İçeriğe git

Welcome to Kadim Dostlar ™ Forum
Register now to gain access to all of our features. Once registered and logged in, you will be able to create topics, post replies to existing threads, give reputation to your fellow members, get your own private messenger, post status updates, manage your profile and so much more. This message will be removed once you have signed in.
Login to Account Create an Account
Resim

Kahvehane Nedir? Hayat Mektebi | Kahvehane Kültürü - Türkler'de Kahvehane Kültürü - Tarihte Kahvehanaler - İstanbul'da Kahvehaneler - Kahvehane Mimarisi

- - - - -

  • Yanıtlamak için lütfen giriş yapın
Bu konuya 7 yanıt gönderildi

#1
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Kahvehane - Kahvehane Kültürü



Kahvehane kültürü Türk insanın günlük yaşamında önemli yer tutar. Her ne kadar günümüzde bu tür mekanlar işsizlerin ve emeklilerin uğrak yeri olarak görülse de eskiden kahvehanelerde beyin fırtınaları yapılırdı.

O dönemlerde bu tür yerler zaman öldürmek için değil karşılıklı fikir alışverişi ve kitap okumak için açılmış yerlerdi. Memleketin ileri gelenleri, makam ve mevki sahipleri kahvehaneden çıkmazdı. Şimdi ise hükümetler devrilip hükümetler kuruluyor. Bir başka ülkeye savaş açılıyor, barış anlaşmaları imzalanıyor. Eğitim, güvenlik politikaları belirleniyor. Netice alınamayacağı bilindiği halde futbol, din, sanat, spor, siyaset, ekonomi üzerine ateşli konuşmalar yapılıyor.




Resmi ekleyen




Eskiden kahvehaneler bir mektep olarak görülürdü. Oralar adeta bir eğitim kurumu gibiydi. Osmanlı İmparatorluğu zamanında Tahtakale'de açılan kahvehaneler günümüzdeki gibi başıboşların ve işsizlerin vakit öldürmek için uğradığı mekanlar değil. Toplumun ileri gelenlerinin gidip beyin fırtınası yaptığı yerlerdi. Hatta kahvehanelere mektebi irfan veya halk kütüphanesi ismi de verilirdi. "Hayat Fakültesi" ismini bile veren vardı. Sait Faik, "Kıraathaneye gitmemiş bir üniversitelinin tahsilini yarım sayarım. Bu dekansız, doçentsiz, bütçesiz, fakültesiz, tamamen muhtar üniversitelerin tavla şıkırtıları arasında ‘gören bir göz’, ‘işiten bir kulak’ bir memleketin nabzını tutabilir" sözleriyle kahvehaneleri birer eğitim kurumu olarak gördüğünü çok rahatlıkla söyleyebiliriz.

Hikayecimiz Sait Faik şöyle anlatır zamanının kahvehanelerini: "Severim kıraathaneleri. Bir ihtiyar gözlüğünü takmıştır. Ötekisi elinden bir türlü gazeteyi bırakmayana içerlemektedir. İki yaşlı-başlı adam, çocuklar gibi olmuş, domino oynamaktadır. Üç kişi hiç aklınıza bile gelmeyen bir siyasal düşüncededir. Bir küçücük, sizin dikkatinizi bile çekmeyen bir haberden neler de neler çıkarılır Yarabbi ! Sonra birdenbire hiç ummadığınız birinin karaborsayı nasıl ortadan kaldıracağını anlatışına dalarsınız. Düşünceleri önce size gülünç gelir. Sonra: Hani hiç de yanlış değil, dersiniz. Soğuk, temiz, beyaz mermerli, ince belli çay bardaklı, mavi, sarı, turuncu fincanlı, köylü zayıf garsonlu, sarı yüzlü ocakçılı İstanbul kıraathaneleri ! İstanbul'u, İstanbul halkını, derdini, beğenisini, bilgisini, becerikliliğini sinemalardan, yılışık, ciddi tiyatrolardan, dahası, evlerden daha çok siz temsil ediyorsunuz. Siz birer tembel yatağı değil, birer bağımsız üniversitesiniz. Üniversiteden daha bağımsızsınız.''




Resmi ekleyen




Günümüzde kahvehaneler tıpkı diğer alanlarda olduğu gibi hem görsel hem işlevsel olarak şekil değiştirmiş durumda. Artık işsizlerin, boş yere vakit harcayanların, emeklilerin, eşinden kurtulmak isteyen erkeklerin sığınma evleri haline geldi. Kahvehaneler değişik amaçla kullanılır durumda. Kimisi fanatiği olduğu takımı desteklemek için gider. Aynı zamanda en büyük teknik direktörler onlardır. Takımına taktik verir. Kafası karışık olanlar psikolojik tedavi görmek için gider iki sohbet eder rahatlar.

Şairin ‘Gönül ne kahve ister ne kahvehane, Gönül muhabbet ister kahve bahane' dediği gibi kimisi de sohbet muhabbet etmek için kahvehaneye gider. Kimisi oyun oynamak için kimisi ise ‘beleş' gazete okumak için kahvehaneleri mekan seçer. Her ne kadar garazlar farklı olsa da bazen ‘h' yutup ‘kave' dediğimiz yerlerin kültürümüzde çok önemli bir yeri vardır.

Eskiden kahvehanelerde birçok meslek icra edilirdi ve kahvehaneciler birer meslek erbabıydı. Kahvehaneciler hem berber, hem dişçi hem de birer cerrah gibi çalışırlardı. 1800'lü yıllardan itibaren basın yayının da gelişmesiyle kahvehanelere gazete de girmeye başladı. Okuma yazması olan birisi kahveci tarafından alınan kitapları yüksek sesle okurdu. Kitabı okuyan kişiden içtiklerinin parası da alınmazdı.

