İçeriğe git

Welcome to Kadim Dostlar ™ Forum
Register now to gain access to all of our features. Once registered and logged in, you will be able to create topics, post replies to existing threads, give reputation to your fellow members, get your own private messenger, post status updates, manage your profile and so much more. This message will be removed once you have signed in.
Login to Account Create an Account
Resim

Kabe | Kabe'nin Diğer İsimleri - Fiziksel Özellikleri - Konumu - İnşaat Tarihi - Kabe'nin Örtüsü - Kabe'nin Kapısı Ve Anahtarı

- - - - -

  • Yanıtlamak için lütfen giriş yapın
Bu konuya 14 yanıt gönderildi

#11
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Kabe'nin Yeniden İmarı Ve Peygamberimizin Hakemliği



Kâinatın Efendisi otuz beş yaşında idi.


Bu sırada Kureyş kabilesi, Kâbe duvarlarını yıkıp, yeniden tamir kararını verdi. Zira, yıllardan beri yağan yağmur ve neticede meydana gelen seller, yapı itibarıyla pek sağlam olmayan bu ma`bedi oldukça yıpratmıştı. Çatısız bulunması sebebiyle de, yağan yağmurlar temeline kadar tesir etmiş ve binâyı âdetâ harab bir hale getirmişti.

Son olarak gelen büyük bir sel, Kâbe`yi bütün bütün sarsmış, duvarlarını çatlatmıştı. Bu durum Mekkelilerde bir korku ve telâş uyandırmıştı.

Bu arada bir hâdise daha oldu. Kadının biri Harem`de ateş yaktı. Ateşin korundan sıçrayan kıvılcımlar, Kâbe`nin örtüsünü tutuşturdu ve yanmasına sebep oldu.

Bütün bunların üzerine bir de Kâbe`nin içinde bulunan bir definenin çalınması eklenince, Mekkeliler, artık, verdikleri kararı bir an evvel gerçekleştirme gayretine girdiler.115


İnşaat Malzemesi Yüklü Gemi


Kureyşliler, Kâbe`yi nasıl ve neyle tamir edeceklerini düşünüp istişare ediyorlardı.
Bu sırada Cidde`ye gitmek üzere Mısır`dan yola çıkmış bulunan bir Bizans gemisi, Cidde yakınlarında karaya oturdu.

Bunu haber alan Kureyş, olay yerine bir heyet gönderdi. Geminin yükü yumuşak aktaş, tahta, direk ve demirdi. Bunlar Kureyş`in arayıp da bulamadıkları şeylerdi.

Heyet, gemide bulunanlarla anlaşarak keresteyi satın aldı. Bunun yanında, gemideki tüccara, Mekke`ye serbestçe girebilme ve mallarını gümrüksüz satabilme garantisi de verdiler. Halbuki, daha evvel Mekkeliler, şehirde ticâret eşyası satanlardan öşür alırlardı.

Gemide ayrıca Bâkûm adında Bizanslı bir mîmar da bulunuyordu. Kâbe yapımında kendisinden istifade etmek üzere bu mîmarla da anlaştılar.

Buna göre, duvarlarını yeniden tamire karar verdikleri Kâbe`nin mîmarlığını Bizanslı Bûkûm, marangozluğunu ise Mekke`de oturan Kıbtî bir usta yapacaktı.116


Duvarların Taksimi



Kâbe duvarlarının taşlarla örülmesi işi, kur`a ile kabileler arasında dörde taksim edildi. Buna göre,

Abd-i Menaf ile Zühreoğullarına Kâbe`nin cephe ve kapı tarafı;

Abdüddar, Esed ve Adiyyoğullarına Kâbe`nin Şam cephesi (Hatiym, Hıcır tarafı);
Şehm, Cehm (Cümâh) ve Amiroğulları payına Kâbe`nin Yemen köşesi ile Hacerü`1-Esved köşesi arası, Mahzum ve Teymoğullarına ise, Safâ ve Eryad`a bitişik olan Yemen cephesi düştü.117


