İçeriğe git

Welcome to Kadim Dostlar ™ Forum
Register now to gain access to all of our features. Once registered and logged in, you will be able to create topics, post replies to existing threads, give reputation to your fellow members, get your own private messenger, post status updates, manage your profile and so much more. This message will be removed once you have signed in.
Login to Account Create an Account
Resim

Gerilimli Yıllar | Mustafa BALBAY

- - - - -

  • Yanıtlamak için lütfen giriş yapın
Bu konuya 24 yanıt gönderildi

#21
Sema

Sema

    Ne Mutlu Türküm Diyene!!

  • Yönetici
  • 5.470 İleti
  • Gender:Female
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü, Ülke Gündemi, Siyaset ve Köşe Yazıları...
Resmi ekleyen

Denktaş’tan öneriler

Denktaş, Nisan 2003’te yaşanan tarihi gelişmelerin işaretini, 31 Mart’ta yaptığı ve “Türk tarafının hazırlığı var” açıklamasıyla verdi.

Türkiye’nin Kıbrıs’ta 5’li konferans yapılması önerisini, Rum yönetimi 31 Mart’ta reddettiğini açıkladı.

Cumhurbaşkanı Denktaş, 2 Nisan’da Kıbrıs Rum tarafına 6 maddeden oluşan güven arttırıcı önerilerini sundu. Öneri, Kıbrıs’ın her iki tarafına uygulanan her türlü kısıtlamaların karşılıklı olarak kaldırılmasını, Maraş’ın yeniden iskâna açılması için Rumlara verilmesini, Türk tarafının Temmuz 2000’den itibaren BM Barış Gücü’nün dolaşımıyla ilgili olarak uyguladığı tedbirlerin kaldırılmasını ve iki taraf arasında karşılıklı saygı, hoşgörü ve anlayışın geliştirilmesi amacıyla bir uzlaşı komitesi kurulmasını öngörüyordu. Öneri, paketin kabulü veya uygulamaya konmasının, tarafların pozisyonlarına halel getirmeyeceği gibi, nihai bir anlaşmanın yerini almayacağını belirtiyordu.

Denktaş, Papadopulos’a, önerisiyle birlikte, görüşme çağrısı yapan bir de mektup gönderdi. Papadopulos, 3 Nisan’da Denktaş’ın önerisini reddetti ve “Kendisiyle sadece BM çerçevesinde görüşebilirim” yanıtını verdi. Denktaş, 4 Nisan’da Papadopulos’a ikinci bir mektup göndererek görüşme çağrısını yineledi ve “Önerilerimiz masada duruyor” dedi. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül 5 Nisan’da KKTC’yi ziyaret etti ve KKTC’nin 2 Nisan’da Rum tarafına sunduğu önerilerini desteklediğini belirtti.

BM Güvenlik Konseyi, 14 Nisan’da, Annan’ın Kıbrıs raporunu oybirliğiyle onayladı. Raporda, çözüm çabalarının sonuçsuz kalmasından Türk tarafı sorumlu tutuldu, KKTC rapora tepki gösterdi.


Resmi ekleyen
Gül, zeytin dallı aile fotoğrafında Papadopulos’un arkasında yer aldı. Sınırdaki geçişlerin serbest bırakmasının ardından Rumlar KKTC’ye akın etti.

Simitis, Rumların Birliğe girmesinin sevincini ‘Enosisi başardık’ diyerek dile getirdi

Güney Kıbrıs AB’de

Avrupa Birliği’nin 16 Nisan 2003’teki Atina zirvesinde Kıbrıs Rum kesimi AB’ye giriş sözleşmesini imzaladı. Bu gelişmenin sonrasında Yunanistan Başbakanı Kostas Simitis, 18 Nisan’da Rum kesimini ziyaret etti ve Rum kesiminin AB’ye giriş sözleşmesini imzalamasıyla ilgili olarak “Enosisi başardık” ifadesini kullandı.

Simitis, 19 Nisan’da KKTC’deki bazı muhalefet partilerinin yetkilileriyle Rum kesimindeki Yunan Büyükelçiliği binasında görüştü. Bu, adanın yeni bir dönemin başında olduğunun en önemli göstergesiydi.

Bu gelişme sonrası KKTC’den kritik bir diplomatik manevra geldi. KKTC Bakanlar Kurulu, 21 Nisan 2003’te yaptığı olağanüstü toplantıda, KKTC ile Rum kesimi arasındaki geçişlerin serbest bırakılması yönünde tarihi bir karar aldı.

Rumlar böyle bir karara hazırlıksız yakalanmıştı. Rum yönetimi, Türk tarafının böyle bir adım atmasını beklemiyordu. Rum Ulusal Konseyi, 22 Nisan’da toplandı ve KKTC’nin serbest geçişlerle ilgili kararını tanımadığını, ancak geçişleri engellemeyeceğini duyurdu. KKTC Bakanlar Kurulu’nun 21 Nisan’da aldığı karar, 22 Nisan’da Resmi Gazete’de yayımlandı ve 23 Nisan sabahı KKTC ile Rum kesimi arasında, belli kurallara bağlı olarak serbest geçişler başladı.

RUMLAR KKTC’YE GEÇMEK İÇİN SAATLERCE KUYRUKTA

İlk günlerde, beklenenlerin aksine, sınır kapılarına Kıbrıslı Türkler değil, Rumlar yığıldı. Rumlar, KKTC’ye geçmek için saatlerce uzun kuyruklarda beklemeyi göze aldı.

İlk iki haftada, gün içinde KKTC’ye geçen Rumların sayısı 30 bine kadar çıktı.

KKTC Bakanlar Kurulu, 29 Nisan’da da Rumların KKTC’deki otellerde 3 gün konaklamasına izin veren kararı aldı.

Rumların yoğun şekilde KKTC’ye geçmeleri ve buradaki otellerde konaklamaları, Rum yetkilileri rahatsız etti. Diplomatik alanda mevzi yitirmekte olduklarını anlayan Rumlar, karşı hamle yaptılar. Rum milletvekilleri, KKTC’de eski sahibi Rum olan otellerde konaklayan Rumlara para ve 2 yıl hapis cezası verilmesini öngören yasa tasarısını Rum meclisine sundu.

Bu noktada Türk tarafı bu kez uluslararası alanda diplomatik bir manevra yaptı. KKTC Bakanlar Kurulu da mayısta Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın ziyareti öncesinde yine bir dizi karar aldı. Kararlar uyarınca, KKTC’nin Temmuz 2000’den bu yana BM Barış Gücü’ne uyguladığı bazı kısıtlamalar kaldırıldı.

TÜRK TARAFINDA YENİ AÇILIMLAR

Sayısı daha sonra belirlenmek üzere, Rum öğrencilere KKTC’deki üniversitelerde burs verilmesi öngörüldü. Telekomünikasyon Dairesi’ne Rum tarafı ile telefon irtibatının sağlanması yönünde girişim yapması için yetki verildi, KKTC’de faaliyet gösteren GSM şirketlerinin Rum tarafıyla “rooming” anlaşmaları yapmalarına “yeşil ışık” yakıldı. Bütün bu açılımlar, Türk tarafının “uzlaşmacı” tavrının göstergesi olarak ortaya kondu.

Başbakan Erdoğan, 9 Mayıs’ta KKTC’ye yaptığı ziyarette, Ledra Palace Sınır Kapısı’nı da ziyaret ederek, Yeşil Hat’a kadar gitti ve KKTC’ye giriş yapmak için bekleyen bazı Rum ailelerle sohbet etti. Kıbrıs Rum yönetimi ise Erdoğan’ın ziyaretinden kısa bir süre önce Kıbrıslı Türklere yönelik önlemlerini açıklamıştı.

AB Komisyonu da 3 Haziran’da kendi paketini açıkladı. Bu pakette Rumların izi açıkça görülebiliyordu. KKTC, AB paketini, “Rum patenti taşıyan paket” olarak niteledi.

AB Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen, 17-18 Haziran’da Kıbrıs Rum Kesimi’ni ve KKTC’yi ziyaret etti, siyasi soruna bakılmaksızın Rum tarafının Mayıs 2004’te AB’ye üye olacağını söyledi.

TAKAS VE TAZMİNAT YASASI YÜRÜRLÜĞE GİRDİ

Bu aşamada Türkiye de oldukça tartışmalı bir açılım yaptı. AKP hükümeti, haziranda Titiana Loizidu isimli Rum kadına tazminatını ödeme kararı aldı ve 2 Aralık’ta tazminatı ödedi.

KKTC, 2003 yılının yaz aylarında BM kanalıyla Rum kesimine çeşitli öneriler sunarak yeni girişimlerde bulundu.

KKTC’nin, Kıbrıs sorununun temelini oluşturan mal-mülk sorununun takas ve tazminatlar yoluyla halledilmesi amacıyla Türkiye ve Avrupa Konseyi’nin desteğiyle hazırladığı Takas ve Tazminat Yasası, 1 Temmuz’da yürürlüğe girdi. Rum yönetimi, vatandaşlarının Taşınmaz Malların Tazmini Komisyonu’na başvurularını engellemeye çalıştı.

