İçeriğe git

Welcome to Kadim Dostlar ™ Forum
Register now to gain access to all of our features. Once registered and logged in, you will be able to create topics, post replies to existing threads, give reputation to your fellow members, get your own private messenger, post status updates, manage your profile and so much more. This message will be removed once you have signed in.
Login to Account Create an Account
Resim

Eski Türklerde Zaman Ve Takvimler | On İki Hayvanlı Takvim - Türk Yıl Hesabı - Prof. Dr. İlhami Durmuş

- - - - -

  • Yanıtlamak için lütfen giriş yapın
Bu konuya 2 yanıt gönderildi

#1
Esesli

Esesli

    KD ™ Kadim Dost

  • Yetkili
  • 5.814 İleti
  • Gender:Male
  • Location:EsEsli
  • Interests:sinema bilgisayar seyahat
Eski Türklerde Zaman ve Takvimler


Zaman

Türklerin hayatında yaşadıkları kültür çevresinin çok büyük etkisi olmuştur. Özellikle başlangıçta yaşadıkları bozkır kültür çevresinde insanın insanla, insanın hayvanla ve tabiatla vermiş olduğu mücadele yaylaktan kışlığa, kışlaktan yaylağa yapılan yorucu göçler Türk insanını zaman belirlemeye yöneltmiştir. Aynı şekilde savaş öncesi ve sonrası asker sayısının tespiti, kışlaktan yaylağa gidiş ve dönüşlerde hayvan sayısının belirlenmesi vb. için yapılan sosyal, siyasi, iktisadi toplantılar da zamanın belirlenmesinde önemli hususlar olarak ortaya çıkmıştır. Zaten yaylak ve kışlak hayatı doğrudan iklimin yönlendirilmesinin doğal bir sonucu olarak belirmiştir. Bundan dolayı zaman kavramları Türk kültür çevrelerinde yaygın olarak kullanılmaya başlanılmıştır.

Türkler’de zamanla ilgili ilk bilgilere Göktürk yazıtlarında rastlanılmaktadır. Yazıtlarda zaman, şimdi, önce, sonra, ilk, son, gündüz, gece, ay, kış ve yaz gibi zamanla ilgili kelimeler bulunmaktadır.

Bilge Kağan kardeşi Köl Tigin’in ölümü üzerine zamanla ilgili şöyle demektedir: “İnim Köl Tigin kergek boldu. Özüm sakındım. Körür közüm körmez teg, bilir biliğim bilmez teg boldu. Özüm sakındım. Öd tengri yaşar. Kişi oğlu kop ölgeli törümiş.” (“Küçük kardeşim Köl Tigin öldü. Görür gözüm görmez gibi, bilir aklım bilmez gibi oldu. Kendim düşünceye daldım. Zamanı tanrı yaşar, insan oğlu hep ölmek için türemiş”) (Köl Tigin, Kuzey, 10).1 Burada öd zaman olarak kullanılmıştır. “Ölgeli törümüş” tabiri ölmek için doğmuş anlamına gelmektedir. “Öd tengri yaşar” ifadesinden tanrının bütün zamanlar içerisinde var olduğu, ebediliği ve ölümsüzlüğü anlaşılır. Çünkü burada öd kelimesi bir sınırsızlık ifade etmektedir. “Bu ödke” “Ol ödke” ve “Antag ödke” tabirlerinde ise, bir sınırlamanın olduğu görülmektedir. “Tengri teg tenride bolmuş Türk Bilge Kağan bu ödke oturtum.” (“Tanrı gibi gökte olmuş, Türk Bilge Kağan, bu zamanda oturdum”) (Köl Tigin, Güney, 1). “Ol ödke kul, kullug bolmış erti.” (“O zamanda kul kullu olmuştu”) (Köl Tigin, Doğu, 21). “Antag ödke ökünüp Köl Tiginig az erin irtürü ıtımız.” (“Öyle bir zamanda pişman olup, Köl Tigin’i az erle eriştirip gönderdik”) (Köl Tigin, Doğu, 39).

Bu çerçevede zaman kavramı hem belirli bir süreyi hem de sınırsız bir süreyi belirtmek için kullanılmıştır. Burada ebedi Tanrı için zamanda sınırsızlık söz konusu iken, hayatı doğmak ve ölmek arasında geçen, yaptığı ve yapacağı işler belirli bir zaman süreci içerisinde gerçekleşen insan için zamanda sınırlılık görülmektedir.

Bazı olayların öncelik ve sonralıklarını belirlemek için zaman terimleri de bulunmaktadır. “Başlayu”, “Anda kisre”, “Anda ötrü” kavramları, bu şekilde kullanılmış olup, “Başlayu” önce, “Anda kisre” ondan sonra, daha sonra “Anda ötrü” ondan sonra demektir. “Başlayu Kırkız kaganıg balbal tiktim.” (“Önce Kırgız kağanını balbal diktim”) (Köl Tigin, Doğu, 25). “Anda kisre tengri yarlıkazu kutum bar üçün ürlügüm bar üçün ölteçi budunug tirgüri igittim” (“Ondan sonra, Tanrı bağışlasın, devletim var olduğu için kısmetim var olduğu için ölecek milleti diriltip besledim”) (Köl Tigin, Doğu, 29). “Anta ötrü kaganıma ötündüm.” (“Ondan sonra Kağanıma arz ettim”) (Tonyukuk I, Güney, 5).

Kronolojik olarak öncelik ve sonralığı ifade eden sözlerde bulunmaktadır. Bilge Kağan bu hususta şöyle demektedir: “Üze kök tengri asra yağız yir kılındukda ikin ara kişi oğlu kılınmış.” (“Üstte mavi gök, altta yağız yer kılındıkta, ikisi arasında insan oğlu kılınmış”) (Bilge Kağan, Doğu, 2). Burada yer ve göğün oluşumundan sonra insanlar yaratılmıştır. Ancak buradaki öncelik ve sonralık zaman olarak çok daha uzun bir süreçtir. Böylece zamanda öncelik ve sonralığında Türk kültür çevresinde sistemleştirildiği görülmektedir.

Yazıtlarda zamanla ilgili bir sıralamada görülmektedir. “Ang ilk”, “ikinti”, “üçünç”, “törtünç”, “bişinç” kelimeleri de zaman sırasını belirtmek için kullanılmışlardır. “Ang ilk Togu Balıkda süngüştümüz.” (“İlk anda Togu Balıkda savaştık.”) “ikinti”..., “üçünç”..., “törtünç”, “bişinç”... (“ikinci, üçüncü, dördüncü, beşinci olarak ...”) (Köl Tigin, Kuzey, 4-7).

“Amtı” kelimesi ise, mevcut zaman, yaşanılan zaman, şimdi için kullanılmıştır. Bu kelime şu cümlede geçmektedir: “İllig budun ertim, ilim amtı kanı, kimke ilig kazganur men tir ermiş.” (“İlli millet idim, ilim şimdi hani, kime ili kazanıyorum der imiş”) (Köl Tigin, Doğu, 9).

