İçeriğe git

Welcome to Kadim Dostlar ™ Forum
Register now to gain access to all of our features. Once registered and logged in, you will be able to create topics, post replies to existing threads, give reputation to your fellow members, get your own private messenger, post status updates, manage your profile and so much more. This message will be removed once you have signed in.
Login to Account Create an Account
Resim

Dünyasal Türk Halk Müziği |

- - - - -

  • Yanıtlamak için lütfen giriş yapın
Bu konuya 2 yanıt gönderildi

#1
Sema

Sema

    Ne Mutlu Türküm Diyene!!

  • Yönetici
  • 5.470 İleti
  • Gender:Female
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü, Ülke Gündemi, Siyaset ve Köşe Yazıları...
Dünyasal Türk Halk Müziği


Geleneksel Türk Halk Müziği dünyasal bir müzik türü olup, makamsaldır. Bu türü belirleyen öğeleri şöyle sıralayabiliriz:

1. Dizgisel öğeler: Onyedili perde dizgesi kullanılır.


2. Çalgısal öğeler: Bağlama, cura, divan, üçtelli, tanbura, kabak kemane, sipsi, kaval, mey, davul ve zuma, bu türün içinde kullanılan belli-başlı çalgılardır.


3. Ezgisel öğeler: Ezgiler bezekli olup; küme motif ve ezgisel kelimeleri yoğun olarak kullanılmıştır.


4. Ritmsel öğeler: Usulsüz ve Usûllü olabilir. Usûllü alt türler de, genel olarak onbeş zamanlıya kadar olan küçük usûller kullanılmış olmakla birlikte on zamanlıya kadar olan usûller daha yoğundur.


5. Biçimsel öğeler: Genel olarak bir bölümlü biçimler kullanılmıştır.


6. îcrasal öğeler: Bu öğeleri ağız, tavır ve düzen olarak üçe ayırabiliriz.


Resmi ekleyen Ağız: Sözel türlerde türü belirleyen bir öğedir. Sözgelimi Karadeniz ağzı, Arguvan ağzı, Rumeli ağzı gibi.

Resmi ekleyen Tavır:"Tavır" Uzun süreli sesleri belirli bir bilinç içinde bölerek yeni kümeler oluşturma, tavır'in ilk aşamasını belirler. Örneğin; dörtlük süreyi eser içinde sürekli olarak, noktalı onaltılık, iki onsekizlik ve iki onaltılık şekliyle bölerek seslendirme, bir başka deyişle süresel çatal tavır'ın ilk aşamasıdır. Bu sürelerin her biri, bağlama türü çalgıların tellerine bölüştürülerek seslendirilirse, tavrın ikinci aşaması, dolayısı ile tavır oluşmuş olur. Hem sözel hem çalgısal türlerde, türü belirleyen bir öge olarak kullanılır.

Örneğin; Zeybek tavrı'nın, Zeybek türünü belirleyen öğelerden biri olması gibi.

Resmi ekleyen Düzen: Seslendirilecek eserin makamı, dolayısı ile durak ve güçlü sesleri dikkate alınarak, telli çalgılarda her telin belirli bir sese eşleştirilmesiyle oluşturulan akord şekline düzen denir. Günümüzde bozuk düzen (kara düzen), bağlama düzeni ve misget düzeni adlarıyla anılan üç ayrı düzen yoğun olarak kullanılmaktadır.


Sıralanan öğelerden hiçbiri tek başına bir tür belirleyemez. Mutlak suretle, daha başka öğelerin de beraberce bulunması gerekir.

Bir alt türü oluşturan öğelerden biri dahi eksik kullanılırsa, bu durumda da, o türün çeşnisi oluşur. Buna türsel çeşni denilir. Sözgelimi, Zeybek türünü oluşturan öğelerden usûl öğesi -dokuz zamanlıdır- değiştirilip, sekiz zamanlı usûl kullanılır ve usûl, zeybek türünün bir diğer öğesi olan 'zeybek tavrı'yla seslendirilirse, zeybek türünün yerine, zeybek çeşnisi oluşur.

Geleneksel Halk Müziğinin, bir diğer genel özelliği ise, anonim oluşudur. Kuşkusuz ki, anonimlik bu türü belirleyen bir öge değildir.

