebilecekler ve hatta umutsuzluktan ölebileceklerdi.



Elflerin Öyküsü III


Büyüklükleri henüz yaratılmamış olan İnsanlarınki (Men) gibi olacak fakat Elfler ruh ve bedence daha güçlü olacaklar ve yaşlandıkça zayıf düşmeyecek fakat bilgelik ve güzellik kazanacaklardı.




Resmi ekleyen




Tanrısal Valar'a göre büyüklük ve güç açısından çok daha zayıf olmakla birlikte Elfler, bu güçlerin doğasına İkinci-doğan İnsanlara göre çok daha yakındır. Söylendiğine göre Elfler, her zaman Yeryüzünün hemen çevresindeki Ayın parıltısına benzeyen bir ışık içinde yürürler. Saçları altın gibi eğrilmiş ya da gümüş veya parlatılmış obsidyen gibi dokunmuştur ve yıldızların ışığı sürekli olarak etraflarına, saçlarında, gözlerinde, ipeksi giysilerinde ve mücevherlerle süslenmiş ellerinde parıldar durur. Her Elf yüzünde sürekli olarak bir ışık vardır ve sesleri farklı, güzel ve su kadar berraktır. Tüm sanatlar içerisinde en mükemmel düzeye ulaştıkları konuşma, şarkı ve şiirdir. Elfler, Dünyadaki halklar arasında sesler ile konuşabilen ilk ırk idi ve onlardan önce hiç bir yeryüzü yaratığı şarkı söylemedi. Ve bu nedenle de haklı olarak kendilerine Quendi yani "konuşanlar" adını verdiler çünkü Yeryüzünün tüm ırklarına konuşma sanatını onlar öğretti.

#7
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Elflerin Öyküsü IV


Yıldız Işığının İlk Çağında, Utumno'nun düşüşünden ve Karanlık Düşman Melkor'un yenilgiye uğratılmasının ardından Valar, Elfleri Batıdaki Ölümsüz Topraklara (Undying Lands) çağırdılar. Bu Güneşin ve Ayın doğmasından önce, Orta Dünyayı yalnızca Yıldızların aydınlattığı ve Valar'ın Elfleri karanlıktan ve Melkor'un ardında bıraktığı ve hala etrafta gezinen kötülükten korumak istediği dönemde idi.




Resmi ekleyen



Ve böylece, Batıdaki denizlerin ardında bulunan Ölümsüz Topraklarda Valar, Eldamar yani "Elf yurdu" adını taşıyan bir yer hazırladılar; zaman içinde Elflerin burada gümüşten kubbeleri, altından sokakları ve kristalden merdivenleri olan şehirler inşa edileceği öngörülmüştü.

Bu yüzden Elfler ilk defa bölünmüş oldular, çünkü Elf halkının tamamı Orta Dünyayı bırakarak Ölümsüz Toprakların Sonsuz Işığının bir parçası olmak istemedi. Valar'ın çağrısı üzerine pek çoğu Batıya gitti ve bunlara Eldar yani "Yıldızların halkı" adı verildi fakat bir kısmı da yıldız ışığının aşkına geride kaldı ve bunlara da Avari yani "isteksizler" adı verildi. Doğa ile ilgili konularda yetenekli ve hemcinsleri gibi ölümsüz olmalarına rağmen, bu ikinci grup daha zayıf bir halk olarak kabul edilir. Bunlar Melkor'un güçlü olduğu doğu ülkelerinde kaldılar ve bu yüzden sayıları yavaş yavaş azaldı.