Mekke`nin Sarsılması


Her kabile, kendisine düşen tarafı yıkıyordu. Hazret-i İbrâhim`in attığı temele kadar inildi. Bundan sonra, birbiriyle kaynaşmış deve sırtı gibi yeşil yeşil taşlar görülmeye başlandı.
Niyetleri daha da aşağı inmekti. Ne var ki, buna muvaffak olamadılar. İçlerinden biri bu yeşil taşlara kazmayı sallayınca, birden zelzeleye uğramış gibi Mekke`nin sarsıldığını gördüler. Herkeste bir korku ve telâş başladı. Bundan sonrasını yıkmaya müsaade bulunmadığını anlayıp, kazdıklarıyla iktifâ ettiler.118


Kabileler Arasında Anlaşmazlık Çıkması


Herkes kendisine düşen taraf için taş taşıyor ve duvarlar örülüyordu. Bina, Hacerü`1-Esved`in konulacağı yere kadar yükseltilmişti. Ancak, bu mübarek taşı yerine koymada kabileler arasında anlaşmazlık çıktı. Her kabile, kendisini diğer kabilelerden bu hususa daha lâyık görüyordu. Kabile taassubunun bütün şiddetiyle hüküm sürdüğü bir zamanda, hangi kabile bu şerefi başkasına kaptırmak isterdi? İş kızıştı, tartışma ve münakaşa son derece sertleşti. Öyle ki, birbirleriyle vuruşacaklarına dair yemin bile ettiler.119

Ortalığı bir kargaşalık kaplamıştı. Her an çarpışma bekleniyordu. Çarpışma vuku bulursa, çok kişi hayatını kaybedebilir, çok mal telef olabilirdi.

Bu duruma bir çare bulmak gerekiyordu.

Dört beş gün Kâbe`nin duvarlarına tek taş koymadan, Kureyş kabileleri, bekleyip durdular. Sonra tekrar Mescid-i Haram`da toplandılar. Birbirleriyle konuştular, tartıştılar. Bu arada, kabileleri uzlaşmaya davet edenler de vardı.

Kanlı bir hâdisenin kopması her an beklenirken, Kureyş`in en yaşlılarından Ebu Ümeyye diye bilinen Huzeyfe bin Muğire, ortaya atıldı ve taraflara şu teklifi sundu:

"Ey Kureyşliler! Anlaşamadığınız şu işte, ma`bedin kapısından (Benî Şeybe kapısını eliyle işaret ederek) ilk girecek zâtı aranızda hakem yapın, o kimse bu işi bir neticeye bağlasın."120

Ebû Ümeyye`nin bu beklenmedik teklifi, taraflarca tereddütsüz kabul gördü.

Muhammedü`l-Emîn Geliyor!

Artık, bütün gözler Benî Şeybe kapısındaydı.

Acaba kim çıkacaktı ve kabilelerin anlaşmazlığına nasıl bir çare ile son verecekti? Hiçbir kabilenin gönlünü kırmadan bu işi nasıl halledecekti?

Merak dolu bakışlar, Mescid`in mezkûr kapısını dikkatle süzmekte idi.

Kapıdan bir zât belirdi. Uzaktan fark ettiler, kendisine mahsus boyu, posu ve yürüyüşüyle vakar içinde gelen bu zâtı derhal tanıdılar ve sevinç içinde bağırdılar:

"El-Emîn, o! Muhammed, o! Onun aramızda vereceği hükme razıyız."
121

Evet, gelen Muhammedü`l-Emîndi (a.s.m.). Herkesin itimadını kazanmış olan dürüst insandı.
Bu sebeple merak dolu bakışlar, birden sevinç bakışlarına döndü. Çünkü, âdil karar vereceğinden, hepsi, tereddütsüz emîndi.

Elbette, isabetli karar vermekten şaşmayan Efendimizin gelişi, tesadüf değildi. Vereceği hükümle, onlara, peygamberliğinden önce de isabetli görüşe, derin düşünceye sahip olduğunu tasdik ettirecekti.

Kureyş, durumu kendilerine anlattı.
Kalbi gibi, zihni de tertemizdi, Efendimizin.