Bugüne değin, Ghm'nin alt türleriyle ilgili ciddi hiçbir ayrım yapılmamış, daha çok yöreleri ya da sözel tür veya biçimleri dikkate alarak tasnifler oluşturulmuştur. Örneğin; Doğu Anadolu Türküsü, Ninni, Koşma gibi. Oysa, bu ayrımların hiçbiri, ezginin kendisine yönelik değildir.Yani, tür tanımı anlayışı içinde yapılmamıştır.

Duygu Dolu Gönül Sesi Türkülerimiz
Figan Karahasan – Temel Hakkı Karahasan


#2
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Türk Halk Müziği



Tanım


Toplumların hayatından kaynaklanan duygu, düşünce ve zevklerini işleyerek dile getiren, ait oldukları toplumun kültürünü yansıtan sözlü ve sözsüz ezgilerdir.


RIEMANN’a göre Halk müziğinin özellikleri:


1. Ezgisi ve sözleri kimin tarafından yapıldığı belli olmayanlar
2. Çeşitli sebeplerden halk tarafından benimsenmiş ve halk şarkısı ifadesini taşıyanlar
3. Melodik ve armonik bünyesi kolayca anlaşılan ve popüler bir eda taşıyan ezgiler



Halk müziğinin Tanımları


BRENNE’e göre: Halk tarafından benimsenen ve kulaktan kulağa verilmek suretiyle yayılan ezgiler.

PRAT’a göre: Köylü ve halk arasından çıkıp, gelenek haline gelen ezgiler halk türküsüdür.
Sonuçta halk müziği anonimdir ve folkloriktir.


Kökenleri


Türk halk müziğinin kökeninde türkü bulunur. Türkçe Özgü anlamındadır.

Türkünün diğer halk şiirlerinden farkı ezgisinden gelir. Bir şiir ezgiyle söylendiğinde türkü haline gelir. Bu yüzden halk arasında ezgiyle söylenen bütün halk şiirleri türkü olarak görülmüştür. Bu durum kesin bir türkü biçimi saptamayı yada biçimden yola çıkarak türküyü öteki türlerden ayırmayı zorlaştırmaktadır.

Türk halk müziğinin kökleri Şamanlara kadar uzanır. Bu dönemde şiirler Şamanlık motifleri taşır ve törensel bir yapıları vardır.

Şamanlardan günümüze halk ozanları kalmıştır. Türklerin göçlerle yer değiştirmeleri ve gittikleri yerlerin kültürleriyle de karşılaşmaları ve bunlardan etkilenmeleri halk müziğini yeni boyutlara taşımıştır.

Mani, koşma, varsağı, semai, destan türkünün temellendiği halk şiiri türleridir.

Türküler özelliklerine göre 3 grupta toplanır:


1. Ezgilerine göre:


a) Usullüler: Genellikle oyun havalarıdır. Konya’da “oturak”, Urfa’da “kırık” denen ezgiler.
b) Usulsüzler: Uzun havalar bu gruba girer. Bozlak, hoyrat, kayabaşı vs...


2. Konularına göre:


İşlenen temalar göz önünde tutularak yapılan türkü sınıflandırmaları sınırlı kalmaktadır.
Ninniler ve çocuk türküleri, doğa üzerine türküler, aşk türküleri, kahramanlık türküleri, askerlik türküleri, tören türküleri, iş türküleri, eşkıya türküleri, acıklı olayları anlatan türküler, gülünç olayları anlatan türküler, karşılıklı türküler, oyun türküleri, ölüm türküleri (ağıtlar)


3. Yapılarına göre:



Türküler 5’liden başlayarak 16’lıya kadar hece ölçüsünün her kalıbında vardır. Türkü sözden çok ezgiden etkilenir, yapısını belirleyen de ezgidir. Türkü ezgiye bağlı olarak biçimlenir.

Türkü hece ölçüsünü kullanır ama aruzla söylenmiş bazı nazım biçimleri de ezgilerinden dolayı türkü sayılmaktadır. Bunlar: divan, kalenderi, satranç....

