İçeriğe git


Welcome to Kadim Dostlar ™ Forum
Register now to gain access to all of our features. Once registered and logged in, you will be able to create topics, post replies to existing threads, give reputation to your fellow members, get your own private messenger, post status updates, manage your profile and so much more. This message will be removed once you have signed in.
Login to Account Create an Account
Resim

Zıpkın İle Balık Avcılığı | Dalış Riskleri | Dalış Teknikleri | Dalış Ekipmanları | Dalışa Yasak Bölge Haritaları


  • Yanıtlamak için lütfen giriş yapın
Bu konuya 20 yanıt gönderildi

#11
patriot34

patriot34

    KD ™ Dost

  • Kadim Dost
  • 2.836 İleti
  • Gender:Male
  • Location:iSTANBUL


MASKELER VE BUĞU PROBLEMLERİ


MASKELER

Suyun kırlıma indisi farklı olduğu için sualtında çıplak gözle baktığımızda cisimleri net göremeyiz. Gözümüzün normal işlevini yapabilmesi için gerekli olan doğal ortamın yani bir hava odacığının sağlanması görevini yapan ekipmana maske adı verilir.
Maskeler farklı boy ve kalıplarda üretilirler. Bunun sebebi milyonlarca farklı yüz şeklinin olması ve birisinin yüzüne çok iyi oturan bir maskenin diğerinin yüzüne oturmamasıdır.
Maske seçerken ve denerken belli kriterler vardır. Doğru seçim yapmak için önce bir maskenin nasıl olması gerektiğine ayrıntılarıyla bakmakta fayda vardır.

MASKENİN BÖLÜMLERİ:
1. ETEK
2. ÇERÇEVE
3. CAM
4. KAYIŞ VE TOKALAR


1. MASKE ETEĞİ
Maske eteği, oküler orbitin (göz çukuru) dışından dolaşarak burnu da içine alan ve yüzün şekline uyumlu esnek maddelerden imal edilen kısımdır.
80li yılların sonuna kadar kauçuk ve türevi günümüzde ise silikon materyallerden imal edilen etek kısmı, maskenin en önemli bölümüdür. Zira eğer etek kısmı yüzümüze oturmuyorsa maske su alır ve işlevini yerine getiremez.
İlk icat edildiği günden bu güne kadar şekil itibariyle belki de en az geliştirilebilen kısım etek kısmıdır. Çünkü insan yüzü her ne kadar farklı şekillerde olsa da maske görevi itibariyle yüzün belli bir kısmını kaplamak zorundadır ve bunun üzerinde çok fazla oynama yapılamaz.
Etek burnu içine alır çünkü dalış esnasında artan basınca göre maskenin içindeki basınç etkisiyle hacmen azalan havayı burundan üfleyerek tamamlamak yani maskenin içindeki ve dışarıdaki basıncı birbirine eşitlemek gerekir. Bunu yapmazsak maskenin içinde azalan basınç karşısında gözün ağ tabakasında bulunan damarlardaki kan basıncı, damar çeperini zorlayarak dışarı sızar ve gözde kanlanma olur.
Scuba dalışlarda solunan hava tüp vasıtasıyla sırtta taşındığı için bu işlem dalış performansını etkilemez. Fakat nefesli dalışlarda her saniye altın değerinde olduğu için maske hacminin büyüklüğü ve küçüklüğüne göre negatif ve pozitif etkileri olacaktır. Maske hacmi ne kadar küçükse basınç eşitlemesi için o kadar az hava harcanacak ve dip süresi az da olsa artacaktır. Aksi gibi büyük hacimli bir maskeyi eşitlemek için de fazla hava harcanacak ve dip süremiz negatif yönde etkilenecektir.
Günümüzde etek kısmının imalatında en çok kullanılan ve dalıcıların en çok tercih ettiği materyal silikondur. Silikon hem uzun ömürlü hem de aynı modelin farklı yüzlere rahatça oturmasını sağlayacak şekilde yüzü kavrayabilen bir maddedir.
Silikon; siyah, şeffaf veya gri renklerde olabilir. Konumuz serbest dalış olduğuna göre tercihimiz siyah silikondan yana olmalıdır.
Eğer şeffaf silikon eteğe sahip bir maske kullanıyorsak yüzeyde gezerken veya sığlık yerlerde dalış yaparken bu kısımdan yansıyan güneş ışığı, aynı bir diyafram gibi çalışan gözbebeğinin kendisini kısmasına yol açacak ve görüşte azalma yaşanacaktır. Aynı şekilde şeffaf etek kısmından geçen ışık camdan gözümüze yansıyacak ve yine görüşü olumsuz etkileyecektir.

2. ÇERÇEVE
Çerçeve maskenin tüm parçalarını üzerinde taşıyan ana kasa vazifesini gören kısmıdır. Genelde metal, plastik veya her iki hammaddenin bir arada kullanılmasıyla yapılır fakat günümüzde çerçevesiz maskeler de imal edilmektedir. Bunlara aşağıda ayrıntılarıyla değineceğim.
Çerçeve kısmının farklı ihtiyaçlara göre dizayn edilmiş çeşitleri bulunmaktadır. Maskenin tek, çift veya daha fazla camlı olması veya geniş camlara sahip olmasını sağlayan bu farklı dizaynlardır. Aynı şekilde maskenin etek kısmı yüze oturduğu halde çerçevenin etek üzerinden rahatsız etmesi veya aksi durumlarda bu tasarılara bağlıdır.
Çerçeveye eteğin ne şekilde oturtulduğu maskenin iç hacmini ve buna bağlı olarak görüş açısının genişliğini de etkiler.

3. CAM
Maskenin, göze doğal ortamını sağlayan ve sualtında görüşü sağlayan ekipman olduğunu belirtmiştim. Cam kısmı da sualtına açılan penceremizdir.
Cam diyorum fakat bu kısmın camdan yapılmayan modelleri de bulunmaktadır. Pleksiglas ve türevleri de maske camında kullanılan diğer materyallerdir.
Maske camı tempered yani fırınlanmış cam veya pleksiglas olabilir. Tempered cam pek çoklarının yanlış bildiği gibi basınca dayanıklı cam demek değildir. Fırınlama işlemi herhangi bir kaza sonucu kırılabilecek yapıda olan camın kırıldığı zaman dalıcıya zarar vermeyecek şekilde keskin kenarları olmadan dağılmasını sağlar. Bununla bağlantılı olarak; Pleksiglas türevi materyaller camdan daha esnek olduğu için tercih edilmektedir.
Cam farklı renk ve şekillerde olabilir. Zıpkınla balık avında reflekte camlı maskeler kullanılmaktadır. Bu özellikteki camlar avın, avcının tehditkar bakışlarını görmesini engelleyerek ürkmemesini sağlar.
Görme kusuru olanlar için optik maske camları da; 0,50 derece artışla miyop ve hipermetrop için imal edilmektedir. 0,50 derece artmasının sebebi ise suyun objeleri daha büyük ve yakın göstermesidir. Astigmat için cam yapılmamakla beraber suyun kırılma indisi belli bir dereceye kadar bu kusuru tolere etmektedir.

4. KAYIŞ VE TOKALAR
Kayış ve tokalar başımızın arkasından dolaşarak maskeyi yüzümüzde tutmaya yarayan parçalardır.
Maske seçerken kayışının maske eteği ile aynı materyalden yapılmış olmasına dikkat edin. Zira etek kısmı çok kaliteli materyalden imal edilmişken, kayışı daha zayıf materyallerden imal edilmiş bir maske kısa bir süre sonra masraf çıkarabilir.
Kayışların üzerine geçirilebilen veya doğrudan kayış olarak kullanılabilen neopren maske kayışları da bulunmaktadır. Bu kayışlar başın arkasını daha iyi sararak başlıksız yapılan dalışlarda bu bölümü soğuktan korumaya ve özellikle uzun saçlı dalıcılarda silikon ve türevi elastiki maddelerde oluşan dolaşmaları engeller.
Toka kısımları da olabildiğince rahat ayarlanabilecek şekilde fakat karmaşık yapıda olmamalıdır. Toka kilit sistemleri, genelde sadece kayışın ucunu çektiğiniz zaman rahat çalışan ve gevşetmek istediğiniz zaman ekstra bir düğme veya tırnağı kullanarak bu işlemi gerçekleştirebileceğiniz yapıdadırlar.
Tokaların çerçeveye oturduğu kısımların oynar olması rahat kullanım için avantaj olacaktır.
Ayrıca çerçeve ile farklı maddeden yapılmış tokalar farklı maddelerin birbirini aşındırabileceği düşünülerek tercih edilmemelidir.

Maskelerin genel parçalarına kısaca geçtikten sonra geniş görüşle ilgili biraz bilgi vermekte fayda var.
Maskenin iç hacmi ne kadar ufaksa yüze o kadar yakın demektir. Ve bu yakınlıkta görüş açısını genişletir.
Geleneksel maskelerde en küçük iç hacim çift camlı maskelerde bulunur. Burada çift cam ile ilgili sürekli yapılan bir yanlışa da değinmek gerekiyor. Çift camlı maske normal pencere camları gibi arka arkaya iki cam olan maskeler değildir. Yekpare bir cam yerine iki göz için ayrı bölümlere sahip modellere çift camlı maske denir.

Yapı itibariyle çift camlı maskeler daha küçük iç hacim ve buna bağlı olarak daha geniş görüş açısına sahiptir.

Çerçeve kısmında adı geçen çerçevesiz maskeler bu konuda dalışın geldiği son noktadır. Yukarıda 4 bölümden oluştuğunu söylediğimiz geleneksel maskelerin aksine bu modellerde çerçeve kısmı yoktur. Silikon etek doğrudan cam üzerine sabitlenerek çerçevenin kapladığı hacim yokedilmiş ve maske yüze en yakın pozisyona gelmiştir. Bu yakınlaşma sayesinde iç hacim de ufalmış ve maske eşitlemek için minimum hava gerekir hale gelmiştir.
Hatta tek camlı bir maskeyi bile nefesli dalışta kullanabilmek mümkün hale gelmiştir.

BUĞU PROBLEMİ

Maskelerde oluşan en büyük problem özellikle ilk alındığında aşırı buğu yapmasıdır.
Buğunun oluşmasının sebebi sıcaklık farkıdır.
Maske ilk alındığında daha parlak görünmesini sağlayan özel bir cila ile kaplıdır. Maske bu madde sebebiyle ilk zamanlarda aşırı buğu yapar.
Bu madde yağ bazlı olduğu için yağ çözücülerle temizlenmesi gerekmektedir.
Bulaşık deterjanı, diş macunu gibi maddeler bir kereye mahsus kullanılmak üzere bunu temizleyebilir.
Daha sonrasında ise buğunun oluşmaması için gerekli şartları sağlamak yeterli olacaktır.
Deniz kenarına gelindiğinde maskenin camına henüz kuruyken tükürük, elma-patates kabuğu, antifog maddelerden sürülür.
Bu maddeler ince bir film tabakası yaratacağı için ısı alışverişini kesecek ve buğuyu engelleyecektir.
Bu maddeler camın heryerine parmakla yayıldıktan sonra maskeyi suya bırakarak su ile aynı sıcaklığa gelmesi sağlanır.
Maske yüze takılmadan hemen önce yüz bolca deniz suyuyla ıslatılarak yıkanır.
Deniz, yüz ve maske aynı sıcaklıkta olduğu için buğuyu oluşturacak şartlar ortadan kaldırılmış olacaktır.
Buğu yapmayan maskeler var mıdır sorusuyla sürekli karşılaşıyoruz. Böyle maskeler vardır fakat vizör kısmı plastik veya benzeri materyallerden yapıldığı için buğu yapmamaktadır.
Eski kauçuk maskelerde buğu konusunda daha randımanlıdır şahsi kanaatim, bu durum kauçuğun ısı alışverişinin silikondan daha uzun bir süre gerektirmesine bağlı bir avantajdır.


#12
patriot34

patriot34

    KD ™ Dost

  • Kadim Dost
  • 2.836 İleti
  • Gender:Male
  • Location:iSTANBUL
PALETLER:

Sualtında kütlesel itiş için gerekli olan gücü sağlayan, değişik şekil ve modellerde farklı materyallerden imal edilen ekipmana palet dendiğini hepimiz biliyoruz.
Paletler hidrodinami kurallarını kullanarak ve hareketi insan gücü ile sağlanan görünüşte basit fakat aslında oldukça komplike ekipmanlardır.
Paletlerin üzerindeki her bir kıvrım, kanal, oluk farklı hidrodinamik devinimleri farklı amaçlara uygulamak için tasarlanmıştır.

Sualtında palet sallamak karada koşarak merdiven çıkmaya eşittir. Bu da dalışın kondisyon gerektirdiği ve palet seçiminin de amaca uygun yapılmadığı takdirde alınabilecek keyfin, acıya hatta kahra dönüşebileceğini gösterir.


FARKLI ŞEKİLLERDEKİ PALALAR VE HİDRODİNAMİ:
Nefesli dalışlarda kullanılan paletlerde oluk veya kanal olmamasının asıl nedeni güçlü itiş yerine sürate ihtiyacımız oluşudur. Mümkün olduğunca düz bir yüzey; suyun pala üzerinden çok fazla güç harcamadan doğrusal bir şekilde ilerlemesine ve buna bağlı olarak dalıcının hızlı bir şekilde hareket etmesine olanak sağlar.
Palanın üzerinde kanalların olması suyun, yüzey üzerinde daha çok tutunmasını ve ilerlemek için gerekli hareketi başlatırken daha fazla güç harcanmasına sebebiyet verir. Her bir palet çırpışı yeni bir adım sayıldığına göre bu da yorucu ve güç isteyen bir aktivite anlamına gelir.
Oluk olması ise daha rahat palet sallamak fakat sürat yerine yük taşımak için gerekli olan güçlü itişin oluşmasını sağlar.
Bunun biraz kafa karıştırıcı olduğunu varsayarak konuyu biraz daha açmakta fayda var.
Kiloca ağır bir kütleyi bir yerden diğer bir yere götürürken ihtiyacımız olan şey güçlü itiştir. Oluklu paletlerde boşluklardan geçen su palanın arkasında bir anafor yaratarak ekstra bir itiş gücü vermektedir; fakat bu itki, hidrodinamik çalkantıyı arttırdığı için sürati kesmekte ve yavaş fakat torku fazla bir akım ortaya çıkarmaktadır. Bunu daha da basite indirgersek torkun harcandığı yer taşıdığımız ekstra yüke gitmektedir. Yani oluklu paletler ile serbest dalsak da elimizde 100 kg. lık bir yük taşısak da bizi aynı süratte götürür.
Düz yüzeyli paletler ise, başımız veya elimizle başlattığımız suyu yarma hareketini mümkün olduğunca doğal hareketi kesmeden devam etmemizi sağladıkları için süratli bir yüzüş imkanı verirler.
Bu yarma hareketini de paletlerin başlattığı ve/veya devam ettirdiği düşünülürse hidrodinami kurallarını birazcık da olsa bilmenin; dalışın daha performanslı hale gelmesinde ve bununla doğru orantılı olarak da alacağımızın keyfin artmasında büyük payı vardır.
Konumuz nefesli dalış olduğuna göre yukarıdaki kısa bilgiler ışığında; asıl bizi ilgilendirenin düz yüzeyli palaya sahip paletler olduğunu söyleyebiliriz.
Düz yüzeyli palalarda farklı malzemelerin kullanma sebeplerine gelmeden önce arkası açık mı kapalı mı, yani çorapla ( tabansız patik) mı, patikle (tabanlı patik) mi giyme konusunu biraz açalım.