İsâbetli kararı vermekte gecikmedi ve şu emri verdi:

"Hemen bana bir örtü getiriniz!"

Ânında getirdiler. Bir rivâyete göre, bu Velid bin Muğire`nin elbisesi idi. Diğer bir rivâyete göre ise, Peygamber Efendimiz bizzat kendi ridâsını bu işte kullandı.122

Kâinatın Efendisi, getirilen örtüyü yere serdi.

Küçük büyük herkesin dikkatli bakışları, Efendimizin üzerinde toplanmıştı. O, örtü ile ne yapacaktı?

Merakları fazla sürmedi. Sevgili Peygamberimiz, Hacerü`l-Esved`i bu örtünün ortasına koydu. Sonra da,

"Her kabileden bir kişi bunun birer köşesinden tutsun!" diye emretti. Öyle yaptılar.
Hacerü`l-Esved`i örtüyle konulacak yere kadar kaldırdılar.

Ve Resûl-i Kibriya Efendimiz, Hacerü`1-Esved`i bizzat kendi elleriyle yerine koyarak, bu şerefe nâil oldu.

Bundan sonra duvar örülmeye başlandı ve kısa zamanda tamamlandı.123

Böylece, Allah Resûlü, İlâhî mevhibenin bir eseri olan isâbetli kararıyla, kabileler arasında büyük bir kanlı çarpışmayı önlemiş oldu.

Bu kararıyla, Sevgili Peygamberimiz, kendisinden çok daha yaşlı ve haliyle tecrübeli bulunanlardan bile daha isabetli görüşe, daha kuvvetli muhakemeye ve daha ziyade zekâya sahip bulunduğunu, aynı zamanda, İlâhî bir kuvvetle te`yid edildiğini ortaya koymuş oluyordu.
İbn-i Abbas Hazretlerinin bir rivâyetine göre, Efendimiz, Hacerü`l-Esved`i yerine koyduğu gün, Pazartesi günü idi.124



Mübârek Taş


Renginin siyah olması sebebiyle Hacerü`l-Esved (Siyah Taş) diye adlandırılan bu mübârek taş, Kâbe`nin Şark köşesinde olup, yerden bir buçuk metre yükseklikte, kapıya yakın bir yerde yerleştirilmiştir. Üç büyük ve birkaç tane de küçük parçadan müteşekkildir. Etrafı gümüş bir halka ile çevrilidir. Bir başka ismi, Ruhu`l-Esved`dir.

Bu mübârek taş, semâvî bir taş olup, Hz. İbrahim`e (a.s.) Hz. Cebrâil tarafından getirilmiştir. Kâbe duvarına yerleştirilmeden evvel, Ebû Kubeys Dağında muhafaza edilmekteydi. Bir rivâyete göre, Kâinatın Serveri, Peygamber Efendimizin, "Ben, peygamber gönderilmeden evvel, Mekke`de bana selâm veren taşı, hâlâ biliyor ve tanıyorum" ifadelerinin işaret ettiği taş, bu Hacerü`l-Esved`dir.

Bir gün, bu taşa yaklaşıp öpen Hz. Ömer, şöyle demişti:

"Çok iyi bilirim ki, sen zararı ve menfaati olmayan bir taş parçasısın. Eğer Resûlullahın seni takbil ettiğini [öptüğünü> görmese idim, asla seni takbil etmezdim."

Peygamberimizin, Hz. Ali`yi Yanına Alması


Efendiler Efendisi otuz altı yaşında.


Milâdî, 607 senesi.

Mekke`de şiddetli bir kuraklık ve kıtlık başgöstermişti. Çoğu âile, geçim sıkıntısından perişan bir durumda idi.

Geçim sıkıntısı içinde bulunan âilelerden biri de, Resûl-i Ekrem Efendimizin amcası Ebû Talib âilesi idi.

Efendiler Efendisinin kalbi şefkat ve merhamet kaynağıydı sanki. Zâtına yapılan iyilikleri asla unutmuyordu. Kendisine karşı gösterilen kadirşinaslıkları asla karşılıksız bırakmak istemiyordu. Böylesi güzel ve eşsiz bir mizâca sahip bulunuyordu.