Türkünün tanımı: Sözlü halk geleneğinden oluşan, çağdan çağa ve bölgeden bölgeye içerik ve biçim değişikliklerine uğrayan ama kural olarak her zaman bir ezgiye koşulmuş olarak söylenen şiirlerdir. Yani türküler anonimdir ve ezgiyle belirlenir.

Türkünün tek kaynağı sıradan insanın yani halkın özlemleridir.özlemin kim tarafından duyulduğu önemli olmadığı için türkü yakan adını vermez verse de düşer, zamanla halkın malı olur. Türkülerde toplumsal yan ağır basar. Halkın acısı, sevgisi, tutkuları ve özlemleri türkülerde yankı bulur.


Derleme Çalışmaları


1960’a kadar:

1926: Cumhuriyet döneminde ilk defa Darü’l-elhan halk müziği derlemelerine başladı.

1927-29: Bu yıllar arasında İstanbul Belediye Konservatuarı 850 türkü derledi.

1936: A. Saygun Macar besteci Bartok ile birlikte U.C. Erkin, N.K. Akses ve Rıza Yalçın’ın da katılımlarıyla 100’ü aşkın türkü derlediler. Plak ve ses kaydıyla arşivlediler. Bu çalışma Macaristan’da yayınlandı.

1937: Radyonun kurulması H. Müziğini canlandırdı.

1937-52: Bu yıllar arasında Ankara Devlet Konservatuarı 10.000’i aşkın türkü derledi.

1950’lerin ortalarında çalışmalar tekdüzeleşti ve otantik öğeler zayıfladı.

1960’lardan sonra:

Ruhi SU çalışmalarıyla halk müziğine yeni bir yorum getirdi. Türkülerinde geleneksel kaynağa, söyleyişe bağlı kalarak bunu şan tekniğiyle kaynaştırdı, tonlamaya ağırlık verdi.
Bu dönemin toplumsal gelişmelerinden halk ozanları da etkilendiler ve geleneksel aşık müziğinin toplumsal içerikli türküler söylediler. Aşık Mahsuni buna bir örnektir. Geleneksel aşık müziğinin son temsilcisi olarak Aşık Veysel gösterilir.

1975’den sonra Zülfü Livaneli’yi görüyoruz. Bağlama düzeninde başka sazların kullanımında getirdiği yeni yorumlar ve orkestra sazlarının yanında bağlamayı da çalması halk müziğinde bir zenginleşmedir.

Bu gelişmelerden etkilenen gençler 1980’den sonra türküleri değişik sazlarla söylemeye ve gruplar kurmaya başladılar. Yeni Türkü, Ezginin Günlüğü, Grup Yorum vs.

1990’larda ise halk müziğinin dinsel olan yanı da ortaya çıkmaya başladı. Arif Sağ, Musa Eroğlu ve Muhlis Akarsu gibi saz sanatçıları ve ozanlar bağlamayı farklı bir biçimde çalarak geleneksel alevi müziğini tanıttılar.


Bağlama


Halk müziğinin çalınmasında temel enstrüman bağlamadır. Bu aletin 2000 yıllık bir geçmişi vardır.

Kopuz: Bağlamanın ilk şekline verilen addır. Bugün de Orta Asya topluluklarında kullanılmaktadır. Kopuzu Dede Korkut’un icad ettiği söylenir.

Kopuzun bir velilik ve ululuk simgesi olarak güç verme, toplulukları birleştirme, kötü ruhları kovma, iyi ruhları çağırma, tedavi etme, haber ulaştırma gibi özellikleri vardır. Kopuz genel bir deneyim olarak birden fazla telli saz türünü kapsamaktadır. Elle veya yayla çalınır. Uzun ve saplı veya sapsız olanı vardır. Tekneleri deri ile kaplıdır. Perdesiz iki veya üç telli, telleri at kılı, koyun ve kurt bağırsağından yapılır.