ARKASI AÇIK VE KAPALI PALETLER:
10 m ve daha derin sulara dalan avcılar hızlı iniş ve çıkışı, dip süresini arttırmak isteğiyle önemsedikleri için hidrodinamiyi bozmayan yani suyu yararken direnç yaratmayan çıkıntıların olmamasına özen gösterirler.
Arkası açık paleti patikle giyeceğimiz için patiğin, ayakkabı kısmının ve tokaların suya direnç gösteren kısımları hidrodinamimizi bozacaktır. Palet çırpışımızdaki direnç çok önemsenmeyecek bir miktar olmasına rağmen geri çekişte açık alanın tuttuğu su miktarı hem palet çırpmadaki hem de suyu yarmada karşılaşılan direnci arttıracaktır.
Buna ek olarak, paletlerin ayakkabı kısmının ve ayağımızın arasındaki her bir kalınlık gücü aktarmada negatif bir etkiye sahip olduğu için hiçbir arkası açık palet kapalı paletler kadar randımanlı olamaz (sadece nefesli dalış için). Fakat sığ sularda karadan girilerek yapılan dalışlarda; sert tabanlı bir patiğin karada hareket serbestisi getirmesi ve uzun mesafeli yürüyüşlerin rahatlıkla yapılabilmesi gibi avantajları da göz ardı edilmemelidir.

PALA MALZEMELERİ:
Standart olarak pek çok marka; termoplastik ve türevi materyalden palalar imal etmektedir.

Termoplastik materyalden imal edilmiş palalı paletler; hem daha ucuz teknolojiyle işlenebilmesi hem de hammadde olarak daha ucuz olması sebebiyle pazarda kolaylıkla ve alternatifleriyle bulunabilirler. Termoplastik palalı paletler farklı dalış türlerine göre (kıyı, tekne , sığ su, derin su dalışı vs.) farklı kalınlıklarda, farklı boylarda olabilir. Avantajı, ucuz olması ve başlangıçta amaçlar belirlenene kadar belki de daha uzun sürelerde kullanılmaya olanak vermesidir.

Karbon materyalden imal edilmiş palaya sahip paletler, hammaddenin özelliği ve farklı dokuma şekillerine göre en iyi performansı veren türdür. Fakat bu performansının yanında bazı modellerde rahatsız edici seviyelere varan ses çıkarma özelliği de bu tiplerin eksi hanesinde durmaktadır. Karbon materyalin kırılgan olmasının getireceği en büyük dezavantaj ise kıyıdan girişlerde bu paletleri kullanmanın hemen hemen imkansız oluşudur. Zaten sadece kıyı avı yapıyor ve 15 metreden daha derine inmiyorsanız, derinlik/performans doğru orantısına göre karbon bir palete ihtiyacınız yok demektir. Fakat açıktan tekne veya bot yardımı ile 20 metre ve daha derinlere iniyorsanız karbon palalı paletler ilk tercihiniz olmalıdır.

Farklı materyalleri birbirine karıştırarak yapılan Kompozit palalı paletler performans olarak % 20 ile % 40 gibi daha düşük bir performansla karbon modellerin takipçisidir. Fiyat olarak ise Termoplastik palalı paletlerden % 20-30 gibi fiyat farkı da bu modelleri cazip hale getirmektedir. Fakat aynı karbon paletlerde olduğu gibi ses çıkarma özelliği bu paletin en büyük dezavantajıdır. Fakat karbondan daha dirayetli oluşu hem kıyıdan girerek yapılan dalışlarda kullanılmasını, performans olarak karbona yakın oluşu da derin sulara yapılan dalışlar için tercih edilebilir olmasını sağlar.

DEĞİŞEBİLİR VE SABİT PALALI PALETLER
Profesyonel Paletlerin genelinde; ayak cebi, farklı amaçlar için kullanılabilecek ve yukarıda genel özelliklerini tanımladığım palaları kullanabilecek biçimde ayrı bir parça olarak imal edilir.
Birkaç vida ile ayak cebine tutturulabilen palaların bazıları çok kolay değiştirilebilirken bazıları da profesyonel servis elemanlarınca değiştirilmelidir.

Profesyonel manada avcılık sporu ile uğraşılıyor ise farklı meralarda farklı palet ihtiyacı aşikardır.
Kıyı avı yapılan ve sığ sularda çalışılırken mukavemeti yüksek bir palaya sahip palet kullanılması gerekirken, derin suya yapılan dalışlarda performans daha öne çıkar.
Hatta farklı derinliklerde yüksek performanslı materyalden imal paletlerin farklı kalınlıkları ve sertlik derecelerine ihtiyaç duyulabilir.
Palet seçimini yaparken bu kriterleri dikkate almakta fayda vardır.
Farklı paletler alıp ekstra masrafa girmektense palası değişebilir bir palet alıp, ayak cebine uyumlu farklı palalar tercih edilebilir.
Palanın kırılma riskini göz önünde bulundurarak palanın değişebilir olmasının herhangi bir hasar durumunda avantaj sağladığını da artı bir madde olarak belirtmeliyim.
Sadece profesyonel kullanıcılara yapmış olduğum bu öneriyi ülkemizde nasıl gerçekleştiririz o da ayrı bir mesele tabii.
Çünkü iş yedek parçaya veya sadece palaya kaldığında ayak cebini ve palayı ayrı ayrı almak bütün bir palet almaktan daha pahalıya mal olabiliyor.
Burada da sabit palalı paletlerin avantajıyla karşılaşıyoruz.
Sabit palalı paletler palası değişebilen paletlerden daha ucuza hatta sadece pala fiyatına eşit değerlerde alınabiliyor.
Yazının başlarında kısaca açıkladığım hidrodinami kurallarını palası değişebilen paletlerden daha iyi uyguladığını da yeri gelmişken belirteyim
Zira bütünleşmiş bir model ayrı parçalardan oluşan bir modele göre; gerek güç aktarımı gerekse de itiş gücü olarak daha performanslıdır.
Fakat bu modeller, daha çok 15 metreyi geçmeyecek şekilde ve kıyıdan dalış yapan başlangıç ve orta seviyeli avcılar için tavsiye edilebilir.

BOYLAR VE SERTLİK DERECELERİ
Ülkemizin avcı nüfusunun % 80i kıyı avcılarından oluşmaktadır. Yani karadan yürüyerek suya giren ve belli mesafeleri yüzerek birbirinden uzak meralarda av yapan avcıların oluşturduğu çoğunluktan bahsediyorum.
Bu işi bilsin bilmesin herkes yeni başlayanların aklına, uzun palanın şart olduğunu sokmaya çalışır.
Halbuki uzun mesafe yüzüşlerinde; orta boy bir paletle, uzun palalı bir paletin bize sarf ettireceği eforun yarısını harcayarak daha keyifli dalışlar yapabiliriz.
Uzun palalı paletlerin çıkış amacı, yazının başlarında da belirttiğim gibi hidrodinami kuralları çerçevesinde hızlı çıkış ve inişi sağlayarak dip süresini arttırmaktır.
Fakat kıyıdan suya girerek, sığlık yerlerde av yapıp uzun mesafelerde yüzüyor iseniz orta boy palalı bir palet ilk tercihiniz olmalıdır.
Asıl hedefimizin kişilere değil genele yönelik bir, “amaca uygun malzeme” alımında rehber hazırlamak olduğunu tekrar ederek devam edelim.
Farklı palet sallama tekniklerini bilmeyen ve başlangıcı en ekonomik şekilde yapmaya çalışan dalıcı adaylarına tavsiyem orta boy palalı bir paletle bu işe başlamalarıdır.
Yukarıdaki tavsiyelerle de birleştirirsek; palası değişmeyen, orta boy, termoplastik palalı bir palet başlangıç için en ideal ve ekonomik çözümdür.
Bu palet kıyıdan girişlere ve uzun mesafe yüzmeye uygun, 10 metreye kadar rahat dalış olanağı sağlayan, çarpmaya/darbeye karşı mukavim olması sebebiyle ilk tercihiniz olmalıdır.

“Uzun palalı paletlerle yüzülmez mi?” dediğinizi duyar gibiyim. Palet ne kadar uzun olursa, yüzeye yakın yerlerde kontrol etmek zorlaşır ve farklı palet sallama tekniklerini bilmeyenler için gürültülü ve yorucu bir yüzüş anlamına gelir.
Suyun üzerinde yaptığınız her yabancı ses de balıkların sizden uzaklaşmasına yol açar.
Farklı teknikleri kullanarak yapılan uzun mesafeli yüzüşlerde kullanılan uzun paletler ise nispeten daha yumuşak veya ince palalı yani direnci düşük paletlerdir.
Bunu da açmak gerekirse:
Termoplastik palalı paletlerin direnç ayarları, farklı kalınlıklarda yapılıyor olmasından kaynaklanır. Genelde 2 mm ile 4 mm arasında kalınlıklarda üretilen bu paletlerin, aynı pala üzerindeki farklı bölgelerde değişik kalınlıklar uygulanarak da direnç arttırılıp azaltılabilir. Bu genelde kalından başlayıp uca doğru incelen bir yapı olarak göze çarpsa da en uç noktanın kalın olduğu palalar da (son andaki su tahliyesinden faydalanmak amacıyla) üretilmektedir.
Karbon palalarda ise kullanılan hammaddenin özelliği veya değişik dokuma şekilleri paletin sertlik derecesini belirler.
Kompozit modellerde de farklı karışımlar kullanılarak palanın direnci arttırılır veya azaltılır. Kompozit palalı bazı paletlerde de aynı özellikteki maddeler katmanlar şeklinde basılırken baştan uca doğru katman sayısı azaltılarak direnç ayarlaması işlemi de uygulanmaktadır.

Paletlerin performansını etkileyen önemli özelliklerden bir diğeri ise palanın kendisini geri toplama hareketi, diğer bir deyişle refleksidir.
Bu, paletin sallanırken değil geri çekerken kendini ne kadar hızlı ve stabil toplamasıyla ilgilidir.
İlk vuruş hareketini başlatan kaslarımız yeterince güçlüdür. Fakat geri çekiş hareketini yapan kaslarımız daha zayıf kalmaktadır. Bu yüzden paletin refleksinin güçlü olması harcanan eforun minimuma düşmesini sağlar.
Lakin palanın refleksinin çok sert olması da yaratacağı vibrasyon yüzünden stabiliteyi bozmasına sebep olacak ve yeniden vuruş hareketine geçerken su ve güç kaybına neden olacaktır.
Bunu, paletinizi vuruş istikametinde esnetip birden bırakarak test edebilir ve anlayabilirsiniz.

Hazırladığım şemanın, yaptığınız dalış türlerine göre hangi paleti seçeceğinize karar vermeniz konusunda yardımcı olacağını ümit ediyorum.

Engin YILDIRIM
Resmi ekleyen

#13
patriot34

patriot34

    KD ™ Dost

  • Kadim Dost
  • 2.836 İleti
  • Gender:Male
  • Location:iSTANBUL
KULAK EŞİTLEMEK

Kulak eşitlemek, sualtına inmenin en önemli, safhalarından biridir. Bu konuda yanlış ve eksik bilgi ile hareket etmek, duyma kayıpları, ve kalıcı sakatlanmalar gibi ciddi bedellerin ödenmesine neden olabilir. Sualtına gönülden bağlı bir insanın, yanlış veya eksik bilgi sonucu kendini sakatlayıp ömür boyu bu güzel spordan mahrum kalması çok acıdır. Bu nedenle, kulak eşitleme konusunu çok iyi hazmedip, uygulamak gerekir.

Kulak eşitlemenin çok değişik metodları var. Bu metodları kolaydan zora doğru sıralamak mümkün, ancak, bir noktadan sonra, devreye, kişinin fizyolojik özellikleri de girdiği için, bütün tekniklerin herkes tarafından garanti ile uygulanma şansı yok. Üst solunum yollarının yapısı, östaki kanalının dar veya geniş olması, kas yapısı vs. gibi doğuştan gelen avantajlar, bazı kulak eşitleme yöntemlerinin başarılmasında büyük rol oynuyor. Bu nedenle konumuz herkes tarafından başarı ile uygulanabilen yöntemleri kapsıyor.

Antonio Valsalva 1700 lerde ilk defa kulak eşitlemeyi; burnun kapatıldıktan sonra, ciğerlerin, diyaframın kasılması ile sıkıştırılarak, burun boşluğuna hava basıncı uygulanması olarak tanımladı.

Bu yöntemde prensip, östaki yolu ile, orta kulağa belirli bir hava basıncı ulaştırmaktır. Kolay bir yöntemdir ve üst solunum yollarında problem olmayan herkes tarafından başarı ile uygulanabilir.

