İçeriğe git

Welcome to Kadim Dostlar ™ Forum
Register now to gain access to all of our features. Once registered and logged in, you will be able to create topics, post replies to existing threads, give reputation to your fellow members, get your own private messenger, post status updates, manage your profile and so much more. This message will be removed once you have signed in.
Login to Account Create an Account
Resim

Üçten Aşağısı Kurtarmıyor | Can Belge

- - - - -

  • Yanıtlamak için lütfen giriş yapın
Bu konuya henüz cevap yazılmadı

#1
HeaT

HeaT

    KD ™ Yakın Arkadaş

  • Sorumlu
  • 451 İleti
  • Gender:Male
  • Location:Isparta
Gaziantep-Beşiktaş maçının atlanmaması gereken tarafı Sağlam (Ertuğrul vs. Nurullah) bir karşılaşma olması: İkisi de aslında, gayet sağlamcı birer ekol. Ama, bilhassa Trabzon maçını rakip kaleciyle tanışamadan bitiren Beşiktaş'ta seyirci önünde bunun bir özrünün dilenmesi gerekiyordu. Antep de, ilk hafta yaptıklarının karşılığı olarak hem özgüvenli, hem cesur çıktı maça. Kısaca, futbol oynamaktı amaç, iki tarafta da.

Maçın golle başlaması Nurullah Hoca'nın şanssızlığı. Muhtemelen, futbolcularını cesur bir oyun niyetiyle sahaya yollarken en güvendiği şey onlarda oluşan özgüvendi; Bobo'nun üçüncü dakikadaki golü bu güveni yıkmak için bire bir. Ama kısa bir bocalamadan sonra Antep golü unutup sahadaki denkliği yeniden kurdu. Esas darbe, 46'da Eduardo'nun atılmasıydı.

Şimdi, geçen haftaya dönerek, Antep'in bu maçta iki oyuncusunu Ankaragücü'ne karşı görülen kırmızı kartlardan dolayı oynatamadığını hatırlıyoruz. İkisi de hakeme itirazdan iki sarıyla atılan Yozgatlı, demek ki bir ikaz teşkil etmemiş: Eduardo, ikisi de hakemi aldatmaktan iki sarı kartla atıldı. Ve Beşiktaş adına hâlâ tehlikeli görünen maç böylece koptu. Serdar Özkan'ın beceri dolu golü, son dakikalarda Nobre'nin katkısı zirve için gerekli averajı da temin edince Beşiktaş dördüncü haftanın sonunda liderliği ele geçirdi. Antep ise altıncı sıraya geriledi. İyi futbol seyrettiremediği için üzüntüsünü dile getiren Nurullah Hoca'yı teselli etmeli: skor onların çok aleyhinde görünse de, biz Antep'i anladık ve beğendik.

Haftanın açılış maçı ise aynı tadı vermedi doğrusu: Öncelikle söylemek gerekir, Denizli deplasmanından alınan üç puan şampiyonluğa oynayan her takım için altın değerinde. Ve Cuma gecesine gizlenen Trabzonspor da aslında bu haftanın en kârlı takımı. Ama hâlâ, Ankaragücü maçı hariç, Trabzon'dan beklediğimizi alamadık.

Belli ki, Yattara bu takımın sadece hücum zenginliğine yataklık etmiyor; aynı zamanda, aradan çekildiğinde bütün hücum hattı iletişimsiz kalıyor ve ileri uç oyundan düşüyor. Buna karşılık, üretemeyen her takımın yaşadığı savunma zaafları konusu, üstelik Yanal'ın takımında, olumlu işler hanesinde gözüküyor. Bireysel rekabeti şahsi oynayarak yaşayan forvet elemanları alışverişe girmiyor, dolayısıyla kaptırdıkları toplarla Trabzon savunması 90 dakikayı alarmda geçiriyor. Ama onlar başarılı oldukça, denk gelirse bir karambol golle de maçı kazanmak mümkün oluyor. Denizli'de piyango Gökhan Ünal'a çıktı. Ama olan, Denizli'nin de Trabzon kadar hak ettiği bir puana oldu sonuçta.


Resmi ekleyen

Galatasaray'ın 4-1'lik Kocaeli galibiyeti deplasmanda gerçekleştiği için önemli bir kazanç. Ama oyunun gidişatına bakarak, üç puanla sınırlı görünmeyen bir kazanç...

Galatasaray yine kötü başladı, ilk topu gol olarak kabul etti, Selçuk Dereli'den özel izin koparıp attığı beraberlik golüne kadar da geveleyip durdu. Golle toparlanmaya başladılar ve başta Lincoln kendini aşarak, attıkları her golden sonra biraz daha düzelmek üzere, dörde kadar çıktılar. Böyle maçlarda, takım açılıp şova meylederken genç kadrodan biri çıkıp skora katkı yaparsa, takım biraz daha büyür, kadro genişler, psikolojik bir baskı oluşur rakipler üzerinde. Yaser'in gerilme mesafesi kullanmaksızın 100km'yi aştığı şutu ve Alparslan üçüncü goldeki dribling ve asisti, Galatasaray'ın yan kazançlarıdır.