Kesin olmamakla birlikte eldeki bilgilere göre kahve ilk olarak Yemen'de kullanılmaya başlamış. Dini ortamlarda geceleri geç saatlere kadar süren zikir ayinleri esnasında uyarıcı olarak kullanılmış. Özellikle ilk açılan kahvehanenin çok ilgi görmesi üzerine diğer yerlerde açılan kahvehaneler, bu büyük zincirin halkalarını oluşturmaya başlamış.

Bu arada sözünü ettiğimiz kahvelerle şimdilerin "cafe"lerini karıştırmamak gerekiyor. Onların adı da kahveden geliyor ama onların farklı bir kültürün uzantıları olduğunu söyleyebiliriz.



Rivayetlere göre kahvenin Yavuz Sultan Selim'in Mısır seferinden sonra Müslüman tüccarlar tarafından 1500'lü yıllarda İstanbul'a getirildiği ancak fazla rağbet görmediği söylenir. İstanbul'da ilk kahvehane 1500'lü yıllarda Tahtakale semtinde, Halepli Hakem ve Şamlı Şems adında iki Arap kökenli tüccar tarafından açılır. O tarihlerde Tahtakale, şehrin önemli ticaret merkezlerinden birisi olarak bilinmektedir.

Tahtakale'dekilerin peşi sıra da şehrin bir çok yerinde ardı ardına pek çok kahve açılır. İnsanlar akın akın buralara gelmeye başlarlar. Ne var ki, halkın kahveye ve kahvehanelere gösterdiği bu aşırı ilgi imamları, hocaları çok rahatsız eder. Hatta zamanın Şeyhülislamı Ebussuut Efendi, ‘Kömürleşme derecesinde kavrulan her şeyin yasak' olduğu şeklinde bir fetva bile verir. Çünkü, bir mahalleye "bir ekmekçi fırınına mukabil, on kahvehane'' isabet etmesinden de anlaşılacağı gibi durum o kadar vahimdir ki, iş İstanbul'a kahve getiren gemilerin dipleri delinerek batırılmasına kadar bile gider. Ama, tabii yasaklarla bir yere varılmıyor. Tüm bunlara karşılık kahvehanelerin sayısı her geçen gün artar da artar.

Kahve, asıl Yemen Valisi Özdemir Paşa sayesinde ünlenir. Paşa, Yemen'de içip lezzetini çok beğendiği kahveyi Kanuni Sultan Süleyman'a da ikram eder. Padişah da saraydakiler de pek hoşlanırlar bu ilk defa tattıkları içecekten. Böylece saraya giren ve çok beğenilen kahve kısa zamanda saraydan halka da yayılır. Kahire'den gemilerle çuval çuval kahve İstanbul'a getirilmeye başlanır.

Saraya giren kahve, saray ahalisi tarafından beğenilir ve ‘kahvecibaşı' makamı kurulur sarayda. Kahvecibaşılık deyip geçmeyin, o makam o kadar önemli ki, o makama sır tutmasını bilen kişiler seçilirmiş. Hatta makamın değerinin yüksek olduğunu göstermek için kahvecibaşılıktan sadrazamlığa yükselen bile olurmuş.

Önce şairlerin, yazarların ve zamanın entelektüellerinin buluştukları, memleket meselelerini konuştukları tartıştıkları yerler olan kahvehaneler, dönem dönem yasaklansa da giderek sosyal hayatın ayrılmaz bir parçası olarak toplumdaki yerlerini alırlar. Mahalle kahveleri, esnaf kahveleri, yeniçeri kahveleri, tulumbacı kahveleri, aşık kahveleri, semavi kahveleri, meddah kahveleri, esrarkeş kahveleri gibi çeşitli adlarda kahvehaneler açılır.

Tarih boyunca bizde bir kıraathane-kahvehane kültürü gelişir. Oralarda sadece kahve içilmeyip sohbetler edilir, dertleşilir, tartışılır, şiirler söylenir, çalgı çalınır, kitap okunur, tavla, kağıt, domino oynanır, nargile içilir.

Günümüzde, her mahallede, her sokakta birer tane hatta birden fazla kahvehane var. Bin 500 kütüphanenin bulunduğu ülkemizde kesin olmamakla birlikte yaklaşık 450 bin tane kahvehane var.




Dosya Ekle  kahvehane.jpg   17,29K   0 kere indirildi Dosya Ekle  kahvehane1.jpg   80,25K   0 kere indirildi

Konu Hale tarafından 12 Ağustos 2015 Çarşamba - 08:27 tarih ve saatinde düzenlenmiştir
Resim Linkleri Düzenlenmiştir.


#2
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
İstanbul'da Kahvehaneler



İstanbul'un kahve ve kahvehane kültürü çok yönlü ele alınması gereken bir olgu; tarihi ise bir o kadar ayrıntılı. Toplumun değişim süreciyle paralellik gösteren, müşterileri adeta toplumun ve ait oldukları sosyal statünün birer aynası olan kahvehane kültürüyle tanışmamız 1500'lü yıllara rastlıyor.

14. yy da Ortadoğu'ya, Hindistan'a, Asya ülkelerine yayılan kahve Yavuz Sultan Selim'in Suriye'yi, Mısır'ı, Hicaz'ı almasından sonra 1519'da İstanbul'a geldi. İlk kahvehanelerin açılması ise 1554-55 yıllarına tarihleniyor. İstanbul'un ilk kahvehanesi, Halepli Hakem ve Şamlı Şems isimli iki tüccar tarafından Tahtakale semtinde açıldı. İlk kahvehanelerin müşterilerini dönemin seçkinler sınıfı sayılan bürokratlar, yani Kanuni döneminde özerk yapılı bir yönetim kurulu olan "kalemmiye'nin üyeleri oluşturuyordu. Aydın sınıfından, eğlence düşkünü, iyi yaşamayı sevenlerden oluşan bu topluluk, yirmi ya da otuz kişilik gruplar halinde toplanıp kitap ya da görgü kuralları yazıları okur, tavla, satranç oynar, yeni yazdıkları şiirleri getirip, sanat tartışmaları yaparlardı. O dönemde bu toplantılara katılmak, bir anlamda onaylanmak, kabul görmek, toplumsal bir statüye layık görülmek anlamına geldiğinden genç adaylar, becerilerinii sergiler, bu ortama girmek için can atarlardı. Adayların Osmanlı seçkinlerinin kültürünü bilmek, Arapça, Farsça, Türkçe ve edebi alanda tanınmış ustalar konusunda sağlam bilgilere sahip olmak gibi özellikler sahip olmaları gerekiyordu.

