İçeriğe git


Welcome to Kadim Dostlar ™ Forum
Register now to gain access to all of our features. Once registered and logged in, you will be able to create topics, post replies to existing threads, give reputation to your fellow members, get your own private messenger, post status updates, manage your profile and so much more. This message will be removed once you have signed in.
Login to Account Create an Account
Resim

Yargılanma Sırası Atatürk'e Gelmek Üzeredir...| Ali Eralp

- - - - -

  • Yanıtlamak için lütfen giriş yapın
Bu konuya 1 yanıt gönderildi

#1
Ali Eralp

Ali Eralp

    KD ™ Arkadaş

  • Sorumlu
  • 100 İleti
  • Gender:Male


YARGILANMA SIRASI ATATÜRK’E GELMEK ÜZEREDİR…

ALİ ERALP



Onaltıncı yüzyıldan sonra Batı’nın bilim ve teknolojide ilerlemesi, inancı geri plana atıp, aklı öne çıkarması karşısında Osmanlı devleti, güç yitirmiş, çağ dışı kalmıştı. Uygarlaşan ülkelerle yapılan savaşlarda da eskisi gibi zaferler kazanıp, “ganimet” elde edemiyordu. Dolayısıyla gelirleri giderlerini karşılamıyor, bütçe açık veriyordu. Delik büyük, yama küçüktü. Açığın kapatılması gerekiyordu.

Kapatılmalıydı, kapatılmasına da nasıl olacaktı bu iş?

Sanayi gelişmediği için üretim yapılamıyordu. Toprak ise dededen kalma yöntemlerle işleniyordu. Bugün olduğu gibi bir tek çözüm kalıyordu geriye: Batı’nın kapısını çalıp borç istemek… Osmanlı da öyle yaptı. Borç istedi. Ayrıca 1838 yılında imzalanan “ticaret antlaşması” ile Avrupa’yı ülkemize çağırarak, ekonominin dümenini onlara teslim etti. 1875’lerde 25 milyon liralık devlet bütçesinin yarısından çoğunu Avrupa ülkelerinden alınan paralar oluşturuyordu. Devlet çarkı borçla dönüyordu.

Ne var ki Osmanlı devleti, zaman zaman borçlarını ödemekte zorlandı. Batı, verdiği kredileri geri alırken engellerle karşılaştı. Sömürgeci devletler, bu sorunu çözebilmek için “mali bir komisyon” oluşturdular. Komisyonun adı “Duyun-u Umumiye” (genel borçlar) idi. Bundan sonra Avrupa alacaklarını bu kuruluş aracılığı ile tahsil edecekti.

Bu onur kırıcı uygulamalar karşısında yurtseverler, çözüm yolları aramaya başladılar… “Jön Türkler”, “İttihat ve Terakki” cemiyetleri, sömürü düzenine, baskılara karşı çıktı. Daha önceleri de Namık Kemal öncülüğünde, “Yeni Osmanlılar” Tanzimat düzeni ile cephe cepheye gelmişti.

Ama şeriatçılar, her zaman ve her dönemde olduğu gibi, geçmişte de yabancı güçlerin yanında saf tuttular. Güdülmeyi, sömürülmeyi seçtiler. Onlar genellikle yönetilenler ve sömürülenler kesiminde yer aldı. Yabancılarla kenetlenerek vatanseverlere arkadan saldırdılar.

Kraldan çok kralcı kesilip, İngiliz, alman, Amerikan dostluk dernekleri kurdular. Namık kemal’leri, Mithat Paşa’ları zindanlara attılar. Mustafa Kemal Atatürk’ün karşısına Vahdettin, Damat Ferit, Anzavur olup çıktılar. Menemen’de Kubilay’ı kestiler, Sivas’ta aydınlarımızı yaktılar.

Bu gelenek günümüzde de sürdürülmektedir. Polis kayıtlarında ulusalcılık, “terörist suçlar” kapsamına alınmıştır. “Ne mutlu Türküm diyene” sözünün çekinilerek söylendiği bir dönemden geçiyoruz.

Türkiye’nin bağımsızlığını savunmak suç. Sevgili yurdumuzun birliğini, bütünlüğünü istemek, sömürgecilere ve sömürüye karşı çıkmak suç. Gururumuz, onurumuz ulusal bayramları kutlamak, anmak, devletin radyosunda, televizyonunda bile yasak…

Tarihimizin hiçbir evresinde şeriatçı, bölücü, sömürgeci üçlüsü bu denli bütünleşerek, cumhuriyet kurumlarına açıktan saldırı düzenlememişti. Bugün herkes adım adım izlenmekte, dinlenmektedir. Polis devletine doğru hızlı bir gidiş var. Üniversiteler, adliye, basın Abdülhamit dönemini aratmayacak bir baskı altındadır. Savcıların bir bölümü “sıkıyönetim savcıları” gibi çalışmakta. Profesörler, gazeteciler, sendikacılar, politikacılar adi bir suçlu gibi alınıp, dört duvar arasına atılmaktadırlar. Tutuklananların bir kesimi sağlığını yitirmiş, bir kesimi can pazarında ölüm kalım mücadelesi vermektedir.