Melkor

Bir Vala olan Melkor, Karanlıkların Efendisidir. Ainur ruhlarından biri olarak bile ismi "güç ile yükselen" anlamına gelen Melkor, gururla doluydu ve Büyük Müzik ve Görüntünün uyumunu bozmuştu. Arda üzerinde Melkor, hükmettiği konular olarak Karanlık ve Soğuğu seçti. Arda'nın Yaradılışında işleri bozarak, dünyanın bozuk ve kusurlu olmasına neden oldu. Ve Valar, Almaren'de krallıklarını kurmaya başladıklarında, Melkor Maiar ruhlarından pek çoğunu kötülüğe çekti. Onları yanına alarak Orta Dünyanın kuzeyine gitti ve rakip krallıkları Utumno ve Angband'ı kurdu. Arda'da Melkor, Valar'a karşı beş büyük savaş çıkararak, Almaren'i yakıp yıktı ve hem Büyük Lambaları hem de Valar Ağaçlarını yoketti. Başlangıçta Melkor hem iyi hem de kötü biçimlerde ortaya çıkabiliyordu fakat Işık Ağaçlarının yokedilişinden sonra yalnızca, Elfler (Elves) tarafından Morgoth yani "Dünyanın Karanlık Düşmanı" olarak adlandırılan kötü biçimini kullandı. Bir kule kadar uzun boylu olan Morgoth, demir bir taç ile kara bir zırh giyiyordu. Grond ya da Alt Dünyanın Çekici adı verilen bir gürz ve kocaman kara bir kalkan taşıyordu. Gözlerinde kötülüğünün ateşi vardı, yüzü biçimsiz ve yaralıydı ve elleri Silmarillerin ateşi ile sürekli yanıyordu. Fakat Öfke Savaşında Melkor'un tüm güçleri yokedildi ve Valar arasından yalnızca o, Dünya Kürelerinden sürülerek sonsuza dek Boşlukta dolaşmaya mahkum edildi.




Resmi ekleyen



#8
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Elflerin Öyküsü V


Bu yüzden Elfler ilk defa bölünmüş oldular çünkü Elf halkının tamamı Orta Dünyayı bırakarak Ölümsüz Toprakların Sonsuz Işığının bir parçası olmak istemedi. Valar'ın çağrısı üzerine pek çoğu Batıya gitti ve bunlara Eldar yani "Yıldızların halkı" adı verildi fakat bir kısmı da yıldız ışığının aşkına geride kaldı ve bunlara da Avari yani "isteksizler" adı verildi. Doğa ile ilgili konularda yetenekli ve hemcinsleri gibi ölümsüz olmalarına rağmen, bu ikinci grup daha zayıf bir halk olarak kabul edilir. Bunlar Melkor'un güçlü olduğu doğu ülkelerinde kaldılar ve bu yüzden sayıları yavaş yavaş azaldı.




Resmi ekleyen




Eldar ayrıca Büyük Yolculuğun Halkı olarak da bilinirler çünkü batıdaki Büyük Denize doğru Orta Dünyanın patikasız topraklarında yıllarca yolculuk etmişlerdir. Bu Elf insanları üç ayrı kral tarafından yönetilen Üç Halktan oluşmuştu. Bunlardan ilki olan Vanyar'ın kralı Ingwë, ikincisi Noldor'un kralı Finwë ve üçüncüsü Teleri'nin kralı Elwë Singollo idi. Vanyar ile Noldor Batı Denizi Belegaer'e Teleri'den çok önce vardılar ve Suların Efendisi Ulmo onlara gelerek onları büyük bir gemiye benzeyen bir adanın üzerine yerleştirdi. Sonra da bu iki halkı denizin üzerinde çekerek Ölümsüz Topraklarda Valar'ın onlar için hazırladığı yer olan Eldemar'a götürdü.


Ulmo




Resmi ekleyen




Ulmo suların Efendisi'dir. Tek başına yaşar. Hiçbir yerde uzun süre kalmaz. Yeraltı suları, tüm nehirler ve denizlerde dilediğince gezinir.