Güneşin doğuşundan batışına kadar zamanı ifade etmek için “Küntüz”, güneşin batışına kadar ki zamanı ifade etmek içinde “Tün” kelimesi kullanılmıştır. Bilge Kağan bu hususta şöyle demektedir: “Türk budun üçün tün utımadım, küntüz oturmadım.” (“Türk milleti için gece uyumadım, gündüz oturmadım”) (Bilge Kağan, Doğu, 22).

“Tang” kelimesi ise, tan, şafak anlamında kullanılmıştır. “Tün katdımız. Bolçuka tang öntürü tegdimiz.” (“Geceyi gündüze kattık. Bolçuya şafak sökerken ulaştık”) (Tonyukuk, I, Kuzey, 11).

“İlgerü kün togsıka birigerü kün ortusıngaru kurıgarı kün batsıkınga yırıgaru tün ortusıngaru anda içreki budun kop manga körür.” (“İleride gün doğusuna, beride gün ortasına, geride gün batısına, yukarıda gece ortasına kadar, onun içindeki millet hep bana tabidir”) (Köl Tigin, Güney, 2). Burada gün doğusu, gün ortası, gün batısı ve gece ortası tabirleri uzak mesafeleri belirtmek için kullanılmış olmasına rağmen; zamanla ilgili terimler olarak gece ve gündüzün bölümlerini göstermektedirler. Gün doğusu güneşin doğduğu sabahı, gün ortası güneşin yeryüzüne tepeden baktığı öğleyi, gün batısı güneşin battığı akşamı, gece ortası ise, gecenin yarısını gösterir ifadelerdir. Burada da görüldüğü üzere, yalnız gece ve gündüz değil, onların bölümlerini gösteren terimlerin kullanımı da zaman kavramlarının sistemleştirildiğinin bir kanıtı olarak görülmektedir.

Günle ilgili kavramlardan başka ay, mevsim ve yılları ifade eden kelimelerde kullanılmıştır. “Amga korgan kışlap yazınga Oğuzgaru sü taşıkdımız.” (“Amga kalesinde kışlayıp ilkbaharında Oğuza doğru ordu çıkardık”) (Köl Tigin, Kuzey, 8). “Otuz artukı sekiz yaşıma kışın Kıtany tapa süledim.” (“Otuz sekiz yaşımda kışın kıtaya doğru ordu sevkettim”) (Bilge Kağan, Güney, 2). “Bunca kazganıp kangım kağan it yıl onunç ay altı otuz ka yoğ ertürtüm.” (“Bu kadar kazanıp babam Kağan köpek yılı, onuncu ay, yirmi altıda uçup gitti. Domuz yılı beşinci ay, yirmi yedide yas töreni yaptırdım”) (Bilge Kağan, Güney, 10).

Yukarıdaki bilgilerden Göktürk döneminde zamanla ilgili gün, ay, mevsim ve yıl kavramlarının sistemleştirilmiş olduğu görülmektedir. Hatta yazın geçirildiği yazlak ya da yaylak, kışın geçirildiği kışlak doğrudan yaz ve kışla ilgili kavramlardır.

Göktürkler döneminde kullanılan zamanla ilgili tabirlerin Uygurlar döneminde de kullanıldığı görülmektedir. Yıl, ay ve günler Uygur hukuk belgelerinde tarihlendirmede kullanılmıştır (Arat, 1987a : 158). Zamanla ilgili erken, tan, sabah, öğle, kuşluk, akşam, gece yarısı, seher vakti gibi gece ve gündüzün bölümlerini gösteren kelimeler yaygın olarak yer almıştır (Arat, 1987b : 169-173).

Takvimler

Türkler tarih sahnesine çıkışlarıyla birlikte kendileri için önem taşıyan tarihi olaylar ve günlerin tarihlerini belirleme ihtiyacı duymuşlardır. Yılın belirli günlerinde toplantılar yaptıkları ve devlet meselelerini görüştükleri yazılı kaynaklarda geçmektedir. Hayat tarzları gereği yaylaktan kışlağa, kışlaktan yaylağa göçte boylar ve boylar birliğine mensup insanların aynı anda harekete geçmeleri, toplum için birinci derecede önem taşıyan siyasi, iktisadi ve dini toplantıların günlerinin sabitleştirilmesi belirli bir tarih hesabının yapıldığını ve takvime bağlandığını düşündürmektedir.

Asya Hunları’nın bütün kararların alındığı ve gündemi önceden belirli olan meseleleri yılın belirli günlerinde toplanan kurultaylarda görüşmeleri bu hususa açıklık getirmektedir. Bu toplantılar Hun hakanı Mo-tun döneminden başlamak üzere, devlet işleri ve dini törenlerle ilgili üç ayrı zamanda gerçekleştiriliyordu. Biri yılın ilk ayında, ileri gelen davetlilerle hükümdar sarayında yapılıyordu. Dini vasfı baskın görünen öteki toplantı Lung kalesinde, üçüncüsü ise, atların semişleştiği Sonbaharda Tai-lim’de yapılmaktaydı. Üçüncü toplantıda halkın ve hayvanların sayısı tespit ediliyordu (De Groot, 1921 : 59).

Göktürk dönemine gelindiğinde artık milli kaynaklardan anlaşıldığı üzere, Türk kültür çevresinde takvim kullanılmaya başlanılmıştır. Türklerin zamanla geniş coğrafyalara yayılmaları ve çeşitli kültürlerle temasları farklı takvimler kullanmaya başladıklarını göstermektedir. Şüphesiz bunlardan ilkini on iki hayvanlı takvim oluşturmaktadır.


On İki Hayvanlı Takvim


Türk kavimlerinin en eski zamanlardan beri, en çok kullandıkları takvim sistemi, devri on iki hayvanlı takvim sistemidir. İslam-Türk alimleri bu on ikili sisteme “Tarih-i Türki,” “Tarih-i Türkistan,” “Tarih-i Khıta” ve “Uygur” veya “Sal-i Türkan” (“Türk yılı”) demektedirler (Turan, 1941 : 24). Bu takvimde Dünya’nın ömrü 3.600.000 yıldır. Bu süre 360 veridir. 1 ven 10.000 yıldır. 12 yıl 1 devirdir. 1 yıl 12 aydır. 1 ay 4 hafta ve 30 gündür (Nur, 1926 : 2). Bu on ikili sistemde her hayvan bir yıla ad vermektedir. Devre tamamlandıktan sonra, yeniden on ikili devre başlamaktadır. Yıllara adlarını veren hayvanlar sırasıyla şunlardır: 1) Sıçgan (sıçan), 2) Ud (öküz), 3) Pars (pars), 4) Tavışgan (tavşan), 5) Nek (timsah), 6) Yılan (yılan), 7) Yund (at), 8) Koy (koyun), 9) Biçin (maymun), 10) Tagaku (tavuk), 11) İt (köpek), 12) Tonguz (domuz) (Kaşgarlı Mahmud : I, 346). Sıralamadan da anlaşılacağı üzere, devrenin ilki Sıçan, sonu ise Domuz yılıdır.