Cumhurbaşkanı Denktaş, 11 Temmuz’da BM Genel Sekreteri Annan’a mektup göndererek Lefkoşa uluslararası havaalanı ve kapalı Maraş’ın BM kontrolünde ortak kullanıma açılmasını önerdi. Papadopulos, Denktaş’ın önerilerini “taktik” olarak niteleyerek reddetti.

Rum meclisi, 16 Nisan’da imzalanan AB’ye üyelik sözleşmesini 14 Temmuz’da onayladı.

Denktaş, 24 Temmuz’da da serbest geçişlerin yoğun olarak yapıldığı Lefkoşa ve civarının mayınlardan temizlenmesini önerdi.

TÜRKİYE KKTC GÜMRÜK BİRLİĞİ ANLAŞMASI

Türkiye-KKTC Ortaklık Konseyi toplantısı Girne’de yapıldı ve toplantının sonunda, 8 Ağustos’ta iki ülke arasında Gümrük Birliği Anlaşması imzalandı. KKTC, Kıbrıslı Türklerin Güney Kıbrıs’ta kalan gayrimenkulleriyle ilgilenecek bir büro da oluşturdu ve büro, çalışmalarına 4 Eylül’de başladı.

ABD, Kıbrıs’ta yıllık askeri tatbikatların karşılıklı iptal edilmesi için taraflara baskı yaptı; Toros ve Nikiforos tatbikatları yapılmadı. Yunanistan Dışişleri Bakanı Yorgo Papandreu, Rum kesimine yaptığı ziyaret sırasında, 10 Eylül’de KKTC’deki sol görüşlü siyasi partilerin yetkilileriyle Ledra Palas’ta bir araya geldi.

Resmi ekleyen
Simitis, 19 Nisan 2003’de KKTC’deki bazı muhalefet partilerinin yetkilileriyle görüştü.



BAYKAL: TÜRKİYE TAM TESLİM OLDU


CHP lideri Deniz Baykal’ın değerlendirmeleri 17 Nisan 2003 tarihinde Cumhuriyet’te birinci sayfadan ‘Türkiye tam teslim oldu’ başlığıyla şöyle aktarılmıştı: CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Mehmet Yıldırım ve beraberindeki heyetle görüştü. Baykal, bir soru üzerine, Kıbrıs Rum kesiminin AB’ye tam üye olarak kabul edilmesinin hem Türkiye’nin hem de AB’nin bu konuda izlediği politika açısından bir olumsuzluk çıktığını gösterdiğini söyledi. Baykal şöyle konuştu: ‘AB’nin sadece Güney Kıbrıs’ı AB’ye alması, AB’nin bütün müktesebatının, AB’nin kuruluşuna temel olan bütün ilkelerin Kıbrıs devletinin altındaki hukuki zeminin Kıbrıs Devleti Anayasası’nın tümüyle bir kenara bırakılması demektir. Hukuki sorunları çözülmemiş bir coğrafyayı devlet gibi kabul ederek AB’ye almak durumunda kalması, AB’nin izlediği politikanın iflas ettiğinin ifadesidir. Sadece Güney Kıbrıs’ın AB’ye girmiş olması, bizim izlediğimiz politika açısında da yenilginin ifadesidir. AB hukukunun Kuzeyde de geçerli olduğunu söylemek demek, Kuzey’i işgale teşebbüs etmek demektir.’

Denktaş’tan Erdoğan’a ‘Göreve çağrı mektubu’

Cumhuriyet, KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş’ın, Başbakan Tayyip Erdoğan’a yazdığı mektuba ulaşmış ve 5 Mayıs günü manşetten yayımlamıştı. ‘Göreve çağrı mektubu’ başlıklı haber şöyleydi:

Resmi ekleyen

“9 Mayıs’ta Kıbrıs’a gitmeyi kararlaştıran Erdoğan’ın mesajlarını Türklerin yanı sıra Rumlar da merak ediyor. Rumların Erdoğan’dan, ‘Bir miktar Türk askeri çekilecek’ mesajını beklediği öğrenildi. Denktaş’ın 14 Nisan 2003 tarihini taşıyan mektubunu Cumhuriyet ele geçirdi. Mektubun ilk bölümünde geçen 6 aylık süreci özetleyen Denktaş, Türkiye’nin taraf olduğu, Türkiye’ye garantörlük rolü veren 1960 antlaşmalarını anımsattıktan sonra ikinci sayfada şu değerlendirmeyi yaptı: ‘...Gözle görülebilen, Türkiye’nin temel bir hakkını ortadan kaldırmak eylemi karşısında Türkiye’nin gereken şekilde dinamik bir reaksiyon gösterdiğini söylememiz mümkün değildir. Şimdi de Rumlar açısından, 16 Nisan’da Türkiye’nin bu temel hakkı AB üyelerinin de katkısı ile yok etme merasimine Türkiye’nin katılması, bundan böyle, 1960 antlaşmalarına dayalı müdafaamızın inandırıcılığını değil, geçerliliğini bile gündeme getirmiş olacaktır. Türkiye, 1960 antlaşmalarından kaynaklanan bu temel hakka tecavüzü ‘Ada’da kolordum var; ben rahatım; ada, ikiye bölünmüştür ve KKTC’yi tanımak suretiyle yeni de facto bir durum vardır; bunu koruyup idame ettirmek suretiyle pazarlığı yürüteceğiz’ diyorsa, bu siyasetinin gerektirdiği tedbirleri almak yükümlülüğü doğar.

Bu şık benimseniyorsa, o zaman KKTC’nin tanınmasına önem verilmeli, ekonomik koşulları iyileştirecek tedbirlere öncelik verilmeli, KKTC vatandaşlarının aynı zamanda TC vatandaşlığı teşvik edilmeli ve dünyaya, 1960 ortaklığı yıkıldığına göre, Rum idaresinin AB müracaatı neticesinde alınacak kararların sadece Güney Kıbrıs’ı kapsayacağı duyurulmalı; aldığı kararlarla Kıbrıs sanki tek bir cumhuriyetmiş gibi davranan Güvenlik Konseyi’nin ‘görüşmelere devam’ kararları karşısında daha dinamik bir müdafaa başlatılmalıdır.’

‘DARBE GİRİŞİMİ’

Mektubunda Kıbrıs sorununun çözümlenmemesinin ana nedeninin, Güvenlik Konseyi’nin ‘meşru hükümet’ saydığı, Türk tarafını işgal altındaki azınlıklar olarak dünyaya duyuran Rum yönetimiyle müzakerelere devam edilmesi olduğunu vurgulayan Denktaş, bu sürecin Türk tarafına olan etkisini şöyle aktardı: ‘Yıllarca devam eden ve sonuç getirmeyen müzakereler, halkın bir kısmında ‘acele uzlaşma’ beklentilerini besler hale gelmiş, şu veya bu nedenle ekonomi darboğazlara girdikçe de verilen mücadelenin daima karşısında olmuş olan siyasilerin telkin ve teşvikleri ile bu beklenti, ‘her ne pahasına olursa olsun ve Türkiye’ye rağmen uzlaşma’ istemini yaygın hale getirerek kutsal değerleri de hiçe sayan hatırı sayılır grupların oluşmasına yol açmıştır. Kıbrıs’ta kendi çıkarları için ‘Kıbrıs Cumhuriyeti vardır ve Rumlar bu cumhuriyetin meşru hükümetidirler’ siyasetini benimsemiş olan ABD, İngiltere, AB son yıl içinde, paraları ve müdahaleleri ile içimizde darbe teşebbüsü denemeleri yaptıracak kadar ileri gitmişlerdir. Annan planının referanduma sunulmaması karşılığı ve Türkiye’nin de ‘olmazsa olmazlarımız’ konusunda net mesajlar vermesi neticesinde gittikçe anarşiye dönüşme görünümü veren bu gelişmeler şimdilik yatışmış görünmektedir. Bunların peşinde koşanların bir kısmı, aldatıldığını anlamaktadır. Ancak şimdi yeniden Annan planı çerçevesinde Kıbrıs’ta görüşmelerin başlaması ile günlük gösteriler yeniden başlayacak, burada ve Türkiye’de ‘AB doğrultusunda satın alınmış yazarlar ve medya’ harabiyetini arttıracaktır.’

DE SOTO DEVAM EDEMEZ’

Denktaş, mektubun üçüncü sayfasında, ‘Önümüzde 1 Mayıs 2004’e, hatta Türkiye ile üyelik müzakerelerinin başlayıp başlamayacağının belli olacağı Aralık 2004’e kadar zaman vardır. Dolayısı ile derhal Annan planı çerçevesinde görüşmelerin başlamasına gerek yoktur. Hele bizce inanılırlığını ve güvenilirliğini tamamen yitirmiş olan De Soto ile ekibinin gözetimi ve müdahaleleri ile aynı ortamın devamını düşünmemiz bile bizi perişan etmektedir’ değerlendirmesi yaptıktan sonra şöyle devam etti: ‘De Soto’ya göre Annan planı çok nazik bir denge üzerine kurulmuştur. Bundan bir tuğla çekip alsanız bütün plan yerle bir olacaktır. Dolayısı ile yapılacak iş, planın çerçevesinde asgari, teknik tadilatlarla yetinerek boş sayfaları doldurmaktır. Yani bize ‘yeni kuruluş’, Rumlara da ‘1960 Cumhuriyetinin devamı’ olarak takdim edilebilen bu tefsire açık, haritası ve mal-mülk konusundaki yaklaşımı ve içimize yerleştirilecek Rumlarla bizi perişan eden, Türk garantisinin etkinliğini sıfırla çarpan bu planın öngördüğü yasaları ‘müşterek komiteler’ belirleyip hazırlayıp plana belirli bir zaman içinde ekleyip tamamladıktan sonra, şimdiden belirlenecek bir tarihte, ‘müzakere eden tarafların kabulü gerekmeksizin ve bunlar mutabakata varmamışken’ referanduma sunulması öngörülmektedir.