Sosyalleşme anlamında toplumda önemli bir yere sahip olan kahvehaneler, aynı zamanda birer eğlence mekanıydı..Bazı kahvelerde dama, satranç oynanır, bazılarında ise Karagöz oynatılırdı. 19 yy.da bu gösteriler Tophane tershanesine yakın mahallelerde, Fatih ve Sultanahmet Camii çevresindeki kahvehanelerde yapılırdı. Kahvehaneler ünlerini orada sanatını icra eden müzisyenlerden ya da meddahlardan alırlardı. O döneme ait 43 meddah kahvesi olduğu biliniyor. Dönemin meşhur kahvehanelerinden biri geniş pencerelerinden Saray'ın göz kamaştırıcı görüntüsü yanında Haliç, Boğaziçi ve Adalar görünen; havuzu, zengin sofraları, ahşap tavanı ve duvar süslemeleriyle Tophane Kahvehanesi'ydi. Burası Laz, Ermeni, Türk denizcilerin, din adamlarının, edebiyatçıların ve tüccarların uğrak yeriydi. O dönemde bunun dışındaki kahvehaneler, aynı



Resmi ekleyen




TARİHTE KAHVELER


Kahve ve Osmanlı kahvehaneleri hakkında ilk önemli araştırmayı, 18. yüzyıl sonlarında İstanbul'da yaşayan D'Ohssson yapmış. D'Ohssson, Tableau General de l'Empire adlı yapıtında kahvelerin keşfini şöyle anlatıyor; Yemenli Şeyh Şazili 1258'de tekkesinden kovulup bir dağa sürülmüş. Yiyecek bulamadığı için kahve ağaçlarından topladığı kahveleri kaynatıp yemiş. Uyuz hastalığına yakalanmış derviş arkadaşları onu aramaya çıkmışlar. Bulduklarında da merak edip yaptığı kahve lapasını yemişler ve hastalıktan kurlulmuşlar. Olay, Yemen'de duyulmuş. Zamanın hükümdarı şeyhi ödüllendirerek kahve ağaçlarının yetiştiği dağın eteğinde ona özel bir tekke yaptırmış.

Meslek grubundan, aynı loncadan kişilerin gittiği kahvehanelerdi. Bunlar meslek grubuna göre hamal ve esnaf kahvehaneleri, denizci ve balıkçı kahvehaneleri, yeniçeri, tulumbacı kahvehaneleri gibi isimlerle anılırdı. Bu kahveler bilgi alışverişinin yapıldığı, mesleki sorunların tartışıldığı, işbirliği yapılan yerlerdi. Örneğin Balat Kahvehanesi'ni işleten Penderoğlu, Türk ve Rum komşuları arasında zaman zaman kavgaları bu atmosferden güç alarak çözümlerdi. Günümüzde bile popülerliğini koruyan Pierre Loti Kahvehanesi, 1880 de Eyüp'te Karyağdı Bayırı'nın sonundaki tepede açıldı. Galata ile Eminonü'nü birbirine bağlayan köprü üzerinde de birtakım kahvehaneler vardı. Yazar Edmond de Amicis'e göre o 19'uncu yüzyılın ikinci yarısında Galata ve Beyazıt kulelerinde de kahve içiliyordu. Yaz günleri Tophane ile Ayasofya meydanlarında kurulan çadırlar da kahvehane olarak kullanılıyordu. Kır yerlerine kurulan kahvehanelerin en büyüğü ise Kadırga'daki 56 Kahvehanesi'ydi. Fener'de deniz üzerindeki İskele Kahvehanesi, vapur iskelesinin hemen yanındaki Ahmet Rasim'in uğrak yeri olan, içinde ince saz da bulunan kahve gazinoda dönemin popüler mekanlarından biriydi. Kahvehanelerin bazıları gündüz kahve olarak çalışır, gece gazinoya dönüşürdü. Eyüp İskele Gazinosu bunlar arasında en ünlüsüydü.

Toplumsal değişimler doğrultusunda kahvehanelerde değişmeye başladı. Her yıl daha çok sayıda Osmanlı Avrupa'ya gitti. Avrupa'ya sürgün gönderilen Jön Türkler de sık sık cafelerde buluşup imparatorluğun kaderi hakkında hararetli tartışmalar yaparlardı. İnsanların kafalarında modern kahvehane imgesi oluştu. Galata ve Pera'da "alafranga" kahvehaneler açılmaya başlandı. Kanun-i Esasi Kıraathanesi olarak tanınan mermer, alçak kabartmalı ve Art Nouveau dekorlu Tarlabaşı'ndaki Ca-fe de la Paix gibi yüzyıl sonunda açılan birçok kahvehane, alafranga kafelerin mimarilerinden ve dekorlarından doğrudan etkilendi. İstanbul'daki eski geleneksel kahvehaneler giderek kıyıda köşede kalmaya başladı.