Ancak Valsalva yönteminin belirli sakıncaları olduğu da bir gerçek. Öncelikle, derinliğin artması ile dış basınca maruz kalan ve yavaşça içeri çökmeye başlayan kulak zarına, ciğerlerden gelen ani ve kontrolsüz bir karşı basınç ugulamak, kulak zarı üzerinde darbe etkisi yapar. Bu darbe nedeni ile oluşabilecek mikrolezyonlar, enfeksyon riskine açıktır, ayrıca zaman içinde, duyma hassasiyetinde azalmalar oluşur. Eşitleme işlemi için diyaframın kullanılması, belirli bir efor gerektirir. Diyafram kası oldukça büyüktür ve oksijen tüketir. Sualtında iken çok ekonomik kullanılması gereken oksijenin çabuk tüketilmesine neden olur. Eşitleme işleminin en az bir kaç kez yapıldığı düşünülürse, uygulanan efor sonucu, toplardamarların daralması ve kalbe dönüş debisinin düşerek kan basıncının da düşmesine neden olması sonucu, göz kararması, tünel görüşü, baş dönmesi gibi hiç istenmeyen durumlar ortaya çıkar.

Sonuç olarak Valsalva yöntemi kesinlikle iş görse de, uygulanmasındaki dezavantajları nedeni ile pek tavsiye edilmez. Aynı prensiplere dayanan ancak, östaki yoluna uygulanacak hava basıncını farklı bir yöntemle elde eden Frenzel Tekniği, çok daha sağlıklı bir yöntemdir ve herkes tarafından başarılı olarak uygulanabilir.

Herman Frenzel ikinci dünya savaşında, Alman Hava Kuvvetleri'nde savaş pilotu olarak görev almıştır. O dönemin teknik imkanları dahilinde, kabin içi basıncının, günümüz yolcu uçaklarındaki gibi mükemmel ayarlanamadığı uçaklarla, çok ani dalışların yapıldığı manevralarda kulak eşitlemek gerekiyordu. Frenzel, kendi adı ile anılacak olan bu tekniği bularak literatüre geçirmiştir.


Frenzel tekniği



Ciğerlere giden kanala nefes borusu diyoruz. Bu borunun girişi, epiglottis tarafından kapatılıp açılabilir.

Mideye giden kanala, yemek borusu diyoruz. Bu borunun girişi, açık veya kapalı olabilir, ancak yutkunma işlemi haricinde her zaman kapalıdır.

Ciğerlerimize giren veya ciğerlerimizden çıkan havanın yönlendirilmesi, küçük dilimiz ile yapılır. Eğer küçük dilimiz nötr pozisyonda ise, hava her iki yoldan, yani hem burnumuzdan hem de ağzımızdan çıkabilir veya girebilir. Diğer bir anlatımla, hem burnumuzdan, hem ağzımızdan, aynı andan nefes alabilir veya verebiliriz.

Küçük dil kalkık pozisyona getirilirse, burun boşluğu arkadan kapatıldığı için, hava sadece ağzımızdan girip çıkabilir.

Küçük dil, düşük pozisyona getirilirse, ağız boşluğu arkadan kapatıldığı için, bu defa, hava sadece burnumuzdan girip çıkacaktır.


Östaki kanallarının ağızları, arka burun boşluğuna açılır. Kulak eşitleme işleminin anahtarı, havayı bu kanallara girmeye zorlamaktan ibarettir.



Burun baş ve işaret parmağı ile kapatılmıştır.
Küçük dil nötr pozisyondadır.
Epiglottis kapalı pozisyondadır.
Dilin arkaya doğru hareket ettirilerek kasılması sonucu, ağız boşluğunda hapsolan hava sıkışır.
Epiglottis, nefes borusunu kapadığı için, hava, ciğerlere gidemez.
Yemek borusu kapalı olduğu için miğdeye de gidemez.
Geriye kalan iki yoldan biri olan burnu da biz kapattığımıza göre geriye tek yol kalır: Açık olan östaki kanalları.
Dilimiz oldukça kuvvetli bir kastır ve uyguladığı basınç, havayı eşitlemeyi sağlayacak kadar sıkıştırabilir.

Bu yöntemin en büyük avantajı, eşitleme yapan havanın basıncının sadece dilin hareketi ile kontrol edilmesidir. Valsalva' da olduğu gibi tüm ciğerlerin nispeten kontrolsüz basıncı yerine çok daha hassas ve kontrol edilebilir bir basınç uygulamak, kulak zarını darbeden korur.

Frenzel tekniğini uygulayabilmek için ;

1. Burnunuzu baş ve işaret parmaklarınızı kullanarak kapatın.
2. Ağzınızı bir miktar hava ile doldurun.
3. Epiglottis' i kapatın.
4. Küçük dilinizi nötr pozisyona getirin.
5. Dilinizi bir piston gibi kullanarak havayı ağız boşluğunun gerisine itin.

Genellikle çoğumuz, epiglottis ve küçük dili kontrol etmeyi bilmeyiz. Aynı şekilde, dilin, bir piston gibi nasıl kullanılacağı da bilinmez.

Eric Fattah' ın Frenzel tekniği için hazırladığı yazı, bu yöntemi en iyi anlaşılabilir şekilde anlatanlardan biridir. Sırası ile her adım doğru anlaşılıp uygulandığı takdirde, Frenzel tekniğini herkes başarı ile uygulayabilir.

Bu tekniği uygulayabilmek için öğrenmemiz gereken işlemleri sırası ile görelim;

1. Ağız boşluğunun gerektiği kadar hava ile doldurulması.
2. Epiglottis' i kontrol edebilmek.
3. Küçük dili kontrol edebilmek.
4. Dilin bir blok engel oluşturmasını sağlamak.
5. Dilin bir piston vazifesi görmesini sağlamak.
6. Epiglottis ve küçük dilin, birbirlerinden bağımsız olarak kullanılmasını öğrenmek.
7. Tüm aşamaların biraraya getirilmesi.

Serbest dalış yapanlar için, Frenzel tekniğinin ileri bir safhası var. Frenzel tekniği için ağız boşluğunun bir miktar hava ile dolu olması gerekir. Belirli bir derinlikten sonra, ciğer hacminin küçülmesi ve dış basıncın etkisi ile, ciğerlerde ağıza hava almak zorlaşır ve nihayet imkansız olur. Bu durumda iniş sürüyorsa, kulak eşitlemeye devam edebilmek için, diyafram kullanılarak Frenzel tekniği uygulanır. Karnın içeri çekilmesi prensibine dayanan diyafragmatik frenzel ile, diyafram ve dolayısı ile ciğerler yukarı itilir. Bu yöntemle bir miktar hava ağız boşluğuna alınabilir. Bu noktada, dikkat edilmesi gereken, ağıza hava aldıktan hemen sonra epiglottis' in kapatılmasıdır. Böylece havanın ciğerlere geri dönüş yolu kapatılmış olur. Ancak bu teknik de, belirli bir derinlikten sonra işe yaramayacaktır. Dalıcının fizik yapısı ve tekniğine bağlı olarak 50 ile 90 metre arasında bir derinlikte diyafragmatik frenzel işlevini yitirir. Bu konu sualtı avcılığının dışında olduğu için bu yazıda yer vermiyoruz.

1. Ağız boşluğunun hava ile doldurulması

Yanaklarınızı bir balon gibi şişirin ve bir kaç saniye bu vaziyette tutun. Sonra, yanaklarınızı kullanarak, ağzınızdaki havayı, ciğerlerinize geri itin. Bu işlemi rahatlıkla yapabilene kadar defalarca tekrarlayın.

2. Epiglottis' i kontrol edebilmek

Epiglottis' in kontrol etmeyi öğrenmenin bir çok yöntemi vardır.

Gargara yapmak

Ağzınıza bir miktar su alın
Başınızı geriye kaldırın, fakat suyun gırtlağınızdan geçmesine izin vermeyin, tabi ki suyu da yutmayın.
Epiglottis' i kapattığınız için su gırtlağınızdan geçmemektedir
Verilen nefesin durdurulması
Ağzınızı açın ve açık tutun
Nefes vermeye başlayın ve durun. Ciğerleriniz nefes vermek için basınç uyguladığı halde dışarı hava çıkmaz, bunun nedeni, epiglottis' i kapatmış olmanızdır.


Alınan nefesin durdurulması

Ağzınızı açın ve açık tutun
Nefes almaya başlayın, ve hemen ardından havanın ciğerlerinize gitmesine izin vermeyin. Diğer bir deyişle, gırtlağınızdan geçişini engelleyin.
Epiglottis' i kapattığınız için hava ciğerlerinize girememektedir.

Çalışma


Ciğerlerinizi doldurduktan sonra, ağzınız açık pozisyonda, nefes verirken, havanın çıkmasına engel olun.
Ciğerleriniz nefes vermek için basınç uygulamaya devam etsin.
Çok kısa bir an için, havanın çıkmasına izin verin ve tekrar tutun. Ağzınızın açık olmasına dikkat edin.
Bırakma ve tutma işlemini mümkün olduğu kadar kısa aralıklarla yapmaya devam edin.
Kontrol ettiğiniz kas epiglottis' tir.

3. Küçük dilin kontrol edilmesi


Ağzınızı kapatın
Burnunuzdan nefes alın
Burnunuzdan nefes verin
Tekrar nefes alın
Ağzınızı açın
Ağzınız açık iken sadece burnunuzdan nefes verin. Ağzınızdan hiç hava gelmemesi gerekiyor
Aynı şekilde sadece burnunuzdan nefes alın. Ağzınızdan hiç hava girmemesi gerekiyor
Bu şekilde ağzınız açık iken nefes alıp vermeye devam edin

Pozisyonunuzu değiştirmeden bu defa sadece ağzınızdan nefes alıp verin, burnunuzdan hiç hava akımı olmamalı

Ağzınız açık pozisyonda iken, isteğinize göre, burnunuzdan veya ağzınızdan ayrı ayrı nefes alıp verebiliyorsanız, sonraki aşamaya geçin

Derin bir nefes alın
Ağzınızı açın ve öyle tutun
Sadece ağzınızdan yavaşça nefes vermeye başlayın
Ağzınız açık pozisyonda, ağzınızdan nefes verirken, sadece burnunuzdan nefes vermeye başlayın

- Aynı şekilde tekrar ağzınızdan nefes vermeye dönün
- Yol değiştirme işlemini mümkün olduğu çabuk, arka arkaya yapın
- Bu çalışmayı nefes alırken de yapın
- Havanın yönünün değiştirirken kullandığınız, küçük dilinizdir. Ağzınızdan nefes alıp vermek için, küçük dilinizi yukarı pozisyona, burnunuzdan nefes alıp vermek için de aşağı pozisyon getirmektesiniz.
- Nefesiniz, ağzınızdan ve burnunuzdan aynı anda çıkıyorsa, küçük diliniz nötr pozisyondadır.

4. Dilin bir blok engel olarak kullanılması

Ciğerlerinizden hava çıkışını, sadece dilinizi kullanarak durdurabilmeniz gerekir.

- Ağzınızdan nefes vermeye başlayın
- Ağzınızı kapatarak havanın çıkışını engelleyin,bu durumda yanaklarınız biraz şişecektir
- Tekrar nefes alın ve bu defa ağzınız açık iken epiglottis' i kapatarak nefes vermeyi durdurun.
- Havanın ağzınızdan çıkmasına engel olmanın iki şeklini bunlardır.
- Üçüncü yol, dili kullanmaktır

- Nefes aldıktan sonra, ağzınızdan yavaşça verirken, T harfini söylerken yaptığınız gibi, dilinizin ucunu üst ön dişlerinizin arkasında damağınıza değdirin. Havanın çıkışı, biraz engellenecektir. Bu pozisyonu bozmadan, dilin arka kısmını da, azı dişlerinizin iç tarafına değdirirseniz, havanın çıkışını tamamen önlersiniz.

5. Dilin bir piston gibi kullanılması

Yanınızda bir snorkel varsa bu antrenman için idealdir, eğer yoksa, içecek kamışı da olabilir. Snorkeli ağzınıza koyun ve burnunuzu kapatın. Ciğerlerinizi kullanmayın, havayı dilinizi kullanarak emin. Yanaklarınızı şişirdikten sonra, ağzınızı kapatın. Hava, kapalı dudaklarınız ve dilinizin arkası arasında hapsolacaktır. Dilinizin arka kısmını damağınıza doğru yükseltirseniz, içeride kalan havayı sıkıştırmış olursunuz, epiglottis' i açarsanız sıkıştırdığınız hava ciğerlerinize gider. Bu yöntem ciğerleri tam olarak doldurduktan sonra, bir miktar daha havanın depolanması için kullanılır ancak konumuz dışındadır.

Dilimizi havayı veya bir sıvıyı emmek için nasıl kullanıyorsak, ağzımızdaki havayı sıkıştırmak için de bu şekilde kullanacağız.

6. Epiglottis ve küçük dilin birbirlerinden bağımsız olarak kullanılması


Genellikle bu iki kas birbirlerine bağımlı olarak çalışır. Epiglottis' i kapattığınız zaman, küçük dilinizi de yukarı pozisyona getirirsiniz. Frenzel tekniğinin başarılı olması için, epiglottis kapalı iken küçük dilin nötr pozisyonda kalmasını sağlamanız gerekiyor. Bunu yapmak biraz zordur ve alışmak zaman alır, ancak bu tekniğin de en önemli kısmıdır.

Baş ve işaret parmaklarınızla burun deliklerini hafifçe tıkayın. Kulak eşitleme işlemindeki gibi sıkıştırmayın, öyle
ki, biraz zorladığınızda, hava, burun kanatlarınızı şişirerek dışarı çıkabilsin.
Yanaklarınızı tamamen şişirin
Epiglottis' i kapatın
Yanaklarınızı sıkıştırarak, havanın burnunuzdan çıkmasını sağlayın, burun kanatlarınız şişecek ve parmaklarınızın arasından hava kaçacaktır
Eğer hava burnunuzdan kaçmıyor ve ciğerlerinize geri dönüyorsa, epiglottis' i kapatamamış olmanız gerekir.
Eğer hava sıkışmasına rağmen, burnunuzdan çıkmıyor ve ciğerlerinize de geri dönmüyorsa, küçük diliniz yukarı pozisyonda, burun boşluğunun girişini kapatıyor demektir.

Bu durumda küçük dilinizi nötr pozisyona getirebilmek için kontrol çalışmalarını tekrarlayın

7. Tüm aşamaların birleştirilmesi ve pratiğe geçiş

Şimdiye kadar olan aşamaları deneyerek her biri için sonuç aldınız ise, Frenzel tekniğini uygulayabilecek durumdasınız demektir.