Böyle bir formatı kabul ettiğimiz takdirde, bunun sonucuna da katlanmamız gerekecektir. Referanduma halkımızdan ret kararı çıksa da Rum tarafı ‘Kıbrıs’ adı altında AB’ye üye olabilecek, biz yine askıda kalmış suçlu cemaat muamelesine tabi olacağız. Referandumda Rumlar ret kararı alsalar, netice yine değişmeyecektir. Annan planına göre, sadece plan ortadan kalkmış olacaktır. 40 yıldır devam eden adaletsizlik son bulmayacak, KKTC yine tanınmayacaktır. Yani, Rum-Yunan ikilisinin Enosis için başlattığı Kıbrıs meselesi Rumların ‘meşru hükümet’ olarak AB üyeliği ile taçlandırılmış şekliyle devam edecektir. O halde müzakereye ne hacet? Ya teslim olacağız ya da müzakerelerin dengelenmiş bir zeminde başlatılması için kendi parametrelerimizi kabul ettirmek için uğraşacağız. Bunu yaparken de iki devletin varlığından taviz vermeyeceğimizi, meselenin ‘uzlaşmaz bir Denktaş meselesi’ olmadığını, Türkiye’nin jeopolitik bir meselesi, Türk ulusunun haklı bir davası olduğunu devamlı surette vurgulayacağız.

‘Görüşülebilir, uzlaşılabilir, uzlaşmaktan yanayız’ dedikçe sonu gelmeyen müzakerelerde ömür tükettik ve Rumlara ‘Meşru hükümet azınlıkla görüşüyor; azınlığa hiçbir ülkenin vermeyeceği hakları da veriyor, fakat taksimci, uzlaşmaz odakların hizmetinde Denktaş her şeyi reddediyor’ diyerek puan toplamakta ve uluslararası mevkiini daha da güçlendirmektedir. Türkiye’nin Kıbrıs’ta milli çıkarları olduğuna göre aynı oyuna devam etmelerine müsaade edilmemelidir. Bizim buradaki direnişimiz Türkiye’nin Kıbrıs’ta çok önemli ve 1960 antlaşmaları ile tescil ettirdiği milli çıkarları vardır inancına dayanmıştır. Şimdi 1960 antlaşmasındaki hakların Rum-Yunan-İngiliz üçlüsü tarafından ne şekle sokulduğunu ve bunun karşısında Türkiye’nin tereddüt geçirdiğini gördükçe ne yapacağımızı biz de bilmez hale gelmekteyiz.’”

Resmi ekleyen

#22
Sema

Sema

    Ne Mutlu Türküm Diyene!!

  • Yönetici
  • 5.470 İleti
  • Gender:Female
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü, Ülke Gündemi, Siyaset ve Köşe Yazıları...
Resmi ekleyen


KLERİDES’TEN TARİHİ İTİRAFLAR
Resmi ekleyen

Rum yönetiminin eski lideri Glafkos Klerides, 28 Eylül 2003’te Rum basınına yaptığı açıklamada, Annan Planı sunulmadan önce plan hakkında bilgilerinin olduğunu itiraf ederek, plan sunulmadan, kendi lehlerine değişiklik olması için müdahalelerde bulunduklarını açıkladı. Klerides ayrıca, 4 İslam ülkesinin KKTC’yi tanıyacağını açıkladığını, Rum tarafının ve BM’nin buna engel olduğunu itiraf etti. Klerides, 30 Kasım’da yaptığı açıklamada da müzakerelerde hiçbir şey kabul etmeyerek, sorumluluğu Türk tarafına yükleme taktiğini uyguladıklarını ve bu taktiğin kendilerini AB üyeliğine taşıdığını söyledi. BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Soto da 12 Ekim’de Rum basınında yer alan açıklamasında, BM’nin, Rumların Annan Planı konusundaki tutumu konusunda yanıldığını ve Rumların geriye dönüş isteğini hesaba katmadıklarını söyledi. Rum lider Papadopulos ise 23 Kasım’da yaptığı açıklamada, “10-11 Mart Lahey görüşmelerinde 2003’te Denktaş, Annan Planı’nı imzalasa bile ben imzalamayacaktım” dedi.

KKTC’DE DIŞTAN MÜDAHALELİ SEÇİM
Resmi ekleyen

KKTC’de 14 Aralık Pazar günü yapılan milletvekili genel seçimleri, aylar öncesinden gündeme oturdu ve seçimlere, ABD, AB, BM, İngiltere ve Kıbrıs Rum kesiminden çeşitli müdahaleler yapıldı. Aylar öncesinden kader seçimi olarak nitelenen seçime 7 parti katıldı ve meclise 4 siyasi parti girdi.50 sandalyeli Cumhuriyet Meclisi’ne, Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) 19, Ulusal Birlik Partisi (UBP) 18, Demokrat Parti (DP) 7, Barış ve Demokrasi Hareketi (BDH) 6 milletvekili gönderdi. Sağ ve sol partilerin 25’er milletvekilliği kazanmasıyla sonuçlanan seçimlerin ardından, partiler yoğun şekilde hükümet oluşumuna odaklandı. Ankara ile istişareler ve yoğun çalışmalar sonucunda CTP ve DP, 11 Ocak 2004’te toplumsal uzlaşı ve çözüm hükümeti kurduklarını açıkladı. KKTC’de yeni hükümetin kurulmasının ardından, Kıbrıs sorunuyla ilgili taraflar müzakere sürecinin yeniden başlamasına yönelik girişimlerini hızlandırdı. ABD Başkanı George Bush, aralık ayı sonlarında Yunanistan Başbakanı Kostas Simitis ve Başbakan Erdoğan’a birer mektup göndererek Kıbrıs’ta, Annan Planı temelinde bir çözüm için çaba göstermeleri çağrısı yaptı. Bush’un Simitis’e gönderdiği mektup, hem üslup hem de öz açısından Rum kesiminde rahatsızlık yarattı.


Davos’ta Annan ile bir araya gelen Erdoğan, sorunun çözümünde KKTC’nin her zaman Güney Kıbrıs’tan ileride olacağını söyledi

‘Rumlardan geri kalmayacağız’

23 Ocak’taki MGK toplantsının ardından Davos’ta BM Genel Sekreteri Annan ile bir araya gelen Erdoğan, Annan’dan iki tarafın da güvendiği bir arabulucu atamasını istedi.

Ankara müzakerelerin başlamasına yönelik bir süreden beri devam ettirdiği çalışmalarına hız verdi. Çankaya Köşkü’nde 8 Ocak 2004’te toplanan Kıbrıs zirvesinde, “Türkiye, Kıbrıs ulusal davamızda KKTC Cumhurbaşkanı Sayın Denktaş ve yeni kurulacak KKTC hükümeti ile yakın danışma ve işbirliği içinde Birleşmiş Milletler müzakere sürecine etkin katkıda bulunmaya devam edecektir” denildi.

Zirveye, Başbakan Erdoğan, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök, Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül ile üst düzey sivil ve askeri yetkililer katıldı. Bu zirvenin sonuç bildirisinde, Türkiye’nin BM Genel Sekreteri’nin iyi niyet misyonuna olan desteğini sürdürdüğü de vurgulandı.

MGK’nin 23 Ocak’taki toplantısında da gündemi ağırlıklı olarak Kıbrıs oluşturdu.

Toplantı sonunda yayımlanan bildiride, Türkiye’nin, BM Genel Sekreteri’nin iyi niyet misyonuna olan desteğini sürdürdüğü ve Annan Planı da referans alınarak adanın gerçeklerine dayalı bir çözüme, müzakereler yoluyla hızla ulaşılması konusundaki siyasi kararlılığını yinelediği belirtildi.

ERDOĞAN-ANNAN BULUŞMASI


MGK toplantısının ardından Davos’a hareket eden Başbakan Erdoğan, Kıbrıs sorununun çözümünde KKTC’nin hiçbir zaman Rumlardan geri kalmayacağını, daha önde olacağını söyledi. Davos’ta BM Genel Sekreteri Annan ile bir araya gelen Erdoğan, Annan’dan iki tarafın da güvendiği bir arabulucu atamasını istedi. Erdoğan görüşmede ayrıca, daraltılmış bir metinle Kıbrıs sorununun çözümünde neticeye gitmenin çok daha isabetli olacağını dile getirdi. Annan ise Başbakan Erdoğan’ın Kıbrıs konusunda görüşmelerin yeniden başlamasını ve 1 Mayıs’a kadar çözüme ulaşılmasını istediğini belirterek, kendisinin de Erdoğan’ın mesajlarından çok cesaret aldığını kaydetti.

Bu arada Türkiye, BM Genel Sekreteri Annan’dan isim vermeden Kıbrıs Özel Temsilcisi De Soto’nun değiştirilmesini istedi. Annan, bu isteği değerlendireceğini söylemekle yetindi. Kıbrıs müzakerelerinin yeniden başlamasına giden süreçte Erdoğan’ın ocak ayı sonundaki ABD ziyareti de önemli bir etken oldu.