Kadın garsonlu ya da kadın garsonsuz- çünkü bu kadınların Türklerin işlettiği kahvehanelerde görülmesi için zaman gerekiyordu masaları, sandalyeleri ve uygun de-koruyla Avrupa modeline en çok yaklaşan kahvehaneler kendilerini modern müesseseler olarak sunuyor, müdavimleri de aydın ve eğitimli geçiniyordu. Hat levhaları, sedirleri, hasırları ve nargile tiryakileriyle eski Osmanlı kahvehanesinin geleneksel çerçevesine sadık kalanlar ise artık demode, eskimiş kalıyordu. Cumhuriyetin ilk yıllarında, tutucuları ve gericilik yandaşlarını gözler önüne sermek isteyen hiciv ustaları, bunların başları sarıklı, eski kahvehanelerde nargile ya da çubuk içerek, cumhuriyete ve reformlara sövüp sayarken canlandırılıyordu. Modernleşme sürecinin göbeğinde kalan kahvehaneler, tıpkı kullanılan dil gibi, sonunda ilerici ya da gerici bir zihniyetin göstergesi olmuştu; "Hangi kahvehaneye gittiğini söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim..."


Resmi ekleyen



Kahvehanelerin değişimi Cumhuriyet yıllarında da sürdü. Semai kahvehanelerin modası yavaş yavaş geçti. Ramazan geceleri Şehzadebaşı'ndaki kahvehane ve çayhanelerin canlılığı yok olmaya başladı. Meddahlar ortadan kalktı. Karagöz anılarda kaldı...Aynı dönemde Mustafa Kemal tarafından Türk kadınlarına sosyal, hukuksal ve siyasi hakların tanınması kahvehanelerin görünen yüzünü daha da değiştirdi. Halka açık yerlerde, okullarda, idari yerlerde kadın erkek ayırımı hızla ortadan kalktı. Bununla birlikte bütün kahvehanelerde cinsiyet eşitliğinin söz konusu olduğunu söylemek zor. Anadolu ve büyük kentlerin varoşlarında hala kahvehaneler kadınlara kapalı ve erkek egemen. Sonuç olarak geleneklerle derinlemesine bütünleşmiş kahvehanelerin modernlik virajını alamadıkları ortada. Bugünkü cafe-kahvehaneleri anlayabilmek için bu ayrımı özümsemek gerekiyor....





Dosya Ekle  kahvehane.jpg   65,12K   0 kere indirildi Dosya Ekle  kahvehane1.png   525,44K   0 kere indirildi

Konu Hale tarafından 12 Ağustos 2015 Çarşamba - 08:27 tarih ve saatinde düzenlenmiştir
Resim Linkleri Düzenlenmiştir.


#3
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Kahvehane Mimarisi




Burçak Evren, “Eski İstanbul’da Kahvehaneler” adlı kitabında, klasik bir kahvehaneyi şöyle betimler:

”Kahvehaneler başlangıçta Naima'ya göre ‘Mecma-i zürefa’ yani güzel konuşmaların toplantı yeri Nihad Sami Banarlı’ya göre ise ‘akademik muhit’ görevini üstlenmişti. Kahvenin mimarisi de bu sohbeti etme olgusunun pratikliği ve işlevselliği üzerine kuruluydu.

Çoğu yanmış, yıkılmış ya da benzer nedenlerden ötürü yok olduğu için ilk kahvehanelerin mimarisi hakkında kesin bilgiler günümüze kadar gelmemiştir. Ancak, Melling, Allom ve Walsh’ın 19. yüzyılda yaptıkları gravürlerde bu döneme ait kahvehanelerin aslına yakın mimarisini izlemek mümkün olmaktadır. Klasik planlı bir kahvenin önce orta meydanı olarak da isimlendirilen kare planlı bir avludan girilirdi. Çoğunlukla bu mekanın üç ya da dört tarafı bir metreye yakın oturma yerleriyle çevrilmişti. Kimi zaman ise ayakkabıların çıkarılacağı bir kunduralık bölümünü de içerirdi.

Esas ana mekan bu giriş mekanından 20-30 cm. yükseklikte bir tabana sahipti. Bu mekan da kimi zaman çepeçevre 30 cm yüksekliğinde oturma yerlerinle çevriliydi ve ortasında tüm mekana hakim olan bir şadırvan ve ya ona benzer havuz içeriyordu. Ocağın bulunduğu köşenin karşısında ise merdivenle çıkılan etrafı parmaklıkla çevrilmiş 20-25 kişinin sığabileceği kerevetli baş sedir bulunuyordu. Buna sedirlik adı da veriliyordu. Buraya kahvenin müdavimlerinden çok, nüfuzlu kişiler oturuyordu. Tiryakilerin yeri ise baş sedirin yakınında önünde post ve ayrıca bir saat bulunan yerde idi. Kahvenin en hakim yerinde alçıdan yapılmış, yaşmaklı ocak bulunurdu. Ocağın her iki tarafında da içinde fincanların, zarfların ve diğer kahve takımlarının yer aldığı üç-dört gözlü raflar yer alırdı. Bunlara da delik denirdi. Bu rafların biraz uzağında sıra sıra çubukların saklandığı dolaplar ve ayrıca tütün ocakları da bulunurdu. Kahvenin bu konumu köy odaları ya da birlikte eğlenme, sohbet etme mekanlarıyla da büyük benzerlikler taşımaktaydı.”




Resmi ekleyen





Kahvehaheler; alışkanlık mekanları


Eski İstanbul’un çeşit çeşit kahvehaneleri – mahalle kahvehaneleri, semai kahvehaneleri, esrarkeş kahvehaneleri, yeniçeri kahvehaneleri, vb. – üç aşağı beş yukarı benzer mimari özellikler taşısa da, ufak tefek farklılıklar da gösterirlerdi. Yeniçeri kahveleri daha gösterişli iken, yaşlıların devam ettiği mahalle kahvehaneleri daha sade; bakımsız esrarkeş kahvehaneleri gecelemeye müsait iken, semai (çalgılı) kahvehanelerde oturma düzeni gösteriye yönelik idi.

