İçeriğe git

Welcome to Kadim Dostlar ™ Forum
Register now to gain access to all of our features. Once registered and logged in, you will be able to create topics, post replies to existing threads, give reputation to your fellow members, get your own private messenger, post status updates, manage your profile and so much more. This message will be removed once you have signed in.
Login to Account Create an Account
Resim

Ürün Olarak Bilimin Etkinlik Olarak Bilimle Karşılaştırılması | Etkinlik Olarak Bilim - Kuhn Ve Paradigmalar - Etkinlik Ve Ürün Bilimleri İlişkisi

- - - - -

  • Yanıtlamak için lütfen giriş yapın
Bu konuya 1 yanıt gönderildi

#1
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Ürün Olarak Bilimin Etkinlik Olarak Bilimle Karşılaştırılması



İlime Farklı Yaklaşımlar



Bilim felsefesinin bilimin yapı ve işleyişini açıklaması iki yaklaşım altında toplanabilir.


* Bilimi bir ürün olarak ele alan yaklaşım
* Bilimi bir etkinlik olarak ele alan yaklaşım


Bunlarda birincisi bilimi ve bilimsel kuramı olmuş bitmiş bir ürün olarak görür.Diğeri ve konumuzun temelini teşkil eden yaklaşım ise bilimi olmuş bitmiş bir ürün olarak değil de bir süreç ve etkinlik olarak ele alıp bu sürece katılan tüm öğeleri dikkate alır.

Ürün olarak bilim yaklaşımı bilimi anlamak için, bilim diye ortaya konmuş eserleri (ürünleri) ele alır. Onun yolunu da bilim eserlerini mantıksal açıdan çözümlemekte görür. Bu çözümlemenin malzemeleri bilimin önermeleri olduğundan, yapılacak iş bilimlerin dillerini incelemek ve yöntemlerini belirtmektir.

Bu yaklaşımın önde gelen temsilcileri Reichenbach ve Carnap’tır.Bu düşünürler bilimselliğe ölçütler getirmeye, bilimi ve felsefeyi metafizik tortulardan ayıklamaya çalışmışlardır. Her iki filozof bu ölçütlerden ikisinin anlamlılık ve doğrulanabilirlik olduğunu belirtmişlerdir.

Bu filozoflara göre bir önermenin anlamlı olabilmesi için doğrudan olgusal bir dille ya da sembolik mantık diliyle ifade edilmiş olması gerekir. Doğrulanabilirlik ilkesine gelince, bu ilkeye göre bir önermenin doğru olup olmadığı, o önermenin içeriğinin olgularla desteklenmesine bağlıdır. Duyumlarla ilgili olmayan tüm önermeler metafiziktir, anlamsızdır.

Bilim, gözlem ve deney yoluyla doğrulanabilir olan önermeler sağlar. Bilimi metafizikten ayıran özelik budur. Metafizik ne doğrulanabilen ne de yanlışlanabilen önermelerden oluşur. Örneğin evrenin sınırlarını belirten bir önerme olgusal olarak doğrulanabilme içeriğinden yoksundur, dolayısıyla anlamsız bir önermedir.



ETKİNLİK OLARAK BİLİM, KUHN ve PARADİGMALAR


Bu yaklaşım, bilimi bir süreç ve bilim adamlarından oluşan bilimsel topluluğun etkinliği olarak değerlendirir. Bilimi etkinlik olarak incelemek, onu, tarihi ve toplumsal boyutlarında ele almak demektir. Bu ele alış tarzı şu tür soruların cevaplarını aramayı gerektirir: Bilim,bilim adamları tarafından nasıl yaratılmaktadır? Bilim adamlarının kişilik ve özelliklerinin bilim üzerinde bir etkisi var mıdır? Bilim,içinde doğduğu kültürel etkinliklerle nasıl bir ilişki içindedir?