İşte, şimdi geçim sıkıntısı çeken biri vardı. Kendisine, elinden gelen yardımı esirgemeyen biri… Çocukluğundan beri şefkatli kanatları arasında büyüdüğü biri: Ebû Talib…

Amcası geçim sıkıntısı içinde iken, o nasıl rahat edebilir ve nasıl yardımına koşmazdı? Derhal harekete geçti. Hali vakti yerinde olan diğer amcası Hz. Abbas`a koştu, durumu kendisine arzetti. Sıkıntı içinde kıvranan Ebû Talib`e yardım ellerini uzatmaları, yükünü bir nebze olsun hafifletmeleri gerektiğini anlattı.

Hz. Abbas, Efendimizin bu dâvetini memnuniyetle karşıladı ve birlikte Ebû Talib`e vardılar. Maksadları Ebû Talib`in evindeki kalabalığı biraz azaltmak, hiç olmazsa birkaçının nafaka yükünü omuzundan kaldırmaktı.

Maksadlarını Ebû Talib`e açınca, o bundan memnuniyet duydu ve sonunda Efendimiz; ismini bizzat koyduğu Hz. Ali`yi, Hz. Abbas da Hz. Cafer`i himâyesine aldı.

O sırada, Hz. Ali, dört veya beş yaşında bulunuyordu. Henüz bu yaşta, "Güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim," buyuran Resûl-i Kibriyânın himâyesine girmesi, Hz. Ali için eşsiz bir mazhariyetti. Bu yaşından itibaren onun terbiye süzgecinden geçecek, dâvet edildiğinde ise, derhal îmân edecektir. Bu îmânı sırasında 9-10 yaşlarında bulunan Hz. Ali, aynı zamanda ilk Müslüman çocuk şerefini de kazanmış olacaktır.



115. Sîre, 1/205; Tabakât, 1/145; Taberî, 2/198
116. Sîre, 1/205; Tabakât, 1/145
117. Sîre, 1/207; Tabakât, 1/146; Taberî, 2/200
118. Sîre, 1/207-208; Tabakât, 1/146
119. Sîre, 1/209; Tabakât, 1/146; Taberî, 2/201
120. Sîre, 1/209; Tabakât, 1/146; Taberî, 2/201
121. Sîre, 1/209; Tabakât, 1/201
122. Belâzuri, Ensâb, 1/99
123. Sîre, 1/209-210; Tabakât, 1/146; Taberî, 2/201
124. Süheyli, Ravdü`l-Ünf, 1/129



#12
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Kâbe



Kâbe, Mekke'de, Mescid-i Haram'ın yaklaşık olarak merkezinde bulunan küçük bir kutsal yapı. Müslümanlarca dünya üzerindeki en kutsal mekan kabul edilir.Müslümanlar Namaz kılarken yüzlerini Kabe'ye dönerler. Ölüler yüzleri Kabe'den geçen meridyene bakacak şekilde gömülür. Kabe, Hac ibadeti için her yıl Müslümanlarca ziyaret edilir.

Resmi ekleyen



Yapısı ve ölçüleri


Resmi ekleyen


Kabe’nin kapısının üzerindeki siyah örtü hac mevsiminde kaldırılır.




• Kâbe'nin koordinatları 21°25′24″N, 39°49′24″E.

• Kâbe'nin geniş duvar yapısı yaklaşık bir küp biçimindedir.

• Kuzeydoğu duvarı: 12.63; kuzeybatı duvarı 11.03; güneybatı duvarı 13.10 metre; güneydoğu duvarı 11.22 metre ve yüksekliği 13 metredir. 145 m² alan üzerine kurulmuştur.

• Duvarlarında kullanılan taşlar Mekke tepelerindeki granit taşlardır.

• Kâbe'nin köşeleri yaklaşık olarak dört ana yönü gösterir. Köşelerden her birinin ayrı ismi vardır. Doğu köşesine "Hacerü'l-Esved" veya "Şarki", kuzey köşesine "Irakî" , batı köşesine "Şâmî" ve güney köşesine "Yemânî" denir.