Rebetiko'nun Kökenleri


Rebetikonun coğrafi bölgesi modern Yunanistan’dır. Bunun asıl taşıyıcıları özellikle alt tabakadan işsiz güçsüz insanlar ve rebetlerdir. Hapishane ve tekkeler (rebetlerin haşhaş içtikleri meyhaneler) ana çalgısı bağlama ve buzuki olan rebetikoların çalınıp söylendikleri başlıca yerlerdir. Müzikal açıdan bakılırsa bu şarkılar sanat açısından zayıftırlar. Sözlerinin ana teması rebetislerin dar sosyal çevreleriyle sınırlı kalmıştır. Bununla birlikte 19. yy sonunda başka bir müzik türü ortaya çıktı. Temel olarak Küçük Asya ve özellikle İstanbul ve İzmir kökenli Yunanistan’ın kent merkezlerinde “Kafe Aman” lar ortaya çıktı. Bunlar Yunan burjuvalarının gittiği müzikli kahvelerdi. “Kafe Aman”larda çalınan müzik zengin ve sanatsaldı.

1922 yılı rebetikonun gelişmesinde ve yayılmasında dönüm noktasıdır. Bu tarih Yunanistan’da Küçük Asya Felaketi diye anılacaktır. Genellikle Yunanistan’ın büyük kent merkezlerine kitleler halinde gelen büyük sığınmacı dalgası, ülkenin toplumsal ve kültürel gerçekliğinde önemli değişiklikler meydana getirdi. Yaşadığı çevreden ayrılmış Rumlar, yoksulluk ve işsizlikle karı kaşıya kaldılar ve rebetlerle aynı toplumsal yaşamı paylaştılar.

Çok sayıda sığınmacı kendi enstrüman ve müzikleriyle rebetlere katıldılar. Sığınmacı işadamları rebet müziğinin çalındığı kendi “Kafe Aman”larını açtılar. Böylece, hapishane ve tekkelerin dar sınırlarından kurtulan rebet müziği daha geniş toplumsal çevrelerinin duygularını dile getirmeye başladı. Bu sırada, tarım toplumunun müziği olan Yunan Halk Müziği doyum noktasına ulaştı ve ülkenin kentsel gelişiminden sonra artık insanlarda bir duygu uyandırmadı.


Bir boşluk vardı ve bu boşluk sığınmacılar ve rebetlerle dolduruldu.

E. Petrapoulos rebetikonun 3 gelişme dönemi olduğunu söyler.


1. İzmir Dönemi (1922-1932): İzmir usulü “Kafe Aman” ların hüküm sürdüğü dönem.
2. Rebetikonun yeraltına inmesiyle karakterize edilen klasik dönem(1942-1952)
3. Popüler dönem: Rebetiko bu dönemde yer altı sendromundan kurtuluyor ve Yunanistan’ın ulusal müziği haline geliyor.


Tarihsel Geçmiş


Rebetiko müziğinin popüler, folk yada sanatsal olması birçok faktörün sonucudur. Doğuşu ve gelişimi tarihsel olaylar, toplumsal huzursuzluklar, kültürel etkileşimler, güçlü kişilikler tarafından etnik kaynaştırmayla belirlenmiştir. Bu yüzden bu müziğin tutarlı bir tanımını yapmak için Yunan ve Küçük Asya’nın tarihine bir göz atmak gerekiyor.

Bu tarihsel sunumun başlangıç noktası İstanbul’un 1453’de Türkler tarafından düşürülmesidir. Bu tarihsel olayın en belirgin özelliği Helen ve Ortodoks Hıristiyanlığı olan Bizans İmparatorluğunun sonunu belirlemiş olmasıdır. Böylece kural koyucular Türk din ise İslam oldu. Osmanlı İmparatorluğu yapısı itibariyle birçok milleti içinde barındırıyordu. Rumlar, Ermeniler; Türkler, Slavlar, Arnavutlar vs.