Temsilciliğini Kuhn’un ve Toulmin’in yaptığı bu yaklaşım,bilimi rasyonel bir faaliyet olarak görmez. Bundan dolayı bilimsel araştırma sürecine katılan tüm öğeleri özellikle de bilim dışı öğeleri hesaba katar. Bilimin ne olduğunu anlamak için bilim adamları topluluğunun iç yapısını, inaçlarını, içinde yaşadıkları toplumdaki araştırma gruplarına bakış tarzlarını, bilim ve toplum arasındaki karşılıklı ilişkileri incelemek gerektiğini ileri sürer. Bilim adamlarının psikolojisiyle , bilimsel topluluğun sosyolojik özelliklerinin bilimi anlamada önemli rol oynadığını vurgular.


T.Kuhn, “The Structure of Scientific Revolutions” (Bilimsel Devrimlerin Yapısı) adlı yapıtında belirli bir tarih yahut felsefe görüşüne dayanarak “bilim” veya “ilerleme” olarak gösterilen birçok sonucun ne kadar yanıltıcı olabildiğini göstermeyi amaçlamaktadır. Ona göre bilim, devrimsel sıçramalar yaparak ilerler, evrimsel bir süreç izleyerek ilerlemez.Kuhn bu eserinde pozitivistlerin ve materyalistlerin öncülüğünü yaptığı, “bilimin ilerlemekte olduğu” tezini temelden sarsmıştır.

Kuhn’a göre bilim toplulukları, bilimde varılan en son aşamayı daima varılabilecek en son ve en mükemmel aşama olarak gösterme eğilimindedir. Ve bunun da bilimin tarihini geriye doğru tekrar yazma yani bir yerde onu tahrif etme anlamına geldiğini belirten Kuhn’a göre bu eğilim zamanla yaygın bir alışkanlık, bir tür ideoloji haline gelmiştir. Ve bu yanılsamanın bilimsel bilginin doğasını etkileyecek kadar tehlikeli hale geldiğini ve tarihsel verilerin böyle bir bilgi ve ilerleme kuramını kesinlikle desteklemediğini öne sürmüştür. Kuhn,bilimsel ilerlemenin en kesin dayanağı olduğu iddia edilen ampirist bilgi kuramının bir gereği olarak bilimin tarihini de kendilerine göre yeniden yazanlara karşı,aynı tarihe bakarak bambaşka bir ilerleme yapısının ve bambaşka felsefi sonuçların oluşturulabileceğini kanıtlama çabasındadır.

İnsanlık için neyin doğru,neyin ilerleme olduğunu belirleyen yalnızca bir yöntem değil,içinde bilim yapılan dünyanın,toplumun ve tarihin koşullarıdır. Bilim adamları Kuhn’un belirttiği gibi öğretmenlerinden , ders kitaplarından, içerisinde bulundukları bilimsel topluluktan edindikleri önyargılarla, inançlarla dünyaya bakarlar. Bunun için de bilimi anlamak için bilim adamları topluluğunun etkinliklerine bakmak gerekir.

Kuhn, işte bu bakış açısına kuram,yöntem ya da varsayıma paradigma adını verir.Genel bir tanımla paradigma,kuramsal varsayım ve yasalarla,bu varsayım ve yasaları uygulanmaları için belirli bir topluluğun üyeleri tarafından benimsenen yöntem ve tekniklerden meydana gelir.Bir paradigma içinde hem temel sorular hem de cevapların çerçevesi bellidir. Kuhn’a göre bilimsel teoriler aslında paradigmalardır. Birbirleriyle sürekli bir yarış halinde olan farklı bilimsel dünya görüşleri veya yerleşik düşünce kalıpları olan bu paradigmalar birer karşılaştırma modelleridir.Bu modelleri olaylarla karşılaştırmak için kullanırız. Bu nedenden ötürü onların doğru veya yanlışlıklarından söz edilemez. Onlar için kullanılabilecek ifade “oldukça kullanışlı, yeterince kullanışlı değil” biçiminde olmalıdır.