POWELL’A GÖREV

ABD Başkanı Bush, Türk tarafının isteği üzerine Kıbrıs konusunda Dışişleri Bakanı Colin Powell’ı görevlendirdi.

Bu arada ABD, müzakerelere başlanabilmesi için bir yandan Yunanistan ve Rum kesimi üzerindeki baskısını arttırırken diğer yandan BM Genel Sekreteri Annan ile de yoğun temasa geçti.

Başbakan Erdoğan’ın ABD’den dönmesinin ardından, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Başbakan Erdoğan, KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, KKTC Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş, Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener’in katılımıyla 4 Şubat’ta Kıbrıs konulu bir toplantı yapıldı. Toplantı sonunda yapılan yazılı açıklamada, görüşmede, Türkiye ve KKTC olarak Kıbrıs’ta adil ve kalıcı bir barışa ulaşılması yönündeki ortak hedefin teyit edildiği belirtildi ve “Bu bağlamda Türkiye ve KKTC, BM Genel Sekreteri’nin çabalarına yardımcı olmak ve destek vermek üzere müşterek gayretler sarf etmek hususunda mutabık kalmışlardır” denildi.

Resmi ekleyen


Cumhuriyet, Genelkurmay Başkanlığı ile Dışişleri’nin görüş ayrılıklarını belgeleriyle haberleştirmişti

Askerden Annan Planı’na çekince

Resmi ekleyen

Cumhuriyet, 5 Ocak 2004’te Annan Planı konusunda Genelkurmay ile Dışişleri Bakanlığı arasındaki “görüş ayrılığını” manşetten “Askerden çekince” başlığıyla okurlarına aktarmıştı. Haber geniş yankı bulmuş, Dışişleri ve Genelkurmay’dan ayrı ayrı açıklamalar yapılmıştı. Medya ise gelişmeleri “Cumhuriyet’in haberi yalanlandı” diye duyurmuştu. Bunun üzerine Cumhuriyet, “görüş ayrılığına” ilişkin belgelerin bir bölümünü 7 Ocak’ta 2004’te “İşte belgeler” manşetiyle yayımlamıştı. Gazetemiz Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay’ın haberi şöyleydi:

Genelkurmay Başkanlığı ve Dışişleri Bakanlığı’nın, Cumhuriyet’te yayımlanan Kıbrıs sorununun çözümü konusundaki farklı yaklaşımlarını bir yandan doğrulayıp bir yandan da haberin gerçekleri ‘yansıtmadığını’ açıklaması, medyanın da bu açıklamaları sadece ‘yalanlama’ boyutuyla vermesi, elimizdeki belgeleri okurlarımızla paylaşmamızı zorunlu kıldı. Gerek 29 Aralık’ta yayımlanan Dışişleri’nin Annan Planı’na rötuşlarla ‘evet’ deme hazırlığı, gerekse 5 Ocak’ta yayımlanan askerin bu plan üzerindeki çekinceleri tamamen belgelere dayalı olarak yazılmıştı. Bu belgelerin bir bölümünün tıpkıbasımını yayımlıyoruz. Gerekirse devamını da yayımlarız. Önceki gün öğle saatlerinde Dışişleri’nin, akşam saatlerinde de Genelkurmay’ın açıklamaları medyada ‘haber yalanlandı’ biçiminde verilmeye başlayınca haber kaynaklarımı arayıp “Yarınki gazeteler de bu şekilde çıkacak. Cumhuriyet yine yalanlandı diyecekler. İzin verin, belgelerin tümünü tıpkıbasım biçiminde yayımlayalım” dedim. Çekince koydular, “Çok gerekli mi sizce?” dediler. Israr ettim ve “Gerekli. Öncelikle gazetem açısından, sonra da benim açımdan bu artık kaçınılmaz. Belgeleri aynen yayımlayalım” dedim. Bu kez şunu önerdiler: “Yarınki gazetelere bakalım. İşin salt gerçekdışı yanıyla değil de, her iki açıklamada olduğu gibi görüş ayrılıkları yanıyla da ilgilenebilirler. Eğer sizin dediğiniz gibi, herkes Cumhuriyet yine yalanlandı diye başlık atarsa, tamam belgeler aynen yayımlansın.”

Dün sabah gazetelerin önemli bir bölümü tahmin ettiğim gibi çıktı. Öyle ki, her iki açıklamada sözü edilen uyum arayışından hiç söz edilmiyor, sadece Cumhuriyet’in yalanlanmış olması haber yapılıyordu. Oysa gazeteciliği gerçekten görev edinmiş bir yayın organının, ‘Bu açıklamalarda bir gariplik var. Perde gerisinde ne oluyor, araştırılmalı’ demesi gerekirdi. Dün bunu sadece Radikal’in yaptığı dikkati çekiyordu. Kıbrıs’ın ulusal bir dava olduğuna inanan, bunu yayınlarıyla da ortaya koyan bir gazete olarak Ankara’daki gelişmeleri okura aktarmak doğal görevimizdi.

Dışişleri Bakanlığı’nın ve Genelkurmay Başkanlığı’nın bu konudaki görüşlerini hiç değiştirmeden, araya yorum da katmadan aktardık. Merak edenler 29 Aralık ve 5 Ocak tarihli Cumhuriyet gazetesine yeniden göz atabilirler. Öyle ki haberlerin pek çok yerinde belgelerdeki dile sadık kaldığımız için Cumhuriyet’in geleneksel olarak kullanmadığı sözcükleri de kullanmak durumunda kaldık. Yayımladığımız belgelerin isim ve hitap bölümlerini şimdilik kapalı tutuyoruz. Haber kaynaklarımız bunda ısrar ettiler. Ama çok gerekirse onu da yapabiliriz.

AYRI ÇALIŞIYORLAR

Genelkurmay’ın ve Dışişleri’nin açıklamalarındaki kilit tümceleri paylaşalım. Genelkurmay’ınkinden: ‘Türk Silahlı Kuvvetleri, Kıbrıs sorununa görüşmeler yoluyla adil ve kalıcı bir çözüm bulunmasının önemine ve gerekliliğine inanmaktadır. Bu kapsamda ilgili kurumlar arasında, görüşlerin uyumlaştırılması ve somutlaştırılması maksadıyla, çalışma ve görüşmeler, demokratik ve modern bir ülkede olması gereken şekilde, bir süreç içerisinde devam ettirilmektedir.’

Eğer uyumlaştırma çalışması varsa, demek ki uyumsuzluk var. Somutlaştırma çalışması varsa, demek ki bulanıklık var!

Dışişleri’nin açıklamasından: ‘Bakanlığımız tarafından, muhtemel bir görüşme sürecinde Türk tarafının pozisyonunun belirlenmesine yardımcı olacak hazırlıklar, başından itibaren Genelkurmay Başkanlığımızla gerekli istişareler ve değerlendirmeler zamanlıca ve düzenli olarak yapılagelerek sürdürülmüştür. Dolayısıyla yapılan çalışmalar ortak bir tutumun belirlenmesine yöneliktir.’

Birinci tümce hâlâ pozisyonumuzun belirlenmediğini kabul ederken ikinci tümce halen ortak bir tutumun arandığını ortaya koyuyor. İşte Cumhuriyet’in yazdığı da buydu. 29 Aralık’ta Dışişleri’nin ‘Türk tarafının tutumu’ belgesini (Genelkurmay’ın diliyle kâğıdını) yazdık. 5 Ocak’ta Genelkurmay’ın bununla ilgili çalışmasını haberleştirdik.

GELENEK BOZULDU

İsmail Cem’den Hikmet Çetin’e, geçmişte Dışişleri Bakanlığı yapan pek çok siyasetçiyle görevi başındayken konuştuğumuzda hep şunu söylerlerdi:

“Ulusal güvenliğimizi ilgilendiren konularda hep Genelkurmay’la birlikte çalışıyoruz. Ortak politika üretiyoruz. Bu, pek çok ülkede de böyledir.”
Önceki gün yapılan iki açıklama, birlikte çalışmanın yerini, ayrı ayrı çalışıp ortak görüş üretmek için uğraşmanın aldığını gösteriyor.

Bu da ayrı bir haber. Tabii yapmak isteyen, görmek isteyen olursa!

GERÇEK NE?


Şimdi gelelim bütün medyanın cımbızla çekip öne çıkardığı tümcelere. Yani ‘haber yalanlandı’ başlığının üretildiği bölümlere. Genelkurmay: “Bir gazetenin bugünkü nüshasında ‘askerden çekince’, ‘Genelkurmay’ın hükümete de ilettiği Annan Planı’na yönelik itirazlarını açıklıyoruz’ başlıklı bir haber yer almıştır. Söz konusu haber gerçekleri yansıtmamaktadır.”

Böylesine önemli bir konuda henüz uyum da yokken gerçekleri ne yansıtmaktadır, mademki demokratik bir tartışma yapılıyor, bunun da açıklanması gerekmez mi?