Elbette alışkanlık mekanlarıydı kahveler. Her dönemde kahvelerin gelip geçerken uğrayan müşterileri olsa da, müdavimleri asıldı. Müdavimler, ayak alıştırdıkları kahvenin mekansal atmosferine ısınırlar, değişikliklerden çoğunlukla rahatsız olurlardı. Günümüzde de, gediklilerini oluşturamayan ‘café’lerin ilk iş tasarımlarını yenilemeye kalkışmaları bundan olsa gerek. Canımızın çabuk sıkıldığı 21. yüzyılda müdavimler artık, eskiden olduğu kadar kesin profiller oluşturmasa da, yine de kahveler, masasından fincanına, duvarda asılı duran tablosuna kadar birçok ipucu taşır.

Önce doğu-batı, sonra batı-doğu

Vaktiyle özellikle ramazan ayında çalgılarla eğlenilen semai kahvelerinin gediklilerini Salah Birsel şöyle betimler:

“Her sınıf halk gelir bu kahvelere (…) ama has müşterileri tulumbacı, arabacı, sandalcı gibi esnaftır. Dahası, bunların da uçarı, çapkın, kabadayı takımıdır. Bu ele avuca sığmaz müşteriler ceket omuzda, fes yampirileşmiş olarak gelirler. Bellerindeki kuşaklarında bıçakları olur. Bıçak sapının iyice görünmesine pek önem verirler. Bu cakalı ve saldırgan angutlar, doğrusunda, kuru gürültüden başka bir şey değildir. Bunlar çıkardıkları çıngarda herkese rezil olurlar”.

Kahve ve kahvehanelerin doğudan batıya doğru başlayan yolculuğu, 19. yüzyıldan itibaren tersine döner. Özellikle Beyoğlu’nda farklı şıklıkta kahveler açılmaya başlar. Enis Batur, bu lüks kahvelerden Luxemburg’u Ebüzziya Tevfik’ten aktarır: “Hele Lüksemburg, şimdiki Kanzuk eczahanesinin bulunduğu yerde, eni ve boyu gayet geniş, duvarları kamilen aynalarla donanmış, peykeleri kadife kapalı, tavanı yaldızlı nakışlarla süslü mükellef bir yerdi.”

Şimdilerin kahve içilen mekanları, elbette hem klasik bir Osmanlı kahvesinden, hem de birbirlerinden farklılar. Yine de çok şey değişmemiş çünkü kahveler hala buluşma, vakit öldürme mekanları; Bu sıcak içeceğin kokusuna, tadına bağımlı olunmasa da gidilen mekanlar...

Ama eski İstanbul sokaklarında, sırtındaki bir sopanın iki ucuna astığı ocağı ve takımlarıyla dolaşan seyyar kahveciden bir fincan kahve alıp, oracıkta bir taşın üstüne oturarak yudumlamak ise, herhalde tiryakilikti.






Dosya Ekle  kahvehanemimarisi.jpg   74,29K   0 kere indirildi

Konu Hale tarafından 12 Ağustos 2015 Çarşamba - 08:28 tarih ve saatinde düzenlenmiştir
Resim Linkleri Düzenlenmiştir.


#4
Sema

Sema

    Ne Mutlu Türküm Diyene!!

  • Yönetici
  • 5.470 İleti
  • Gender:Female
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü, Ülke Gündemi, Siyaset ve Köşe Yazıları...
Osmanlı'da Kahvehaneler ve Toplumsal Yaşama Etkileri


Kahve hiçbir zaman, sadece içecek niteliği taşımadı. 16. yüzyılda yayılmaya başladığında bir yandan taraftarları ve müdavimleri hızla artarken, bir yandan da muhalifleri aynı hızla çoğaldı.


Kahvenin, en azından kahve bitkisinin ve meyvesinin tüketiminin kökenleri Etiyopya'ya kadar götürülür kimi kaynaklarda. Fakat kahvenin içecek olarak mı kullanıldığı, yoksa tanelerini yiyerek mi kullanıldığı açık değildir.

İslam dünyasına girişi 15. yüzyılda belirli Sûfi tarikatlarının müritleri arasında kullanımın yaygınlaşmasıyla olur. Gündüzleri dünyevi zanaat ve meslekleriyle uğraşan tarikat üyeleri, geceleri yapılan ayinlerinde onları manevi heyecana sürükleyecek ve dinç tutacak her şeyi ibadetlerine yardımcı olarak görüyorlardı. Kahve düşmanlarının ortaya attığı ilk savlar da zihnin işleyişini değiştiren bir içeceğin dinsel ayinlerde kullanılamayacağı ve elden ele geçirilen kahve fincanının, keşlerin aynı şişeden şarap içme yöntemini çağrıştırdığı için günah olduğudur. Kahve 16. yüzyıl başında Yemen'de yayılmaya başlıyor. Alimler ve sıradan insanlar meslekleri veya öğrenimleri sırasında yardımcı olacağını düşündükleri için kahve içmeye başlıyorlar ve bu kahvenin yaygınlaşmasının ilk adımı oluyor.

Osmanlı'daki sosyal yaşamı anlamak için kahvehaneler kadar, kahvehanelere karşı muhalefeti de incelemek gerekli. Kahvehanelerin topluma etkisini anlamak için de "kahvehaneler toplumu nasil değiştirdi" ve "toplumda neyi tehlikeye soktuğu düşünülüyordu" sorularını sormak bu konuyu anlamak için gerekli.

Kahvehaneler yeni buluşma mekanları olarak, toplumsal ilişkilerde başkalaşma yarattı. Bunlardan en önemlisi kuşkusuz değişik kökenlerden insanları bir araya getirmesi ile toplumdaki farklılıkları, yabancılaşmayı azaltmasıdır. İnsanların birbirlerini tanımaları ve toplumsal çeşitliliğin ayrımına varmaları toplumsal yığılmayı düzenler.