Takvimin kökeni ve yılların sırasının oluşumuyla ilgili olarak da şu bilgiler yer almaktadır: Türk hakanlarından birisi kendisinden birkaç yıl önce geçmiş olan bir savaşı öğrenmek ister, o savaşın yapıldığı yılda yanılırlar, onun üzerine bu iş için Hakan ulusuyla geneş (müşavere) yapar ve kurultayda “Biz bu tarihte nasıl yanıldıksa bizden sonra gelecek olanlar da yanılacaklardır; öyle ise, biz şimdi göğün on iki burcu ve on iki ay sayısınca her yıla birer ad koyalım; sağışlarımızı bu yılların geçmesiyle anlıyalım; bu aramızda unutulmaz bir andaş olarak kalsın” der. Ulus bu hakanın önergesini onaylar (Kaşgarlı Mahmud : I, 345).

Bunun üzerine Hakan ava çıkar; yaban hayvanlarını “Ilısu”ya doğru sürsünler diye emreder. Bu, büyük bir ırmaktır. Halk bu hayvanları sıkıştırarak suya doğru sürer. Bu hayvanlardan avlarlar; bir takım hayvanlar suya atılırlar; on ikisi suyu geçer; her geçen hayvanın adı bir yıla ad olarak takılır. Bu hayvanlardan birincisi “Sıçgan = sıçan” imiş. İlk önce geçen bu hayvan olduğu için ilk yıl bu adla anılmış ve ilk yıla “Sıçgan” yılı denilmiştir (Kaşgarlı Mahmud : I, 345).

Yukarıda verilen bilgilerden en kayda değeri, eski bir zamanda Türk kültür çevresinde şartların zorlamasının bir sonucu olarak, en azından bir savaşın tarihini bile belirlemede bu takvimin kullanılmaya başlamasıdır.

Bu takvimin Türkler’de belirgin olarak varlığı Göktürk yazıtlarında ortaya çıkmaktadır. Köl Tigin yazıtında onun ölümüyle ilgili şu bilgi yer almaktadır: “Köl Tigin koyn yılka yiti yigirmike uçdı. Tokuzunç ay iti otuzka yoğ ertürtümüz. Barkın bedizin bitigtaşın biçin yılka yitinç ay yiti otuzka kop alkdımız. Köl Tigin özi kırk artuki yiti yaşında bulut bustadı.” (“Köl Tigin koyun yılında (birinci ay) on yedinci günde uçtu. Dokuzuncu ay, yirmi yedinci günde yas töreni tertip ettik.Türbesini, resmini, kitabe taşını maymun yılında yedinci ay, yirmi yedinci günde hep bitirdik. Köl Tigin kendisi kırkyedi yaşında bulut çöktürdü”) (Köl Tigin, Kuzeydoğu).

Bilge Kağan’ın ölümü için ise, şu ilgiler bulunmaktadır: “Bunça kazganıp kangım kağan ıt yıl onunç ay altı otuzka uça bardı. Lazgın yıl bişinç ay yiti otuzka yoğ ertürtüm.” (Bu kadar kazanıp babam, kağan köpek yılı, onunca ay, yirmi altıda uçup gitti. Domuz yılı beşinci ay, yirmi yedide yas töreni yaptırdım”) (Bilge Kağan, Güney, 10).

Ayrıca, kaynaklarda sayılar için Göktürkler’in çetele tutmaları, bu tür belgelerin ok ucu ile balmumu üzerine damgalanması (Eberhard, 1996 : 86) ve hesapları bir değnek üzerine yapılan çentiklerden ibaret olması (Orkun, 1987 : 16) dikkate değer bir husustur.

Yazıtlarda tümen (on bin) ve katlarından söz edilmesi de takvime bağlı olarak yaş ve sayı kavramlarının gelişmiş olduğunu göstermektedir (Bilge Kağan, Doğu, 26).

Göktürkler’in kullandığı on iki hayvanlı takvimde her hayvanın bir yılı gösterdiği, yıl içerisinde aylar ve aylar içerisinde de günlerin varlığı ortaya çıkmaktadır.

Göktürkler’in kullandığı bu takvim Uygurlar tarafından da kullanılmıştır. Burada on ikilik devrede yıl, ay ve günler gösterilmektedir. Uygur hukuk belgelerinde “Takıgu yıl, törtünç ay, sekiz yangıya”, (“Tavuk yıl, dördüncü ay, sekiz yeniye”); “Koyun yıl, onunç ay, biş ugrmige”, (“Koyun yılı, onuncu ay, sekiz yeniye”) gibi ifadeler aynı anlayışın ürünüdür (Arat, 1987a : 158).

On iki hayvanlı takvim yalnız Orta Asya’da kullanılmamış, çok geniş coğrafyalarda Türk kavimlerinin kullandığı bir takvim olmuştur. Bu takvimi kullanan kavimlerden biri de Tuna Bulgarları’dır. Onlar hayvan adlarını kendi dillerinin yapısına uygun bir biçimde belirlemişlerdir. Ayları da diğer Türk topluluklarında olduğu gibi sayı sırasına göre belirtmişlerdir (Tekin, 1987: 20).

Çin Seddi’nden Tuna Nehrine kadar çok geniş coğrafyada Türk kültür çevrelerinde yaygın kullanım alanı bulan on iki hayvanlı takvimde yıla adını veren hayvandan hareketle yılların özellikleri 11. yüzyıldan başlamak üzere, çeşitli kaynaklarda belirtilmeye başlanmıştır. Bu çerçevede, yılların her birinde bir hikmet olduğunu sanarak, onunla fal tutmaya ve uğur saymaya yönelmişlerdir (Turan, 1941 : 91-96)2 Ayrıca, bu durum on iki hayvanlı takvimin Türk kültür çevrelerinde yaygın olarak kullanıldığının bir işaretidir. Yılların nasıl geçeceği, bolluk, kıtlık, savaş, kuraklık, yağış vb. olup olmayacağı yıllara adını veren hayvanlara göre belirtilmiştir.

Türk kaynaklara göre, on iki hayvanlı takvim Göktürkler döneminde kullanılmaya başlanmıştır. Yıl, ay ve gün hesabına göre, bu takvimin Türkler arasında kullanıldığı ve çoktan gelişim sürecini tamamlamış olduğu görülmektedir. Göktürk döneminde aynen runik (oyma) yazının gelişimini tamamlayarak, bütün Türk toplumunun sosyal, siyasi, hukuki, dini ve iktisadi ihtiyacını karşıladığı gibi, on ikilik devreyi esas alan yıl, ay ve günleri netleşmiş bu takvimde toplumun zamanla ilgili doğum, ölüm, yaş, yoğ, savaş gibi tarih zaptını zorunlu kılan bütün ihtiyaçlara cevap vermiş olması söz konusudur.

Bu durumda on ikilik devreyi esas alan takvim, yani on iki hayvanlı takvim Göktürk dönemi öncesinde kullanılıyordu. Kökeni kuzey medeniyeti olup, Asya Hunları tarafından da kullanılmıştır. On iki hayvanlı takvimin gerçek mucidi Türkler olmuştur (Turan, 1941: 64).