Bu durum yaklaşık 400 yıl sürdü. 1821’de Rumlar Türklere karşı isyan ettiler; uzun süren mücadelelerden sonra modern Yunanistan 1830’da kuruldu. Bununla birlikte yeni devletin durumu içindeki antitezleri sinirli bir biçimde sergileyen, oldukça karmaşık bir durumdaydı. Hapishaneler suçlularla ve politik mahkumlarla doluydu. Nüfusun büyük bir bölümünü oluşturan köylerin kentlere taşınmasıyla ülkenin toplumsal yapısında önemli değişiklikler meydana geldi. 20. yy başında Yunanistan yeni topraklar alarak yayılmaya başladı. ( Ege adaları, Girit, Makedonya, Trakya vs.) Tüm bunlarla birlikte Yunan tarihinin en önemli olayı “Küçük Asya Felaketi” denilen olaydır. Bunun kökeni, Megalo İdea denilen Bizans’ın başkenti İstanbul’un yeniden alınmasını amaçlayan düşüncedir. Yunanistan bu panhelenik arzudan, batı Anadolu’da yaşayan Rumların çokluğundan ve bağlaşıklarını destekleme isteklerinden dolayı İzmir kentine saldırdı, Türk- Yunan savaşı çıktı. Bu savaş, her iki tarafın nüfusunun karşılıklı olarak değiştirilmesini karara bağlayan bir uluslararası ant. ile bitti. Küçük Asya, Kafkaslar, Doğu Trakya ve başka birçok bölgeden gelen sığınmacı dalgası Yunanistan'ı vurdu. Sığınmacılar kendi gelenek, görenek ve kültürlerini getirdiler. Ancak açlık ve işsizlikle karşı karşıya kaldılar ve Yunanistan tarafından benimsenmeleri oldukça sert ve yavaş oldu.


Rebetis'ler

Rebetiko, rebetisler tarafından çalınıp söylenen müziktir. “Rebetis” terimi ayrı bir yaşam mantalitesi, davranışı, bakışı ve tarzı olan karakteristik bir erkek tipini tanımlıyor. ( rebetis: Asi, kural tanımayan.) karakteristik rebetis, toplum dışıdır, kurumsal güçlere meydan okur. Fakat onlara karşı militanca eylemlerde bulunmaz. Toplumsal geleneklerin dışında olduğu izlenimini verir, bununla birlikte yasadışı olmaktan kaçınır, yer altı dünyasıyla kendini özdeşleştirmez. Argo bir dil konuşur, her zaman silah taşır. Bir rebetis yoksul ve sıradandır. Egemen güçler onu outsider olarak tanımlar.

Rebetisler ilk büyük kent merkezlerinin doğuşuyla ortaya çıkmışlardır. 1900 dolaylarında Gölge Oyunu karakterleri arasına eklendi.


Etki ve Stil


Rebetiko, çağdaş kent halk müziğinin bir biçimidir.stili kendinden önce gelen müzikal formların etkisiyle biçimlenmiştir.

Özellikle şunlar tarafından;


a. Yunan Halk Müziği: Bizans’tan 1821 Yunan Devrimine kadar gelişen tarım düzeyindeki Yunan toplumunun ürünüdür. Bu tür, çağdaş Yunan devletinin kurulması ve büyük kent merkezlerinin gelişmesinden sonra inişe geçmiştir.

b. Doğu Halk Müziği: ( Özellikle Arap ve Türk müziği) Ortadoğu limanlarıyla gelenlerin ve Küçük Asya Felaketi sığınmacılarının Yunanistan’a gelmesiyle.

c. Bizans İlahileri: Yunan Ortodoks Kilisesinin ilahileri.

d. Eptenissa Serenatları:İyonya Denizi Adaları tarafından Yunanistan’a miras bırakılmıştır.


Rebetikonun batı Avrupa tabanını oluşturur.

Rebetikonun gelişmesinin ilk on yılında “İzmir” stili hakimdir. Kafe Aman müziği ilk on yıl boyunca egemen durumdadır. Karakteristikleri; belli bir makamda uzun, feryat eden enstrümantal ve vokal doğaçlamalar, şehvet uyandırıcı kadın sesi, Türk göbek dansına benzer 4/4’lük ölçüyle çalınan ve cinsel olarak tahrik edici çiftetelli tarzı hareketli bir danstır. Solo enstrüman melodisine oktav olarak çalan ikinci bir enstrüman eşlik eder. “ Kafe Aman”ların müzikal atmosferi apaçık Arap ve Türk etkisiyle güçlü bir oryantal havaya sahiptir. Çalgılar keman, lut, ud, santur idi.