Ortaya çıkan ilk kahvehaneler küçük ve izbe yerlerdi ve tek amaçları kahve satışı idi. Kahveye olan talep arttıkça kahvehaneler çoğaldı ve çeşitlendi. Mahalle arası kahvehanelerine, çarşı ve pazar kahvehaneleri ile yol kahvehaneleri eklendi. Şehir kahvehanelerinde zamanla fikir ve edebiyat forumları oluştu. Aynı zamanda siyaset tartışmaları ve siyasi muhalefet için kahvehaneler çok uygun ortam oluşturuyorlardı. Yerli, yabancı gazetelerin, 'newsbook'ların ve dönemde basılmış diğer yayınların tartışılması ve okunması için uygun olan kahvehaneler, bilginin oluşumunda ve yayılmasında çok önemli bir yere sahip oldular. Bu anlamda kahvehanelerin, bireyi zamana dahil etmesi mühimdir.

Kahvehaneler zamanla siyasi muhalefetin mekanı haline geldi. Ve bu durum sonucunda kahvehaneler, yöneticilerin, toplumsal yaşamın nabzını tuttuğu mekanlar haline geldiler. Yöneticilerin kahvehanelere casus göndermesi, yeniçerilerin ayaklanmalarını kahvehanelerde planlamaları ve zaman zaman kahvehanelerin siyasi muhalefetin artması yüzünden kapanmaları sadece birkaç anekdot. R. S. Hattox'un söylemiyle, bir toplum bir şeyi karşı çıkılacak davranış olarak algıladığında; hoşnutsuzluğun hedefi kadar, kendisi hakkında da önemli şeyler anlatır. Bu sözden doğru kahvehanelerin neyi tehlikeye soktuğu sorusu Osmanlı'nın yapısı hakkında bize çok şey söyler.

Kahvehanelerin bir diğer önemli özelliği de, pek çok gayrimeşru buluşmanın kahvehanelere kolayca eklemlenebilmesidir. Hemen ilk zamanlarından bu yana kahvehanelerde nargile ile uyuşturucu kullanımı, ve ticaretine rastlanıyor. Bir ilginç nokta ise Arapça'da esrarın dilsel olarak sigara gibi değil de kahve gibi içiliyor olması. Ayrıca para karşılığı iskambil, tavla ve bilardo oynanması da çok yaygın. Zamanla kahvehanelerde fuhuş da sık görülmeye başlıyor ve bir yandan da bazı kahvehaneler müşteri çekebilmek için genç oğlanları kullanıyor. Kahvehanelerin bu özellikleri geç zamanda ahlaki değişimle özdeşleşmesine yol açtı ve muhalefetin başlıca silahı haline geldi.

Bu noktada sanırım kahvehane sahiplerinin müşteri çekmek için başvurdukları yollardan söz etmek gerekiyor. Malum olduğu üzere eğlence ve gösteri kahvehane hayatında çok önemli yere sahipti. Bunlardan önde gideni, özellikle ramazan gecelerinde, meddahlar. Meddahlar çoğunlukla yoksul talebeler ve hocalardan oluşuyordu. Genellikle bilinen öyküleri anlatmalarına rağmen gösterilen ilgi o kadar fazlaydı ki, yarım bırakılan öykülerden sonra meddahların evine yapılan baskınlara rastlanıyordu. Meddahlarla yakın ilişkide olan bir eğlence çeşidi de kukla gösterileriydi. Bildiğimiz Karagöz-Hacivat gösterileri dışında müstehcen gösterilere çok sık rastlanıyordu. Ayrıca bazı kahvehanelerde tüm gün müzisyenler bulunuyordu. İlginç olan, bu müzisyenler arasında kadın olanlarına sıkça rastlanmasıydı. Bu durum da tabi ki "ahlak gevşekliği" olarak görülüyordu.

Kahvehanelerin bir başka önemli etkisi ise Osmanlı'da kutsal sayılan aile ocağını artık ev sınırları dışına çıkarmasıdır. Eskiden gözden uzakta vakit geçirilirken, kahvehaneler dış dünyaya açılma aracı olmuştu. Ailenin erkek bireyleri artık ev dışında da çok uzun vakit geçirerek, heterojen bir çevrede sosyalleşiyordu. Bu durum Osmanlı'da kahvehanelerin gelenekleri değiştirdiğini göstermesi açısından önemlidir. Aynı zamanda erkekler için kişisel özgürlük kaynağı olmuştur.

Kahvehanelerin kültürel çevreyle kurduğu ilişki, kahvehaneleri anlamakta önemlidir. Kahvehane toplumsal hayata eklenişiyle toplumun nefes almasını sağlıyor; çünkü hem dükkan, hem otel, hem posta kutusu, hem iş bulma kurumu olarak işliyordu. İç ve dış hiyerarşilerin ötesinde bir toplumsal ağ merkezi olması kahvehanelerin topluma bu kadar sağlam eklemlenmesinin açıklaması olabilir (Carlier, s.196).

Kahvehanelerden önce toplumsal buluşma mekanları camiler ve hamamlardı. Kahvehaneler bu iki mekanın da yapısal özellikleri nedeniyle asla sahiplenemeyeceği toplumsal davranış kalıplarına ev sahipliği yaptı. Kahvehanelerin her zamana ve her molaya uygun olması, her mevsim açık olması gibi sebeplerden yeni sosyalliğin hem zamanı hem de mekanı haline geldi. Kahvehanelerdeki bu esneklik pek çok çeşit kahvehanenin ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Bunlardan bence en ilginci namaz aralarında Müslümanların oyalanması için kurulan cami kahvehaneleridir.

Kahvehanelerin mekan olarak sağladığı faydalardan birisi de, Osmanlı toplumunda çok önemli olan misafir ağırlamayı kolaylaştırmasıydı. Misafir ağırlamanın prestij göstergesi olduğu bir toplumda, sadece zenginlerin evinde olan büyük kabul salonlarını kahvehaneler daha ucuza, orta ve alt sınıfa sunuyordu.