Asya Hunları’nda yılın belirli dönemlerinde gerçekleştirilen toplantılar aynen Göktürklerde de yapılıyordu (Eberhard, 1996 : 87). Bu dönemler aynı zamana denk geliyordu. Göktürkler bu zamanı belirli bir takvime bağlamışlardı. Bu toplantılar Göktürkler’e Asya Hunları’ndan intikal etmiştir. Yılın belirli zamanlarına denk getirilmesi aynı takvimin kullanıldığına işaret sayılabilir.

Adı geçen takvimin Hunlar’dan öncede kullanılmış olabileceği ifade edilmektedir (Turan, 1941 : 88). Gerçektende Saka döneminde kullanıldığına dair bilgi kırıntıları bulunmaktadır. M.Ö. 5. yüzyıla tarihlendirilen Eksik Kurganı’ndan çıkartılmış gümüş bir kap üzerindeki yazının, “Han’ın oğlu yirmi üç yaşında yok oldu. (Halkın?) adı da yok oldu.” Şeklinde okunduğu kabul görmektedir (Durmuş, 1999 : 50). Burada dil Türkçe olup, yaşı belirtmek için sayı kullanılmıştır. Yaşın belirli bir takvimle bağlantılı olduğu düşünülmelidir.

Kurganlardan çıkartılmış olan buluntularda bir ölçüde on ikili sistemle bağlantı kurmayı mümkün kılmaktadır. Tuva’da Arzhan yakınında bulunan ve Sayan-Altay Bölgesinin en büyük kurganında 360 at ortaya çıkarılmıştır. Burada 360 atın 1 yıl, 30 tanesinin 1 ayla ifade edildiği ileri sürülmektedir. Yine Kuban Bölgesinde de ortaya çıkarılan kalıntılardan aynı anlayışın varlığı belirlenebilmiştir (Marsadolov, 2002 : 526-527).

Sakalar’la aynılığı bilinen ve Sakalar’ın batıya geçmiş kolunu oluşturan İskitler’e (Durmuş, 1993 : 29) ait kurganlardan on ikili devreyi gösteren buluntular ortaya çıkartılmış olup, bunlar İskitler’de bu takvimin varlığına işaret sayılmaktadır.3

Milattan sonraki dönemlerde yaygın olarak kullanılan ve milattan önceki dönemlerde de varlığı belirginleşen on iki hayvanlı takvimle günümüzde kullanılan takvimin dönüşümleri üzerinde de durulmuştur. Hesaplamalara göre, miladın birinci yılı Tavuk yılına denk gelmektedir. Devrenin başlangıcı olan Sıçan yılı miladın dördüncü yılıdır. Bu durumda Sıçan yılı miladın 4, 16, 28, 40 ... yıllarına denk gelir. O halde devre adedi “n,” miladi yıl “M” ile gösterilirse, M = n x 12 + 4 ve buradan n = M – 4 / 12 olarak devre adedi bulunur (Turan, 1954 : 56).4


Türk Yıl Hesabı


Türk âlemi güneş yılını kendilerine has bir usulle yürütmüş, her yılı bir hayvan ismi ile adlandırmış, söz konusu hayvanın tabiatı üzerine yorum getirmişlerdir. Hayvanların hepsi on iki olup hepsine hakim olurlar, on iki yılda aynı hayvanın ismi bir defa gelir. Bu usul şemsiyenin başı “Hamal’den, yani Mart’tan” başlar. Mezkur on iki yılın adları ve tertipleri aşağıda yazıldığı gibi icra kılınmaktadır.

1. Sıçan Yılı: Bu yılın ilk aylarında ve ortalarında ferahlık, halk arasında hoş hâl ve zenginlik olur. Ama yılın sonbaharında halklar ve padişahlar arasında fitne başlar. Kışın salgın olur, yaz günleri yağmurlu olur. Sıçanlar çok olur ve buğdaylara hücum ederler.

2. Sığır Yılı: Bu yılda yıldırımlar ve gök gürültülü yağmurlar olur. Kışın tipiler çok olur, kar çok yağar, kış uzun sürer. Buğday ve her çeşit meyve çok olur.

3. Bars (Kaplan) Yılı: Bu yılda halk arasında düşmanlık ve adaletsiz işler olur. Padişahlar arasında geçimsizlik olur, sükûnet yoktur. Yazın buğday ve meyvelere afet gelir, yani kuvvetli zelzeleler olur. Denizde dalgalı tufanlar olur.

4. Tavşan Yılı: Bu yılda her çeşit nimet çok olur. Yaz ve kış mutedil olur, havalar iyi olur. Cümle halk arasında sükûnet ve rahatlık olur.

5. Nehak (Lu, Balık) Yılı: Bu yılda halk arasında husumet, fitne, çatışma ve savaş peyda olur. Yaz günleri yıldırım ve gök gürultülü yağmurlar çok olur. Kışın tipi ve kar çok olur; ağaçları soğuk çarpar.

6. Yılan Yılı: Bu yılda yazın yağmur az, havalar kuru olur; buğday az olur. Çoğu yerde açlık ve pahalılık olur. Kışın kar az yağar; rutubet olur. Halk arasında kaygı ve hasret olur. (Burada yazar kendi memleketi hakkında izahlarda bulunarak şöyle diyor: Yerli tecrübeye göre, yazın yağmurlu olur; otlar, buğdaylar çok olur, ancak toplamaya yağmurlar mani olur.)

7. Yılkı (At) Yılı: Bu yılda yazın hava ılık, yamurlu olur. Buğday ve meyveler boldur. Kışın kar fazla yağmaz. Halk ve padişahlar arasında fitne çıkar, savaş ve çatışmalar zuhur eder. Dört ayaklı hayvanlara hastalık bulaşır.

8. Koyun Yılı: Bu yılda yaz sıcak olur, kış soğuk ve uzun geçer. Halk arasında zenginlik ve rahatlık olup, padişahlar arasında savaş başladığı hâlde barış hemen sağlanır. Ancak deniz ve gemilerde felaketler olur.

9. Besin (Maymun) Yılı: Halk arasında haset ve düşmanlık olur. Yazın yağmur, kışın kar çok olur. Halk arasında hastalıklar yayılır. Hayvanlar arasından deve ve yılkı hastalığa yakalanır.

10. Tavuk Yılı: Bu yılda yaz yağmurlu ve sıcak geçer; buğday ve çeşitli meyveler çok olur. Kış karlı ve soğuk olur. Hamile kadınlara ağırlık gelir. Darı, karabuğdaylar erken dikilmelidir.

11. Köpek Yılı: Bu yılda yazın yağmurlar az olur. Buğdaylar az olup, fiyatlar pahalı olur. Kış yumuşak geçer. Meyveler ucuz olur. Halk arasında ölümler çok olur.

12. Domuz Yılı: Bu yılda yaz yağmurlu, kış uzun ve soğuk olur. Buğday çok ve ucuz olur. Padişahlar arasında muhalefet, savaş ve çatışmalar olur. Halk arasında geçimsizlik olur; çeşitli afetler meydana gelir.