Sonraki yirmi yılın özelliği Yunanistan’ın ürünü eski toplum dışıların rebetikosunun dönüşüdür. Buradaki ana çalgı buzuki, bağlama ve daha sonra da gitardır. Şarkıcı bir erkektir ve sesi metalik, ahenksiz, kulak tırmalayıcı ağır bir tonda olmalıdır. Fakat asla tatlı ve seksi olmaz. Müzikal stili düz ve ağırdır. Şarkı genellikle buzuki tarafından çalınan bir taksimle başlar. Taksim bir makamda yapılan doğaçlamadır. Şarkının stiline ve atmosferine dinleyici sokmak için bir giriş görevi görür. Ritmik karakteri serbesttir. Oldukça sık olarak taksim bağlamanın sürekli olarak çalınmasıyla sürer. Kısa bir taksim iki mısra arasında yapılır. Şarkının en çok kullanılan ölçüsü zeybek dansının ölçüsü 9/8’dir.


Çalgılar


a. Lut: Görünümü uzun boyunlu lutların bir karışımıydı. Uzun bir boynu ve geniş bir gövdesi vardı.
b. Ud: Büyük armut biçimli bir gövde ve kısa ve geniş bir boyun. Ud genellikle Küçük Asya ve İstanbul Rumları tarafından çalınırdı.
c. Santuri: Yamuk bir görünüm, iki paralel yanı boyunca bağlanmış metalik teller, hafif çekiç yardımıyla çalınır.
d. Keman: Avrupa akordundan (G-D-A-E) farklı bir biçimde (G-D-A-D) olarak daha düşük bir tonda akort edilir.
e. Daha seyrek olarak; arp, lir, flüt, armonika
f. Tef, dümbelek, zil.

Aksine tipik bir rebetiko orkestrası buzuki, bağlama ve gitardan oluşur. Temel solo çalgı olarak buzuki en önemli rolü oynar. Taksim onunla çalınır ve şarkıya söz aralarında eşlik eder. Bağlamanın rolü birkaç istisna dışında sadece eşlik etmektir. Ritim ve armoni öğesi olarak kullanılır. Gitar akort basılarak çalınır ve melodiyi destekler.

BUZUKİ: Telli bir çalgıdır ve uzun boyunlu lut ailesine aittir. Benzer görünümlü çalgılar prehelenik uygarlıklarda bulunabilir. Eski Yunanistan’da aynı enstrüman panduri olarak bilinirdi. Bizans döneminde tambura adı verilirdi. Tambura, rebetler tarafından kullanılan buzuki ile aynı morfolojik özellikleri taşır. Türk sazı buzuki ile aynı aileye aittir.

BAĞLAMA: Küçük buzukidir. 40-60 cm.den daha uzun olamaz. Müzik aletlerinin ve şarkı söylenmenin yasaklanmasından itibaren kolayca saklanabilmesinde dolayı mahpusların tercih ettiği çalgı oldu. Bağlamanın akoru buzukiden bir oktav yüksek yapılır.


#3
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
HALK MÜZİĞİ, en basit anlamıyla, kulaktan öğrenilmiş ve bir kuşaktan öbürüne aktarılmış bir müziktir. Kentsel toplumlardan çok kırsal kesimlerde gelişen geleneksel halk ya da folk müziği yazılı değildir. Bunun yanı sıra kent­lerde siyasal bir görüşü dile getirmek ya da birtakım adaletsizlikleri protesto etmek ama­cıyla yazılan çağdaş folk ezgileri de vardır.


Geleneksel Halk Müziği



Dünyadaki her ulusun kendine özgü halk ezgileri vardır ve bunların çoğu çok eskidir. Bu gibi geleneksel ezgiler çeşitli duyguları dile getirir. Aşk, nefret, sevinç, üzüntü, mutluluk ve acı kadar insanın çalışma ve eğlence yaşamına ilişkin büyük küçük tüm olaylar ezgilere konu olabilir.
Halk müziğinin en eski örneklerinden bazı­ları dinsel tören ve festival şarkılarıdır. Ürün toplama gibi çeşitli etkinlikler sırasında söyle­nen ezgiler ile gençlerin kendi ulusal kültürle­rini tanımalarını sağlayan şarkılar bunlara örnektir.