Burnunuzu kapatın
Yanaklarınızı çok az hava ile doldurun
Epiglottis' i kapatın ve küçük dilinizi nötr pozisyona getirin
Diliniz blok yapın ve arka kısmı ile havayı sıkıştırın
Sıkışan hava epiglottis kapalı olduğu için ciğerlere geri dönemez
Küçük dil nötr pozisyonda olduğu için girişi açık olan burun boşluğuna doğru itilecektir.
Burnunuzu kappattığınız için dışarı kaçamayan havanın gidebileceği tek yer östaki kanalıdır
Kulaklarınız eşitlenir.

Dilinizle uyguladığınız basınç, kulak zarlarınızı dışarı itip eşitlemeye yetecek güçtedir. Basınç uygulamaya devam ederseniz, zarların bu defa dışarı doğru itildiğini hissedersiniz. Çalışırken zarar verecek kadar ileri gitmeyin.
Frenzel tekniği, kontrollü basınç uygulama imkanı verdiği için hem hava tüketiminin çok daha az olması hem de kulak zarlarına zarar vermeden eşitleme sağladığı için çok avantajlıdır. Maske eşitlemek için de aynı tekniği burnunuzu kapatmada kullanabilirsiniz.


#14
patriot34

patriot34

    KD ™ Dost

  • Kadim Dost
  • 2.836 İleti
  • Gender:Male
  • Location:iSTANBUL
Balıklara Nasıl Yaklaşırız ?

Onların mı bize yaklaşmasını sağlarız...
İşte şimdi bu konunun detaylarına ineceğiz...

Aguşon kelimesi bekleme yaparak balık vurma tekniği olarak tanımlanabilir.
Pusulamak ile farklı tekniklerdir...
İkisinden de kısaca bahsetmek istiyorum.

Sualtındaki hayatı incelersek, balıkların aslıda çok basit ve bir o kadar da karmaşık hayatlarının içinde biz insanların pekde yeri olmadığını görürüz. Balıklar üç temel içgüdü ile doğar ve ölürler. Bunlar sırası ile

* Yaşamın devamı için BESLENME
* Türün devamı için ÇOĞALMA
* Av olmamak için SAVUNMA

Bu üçlem, balıkların günlük faaliyetlerini özetliyor. Yani çoğunlukla uyanık olmak zorundadırlar.
Fakat balıklarında belli zaafları ve güdüleri vardır...

Aguşon..

Bu spora yeni başlayan birisi için balık vurmak, balığı satıhta görmek ve genelde avı kovalarayarak, büyük olasılıkla hüsranla sonuçlanacak bir manecradır. Aslında aguşon tekniğinin prensibi şu güzel sözde gizlidir.

''...balıklar hareketlerini aniden sonlandırmış nesnelere ilgi duyarlar...''

Bu ilgi sonunda eğer yanlış bir harekette bulunmadıysak avımız büyük ihtimalle merak içinde bize yönelecektir.

Aguşon yapacağımız yeri önceden kestirebileceğimiz gibi dibe indiğimizde de uygun bir yer bulup beklemeye başlayabiliriz.
Aguşon tekniği hakkında bir kaç püf nokta...

* Bekleme yatığımız yerde kütlemizi ne kadar küçük tutarsak balıklar için o denli az tehtitkar oluruz.

* Hedefimizi gördüğümüz anda bize yöneldiyse tüfeğimizi balığın geldiği doğrultuda hareket ettirmeye çalışırsak tüfeğimizi kütlesinide o ölçüde saklamış oluruz.

* Hedefimiz bize doğru yöneldi, herşey uygun ama bir anda döndü ve ürkek tavırlarla uzaklaşmaya başladı, bu esnada eğer balık yan dönmüş halde ve haala bizimle göz tamasını kaybetmediyse balığın uzaklaştığı oranda kendimizi biraz daha küçültüp aşağıya çekersek büyük ihtimalle dönücek ve bir şansımız daha olacaktır

* Eğer nefesimiz yerinde ve şartlarda uygun ise vurduğumuz balığı alıp çıkmak meranın sükuneti açısından iyidir.

* Ağırlık ayarını çok hassas yapmamız gerekir. Derinliği sabit bölgelerde tabana 2 m kala nötr olmalı ve aşağıya iniş yaptığımızda bir yere tutunma ihtiyacı duymamalıyız. Eğer paletlerimiz batmıyor ve kalın elbise ile sığ suda avlanıyorsak. Bilek ağırlığı ve gerekiyorsa sırt ağırlığı kullanmalıyız. Değişken derinlikteki bölgelerde ise. Derinlik ayarını dalış yapacağımız en derin noktaya göre yapmamız güvenlik açısından önemli. Sığ alanlarda ise ciğerlerimizi tam doldurmadan iniş yapabiliriz.

* Bekleme yapacağımız yerler açısından,
taşların kum ile birleştiği açıklıklar,
taşların bitip otların veya kırmalık dediğimiz çakıllık irili ufaklı parça taşların başladığı yerler
kayaların üzerlerinde oluşmuş doğal çukurluklar veya yarıklar
gölge kısımda kalan duvar dipleri
deniz çayılarının içi
mendirek taşlarının birip kumulların başladığı yerler ( açığa veya kıyıya doğru )
uygun yerlerdir.

* Denizlerimizde görüşün çok değişken olduğunu düşünürsek yanımıza alabildiğimiz en uzun tüfeği almakta fayda var. Bu çok net sular için 110 120 130 cm görüşün düşük olduğu yerler içinde 90 vaya 75 cm olabilir.

* Sığ sularda bekleme yapıyorsak geniş hacimli maskeler bize daha fazla bir görüş vericektir

* Meramız dar ve uzun olmayan bir alan ise mümkünse iki kişiden fazla suya girmemeye çalışın. Sesin suyun içindeki yayılma hızını hesap edersek ortamdaki üç dört kişi balıkların açığa veya taş altlarına kaçması için yeterli olacaktır.

* Satıhta yüzerken mümkün olduğu kadar sessiz olmalıyız. Paletlerimiz kesinlikle suyun içinde olmalıdır. Dalış yaparken dahi ördek sitili diye tabir ettiğimiz sitili kullanmalıyız. Sessizlik birinci kural.

* Bulanık veya net olsun etraftaki iri balıkları göremesekte varlıklarını hissedebiliriz.
Küçük balıklar özellikle papaz balıkları bizim işimize çok yarayacaktır. Normalde orta suda veya tabana yakın yerlerde gezen papaz balıkları iri balık varlığında adeta tabana yapışırlar. Ya da tüfeğimiz önde beklemeye başladık. İlk aşamada meraklı papaz balıkları zıpkına yönelecektir. Onları ürkütmemeye özen gösterin, çünkü papazlar erken uyarı sistemine sahiptirler. Özellikle sinarit, levrek, akya gibi avcıları önceden bilirler ve bizi uyarırlar. Beklemeye devam ediyoruz. Görüş çok iyi olmasa dahi papazlar zıpkının ucunda veya bikaç metre önümüzde güven içinde yüzüyorlar ve bizde onları izlemeliyiz. Ben bu tür ortamlarda kesinlikle balığa veya açığa bakmam, küçük balıkları izlerim, çünkü onlar benden daha önce avımı göreceklerdir. Bu sayede hem kendimizi sakinleştirmiş oluyoruz hem de işimizin bir kısmını bu küçük balıklara yüklemiş oluyoruz. Balıkların panik halinde kaçıştığı an çok kısa bir süre sonra avımız ile tanışırız.

* Eğer dalış yaptığımız yerde hafif bir pus varsa işimiz çok daha kolay olacaktır. Avımız bizi gördüğünde çokdan menzile girmiş olacaktır. Ama burada tartışılması gereken bir durum daha var. Eğer avımız bizi görmediyse bize neden ve nasıl gelicektir. Beklemenin genel prensibi balığın merakını kamçılamak olduğuna göre, görmediği bir cisme nasıl ve hangi nedenlerle geliyor ? Belki sesimize belkide suda çıkardığımız ve balığın yan organında yerimizi algılamasını sağlayan ufak titreşimlere. Burası tartışmaya açıktır.

* Bir diğer teknik ise balığın merakını kamçılayarak değil, balığın olası geçiş yerlerini tahmin ederek veya öğrenerek bekleme yaparak gerçekleştiririz. Bu biraz tecrübe ile gerçekleştirilebilinecek bir teknik. Aguşon tekniğine göre daha kolaydır ama balıkların olası geçiş noltalarını ve zamanlarını bilmek biraz zaman ve tecrübe gerektirir. Balıkların günlük faaliyetlerini gerçekleştirirken geçiş yaptığı, sürü halinde hareket ettiği noktalar vardır. Belli dönemlerde dere ağızları, belli dönemlerde ve saatlerde mendirek ağızları, belli türlerin toplu halde toplandıkları topuklar ve sığlıklar, bazı balıkların sevdiği gölge ve yarı karanlık alanlar, hatta bazılarının çok sevdiği kirli ve bulanık sular, çoğalmayı tercih ettikleri çok soğuk sular, avlanmayı tercih ettikleri küçük sürü balıkları ve sığ sular, tekne altlarından liman direklerinin karanlık köşelerine kadar farklı ortamlar için farklı balık türleri bulunur. Bunları hepimiz zamanla kazanıcağız...

Onur GÜNER...

#15
patriot34

patriot34

    KD ™ Dost

  • Kadim Dost
  • 2.836 İleti
  • Gender:Male
  • Location:iSTANBUL
Mendireklerde zıpkınla balık avı teknikleri...



Mendirek, liman içlerini yada özel alanları dalga,rüzgar gibi doğal faaliyetlerden korumak amacı ile büyük taşların denize insanlar tarafından dökülmesi ile oluşturulmuş dalgakıranlardır. Taşların kütlesi ve şekli mendireğin konumuna , açık deniz ile olan bağına ve mendireğin uzunluğuna göre çeşitli şekillerde olabilir. Taşlar genel olarak küp şeklindedir.

Mendireklerde derinlik genel olarak liman ile birleştiği yerlerde ki biz buna mendireğin burnu deriz, daha fazladır. Akdeniz ve Ege denizi için bu derinlik 8 -10 m ile 15 – 20 m civarındadır. Kara ile bağlantısı olan yere doğru derinlik azalır ve nihayetinde kıyıyı yakalar.

Kısacası mendirekler insan eli yapılmış, liman içlerindeki yapıları ve tekneleri korumak amacı ile yapılmış yapay resiflerdir.

Zıpkın ile balık avı düşünüldüğünde bir çok avcının pek de dikkatini çekmez. Birkaç deneme yapan biri mendirekte balık olmadığını düşünebilir fakat mendirekler belirli dönemlerde çok sürpriz avlar yapılabilecek mekanlardır. Dökme taştan bahsettik. Bir mendireğin kalitesi aynen bir şarap gibi yıllar geçtikçe artmaktadır. Taşlar üzerinde üreyen midye, yosun gibi canlılar bir çok balığa besin olduğu gibi, yavru balıklar içinde yuva görevi üstlenir. Bu şekilde uzun süre suyun altında kalan taşlar bir çok yaşam formuna bürünür ve doğal taşlara dönüşmeye başlar.

Mendirekler avlanırken bir çok noktaya dikkat etmemiz gerekli. Bunların en başında güvenlik gelmektedir. Yoğun tekne trafiği olan meralarda kıyıya yakın olmalı ve şamandıra kullanmak güvenlik açısından işimize yarayacaktır. Özellikle mendirek burunlarına fazla yaklaşmamız gerekli. Buralarda trafik çok daha yoğun olacaktır. Mendirekler olta balıkçılığının da fazlasıyla yapıldığı bölgeler olduğu için suyun altında bol miktarda misina ve iğneye rastlamanız olası. Mendirek içlerinin dalışa yasak olduğunu buradan belirtiyim.

Mendirekte yapılacak avlar için orayı ziyaret eden balıkların cinsine göre, mendireğin derinliğine göre ve sudaki görüşe göre farklı malzemeler kullanmalıyız. Mendirekler çok güzel havalarda bile bulanık olabilir. Çünkü taşların bittiği nokta büyük ihtimalle kumluk olacağı için en küçük hava hareketlerinde dahi görüşü bozmaya yeter. Bu bakımdan farklı boy tüfeklere ihtiyacımız olacaktır. Ama genel anlamda hafif puslu bir mendirek için 90 veya 100 cm lik bir tüfek işimizi görür. Hafif ve yumuşak palalı bir palet. Siyah veya kamuflaj desenli bir elbise takımı tamamlar. Dışı çıplak olan elbiseler kıyıya yakın yapılan dalışlarda çok zarar göreceği için jarse elbise öneririm Sığ sularda dahi av yapılacağı için gerektiği zaman sırt ve bilet ağırlığı kullanılabilir.

Yapılacak av için mendireğe girilecek nokta önemlidir. Mendireğin kıyı ile buluştuğu noktadan itibaren,mendireği solunuza alarak taşlara paralel olarak ilerlemeye başlatın. Sessizlik çok önemli. Uyguladığımız teknik genel olarak pusu (bekleme) tekniği olacağı için nefes tutma süresini önemli. Taşların yavaş yavaş aşağılara doğru döküldüğü yerlerde siper alarak yapılan beklemelerde sürpriz avlar önümüze çıkabilir. Mendirekler de bulunan büyük kaya kütleleri arasında taş altı avı yapma şansınız büyük gibi görünse de taş altı avı için pek de uygun yerler değildir. Birbiri ile bağlantısı olan kütleler arasında balıkların kaçmak için birden fazla seçeneği bulunur. İri bir balık vurduğunuzu varsaysanız bile birbirine bağlantılı taşlar arasında çabucak kaybolma ihtimali yüksektir. Pusu tekniği her mendirekte iş yapar.