Celali Takvimi

Hicri kameri yılın mali işlerde karışıklığa meydan vermesi yüzünden Büyük Selçuklular’da Sultan Melikşah zamanında (1072-1092) takvimde bir inkılap yapılmıştır. Güneş yılını esas alan bu yeni takvimin adına Celaleddin Melikşah’ın ismine izafeten “Takvimi Celali” denilmiştir (Türker, 1940 : 36).

Celaleddin’in çağırdığı bilim adamları hem 30’ar günlük 12 ayı eski adları ile hem de yıla 5 gün ekleme usulünü aynen korumuşlar, fakat bu günleri 12. ayın sonuna eklemişler, diğer taraftan her 4 yıllık bir devreye bir 6. ara gün katılmıştır. Bu takvim o dönemde kullanılan takvimler arasında en az hataya sahip hale getirilmiştir (Suter, 1988 : 59).

Bu bilim adamları senenin ilk gününü, yani yeni takvim başı olarak, hicri 471 yılı Ramazanı’nın 10. gününü, güneşin Hamel burcuna girdiği 15 Mart 1079 gününü kabul etmişlerdi. Şair Sadi (Ölm. 1263)’nin Gülistan’ında Celali yılının ikinci ayını yılın en güzel ayı olarak belirtmesi, bu takvim sisteminin 13. yüzyılda da kullanıldığını göstermektedir (Suter, 1988 : 60).

Hicri Takvim

Hicri takvim, Hz. Muhammed’in Mekke’den Medine’ye göçünün esas başlangıç olarak alındığı ay yılını esas alan bir takvimdir. Bundan dolayı, takvimde 622 yılı 16 Temmuzu takvimin başlangıcı olarak kabul edilmiştir. Hicri ay yılı yılda güneş yılından 11 gün farklı olduğundan mali işlerde hesaplara çok etki etmiştir. Bu nedenle hicri ay yılını esas alan takvimden başka yine Hicreti başlangıç kabul eden ve güneş yılını esas alan bir takvim de kullanılmaya başlanmıştır. Osmanlı Devleti’nde de diğer islam devletlerinde olduğu gibi Hicret’in başlangıç olarak kabul edildiği ve ay yılını esas alan Hicri takvim kullanılmıştır (Türker, 1940 : 34,35,38).

Mali (Rumi) Takvimi

Hicri, ay yılını esas alan takvimde güneş yılını esas alan takvimden farklı olarak kaymalar ve yılbaşının aynı zamana denk gelmemesi mali işlerde aksaklıklar oluşturuyordu. İşte bu sıkıntıların ortadan kaldırılması için Osmanlı Devleti’nde yeni bir takvim sistemi geliştirilmiştir. Bu takvime Mali (Rumi) takvim denilmiştir.

Adı geçen takvim Osmanlı Devleti’nde yaygın olarak kullanılmış, ancak aksaklıklardan dolayı çeşitli zamanlarda mali işlerde düzeltmeler yapılmasını zorunlu kılmıştır (Temelkuran, 2002 : 436,437).

Miladi (Gregoryen) Takvimi

Romalılar’da M.Ö. 46 yılında imparator Julius Caesar zamanında güneş yılını esas alan bir takvim kabul edilmiştir. Bu takvimde bir yıl 365,25 gün olduğundan dört yılda bir yıl 366 gün kabul edilmiştir (Dilgan, 1957 : 6). Ancak 1582 yılında Papa XIII. Gregoirus tarafından Julien takvimi üzerinde yeni düzenlemelere gidilmiştir (Pakalın, 1983 : III, 388). Daha sonraları 1 Ocak yılbaşı olarak kabul edilmiş, yıllarda Hz. İsa’nın doğumu “0” sayılarak; önceki dönemler Milattan önce, sonraki dönemler için ise, Milattan sonra tabiri kullanılmıştır. Bundan dolayı bu takvim “Miladi Takvim” adıyla da belirtilmiştir (Temelkuran, 2002 : 437).

Osmanlı Devleti’nde son dönemde devlet resmi işlerinde bu takvim kullanılmaya başlanmışsa da, bu durum tam bir geçişin olduğunu göstermemektedir (Türker, 1940 : 45). Nihayet Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurulması, inkılapların yapılması ile birlikte Miladi takvim ve Uluslar arası saatin kullanımı kabul edilmiştir. 1 Ocak 1926 tarihinden başlamak üzere “Miladi Takvim” kullanılmaya başlamıştır. Gün 24 saat kabul edilip, gece yarısının günün başlangıcı kabul edilmesiyle saat uygulamasında da yeni düzenlemeye gidilmiştir (Köstüklü, 2002 : II, 261,262).

Sonuç olarak, Türkler’de zamanla ilgili kavramlar bulundukları coğrafi çevre ve kültür dairesi içerisinde ortaya çıkmış ve gelişmiştir. Göktürkler döneminde zamanla ilgili kavramların fazlalığı kavramların oluşma ve gelişme sürecinin çoktan tamamlanmış olduğunu göstermektedir.

Türkler’in çok geniş coğrafyalarda çok uzun zaman diliminde kullanılmış olduğu takvim “On iki Hayvanlı Takvim”dir. Türk kültür çevrelerinde yaygın olarak kullanımından dolayı, “On iki Hayvanlı Türk Takvimi” denilmesi de gayet isabetlidir.

Göktürkler döneminde kullanıldığı kesin bilinen bu takvimin daha önceki dönemlerde de kullanılmış olduğunu kabul edebiliriz. Zira yıl, ay ve günle, sistemleştirilmiş bir şekilde çıkan bu takvimin bir tekamül evresi geçirdiğini düşünmemiz gerekir. Asya Hunlar’ında varlığı ileri sürülen bu takvimin çeşitli Saka topluluklarında da kullanılmış olduğu gün geçtikçe açıklığa kavuşmaktadır. Runik (oyma) yazıyı kullanan bütün Türk topluluklarının bu on iki hayvanlı takvimi kullandıklarını söyleyebiliriz. Hatta çeşitli Türk topluluklarında halk arasında günümüzde de kullanılıyor olması, bu yaygınlık ve sürekliliği göstermek açısından önemlidir. Diğer takvimler ise, adı geçen takvim kadar geniş kültür coğrafyalarında ve uzun zaman diliminde kullanılmamıştır.



On İki Hayvanlı Yılların Devri Vasıfları

I - Sıçan Yılı : Karışıklık, kargaşılık ve kan dökme çok olur; Hırsızlar, yol kesiciler çoğalır, halk yerdeki böceklerden zarar görür; bazı yerlerde rahatlık ve huzur olur; valilere ve divan ehline noksanlık ve ziyan yüz gösterir. Bu yılda yağmur orta halli olur.

II - Sığır Yılı : Sığırlar döğüşgen olmasından bu yıl harp çoğalır. Dert ve baş ağrıları çoğalır, kış soğuk geçer, mevsim kendi tabiatına az uyar, havalar değişik olur, soğuktan meyvelere afet erişir, etrafı alemde fitne ve karışıklık çok olur, insanlarda, bey ve sultanlarda keder çoğalır.

III - Pars Yılı : Hükümdarlar birbirine şüpheli nazarla bakarlar ve makam kavgasına girişirler; ahid bozuculuk ederler. Yemiş az olur. Hayvanlara afet az gelir. Kış kısa ve soğuk olur; göze ve ırmakların suyu çok olur.

