İçeriğe git


Welcome to Kadim Dostlar ™ Forum
Register now to gain access to all of our features. Once registered and logged in, you will be able to create topics, post replies to existing threads, give reputation to your fellow members, get your own private messenger, post status updates, manage your profile and so much more. This message will be removed once you have signed in.
Login to Account Create an Account
Resim

Din, siyasetten elini eteğini çekmeli, vicdanlara yerleşmelidir | Ali Eralp

- - - - -

  • Yanıtlamak için lütfen giriş yapın
Bu konuya 1 yanıt gönderildi

#1
Ali Eralp

Ali Eralp

    KD ™ Arkadaş

  • Sorumlu
  • 100 İleti
  • Gender:Male


Din, Siyasetten Elini Eteğini Çekmeli,

Vicdanlara Yerleşmelidir

ALİ ERALP



''Takdir-i ilahi...''

'Her şey Allah'tan...''

''Kem gözler kıskandı, nazar değdi...''

“Günahkârdılar, hak ettiler…”

Son günlerde bu türden sözleri çok sık duymaya başladık. Deprem olur, tren kazası olur, insanlarımızı yitiririz, doğalgaz ihmalinden gençler can verir, yöneticiler çözümü bu anlayışa sığınmakta bulurlar. Çünkü köktendinciler işin kolayına kaçıyorlar. Ortaya çıkan çeşitli ''facia''lar karşısında önlem alacakları yerde kendi ahmaklıklarını, suçlarını Tanrı'ya yükleyerek sorumluluktan sıyrılmaya çalışıyorlar. Beyinleri yeşil sarıklı, kara çarşaflı tüm siyasal İslamcıların sıkıştıklarında başvurdukları bir yöntem, bir can simidi bu...

Yüreğinde sevgi kırıntısı bulunmayan, çağ dışı din bezirgânları için Mustafa Kemal şunları söyler: ''Bizi yanlış yola sevk eden habisler, çok kere din perdesine bürünmüşlerdir. Tarihimizi okuyunuz, görürsünüz ki milleti mahveden, esir eden, harap eden fenalıklar hep bu din kisvesi altındaki küfür ve melanetten gelmiştir.''

En doğru tarikat uygarlık tarikatıdır

Atatürk'e göre en gerçek, en doğru tarikat ''uygarlık tarikatı''dır. Dinsel tarikatçılık ülkeleri ''yanlış yollara sevk eder'', çıkmazlara götürür. Çünkü dinlerin egemenlik kurduğu toplumlarda akıldan, bilimden söz edilemez, ilerleme sağlanamaz. Gerçekleri ve doğruları sadece kutsal kitaplarda arayan, sorunların çözümünü göklerden bekleyen bir siyasal yönetim, ilerlemeyi gerçekleştirip, çağdaş uygarlığı yakalayabilir mi, bu mümkün müdür?..

Yüzyıllardan bu yana, kuşaktan kuşağa geçen böyle bir dinci anlayışa karşı Atatürk devrimleri, temelleri bilime ve yaşamın gerçeklerine dayanan çağdaş bir görüş ortaya çıkardığı için çok önemlidir. Atatürk'ün hedefi toplumu ve özellikle gençleri ''dinsel âlem'' in baskısından kurtarıp öküzün boynuzundan indirilmiş ''maddi dünya'' ya çekmek, düşünen beyinler yetiştirmekti. Sonuçta boş inançların yerini akıl ve bilim alacak, uygarlaşmanın temel yöntemi araştırma, inceleme, ''değişim'' yoluyla da toplumun çağdaşlaşması sağlanacaktı. Bu konuda Mustafa Kemal Atatürk şöyle der:

''Biz ilhamlarımızı gökten ve gaibden değil, doğrudan doğruya hayattan almış bulunuyoruz. Bizim yolumuzu çizen, içinde yaşadığımız yurt, bağrından çıktığımız Türk ulusu ve bir de uluslar tarihinin binbir facia ve ıstırap kaydeden yapraklarından çıkardığımız sonuçlardır.''