Dışişleri: “Bu süreçle ilgili olarak bugünkü Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan haberler bu bakımdan gerçeği yansıtmadığı gibi, hem müzakereler yoluyla Kıbrıs sorununa adil ve kalıcı çözüm bulunması çalışmalarına ve Türkiye’nin milli çıkarlarına, hem de bu önemli aşamada Kıbrıs Türk halkının birlik ve beraberliğine zarar verici niteliktedir.” Aynı soruyu burada da soruyoruz, gerçek nedir? Kıbrıs davasına zarar veren, gelinen noktanın haberlerini yazmak mıdır, yoksa bir an önce devlet kurumları arasında ortak bir yaklaşım oluşturamamak mıdır?

HABERİN DEVAMI VE HENÜZ YAZAMADIKLARIMIZ

Kıbrıs konusu elbette daha çok manşet kaldıracak. Yukarıda sözünü ettiğimiz görüş ayrılıkları Kıbrıs ve devamında Ege sorunlarının çözümünde de dikkati çekiyor.

Atina’da yayımlanan kimi haberlerin Ankara’daki yansımaları var. Ancak bunların bir bölümünü doğrulatamadığımız için bir bölümünü de haber kaynaklarımız bilgiyi verip ‘Şu aşamada off the record, kesinlikle yazma’ dediği için aktarmıyoruz.


Resmi ekleyen

#23
Sema

Sema

    Ne Mutlu Türküm Diyene!!

  • Yönetici
  • 5.470 İleti
  • Gender:Female
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü, Ülke Gündemi, Siyaset ve Köşe Yazıları...
Resmi ekleyen

ABD’de kıran kırana pazarlık

New York’ta Türk tarafı sürpriz bir atak yaparak üç aşamalı bir plan sundu. Rumlar da AB’nin Kıbrıs görüşmelerinde taraf olmasını istedi. Dört gün süren görüşmelerin ardından Denktaş ve Papadopulos, Annan Planı çerçevesinde müzakerelerin devamı yönünde karar aldılar

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Annan, 5 Şubat’ta KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos’u, müzakerelere yeniden başlamaları için 10 Şubat Salı günü New York’a davet etti.

Resmi ekleyen

BM’den gece geç saatlerde yapılan açıklamada, Annan’ın Denktaş ve Papadopulos’a, salı günü New York’a gelerek yeni tur görüşmelere başlamaları için birer mektup yazdığı belirtildi.

Davet mektubunu Ankara’dayken alan Cumhurbaşkanı Denktaş, New York’a gidip gitmeme kararını ise adada aldı.

Genel Sekreter Annan, 10 Şubat Salı günü başlayan görüşmeler çerçevesinde taraflarla önce tek tek görüştü. Ardından üçlü görüşme başladı.

Üçlü görüşmede, hem Papadopulos hem de Denktaş, plandaki boşlukları Annan’ın doldurmasından yana olmadıklarını söyleyince, Annan görüşmeleri ertesi güne erteledi ve tarafların takvime bağlı kalarak öneri getirmelerini istedi.

New York görüşmelerinin ikinci gününde, Türk tarafı sürpriz bir atak yaparak, üç aşamalı bir plan sundu. Planda iki tarafın anlaşamaması halinde müzakerelere Türkiye ve Yunanistan’ın da dahil olması, yine uzlaşma sağlanamaması halindeyse Annan’ın hakemliğinin kabul edilmesi önerildi.

Türk tarafının önerisi üzerine, Rum tarafı da yeni bir öneri sundu. Rumlar önerilerinde AB’nin de müzakerelerde taraf olmasını talep eti. İki tarafın önerileri üzerine, görüşmeler bir gün daha uzadı.

Görüşmelerin 12 Şubat’taki üçüncü günü en çetin müzakerelere sahne oldu. Sadece 40 dakika sürmesi planlanan görüşmeler, gecikmeler ve zorlu pazarlıklar nedeniyle 12 saati buldu. Bu maratonun sonunda, Annan, taraflara “evet” ya da “hayır” yanıtı verme koşuluyla pazarlığa açık olmayan son bir metin sunma kararı aldı.

13 Şubat Cuma günü taraflar Annan’ın metnini beklediği sırada Brüksel’den önemli bir açıklama geldi. Rum tarafını hayal kırıklığına uğratan bu açıklama çerçevesinde AB, Kıbrıs görüşmelerinde “taraf” olmak istemediğini bildirdi.

New York görüşmelerinin sonunda her iki tarafın da onayıyla Annan, müzakerelerin 19 Şubat’ta adada başlamasını öngören deklarasyonunu açıkladı.

Annan Planı zemin kabul edilerek başlayan yeni takvim çerçevesinde, sürecin, adadaki iki tarafın görüşmelerinin ardından garantör ülkeler Türkiye ve Yunanistan’ın katılımıyla yapılacak dörtlü konferansta devam etmesi kararlaştırıldı.

Lefkoşa’daki görüşmelerde Türk tarafı iki kesimlilik üzerinde dururken Rumlar daha fazla Rumun Kuzey’e dönmesini istedi

Türk önerilerine Rumlardan ret

KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş ve Rum yönetimi lideri Papadopulos başkanlığındaki Türk ve Rum heyetleri, BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Soto gözetiminde Lefkoşa ara bölgede görüştü.

Kıbrıs sorununa Annan Planı temelinde 1 Mayıs’a kadar çözüm bulunması amacını taşıyan yeni müzakereler, 13 Şubat’ta New York’ta varılan mutabakat gereği, 19 Şubat 2004’te Lefkoşa’da başladı.

Bu müzakerelerin öncekilerden farkı, her şeyin takvime bağlanmış olması ve tarafların buna uyacaklarını New York’ta taahhüt etmeleriydi.

Buna göre, 19 Şubat’ta başlayan görüşmeler 22 Mart’a kadar sürecek ve taraflar, esas konularda anlaşmaya varmayı hedefleyecek, anlaşılamayan konular, 24 Mart’ta düzenlenecek Türkiye ve Yunanistan’ın da katılacağı dörtlü konferansta halledilmeye çalışılacaktı.

Dörtlü konferansta da üzerinde anlaşılamayan konuları, New York’ta varılan mutabakat gereği BM Genel Sekreteri Kofi Annan karara bağlayarak, daha önce üç kez revize edilen Annan Planı’nın son şeklini taraflara sunacaktı.

Annan’ın, muhtemelen 31 Mart’ta tamamlayacağı planın son şekli, Kıbrıs’ta Türk ve Rum tarafında 20 Nisan’da eşzamanlı olarak halkın referandumuna götürülecekti.

İki taraftan da “evet” oyu çıkması halinde, kuruluş anlaşması ekleriyle birlikte kabul edilecek ve Kıbrıs’ta 41 yıl sonra yeniden Türk-Rum “ortak” devleti kurulacak ve “Birleşik Kıbrıs Devleti” kabul edilmiş olacaktı.

Bu durumda, Kıbrıs 1 Mayıs’ta “Birleşik Kıbrıs Devleti” olarak Avrupa Birliği’ne (AB) girecek. Ancak taraflardan biri veya her ikisinden “hayır” sonucu çıkarsa anlaşma geçersiz sayılacaktı.

MÜZAKERELERDE BİR İLK

Yeni tur Kıbrıs müzakerelerinin birinci aşaması 19 Şubat’ta Lefkoşa’da başladı. KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos başkanlığındaki Türk ve Rum heyetleri, BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Soto gözetiminde Lefkoşa ara bölgede görüştü.

KKTC heyetinde, Başbakan Mehmet Ali Talat, Dışişleri Bakanı ve BaşbakanYardımcısı Serdar Denktaş da yer aldı. Bu, Kıbrıs Türk tarafı açısından bir ilkti. Hükümet ilk kez bu kadar ağırlıklı olarak müzakerelere dahil oldu. Müzakerelere, ikinci haftadan itibaren, Cumhurbaşkanı Denktaş’ın anayasal konulardaki danışmanı Prof. Dr. Mümtaz Soysal da katılmaya başladı.

Müzakerelerden bir gün önce, AB Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen de adaya geldi. Taraflarla, ilk görüşmenin ardından ara bölgede bir araya geldi. Türk tarafına ayrıcalıklar (derogasyonlar) konusunda bazı taahhütlerde bulunduysa da daha sonra bu taahhütte durulmadığı ortaya çıktı.

RUMLARI KIZDIRAN ZİYARET

Süreci hızlandırmak, tarafları cesaretlendirmek ve Genel Sekreter Annan’ın mesajını iletmek amacıyla BM Genel Sekreter Yardımcısı Sir Kirean Prendergast da tarafların 7. görüşmesini yaptıkları gün, 2 Mart’ta Kıbrıs’a geldi. Prendergast, 16 Mart’ta yeniden adaya geldi. KKTC ve Rum tarafında temaslarda bulundu, Papadopulos’la iki kez görüştü, Denktaş’la bir kez bir araya geldi. Prendergast bir ilki yaparak, KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat’ı Başbakanlık makamında ziyaret etti. Bu ziyarete Rumlar tepki gösterdi.

Görüşmelerin ikinci haftasında ABD Dışişleri Bakanlığı Kıbrıs Özel Koordinatörü Thomas Weston da, Kıbrıs’a gelerek KKTC ve Rum kesiminde temaslarda bulundu.