Paradigma,bilim adamının dış dünyaya bakışını belirleyen bir kuramdır. Newton’un mekaniği, Copernicus’un güneş merkezli sistemi ya da herhangi bir kuram paradigma olabilir. İşte bu paradigma yeterli sayıda bilim adamı tarafından kabul edilince, Kuhn’a göre söz konusu bilim dalı ve bir bilim topluluğu oluşur.

Zaman geçtikçe bilim adamlarından birinin kuramı ön plana çıkar. Doğadaki olguları açıklama gücü oldukça yüksek olan ve ileri düzeyde araştırmalar yapılmasına izin veren bir bakış açısı,bir yöntem ya da bir varsayım kendini kabul ettirir. Bilim adamları artık kabul edilen kurama göre alandaki problemleri çözmeye başlar,ayrıntılarla ilgili açıklamalar getirirler. Kuhn, paradigmaya sahip bilim dallarının dogmatik bir yapıda olduklarını ve kendi bilim yapma yöntemleri ve teorileri dışındaki bilgilere kapalı olduklarını ileri sürmektedir. Çünkü her paradigma, sorulacak soruları ve verilecek cevapları kendi sistemi içinde önceden belirler. Sözgelimi bir paradigma eski bir soruyu önemsizleştirebilir hatta akıldışı bulabilir. Paradigma zaten, çözümleri bulunduğu kabul edilen problemlerin seçimi için gerekli bir kriterden ibarettir.

Kuhn, belirli bir süre boyunca normal bilim yapan topluluğun araştırmalarının yani yürürlükte olan bir paradigmanın, olgu ve olaylar karşısında gücünü gittikçe yitirerek daha sonra yavaş yavaş bir takım anormalliklerle, uyuşmazlık ve uygunsuzluklarla karşılaştığını söyler. Zaman geçtikçe benimsenen paradigma tarafından çözülemeyen birtakım problemler ve bunların ardından da bir bunalım ortaya çıkar. Geçerli paradigmanın bunalıma düşmesinin ardından, kavramsal bir devrimle onun yerini yeni bir paradigma alır. Copernicus’un güneş merkezli sistemi ortaya çıkıncaya kadar, Batlamyus’un yer merkezli sistemi paradigma olmuştur. Ancak zaman geçtikçe yer merkezli sistemde bazı uyuşmazlıklar ve anormallikler ortaya çıkmaya başlayınca, güneş merkezli sistemin paradigma olarak benimsendiği görülür. (Bilim adamları başlangıçtaki anormallikleri ve uyumsuzlukları göz ardı ederler, bunları görmemeye başlarlar. Kuhn’a göre bilimsel faaliyet işte bundan dolay rasyonel bir faaliyet değildir.)

Kuhn’un paradigma kavramı, olaylarla karşılaştırılan teorik-kavramsal sistemler anlamına gelmektedir. Örneğin, Newtoncu kavramlar sistemi, 200 yıl sonra yerini bir başka kavramsal sisteme, izafiyet teorisine, terk etmiştir. Yani Newton mekaniği yanlış olduğu ya da yanlışlandığı için değil; olayları açıklamaya yetmediği için terk edilmiş bir paradigmadır.

Yeni paradigma,ortaya çıktıktan sonra önceki paradigmayı benimseyen bilim topluluğu tarafından tepkiyle karşılanır. Bu arada yeni paradigmayı ortaya koyan bilim adamının çevresinde onun bakış açısını benimseyen bilim adamları dolmaya başlar. Aralarında çekişme vardır. Bu çekişme yaşlı bilim adamları öldükten sonra biter.

Şu halde bilimsel gelişme süreci Kuhn’a göre bir paradigmadan diğerine geçişle gerçekleşir.Bir paradigmadan diğerine geçişte ise psikolojik ve sosyolojik, bilim dışı faktörler işe karışır. Kuhn, bir paradigmanın yerine bir diğerinin geçişini bilimsel devrim olarak niteler. Eski paradigma içinde baskısı duyulan bir takım anomalilerin, yani alışılmışın dışındaki soruların cevaplandırılmasında gitgide artan güçlüklerle karşılaşılması, geçişe veya devrime neden olur.