Hikâyenin diğer tarafı da var: Kocaeli bu sezon seyrettiğim takımlar içinde en zayıfıydı. Futbolcular iyi oynadıklarını söylüyorlar ama, oyunun 2-1 cereyan ettiği 3-1'e kadarki bölüm hariç ne ileride, ne geride organize oldular. Bilhassa çıkarken kaptırdıkları toplarla kötü durumlara düştüler. Nonda ve Baros'un kaçırdıklarıyla ayakta durabildiler. Galatasaray'ı, hele Lincoln'ü överken, bu tarafa da bakmak lazım. Yine bu doğrultuda, Engin İpekoğlu'nun bu sezon üçüncü defa vaziyeti hakeme bağlayarak anlamaya çalışması tabelada durdukları yerin kaçınılmaz olduğunu da gösteriyor.

Fenerbahçe-Gençlerbirliği maçı, Aragones'in çözümleme becerisi olduğuna delildir: Aslında, Hacettepe'de kaybedilen maçın daha iyisini oynamadı Fenerbahçe. Sıkışan oyunu yine Alex bireysel becerisiyle açtı. Bu sefer, Yasin'le Can'ın yerinde Lugano'yla Önder olunca, skor avantajını kaybetmeden oyunu sürdürdüler. Alex ikinci fırsatta El Saka'yı ihraç edince problem kalmadı.

Oyun olarak hızlı bir iyileşe yok Fenerbahçe'de. Ama arkadaki sorunlar kapatılınca, bireysel yeteneklerin farkı daha belirgin bir biçimde ortaya çıkıyor. Roberto Carlos'un şahane pasıyla Güiza'nın ligdeki ilk golü taraftarı mest edecek cinsti meselâ. Kazım'ın ise, golünden çok sevinci aklımda kaldı. Bir şeyin kavgasını veriyor belli ki; takımı çok da ilgilendirmeyen üçüncü gol için vahşi bir kutlama yaptı.

Resmi ekleyen


İlginç bir not: üç büyüklerin içeride oynadığı altı maçın tamamında konuk takım en az bir kırmızı kartla onurlandırıldı. Buna Trabzonspor'u da katarsak, içeride oynanan sekiz maçın yedisi için aynı şeyi söyleyebiliriz. Kırmızı kart görmeyen tek konuk Trabzon'a giden Beşiktaş oldu.

Bursaspor Kayseri'yi seyircisinin önündeki ilk maçta 1-0 yenerek üçüncü sıraya tırmandı. Şimdi mesele, önceki hafta 3-1 yenildikleri Sivas maçının akıbeti. Biliyorsunuz, Sivas'ın o maçta esame listesinde kural ihlal ettiği ortaya çıktı. Federasyon maçla ilgili kararını Salı günü açıklayacak. Yüksek bir ihtimalle de Sivas'ın üç puanı Bursa'ya verilecek; aynı geçen sezonun ilk haftasında, Trabzon-Sivas maçında Sivas lehine olduğu gibi... Ama işin karışıklığı burada bitmiyor: Sivas, iddiaya göre geçtiğimiz sezon Trabzon-Beşiktaş maçından, üstelik tam da aynı mevzu bahisle, alacaklı! Esame listesindeki kural ihlali bilgisayar tarafından tespit edilse de, ört bas edilen konu yeni çıktı ortaya. Orada madur, şimdi burada kural uygulansa, yine "madur"... İşte zamanında bir kural doğru uygulanmazsa, uygulama merciini bu kadar zor bir durumda bırakır, bunu görüyoruz. Sivas'ın lehineyken işletmediniz, şimdi aleyhine nasıl işleteceksiniz bakalım! Salıyı bekliyoruz.

Neyse, bu hikâye, elan üçüncü sıradaki Bursaspor'u alıp zirveye oturtmaya muktedir, önemli bir konu. Mustafa Sarp'ın korner golüyle üst sıralara oynayan Kayseri'yi alt ettiler ve üst sıralara bizzat teşrif ederek oraya yeni bir rekabet getirdiler.

Kayseri'yi halâ bekliyoruz. Mazeret sakatlar sıkmaya başladı yavaş yavaş. Bütün bir sezonun planlamasında kuşkusuz yer sahibi UEFA tur geçilmeden Kaf Dağı'nın arkasına gitti, ligde 360 dakikada bir gol ancak atabildiler, yemeye yemeye gitmeye çalışıyorlar.


Resmi ekleyen

Deminki hikâyenin Sivas ayağı da bu haftayı çok kötü geçirmedi aslında. Eskişehir deplasmanında, yeni bir hakem İlker Meral'in de piyasaya çıktığı maçta, iki kere geriye düşüp 2-2'yle bir puanı kaptılar.

Hakem kendi adına, anlaşılan vizyona yeni giriyor olmanın gerektirdiği ilgi çekme numaralarını yapmış. Sert duruşuyla, bir "doğru karar" hakeminden çok "tavır" hakemine benziyor. Yolu açık olsun.