Kahvehanelerin iç mekan özellikleri de bu kadar rağbet görmesinin sebeplerinden biriydi. Bunlardan belki de en önemlisi hiyerarşik bir toplumda, hiyerarşisi belirgin olmayan farklı işlevsel mekanlara sahip olmasıdır: müşteriler için toplu ve kişisel kahve içme alanları, tütün tüketimi için özel alanlar, ortada müzisyenler ve şarkıcılar için alanlar ve kahve ocağı için bir alan.

Kahvehane mekanına dair belki de en önemli özellik, kahvehanelerin sokakla içiçe olmasıdır. Kahvehanenin sağladığı vitrinsellik, yani "Kahvetü'l Billur" olma durumunun kahvehane müdavimlerine sağladığı, aynı anda hem içeride hem dışarıda olma durumu Carlier'e referansla, kahvehanelerin çevreleriyle kurdukları ilişkileri anlamak açısından önemlidir.

Tartışmasız, bu konuda bulunabilecek daha pek çok ayrıntı vardır. Kahvehanenin neleri değiştirdiği, neleri tehlikeye soktuğu düşünülerek konuyla ilgili başka bağlantılar da bulunabilir. Benim üzerinde durmaya çalıştığım nokta, toplumun bireylerinde ve alışkanlıklarında kahvehanelerin neleri değiştirdiği idi. Son olarak bu yeni toplumsal ilişki mekanına dair söylenecek olan, kamusal mekan içinde kurduğu özel alanla kişiye yeni toplumsal davranış kalıplarının ifade edilmesine olanak sağladığıdır.


Seda Arkan

Konu Hale tarafından 12 Ağustos 2015 Çarşamba - 19:49 tarih ve saatinde düzenlenmiştir
Konu İçeriği Düzenlenmiştir.


#5
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Kahvehanelerin Doğuşu



Kahve çok sevilir, muhabbetlere eşlik etmekte de gecikmez. Hem kahve istenir, hem de iki çift kelam. Bunların yanında yazın güneşten koruyacak, kışın ısıtacak ufacık bir mekan...


Resmi ekleyen



Kahvehanelerin doğuşu


İlk kahvehanenin 1511 yılında Mekke'de, kamusal alan olan bir caminin yanında ortaya çıktığını söyler, "Doğu'da Kahveler ve Kahvehaneler" adlı kitabında Helene Desmet Gregorie. Ekrem Işın da Gregorie 'yi destekler kahvelerin, camilerin yan unsuru olduğu konusunda. Ama Işın, Osman Nuri Ergin'in tezine dayanarak ilk kez caminin yanında açılan ve kahve içilen mekanın kahvehane değil, kıraathane olduğunu vurgular.

İstanbul'da ilk kahvehane Tatakale'de Ayşe Saraçgil "Kahve'nin İstanbul'a Girişi" başlıklı kitabında, İstanbul'da ilk kahvehanelerin 1555 yılında, muhtemelen, Sultan'ın onayıyla açıldığını belirtir. Kahvenin geniş bir tabanda rağbet görmesi ve kahvehanelerin toplumsal kurum olarak yaygınlaşması İstanbul'a gelmesiyle gerçekleşir.

Salah Birsel "Kahveler Kitabı"nda, 1574-1650 yılları arasında yaşamış olan Türk Tarihçisi Peçevi'nin İstanbul'da açılan ilk kahvehane hakkında yazdıklarını şöyle aktarır:

"Peçevi, o yıl (1555) İstanbul'a Halep'ten Hakim adında bir herif, Şam'dan da Şems adında bir zarif geldiğini yazar. Bunlar Tahtakale'de bir büyük dükkan açıp 'kahvefüruşluk'a başlamışlar. Keyiflerine düşkün kimi 'yaranı safa' özellikle 'okur-yazar makulesi'nden nice zarifler buralarda toplanır. Kimi kitap okur, kimi tavla oynar, kimi satranca gömülür. Kimilerinin getirdiği 'nevgüfte' gazeller ise sanat üzerine konuşmalara yol açar. Dostları bir araya getirmek için 'nice akçeler ve pullar' sarfedip şölen yapanlar artık burda bir-iki akçe kahve parası vermekle bir araya gelir oldular. Kadılar, müderrisler, bekarlar, işten atılmış memurlar, kısacası devlet büyükleri dışında herkes "Böyle eğlenecek ve gönül dinlenecek yer olmaz" deyip kapağı buraya atarlar. Öyle ki; kimi zaman kahvehanelerde oturacak ve duracak yer bile bulunmaz"




Dosya Ekle  kahvehanelerin_dogusu.jpg   63,93K   0 kere indirildi

#6
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Fesat Mekanları; Kahvehaneler



Osmanlı da kahvehaneler kabul görür ve hızla yayılır yayılmasına ama Salah Birsel’in “Kahveler Kitabı”na göre, halkın kahvelere akın etmesi imamları, müezzinleri ve ikiyüzlü sofuları çileden çıkarır. Bunların “Halk kahvelere alıştı, mescitlere kimse gitmez oldu” demeye başlamaları üzerine din bilginleri de “Kahveler kötülük ocağıdır, meyhaneye gitmek oraya gitmekten iyidir” şeklinde dersler vermeye başlarlar. Bunların kopardığı patırtı o kadar yayılır ki, Şeyhülislam Ebussuut Efendi -Kur’anda kahve ile ilgili tek kelime olmadığı halde- kömürleşme derecesinde kavrulan her şeyi yasaklayan bir fetva verir ve kahve çuvallarını denize döktürür.


Resmi ekleyen



Ama padişah onaylamadığı için fetva, halk üzerinde pek de etkili olmaz. Halk yine kahvelere gizli gizli gitmeye devam eder. Fakat bazılarının, kahvelerin “fesat yatağı” olduğunu söylemeye devam etmesi üzerine II. Murat kahveler kapatılır ve kahve içmek yasaklanır.