• Hacerü'l-Esved : Doğu köşesinde bulunan meteor asıllı kara parlak taş. 684de Kâbe'de çıkan bir yangında bu taş sıcaktan çatlayıp 15 parçaya bölünmüştür. Günümüzde taşın parçaları gümüş bir çerçeveyle tutulmaktadır ve görünen kısmı yaklaşık 16,5x20 cm-dir .


Resmi ekleyen


Resmi ekleyen


Cennetten getirildiğine inanılan Hacer-ül Esved taşı




• Kâbe Kapısı : Doğu duvarında zeminden 2,13 metre yükseklikte bulunmaktadır.

• Kâbe'nin içerisi: Kâbe'nin içerisine ancak yılda iki defa (Ramazan ayi baslamadan ve Kurban bayrami ile Hac ziyeretleri baçlamadan yaklaşık 15 gün önce) '"Kâbeyi temizleme töreni" adı verilen törenle Kaabe'nin anahtarıni geleneksel olarak ellerinde tutan "Beni Şaybat" kabilesi mensupları ve seçilmiş misafirler girebilmektedir. Kâbe Kapısı zeminden yüksekte olduğu için ozel bir tekerlekli merdiven kullanılarak girilir. Kâbe'nin tavanı ahşaptır. Tabanı mermer ve kireçtaşı kareler ile kaplıdır. Tavana kadar iç duvarlarının alt yarısı mermerle kaplı olup bu mermer duvar üstüne üzerine Kuran'dan ayetler kazılmış olan mermer tabletler konulmuştur. İç duvarların üst tarafı üzerinde altın işleme ile Kuran ayetleri bulunan bir yeşil bez ile kaplıdır.

• Multazam : Kâbe'nin doğu duvarında Kâbe Kapısı ile Hacerü'l-Esved arasındaki duvar kısmı.

• Cebrail makamı : Kâbe'nin kapısının bulunmadığı doğu duvarının önünde hemen "Irakî" köşesinin yanında bulunan bir mevkii.

• Mizab veya oluk : Kuzey duvarı üzerinde bulunan altından yapılmış oluk. Mekke'de ender yağan yağmur sularını Kâbe'nin çatısından indirmek için 1627de yapılmıştır.

• Şadarvan : Kâbe'nin duvarlarının diplerini ender yağmur ve sel sularından korumak amacıyla yapılan mermerden koruma.

• Sitâre veya kisve : Kâbenin üzerine örtülen altın işlemeli hat yazıları bulunan siyah bir örtü. Üzerindeki örtü ipekli bir kumaştan dokunmuş olup, üzerine Kelime-i Şehadet işlenmiş, çatıya yakın kısmında çevresine altın işlemeli bir şerit geçirilmiş; kemer biçiminde olan bu şeritte de Kur'an ayetleri işlenmiştir. Bu örtü her sene hac mevsiminde yenilenmektedir.

• Hatîm : Kâbe'nin batı duvarının önünde bulunan ve 90 cm yüksekliğinde ve 1,5 m. eninde beyaz mermerden yapılmış İsmail duvarı adı verilen kavisli yarım daire şeklinde alçak duvarla sınırlanmış bir bölge.

• Makam-ı İbrahim : İbrahim ve oğlu İsmail tarafından Kâbe inşaa edilmekte iken İbrahim'in ayak izini bıraktığı bir mevki.

• Tavaf'ın başlangıç çizgisi olarak kullanılan mermer bant.


Resmi ekleyen


Şeytan taşlama yeri.



Tarihçe


Kabe, İslam'dan önce çoktanrılı inançlarca kullanılan bir tapınaktı ve Arap Yarımadasının dört bir yanından hacılar Kabe'yi ziyaret ediyorlardı. Daha erken dönemlerdeki tarihine ilişkin yeterli bir bilgi yoktur.