IV - Tavşan Yılı : Nimet ve feragat çok olur; bazı yerlerde hastalık, ölüm, bilhassa kadın ve çocuklarda çok olur. Hükümdarlar adalet ve insafa meylederler, eğer zulüm vaki olursa adalet sebebi ile olur. Yağmur, çeşme ve ırmak suları bol olur. Meyve her nimet çok olur.

V - Ejder Yılı : Timsahın suda yaşaması dolayısıyla bu yıl çok yağmur yağar ve bolluk olur. Savaş ve kan dökücülük çok olur. Mahsul bol olur.

VI - Yılan Yılı : Bu yıl meyve çok az olur, yıl kurak kış soğuk ve uzun olur. Yılan, sıçan ve karınca bazı yerlerde çoğalır. Hükümdarlar, beyler arasında düşmanlık olur. Halk arasında hile artar, türlü hastalıklar meydana çıkar. Bazı yerlerde veba olur.

VII - At Yılı : Bu yıl karışıklık, fitne ile gelir, cenk ve savaş zuhur eder. Yaz hoş, hububat çok olur; dört ayaklılara hastalık ve helak erişir. Kış gayet yumuşak ve uzun olur; meyvelere afet erişir.

VIII - Koyun Yılı : Bu yılda nimetler bollaşır; insanlar iyilik ve hayra yönelirler; yağmur çok yağar, gerçi fitne ve karışıklık çıkarsa da çabukça sükun bulur ve asayiş yerine gelir.

IX - Maymun Yılı : Çok muharebe ve mücadele olur, reaya ve göçebelerin malı çok olur; büyükler ve eşraf birbirleriyle mevki kavgasına düşerler. Hırsızlar ve fitneciler galebe ederler ve halka mazarrat yaparlar; bu yılda, meyvelere afet erişir. At, deve gibi büyük hayvanlarda çok telefat olur.

X - Tavuk Yılı : Hastalık çok olur, bazı yerlerde zelzele tahribat yapar, alış veriş kesilir, eşya bahalanır, bazı, yerlerde büyük harpler olur. Hububat az olur. Hayvanat çoğalır.

XI - İT YILI : Fitne, karışıklık ve kan dökücülük, at ve katır ölümü olur, hayvanların kıymeti artar; hırsızlar ve yol kesiciler çoğalır, kış gayet soğuk geçer, çok hastalık olur.

XII - Domuz Yılı : Hükümdarlar arasında mühalefet olur; reaya üzerine emir ve nehiyleri geçer. Tehlikeli hastalıklar çoğalır. Hırsız ve yol kesiciler artar. Meyveler bollaşır.

Konu Hale tarafından 09 Ağustos 2015 Pazar - 20:37 tarih ve saatinde düzenlenmiştir
Konu İçeriği Düzenlenmiştir.


#2
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
12 Hayvanlı Türk Takvimi


Edouard Chavannes’in “Le Cycle turc des Douze Animaux 12 Hayvanlı Türk Takvimi” adlı araştırmasında, Asya’da kullanılan 12 Hayvanlı takvim Türklere ait bir takvim sistemi olduğunu ve Çinlilerin bu takvimi Türklerden aldığını bularak “12 Hayvanlı Türk Takvimi” adını koymuştur.Bu takvim 12 yılın 5 katı olan 60 yıllık devreleri ile Gök Türkler’de, Uygur Türkleri’nde, Tuna-Bulgar Türkleri’nde, İtil Bulgar Türkleri’nde ve daha önceleri de büyük ihtimalle Hun Türkleri’nde kullanılmış olup, Türkler arasında çok yaygın bir sistem olmuştur.


Resmi ekleyen



12 Hayvanlı Takvim'de hayvanlara göre yıllar.



Gök Türk yazıtları, Uygur kitap ve hukuk belgeleri, Tuna Bulgarları’nın yazıtları, Bulgar Hakanları Listesi bu takvimle tarihlendirilmiştir. Hatta, Manas Destanı’ndaki bazı olaylar bile On İki Hayvanlı Türk Takvimi ile tarihlendirilmiştir. Türk Takvimi’nde bir gün 12 bölüme ayrılır, her bölüme ‘Çağ’ adı verilirdi. Bir çağ iki saat, dolayısıyla bir gün de 24 saat idi. Herbir çağ ise sekiz ‘Keh’ten ibaretti. Yılbaşı olarak gece-gündüz eşitliğinin yaşandığı 21 mart, Nevruz günü alınırdı. Bu eski Türk takvimi, her biri bir hayvan adı ile anılan “ 12 yıllık” devre esasına dayanıyordu.

Tabiat olaylarıyla iç içe olan atlı göçebe Türkler, hayatlarını belli bir düzene koyma ihtiyacı duymuşlardır. Bu sebeple "geçmiş şimdi - gelecek" bilgisi yoluyla, zamanı sistemli hale getirmişler.

Zamanı ölçmek için kullandığımız ölçütlerin , hepsinin temelinde aslında gök cisimleri ve göksel olaylar bulunur. Gerçekte zamanımızı Güneş'e, Ay'a, gezegenlere ya da yıldızlara bakarak belirlememiz eski atalarımızdan bize kalan bir mirastır. Türkler eski dönemlerden beri göçebe ve bozkır hayatı yaşadığı için bu insanlar zaman hesaplamaya, özellikle de hasat zamanını çok iyi belirlemeye gereksinim duydular. Öte yandan yıldızlara bakarak bilinmeyen; haber verdiği iddia edilen şaman, evliya, hesapçıların ya da kabile büyücülerinin işlerinden biri de yıldızların konumuna bakarak yaylaya göçme, koyunları çiftleştirme, ot biçme, tohum atma, tarlayı çapalama ya da ekinleri biçme zamanının geldiğini insanlara söylemekti. Böylece yılın belli zamanlarını hesaplama ve ilkel bir takvim yapma işini ilk kez bu şamanlar, evliyalar ve hesapçılar gerçekleştirmiş oldular.

Türkler uzun tarihi süreçte kendilerine has, 12 hayvanlı takvim geliştirmişlerdir. Bu takvimde yıllara numara vermek yerine 12 hayvanın adı verilmiştir. Bundan dolay "12 Hayvanlı Türk Takvimi" denilmektedir. Takvimin yıl simgeleri hayvanlardan oluştuğuna göre, kaynağın hayvancılıkla geçinen kavimlerde, yani Kazak bozkır topluluklarında aranması son derece doğal olacaktır. Bu takvim Türklerde Hun İmparatorluğu döneminden itibaren kullanıla gelmiştir. Ata yurdunda yaşayan Kazak Türkleri ata mirası olan eski Türklerin kullandıkları 12 hayvanlı takvimi simdi hala devam ettirmektedir.

İslam-Türk Alimleri bu on ikili sisteme "Tarih-i Türki", "Tarih-i Türkistan", "Tarih-i Khıta" ve "Uygur" veya "Sal-i Türkan" (Türk yılı) demektedirler.


