İçeriğe git


Welcome to Kadim Dostlar ™ Forum
Register now to gain access to all of our features. Once registered and logged in, you will be able to create topics, post replies to existing threads, give reputation to your fellow members, get your own private messenger, post status updates, manage your profile and so much more. This message will be removed once you have signed in.
Login to Account Create an Account
Resim

Kara Eylül -4- | Selcan Taşçı

- - - - -

  • Yanıtlamak için lütfen giriş yapın
Bu konuya henüz cevap yazılmadı

#1
Sema

Sema

    Ne Mutlu Türküm Diyene!!

  • Yönetici
  • 5.470 İleti
  • Gender:Female
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü, Ülke Gündemi, Siyaset ve Köşe Yazıları...


Resmi ekleyen

Bu hâkimler veremez hükmünü bu celsenin


Milliyetçiler 2455 sayfalık Ümraniye iddianamesini aratmayan Soyer’in iftira metni uyarınca
vatana ihanet ve bölücülükle, idam istemiyle yargılandı. Dava 5 yıl, 11 ay, 8 gün sürdü

12 Eylül’ün faturası liderinden çaycısına kadar bütün ülkücülere kesilmişti. Aileleri, akrabaları, arkadaşları hatta selamlaştıkları insanlar bile büyük mağduriyetler yaşamışlardı.
Alparslan Türkeş ihtilalin ilk günlerinde “önce yumuşak olur, sonra sertleşir” demişti. Dediği gibi oldu. Komünist sokak çetelerine karşı yapıldığı düşünülen darbe, kısa sürede, ülkücüleri imha operasyonuna dönüştü.

Tarihin yüzkarası


MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası, 25 yıl sonra bile adalet tarihine düşen büyük bir kara leke olarak anılıyor. Her aşaması ayrı bir skandal, ayrı bir ayıp ve utanç vesikasına dönüşen davayla ilgili bu kanı artık sağ-sol ayrımı olmaksızın aklıselim herkesçe paylaşılıyor.
MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı Askeri Savcılığı’nca 24 Nisan 1981 günü açıldı. İlk sorgusu, başsavcı Nurettin Soyer ile birlikte 22 savcı tarafından yapılan Alparsan Türkeş Askeri Dil Okulu’na gönderildi.
19 Ağustos 1981’de yapılan ilk duruşmada psikolojik savaş yaşandı. Duruşmaya sanık ülkücülerin tavrı damgasını vurdu. MHP Genel Başkanı Alparslan Türkeş’in, mahkeme salonuna girmesiyle 391 sanık hep beraber ayağa kalktı ve İstiklal Marşı’nı okudu. Böylelikle ülkücüler, Türk Milliyetçiliği’nin yargılandığı mahkeme salonunda, bu yargılamayı yapanlara, İstiklal Marşı’nı okutmuştu. Ancak bu olay sonraki mahkemelerde ilginç bir uygulamaya gidilmesine yol açtı. Artık Türkeş mahkeme salonuna herkesten önce getiriliyor ve salondan herkesten sonra çıkarılıyordu.

Davada aralarında Alparslan Türkeş’in de bulunduğu 63 kişi TCK’nın 146/1, 156 kişi 149/2 maddelerince idam, 21 sanık 146/3 maddeden 5-15 yıl arası hapis cezası istemiyle yargılandı. 333 duruşmanın yapıldığı dava, 5 yıl, 11 ay, 8 gün sürdü. MHP, MGK’nın 2533 sayılı kanununa dayanılarak 16 Ekim 1981 tarihinde kapatıldı. MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası’nın 162 sayfalık gerekçeli kararı, 7 Nisan 1987 tarihinde okundu.

Davanın 391 sanığından Alparslan Türkeş, 11 yıl, 10 ay hapis cezasına çarptırıldı. 29 Mayıs 1983’ten itibaren sağlık sorunları dolayısıyla tutukluluğunu Askeri Mevzi Hastenesi’nde sürdürdü. 1985 yılı Nisan ayında tahliye oldu.
MHP üst düzey yönetiminde Türkeş dışında ceza alan olmadı. 12 Eylül’de yargılananalar arasında cezaevinde en uzun süre kalan siyasi de Alparslan Türkeş oldu. Genel İdare Kurulu Üyeleri ve eğitimcilerin tümü beraat etti.
Diğer sanıkların beşi idam, dokuzu müebbet hapis, 219’u altı ay ile 36 ay arasında değişen hapis cezaları aldı. Üç sanık hakkındaki dava düştü, altı sanık hakkında takipsizlik kararı verildi, iki sanık yargılama sırasında hayatını kaybetti.

