İçeriğe git


Welcome to Kadim Dostlar ™ Forum
Register now to gain access to all of our features. Once registered and logged in, you will be able to create topics, post replies to existing threads, give reputation to your fellow members, get your own private messenger, post status updates, manage your profile and so much more. This message will be removed once you have signed in.
Login to Account Create an Account
Resim

Halit KAKINÇ: Doktorculuk - 6 | Materyalizm kaynağı Kur?an-ı Kerim oldu

- - - - -

  • Yanıtlamak için lütfen giriş yapın
Bu konuya henüz cevap yazılmadı

#1
chetink

chetink

    KD ™ Yakın Arkadaş

  • Kadim Dost
  • 389 İleti
  • Gender:Male


Materyalizm kaynağı Kur’an-ı Kerim oldu

Sol, enternasyonel değil yerel bir olgudur aslında... Doktor’un kaynakları arasında Engels kadar, Kur’an ve İbn-i Haldun da bu yüzden vardır. Kıvılcımlı’dan etkilenen isimler de onun bu yönünü takdir etmiştir... İşte günümüzün Doktorcularının gözünden Kıvılcımlı... Şener Üşümezsoy, Sarp Kuray ve Nurullah Ankut, “Neden Doktor” sorusunun cevabını veriyor

Bu dizinin final bölümünde, son sözü söylemeden önce eski ve hâlen çizgisini sürdürmekte olan Doktorcular’la konuştuk. Prof. Dr. Şener Üşümezsoy, Sarp Kuray ve Halkın Kurtuluşu Partisi Genel Başkanı Nurullah Ankut, konuğumuz oldular. Üşümezsoy ile başlayalım:

“Doktorun bizim için önemi nedir? Sol enternasyonalist değil, aslında yerel bir olgudur. Doktor bu anlamda Osmanlı coğrafyasını, Ortadoğu’yu... Bırakın Osmanlı ve Bizans’ı, antik süreçten bu yana gelişen süreci anlayamazsak, bugünkü toplumu anlayamayacağımızı öğretti. Bu, historist değil, materyalist bakış açısıydı. Kaynakları Kuran-ı Kerim’di. İbn Haldun, Engels, Gordon Child ve Arnold Toynabee idi. Uygarlık-babarlık kavramlarının Müslüman Türk Tarihi için öneminin Doktor tarafından materyalistçe formüle edilmesi idi. Batılılar’ın barbar diye eleştirdiği, öncellikle Romalılar’ın kendilerinden olmayanlar için kullandığı bu kavramı, ilkel sosyalist aşama olarak Doktor yüceltiyordu.

Bir materyalist olarak kollektif aksiyonu yüksek, herkesin eşit ve eşitlikçi olduğu kan toplumunun uygarlık üzerinde egemen olduğunun altını çizdi. Türkler’i eleştiren Batıcı bakış açısına karşı Doğucu bakış açısının temelini attı.”


KARDEŞLİĞİN TARİHSEL KÖKENİ

NURULLAH Ankut: “Kürt-Türk kardeşliği tarihsel bir kökene dayanıyor. Birinci Kuvayımilliye bu şekilde. İngiliz Emperyalizmi’nin ajanları, bütün oyunlarına rağmen, Kürt Halkını Kuvayimilliye’nin ve Milli Kurtuluş’un karşısına geçiremiyorlar. Ondan ayıramıyorlar. Kardeşçe, yan yana, omuz omuza, emperyalistlere karşı birlikte savaşıyorlar. Aynı emperyalistleri-düşmanları yenmişiz. O zaman bu iki halk kardeşçe, ama gerçek anlamda eşit kardeşler olarak birleşirse, bu tarihsel amacı da gerçekleştirebilir. Uluslararası emperyalizmi dünya çapında yenilgiye uğratabilir.” Sosyalist Kamp niye çöktü? - “Sosyalist kampın ve SSCB’nin çöküşünde belirleyici etkiyi yapan kişi Stalin oldu.”