Kuhn’a göre, bilimsel çabaların çok büyük kısmını eleştiriyle,devrimle alakası olmayan egemen paradigmayı geliştirme amacı taşıyan normal bilim konusundaki çalışmalar oluşturmuştur. Bu görüşe göre,bilimin ilerlemesinde ve ilmi keşiflerde evrensel ve rasyonel bir mantık aramanın yersiz olduğu, bilimin ilerlemesinin onu yapanların psikolojik ve sosyolojik tercihlerine bağlı olduğu iddia edilmektedir. Kuhn, bir bilim adamının kullandığı kavram sistemini, içinde bulunduğu kültürün bir yansıması olduğunu ileri sürmüştür. Bilimsel bilginin de esasen, tıpkı dil gibi bir grubun müşterek mülkü ya da bir hiç olduğunu söyler. Kültürel arka plan göz ardı edilemez. Bu anlamda Kuhn’un yaklaşımına kültürel rölativizm denebilir.


#2
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Etkinlik Ve Ürün Bilimleri İlişkisi



BİLİM FELSEFESİ



Bilimlerde görülen büyük gelişmeler dikkatleri bilime yöneltmiştir.Bilim felsefesi bilimsel kesinlik ve bilimsel sistem düzeyine erişen bir bilgiyi inceler. Bilim felsefesinin inceleme alanına,bilimin yanında bilimin özel yöntemleri,düşünce biçimleri bilimlerin hangi ana gruplara girebileceği gibi problemler girer.


Bilimin Tarih içindeki gelişimi


İlk çağda bilim felsefe ile iç içe iken, matematiğin felsefeden ayrılmasıyla bilimlerin felsefeden ayrılışı başlamıştır. Avrupa ortaçağda bir durgunluk dönemi geçirdiğinden 5. ve10. Y:Y arasında felsefe ve bilim alanında önemli bir gelişme olmamıştır.Bu dönemde islam ülkelerinde felsefe yanında bilim ve teknikte gelişmiştir. Ortaçağda duraklayan, bilimlerin felsefeden ayrılma hareketi Rönesans ve sonrasında hızlanmıştır. Bilim adamları ve filozoflar yeni görüşler geliştirerek;bilim felsefesinin ortaya çıkmasını hızlandırdı.



Bilimin Felsefenin Konusu Oluşu


19. ve 20. Y:Y.da bilimin olağanüstü başarı sağlaması, ona olan ilgiyi büyük ölçüde arttırmıştır.Bu ilgi düşünen kişileri;neyin bilim olduğu neyin olmadığını; ayırmaya , birtakım ölçütler aramaya ve bilimi sorgulamaya yöneltmiştir. Bu da bilimin felsefenin konusu içine alınmasına yol açmıştır. Sorun, felsefeyi bilimleştirmekten çok bilime aykırı düşmeyen ve bilimlerle verimli etkileşim içinde bulunan bir felsefe türünü oluşturmaktır.



BİLİME FARKLI YAKLAŞIMLAR


1-Ürün Olarak Bilim:


Temsilcileri Reichenbach ve Carnap'tır..


Bu yaklaşım; bilimi anlamak için,bilim diye ortaya konmuş eserleri(ürünleri) ele alır ve onları tarihsel gelişmeleri içinde anlamaya çalışır.Bunun yolunu da bilim eserlerini mantık açısından çözümlemekte görür.Böyle bir çözümleme bilimlerin dillerini incelemek ve yöntemlerini belirtmektir..

Bilimle ilgili eserler,günlük dille yazılmış metinlerle oluştuklarından,çözümleme işlemini kolaylaştıracak bir tekniğe ihtiyaç vardır.Bu da söz konusu metinleri sembolik mantık diline çevirmekle sağlanır. Yani "Doğru" ve "Yanlış" değerleri ile çözümlenir. Böylece incelenen metnin genel-geçerli olup olmadığı ortaya çıkarılabilir..