Kuran'da İbrahim ve İsmail peygamberler tarafından Kabe'nin temellerinin yükseltildiği yazar. Bu ayetin meali tartışmalı olmakla birlikte genel olarak İslam'da Kabe'nin ilk olarak Adem tarafından yapıldığına ancak ondan geriye sadece temellerinin ayakta kaldığına inanılır:

"Hani İbrahim, İsmail ile birlikte evin (Kâbe’nin) temellerini yükseltiyor, “Ey Rabbimiz! Bizden kabul buyur! Şüphesiz sen hakkıyla işitensin, hakkıyla bilensin” diyorlardı."Kâbe, tarih boyunca birçok değişikliklere maruz kalmıştır. Çeşitli dönemlerde kısmen ya da bütünüyle yeniden inşa edilmiş ve günümüzdeki haline ulaşmıştır. Günümüzde Kabe'yi barındıran Mescid-i Haram, toplam 361.000 metrekarelik bir alanı kapsamaktadır.

Kâbe'nin etrafını çeviren ve Kâbe yüksekliğini aşmayan kubbeli yapı (revaklar), Osmanlı padişahı II. Selim zamanında yapılmış, planlarını Mimar Sinan hazırlamıştır.


Kıble


Kabe, Müslümanların Namaz ibadetleri sırasındaki yöneldikleri kıbledir. Hanefi mezhebine göre Kâbe ve onun üzerinden semaya doğru olan boşluk kıbledir, Şafii mezhebine göre sadece Kâbe'nin bina kısmı kıbledir.
Mescid-i Haram


Kâbe’nin de içinde bulunduğu alanı çevreleyen büyük mescide “Mescid-i Haram” denilmektedir. "Hürmetli Mescid" anlamına gelen bu ifade Kur'an'da 16 ayette yer almaktadır.

Mescid-i Haram’ın doğu köşesine işaret taşı olarak farklı renk ve özelliğe sahip olan ve Arapça'da siyah taş demek olan ”Hacer-ül Esved” yerleştirilmiş ve gümüş bir çerçeveyle çevrilmiştir. Bu taşın Adem’den günümüze kadar gelen bir hatıra olduğu kabul edilir.

Konu Hale tarafından 15 Eylül 2015 Salı - 21:43 tarih ve saatinde düzenlenmiştir
Resim Linkleri Düzenlenmiştir.


#13
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Kâbe


Kâbe'nin Bölümleri



Resmi ekleyen


Resmi ekleyen



Resmi ekleyen



Kâbe'nin doğu yüzü


Resmi ekleyen



Kâbe - Abdulaziz kapısından


Konu Hale tarafından 15 Eylül 2015 Salı - 21:46 tarih ve saatinde düzenlenmiştir
Resim Linkleri Düzenlenmiştir.


#14
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Kabe'nin Anahtarı El Değiştirdi


Resmi ekleyen


Kabe'nin anahtarını elinde bulunduran Kureyş kabilesinden Abdulaziz El Eşşeybi, 87 yaşında vefat etti. Yapılan devir teslim töreninde Kabe anahtarı kardeşi Abdulkadir Eşşeybi'ye teslim edildi.

Eşşeybi ailesinin izniyle Müslüman olan yabancı devlet adamlarının Mekke'ye gelişlerinde ve yılda iki kez temizlik için Kabe'nin açılması sağlanıyor.

YABANCI BİRİ AÇAMIYOR

Mekke'de Mektep sorumlusu Ahmet Halebi, Kabe'nin sırlarından birisinin de anahtarda gizli olduğunu söyledi.

Eşşeybi ailesinden başka birinin Kabe'nin anahtarını eline geçirmesi halinde bile Kabe kapısının açamayacağını anlatan Halebi, ''Eşşeybi ailesinden bir çocuk gelse kapıyı açabilir. Yabancı bir aile anahtarı eline geçirse bile kapıyı açması imkansız. Kapıyı ancak Eşşeybi ailesinden biri açabiliyor'' diye konuştu.

Halebi, Kabe'nin anahtarının yanı sıra Kabe'nin yanındaki Hazreti İbrahim'in ayak izinin bulunduğu taşın yer aldığı Makam-ı İbrahim'in anahtarının da Eşşeybi ailesinde bulunduğunu bildirdi.