Halk ezgileri bir kişiden öbürüne aktarılır­ken değişir. Birkaç kuşaktan sonra hem sözle­ri hem de müziği etkileyecek kadar büyük değişiklikler olabilir. Bazen de bir ezginin zamanla birçok çeşitlemesi ortaya çıkar. Bun­lar, 20. yüzyılın başlarında Macar halk ezgile­rini derleyen Belâ Bartök'un saptadığı gibi, ezgi "aileleri" oluşturabilir.

Her ülke halk müziğini kendine özgü bir yolla yorumlar. Kuzey Amerika, Avustralya ve Batı Avrupa halk ezgilerinin bazı ortak özellikleri vardır. Hepsi de baladları, iş şarkı­larını ve dans ezgilerini içerir. Ezgiler çoğu zaman kıtalara bölünmüştür ve her kıtadan sonra aynı sözlerden oluşan bir nakarat yinelenir. Şarkıcı, nakaratlara katıl­maları için izleyicilerini coşturmaya çalışır. SSCB ile Balkanlar'ın bazı bölgelerinde ve şık nakaratlar içerir. Öte yandan, Orta ve Doğu Avrupa'da insanlar çoğunlukla çiftler ya da gruplar halinde şarkı söyler.

Halk müziği çoğunlukla söylenmek içindir; ama bazıları, özellikle dans müzikleri çalın­mak içindir. Düdük, çıngırak, İsviçre kavalı olan alp boynuzu gibi basit tahta borular, gitar, banço, keman, lir, kanun, balalayka (telli bir Rus çalgısı), saz, bir Yunan çalgısı olan buzuki gibi çeşitli halk müziği çalgıları vardır. Üflemeli çalgılar arasında Orta Avru­pa ve Güney Amerika'da kullanılan panflüt ve birçok ülkede değişik biçimleri olan gayda­lar bulunur. Bir kutuya takılı tellere tokmakla vurularak çalınan simbalom ilginç bir Macar çalgısıdır. Macaristan'dan başka ülkelerde de bulunan bu çalgının yanı sıra, 15. ve 16. yüzyılda İngiltere'de çalınan ve gene ay­nı tür bir vurmalı çalgı olan santuru İngiliz göçmenler Amerika'ya götürmüşlerdir. San­tur, özellikle Appalaş Dağları gibi yörelerde günümüzde hâlâ çalınmaktadır.

Bazı toplumların halk ezgileri bütün dünya­da tanınmıştır. Kuzey Amerika halk ezgileri­ni, yalnızca İngiltere'den değil, Fransa ve İspanya'dan da gelen ilk göçmenlerin getir­dikleri ezgiler oluşturmuştur. Amerika'ya kö­le olarak getirilen Siyahlar'ın Hıristiyan dinini kabul etmesinden sonra da, kiliselerde çalı­nan ayin müziği ile Afrika ritimlerinin birleş­mesinden spiritual adı verilen müzik doğmuş­tur. Siyahlar yoksulluk ve güçlüklerle dolu yaşamlarını blues adı verilen ezgilerle dile getirmiş; mutlu oldukları zaman çaldıkları kendi dans müzikleri de sonradan cazın teme­li olmuştur.


Çağdaş Folk Müziği


20. yüzyılda, özellikle başta ABD'de olmak üzere, bazı etnik grupların hakları için verdik­leri mücadelelerden kaynaklanan toplumsal içerikli şarkılar 1960'larda yaygınlaştı. Kent yaşamının acımasızlığı ve çalışan insanların mücadeleleriyle ilgili benzer şarkılar daha önce de görülmüştü, ama bu yeni şarkıların etkisi çok daha güçlü oldu. Bu şarkılarla bir yandan da savaşlara ve adaletsizliğe karşı çıkılıyordu. Yalın bir folk tarzını izleyen Bob Dylan, bu protesto şarkılarının öncü bestecisi ve söz yazarıydı. Bu müziğin en tanınan şarkıcıları arasında Joan Baez, Pete ve Peggy Seeger, Ewan McColl, Peter, Paul ve Mary ile Janis Joplin vardır. 1960'larda Vietnam Savaşı ABD'deki "protesto şarkısı" hareketi­nin özel hedefi oldu. 1980'lerde de UB40, U2 gibi müzik toplulukları ile Tracy Chapman ve Sting gibi şarkıcılar barış, insan hakları ve çevre sorunlarını ezgilerinde duyarlı bir bi­çimde yansıttılar.