Ulus temelli devrimcilik

Pekİ Prof. Dr. Şener Üşümezsoy, bugün hangi noktada duruyor? Deprem konusunun yanısıra sıkı bir marksolog olarak tanıdığım Şener Hoca, net bir cevap veriyor: “Doktor’un tarihçi tarafının yanı sıra bana göre bir de Stalinci tarafı var: İşçi sınıfı temeli. Oysa küresel gelişmeyi analiz ettiğinizde, işçi sınıfının yerini, ulus devrimciliğine bıraktığını görüyoruz. Ben de bugün Doktor’un sınıf devrimciliği yerine, Sultangaliyev’in halk ve ulus temelli devrimciliğine yakınım. Türk Solu’nun temel yanlışı, Sovyetik bakış açısı ile Türk Dünyası’nı ve Türkiye’yi değerlendirmek oldu. Doktor da yerel bakış açısına sahip olmasına rağmen, bu rüzgârdan kendini kurtaramadı... Sığlığı, devrime işçi sınıfının mutlak öncülüğü şeklindeki yaklaşımıdır. Oysa, Sovyet ve Çin devrimleri, aslında ulusalcılıklarını inşa eden devrimlerdir.” Şener Hoca, bugüne yönelik bir gönderme ile bitiriyor sözlerini: “Dinin Türk Toplumu’ndaki etkisini Sol reddederken, finans kapital, ideolojik aygıt olarak dini kullanıp Türkiye’yi yönetebileceği bir concensus sağladı.”

TÜRK-KÜRT CUMHURİYETİ GEREK

Nurullah Ankut ile birlikteyiz. Ankut, Doktorculuk diye tabir ettiğimiz Dr. Hikmet Kıvılcımlı ekolü ve anlayışının en sadık mirasçısı Halkın Kurtuluşu Partisi’nin genel başkanı. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi felsefe bölümü mezunu. Mesleği, 5 yıl öğretmenlikten sonra kendi ifadesiyle hep devrimcilik. Evli, 5 çocuğu var. Biri kız dördü oğlan. Yine kendi ifadesiyle beşi de devrimci. Ankut, doğrudan konuya giriyor: “Biz, Mustafa Kemal’in 1933’te söylediği gibi, doğal coğrafyaya dayanan yeni bir Sovyetler oluşturmalıyız. Önümüze koyduğumuz gerçekçi ve bizi zafere, başarıya götürecek ve emperyalistleri yenilgiye uğratacak olan Türk-Kürt Cumhuriyeti’dir. Orta Asya Türk cumhuriyetleriyle beraberce oluşturulacak Türk-Kürt Cumhuriyeti’dir.”

CHE DE BUNU İSTEMEMİŞ MİYDİ

DoĞrusu oldukça şöven gibi çağrışan farklı bir söylem bu. Ankut, konuyu şöyle açıyor: “Altı parçaya bölünmüş olan Türk Ulusu’nun da tek bir ulus olarak birleşmesini istiyoruz. Yirmi iki parçaya bölünmüş Arap Ulusu’nun da bir tek ulus halinde birleşmesini istiyoruz. Dört parçaya bölünmüş Kürt Ulusu’nun, tek bir ulus halinde birleşmesini istiyoruz. Yine bir sürü parçaya bölünmüş olan Latin Amerika halklarının, tek bir ulus olarak birleşmesini kim istiyordu en çok? Che. Usta’mız 1933’te; Anadolu ve Kürdistan Halk Cumhuriyeti diyordu. Doğal coğrafyaya dayanan yeni bir sovyetler oluşturmalıyız. Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’ni kurmalıyız...”

Klasik doktorcu olmadım

Bİr zamanlar Sol Hareket’in askerî kanadı’nın önde gelen isimlerinden Sarp Kuray’la sohbetteyiz. Anlatıyor: “1969’lardan itibaren Türk Devrimci Hareketi, köklerinden koptu. Şablonlar uysun veya uymasın, devrimci ortama empoze edilmeye başlandı. Bu, kırılma noktası oldu. Chavez, Bolivar’dan - İnkalar’dan söz ediyor... Biz ise kendi Bolivar’ımızı kendi İnka gerçekliğimizi doğru tasnif edemedik. Doktor’un farkı ve önemi burad idi. 1969’da tesadüfen Doktorcu oldum. Selahattin Okur, beni Doktor’a götürdü. Onu tanıdıktan sonra kendi devrimciliğimizin tarihsel fonksiyonunu öğrendim. Türk burjuvazisinin devrimci karakter geçirmediğini... Bu bir determinasyondu. Buradaki tefeci-bezirgân sermayenin aslında doğu gericiliği olduğunu Doktor’la birlikte kavradık. Prekapitalist sermaye birikiminin Batı’daki gibi olmadığını öğrenmiş olduk. Doğru bir tasnifti bu...” Peki, Sarp Kuray kendisini hâlâ Doktorcu olarak mı görüyor? - “Ben klasik Doktorcular’dan olmadım. Teorik anlamda çok etkilendim. 1971’den sonra ise hiçbir eski tüfek, doğru bir ağabeylik yapmadı. Doktor da kendisine düşen fonksiyonları tam olarak yerine getirmedi...”