Mendireklerdeki balık yoğunluğu ve türleri bölgeye, mevsime, havanın durumuna, suyun sıcaklığına, mendirekteki trafiğin ve insan faaliyetlerinin durumuna göre değişir. Genel olarak mendirek burnuna yaklaştıkça derinliğin de artmasıyla balık yoğunluğu ve çeşitliliği artar. Balıkçıların temizlediği ağalar, suya atılan ölü balıklar gibi organik atıklar bir çok balığa besin sağlar.
Suya ilk girdiğinizde sizi karşılayan kefaller bir çok avcı balığın mönüsünü süsler. İlgilenmemenizi öneririm. Büyük bir kefal sürüsün önümden geçip gittiğinde, kefallerin arkasında çok iri levreklerin ve kofanaların takip ettiğini bir çok kez yaşadım. Mendirek taşarlının birçok balığa yuva olduğundan bahsettik. Nerdeyse vurulamayacak balık türü yoktur. Derinliğin artığı bölgelerde akya, sinarit, minekop, torik, ceylan gibi türler avlayacak küçük balık peşinde cesurca kıyıya sokulurlar. Levrekler ise mendireklerin daimi misafiridir. Kefal ve diğer balık yavrularının fazlasıyla bulunması bu balığı buraya çeker. Mendirekte avı son derece kolaydır. Yapı itibari ile levrek meraklı ve cesur tavırlar sergileyen bir balık. Mendirekte iki tip avı çok verimlidir. İlk teknikte mendireğe açıktan yaklaşın. Sessiz bir şekilde açıktan kıyıya doğru , hatta taşların yapısına göre tüfeğiniz hafif yukarı bakar şekilde kıyıya bakar durumda beklemeler yaparak mendireği tarayın. Eğer levrek varsa hiç tereddütsüz gelecektir. Diğer bir teknik ise bu tekniğin tam tersidir ve büyük bireylerin rastlama ihtimali çok daha yüksektir. Taşların bittiği noktaya kadar inin. Sırtınız karaya dönük olacaktır. Tüfeğiniz açığa bakar şekilde beklemeye başlayın. O noktalarda suyun bulanıklığı kuma yakınlığı ile doğru orantılı olarak daha fazla olacaktır. İşte bu levreğin sevdiği bir ortam. Tüfeğiniz açığa bakar şekilde bekliyoruz. Levrek büyüklüğüne göre ki büyükse tek veya ikili gelecektir, açık sudan veya yan taraflardan çok yakın ve meraklı şekilde menzile girer. Net bir atışla balığı alabiliriz. Bu şekilde akya, sinarit, minekop, iri sargoz veya ceylan gibi gezici balıklarla karşılaşma ihtimalimiz de çok yüksektir.

#16
patriot34

patriot34

    KD ™ Dost

  • Kadim Dost
  • 2.836 İleti
  • Gender:Male
  • Location:iSTANBUL
ZIPKIN İLE AVCILIKTA MERA (AVLAK) NEDEN ÖNEMLİDİR ?


Kara avcılığında olduğu gibi sualtı avcılığında da esas olan rastgelme faktörüdür. Bunu faktörü etkileyen en önemli etmense dalış ve av merasının doğru tespitidir. Zaman, mevsim ve hava koşulları ne kadar uygun olsada avlamayı düşündüğümüz, balık için çekici olmayan mekanlar eve eli boş dönmemizin ana sebebi olmuştur. Bu nedenle mera seçimi ve yeni mera keşiflerini irdelemek faydamıza olacaktır.


Uygun mera nasıl seçilir ?

Bir çoğumuzun yaptığı temel yanlışların başında hedefimizde belli bir tür balık olmadan gelişi güzel ekipmanla gelişi güzel bir meraya gitmek gelir. Bu davranış ya trofe kaçırmaya, ya sudan ancak tavalık tabir ettiğimiz miktar ve boyda avla çıkmaya, hatta bazen boş çıkmaya sebep olur.

Doğru davranış nedir ?

Sualtı avcılığında yeni olanların av performanslarını arttırmak açısından dikkat etmesi gereken konulardan birinin akılda hedeflenen bir tür olması, bu türe özgü doğru mera şeçimi, doğru ekipman bulundurulması olduğunu vurguladık.

O zaman yeni başlayan arkadaşlar için konuya vakıf insanlarla temas etmek gerekliliği ortaya çıkıyor. Bunun en kolay yolu sualtı avcılığı üzerine kurulmuş forumlardan, yaşadığımız bölgeye yakın tecrübeli arkadaşlarımızdan çekinmeden yardım istemektir. Emin olun sizi çok sıcak karşılayacaklardır. Onların yardımı ve yönlendirmesiyle herşey çok daha kolay olacaktır. Ayrıca kendimize uygun bir partner bulmak güvenlik ve başka bir çok konuda olmazsa olmazdır. Konuyu fazla dağıtmadan tekrar doğru balık, doğru mera ve doğru ekipman seçimine dönelim.

Dediğimiz gibi öncelikle avımızı belirleyeceğiz. Bunu yaparken hangi balığın mevsimi olduğunu bilmemiz gerekir. Bunu daha önceki tecrübelerimize dayanarak yada yeterli tecrübemiz yoksa deneyimi bizden yüksek arkadaşlarımızdan öğreniyoruz.

Sıra geldi balığa göre meraya, burada yine tecrübe ve bilgi birikimi ağır basıyor. Ne kadar çok farklı mera bilgisi varsa kişi o kadar avantajlıdır avı bulma konusunda. Gerçi günümüzde mera seçimi ve tespiti GPS ve balık bulucular gibi elektronik cihazlar sayesinde çok daha kolay ancak bu cihazları şuanda yok sayıyoruz.

Yeterince mera tecrübemiz yoksa mera keşfini nasıl yapmalıyız ?

İlk iş olarak mümkün olduğunca tenha kıyı şeritlerinin karadaki yapısını değerlendiriyoruz. Dip yapısı genellikle kıyı yapısıyla paralellik gösterir. Bunun en iyi örneği geniş kumsalları olan kıyı yapılarıdır. Bu tarz yerlerde suya girdiğinizde muhtemelen aynı kıyıdaki gibi uzun bir kum çölü ve arada sırada erişteliklerle karşılaşırsınız. Kıyı yapısı yüksek açıyla aniden düşen yerlerde muhtemelen aynı açıyla derinleşiyor olacaktır. Mera keşfinde bu gözlemlerin yeri çok önemlidir. Konuyu örneklemek gerekirse Karagöz avlamayı düşündüğümüz bir avda kumluk ve çok az eğimle düşen kıyı yapısına sahip yerleri denememiz büyük ihtimal hüsrana neden olacaktır. Bu avı başarıyla yapmak istiyorsak kayalık, taşlık, midyelik bir mera bulmalıyız. Bu nedenle kıyı yapısıda kayalık, plakalı ve eğimi yüksek yerleri denemek merayı dolayısıyla balığı bulma şansımızı yüksek oranda arttıracaktır.

Ayrı bir kıyı oluşumu da insan eliyle oluşturulan meralardır ki bunların en iyi örneği mendireklerdir. Üstüste yığılan kayalar balıklara hem beslenme hem barınma yönünden çok büyük avantajlar sağladığından mutlaka denenmelidir. Ancak medireklerin dezavantajı tekne ve insan yoğunluğunun yüksek olmasıdır ki bu ciddi bir sorun ve risktir. Mendireklerde özellikle dikkatli davranılmalı her ne durumda olursa olsun iç tarafına girilmeden (zaten genelde liman müdürlükleri tarafından yasaklanmıştır.) av yapılmalıdır.

Küçük bir dip not olarakta balığın genelde hareketli suyu sevdiğini belirtelim. Burun tabir ettiğimiz doğal çıkıntıların başları genelde akıntı aldığından her zaman daha canlı olma ihtimali yüksektir.

Uygun ekipmandan kastımız ne ?

Dalış gününüzü cennet yada cehenneme çevirebilecek bir konudur. Su sıcaklığına gore elbise kalınlığı, av derinliğine göre ağırlığı hesaplanmış kemer ve diğer batmaya yarayan unsurlar, av stiline uygun palet, tüfek, maske gibi unsurlar doğru ayarlanmaz veya doğru seçilmezse sudan mutlu çıkmanız çok düşük bir ihtimaldir. Muhtemelen ağırlığınız pozitif gelmiş çıkarken zorlanmış yada fazla yüzer kalmış sığda batamamış, tüfeğiniz kısa yada uzun kalmış atış yapamamış, sığ dalışta palet palaları uzun gelmiş saklamakta ve manevrada zorlanmış olursunuz ve normalde alabileceğiniz muhtemel avlarınızın kuyruklarını seyretmekle kalırsınız.

O günkü avınız için doğru planlama ve hazırlık yaptığınızda uygun ekipmanla bu sorunları yaşamadığınızda avdan düşük bir skorla dönseniz bile huzurlu bir şekilde dalışın keyfine varmış olursunuz.

Kısaca özetlersek

Ava gitmeden ne avlamak istediğimizi, avı nerede bulabileceğimizi, hangi ekipmanla avlanacağımızı iyi planlamak başarı şansımızı ciddi biçimde arttıracaktır.

Bülent Göksu



#17
patriot34

patriot34

    KD ™ Dost

  • Kadim Dost
  • 2.836 İleti
  • Gender:Male
  • Location:iSTANBUL
DALIŞIN RİSKLERİ


Sığ su bayılması ve sonuçları nedir ?





Resmi ekleyen Grafik:Bülent Yuvacan

Sığ su bayılması, bu konuya ilk açıklama getiren S.MİLES’ın açıklamasıyla, serbest dalış sırasında oksijen azlığına bağlı yüzeye yakın görülen ani bilinç kaybıdır. Miles, “Latent hypoxia” terimini ise kapalı devre dalgıçların sığ sularda görülen ve açıklanamayan ani bayılmalarını tanımlamak için kullanılmıştır.

Sığ su bayılması genellikle yüzeye çıkışta son 15 ft’te (5 m.) de görülür. Oksijen açlığı çeken akciğerler yüzeye yaklaştıkça daha da hızlı genişleyerek bir anlamda oksijen vakumu yaratır. Bunun sonucunda kanda az miktarda kalan oksijen akciğerlere çok hızlı transferiyle kanda çok ani bir oksijen yetersizliği doğar. Merkez sinir sistemi (MSS) ise bu durumda acil durum protokolüyle oksijen tüketimini minimize etmek için dalgıcın bilincini kaybettiği an kritik nokta kabul edilir. Kritik andan itibaren iki olasılık vardır. Bunlardan birincisi dalgıcın bayıldıktan sonra nefes almaya çalışması ve bunun sonucunda boğulmasıdır. Bu zayıf bir ihtimaldir; çünkü dalgıç dalış sırasında nefes tuttuğundan bayıldıktan sonra MSS’in nefes alma impuls’ı gönderme ihtimali zayıftır. Bu aşamada genellikle yanlış bilinen bir olguyu düzeltmekte yarar vardır. Herhangi bir sıvıyla boğulma durumlarında akciğerlere o sıvının dolması iki aşamada olanaksızdır. Solunum yollarına giren ilk sıvıyla buradaki kaslar kasılır ve daha fazla sıvı girmesini önler. Dalgıcın veya başka bir kazazedenin akciğerlerine ancak ölümünden belli bir süre sonra (5-30 dak.) su dolabilir. Bunun sebebiyse ölümden belli bir süre sonra bu kasların gevşemesi ve sıvıyı daha fazla engelleyememesidir. Konumuza yeniden dönersek kritik noktadan itibaren olabilecek ikinci olasılık dalgıcın hiç nefes almamasıdır ki bu dalgıcın kurtulması olasılığını artırır. Sığ su bayılmalarında dalgıcın bayıldığı andan itibaren nefes almaması çok yüksek bir olasılıktır.

Sığ su bayılmasının ölümcül sonuçlarla sonuçlanmasının sebebi çok ani ve hızlı gelişmesidir. Dalgıç daha ne olduğunu anlamadan ani bir baş dönmesinin ardından (1-2 saniye) bilincini kaybeder. Bilinçsiz serbest dalıcıların dibe daha rahat inebilmek için fazla ağırlık almaları sonucu bu kişiler sığ su bayılmasıyla karşılaştıklarında bayılmanın ardından palet vuramadıklarından negatif yüzerlilikleri sayesinde dibe batar ve kendi sonlarını hazırlar. Bu sebeple serbest dalış sırasında SCUBA dalışta kullanılan ağırlığın maksimum %40’ı kullanılmalıdır. Bu oran sayesinde sığ su bayılmasının görülme olasılığının en yüksek olduğu son metrelerde dalgıç ekstra pozitif olacağından, bayılma durumunda yine de yüzeye ulaşabilecektir.

Sığ su bayılması (SSB) görülen dağlıçların %85’inin dalıştan önce hipervantilasyon yaptığı belirlenmiştir. Hipervantilasyon kandaki CO2 miktarını azaltarak dip zamanını artırmak amacıyla serbest dalgıçlarca sıkça başvurulan yöntemlerdir. Hipervantilasyon aslında bugün dünya rekortmenlerinin derecelerine ulaşmalarındaki önemli sırlardan biridir. Fakat bu özel insanların metabolizması yılar süren hipervantilasyon antrenmanlarıyla bu fenomene adapte olmuştur. Unutulmamalıdır ki Pelizzari, Genoni ve Pipin gibi ileri düzey serbest dalgıçların olsijen-karbondioksit sistemlerinde çok önemli modifikasyonlar görülmüştür. Örneğin, 1987’de Pipin üzerinde yapılan araştırma da Pipin’in bacak kaslarındaki myoglabin (kaslarda oksijen depolayan protein) konsantrasyonun, dalıcı memeliler dünyasının önemli şampiyonlarından imparator pengueninin 6 aylık bir yavrusu düzeyinde olduğu görülmüştür. Bu değer normal bir insanın yaklaşık 18 katıdır.

Hipervantilasyonun esas tehlikesi ortalama serbest dalgıçlar içindir. Aşağıda hipervantilasyon olgusunu daha ayrıntılı inceleyeceğiz. Hipervantilasyon: Belli bir zaman diliminde gereğinden daha hızlı veya daha derin ve hatta hem derin hem de hızlı nefes almaya hipervantilasyon denir. Bu durumda vücutta daha fazla oksijen depolanamaz. Oksijen kısmi basıncı (1 atm’de) vücutta en fazla 105 mmHg’ya yükselebilir ki bu değere genellikle 2 derin nefes sonucunda ulaşılır. Hipervantilasyonun, serbest dalgıçların kullandığı inanılmaz etkisi kandaki karbondioksit kısmi basıncınadır. Derin ve hızlı solumanın ardından kandaki karbondioksit miktarında önemli düşüşler görülür. Karbondioksit dengesi vücut tampon çözelti sayesinde ayakta tutar.