''ANCAK ZALİMLER ALIR''

Hazreti Muhammed döneminde örtü ve Kabe'nin anahtarının kimde kalacağı yolundaki tartışmalar üzerine örtü ve anahtarın Hazreti Muhammed'in rızasıyla Eşeyybi ailesine teslim edildiği yazılı kaynaklarda belirtiliyor.

Hazreti Muhammed'in ''Kabe'nin örtüsünü Eşeyybi ailesinden ancak zalimler alır'' mealindeki hadisi üzerine Kabe'nin anahtarı ve örtüsü o dönemden bu yana söz konusu ailece muhafaza ediliyor.

11 Kasım 2010



Kaynak

#15
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Kabe Anahtarı Kime Emanet Edilmiş?



Yeni anahtar, 1400 yıldan beri Kâbe’nin anahtarını elinde bulunduran Mekke’nin meşhur Eş-Şeybi ailesinin büyüğü Şeyh Abdülkadir eş-Şeybi’ye teslim edildi. Peki Kâbe anahtarı ve onu koruma görevi bu aileye nasıl geçmişti?

Resmi ekleyen


Suudi Arabistan Mukaddes Mekanlar Başkanlığı, Kâbe-i Muazzama’nın anahtarının paslandığı gerekçesiyle mekanın yıkandığı merasiminin ardından değiştirildiğini açıkladı. Yeni anahtar, 1400 yıldan beri Kâbe’nin anahtarını elinde bulunduran Mekke’nin meşhur Eş-Şeybi ailesinin büyüğü Şeyh Abdülkadir eş-Şeybi’ye teslim edildi. Peki Kâbe anahtarı ve onu koruma görevi bu aileye nasıl geçmişti?

Tevhid inancının sembolü, Müslümanların kıblesi ve yeryüzünde inşa edilmiş ilk mabed olan Kâbe, Hz. İbrahim ve oğlu Hz. İsmail tarafından yeniden yapıldıktan sonra “Hacc” ibadeti için insanların ziyaretine açıldı. Böylece Mekke’de günümüze kadar süregelen Kâbe hizmetleri de başladı. Kâbe’yi ziyaret, Hz. İbrahim zamanın­dan putperestliğin yayılışına kadar tevhid esaslarına uygun olarak sürdürüldü.

Mekke’nin ve Kâbe’nin idaresi Hz. İsmail’den bir nesil sonra Cürhümlüler Kabilesi’nin eline geçti. Bir süre sonra Güney Arabistan’dan gelen Huzâa Kabilesi, Cürhümlüleri mağlup ederek onları şehirden çıkardı. Kabile Reislerinden Amr B. Luhay, Kâbe ve Mekke’nin idaresini eline alınca Tevhid inancını bozarak putperestliğin yayılmasına zemin hazırladı. Mekke’de putperestliğin başlamasıyla müşrikler Kâbe ve çevresine çok sayıda put dikerek burayı puthâneye çevirmiş; fakat hiçbir zaman bu mekânı putlara nisbet etmemişlerdi. Putlara tapınmakla birlikte “Beytullah” olarak gördükleri Kâbe’nin imarına çalışmışlar ve gelenlere hizmet etmeyi sürdürmüşlerdi. 5.yüzyılın ilk yarısına gelindiğinde İslam Peygamberi Hz. Muhammed (S.A.V)’in beşinci kuşaktan dedesi olan Kusay B. Kilab liderliğindeki Kureyş Kabilesi, Huzâalıları mağlup ederek yönetimi devraldı ve Kâbe hizmetleri de Kureyş Kabilesi’ne geçmiş oldu.