Müzakere süresinde Talat ve Serdar Denktaş iki kez, Cumhurbaşkanı Denktaş da bir kez Ankara’ya gitti. Cumhurbaşkanı Denktaş, her ne kadar konferans amacıyla gitmiş olsa da resmi görüşme de yaptı. Rum lider Papadopulos ise yeni Yunan hükümeti ile istişarelerde bulunmak üzere bir kez Atina’yı ziyaret etti. De Soto da bir kez Ankara ve Atina’yı ziyaret etti.

14 KEZ YÜZ YÜZE GÖRÜŞME

Türk ve Rum heyetleri, 19 Şubat’tan 12 Mart’a kadar 14 kez yüz yüze görüştü. En kısa görüşme 45 dakika, en uzun görüşme de 3.5 saat sürdü.

Her iki taraf da Annan Planı’nı olduğu gibi kabul etmeyerek değişiklik yapılmasını istedi. Müzakerelerde, taraflar karşılıklı değişiklik önerilerinde bulundu. Türk tarafının Annan Planı’nda yapılmasını istediği tüm önerileri, Annan Planı’nın dışında olduğu gerekçesiyle reddeden Rumlar, bunlara karşı öneri de sunmadı.

Türk tarafı ise Rumların önerilerini hemen reddetmeyerek yapıcı yaklaşmaya çalıştı ve kendi görüşlerini sundu.

AB TALAT’I HAYAL KIRIKLIĞINA UĞRATTI

Türk tarafı, ilk günden, ısrarla iki kesimliliğin üzerinde dururken Rum tarafı daha fazla Rumun Kuzey’e dönmesini istedi. Türk tarafı, ilk günlerde birkaç sayfadan oluşan değişiklik önerilerini Rum tarafına sunarken Rumlar görüşme boyunca 100 sayfadan fazla değişiklik önerisi sundu.

KKTC heyeti, görüşmelerde ısrarla iki kesimliliğin üzerinde dururken derogasyonlar konusuna da büyük önem verdi. Anlaşmada Kıbrıslı Türklere verilecek hakların korunması ve AB üyeliğinde ortadan kalkmaması için, yapılacak anlaşmanın AB’nin birincil yasası haline getirilmesini isteyen Türk tarafı, AB’nin bu konuda verdiği sözde durmadığını açıkladı. Başbakan Talat da AB’nin derogasyonlarla ilgili tutumundan hayal kırıklığına uğradığını söyledi.

Resmi ekleyen

MÜZAKERELERDE TÜRK TARAFININ İSTEKLERİ

Müzakerelerdeki Türk tarafının isteklerini ana hatlarıyla şöyle sıralayabiliriz:

• Derogasyonlar (ayrıcalıklar).

• İki kesimlilik, eşit egemenlik.

• Türkiye’nin etkin ve fiili garantisi.

• Anlaşma uyarınca Rumlara bırakılacak bölgelerde yaşayanların, başka bir bölgeye taşınması için mutlaka bir rehabilitasyon programı ve parasal kaynak olmalı.

• Türk askeri, AB üyeliğinden sonra da Kıbrıs’ta kalmalı.

• Senatodaki 24/24 oranı Türk ve Rum olarak belirginleşmeli.

• Türkiye ile KKTC arasındaki özel ilişkiler devam etmeli.

• Kurucu devletler kendi borcunu ödemeli. Borç paylaşılmamalı.

• Türk Lirası anlaşmadan sonra da resmi kur olarak Kuzey’de geçerli olmalı.

• Kuzey’e daha az Rum gelmeli. Rumlar siyasal haklarını Rum kurucu devletinde kullanmalı.

• Mal-mülk konusu, takas veya tazminatlarla halledilmeli.

• Sınırlar düz olmalı.

• KKTC kurucu devlete tekabül etmeli.


RUMLARIN TALEPLERİ

• Anlaşma referandumlardan önce Türkiye ve Yunanistan meclislerinde onaylanmalı.

• Kıbrıs’ta tek egemenlik, tek kimlik olmalı.

• Anlaşma uyarınca Rumlara devredilecek bölgeler ilk günden BM’nin kontrolüne verilmeli ve devir için öngörülen süreler azaltılmalı (daha erken zamanda devredilmeli).

• 65 yaşın üzerindekilerin sınırsız Kuzey’e dönüş hakkı olmalı.

•Başkanlık Konseyi üyeleri arttırılmalı. Sayı 4 Rum, 2 Türk’ten 6 Rum, 3 Türk’e çıkarılmalı. (6 üyeden 9 üyeye).

• Asliye Mahkemesi kurulmalı.

• Başkanlık süresi Rum tarafı için 40 ay, Türk tarafı için 20 ay olmalı.

• Türkiye kökenlilerin sayısı ve referandumda kimlerin oy kullanacağı belirlenmeli. Türkiye kökenlilerin sayısı azaltılmalı.

• Güvenlik: Türk ve Yunan askerlerinin sayısı, Annan Planı’nda öngörülen 6000’den 2500’ün altına indirilmeli.

• Geçici dönem ve çözümle federal organlar derhal çalışmaya başlamalı.

• Herkes malına dönme hakkına sahip olmalı.

• Referandumdan önce 114 federal yasa komitelerden geçerek onaylanmalı.

• Daha çok toprak verilmeli.

• Beşparmaklar’daki KKTC bayrağı anlaşmanın imzalandığı gün ya kaldırılmalı ya da üzeri kapatılmalı.

#24
Sema

Sema

    Ne Mutlu Türküm Diyene!!

  • Yönetici
  • 5.470 İleti
  • Gender:Female
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü, Ülke Gündemi, Siyaset ve Köşe Yazıları...
Resmi ekleyen

‘Müzakerelerde temelde ilerleme yok’

Denktaş İsviçre’ye gitmiyor

Lefkoşa’daki görüşmelerde güvenlik konusu görüşülürken Türk tarafı, 1700 olan polis sayısının arttırılmasını istedi. BM bu isteği kabul etmedi. Cumhurbaşkanı Denktaş, bunu açıklarken Rumların 3000 polisi, BM’nin de 7000 barış gücü bulunduracağına dikkat çekerek, dünyanın hiçbir yerinde, yerli kuvvetin üstünde yabancı kuvvetin bulundurulmadığını söyledi.

Denktaş, BM’ye neden 7000 asker bulunduracağını sorduklarında, BM’den, “Çünkü başlangıçta çetin olaylar bekliyoruz” yanıtını aldıklarını açıkladı ve BM’nin anlaşmanın ardından Kıbrıs’ta kargaşa beklediğine dikkati çekti. Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, 14. görüşmeye giderken “Tarafımız bir şey almayacak, neden versin?” açıklamasını yaptı. Cumhurbaşkanı Denktaş, 2 Mart’ta, Kıbrıs müzakerelerine Türkiye’nin ricasıyla başladığını açıkladı. Müzakerelerde, esprili olaylar da yaşandı. Marş konusu görüşülürken, Cumhurbaşkanı Denktaş’ın, “Ya Mustafa Mustafa” şarkısını mırıldandığı, komite üyelerinin bu espriye gülerken Papadopulos’un bu duruma soğuk kaldığı basına yansıdı. Papadopulos’un, Denktaş’ın fotoğraf çekmelerinden rahatsız olduğu ve müzakerelerin başında oldukça soğuk davrandığı, ilerleyen günlerde Cumhurbaşkanı Denktaş’ın esprileriyle ortamın ısındığı bilgileri basına sızdı.

Müzakere takvimi uyarınca, 12 Mart Cuma günü geçilmesi öngörülen al-ver süreci taraflar arasındaki derin görüş ayrılıklarının giderilememesi nedeniyle başlayamadı. Yine bu tarihte tarafların BM’ye iletmesi öngörülen kurucu devlet anayasa taslağı da BM’ye verilmedi.

Al-ver sürecine geçilmemesi nedeniyle BM görüşmelerde format değişikliğine giderek dolaylı görüşmeleri başlattı. De Soto, 15 Mart Pazartesi günü Papadopulos ve Denktaş’la ayrı ayrı görüşerek taraflara, üzerinde görüşülecek gündem maddelerini sundu. İki taraf da De Soto’nun belgesinde kendi görüşlerine az yer verildiği gerekçesiyle itiraz etti. De Soto, taraflara sunduğu gündem maddeleri üzerinde görüşerek al-ver sürecini başlatmaya çalıştı.

TEKNİK KOMİTELER 58 YASADA ANLAŞMAYA VARAMADI

Kıbrıs müzakerelerine paralel olarak, olası bir anlaşmada kurulması öngörülen ortak devletin yasal ve mali altyapısını hazırlamak üzere iki tarafta kurulan teknik komiteler de BM gözetiminde 19 Şubat’tan itibaren yoğun çalışma içine girdi. Komiteler ele aldıkları 58 yasa üzerinde esasta anlaşmaya varamadı.

Bayrak ve Marş komiteleri, çalışmalarını tamamladı ve referandumlardan “Evet” sonucu çıkması durumunda geçerli olacak ortak devletin bayrağını ve marşını belirledi. Bayrak mavi-sarı-kırmızı renklerden oluşurken marş da sözsüz enstrümantal bir eser oldu.