Türk Halk Müziği


Henüz bilimsel olarak kesin bir biçimde kanıtlanmış olmasa da, Türk halk müziğinin kökeninin pentatonik (beş tonlu) Orta Asya müziği olduğu kabul edilir. Anadolu'nun, çevresiyle ilişkileri, iletişimi zayıf, etkilere kapalı birçok küçük yerleşim yerinde pentato­nik ezgilere rastlanması da bunu göstermek­tedir.


Türk Halk Müziğinin Yapısı


Türk halk müziğindeki yapıtların çoğu sözlü ezgilerdir. Bunlar, "türkü" genel adıyla anılır. Yalnızca çalgılarla seslendirilen halk ezgileri­ne ise, genel olarak "oyun havası" denir.
Türk halk müziği ikiye ayrılır: Kırık hava lar (bazı yörelerde buna kısık hava denir) ve uzun hava'lar. Ritmik melodilerden oluşan parçalara kırık hava; doğaçlama izlenimi ve­ren, gerçekteyse kalıplaşmış melodilerden oluşan ritimsiz parçalara ise uzun hava denir.

Kırık hava sınıfına giren sözlü parçalar, güfte­lerinin tür adıyla anılır: Koşma, varsağı,mani, destan, karşılama, semai, divan, kalen­deri. Uzun hava sınıfından sözlü parçalar yöreden yöreye değişen adlar alır. Türk halk müziğindeki gerçek doğaçlamalar daha çok bağlama ailesinden bir çalgıyla çalınan ve "açış" ya da "ayak" diye adlandırılan taksim­lerdir.

Bu alanda, son derece tekdüze bir melodisi olan parçaların yanı sıra, olağanüstü parlak melodilerle örülü parçalar da vardır. Gerek sözlü, gerek sözsüz parçalardaki ses alanı yaklaşık bir buçuk oktavdır. Bu, insan sesinin ortalama genişliğidir.

Sözlü parçalan seslendirmede hemen hemen her yörenin kendine özgü bir söyleyiş biçi­mi vardır. Buna "ağız" denir. Hangi ağızla seslendirilirse seslendirilsin, Türk halk ezgile­ri, genellikle, güftelerindekine eş bir içtenlik, yalınlık ve duyarlılığı yansıtır.

Modal (makamsal) müzikler kapsamında ele alınan Türk halk müziğinde belli başlı altı makam vardır. "Ayak" denen bu makamlar garip, kerem, bozlak, derbeder, müstezat ve misket diye adlandırılır. Bazı yörelerde ayakların bazıları hiç kullanılmaz; bazı ayak­lar da yöreden yöreye değişen biçimde kulla­nılır. Bazı parçalarda birkaç ayak özgün bir tarzda bir araya gelir. Halk müziği usulleri­nin (ritim kalıpları) özel adları yoktur. Folklorcular bu usulleri birim zaman sayıla­rına göre, sözgelişi "dokuz zamanlı usuller", "10 zamanlı usuller" diye adlandırmışlardır. Türk halk müziğiyle ilgili terimler yörelere göre değişir. Bazı yörelerde bu alanda hiçbir terim kullanılmaz.


Türk Halk Müziğinde Çalgılar


Türk halk çalgıları, genel çalgıbilim (organo-loji) terimleriyle sınıflandırılmıştır:

1.Telli çalgılar: Bağlama ailesi, carta, ırızva gibi mızraplı (tezeneli) çalgılar ile ka­bak kemane, Karadeniz kemençesi, tırnak kemanesi gibi yaylı çalgılardan oluşur.

2.Vurmalı çalgılar: Davul, dümbelek (ya da deblek, darbuka) gibi derili çalgılar ile zil, maşa, zilli maşa, çalpara (bir tür kastanyet), kaşık gibi çalgılardan oluşur.

3.Üflemeli çalgılar: Kaval ailesi, mey, zurna, tulum (bir tür gayda), sipsi gibi çalgı­lardan oluşur.





0 Kullanıcı konuyu okuyor

0 Kullanıcı, 0 Misafir, 0 Kayıtsız kullanıcı