Bu takvimde,

•
Dünya’nın ömrü 3.600.000 yıldır.
• Bu süre 360 ven'dir.
• 1 ven 10.000 yıldır. 12 yıl 1 devirdir.
• 1 yıl 12 aydır.
• 1 ay 4 hafta ve 30 gündür.


Bu on ikili sistemde her hayvan bir yıla ad vermektedir. Devre tamamlandıktan sonra, yeniden on ikili devre başlamaktadır.


Yıllara adlarını veren hayvanlar sırasıyla şunlardır:

1.
Sıçan – Fare
2. Ud – Sığır Öküz
3. Bars – Pars
4. Tavışgan - Tavşan
5. Lu - Ejderha
6. Ilan - Yılan
7. Yunt – At
8. Koy - Koyun
9. Biçin – Maymun
10. Tabuk - Tavuk
11. İt – Köpek
12. Tonguz – Domuz


Bu takvimde güneş yılı esas alınmış ve 12 devreye ayrılmıştır. Yılbaşı Fare'den ve Nevruz ayının (Mart ayının) 22'sinden itibaren başlar. Her 12 yılda bir başa döner. Buna göre 1991 yılının Mart ayında başlayan Koyun yılı 2003 yılının Mart ayında tekrar başlar.


Aylar


Bir yılda 12 ay vardı. Aylar birinçay (birinci ay) , ikinçay (ikinci ay), üçünçay (üçüncü ay), dördünçay (dördüncü ay), beşinçay (beşinci ay), altınçay (altıncı ay), yedinçay (yedinci ay), sekizinçay (sekizinci ay), dokuzunçay (dokuzuncu ay), onunçay (onuncu ay), onbirinçay (onbirinci ay) ve onikinçay (onikinci ay) diye adlandırılmıştır.

Mevsimler

• Oğlak ay: İlkbahar
• Uluğ Oğlak ay: Yaz
• Uluğ ay: Sonbahar
• Ay: Kış


Günler

Türklerde gün isimlerinin yabancı kökenli olmasının sebebi bazı tarihçilere göre; göçebelik sebebiyle Türklerde gün kavramının gelişmemesidir. Türk Takvimi‘nde bir gün 12 bölüme ayrılır, her bölüme Çağ adı verilirdi. Bir çağ iki saat, dolayısıyla bir gün de 24 saatdi. Herbir çağ ise sekiz Kehten ibaretti. Yılbaşı olarak gece-gündüz eşitliğinin yaşandığı 21 Mart, Nevruz günü alınırdı.

Yıl sayımı, halkbiliminin bir bolümüdür. Yıl sayımına Kazaklar 'jil kayıruw" (yıl çevirme) demektedir. 12 yılın oluşturduğu zamanı bir küme saymıştır. Bu 12'lik zaman dilimine Kazaklar "müşel" adını vermektedir. Bu metot, geçen yılları hesaplamada hem kolay, hem de kullanışlı olan bir hesap sistemidir. Birincisi 13 yıldan, ondan sonrakiler 12 yıldan hesaplanarak insanların yaşı da çok kolay hesaplanabilir.

Kişinin yaşı hesaplandığında "Fare'den yani Fare 13" diye birinci müşeli (bebeklik çağı müşeli) 13 yaş diye hesaplanır ve ikinci müşel (delikanlılık müşeli) 25 yaş; üçüncü müşel (yiğitlik müşeli) 37 yaş; dördüncü müşel (orta yaş müşeli) 49 yaş; beşinci müşel (yaşlılık müşeli) 61 yaş; altıncı müşel (ihtiyarlık müşeli) 73 yaş; yedinci müsel (kocalık müşeli) 85 yaş ve böyle devam etmektedir. Eskiden ihtiyarlar "altmış birdeyim" demez onun yerine "beşinci müşeli doldurdum" derlermiş.

Yaş sorulduğunda, ilk önce "hangi yıl?" diye, yılını sorup, kişinin yüz hatlarına bakıp, yaşı tahmin edilir. Örneğin, orta yaşa basmış kişinin doğduğu yıl "sığır" olan bir kişiye 1977 yılında yay sorulursa, o kişi dört müşeli 49 yaş diye kabul eder ve gelecek yılı ekleyip "Pars 50, Tavşan 51, siz bu yıl 51'e basmışsınız" der.

12 Hayvanlı takvim tamamen Türklerin kendine özgü bir takvimi olduğu için, Kazaklar kendi anlayış ve inancına göre açıklık getirmiştir. Bu konuda Kazak Halkbilimcisi Seyit Kenjeahmetoglu'nun araştırmasında şu bilgiler yer almaktadır.

1. Fare Yılı

12 yıllık sürenin birinci hayvanı Faredir. Her sene 21 Mart'ta sona erer ve 22 Mart'tan itibaren yeni yıl başlar. Uzun yıllar zorluklarını ve güzelliklerini birlikte yaşayan halk çok tecrübeler kazanmıştır. Her yılın özelliklerini kavradığı için yeni yıla hazırlıklı olarak girmişlerdir. Bunlardan biri olan fare yılını halk, bolluk ve bereket, saadet ve barış, sükunet yılı olarak saymaktadır. Halkın bu güveni çoğu zaman önem kazanmaktadır. Gerçekten de uzun yıllar boyunca fare yılında zorluk, savaş ve açlık olmamıştır.

İlk Kazak Hanlığı 1456 yılında yani fare yılında kurulmuştu.
Yüsün Boyunun düşünürü iniirii Töle Bit fare yılında (1756) vefat etti.
Lakabı Kanjıgalı olan Bögenbay Batur 1684 fare yılında doğdu.

2. Sığır Yılı

Evcil hayvanın adıyla adlandırılmaktadır. Halkın hafızasında çoğunlukla zorluk, kavga ve tartışma dolu bir yıl olarak kalmış. Sığır yılında bir uğursuzluk meydana geldiğinde halk " bu yıl zaten zor bir yıldır"deyip geçiştirmiş.Batıl inançlara göre sığır yılında doğan insanlar kendi eliyle sığır kesmezlermiş.

3. Pars Yılı

Yırtıcı hayvanın adıyla adlandırılmaktadır. Bu yıl kötülük ile iyiliğin, sıkıntı ile kolaylığın iç içe yaşandığı bir yıl olarak sayılmaktadır. Yine de pars yılını Kazaklar fena bir yıl olarak görmüyor.
Hz. Muhammed (s.a.s), pars yılında (570) dünyaya geldi ve ejder yılında (632) vefat etti.
1937-38 yıllarında "Halk Düşmanı" adı altında soy kırımı bu pars yılında oldu.
1986'daki Almat' da olan "Jeltoksan" olayı da bu yıla denk gelmektedir.

"Alaş"ın lideri Mustafa Çokay da Pars yılında (1890) da doğup, yılan yılında (1941) vefat etti.