Kudrette Manwe'ye en yakın Vala Ulmo'dur. Valinor yaratılmadan önce de onun en yakın dostuydu. Fakat sonradan çok çok önemli bir şey tartışılmadıkça Valar divanlarına nadiren katıldı.Ulmo, borusu Ulumori ile müzik yapar ve bu müziği duyanlar deniz hasretini yaşamları boyunca içlerinden atamazlar.Ulmo,insanları ve elfleri Valar öfkesi altında kaldıkları zaman bile terketmedi. Tüm ırmaklar,nehirler ve akarsular Ulmo'nun emrinde olduğu için Elfler Ulmo'nun ruhunun onlarda aktığını söylerler. Böylece tüm haberler, Iluvatar'ın çocuklarının tüm ihtiyaç ve sıkıntıları Manwe'den saklansa bile Ulmo'ya ulaşır...Ulmo'nun hizmetkarı Osse ve karısı Uinen "Denizlerin Hanımı" kıyı sularını ve iç denizleri yönetir. Osse öfkesini tutamayıp fırtına ve kasırgalar çıkardığında onu sadece Uinen sakinleştirebilir. Bu yüzden kıyılarda yaşayanlar Osse'yi severler ama ona güvenmezler...



Elflerin Öyküsü VI

Teleri'nin kaderi diğer ırkdaşlarından farklı idi ve bunlar çeşitli gruplara bölündüler. Teleri, tüm halklar içinde en kalabalığı olduğundan, denizi geçişleri de yavaş oldu. Pek çoğu yolculuktan vazgeçti ki, bunların arasında Nandor, Laiquendi, Sindar ve Falathrim sayılabilir. Yüksek Kral Elwë'nin kendisi de ortadan kaybolarak Orta Dünyada kalmıştır. Fakat Teleri'nin büyük kısmı Batıya yönelmiş ve kral olarak Elwë'nin erkek kardeşi Olwë'yi alarak Büyük Denize ulaşmışlardır. Orada Ulmo'yu beklemişler ve Ulmo onları sonunda Eldemar'a götürmüştür.




Resmi ekleyen




Eldemar'da Vanyar ile Noldor, Túna Tepesi üzerinde Tirion adı verilen büyük bir şehir inşa ederken, Teleri de kıyıda Kuğular Limanı ya da kendi dillerinde Alqualondë adı verilen liman kentini inşa etmişlerdir. Eflerin bu şehirleri, dünya yüzündekiler içinde en güzelleridir.


Manwe


"Arda'nın nefesi", "Eski Kral", "Sulimo" isimleri ile bilinir. Melkor'un kardeşidir ve tüm Valar içinde Eru'ya en yakın olandır. Arda'nın Hükümdarı'dır. Aynı zamanda Arda'da esen tüm rüzgarların efendisidir.

Varda'nın (Elbereth) kocasıdır ve onunla beraber Arda'nın en yüksek dağının, Taniquetil'in zirvesindeki Ilmarin'de eşi Varda ile yaşar.

Eldar arasında en çok sevdikleri Vanyar'dır. Bütün kuşları sever, özellikle kartalları ve onlar da Manwe'nin arzusuna göre gidip gelirler. Maia Eönwe Manwe'nin habercisi ve sancaktarıdır.




Resmi ekleyen



#9
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Elflerin Öyküsü VII


Orta Dünyada (Gri Elfler olarak adlandırılan) Sindar, Maia Melian'ın öğretileri ve ışığı sayesinde Ölümlü Topraklardaki tüm diğer Elflerden daha güçlü hale gelmişlerdir. Doriath Ormanında büyük güce sahip büyülü bir krallık kurulmuştur. Mavi Dağların Cücelerinin yardımı ile Sindar, dağın altında olduğu için Bin Mağara adıyla da bilinen Menegroth şehrini inşa etmişlerdir. Yerin altında olmasına rağmen bu şehir, altın lambalarla aydınlatılmış bir ormana benziyordu. Galerilerinde kuşların şarkıları ve gümüş çeşmelerinden akan suların sesi duyulabiliyordu.