Kurtuluş Savaşı öncesi koşullarını yeniden yaşıyoruz. Yine başa döndük. Bütün bu sıkıntıları, işkenceleri ulusalcılara çektirenler, eski deyişle ‘reva’ görenler, içinde yaşadığımız yarı bağımlı sömürü düzeninin sürmesini isteyen çıkarcılar, emperyalizmin işbirlikçileridir.

Bugün cumhuriyet tehdit altındadır. Laiklik tehdit altındadır. “Bursa Nutku” Ergenekon Dosyasında önce suç delili olarak gösterilmiş, sonra aklanmıştır. Bu gidişle, “Gençliğe Hitabe” de yasaklanırsa hiç şaşmayalım.

Ama ne yaparlarsa yapsınlar, işbirlikçilerin sonu tarihteki sonlar gibi olacaktır.

Doğrulalım. Ayağa kalkalım. Zaman Tribünleri terk edip, sahaya inme zamanıdır. Zaman demokratik hakları sonuna kadar kullanma, meydanlara çıkma zamanıdır. Biraz daha geç kalırsak, yargılanma sırası Mustafa Kemal Atatürk’e gelecektir… Bu böyle biline…


#2
romsi

romsi

    KD ™ Yakın Arkadaş

  • Kadim Dost
  • 455 İleti
  • Gender:Male
  • Location:ABD
".....Zaman demokratik hakları sonuna kadar kullanma,...."

Kimse kusura bakmasin ben demokratik haklarin sonuna kadar kullanilarak bu sorunlarin halledilecegini dusunmuyorum....Hak ,Hukuk ,Adalet gibi kavramlar bazi kosullarda (bugunku kosullar diyelim) geri plana itilmeli...saf olmaya hic gerek yok...

Karsinizdaki gucler hak hukuk, adalet diyerek mi iktidarlarini pekistiriyor yoksa demokratik secimler adi altinda , secim hileleri ile, emperyalist kirli paralarin secmelere aktarilarak secimleri kazaniyyorlar ve iktidara yerleserek-yerlestirilerek hedeflerini gerceklestiriyorlar?...bunun cevabini verin bana

Yillarca demokratik laik, uniter devlet ogretilerini kafalarimiza yerlestirip de bir taraftan da , Ataturk'un bu mirasina ihanet eden TSK gibi kurumlara ne diyecegiz...Yillarca emperyalist gucler dogrultusunda darbeler yapip toplumsal dusunce sisteminin yavas yavas degismesine yardimci olan TSK'ya ne diyecegiz...her seferinde Laiklik ,uniter yapi tehlikede diye sozde muhtiralar veren ve sorunun cozumunun egitim sistemini kontrol etmekten gectigini bilen ,buna ragmen gerekli adimlari atmayan TSK'ya ne diyecegiz..Tek umudumuz diye sarilacakmiyiz...Artik o umudumuzda kalmadigina gore ne yapacagiz...

Is basa dusmustur...elimizde "demokratik haklarimiz" bile birakilmamistir...Bir cumhuriyet mitingleri tekrarlanacak ama demokratik kitle orgutlerimiz bir bir katilmayacaklarini altini cizerek belirtiyorlar...tum bu kosullarda bizler hala demokratik haklarimizdan bahsediyoruz...Ulke parcalanma surecine girmistir, ulke ilimli islam modeli uygulanan bir ulke haline gelmistir( uygulanacak demiyorum, uygulaniyor diyorum--bizler kazandaki kurbaga rolune alistigimiz icin hala eski Turkiye'de yasadigimizi zannediyoruz

Bir taraftan Insanlar issizligin (issizligin-parasizligin ne demek oldugunu cok iyi bilirim) pencesinde kivranirken, Diger tarafta soyup ,calip cirpanlar hergun basinda gulen yuzlerle pembe tablo cizerek yasam surmeleri beynimde simsekler caktiriyor...

Bir taraftan sadece Ulkesinin cikarlarini savundugu icin terorist damgasi vurularak hapislerde yok edilmeleri,Diger taraftan TC anayasasina karsi gelerek boluculuk yapanlar ,teroristlik yapanlar, tarikatcilik yapanlar el ustunde tutularak saygi gormeleri beynimde simsekler caktiriyor...

Ve tum bunlara ragmen ben hala demokratik hakalarim diyerek kendimi kandiriyorsam kurbaga olmayi sevmisim demektir...

Sonucta bana gore yapilacak hersey mubahtir....gerisi cokda umrumda degil





0 Kullanıcı konuyu okuyor

0 Kullanıcı, 0 Misafir, 0 Kayıtsız kullanıcı