Bu yapılırken metindeki önermelerin doğrulanabilirliği veya yanlışlanabilir olmasına bakmak yeterlidir. Çünkü doğrulanabilir önerme,”anlamlı” önermedir. Anlamlı önermeler ise bilgi veren,bilimsel önermelerdir. Carnap’a göre doğrulanamayan önermeler metafizik önermelerdir..


Carnap’a göre;iki türlü doğrulama yapılabilir;.


1-Doğrudan doğrulama:Herhangi bir nesnenin belirtilen yerde bulunuşunun gözlenmesi söz konusudur. Örn:”Şu anda bu yazıyı okuyorum” önermesi doğrudan doğrulanabilen bir önermedir..

2-Dolaylı Doğrulamaoğrulanabilir önermeler, doğrulanmış başka bazı önermelerle birleştirilerek doğrulanmaları sağlanır. Örn:”Anahtar demirden yapılmıştır” önermesini doğrulayalım; Fizik kanununa göre “demirden yapılmış; nesne mıknatısla çekilir”. “mıknatıs çubuk şeklindedir” (doğrulanmış bir önermedir) Anahtar çubuk nesneye yakın konmuş (doğrudan doğrulanmıştır) Sonuç olarak anahtar şimdi çubuk nesne tarafından çekilecektir. Bu durumda anahtarın demirden yapıldığı dolaylı olarak doğrulanmıştır.

2-Etkinlik Olarak Bilim:

Temsilcileri Kuhn ve Toulmin’dir Bu yaklaşıma göre bir kültür ortamında oluştuğundan bilimi, anlamak için bilim adamları topluluğunun yaşayış biçimlerine,inançlarına,kültürlerine bakmak gerekir. T.Kuhn bilimi anlamaya yönelik çalışmasında çıkış noktası olarak “Paradigma” kavramını kullanır.

Paradigma: Belli bir bilimsel yaklaşımın,doğayı ya da toplumu sorgulamak ve onlarda bir ilişkiler bütünü bulmak için kullandığı açık ya da üstü kapalı tüm inançlar, kurallar,değerler,kavramsal ve deneysel araçlardır. Bilim adamları topluluğunca paylaşılan ortak paradigmada bilime ait temel sorular ve onlara verilebilecek cevapların genel çerçevesi çizilmiştir.Paradigma aynı zamanda bilim adamları için dünyaya bakılan bir standartlar ve ölçüler yumağı olduğu gibi,gerçekliğin belirli kurallara göre algılanmasını kavranmasını ve genelleştirilmesini sağlayan bir şablondur.

Paradigmalar arası tartışmalar sonucunda iki paradigmadan birinin galip çıkması,paradigmanın değiştirilmesini ve algı dönüşümünün gerçekleşmesini sağlar.



Klasik Görüş Açısından Bilim

Klasik görüşe göre;



1-Bilim yeryüzündeki nesneleri araştırma etkinliğidir.
2-Bütün bilimler temelde birleştiklerinden birbirleriyle bağlantılıdır.
3-Bilim (yanlış bilgilerin ayıklandığı) birikimsel bir süreç izler.
4-Bilimin yardımıyla daha önce bilinenler kesinleştirilir,bilinmeyenler bilinir duruma getirilir.
Klasik görüşün en iyi temsil edildiği felsefe akımı Pozitivizm ve daha sonra Mantıkçı Pozitivizm’dir



Klasik Görüşe Göre Bilimi Niteleyen Özellikler


1-
Bilim olgusaldır
2-Bilim mantıksaldır
3-Bilim genelleyicidir
4-Bilim nesnel(objektiftir)
5- Eleştiricidir.