Serbest dalışa yeni başlayanlar önceleri CO2 seviyesine çok duyarlı olurlar. 15 saniye dahi bu dalgıçların kendilerini rahatsız hissetmelerine yani MSS’nin nefes alma istemi yaratmasına yeterlidir. Eğitimli serbest dalgıçlar ise uyguladıkları doğru hipervantilasyon ve adapte olmuş metabolizmaları sayesinde bir anlamda MSS’in solunum merkezini kandırarak inanılmaz dip zamanlarına ulaşabilirler. Bir araştırmada, Pelizzari’nin saf oksijen hipervantilasyonu sonucunda tam 1.5 saat (yanlış okumadınız) nefes tutabileceği hesaplanmıştır.

Hipervantilasyonun temel tehlikesi, dalış öncesi CO2 seviyesinin çok düşük olması nedeniyle CO2’nin nefes alma istemi yaratacak oranlar çok geç ulaşması ve ulaştığı zaman ise beklide oksijen miktarının tehlikeli sınırlara ulaşmış olmasıdır. Oksijen seviyesi dipte hipoksia yaratacak düzeylere kadar düşmez. Bunun sebebi 60 mmHg altındaki oksijen kısmi basınçlarında kandaki CO2 seviyesi ne olursa olsun oksijen mekanizmasının devreye girmesi ve dalgıcın nefes alma istemi duyarak çıkışa geçmesidir. Fakat yüzeye yaklaştıkça zaten sınır değerlere yakın olan oksijen kısmi basıncı iyice düşer ve buna ek olarak akciğerlerdeki oksijen azlığını fiziksel gaz kanunları sonucunda dokular ve kan karşılamak zorunda kalır. Kanda kalan az miktardaki oksijende akciğerlere difüze olur ve bir anda vücutta hipoksia oluşur ve dalgıç bilincini yitirir. Yukarıdan anlaşılabileceği gibi sığ su bayılmasının görüldüğü durumlarda dalgıcın yukarı çıkma istemini hem CO2 hem de O2 yaratabilir. Fakat istemi hangi gazın yarattığı sonucu dağiştirmez, dalgıç yüzeye yaklaştıkça özellikle son 15 ft’te oksijensizliğe bağlı olarak bilincini yitirir.

Serbest dalışa yeni başlayanların sığ su bayılmasından korunmalarının en önemli yolu hipervantilasyondan uzak durmaktır. Zamanla serbest dalış yeteneği ve tecrübesi arttıkça dalgıç vücudunu tanıyacak ve tehlike yaratmadan hafif hipervantilasyon yapabilecektir.



#18
patriot34

patriot34

    KD ™ Dost

  • Kadim Dost
  • 2.836 İleti
  • Gender:Male
  • Location:iSTANBUL
DALIŞIN RİSKLERİ 2



Sualtı tüfeği yaralanmalara neden olur mu ?

Resmi ekleyen

Kimseyi korkutmak istemiyorum ama evet olur. Ortalama bir sualtı tüfeğinde suda şişin tüfekten çıkış hızı 100km/saat civarlarındadır. Bu rakam suyun dışında inanılmaz oranda büyür. Şiş ağırlığını da hesaba katarsanız yüksek kütleli, bu denli süratli ve ucu sivriltilmiş bir cismin vücut bütünlüğünü bozacak hasarlar vermesi kesindir. Sonuç kolaylıkla yaralanmayı da aşıp ölüm olabilir. Yandaki fotoğrafta bu tür bir kazadan sonra çekilmiş röntgen filmini görüyoruz. Şans eseri bu fotoğraftaki kişi bir kaç milimetre ile hayatta kalmayı başarmış ancak bir gözünü kaybetmiştir.

Bu çarpıcı örnekten sonra kullandığımız sualtı tüfeğinin bir oyuncak ya da eğlence aracı olmaktan çok gerçek bir "silah" olduğunu söylemeye gerek görmüyorum. Şaşırtıcı olan bu denli kuvvetli ve öldürücü bir silahın ne ruhsat ne eğitim gerektirmeden herkes tarafından kolayca temin edilebilmesi ve kullanılabilmesidir.

Kaza ile atış sonucu yaralanmaların önüne geçmek için bir kaç altın kuralı hep aklımızda tutmalıyız.

1- Asla ve asla tüfeğimizi suyun dışında kurmuyoruz.

2- Asla ve asla suyun dışında tetik düşürmüyoruz.

3- Ne su içinde ne su dışında tüfeğimizi birine veya kendimize doğrulmuyoruz.

4- Su içinde kurulu tüfeği elimizden bırakmıyoruz.

5- Sığ suda zeminden yukarı doğru yada suyun dışına çıkacak bir açıyla atış yapmıyoruz.

6- Av yeri olarak başka insanların bulunduğu ortamları kullanmıyoruz, beraber dalış yaptığımız arkadaşlarımızı kesinlikle tüfeğimizin önüne almıyoruz.

7- Tetik mekanizma sağlam ve bakımlı tüfek kullanıyoruz.

8- Şişe bağladığımız misina yada ipimizin sürekli sağlam olduğundan emin oluyoruz.

9- Tüfek ve şişlerimizi çocukların ulaşamayacağı yerlerde muhafaza ediyoruz.

Resmi ekleyen

Sualtı tüfeği kullanımında kaza ile birini vurmak yada kendi kendini vurmak dışında başka risklerde mevcuttur. Yaralanmaların başında parmak ve el kesilmeleri gelir ki bu kesilmeler kalıcı sakatlığa varacak uzuv kayıplarına neden olabilir. İçimiz gıcıklansa da bu tarz tecrübe yaşamış bir arkadaşımızın resmini aktarmak durumu hafife almamızı engelleyecektir.

El ve parmak kesilmelerinin önlenmesi çok basit bir kaç tedbirle sağlanabilir, bunlar;

1- Mutlaka eldiven kullanmak,

2- Kesinlikle tel palamut olarak tabir ettiğimiz kırılma riski yüksek palamutları kullanmamak,

3- Ne tür olursa olsun palamutlarımızı sürekli yıpranma, paslanma, zedelenme gibi durumlara karşı kontrol ederek kullanmak,

4- Tüfeğimizi kurarken dikkatimizi etrafımıza değil yaptığımız işe vermek,

5- Şiş üzerindeki çentiklerin kenarlarının keskinliğini ince bir eğe ile köreltmek,

6- Eldivensiz bıçak kullanmamak, balığı söndürürken yine dikkati yaptığımız işe vermek.

Birde balık dizgilerimizin şişleri var ki bunları da başıboş bırakmayıp mutlaka kemerimize uygun bir aparat ile sabitlemeliyiz. Yandaki resim bize sabitlenmemiş bir dizgi şişinin verdiği hasarı göstermesi açısından faydalı olacaktır. Bu sorunu en sondaki ağırlığımız yanına şiş kalınlığında iç hacmi olan kısa bir hortum parçası sabitleyip, dizgiyi arkamızda dolaştırıp şişin sivri ucunu bu hortum parçasına sokarak kolayca çözebiliriz.




#19
patriot34

patriot34

    KD ™ Dost

  • Kadim Dost
  • 2.836 İleti
  • Gender:Male
  • Location:iSTANBUL
DALIŞIN RİSKLERİ 3



Bizler için tehlikeli deniz canlıları hangileridir, tedbir ve tedavi nasıl olmalıdır ?





Düşünsenize suyu sıcak bulup shorty ile dalan dalgıç’ın bir anda deniz anaları tarafından sarıldığını, büyük bir olasılıkla canı fena halde yanacaktır. Sualtında dalgıca durup dururken zarar verecek canlı yok denecek kadar az olmakla birlikte,denizlerde,göllerde ve hatta yüzme havuzlarında küçük büyük,sonsuz sayıda hayvan ve bitki yaşamaktadır. Bu su organizmalarının çoğu kendi öz savunmaları için sokma,ısırma veya zehirleme gibi fonksiyonlarını geliştirmişlerdir. Bu şekilde dalgıcın derisine ve bazı durumlar da sisteme zarar verebilirler.

Verdikleri zarar anında ortaya çıkabildiği gibi, bazı durumlarda haftalar veya aylarca sonra kendini gösterebilir. Ani bir şekilde ortaya çıkan zehirlenme durumu karşısında her dalgıç bilgi sahibi olup ilk önlemleri alabilmelidir.

Her ne kadar organize dalışlarda her türlü ilk yardım imkanları bulunuyor olsa da, tam teşekküllü hastanelerden uzak dalış bölgelerinde ciddi zehirlenmeler bazı bünyeler için çok ciddi neticeler doğurabilir.

Denizlerimiz kıyılarında dikkat etmemiz gereken başlıca deniz canlılarına göz atalım.

Resmi ekleyen

İSKORPİT ( Scorpaena notata) small rockfish: Bizim sularımızda sık rastladığımız bu balığı ele alacak olursak, sokması çok ciddi olmamakla birlikte şiddetli ağrı yapabilir.En iyi tedavi şekli sokulan bölgeye sicak su uygulamaktır.Eğer sokulan bölge çok ağrıma yaparsa, sokulan bölgeyi kanattırıp sicak su tedavisi yapılmalıdır.

Resmi ekleyen

TRAKONYA ( tompati blenny) Porablennius gottoruqine: Balığı iğnesi( ölmüş bile olsa) battığında zehir kesecikleri baskı altında kaldığından deriye zehir zerk edilmiş olur. Ağrısı çok şiddetli olabilir. Şişme,kızarıklık,batma hissi ve acı hemen ortaya çıkar. Beze şişmesi(lenfa de nit) bulantı,kusma,adale güçsüzlüğü,solunum zorluğu,kalp durması,şok ve koma gibi olaylar hassas ve alerjik şahıslarda beklenebilecek başlıca semptomlardır.
Tedavisi; İlk önlem olarak balığın soktuğu bölgeyi,sterile edilmiş ince bir bıçak ucu ile genişletip,yarayı emerek zehrin fazlasının boşalmasını sağlamaktır.
Ağrıyı azaltmak için yaralı kısım çok sıcak suya sokulduktan sonra üzerine sulu amonyak sürülür.Şişen kısma buz ve alkol pansumanları yaparak ağrının azalması sağlanır. Ağızdan alınabilecek başlıca ağrı kesiciler ve antihistaminikler (Zyrtec tablet günde bir,Travegly,Longifen,Antistine,,İncidal) Çok şiddetli belirtilerde,hekim nezaretinde kortizon ve Antihisatminik zerkleri ile kalbi kuvvetlendirici ilaçlar tavsiye edilir.
Bir Trakonya bunu yaparsa köpek balığı neler yapar diye düşünmeyin,ufacık bir arının da çok rahatlıkla alerjisi olan birini öldürdüğünü gördük biz önlemimizi alalımda !

Resmi ekleyen

VATOS-FULYA-STİNGRAY (Raja sp) skate; Bizim sularımızda vatos olarak tanıdığımız bu yaratık tropiklarda çok renkli ve fotojeniktir. Kesinlikle
zararsızdır,binlerce snorkel dalıcısının yüzdüğü sularda henüz kimseyi şişlememiştir.Dipte yaşar ve beslenir kendini kuma gömerek düşmanlarından saklanır.
Kamçıyı andıran kuyruğunun alt üçte birinde çok keskin ve zehirli bir mahmuz vardır rahatsız edildiğinde veya üzerine basıldığında refleksi bir hareketle kuyruğunu öne doğru hareket ettirdiğinde,mahmuzu öne doğru hareket eder ve ona zarar veren canlıyı sokar. Yüzerliliğini iyi ayarlamamış bir dalgıcın dipte işi olmayacağına göre,bu balık tarafından sokulması ihtimali çok azdır. Yarası çok ağrılı olup sokulmuş bölge şiş ve kızarıklık yapar.Geç iyileştiği gibi yara mikrop kapar.
Vatos sokmasının belirtileri,ayak ve bacaklarda bir darbe hissedilir,sokmayı takiben ortaya çıkan ağrı çok şiddetli olur ve ilk 90 dakika boyunca ağrı devamlı artar.deniz kestanesi batması ,kırık şişe kesmesi veya başka bir kesikle karşılaştırılamaz.
Hassas,alerjik bünyelerde,kusma,karın ağrısı,aşırı terleme ve kalp çarpıntısı gibi ağır sistemik belirtilere neden olur.
Tedavisi: Bu balığın zehrinin ısıya dayanıklı olmadığından iskorpitte de olduğu gibi sıcak su uygulaması yani sıcak su kompresi veya yaralı bölge sıcak suya batırılarak tedavi edilir. Yaralanmış bölge dinlendirilir ve mikrop kapan bölgeye antibiyotik sürülür.
Meydana gelen yara çok kanayan yuvarlak bir delik şeklinde olup genellikle iki saat içersinde yaralı bölge kenarlarında morumtırak bir kızarıklık görülür. Yara tedavi edilmezse bu bölgede nökroz (doku bozulması) ortaya çıkar. Yaralanma bölgesi şişer ve tedavi edilmezse şiş uzun zaman inmez. Sıcak uygulamasına en az 30 dakika devam edilmeli,ağrının tekrarı halinde sıcak tedavisine devam edilmelidir.
Çok şiddetli durumlarda yaralanan bölge üzerine turnike uygulanabilir.

Resmi ekleyen

DENİZ ANALARI (Aurelia aurita) jelly Fish: dünyanın bütün denizlerinde görülen çeşitli türleri bulunur.Saydam olan vücutlarının içi gazla dolu olup çeşitli formasyonda kolları vardır.
Ege ve Akdeniz’de çeşitli mevsim ve şartlarda görülürler,yüzücüleri rahatsız ettikleri gibi tam takım dalış yapan dalgıcın suya açık olan ağız ve ellerini rahatsız edebilecekleri gibi dalış sonrası ,elbiseye bulaşmış olan kolları vasıtasıyla yanma ve kaşıntılara sebep olabilirler.En tehlikelisi Portuguse man-of-war olarak bilinen türüdür kolları üçle dokuz metre uzunluğa varabilir. Kollarıyla temas sağlandığında değdiği bölgede yüksek yanma ve kızarıklığa sebep verir.çeşitli yerlerde temas sağlanmışsa hekime baş vurulmalıdır.
Diğer deniz analarında tedavi yöntemi;Hiç bir şekilde TATLI SU kullanılmamalıdır.
Tatlı su ve duş zehrin daha aktif bir duruma gelmesini sağlar.