Ümraniye iddianamesi ilk trajik örnek değil

MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası’nın, başsavcı Nurettin Soyer tarafından hazırlanan ünlü iddianamesi 945 sayfaydı. Zekeriya Öz’ün Ümraniye sanıkları hakkındaki 2455 sayfalık iddianamesini aratmayan bu metin, ithamları ile davanın trajediye dönüşmesine yol açtı. Suçlamaların tek dayanağı vardı; ülkücü düşmanlığı/nefreti. Onun dışında bir tek delil yoktu ortada. Suçların tamamı düzmeceydi.

Örneğin, CHP Erzincan Senatörü Niyazi Ünsal’ın MHP’li sayılması ve Ünsal’ın “dehşet verici” diye tanımlanan mektubu yüzünden, MHP’liler yargılanıyordu. Soyer’in iddianamesinin “uydurukluğunu” net biçimde açığa çıkaran bu olay karşısında Alparslan Türkeş tepkisini, “Size kıyamıyorum. Bu iddianame sizin elinizin mahsulü değil. Dışarıda hazırlanmıştır. Niyazi Ünsal’ı MHP’li yapan iddianameyle mi bizi yargılayacaksınız?” sözleriyle göstermişti.

Hakimler davayı terk etti

Bu tepki üzerine savcı pişkin biçimde, “Biz siyasetten anlamayız” derken, Duruşma Hakimi Vural Özenirler, “Vereceğimiz karardan milletimiz kuşkuya kapılacağından ve kendimiz de kuşku duyduğumuzdan davadan çekiliyorum” demiş, iki üye ile salonu terk etmişti. Mahkeme Heyeti’nin bu tavrına öfkelenen Kenan Evren, mahkeme üyelerinin sayısını beşe çıkararak yargılamanın sürdürülmesini emretmişti.
Türkeş, çeşitli iftiralarla alınlarına leke süren, temelsiz iddianameye karşılık, tarihe ışık tutacak bir savunma yapmıştı. Savunmasının ana fikri ve davaya bakışını aşağıdaki tek cümlesi ise özetlemek mümkün:
“Ancak istila ve işgal altındaki bir millet milliyetçilik yaptığı için suçlanabilir!”


MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası
12 Eylül’de yargılananlar arasında cezaevinde en uzun süre kalan siyasi Alparslan Türkeş oldu. 333 duruşma sonunda sayısız mahkumiyetin yanısıra 5 idam, 9 müebbet kararı çıktı