Resmi ekleyen




Bunlar hem Ölümlü Topraklardaki hem de Ölümsüz Topraklardaki Eldar'ın büyük Çağları idi. Noldor prensi Fëanor'un elmasa benzeyen ve bir yaşam türü olan bir alevle ve aynı zamanda Valar Ağaçlarının yaşayan Işığı ile kendiliklerinden parlayan üç mücevher olan Silmarilleri yarattığı dönem de budur.MelianMelian (Melyanna) "Sevgili Armağan" Yavanna'nın Akrabasıdır.Melian, Elfler (Elves), Cuivinen gölü'nün yakınında uyandıklarında yaşamakta olduğu Lorien Bahçelerini terkedip, Orta Dünya'ya gelen bir Maia'dır.Lorien'deki halkı arasında ondan daha güzeli,yeteneklisi ve bilgesi yoktu. Öyle ki o şarkı söylemeye başladığında Valar bile işini bırakıp onu dinlerdi.Melian Orta Dünya'ya geldiğinde sessiz toprakları kendi sesiyle ve kendisiyle beraber gezen bülbüllerin şakımalarıyla doldurdu. O sırada Valinor'a olan Büyük Yolculuk'un sonuna yaklaşmakta olan Noldor ve Teleri Halkı birbirinden ayrılmıştı.Çünkü Teleri halkının Gelion nehri boyunca dinlendiği sürece Noldor batıya ilerlemeye devam etmişti.Teleri Hükümdarı Elwe arkadaşı Noldor Hükümdarı Finwe'yi aramak için Noldor un yaşadığı yerlerde gezinirken tarif edilemez güzelliği ve yüzündeki Aman ışığıyla ağaçlar arasında tek başına duran Melian ile karşılaştı ve onunla kaldı. Bu yüzden halkı onu bulamadı ve Olwe önderliğinde batıya doğru yolculuklarına devam ettiler. Elwe Orta Dünya'yı asla terketmemiş ve kraliçesi,Orta Dünya'nın en bilgesi,Melian ile birlikte Doriath'taki gizli konakları Menegroth'ta (Bin Mağara) büyük bir krallık kurmuşlar. Kudretli Maia Melian güçlü bir Eldar Beyi olan kocası Elwe'ye büyük bir güç ödünç vermiş ve onunla uzun bir süre krallıklarında hüküm sürmüşler.Melian kötülüğün topraklarına girmemesi için ülkesinin çevresini Melian kuşağı adı verilen bir kuşakla çevreledi. Thingol Elwe'nin ölümünün ardından Melian'ın Deniz'in ötesine gitmesiyle bozuldu.Melian ve Elwe'nin aşkları Maia ve Elf kanının karışmasını sağlamış ve bu kandan olmuş olacak en güzel çocuklar gelmiş. Melian Luthien'in annesi ve Elrond ile Elros'un anne tarafından atalarıdır.



Resmi ekleyen




Elflerin Öyküsü VIII


Bu dönemde Melkor'un yaydığı yalanlar meyvalarını vermiş ve husursuzluk ve savaşlara neden olmuştur. Büyük Örümcek Ungoliant ile gelen Melkor, Ağaçları yoketmiş ve Ölümsüz Topraklar sonsuza dek bunların Işığından mahrum kalmıştır. Bunu izleyen Uzun Gecede Melkor Silmarilleri çalmış ve Ungoliant ile birlikte Helcaraxë ya da "unufak olan buzlar" yolu ile kaçarak Orta Dünyadaki büyük sığınağı Angband'ın Kuyularına geri dönmüştür.




Resmi ekleyen



Fëanor öç almaya yemin etmiş ve Noldor, Melkor'u Orta Dünyaya kadar takip etmişlerdir. Bunları yaparken de lanetlenmiş bir halk haline gelmişlerdir çünkü Alqualondë'de Teleri'nin kuğu gemilerini çalmış ve Elf kardeşlerini öldürmüşlerdir. Bu Elfler arasındaki ilk Irkdaş Katlidir. Finwë'nin Noldor'u Teleri gemileri ile Büyük Deniz Belegaer'i geçerken, Fingolfin önderliğindeki Noldor ise, büyük bir cesaret göstererek yürüyerek Helcaraxë'yi geçmişlerdir.