Kıbrıs müzakereleri sürerken KKTC’de AB’ye uyum çalışmaları başlatıldı. Hükümet referandum yasa taslağını hazırlayarak meclise sundu. Mecliste oluşturulan geçici komite de kurucu devletin taslak anayasasını hazırladı. Ancak Cumhurbaşkanı Denktaş, taslak anayasanın devleti ortadan kaldırdığını belirterek taslak anayasayı BM’ye vermedi. Denktaş, BM’ye KKTC’nin mevcut anayasasını vereceklerini, anlaşmanın referandumda kabul edilmesi halinde, anlaşmaya göre anayasada gerekli değişiklikleri yapacaklarını açıkladı. Denktaş, referandumdan “Hayır” çıkarsa da devletin aynen devam edeceğini kaydetti.

GELECEĞİNE SAHİP ÇIK MİTİNGİ

Resmi ekleyen

Cumhurbaşkanı Denktaş, dörtlü konferans için İsviçre’ye gitmeyeceğinin işaretini, Göçmenler Derneği’nin 13 Mart’ta Gazimagusa’da düzenlediği “Geleceğine Sahip Çık” mitingine telefonla bağlanarak yaptığı konuşmada verdi. Denktaş konuşmasında, 22 Mart’tan sonra halkın arasına katılarak gerçekleri açıklayacağını söyledi.16 Mart’ta, İsviçre toplantılarına katılıp katılmamaya karar verdiğini, bu kararını günü geldiğinde açıklayacağını söyleyen Denktaş, bir gün sonra İsviçre’ye gitmeyeceğini açıkladı. Denktaş, Kıbrıs müzakerelerinde temelde ilerleme olmadığını, bu durumda İsviçre’ye gitmesinin halkta yanlış intiba uyandıracağını belirterek, halka gerçekleri daha iyi anlatabilmesi için serbest kalması gerektiğini söyledi. “Olmazsa olmazlarımız olmazsa hiçbir şey olmaz” diyen Denktaş, Annan’ın kendilerini bir emrivaki ile karşı karşıya bırakmak istediğini kaydetti. Denktaş, Türkiye’den de olmazsa olmazlar konusunda kararlı bir tutum göstermesini istedi.

DENKTAŞ: EVET ÇIKARSA GÖREVİMDEN AYRILACAĞIM


Görüşmecilikten çekilmediğini ifade eden Denktaş, hükümetin İsviçre’ye tam yetkiyle gideceğini söyledi. İsviçre’de istenilen değişikliklerin plana sokulması halinde buna sevineceğini ve destekleyeceğini kaydeden Denktaş, aksi durumda hep beraber, Annan Planı’ndaki tehlikelerin devam ettiğinin halka anlatılacağını belirtti. Denktaş ayrıca, Annan Planı kabul edilemez bir halde referanduma sunulur ve halk da “Evet” derse görevinden ayrılacağını da açıkladı.

Rum Ulusal Konseyi de Denktaş’ın gitmeme kararının ardından, Papadopulos’un İsviçre’ye şartlı gitmesi yönünde karar aldı. Rumlar, Denktaş’ın İsviçre’ye gitmemesi halinde, Türk heyetinden birinin Denktaş’tan yazılı taahhüt almasını istiyor.

Kıbrıs müzakereleri sürerken, Kıbrıs Rum kesiminde çeşitli gazeteler tarafından yaptırılan anketler, Rum halkının yüzde 55’ten fazlasının, Annan Planı’na referandumda “Hayır” diyeceğini ortaya koydu. Rum kilisesi de Annan Planı konusunda ikiye ayrılsa da kilise ağırlıklı olarak plana karşı çıktı ve referandumda planı reddedeceğini açıkladı. Rum kilisesi, Annan Planı’na karşı çıkışının gerekçesini, “planın İncil’e ters olduğu” görüşüyle açıkladı.

Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde, BM, İsviçre’de yapılacak dörtlü konferans öncesinde son rötuşları yapmak üzere tarafları 22 Mart Pazartesi günü saat 09.00’da yüz yüze görüşmeye çağırdı. Denktaş ve Papadopulos başkanlığındaki Türk ve Rum heyetleri müzakereler çerçevesinde 15. kez bir araya geldi.

Resmi ekleyen

Adada yeni dönem

Kıbrıs Türkleri Annan’ın planını yüzde 64.9’luk evet oyuyla kabul ederken Kıbrıs Rumları yüzde 75.8’lik oy oranıyla reddetti. Referandum öncesi Batı’nın Türk tarafı ‘Evet’inin karşılığını alacaktır vaatleri boş çıktı

Söz konusu tarihi sürecin kilit noktasını oluşturan Annan Planı’nın ayrıntılarında neler yer alıyordu.

Annan Planı’nın ana fikri ise şöyle özetlenebilir:

Planda Rum tarafı lehine önemli toprak düzeltmeleri öngörülmekteydi. Mevcut durumda ada topraklarının yüzde 36’sı KKTC kontrolünde bulunuyordu. Ancak KKTC nüfusu toplam ada nüfusunun sadece dörtte biriydi. Plan, Türk tarafının topraklarını yüzde 28.5 seviyesine düşürmeyi öngörüyordu.

1974 yılındaki Barış Harekâtı sırasında Kuzey’den Güney’e göç etmek zorunda kalan Kıbrıslı Rumların tekrar Kuzey’deki eski yerlerine geri dönmelerinin sağlanması da söz konusu olacaktı. Toprak düzeltmesi ile birlikte düşünülen bu husus, Türk tarafını tedirgin etmekteydi.

Adanın her iki tarafının askerden arındırılması isteniyordu. Türkiye ve Yunanistan’ın adada çok sınırlı bir asker gücünün bulundurulmasına izin verilecekti, büyük ordu güçleri adadan ayrılacaktı.

Mevcut durumda Kuzey’de yaklaşık 30.000 Türk askeri, Güney’de ise 5.000 Yunan askeri bulunuyor.

Planda ayrıca, insan haklarını ve azınlık haklarını koruyan ve aynı zamanda uyum komisyonu oluşturulmasını içeren taslak anayasa bulunmaktaydı.

TARAFLAR ANLAŞAMADILAR

KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş ve Güney Kıbrıs Rum lideri Papadopulos, Annan Planı’na getirmek istedikleri yeniliklerin yüzde yüzü ile mutabık olamadılar. Her iki lider de bu maddelerin bazılarından tedirgin olmuştu.

Yıllar boyu halklarına söyledikleri ve savunmaktan vazgeçmedikleri prensiplere aykırı olan birçok başlık Annan Planı içinde bulunmaktaydı.

Bu plandan hareket ederek ortak bir metin üzerinde anlaşmak zorunda kalacaklardı. Anlaşamadıkları konularda Türkiye ve Yunanistan’ın karar vereceği ve onların da anlaşamadığı maddeleri Kofi Annan’ın boşlukları doldurup anlaşmaya son halini verecek gerçeği her iki lideri de uzlaşmacı olmaya zorlamaktaydı.

Ayrıca anlaşmanın en son aşamada her iki toplumun referandumuna sunulması da her iki liderin omuzlarına ek sorumluluklar yüklemekteydi. Her iki liderin de temsil ettikleri toplumun evet oyu verebilecekleri bir metin üzerinde uzlaşmaya varmaları gerekmekteydi.

RUMLAR REDDETTİ

24 Nisan 2004’te adada her iki tarafta ayrı ayrı yapılan halkoylaması sonucunda Kıbrıs Türkleri BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın kapsamlı çözüm planını yüzde 64.9’luk evet oyuyla kabul ederken Kıbrıs Rumları yüzde 75.8’lik oy oranıyla reddetti. Bunun üzerine dünyada sürekli çözüm istemeyen tarafın Türkler olduğunun propagandasını yapan Rumların dediklerinin yanlış olduğu bir kez daha kanıtlandı.

Ancak referandum öncesinde verilen sözler yerine getirilmedi. Halkoylaması öncesinde birçok ülkenin devlet başkanları ya da dışişleri bakanı şayet Türklerin evetine rağmen Rumlardan hayır gelirse buna göre geleceği belirleyeceklerini söylemişlerdi. Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev bu durumda KKTC’yi tanıyacağını, Avrupa Birliği yetkilileri izolasyonların kaldırılacağını ve KKTC’ye her türlü yardımın yapılacağını dile getirmişlerdi.

TÜRKLERİN “EVET”İ KARŞILIKSIZ KALMAYACAK DEMİŞLERDİ AMA

Nisan 2004 Referandumu’nun hemen ardından BM Genel Sekreteri, birçok yabancı devlet adamı ve uluslararası kuruluş Kıbrıslı Türklerin BM planı lehine vermiş oldukları evet oyunu memnuniyetle karşıladıklarını ve Kıbrıslı Türklerin bu tavrının karşılıksız kalmaması gerektiğini açıkladılar.

Dönemin BM Genel Sekreteri Kofi Annan, 28 Mayıs 2004’te Güvenlik Konseyi’ne sunduğu raporunda, planın Kıbrıslı Türkler tarafından büyük bir çoğunlukla kabul edilirken Kıbrıslı Rumlar tarafından reddedildiğini, gerçekte Kıbrıslı Rumların planı değil de herhangi bir çözümü ve anlaşmayı reddettiğini vurguladı.

Kofi Annan referandum sonuçlarının Kıbrıslı Türklere baskı ve izolasyon uygulamak için tüm nedenleri ortadan kaldırdığını söylediği raporunda, BM Güvenlik Konseyi üyelerinin dikkatlerini Kıbrıslı Türklere çevirerek ikili ilişkiler kurmalarını ve ekonomik izolasyona son vermeleri çağrısında bulundu.