Din, devlet ve dünya işlerinden ayrılmalıdır

CHF de (Cumhuriyet Halk Fırkası) Büyük Kongresi'nin 13-14 Mayıs 1931 günlü toplantısında, Atatürk'ün görüşlerini destekleyen şu kararı alır:

''Din anlayışı vicdani olduğundan, fırka, din fikirlerini devlet ve dünya işlerinden ve siyasetten ayrı tutmayı milletimizin çağdaş ilerlemesinde başlıca başarı etkeni görür.'' (Mete Tunçay, Tek Parti Yönetimi)

Yukarıdaki karar, laikliğin gerçek bir tanımı ve uygulama biçimidir. Atatürk'ten sonra laiklik, yalnızca, din ile devlet işlerinin birbirinden ayrılması olarak açıklanmaya çalışılmıştır ki, bu yanlıştır, aldatmacadır. CHF’nin kararında da belirtildiği gibi, din ancak yaşamın tüm alanlarından elini eteğini çekerek, ''dünya işlerinden ayrılıp'' vicdanlara yerleştiği ölçüde gerçek yerini bulacaktır. İşte bu nedenlerden dolayı cumhuriyet hükümeti CHF'nin kararından dört yıl önce, 1927'deki program değişiklikleri sırasında, Arapça ve Farsça ile din derslerini ortaokul ve lise öğretiminden çıkarmıştı.

1924 yılında Öğretim Birliği (Tevhid-i Tedrisat) Yasası kabul edildiğinde imam hatip okullarının sayısı 29 iken bu sayı, 1928-30 yılları arasında 2'ye düştü, 1930 yılının sonlarında ise tümüyle kapandı. Çünkü devlet, laiklik ilkesine tam anlamıyla uyarak ikiyüzlü bir davranış içerisine girmeden, dinsel alanlardan ve kurumlardan desteğini çekmişti. Dinler, inançlar ''vicdanlara terk edilmişti.''

Sonuç

Ne var ki, cumhuriyet hükümetinin bu gerçek laiklik uygulaması siyasete kurban gitti. 1 Şubat 1949 tarihli genelge ile okullara program dışı din dersleri kondu. 1950'den sonra ise iş iyice çığırından çıktı ve siyasal yönetimler, topluma egemen olabilmek, çıkarlarına hizmet eden bir düzen kurabilmek için ''din silahı''nı kullandılar. Toplumun bilincine kadercilik, tevekkül, boyun eğme, rıza gösterme gibi mistik değerleri aşıladılar. Atatürk 'ün deyişi ile ''Din daima siyaset aracı, menfaat aracı, istibdat aracı yapıldı. Bu hal Osmanlı tarihinde böyle idi, Abbasiler, Emeviler zamanında böyle idi.''

Oysa uygar, laik toplumlarda, ortaçağdan bu yana akıl, bilim ön plana geçtiğinden, din tartışmaları ve din güncelliğini yitirmiş, kimse kimsenin dini imanı ile uğraşmaz olmuştu. Bunun sonucunda Batı'da Kopernik'ler, Eistein'ler, Darwin'ler topluma yön verip ışık saçarken bizde Derviş Vahdeti'ler, Said Nursi'ler, Fethullah Gülen'ler pıtrak gibi çoğalıp, politikacılarla birlikte ülkemizi karanlığa gömdüler. <A name=ICERIKSONU>






#2
Sema

Sema

    Ne Mutlu Türküm Diyene!!

  • Yönetici
  • 5.470 İleti
  • Gender:Female
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü, Ülke Gündemi, Siyaset ve Köşe Yazıları...
Beyinleri yeşil sarıklı, kara çarşaflı tüm siyasal İslamcıların sıkıştıklarında başvurdukları bir yöntem, bir can simidi bu...

Türkiye bu yeşil sarıklılardan kurtulmadığı sürece dinimiz istismar edilmeye devam edecektir.. Paylaşım icin çok teşekkürler cok güzel bir yazı..




0 Kullanıcı konuyu okuyor

0 Kullanıcı, 0 Misafir, 0 Kayıtsız kullanıcı