Resmi ekleyen


Kusay B. Kilab, kabilesini şehirde topladıktan sonra idare için düzenlemelere başlayarak, Mekke’nin yönetimi (Darü’n-nedve idaresi), başkumandanlık (kıyade), sancaktarlık (liva), Kâbe’nin bakımı, kapısının ve anahtarlarının muhafazası (hicabe veya sidane), hacılara su temini (sikaye) ve hacıları ağırlama (rifade) hizmetlerini uhdesinde topladı. Ölmeden evvel de bu hizmetleri iki oğlu, Abdüddâr ve Abdümenâf arasın­da paylaştırdı. Mekke’nin yönetimi, Kâbe’nin bakımı, kapısının ve anahtarlarının muhafazası ile sancaktarlık görevlerini büyük oğlu Abdüddâr’a; başkumandanlıkla hacıları ağırlama ve onlara su temini hizmetlerini de diğer oğlu Abdümenâf ‘a verdi.

Resmi ekleyen


Mekke’nin fethinden sonra eskiden beri devam ettirilen bu hizmetlerden uygun olanlar, Hz. Muhammed (S.AV.) tarafından ibka edildi ve Kâbe’nin bakımı, kapısının ve anahtarlarının muhafazası görevini, amcası Abbas ile Hz. Ali’nin istemesine rağmen o sırada hala bu görevde bulunan Abdüddâr soyundan Os­man B. Talha’dan almayarak onunla birlikte amcasının oğlu Şeybi B. Osman’a verdi. Ve bu aile bugüne kadar, yönetimler, devletler, halifeler, sultanlar, emirler, padişahlar ve valiler değişse de, anahtarlar ve kilitler zaman zaman yenilense de hep Kâbe kapısının ve anahtarlarının muhafızı olarak kaldı.

Resmi ekleyen


Kâbe, Hz. İbrahim tarafından kapı yeri boş olarak inşa edilmiş ve ilk kapılar rivayetlere göre: Cürhümlüler veya veya Himyerîler’den III. Esed, 606 yılında Kâbe’yi yeniden inşa eden Kureyşliler tarafından takılmıştı. Mekke’nin Emevi ordularınca kuşatıldığı ve Kâbe’nin zarar gördüğü savaşta Abdullah B. Zübeyr, binayı yenilemiş ve kapıyı çift kanatlı bir kapı ile değiştirerek karşı duvarına da ikinci bir kapı açtırmıştı. Daha sonra Mekke’ye giren Haccâc b. Yûsuf es-Sekafî, Halifenin onayıyla yaptırdığı tamir esnasında ikinci kapıyı tekrar duvarla ördürerek kapatmış ve bugün de mevcut olan kapı yerini yükselterek yenilemişti. Emevi ve Abbasi Halifeleri, Tahiriler, Musul Atabegleri, Memluk Sultanları tarafından altın ve değerli madenlerle kaplanan, değiştirilen, yenilenen kapı ve kilitleri, Osmanlı Padişahları tarafından da elden geçirilmişti.

Resmi ekleyen


Yavuz Sultan Selim’in 1517’de Mısır’ı fethinin ardından Osmanlı idaresine girmeye başlayan Hicaz ve Mekke-Medine’den padişaha tabiiyet bildirilmiş ve Harameyn’in anahtarları gönderilmişti. Kendilerini “Hadimü’l-Harameyn” Mekke ve Medine’nin hizmetkârı olarak gören Osmanlı padişahları, Kâbe’ye karşı hürmetlerinin bir gereği olarak, eskiyen örtülerini, oluklarını, kilitlerini, anahtarlarını yenileriyle değiştirmişler, eskilerini ise bir hatıra ve emanet olarak muhafaza etmişlerdi. Bugün Topkapı Sarayı Müzesi’nde de farkı dönemlere ait çeşitli madenlerden imal edilmiş Kâbe’nin kilit ve anahtarları, olukları, Hacerü’l-Esved muhafazaları sergilenmekte.


Emre Gül/ Dünya Bülteni/ Tarih Dosyası


Kaynaklar:

Casim Avcı (Ed.), Hz. Muhammed, İstanbul, 2007.

Ahmet Ağırakça (Komisyon), İslam Tarihi, İstanbul, 2010.



Kaynak




0 Kullanıcı konuyu okuyor

0 Kullanıcı, 0 Misafir, 0 Kayıtsız kullanıcı