Bilimsel Yöntemin Özellikleri


Bilimsel yöntem olguları betimleme –açıklama amacıyla izlenen sistemli bilgi edinme yoludur.
Betimleme ilk aşamayı oluşturur.Betimleme gözlem ve deneyden oluşur.

Açıklamayla ilk aşamada betimlenmiş olan olgular ve birbirleriyle ilişkilerini yansıtan empirik genellemeler bazı teorik kavramlara başvurularak anlaşılır hale getirilir.O zaman varsayımlara başvurulur.Doğrulanmış varsayımlar teorileri oluşturur.Teorilerin genelleştirilmesiyle ortaya çıkan kesin,genel-geçer doğrular da kanunları oluşturur.


Bilimsel AÇIKLAMA-ÖNDEYİnin Özellikleri


Öndeyi olgular arası ilişkilerden ve ya bu ilişkileri ifade eden genellemelerden yararlanılarak henüz olmamış bir olguyu önceden kestirmedir.Örn:Newton fiziğindeki bazı yasalardan yararlanılarak gelecekteki ay ve güneş tutulmalarını önceden bilmek gibi.Bir teori ve ya hipotezden çıkarılan her mantıksal sonuç bir öndeyidir.Bir olguyu izah etme oluş nedenini ortaya koyma işi bir açıklamadır.Her açıklamada önceden bir öndeyinin olmasına karşılık;öndeyi niteliğindeki her çıkarımın bir açıklama sağlayacağı iddia edilemez.


Varsayım-Kuram İlişkisi:


1-
Varsayımlar kuramlara dönüşebileceği gibi;gelişmiş kuramlar da genellikle varsayımsal öğeler içerir.

2-Varsayım bir tek önermeyle ifade edildiği halde ;kuram bir bütünlük içinde düzenlenmiş önermeler sistemiyle dile getirilir.

3-Varsayım belli ve sınırlı bir açıklamadır;oysa kuram kapsamlıve köklü açıklamalar getirir.

Bilgi edinme süreci aşamasında ortaya atılan geçerliliği ve güvenilirliği bilimsel yöntemlerle saptanmış olan iç tutarlılığı bulunan bilgiler ve açıklamalar bütününe BİLİMSEL KURAM denir.


Klasik Görüşe Yapılan eleştiriler


1-Bilime gereğinden çok değer verilmiştir.

2-Klasik görüşün; bilinmeyen şeylerin nedenini bilimin gelişmemiş olmasına bağlamaları doğru değildir.Çünkü evren sonsuz ve sınırsızdır ve bilmeye konu olacak olanların tümünü bilim açıklayamaz.

3-Tüm bilimlerin bir tek bilime indirgenmesi mümkün değildir.

4-Klasik görüşün sandığı gibi bilim; birikimsel bir süreç izlemez.Çünkü bilim eğer birikimsel bir süreç izlemiş olsaydı bilimdeki ani değişiklikler olmaz gelişmeler birbirini tamamlardı..

5-Bilimi oluşturan bilim adamları topluluğunun varlığı görmezlikten gelinmemelidir.


BİLİMİN DEĞERİ


Tarih boyunca; bilimi bilgiye giden önemli ve tek yol olarak görenler olduğu gibi bilimden korkan ve kuşku duyanlar da olmuştur..

Oysa bilim ne en yüce varlığın en yüksek düzeydeki etkinliği ; ne de zavallı insanın zarar verici bir etkinliğidir..

Bilim insanın diğer etkinliklerinden biri olarak çok yönlü bir varlık alanına sahiptir..
İnsan ilgi ve isteği doğrultusunda bilimsel bilgiden başka gündelik bilgi,dini bilgi,sanat bilgisi, v.b ile de uğraşmaktadır..

Diğer bilgi türleriyle birlikte bilimsel bilginin ve onun ürünü olan teknolojinin insan hayatındaki yeri açıkça bilinmektedir.





0 Kullanıcı konuyu okuyor

0 Kullanıcı, 0 Misafir, 0 Kayıtsız kullanıcı