Fakat genel sekreterin raporu, Rum ve Yunan baskıları sonucu Güvenlik Konseyi tarafından onaylanmadı...

Resmi ekleyen

#25
Sema

Sema

    Ne Mutlu Türküm Diyene!!

  • Yönetici
  • 5.470 İleti
  • Gender:Female
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü, Ülke Gündemi, Siyaset ve Köşe Yazıları...
Resmi ekleyen

Dışişleri Bakanlığı’yla ‘gerilime’ neden olan Annan Planı konusunda Genelkurmay 2. Başkanı Org. Başbuğ’un tutumu çok netti

‘Kıbrıs’ta geri adım atmayız’


24 Nisan 2004 tarihinde her iki tarafta da referanduma sunulacak Annan Planı’na TSK mesafeli, Dışişleri ılımlı bakıyordu. Cumhuriyet 5 Ocak 2004 ve 7 Ocak 2004 tarihlerinde askerlerin Annan Planı’na ilişkin çekincelerini belgeleriyle manşetten verdi. 9 Ocak’ta Genelkurmay’a davet edilen Mustafa Balbay’a İlker Başbuğ Annan Planı ile ilgili olarak “off the record” şunları söyledi. “Bizim Kıbrıs’ta bulunduğumuz noktadan geriye gitmemiz, gerek KKTC’nin gerek Türkiye’nin güvenliğini, varlığını tehlikeye atacak bir şeye evet dememiz mümkün değil.”

Annan Planı’na Türk tarafının evet, Rum tarafının hayır demesinin üzerinden yıllar geçti. O günlerdeki, “Türk tarafı çözümü isteyen taraf olduğunu göstermiştir. Karşılığını alacaktır” söylemleri ne yazık ki havada kaldı.

Annan Planı’na gidiş sürecinde askerler ve Dışişleri doğal olarak çok yoğun mesai yaptı. Ancak kimi temel konularda görüş farklılıkları oluşmuştu. Bir gazeteci olarak haberin peşine düştüm ve farklılıkları ortaya koyan bilgilere ve belgelere ulaştım.

5 Ocak 2004’te haber Cumhuriyet’te yayımlandı. Haberin ana hatları şöyleydi:

• Annan Planı’na askerler mesafeli, Dışişleri ılımlı bakıyor.

• Garantörlük askerlere göre belirsiz. Dışişleri “Sorun giderilebilir” diyor.

• Askerler adada her koşulda asker bulundurmalıyız diyor; Dışişleri “AB’ye girince gerek kalmaz” diyor.

• Askerler ne olursa olsun adada ara bölge olmalı diyor; Dışişleri “vilayet sistemine geçilmesi halinde ara bölgeye gerek kalmaz” görüşünde.

• Askerler mal değişimi baştan ve kökten çözülmeli diyor; Dışişleri, “bunu AB hukuku çözer” görüşünde.

BELGELERLE GERİLİM

O gün haberin “gerçeği yansıtmadığı” açıklanınca, gazetenin yazıişleriyle konuştuk. Cumhuriyet’in haberinin doğru olduğunu yazmalıydık. Bu kez haberin belgelerini yayımladık.

7 Ocak 2004 günü belgeler Cumhuriyet’in manşetinde yer aldı.

Başlık kısa ve yalındı:

“İşte belgeler”

Belgelerin bir bölümünü yayımlayarak haberin doğruluğunu okura aktarmıştık.

‘KIBRIS’LA YATIP KIBRIS’LA KALKIYORUZ’

9 Ocak 2004 günü Genelkurmay Karargâhı’ndan bir davet aldım. Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ benimle görüşmek istiyordu.

Konu Cumhuriyet’te yayımlanan Kıbrıs haberiydi. İlker Paşa, Kıbrıs konusunun kendileri için özellikle o günlerde başlıca uğraş alanlarından biri olduğunu şöyle tarif etti:

“Kıbrıs ile yatıp Kıbrıs ile kalkıyoruz.”

24 Nisan’da oylanacak Annan Planı’na ilişkin kamuoyundaki kaygılar için de şu güvenceyi veriyordu:

“Bizim Kıbrıs’ta bulunduğumuz noktadan geriye gitmemiz, gerek KKTC’nin gerek Türkiye’nin güvenliğini, varlığını tehlikeye atacak bir şeye evet dememiz mümkün değil.”

İlker Paşa’nın söylediklerini dikkatlice dinlerken araya girdim:

“Kabul ederseniz bunları yazabilirim.”

“Kesinlikle hayır” karşılığını verdi. Görüşmenin off the record olduğunu söyledi.

‘BU BELGEYİ KİM VERDİ?’

Org. Başbuğ ısrarla şunu öğrenmek istiyordu: “Bu belgeyi kim verdi?”

Bir gazetecinin en son karşılaşmak istediği sorudur bu. Üstelik bunu saygı duyduğunuz bir kişi soruyorsa, kırmadan, katı bir kişi görünümü vermeden, kaynağını açıklayamam demenin bin bir türlü yolunu ararsınız.

İlker Paşa’yla ilk 1999 yılında Milli Güvenlik Kurulu (MGK) Genel Sekreterliği’nde görevli iken tanımıştım. Dönemin MGK Genel Sekreteri Orgeneral Cumhur Asparuk, Hürriyet Ankara Temsilcisi Sedat Ergin, Milliyet Ankara Temsilcisi Fikret Bila, Radikal Ankara Temsilcisi Murat Yetkin ve Cumhuriyet Ankara Temsilcisi olarak benim katıldığım bir toplantıda, terör sorunu ve Güneydoğu’da yapılması gerekenleri anlatmıştı. İlker Paşa da kimi ayrıntıları net ifadelerle tek tek bizimle paylaşmıştı.

Sonrasında fazla görüşmedik. Konuşmanın bir yerinde kimi medya mensuplarıyla sohbet anlamında diyaloğu olduğunu söyleyip, “Seninle fazla konuşamadık” dedi. Ben de öteki meslektaşlarımın kurduğu diyaloğa ortak olmaktan mutluluk duyacağımı aktardım.

‘BİZİM İÇİN ÇOK ÖNEMLİ’

İlker Paşa’nın başka randevuları vardı. Konuşma uzayınca aynı gün akşam üzeri yeniden randevulaştık. İkinci görüşmenin de konusu aynıydı:

- Kıbrıs’a ilişkin belgeleri size kim verdi?

- Bu bizim için çok önemli!

Ben de yapılacak tüm açıklamaları aynen aktarabileceğimizi söyledim ve birkaç kez şunu yineledim:

- Lütfen bunu sormayın. Kaynağını açıklamamak gazetecinin namusudur.

Konuşmamız devam ederken Genelkurmay Başkanı Org. Hilmi Özkök odaya girdi. Sanıyorum saat 20.00’yi bulmuştu. Ayaküstü konuştuk, “İyi akşamlar” deyip çıktı.

Org. Başbuğ, bir süre sonra konuyu değiştirince, Irak’a, ABD’nin bölgedeki durumuna değinmeye başlayınca rahatladım...

BİTİRİRKEN

Zamanla bütün gerçekler açığa çıkacak

Bu yazı dizisinin temel amacı şuydu: Ecevit’in başbakanlığındaki koalisyon hükümetinin son bulması, AKP hükümetinin işbaşına gelmesi ve iktidara yerleşmesi sürecinde yaşananları belli kesitler halinde aktarmak.

O dönemin tüm gerçeklerini açığa çıkarıyorum iddiasında değilim. Ancak bir dönemin kimi kritik olayları, o süreci bir bütün olarak algılamaya yetebilir. Bunu hedefledim.

Ergenekon adı verilen operasyonlar çerçevesinde düzenlenen ikinci iddianamenin ana gövdesini 2002-2004’te yaşananlar oluşturuyor.

Ben de bu iddianamenin içindeyim...

Ve ben bu dönemin gazetecisiyim...

Hem o dönemi hem de gazeteciliğimi okura aktarma borcum vardı. İkisini birleştirip bir özet yapmaya çalıştım.

Bir söz vardır:

Dil, yaranın üstüne gider.

Gazeteci de...

Yeri geldikçe şu örneği veririm:

Her sabah güneş zamanında doğarsa bunun herhangi bir haber değeri yoktur. Ama bir gün 2 dakika geç doğarsa bunun haber değeri vardır. Neden oldu, nasıl oldu, sonuçları nedir, mutlaka araştırılması gerekir.

Bu örneği, gazeteciler hep olumsuz şeyler yazıyor eleştirisi yapanlara karşı da kullanırım.

İşte ben kimi meslektaşlarım gibi o dönemin sorunlarını, gerilimli konularını okura aktarmaya çalıştım.

Hepsi bu...

Ancak bunu gerçekleştirmeye çalışırken kurduğum diyaloglar, tuttuğum notlar bugün bambaşka bir biçimde karşıma çıktı.

Sevdiğim bir sözdür:

Gerçek, zamanın çocuğudur.

Zamanla bütün gerçeklerin açığa çıkacağına inanıyorum.

Bütün dileğim bu “zamanın” çok uzamaması.



Resmi ekleyen




0 Kullanıcı konuyu okuyor

0 Kullanıcı, 0 Misafir, 0 Kayıtsız kullanıcı