#10
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Elflerin Öyküsü IX


"Quenta Silmarillion"da anlatıldığı üzere böylece Mücevherler Savaşı başlamıştır. Noldor, Melkor'u izlemişler ve onu Morgoth yani "Dünyanın karanlık düşmanı" olarak adlandırmışlardır. Savaş acı dolu ve korkunç olmuş ve Orta Dünyadaki Eldar'dan çok azı bu mücadeleden sağ çıkabilmiştir. Sonunda Valar ile Ölümsüz Topraklardaki pek çok Eldar gelerek Öfke Savaşında Düşman Morgoth'u sonsuza dek yenmişlerdir. Fakat bu savaşta Beleriand yokolmuş ve büyük denizin dalgalarının altında kalmıştır. Bu topraklardaki krallıklar da, Elf şehirleri Menegroth, Nargothrond ve Gondolin ile birlikte sonsuza dek kaybolmuştur. Bu yıkımdan sadece Ossiriand'ın küçük bir parçası olan Lindon kurtulmuştur. Burada Güneşin İkinci Çağının ilk yıllarında Orta Dünyadaki son Eldar krallığı varlığını sürdürmüştür. Öfke Savaşından kurtulan Eldar'ın büyük bölümü Batıya dönmüş ve Teleri'nin beyaz gemileri ile Eldemar koyundaki Tol Eressëa'ya ulaşmışlardır. Burada Avallónë Limanını inşa etmişlerdir. Bu arada Morgoth'a karşı Eldar'a yardım eden İnsanlar da Númenor adı verilen bir adaya yerleşmişlerdir.




Resmi ekleyen




Fakat yine de bir süre için Ölümlü Topraklarda kalan Eldar da olmuştur. Bunlardan biri olan Gil-galad, Orta Dünyadaki Eldar'ın son Yüksek Kralı idi. Hükümdarlığı Güneşin İkinci Çağının sonuna kadar sürmüş ve Lindon'daki krallığı da Dördüncü Çağa kadar varlığını devam ettirmiştir. İkinci Çağın geri kalanı boyunca barış hüküm sürmüştür. Noldor ve Sindar efendilerinin bir kısmı Silvan Elflerine katılmışlar ve kendilerine yeni krallıklar kurmuşlardır:

Thranduil Büyük Yeşil Ormanı Ormanlık Ülkesi haline getirmiş ve Celeborn ile Galadriel Altın Orman Lothlórien'i yönetmişlerdir.




Resmi ekleyen



Bu Çağda Eldarin kolonilerinin en büyüğü, Noldor'un büyük soylularının büyük bölümünün de gitmiş olduğu ve İnsanların Hollin adını verdiği Eregion'da bulunuyordu. Bunlara Gwaith-i-Mírdain adı verilmişti fakat daha sonraki yıllarda Elf Kuyumcuları olarak anıldılar. Morgoth'un hizmetkarı Maia Sauron'un kılık değiştirerek aralarına karıştığı grup da budur. Orta Dünyadaki Elf Kuyumcularının en büyüğü ve Silmarilleri yapan Fëanor'un torunu Celebrimbor da Hollin'de yaşıyordu. Güç Yüzükleri onun emri ve yeteneği sayesinde yapılmışlar ve bu Yüzükler ile Sauron'un yaptığı Tek Yüzük nedeniyle Sauron ile Elfler arasındaki Savaş ile bunu izleyen pek çok savaş meydana gelmiştir.


Sauron




Resmi ekleyen




Vala Aule’nin Maia’sı olan Sauron, dünyanın kara düşmanı olarak adlandırılan Vala Melkor’un sağ kolu idi. Başlangıçta Aule’nin Maia’sı olan Sauron, böylelik sonradan kötülüğe dönmüştü.

Karanlığın Çağları’nda Sauron, Melkor’un güçlü kalesi Utumno’nun Melkor’dan sonraki en güçlü ismi idi. Melkor Valar tarafından zincirlenip Undying Lands’e (Ölümüsüz Topraklar) götürüldüğünde onun yerine Angband’ı yönetmişti. Melkor ağaçları yok edip bir çağı kapattığında Angband’ı onun için ayakta tutan Sauron’du. Sonunda Valar’ın Melkor’u bir kez daha malup edip sonsuza kadar boşlukta kalmaya mahkum ettiklerinde ve Angband’ı yok ettiklerinde Sauron’da ortadan kayboldu.