1)Temas eden bölgeyi deniz suyu ile yıkadıktan sonra alkol dökünüz , yoksa mavi ispirto,votka,cin,kolonya ve hatta parfüm dahi kullanabilirsiniz.
2) Dalış bölgesinde veya teknede var ise alkol yerine et yumuşatıcı tozlardan kullanabilirsiniz. (biftek v.s yumuşatıcı)
3) Hiç bir şey bulamazsanız,deniz suyunu hastanın dayanabileceği bir ısıya kadar kaynatıp yaranın üstüne tatbik edin.
4) Deniz anasının deriye yapışan kollarını ayırmak için alkol uygulamasından beş dakika sonra deniz suyu ile yemek sodası karışımından meydana gelmiş bulamacı bölgeye sürünüz. Gerektiği durumlarda Un veya talk’da aynı işi görür.
Un veya talk pudrasını sürdükten sonra,keskin bir cisimle,yapışan kolları ciltten ayırabilirsiniz. Eğer yukarıdakilerden hiç birini bulamazsanız,deniz kumunu da aynı amaçla kullanabilirsiniz,işlemi yapanın eldiven giymesi tavsiye olunur.
5) Bütün işlem bitiminde,bölgeyi deniz suyu ile yıkayınız.
6)Şiddetli vakalarda turnike uygulayınız ve hastayı doktora götürünüz.
7) İlk tedaviden sonra yanma ve kaşıntıyı almak için Anastol ve gibi merhemler kullanabilir ağrının şiddetli olduğu hallerde hastaya ağrı kesici verebilirsiniz.

Resmi ekleyen Resmi ekleyen

DENİZ ŞAKAYIĞI (Parazoantus axinellae) Encrusting anemones: renkli çiçekleri andıran bu güzel görünüşlü yaratıkların bazıları zehirli olabilir.Temastan dolayı meydana gelen kaşıntı ve kızarıklıklara süngerci hastalığı denir.Temastan kısa bir süre sonra,kaşıntı ve yanma başlar,daha sonra deri kızarır ve içi su dolu minik kabarcıklar oluşur deri üstünde.
Deniz anasındaki tedavi şekli aynen uygulanır.

Yandaki resim benzer etki veren anemon zehri yüzünden rahatsızlanan bir arkadaşımıza aittir. İyileşene kadar uzun ve acılı bir tedavi gerektirebilir.

Resmi ekleyen

MERCANLAR ( Coralliidae) Red Coral : sularımızda çeşitli mercanlar olduğu gibi,mercanların bir çok türüyle tropik denizlerde karşılaşmaktayız. Dalış merkezlerinde dalıcıların eldivenle dalmaları yasak olduğundan,dalış esnasında dalgıç yüzerlilik ayarını iyi yapıp mercanları tutmamaya özen göstermelidir.Sert mercanın iskeleti mercan resiflerini oluşturur.Dünya yüzündeki en büyük inşaatı fasulyeden küçük olan bu organizmalar yapar.Sert ve yumuşak olmak üzere iki çeşit mercan vardır. Sert mercanlar ustura kadar keskin olup derin kesikler oluşturabilirler bu kesiklerin içine giren kalker parçaları reaksiyonlara sebebiyet verir ve tedavi edilmelidir.Mercanın sensoral yakıcı polipleri çıplak elle tutulduğunda yakıcı olabilir.
Su ve sabun kullanarak,yumuşak bir fırça,yoksa bir havlu ile yaralı bölge temizlenir.
Yara içindeki parçaları temizlemek için ise;

1)Yarayı kurutup üzerine oksijenli su döküp köpürmeye bırakın.Yarayı kurutun.
2)Yaraya alkol döktükten sonra bir Tetralet,Tetra kapsülünü veya muadil bir kapsülün içindeki tozu alkol ile ıslatılmış yaranın üzerine dökün.Bantlamayın.

Resmi ekleyen

DENİZ KESTANESİ (Centrostephanus longispinus) Sea UrchinVE DİĞER DİKENLİLER :
Bizim sularda veya tropiklerde deniz kestanesinin acımasız dikenlerine maruz kalmamış bir dalıcı düşünmek çok zor.
Temas halinde çıplak deriye hemen batar,battığı bölgeye göre rahatsızlık verebilir.
Paletten veya ince neopren çoraptan geçip topuğa batabilir.battıktan sonra ağrı olabilir,mikrop kapıp cerahatlenme görülebilir bu durumda cerahat dikenleri deri dışına atar. Ağrılı bölgeyi sıcak suyla tedavi edilir.Bazı dikenler deri içinde erirse de dikenlerin cilt içinde kalışı rahatsızlık yaratır.Bu durumlarda dalış çantanızdaki bir cımbız çok işe yarar,diken son derece kırılgan olduğundan deriyi iki yandan sıkarak ucunun yukarı doğru çıkmasını sağlamalısınız,dikeni temiz ve sivri aletle kanatarak çıkarmalı.
Geç reaksiyonlarda, uzun zaman deri içersinde kalan diken 'Deniz Kestanesi Granülomu' adı verilen küçük urların oluşmasını sağlar. Bu cerrahi müdahale gerektirir.Dalgıçlar arasında dikeni eritmek için kullanılan zeytin yağ veya limon suyu derinlere ulaşmadığından faydalı olmaz.

Resmi ekleyen

DENİZ HIYARI (Holothuria forskai) Sea Cucumber: teması bazı kişilerde cilt alerjisi yapar,bunları elleyen dalıcı unutarak elini gözüne sürmemelidir.Deri reaksiyonlarında alkol tatbik edebilirsiniz,gözler için Deksamisin veya visine damlalar kullanabilirsiniz.



Resmi ekleyen

SÜNGER ( Petrosia Fisciformis) Sponge: Denizlerimizde çeşitli türleri yanında deli sünger olarak bilinen türünde mikroskobik sokucu tüyler(spicuel)bulunmaktadır ki bunlarda zararlı bazı kimyasal maddeler vardır.Çıplak elle tutulduğunda kişide yanma ve kızarıklıklar meydana gelir.

Resmi ekleyen

DENİZ TIRTILI (Hermodcie Carunculata) Fireworm.: Akdeniz ,Ege ve yer yer Marmara’da görülen tırtıl güzel ve renkli görünümüyle bir çok dalgıç’ın canını yakmıştır. Dokunulduğu zaman vücudunu ve tüylerini kabartır,vücudunun etrafını saran ince kitinsi tüyler,kaktüs dikenleri gibi deriye batar,eldivenle dahi tutulmamasını öneririm.Tüylerin battığı bölgede yanma hissi orta derecede şişme,kabarma ve ara sıra metrotik(doku harabiyeti)alanlar ortaya çıkar. Kaşıntı,ağrı ve yerel bir his kaybı sık görülür.
‘’Fotoğraf çekimleri sırasında, eldivenli elimle bir kayayı tutmak zorunda kalmıştım,elimi tırtılın üstüne koymuşum,hemen eldiveni çıkarmama rağmen canımı yakan ipeksi dikenlerin avucumun üzerinde olduğunu dehşetle görmüştüm’’
Temas bölgesini sakın silmeyin.En etkili temizleme şekli Flasterdir.Batan dikenleri flasterle topladıktan sonra bölgeyi sulandırılmış amonyakla veya su ve alkol sürebilirsiniz.

Resmi ekleyen

DENİZ PİRELERİ ( Sea flea) : Dünyanın bütün denizlerinde kumluk kıyılarda bulunurlar.keskin ağızları ile hem balıklara hem de insanlara yapışabilirler.Pirelerin ısırığı ani ve keskin olup kanamalara yol açar. Isırılmış bölge oksijenli su ile temizlenip,antibiyotikli merhem sürülür.

Resmi ekleyen

AHTAPOT ( Octopus vulgaris) Common Octopus:Yumuşakçaların kafadan bacaklılar sınıfının bir üyesi olan ahtapot türlerinden tropiklerde yaşayan bazı cinsleri zehirlidir.Kesinlikle insanlara zarar vermez,bir şnorkel dalışında elle yakaladığım büyükçe bir ahtapot kendisini bırakmam için beni papağanın gagasına benzeyen ağzıyla bir güzel ısırmıştı.Ayrıca çıplak vücudu sardığında vantuzlar vücutta kızamık hastalığına yakalanmış gibi kızarıklar bırakır,bu kızarıklıklar, bir süre sonra geçer.

Resmi ekleyen

MÜREN ( Murena Helena) Moray Eel: Dalıcılara fizyonomik görüntüsü korkunç görünen müren gerçekten zararsız bir yaratıktır.Su altındaki solunum sırasında ağızlarını açıp kapamaları bu görünümü verir.Zehirsiz olan mürenlerin ağızlarında bulunan çok sayıdaki çeşitli bakterilerden dolayı ısırdığı yer mutlaka iltahaplanır ve kişiden kişiye farklı enfeksiyonlara yol açar.
Mürenlerin olabileceği konuklardan uzak durup,müreni besleme girişiminden uzak durmalıdır. Bir çok dalgıç,hesapsız hareketlerinin cezasını bir yerlerini mürene kaptırarak ödemişlerdir.
Müren ısırmasında ısırılan kişiyi derhal hastaneye götürüp tetanoz aşısı yaptırın. Isırıktan hemen sonra yarayı oksijenli suyla yıkayıp iyice temizleyip antibiyotik merhemler sürün(Garamycine krem,thiccilline pommad veya silverdine krem)Ayrıca doktor tavsiyesinde ağızdan yüksek doz antibiyotik alınmalıdır.

Resmi ekleyen

KÖPEKBALIKLARI (Sharks of Agean) ile ilk bilgileri amerikan donanmasının manuel’inde okumuştum.Çok tehlikeli!. Geçen yıllar içersinde yapmış olduğumuz çeşitli dalışlarda bu yaratıklar’la çoğumuz tanıştık ve yakından tanıma fırsatı bulduk. Köpekbalıklarına saygıyı hiç bir zaman kusur etmemelidir.
Sizlere önerim, gideceğiniz dalış bölgesinde hangi cinsleri bulunduğunu araştırıp,bu yaratıkların görüntü ve özelliklerini iyice belleğinize kaydetmeniz.Eğer tehlikeli cinsleri ayırmayı öğrenirseniz, gerektiğinde sudan çıkmada gecikmezsiniz.
Diğer en önemlisi,saldırıdan önce gösterdikleri davranış şeklidir ki bu davranış görüldüğünde,suyu derhal terketmelisiniz.

Köpekbalıkları olduğu bilinen ortamlarda yapılmaması gerekenler:

• Hiç bir zaman telaşlı yüzmeyin
• Parlak renkli dalış malzemeleri kullanmayın,genellikle sarı tercih ettikleri renk.
• Grup içinde kalın
• Gün doğumu ve batımında köpekbalıklarıyla birlikte yüzmeyin.
• Cinsleri ayırmayı öğreninki size tehlike oluşturacak olanları bilesiniz.
• Deniz memelileriyle birlikte yüzerken,köpekbalıkları belirirse,panik yapmadan,sakin bir şekilde yüzün.
• Deniz memelileri ile yüzerken,a.b.c. malzemesi ve dalış elbisesi giymiş olmaya özen gösterin.
• Deniz memeliler çevresinde kesinlikle serbest dalış yapmayın.
• Köpekbalığı besleme gösterilerini profesyonellere bırakın.
• Her zaman, floresant uzaktan görünebilir dalış emniyet tüpü, düdük,akıntıya kapıldığınızda,sizi görüp almaları için çok işe yarayabilir.
• Resiften dönemeyeceğiniz kadar uzaklaşmayın,resiften açık suya doğru uzaklaşmamaya dikkat edin.
• Her dalış sonunda resifin duvarına geri dönüp tekne tarafından alınmayı bekleyin.
• Açık suda acil çıkış yapabileceğiniz tekne olmadan,snorkel veya tüplü dalış yapmayın.
• Tuhaf hareketler sergileyen köpekbalığını fotoğraf çekmek için kesinlikle takip etmeyin.
• Besleme gösterilerinde,fotoğrafçının flaşının şarj sesinin köpekbalığını etkilediği tesbit edilmiştir,Flaşınızı kapatın.
• Şu hareketler görüldüğünde dalışı terketmekte gecikmeyin,ani hareketler,ısrarcı turlama, dalgıca aşırı ilgi göstermesi.
• Eğer büyük bir köpekbalığı aniden belirip kaybolursa mesela kaplan köpekbalığı,tekrar dönme olasılığına karşılık uyanık olun.
• Köpekbalıklarıyla dalıyor olmanın heyecanına kendinizi kaptırmayın-riskleri iyice düşünüp ona göre davranın.

Köpekbalığı ısırıklarında, ısırılan yeri oksijenli suyla temizleyip, yaralı bölgeyi tentürdiyotlamalısınız. Kan kaybına neden olacak ısırıklarda ise acilen turnike yapıp yaralıyı derhal hastaneye götürmelisiniz.

BOZCAMGÖZ ( Hexanehus griseus-Bannaterre, 1788 ) : İngilizce adı; Buruntnose Sixgill Shark; Requin grie’ dir. Boyları 5 m' ye kadar ulaşabilen büyük köpek balıklarıdır. 6 çift solungaç yarığı ve sırtlarında bir yüzgeç bulunur. Küçük gözlü olup, alt ve üst çenesindeki dişler değişiktir.

Ilıman ve tropik kıyısal Denizlere dağılan Bozcamgözlere, Ege ve Batı Akdeniz kıyılarımızda rastlanabilir. Yetişkinlerin çoğunlukla çok derin suları sevmelerine karşın, genç bireyler bazen sahillere yaklaşabilirler. Genellikle gündüzleri derinlerde geçirip geceleri avlanırlar. Yemek listelerinde pek çok çeşitte deniz canlısı bulunur (Diğer küçük köpekbalığı türleri, Vatozlar, Mürekkep balıkları, çeşitli balıklar yengeçler, karidesler. Foklar gibi) az hareketli fakat güç!ü yüzücülerdir.

Derin sularda yaşadıklarından, dalıcılarla pek karşılaşmazlar. Ürkütülmedikleri yada rahatsız edilmedikleri sürece saldıramadıkları bilinmektedir. Ancak küçük bireylerin zıpkınla vurulduklarında saldırdıkları görülmüştür.