Evren’e mektup


Sayın Orgeneral Kenan Evren
Devlet Başkanı
Milli Güvenlik Konseyi Başkanı
Genelkurmay Başkanı
Ankara
........
Bir adli tahkikat, ancak kanunların tayin ettiği çerçeve içinde sanıkların leh ve aleyhindeki gerçek delillerin toplanması şeklinde yürütülürse salim sonuçlara götürür. Zora dayanan beyanlar ve zorlama yorumlar adaleti gölgeler. Halk arasında yoğunlaşan söylentilere nazaran, yurdun birçok yerinde mensuplarımıza ve gözaltına alınan bazı kimselere yapılarak doğrudan doğruya bizleri suçlamaya matıf ifadeler alınmaya çalışılmaktadır.Özellikle Ankara ve Adana’da işkencenin kesif olduğu ve ciğerlere hava pompalamaya kadar vardığı söylenmektedir. Bu usullerle elde edilen ifadelerin mahkemelerce ciddiye alınmayacağı muhakkaktır. Ne var ki, kamu vicdanı ve tarihin böyle bir hazırlık tahkikatı hakkında vereceği hükümler ve bu gibi tutumların kamuoyunda yaratacağı gerilimi, şer kuvvetlerin istismar etmesinden endişe ederim...
...mahkeme beraatla sonuçlanacaktır. Ne var ki, milli bekamız açısından meşheri vicdanının, zaruri olan bazı müspet hususiyetleri tahrip edilmiş olacaktır. Çünkü kamuoyuna açık olması zaruri olan mahkeme, bir siyasi hareketle birlikte, ister istemez bir fikir hareketini, milletimizin tamamına yakın kısmının tabii olarak, tarihi ve sosyal yapısı icabı, içinde bulunduğu bir düşünce ve ruh yapısını da yargılamak zorunda kalacaktır. Bu düşünce ve ruh yapısı zat-ı alinizin 12 Eylül günü ve daha sonraları veciz bir şekilde ortaya koyduğumuz milliyetçi, Atatürkçü görüş ve ilkelerdir.
Bu yapı, Türk Milleti’nin her türlü emperyalizme karşı direncini teşkil etmektedir. Ne günümüz, ne de gelecek nesiller için, bu direnç şuurunun duymadığı milli kıymetler, beraat etmiş olsalar bile yargılanmış, horlanmış olarak damgalanmamalıdır.
....Arzettiğim bir yargılama ise,endişe ederim ki, bu direncin kamu vicdanındaki mesnetlerini yıkar ve çok geçmeden ülkemizi, bugünkünden daha beter surette yabancı ideolojilerin açık pazarı haline getirebilir. Sınırlardaki Mehmetçiğin, yabancı ideolojik propagandalar sebebi ile milli değerlere olan inancı kaybolursa vatan müdafaası yapılamaz. Bu direnç, şuur ve inancını tahrip ettirirseniz, her türlü emperyalizmin oluşturduğu barajların önü açılabilir. Çünkü ideolojik sızma ve psikolojik harp asrımızın en büyük gerçeğidir.
...Bugün aynı mihrakların sizlere de yöneltmiş bulunduğu “faşizm, mazizm” gibi propaganda safsatalarını bir yana bırakarak açık vicdanla düşünürsek, milliyetçi gençlerin sonradan nasıl ortaya çıktıklarını ve niçin bu kavgalara karıştıklarını anlamak kolaydır. Bir üniversitede İstiklal Marşımız yerine enternasyonal söylenebiliyorsa, bir meydanda kızıl bayraklar altında miting yapılabiliyorsa ve Türk Eğitim kurumlarında, Türk Milletini var eden kıymetlere alenen tecavüz edilebiliyorsa, bu manzaraları seyreden milyonlarca Türk gencinin hepsi de sessiz kalamazdı... Böyle bir karşı koyma hiçbir organizasyonu gerektirmeden, sosyolojik bir tepki halinde, kendiliğinden oluyordu. Çünkü, bütünlüğü ile şuuru felç olmamış her sosyal organizma bir savunma refleksini ortaya koyar...
... Bizim siyasi ihtiraslarımız değil sadece vatanseverliğimiz mücadele etti.
...Bu sebeplerle bizlerin Türk Ceza Kanunu’nun 149. maddesinde belirtilen “bölücülük” diye genel tavsifi yapılan bir suçtan dolayı yargılanması, sizlerin de sahip bulunduğumuz ve cumhuriyetten bu yana devletimizin ana fikri olan bir düşüncenin de yargılanması neticesini doğurmasından kaygı duymaktayım...
Bizler düşünce ve siyasetimizde bir bütün olarak yargılanacağız. Bunun gelecek yıllara bırakacağı iz, milliyetçiliğin, milli şuurun, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmezliğinin mücadelesini yapmış siyasi kadroların devlet tarafından “bölücülük” ithamı ile yargılanmış olduğu fikridir. Nitekim daha bu safhada, benim ve arkadaşlarımın muhatap olduğumuz soruların büyük bir kısmı milliyetçilik düşüncesinin sorgulanması niteliğinde olmuştur.
İleride hür, demokratik çoğulcu rejime dönüldüğü zaman hainane faaliyetlerini sürdürecek olan fesat ocakları ve propaganda merkezleri, böyle bir durumu daima Türk Milliyetçiliğini kamuoyunda mahkum etme fırsatı olarak kullanmaya çalışacaklardır...
...Nihayet, ben ’Allah bir, devlet bir, vatan bir, bayrak bir’şiarını yücelten siyasi ve fikri bir hareketi yürüttüm. On altı yaşından itibaren dahil olmak şerefini kazandığım askerlik ocağından, siyasi hayatımın şu anına kadar bütün ömrüm bu düşün ve inancın en açık delilidir. Beni ve dava arkadaşlarımı şüphesiz ki, tarih de yargılayacaktır.
Alparslan Türkeş


LEKE
Namus lekesi değil alnımda gördüğünüz,
Vurulmuşum, vurulmuş düşmüşüm güpe gündüz.
Sakağımdaki kansa, o benim gülüşümdür,
Namert sürünmektense, erkekçe ölüşümdür.