III. Sultan Murat çağından sonra kimse yasak dinlemez olur. Hal böyle olunca din bilginleri arasında yeni tartışmalar başlar. Bazı din bilginleri kahve tanelerinin kömürleşmeden kavrulabileceğini öne sürer. Şeyhülislam Bostanzade Memet Efendi’nin (1539-1605) yeni fetvası üzerine III. Murat kahve yasağını kaldırır.

Her ne kadar I. Ahmed Dönemi’nde ve 1633 yılındaki büyük İstanbul yangınına neden oldukları gerekçesiyle IV. Murat zamanında tekrar yasaklansa da kahvehaneler Burçak Evren’in “Eski İstanbul'da Kahvehaneler” adlı kitabına göre, 16. yüzyıldan itibaren yaygınlaşarak gündelik yaşama sosyo - kültürel açıdan büyük katkıları bulunan mekanlar haline geldi.

Ekrem Işın’ın demesine göre ise Batı dünyasında özellikle Katolik Dünyası’nda kahve Papa tarafından Müslüman içeceği olduğu için yasaklanır.




Dosya Ekle  fesat_mekani_kahvehaneler.jpg   55,03K   0 kere indirildi

#7
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Kahvehane


Kahvehane, Çeşitli sıcak meşrubatların ve tütün ürünlerinin (örneğin: nargile) tüketildiği, masa oyunlarının oynandığı, sohbet edilen ve farklı aktivitelerin yapıldığı mekân. Kafeteryalardan ve barlardan farklı olarak hafif yemekler yer almaz ve alkollü içeceklere yer verilmez. İslam ülkelerinde kâveler (kahvehaneler) oldukça yaygındır ve bayanların girmesi yasaktır, medeniyete ters oluşumdur, günümüzde sayıları gittikçe azalmaktadır, yerini ailelece girebilen kafelere bırakmaktadır.


Resmi ekleyen



İstanbul'da bir kahvehane. (1905)




Tarihçe


16. yüzyıldan beri, kahvehane Orta Doğu ülkelerinde erkeklerin toplandığı kahve gibi içecekler tükettiği, sohbet ettiği, kitap okuduğu ve çeşitli masa oyunları oynadığı yerlerin başında gelir. 1550'lerde de İstanbul'dan ilk kahvehane açıldı, kısa sürede yakın ve uzak çevreye yayıldı. 17. yüzyılda, kahvehane Osmanlı Devleti sınırlarının dışında Avrupa'da hızla görülmeye başlandı ve kısa zamanda popüler oldu.


Resmi ekleyen



Kahvehane'de bir meddah.



Avrupa'da ilk kahvehane 1645'te Venedikte açıldı, daha sonra 1650'de Londra'da Jacob adlı bir Yahudi tarafından ilk kahvehane inşa edildi.

Kısa zaman içerisinde kahvehane sayısı hızla arttı, kahve içmek ve yarenlik etmek amacıyla buralarda toplanan muhtelif zümrelerden ve değişik kültür seviyelerinden insanlar, çok hızlı gelişen bir kültürel birikim ortamı, sosyalleşme mekânı, siyasî iktidar karşısında seslerini duyurabildikleri bir kamusallık meydana getirdiler. Ancak, Osmanlı geleneksel toplum kültürünü şekillendiren saray, medrese ve cami dışında, “sivil” bir anlayışla ortaya çıkan kahvehane, XVI. ve XVII. yüzyılların İstanbul’unda, pek sık rastlanmayan bir tepkiyle karşılaştı. ‘Miskinlerin buluşma mekânı ve fitne yuvası’ olarak görülen kahvehane, başta iktidar olmak üzere toplumun çeşitli kesimlerinin tepkisini çekti. 1567 yılında başta Suriçi İstanbul olmak üzere İstanbul’daki bütün kahvehaneler kapatıldı. Hatta IV. Murat, bu gerekçelerle kahvehaneleri top yekûn kapatmaya yönelik şiddetli ve kapsamlı girişimlerde bulundu. Sadece Eyüp ve çevresinde 120 kahvehane kapatıldı. XVI. yüzyılın ikinci yarısında ve XVII. yüzyılın ilk yarısında ‘tehlikeli yerler’ olarak görülen kahvehaneler ‘külliyen’ kapatılırken XVII. yüzyılın ortalarından itibaren otorite, ‘tehlikeyi’ önlemek için toptan kapatmak ve yıkmak yerine, yekdiğerlerine ‘ibret olsun’ babında tek tek bazı kahvehaneleri kapatarak bir tür yıldırma siyaseti takip etti.

Ancak kahvehanelerin sayısı günden güne artmaya devam etti. Kanuni Sultan Süleyman’ın hükümdarlığının son dönemlerinde İstanbul’da 50 kahvehane bulunduğu belirtilirken, bu sayı, XVI. yüzyılın sonunda altı yüze ulaştı. XIX. yüzyılın başlarında ise 2.500’lere kadar çıktı. Hem sayı olarak, hem de itibar olarak kahvehanelerin önemi arttı. Kahvehane zaman içerisinde mevcut kültürel ve toplumsal hayatın içerisine dâhil olmayı başardı. Kültürün üretildiği ve tüketildiği bir mekân haline geldi. Birçok değişikliklere uğrayarak hayatiyetini devam ettirdi. Her ne kadar sadece erkek sosyalliğini barındırsa da Osmanlı şehrindeki kamusal yaşamın önemli bir kısmını oluşturdu. İlk başlarda marjinal bir yenilik olarak görülen kahvehane, çok geçmeden normalleşti ve toplumun ekonomik, sosyal ve kültürel ihtiyaçlarını karşılayan merkezî bir konuma geldi.




Dosya Ekle  kahvehane.png   473,6K   0 kere indirildi Dosya Ekle  kahvehane1.png   353,13K   0 kere indirildi

#8
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Resim Linkleri Ve Konu İçeriği Düzenlenmiştir.




0 Kullanıcı konuyu okuyor

0 Kullanıcı, 0 Misafir, 0 Kayıtsız kullanıcı