#20
patriot34

patriot34

    KD ™ Dost

  • Kadim Dost
  • 2.836 İleti
  • Gender:Male
  • Location:iSTANBUL
DALIŞIN RİSKLERİ 4



Kulaklarımıza dikkat ediyor muyuz ?



Orta kulağın iniş barotravması:

Dalgıçların dalışa bağlı sağlık problemleri arasında barotravmalar en sık karşılaşılan problemdir. Barotravmalar arasında en sık görülen ise orta kulağın iniş barotravmasıdır. Orta kulak ile dış ortam arasındaki basıncın eşitlenememesinden kaynaklanır. Oluşan basınç farkı travmadan sorumludur. Yüksek basınçla karşılaşan hemen herkezin karşılaştığı en yaygın şikayeti kulaklarını açamamalarıdır. Tıpkı uçak yolculuklarında iniş esnasında, ya da kara yolculuklarında dağlardan aşağılara inerken olduğu gibi.

Orta kulak dış kısmı kulak zarı ile sınırlı, iç kısmı "Östaki Borusu" ile nasopharenx' e (boğaz boşluğu) açılan, içinde işitmemize yarayan küçük kemikçikler ve hava bulunan bir organdır. Bazen bir takım kişilerde kronik, çoğu kişilerde de bir üst solunum yolu enfeksiyonu varlığında, östaki borusu basınç eşitleme sırasında kolay açılamaz. Yüksek basınçlı ortamlarda sorun yaşanır. Östaki borusunu döşeyen dokularda meydana gelen ödem ve enflamasyon ( şışlik ve iltihabi reaksiyon) buna neden olmaktadır. Östaki borusunu tıkamaya meyilli her durum orta kulak barotravmasına zemin hazırlar.

Dalan hayvanlar bu problemi orta kulak boşluğunda bulunan arterio-venoz pleksuslar (damarsal ağ) sayesinde yaşamamaktadırlar. Bu damar yapılarına dalış esnasında kan dolarak, çıkış sırasında ise boşalarak oluşan basınç farkı hacim değişiklikleri ile giderilir.

Nasopharenx ile orta kulak arasındaki basınnç farkı 20 mmHg olduğu zaman, ki bu fark 25 cm derinlikte nefes alındığı zaman oluşur, östaki borusu genellikle açılmaktadır. Bu açılma yutkunma hareketi, esneme, çenenin oynatılması ya da "Valsalva manevrası" (ağız ve burun kapatılarak burundan hava verilmeye çalışılması) ile sağlanmaktadır. Eğer dalgıç kulak açma işlemini yapmazsa, yada lokal enflamasyon veya ödem yüzünden açılma sağlanamazsa, orta kulaktaki basınç çevreye göre negatifleşir. Eğer dalgıç 75 cm dalar ve basınç eşitleyemezse 60 mmHg lık bir basınç farkı oluşur. Bu durumda östaki borusunun etrafındaki dokulara kan hücüm eder ve ödem oluşur. Östaki lümeninin daralması sonucu basınç eşitleme veya kulak açma işlemi zorlaşır. Aynı zamanda oluşan negatif orta kulak basıncı ile oluşan nasopharengeal kapak etkisi ile kulak açmak daha da zorlaşır. 90 mmHg lık bir basınç farkı söz konusu olduğunda genellikle kulak açma işlemi mümkün değildir. Oluşan 60 mmHg lık basınç farkı kulakta dolgunluk hissi ve ağrı duyulmasına neden olur. 100 ila 760 mmHg lik basınç farklarında ise (1,5-10 m)
kulak zarı yırtılabilir.

Eğer 2 m derinliğe dalınırda kulak eşitlenemezse Boyle kanununa göre orta kulak hacmi % 20 azalır, kulakta ağrı hissedilir. Bu esnada basınç eşitlenirse aynı ağrı hissinin oluşması için, yani orta kulak hacminin tekrar % 20 azalması için, 4,4 m derinliğe inilmesi gerekmektedir. Yine basınç eşitlemesi yapılırsa aynı his için 7,3 m derinliğe inilmesi gerekir. Görüldüğü gibi derine inildikçe birim derinliğe düşen kulak açma sayısı azalmaktadır. Eğer basınç eşitlemesi gerçekleşmemesine rağmen inilmeye devam edilirse bahsettiğimiz örnekte olduğu gibi zar yırtılmasına kadar gidebilen orta kulak hasarları görülebilir. Kulakta meydana gelen hasarın gelişmesinde basınç farkına maruz kalma süresi de etkili bir faktördür.

Östaki borusunda tıkanmaya neden olabilecek faktörleri şöyle sıralayabilliriz;

Bir üst solunum yolu enfeksiyonu varlığı. (nezle, grip, bademcik iltihabı)

Allerjik durumlar. (saman nezlesi, ev tozu allerjisi)

Mukozal polip. (östaki borusunu çevreleyen yumuşak dokuda lümene doğru uzanan anormal doku)

Östaki borusunun nasopharengeal ucunda kapak etkisi oluşana kadar kulak açmaksızın inmek.

Sigara kullanımı. ( mukozalarda yaptığı irritasyon sonucu salgı artması ve ödem görülür.

Orta kulak barotravması söz konusu olduğunda başlangıçta kulakta bir rahatsızlık, tıkanma hissi ve dolgunluk görülür, inmeye devam edilirse ağrı oluşur. Ileti tipi işitme kaybı daima vardır, fakat ağrı ön plandadır ve daha fazla derine inmeyi engelleyecek şiddette olabilir. Hafif kulak çınlaması ve baş dönmesi görülebilir. Hacim değişiklikleri ilk 10 m de daha fazla olduğundan problemlerin çoğu sığ derinliklerde görülür. Eğer kulak zarı yırtılırsa orta kulak boşluğuna su girerek basınç eşitlenir ve otomatik olarak ağrı geçer. Fakat içeri giren soğuk suyun uyarması sonnucu baş dönmesi ve bulantı meydana gelir. Suyun sıcaklığı vücut ısısına erişince bu şikayetler kaybolur. Dalıştan sonra etkilenen kulakta bir ağrı kalabilir. Çıkış esnasında buruna ve boğaza genişleyen gazın etkisiyle kan itilebilir. Orta kulakta negatif basınç etkisi ile biriken kan veya sıvı hissedilir ve "kulağa su kaçtı" diye yorumlanır. Kulağa sokulan kağıt külahlar yakılır, baş o yana eğilirek tek ayak üstünde zıplanır, ya da kulak dibinde iki taş birbirine vurularak etraftaki insanlar eğlendirilir. Sağlam bir kulak zarı varlığında kulağa su kaçmayacağı açıktır. Orta kulakta biriken kan veya sıvı ile kemikçiklerin ıslanması genellikle geçici bir işitme kaybına neden olur. Oluşan hasar yalnız kulak zarında değil tüm orta kulak yapılarındadır. Mukozalarda ödem, kanamayla birlikte enflamasyon, orta kulak başlığında kan ve seroz sıvı toplanması görülebilir. Oluşan travma, yapılan muayenede kulak zarının görünümüne göre hafiften ağıra altı gruba ayrılır. En hafif şeklinde zar normal görülmesine rağmen şikayetler mevcutken en ağır şeklinde kulak zarının yırtılması söz konusudur. Hekim tarafından teşhis edilen orta kulak barotravması yine hekim tarafından travmanın derecesine göre, dalış yasağıyla birlikte tedavi edilmelidir. Kulak zarının yırtıldığı durumlarda genellikle cerrahi bir girişim gerekmezsizin kendi kendine iyileşme görülür. 2-3 hafta içinde uygun medikal tedaviye rağmen kendi kendine iyileşmeyen kulak zarı konunun uzmanı tarafından değerlendirilmelidir. Östaki borusundaki bir problem ve sinüzit gibi durumlar iyileşmeyi geciktirir.

En iyi tedavi dikkat ve önlemdir. Orta kulak barotravmasının tedavisi genel olarak adayların uygun seçimine, gerekirse basınç testine tabi tutulmasına ve bir üst solunum yolu enfeksiyonu varlığında dalıştan sakınmaya bağlıdır.

Dr. Akın Savaş TOKLU
Deniz ve Sualtı Hekimliği A.D., Çapa-ISTANBUL





Dış kulak yolu iltihabı (otitis eksterna, yüzücü kulağı)

Dış kulak yolu iltihabı adı verilen tablo, bu bölgenin (dış kulak yolu) derisinin ağrı, şişlik ve bazen de tamamen tıkanmasıyla (takiben işitme kaybı) ve sıklıkla irinli akıntılarla karakterize iltihabıdır. Suyla ilgili aktivitelerin meraklıları dışında da oluşabilmesine rağmen, yüzücülerde normal popülasyona oranla 3-4 kat fazla risk sözkonusudur. Yüzücü kulağı yakıştırması da bundan ileri gelir. Benzer şekilde dalgıçlarda da dış kulak yolu enfeksiyonları en sık karşılaşılan problemlerden biridir.

Olay, aslında çoğunlukla bakteriyel, bazen de mantar kökenli bir enfeksiyondur.Tropikal iklim şartları gibi sıcak, nemli ortamlar, rekompresyon odaları, dalış sonrası dış kulak yolunda sıvı kalması, özellikle de kirli sular riski arttırır. Sıklıkla periostal uyarıyla (soğuk su, yüzme, dalış) başlayan apozisyonel kemik büyümesi sonucu dış kulak yolunun giderek daralması anlamına gelen ve (anlaşılacağı üzere) yüzücü, dalgıçlarda çok sık görülen bir durum olan dış kulak yolu eksostozları, bu daralmalar nedeniyle dış kulak yolunda su, serumen (kulak kiri) ve deri artıklarının birikimi ile birlikte buşona (kulak tıkaçları) ve tekrarlayan dış kulak yolu iltihaplarına eğilimi arttırır. Yine, lokal travmalar (pamuk çubuklar, metallerle kulak kirinin temizlenme girişimleri gibi) da tekrarlayan enfeksiyonlarla ilişkilidir. Seboreik dermatit, nörodermit, egzema gibi dermatolojik hastalıkları olanlarda da risk artar.

Genellikle birden çok bakteri birden etkendir; ancak yüzücü kulağı adıyla bilinen tablonun etkeni olan pseudomonas aeruginosa adlı bakteri dalgıçlarda dış kulak yolu enfeksiyonlarında en sık sorumlu tutulan bakteriyel ajandır. Benzer şekilde mantarlar da nem ve yüksek ortam ısısı söz konusu olduğunda anılmadan geçilmez.

Klinik tablo

Enfeksiyon ilginç bir şekilde folikülit (kıl kökü iltihabı) ya da püstül şeklinde başlayabilir. Hastalarda oldukça şiddetli bir kulak ağrısı ve bazen de eşlik eden kaşıntı yakınmaları vardır. Çene hareketleri, kulak memesine bastırılması halinde ağrı şiddetlenir. Muayenede hasta herhangi bir müdahaleye şiddetle karşı çıkarken, ödemli, kızarık, nemli bir dış kulak yolu ve içinde de iltihabi yıkıntılar görülür. Kulak zarı sağlam olabilir, bazen de görülemeyebilir. Kulak çevresindeki lenf bezlerinde şişlikler oluşabilir. Eğer dış kulak yolu tamamen tıkanırsa işitme kaybı ve baş dönmesi gibi şikayetler de tabloya eklenecektir. Özel bir tablo olan kötü gidişli dış kulak yolu enfeksiyonu (Otitis externa maligna), kemik yapıları, sinirleri ve daha da ilerleyerek beyin dokusunu tutar. Ağır, yıkıcı ve ölümle sonuçlanabilen bir tablodur. Tablonun bu derece ürkütücü olmasının nedeni altta yatan bir bağışıklık sistemi yetersizliğidir. Etken mikroorganizma (meşhur pseudomonas aeruginosa), kulak kepçesinden kulak zarına kadar devam eden dış kulak yolunun kıkırdak ve kemik kısımlarının birleşim yerindeki doku aralıklarından girerek etkili olur.

Nasıl tedavi edilir?

Öncelikle hastanın ağrısını azaltmaya yönelik girişimlerle tedaviye başlanmalıdır. Bu amaçla lokal ya da sistemik (oral) analjezikler (ağrı kesiciler) kullanılabilir. Etken mikroorganizmanın tespit edilmesi savaşın kime karşı açıldığını ortaya koyacaktır. Dış kulak yolunun steril bir aspiratörle sekresyon (irin, iltihap) ve yıkıntılardan temizlenmesi hasta için zor, ancak önemlidir. Tablo ve şikayetler nispeten hafif ise antibiyotik ve kortizon içeren kulak damlaları kullanılır. Ancak kulak kepçesi ve lenf bezleri de olaya karışmışsa oral ya da iğne şeklinde antibiyotik kullanımı kaçınılmazdır.

Etken organizma bir mantar ise antibiyotiklerin hiçbir anlamı yoktur, antifungal ajanların kullanımı gerekir.

Gürültülü tablonun atlatılmasından sonra dikkatli bir muayene ile kronik orta kulak iltihabı gibi altta yatan bir hastalık olup olmadığı araştırılır.

Tüm bunlarla birlikte enfeksiyon tamamen ortadan kaldırılıncaya kadar dalış aktiviteleri sonlandırılmalıdır.


Korunma yolları

Ard arda yapılan dalışlar ya da yoğun akuatik aktivitelerde koruyucu bazı önlemlerle risk azaltılabilir. Tuzlu su ya da kontaminasyonların çıkarılabilmesi için dış kulak yolu taze suyla çalkalanmalıdır. Çünkü tuz kristalleri nemli ortamın devam etmesine neden olur. Yağlı damlaların dalış öncesi kullanımıyla da benzer şekilde korunma sağlanabilir.

Saturasyon dalışlarında günde iki kez kullanılan %2’ lik asetik asitle alüminyum asetat karışımının dış kulak yolu iltihaplarını azalttığı görülmüştür. Yine sık kullanılan bir çözelti de %85’ lik isopropil alkol içinde %5’ lik asetik asit solüsyonudur.


Dr.Şefika Körpınar
İstanbul Tıp Fakültesi
Sualtı ve Hiperbarik Tıp Anabilim Dalı









0 Kullanıcı konuyu okuyor

0 Kullanıcı, 0 Misafir, 0 Kayıtsız kullanıcı