Gol umudunu Youla'ya bağlayan Çalımbay, bu hafta biri penaltıdan iki sayı üretebildi, böylece toplam gol sayısını üçe çıkardı ve üç beraberlikle 14. sıraya yerleşti. Youla atamasa da, ilk goldeki asistle bir katkı yaptı nihayet. Sivas'ta ise Musa, geçtiğimiz sezonki performansının da üstüne çıkıyor sanki.

Rıza Hoca son bölümde –deplasmandaki- Sivas'ın gol için forvet sayısını artırmak suretiyle risk almasını kendileri için büyük avantaj görüp fırsatı kaçırdıklarına yanıyor. Oysa, gördüğüm kadarı, beraberliği bulan da, Balili'nin ayağından galibiyeti kaçıran da, o risk alan zihniyet. Eskişehir henüz galibiyet yüzü görmedi.

Antalya ve Konya, eski janr takımlar. Antalya sezon başlamadan, Konya ise üçüncü haftanın sonunda Hoca değiştirdiler. Hadi Antalya'yı sezon başlamadan değiştirdiği için saymayalım; geçtiğimiz günlerde planladığı dokuz yıllık başkanlık döneminin tamamını Raşit Çetir'le geçirmek istediğini söyleyen Mehmet Ali Kuntoğlu'nun bir hafta dolmadan Hoca'yı kovalamasını nasıl değerlendirmeli?

Maç Antalyaspor'un cezası nedeniyle Adana'da oynandı ve Adanademirspor taraftarının desteğini alan Konya daha kendi evinde gibiydi: Bu koşullarda Konyaspor 1-0 kazandı. Teslim etmeli, Koray'ın şık vücut çalımı ve pasıyla başlayan Tehoué'nin golü çok güzeldi. Ama ortada bu kadar yanlış varken, bu galibiyet sonrası da, yedinci sıraya yükselen Konya adına olumlu bir şey söyleyemiyorum.

Aynı olumsuz gözlem Antalya için de geçerli: Galatasaray maçında bir puanın karşılığında kırmızı kartı göze alan Ömer Çatkıç'ın yokluğunda, kâğıt üstünde bir iç saha maçı puansız kapatıldı, Trabzon deplasmanı var sırada. Onu, Galatasaray maçının yıldızı seçerken, takımına verdiği zararı daha genel düşünmek gerekirdi gibi geliyor bana. Ve sezona zaten hoca değiştirerek başlayan Antalya'nın Jarabinski'de ısrarcı olmasını da gerektirecek bir unsur gözükmüyor ortalıkta, içimden bir his öyle diyor. Ligde durdukları yer, Jarabinski'nin performansından ziyade bir zihniyetin sonucu olsa gerek.


Resmi ekleyen


Buraya da bir not; yeni gelen takımların üçü de, dördüncü haftalar itibariyle maç kazanabilmiş değil!

Ankaraspor'un Hacettepe'yi 4-0 yenmesi haftanın önemli işlerinden. Yine de bilin ki, Oftaş'tan olma Hacettepe öyle 4-0'ı hezimet gibi yaşayacak takım değil hâlâ. Önceki hafta aldıkları Fenerbahçe galibiyeti Türk futbolcusu için travmatik bir hadisedir. İbrahim Şahin de ifade ediyor: Bir rüya gördük, uyandık sandık, uyanmamışız. Ankaraspor sağ olsun, bizi uyandırdı." Evet, bilhassa dört golün tamamını yedikleri ilk devreden sonra uyandıkları anlaşılıyor. Bütün avantajına rağmen Ankaraspor'un çok zor bir ikinci yarı geçirdiğini Aykut Kocaman da söylüyor. Şimdi rüyaya dalan ise Mehmet Çakır belli ki. İlk iki golü attıktan sonra ayağına gelen her topu kaleye sallamaya başlamasından belli oluyor ki, onun da uyandırılması lazım. Yine de Ankaraspor'u, Hacettepe'yi en azından tabelada böyle sürklase eden ilk takım olduğu için tebrik edelim. Kötü başlamışlardı, iki haftadır yükselişteler.

Haftanın tek golsüz maçı, Abkaragücü'yle İBB arasındaydı: İki galibiyetsiz takım, hazır birbirlerini bulmuşken vaziyeti bozmadılar ve gol atmaya yeltenmeden dostça bitirdiler. Ancak, iki takım için de uyarı sinyallerinin kuvvetlendiği haftadır bu hafta. Abdullah Avcı, takımının oyununda, ikinci senelerin kronik hastalığı heyecansızlığın yavaş yavaş aşıldığına dair işaretler görmüşse, kendi takımı için bir umut ışığıdır bu. Oysa Ankaragücü'nde Melih Gökçek'le ilgili beklentiler mi var bilmiyorum ama, bir oluruna bırakma hali göze çarpıyor. Sanki Hacettepe'yle birleşilecek, her şey değişecek diye, bir bekleme hali... Bu arada, puanlar gidiyor tabii.




0 Kullanıcı konuyu okuyor

0 Kullanıcı, 0 Misafir, 0 Kayıtsız kullanıcı