Güneşin İkinci Çağı’nda Sauron tekrar ortaya çıktı. Fakat asıl kimliğini saklıyordu. Eregion’daki demirci elflerle dostluk kurdu. Elfler (Elves) ona Annatar yani “hediyeler veren” diyorlardı. Sauron bu yeni kimliği ile elflerle birlikte güç yüzüklerini yaptı. Ardından hepsine hükmetmek için Tek Yüzük’ü yaptı. Fakat elfler tarafından fark edildi ve böylece Sauron ile elfler arasından savaş başladı. 1500 yıl boyunca Sauron, Mordor’dan tüm Orta Dünya’ya kötülük saçmaya başladı. En sonunda Numenoreans’ın elflerin yardımına gelmesiyle kötülüğüne ara vermek zorunda kaldı. Numenor’un gücünü gören Sauron, onları savaşarak yenemeyeceğini fark etti ve Barad-Dûr’den çıkarak teslim oldu, Numenor’a götürüldü. Burada ölümlü insanların zayıflıklarını kullandı. Valar’ın onlardan korktuğunu kulaklarına fısıldadı. Gururları okşanan Numenor insanları zamanla onun düşman olduğunu unuttular ve en sonunda Valar’a karşı bir ordu gönderdiler. Bu Valar tarafından affedilmezdi. Numenor yok edildi, denizine gömüldü. Bu sırada Numenor’la birlikte denize gömülen Sauron fiziksel biçimini kaybetti.

Fakat Sauron bir Maia idi. Ruhu güçlüydü ve hala gücünün büyük kısmını aktardığı Yüzük duruyordu. Bu nedenle Mordor’a döndü. Artık olağanüstü korkuç bir kara savaşçı görünümündeydi ve kötülüklerine kaldığı yerden devam etti. Fakat Numenor’un yok edilişi sırasında bütün insanlar Valar’a karşı çıkmamışlardı. Kendilerine inançlı diyen bir grup insan Elendil önderliğinde Valar’a karşı açılan savaşa katılmamış ve Orta Dünya’ya gelmişlerdi. Elendil’in insanları Orta Dünya’ya yerleştiler ve krallıklar kurdular. Kaçınılmaz olarak bir süre sonra Sauron ile karşı karşıya geldiler. Elfler ve insanlar Son İttifak adı verilen bir ordu ile Sauron’a karşı koydular. Yıllar süren kuşatmanın ardından Sauron kara kalesinden çıktı ve savaşmaya başladı. Fakat Isildur Sauron’un parmağını kesip yüzüğü aldığında bürünmüş olduğu kara savaşçı görüntüsü de kayboldu. Fakat Sauron’un gücü Tek Yüzük’teydi bu nedenle Yüzük yok edilmediği sürece yok olmazdı. Isildur Yüzük’ü yok etmeyince Sauron’da yok olmadı.

Sauron son kez Orta Dünya’ya döndüğünde bu sefer kendini sadece büyük kapaksız bir kırmızı göz ile simgelemişti. 2000 yıl boyunca Mirkwood’da Dol-Guldur’da saklandı. Bu sırada Nazgul onun gelişi için orduları ve Mordor’u hazırlamaya başlamıştı bile. En sonunda Yüzük elinde olmasa bile kendini açık etti ve Mordor’a gitti. Barad-Dûr’u tekrar inşa etti. Fakat son hükümdarlığı kısa süreli oldu. Hobbit Bilbo Baggins tarafından bulunan Yüzük, Frodo Baggins tarafından yapılmış olduğu Mount Doom ateşine atılarak yok edildi. Yüzük’ün yok edilmesiyle birlikte gücünün çoğunu ona aktaran Sauron’da varlığını devam ettiremedi ve Yüzük ile birlikte yok oldu.




Resmi ekleyen






0 Kullanıcı konuyu okuyor

0 Kullanıcı, 0 Misafir, 0 Kayıtsız kullanıcı