Teorik olarak Doktor’dan etkilenen Sarp Kuray, peki Türkiye’deki Sol’un geleceğini nasıl görüyor?”

TOPYEKÜN BİRLİK GEREKİYOR

Topyekün bir birik olmalı... Mustafa Suphi’den itibaren bir birikim aramak gerekir. Çünkü biz, işçi anlamında bir sol hareketten gelmiyoruz. Bugünkü çizgim: Mustafa Suphi hareketinin ortaya çıkarılması gerektiği yönünde. Çünkü, silahla kovduğumuz emperyalizm, şirketlerle bacadan girdi. Temelde Sultangaliyev olmak üzere Sol, yeni şartlara göre yeni baştan oluşmalı. Kendi özgün tarihimizle başlayarak... Doğu Halkları Kurultayı örnek alınarak... Söz gelimi Doktor, Sultangaliyev’i tam olarak dikkate almadı. Sovyetler’deki bir tartışmayı, Türkiye’ye taşımadı. Bizi uyandırmadı.”

HACI BEKTAŞ VE ÇERİLER GİBİ


Konumuz değil ama, bu arada Sarp Kuray, 1986-1990 arasında 16 Haziran Hareketi adında yasadışı bir örgütün yöneticisi olduğu ve 30 eylemin talimatını verdiği suçlaması ile yargılanıyor. Hakkında müebbet hapis isteniyor. Dava Yargıtay’da. Sohbetin bitiminde bu konuya da değiniyor Kuray: “Bana Devlet’le ilişkisi var dediler. Şimdi kimlerin kimlerle ilişkisi olduğu birer birer ortaya çıkıyor. Nasrullah, 1978’den beri benim örgütümdeydi. Mâlî sorumlusu idi Partizan Yolu’nun. Örgüte bu kadar hizmet vermiş bir adamı orta yolda bırakmak benim karakterim değil. Ben borcumu ödedim. Sonra ayrıldım. 16 Haziran’la ilgili bant konuşmaları var. Bu arkadaşlarla ilişkim oldu. Ama sonra ilişkim kalmadı...” Sözlerini şöyle noktalıyor Sarp Kuray: “Herkes nasıl ve nereden geldiğini anlatırsa, olay ortaya çıkar. Aynen Hacı Bektaş’ın çerilerle ilişkisi gibi...”

SON SÖZ

Bu dizide sosyalizmin Türkiye’deki serüveninde başrol oynayan isimlerden birini tanıtmaya çalıştım. Elbette bir çok eksiği var. Milliyetçilik, muhafazakârlık, darbecilik, kuvayı milliyecilik gibi sol kesim’in uzun tartışmalarına girmedim. Tarih Tezi’ni tartışmak da benim işim değil. Benim açımdan önemli olan, Türk Sol Tarihi’nin en çarpıcı örneklerinden biri olan Dr. Hikmet Kıvılcımlı’nın - deyim yerinde ise bu Son Makedonyalı’nın ana çizgileri ile tanınmasıydı. Bazı hususlar dikkatimi çekti: Doktor, Kürtler dışındaki azınlıklara karşı epey sertti. Türkiye’nin özgün gelişimini vurgulama çabasına rağmen Sovyet Komintern’in tezleri ile uzlaşma eğiliminde idi. Türkçe’ye ve Ordu’ya özel bir hassasiyetle yaklaşıyordu. Kurduğu Vatan Partisi’nin programı, daha ulusalcı bir karakter taşımasına rağmen, MDD’ciler’den ve TKP programından çok da farklı değildi. Anayasa teklifi, oldukça radikal esaslar taşıyordu. 1960 Darbesi’nden sonra darbecilerle başarıyla sonuçlanmayan bir uzlaşma arayışı sergilemişti. Bu ilginç insan, Topkapı’daki Mezarlık’ta yatıyor. Mezar taşının üzerine Latin Şairi Terentius’un şu sözlerinin kazınmasını vasiyet etti: “İnsanım. İnsancıl olan hiçbir şey, bana yabancı kalamaz.” Umarım bu çalışma, konuya yabancı kalanlar için bir ölçüde aydınlatıcı olabilmiştir.

Halit KAKINÇ






0 Kullanıcı konuyu okuyor

0 Kullanıcı, 0 Misafir, 0 Kayıtsız kullanıcı