Size selam gönderdi kırk yiğidiyle KÜRSAD
Sizden haber bekliyor yüz milyon; imdat! İmdat!
Hala tevekkülde mi kararlısın yoksa?
Sükût neyi halleder, yaran oyuk oyuksa?

Tevekkül Allah adir zillete katlanılmaz!
Ya hayat ya ölüm! Bunun ötesi olmaz.
Namus lekesi değil alnimdaki bu leke,
Asırlardır karşıma çıkmazken tek teke

Dağdan bağa inenler, yoluma kül döküyor
Benim ayak izlerim taşralı gözüküyor
Farkına yeni vardım, suçluymuşum ben meğer
Otağımda cellâtlar... Kaçmak!.. Bu neye değer!

Namus lekesi değil, artik bilinmeli bu!
Asil leke bellidir, kökten silinmeli bu!

Ey gönüllü bayraktar, ey devşirme dölleri!
İleri, biraz daha, biraz daha ileri.

İhanet oyununda, peşrev çekenler bu kez
Bilsinler ki bu toprak, hainleri hiç sevmez!

Bu hâkimler veremez, hükmünü bu celsenin
Hazır olun Bozkurtlar! Hüküm sırası sizin...


Mamak cehennemi ve sevgilinin hatırlamadıkları

Giritlioğlu, dizisinde katil olarak gösterdiği ülkücülerin Mamak’ta yaşadığı işkenceyi yok saydı

MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası’ndaki sorgulamalarda, Nurettin Soyer’in işbirlikçileri Zeki Kaman ve Dürüst Oktay kontrolündeki işkence mekanı olan C-5, sadece ülkücüler için kullanılıyordu. Emirleri direkt olarak Soyer’den alan bu ikili, insan onurunu çiğneme, hakaret ve aşağılama konularında ürküten bir yaratıcılığa sahiptiler. Alet çantaları da zengindi. Çarmıhlar, zincirler, çelik dolaplar, sopalar, elektrik şokları, sorgulananlardan el yazılarıyla sözde itirafları alınana kadar şiddeti artarak kullanılırdı. Mahkûmiyet kararları bu şartlar altında imzalatılan ifadelere dayanarak veriliyordu.
Mamak, insanoğlu ile yaşıt olan “işkencenin tarihçesine” ortaçağ zihniyeti ile uygulanan “engizisyon” la bir arada kaydedilmeliydi. 20. yy. Türkiyesi’nde, engizisyon işkencesi, Mamak’ta, C-5’lerde hortlamıştı.
Geçtiğimiz sezona damgasını vuran Hatırla Sevgili adlı dizide 12 Eylül’e tek katkıları cinayetler gibi gösterilen ülkücüler yıllar boyunca Mamak’ın izleriyle yaşadılar. Ama Tomris Giritlioğlu ve Nilgün Öneş’in “sevgili” si ülkücülere yapılan işkenceleri, yaşadıkları sürgünleri, onların ailelerindeki dramı, af üstüne af çıkan bir ülkede hâlâ cezaevinde bulunan ülkücüler olduğunu hatırlamadı.
Bu ülkenin insanlarının ideoloji ayrımı yapmaksızın ortak doğrularda buluştuğu günlerde, 12 Eylül’ü hâlâ sadece sol kesimin sancısıymış gibi aktardı.
* Dizide anarşist kahramanlar yaratıldı


Selcan TAŞÇI - Yeniçağ


Yarın: Bir sağdan bir soldan, beslenmeyip asıldılar(!)





0 Kullanıcı konuyu okuyor

0 Kullanıcı, 0 Misafir, 0 Kayıtsız kullanıcı