4. Tavşan Yılı

Tavşan yılını Kazaklar felaket, kıtlık ve zorluk yılı olarak saymaktadır. Çünkü tarihe göz attığımızda Kazaklar 1867-68 yıllarında 'jalpak koyan" (Geniş Tavşan) kıtlığı, 1879-80'de "Ülken Koyan" (Büyük Tavşan) kıtlığı, 1891-92'de "Kişi Koyan" (Küçük Tavşan) kıtlığı ve 1915-16'da "Takır Koyan" (Çıplak Tavşan) kıtlığı yaşamışlardır. Bu büyük felaketerde halkın elindeki hayvanların hepsi ölmüş ve halk da büyük sefalete uğramış. Bundan dolap kıtlığın büyüklüğüne göre felaket yıllarına isim verilmiştir.

Kazak tarihindeki "Aktaban şubırındı, Alkaköl Sulamalı" (Çırılçıplak Bozguna Uğrama) adlı ağır göç olayı tavşan (1723) yılında olmuştu.

"Tavşan yılı" yazarların eserlerinde de önemli yer tutar. İlyas Jansugirev bu yıl hakkında şöyle diyor:

"Kış ayında tilki avlayıp kurda vuran,
Bir tane Kazak bulamazsın bozkırda.
Gelip geçti "beyaz tavşan gibi"birçok kışlar
Ağır ayaz getirip halkı zor duruma soktu"

5. Ejder Yılı

Eski Türkçede "ejder" yerine "uluw" olarak geçmektedir. Bununla ilgili çeşitli görüşler vardır. Kazaklar bu yılda tahıl ve otun bol olduğunu düşünmektedir. Bundan dolayı "Uluw Yılı" sakin, huzurlu, güzel bir yıl olarak sayılmaktadır. Ama bazen bu yılda başarısızlıklar da yaşanabilir

6. Yılan Yılı

Kazak efsane ve masalllarında "Yılan yılı sinsi geçti" gibi kalıplaşmış sözler geçmektedir. Ulu şairimiz Abay da "Kazak Halkının Kökeni Hakkında Birer Söz" adlı eserinde, tarihi belgelerle bunu destekliyor. Abay'ın dediğine göre Cengiz Han yılan yılı1221'de Otırar'ı aldı ve 1222-23 at ve koyun yıllarında ise Asya'yı işgal etti.

1928-29 yılan yıllarında Kazakların malı mülkü yağmalandı.
1941'deki savaş da bu yılan yılında oldu. 1917-18 yıllarındaki Kazak halkını felakete uğratan Ekim İstilası da bu yılan yılında oldu.

Ulu Abay yılan yılında doğdu ve Ejder yılındada da vefat etti (1845-1904).

7. At Yılı

Halkımızın geçmiş tarihinde, efsane, masal ve hikayelerinde at yılı hakkında kötü bir izlenim yoktur. Batıl inanca göre bu yılda doğanlar atı kendi elleriyle kesmezler.
Kazak edebiyatının ünlü temsilcilerinden Saken Seyfulin, Beyimbet Mayilin ve İlyas Jansügirov'ların hepsi at yılı (1884'de) doğdu ve pars yılında (1938'de) kurşuna dizildi.
Kazakların ünlü kahramanı Karakerey Kabanbay Batur da bu at yılında doğdu (1690).
Ünlu ozan Jambıl Jabayev de at yılında doğdu ve tavuk yılında vefat etti (1846-1945).

8. Koyun Yılı

Kazaklar bu yılı güzel olarak bulmakta ve hep bu yılı beklemektedir. Bu yılla koyunun karakteri arasında ilgi kurup koyun karakterine benzetirler. Koyun yılında çoğu zaman halk, huzur, bereket ve bolluk içinde yaşamıştır. Devlet ekonomisine göz atarsak gerçekten de (1966-67) koyun yılında Kazakistan'da milyar tondan fazla tahıl alındı.

Maşhür Jüsüp'ün söylediğine göre Kunanbay Hacı bu koyun yılında doğdu, ünlü Şon Biy ise koyun yılında vefat etti.

Halkı sömüren Sovyetler Birliği (1991) koyun yılında yıkıldı.

Kazakistan Cumhuriyeti koyun yılında (1991) bağımsızlığına kavuştu.
Kazak halkının manevi lideri Ahmet Baytursunoğlu koyun yılında doğdu ve pars yılında vefat etti (1873-1938).

9. Meşin (Maymun)

Meşin'in nasıl bir mahluk olduğu belli değil. Eski Türkçe'de "biçin" olarak geçmekte. Şimdi Türkiye Türkçesinde ona Maymun da denilmektedir. Efsanelerde meşin maymun değil, yabanileşmiş vahşi bir insan olarak tasvir edilmektedir.

"Bu nasıl bir yıldır?" denildiğinde Kazaklar, bu yıla "uğursuzluk, karışıklık ve kötü hadiselerin çok olduğu yıl" diyerek kormaktadır.

Gerçekten de tarihte kıtlık, felaket gibi kötü olaylar bu yıllarda olmuştur. Örneğin, 1920 yılında Kazak bozkırında hayvanların çoğu ölmüştü. Bundan dolayı bu yıl "Tas meşin" (Taş Meşin) olarak nitelendirilmektedir.

Ak Orda Kağanlığı 1428 yılında (Meşin yılında) yıkıldı.

10. Tavuk Yılı

Tavuk yılı da halkın aklında zor bir yıl olarak kalmıştır. Yaşlılar, "bu yıllarda halk çok çile çekmiştir" diyorlar. Bu görüş temelsiz değildir. 1920-21, 1932-33 yıllarında kıtlık ve açlığın yaşandığı herkes tarafından bilinmektedir. 1968-69 yıllarında ise kuraklık yaşandı.
Tavuk yılında dünyaca ünlü alim ve yazarlar da doğdu. EI Farabi (870-950), M. Dulatov (1885-1935), M. Awezov (1897-1961) bu yılda doğdular.

11. İt Yılı

Kazaklar, köpeği yedi hazineden biri olarak saymaktadır. Halk bu yılı huzursuz bir yıl olarak görmüyor. Maymun ve Tavuk yılında yaşanan ağır felaketler ve güçlükler biraz olsun it yılında hafiflemiş, azalmıştır. Örneğin 1933 yılında açlık bitti ve 1945 yılında ise savaş sona erdi.
Büyük alim Kanış Satbayev it yılında doğdu ve ejder yılında vefat etti (1898-1964).

12. Domuz Yılı

12 Hayvanlı Takvimin son yılıdır. Bazı Türk boyları ve Kazakistan'ın bazı yerlerinde buna "Kara Geyik Yılı" da denmektedir. 12 Hayvanlı Takvimi, Kazaklar Hun döneminden beri kullandığı için (yani İslamiyetten önce) domuz da bu yıllığa girmiştir. Domuz yılını halk "bela çok olur" diyerek iyi saymazsa da çoğu zaman huzurlu, sükünet yılı olarak bilinmektedir. Kazak-Jongar Savaşı, 1729 yılında (domuz yılı), Kazakların galibiyeti ile sona ermiştir.

Konu Hale tarafından 09 Ağustos 2015 Pazar - 20:35 tarih ve saatinde düzenlenmiştir
Resim Linkleri Düzenlenmiştir.


#3
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Resim Linkleri Ve Konu İçeriği Düzenlenmiştir.




0 Kullanıcı konuyu okuyor

0 Kullanıcı, 0 Misafir, 0 Kayıtsız kullanıcı