İçeriğe git


Welcome to Kadim Dostlar ™ Forum
Register now to gain access to all of our features. Once registered and logged in, you will be able to create topics, post replies to existing threads, give reputation to your fellow members, get your own private messenger, post status updates, manage your profile and so much more. This message will be removed once you have signed in.
Login to Account Create an Account
Resim

Açılımın Sosyolojik Boyutu ve Türkiye'nin Bugünkü Durumu [1] | Prof. Yümni Sezen

- - - - -

  • Yanıtlamak için lütfen giriş yapın
Bu konuya henüz cevap yazılmadı

#1
Sema

Sema

    Ne Mutlu Türküm Diyene!!

  • Yönetici
  • 5.470 İleti
  • Gender:Female
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü, Ülke Gündemi, Siyaset ve Köşe Yazıları...


Resmi ekleyen

Çözülüyoruz, dönüş olmazsa dağılırız...

“Daha çok demokrasi, daha çok özgürlük, daha çok insan hakları, daha çok küresellik; kötü niyetli siyasetin, menfaatlerin, bazen intikam hissinin bahaneleri, istismar kaynakları ve maskeleri olmuştur”


İktidarın sözde Kürt sorunu konusundaki açılımı, bir kaç aydır değişik yönleri ile tartışılıyor. Siyasiler projenin politik yönüne, ekonomistler ekonomik tarafına ilişkin görüş ve düşüncelerini aktarıyor. Ancak konunun sosyolojik boyutu hep ıskalanıyor. Biz de, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Emekli Din Sosyolojisi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yümni Sezen ile bir söyleşi yaparak, konunun sosyolojik boyutunu masaya yatırdık....

Milliyetçi insanlar ne yazık ki yetersiz kalıyor

Son günlerde ülkemizde yaşananları bir “çözülme manzarası” olarak niteleyen Prof. Sezen, ülkenin genel fotoğrafını çıkarıyor. “Türkiye’de bugünkü durumun adı, sosyolojiye göre sosyal çözülmedir. Dönüş olmazsa dağılmayla sonuçlanır” ifadelerini kullanan Prof. Sezen, durumu şöyle özetliyor: “Etnik sürtüşmeler, mezhep hassasiyetlerinin tahriki, hırsızlık, yoksulluk, soygun, giyim-kuşamdan davranışlara kadar olanca rezillik ve kepazelikler, olabildiğine temayül çeşitlenmeleri, tepkiler, yıllardır süren ve gittikçe artan, Türkiye ve devletine başkaldırışlar, aşiret hortlamaları, hainlikler ve dış düşmanlarımızla iş birlikler, nemelazımcılığın had safhaya varışı; bunun adı düpedüz sosyal çözülme sürecidir ve bu çözülmenin ortasındayız. Bu arada kahramanca mücadele eden milliyetçi insanların ve kuruluşların gayretleri, arkada iktisadi, siyasi, medyatik büyük güçler olmadığı için ne yazık ki yetersiz kalıyor. Hiç şüphem yok ki, bunların adını milli tarih altın harflerle yazacaktır.” ’Sosyal çözülme sürecinde bütün müesseselerin, çoğu zaman farkına varmadan, alışa alışa, alıştıra alıştıra laçkalaşacağını’söyleyen Prof. Sezen, “Hukukun da bu laçkalaşmanın içine dahil olabileceğini” ileri sürüyor: Zaten birçok yerde hukuk fert-toplum dengesinde toplum aleyhine, suçsuz-suçlu aday dengesinde, suçsuz aleyhine bozulmuştur. Suçlu olma ihtimali olanlar, dürüst ve namuslu olanlara karşı daha çok korunur hale gelmiştir. Esasen hukukun tabiatında vahim bir hataya düşmemek için, ne olur ne olmaz diye, bir adli felakete yol açmamak için zanlıyı, dürüst ve namuslu insandan daha çok himaye etme gibi bir karakteri vardır. Normal olan bu durum, bugün olduğu gibi yerinde ve hukuka uygun kullanılmazsa laçkalığı arttırır. Bizde son zamanlarda suçlu icat etmeyi, zanlı üretmeyi de buna eklemelidir.

Demokrasi, intikam hissinin maskesi oldu

Kürt açılımı tartışmaları ile birlikte başlayan “Daha çok demokrasi, daha çok özgürlük, daha çok insan hakları, daha çok küresellik” gibi söylemlerin kötü niyetli siyasetin, menfaatlerin, intikam hissinin bahanesi olduğunu, istismar kaynakları ve maskesi olduğunu vurgulayan Prof. Sezen, bu duruma tepkisini ise şöyle dile getiriyor: “Bu istismarlar, hastalık haline gelmiş, laçkalığı arttırmış, suçluları ve bozguncuları korur hale getirmiştir. Daha çok özgürlüğün, daha çok demokrasinin sınırı yok ki. Bana açıkça düşmanlık eden, ülkemi ve milletimi bölmek istediğini açıkça ilan eden, her gün bunun mücadelesini yapan insanları halk seçiyor diye Meclis’e sokup, benden de alınan paralarla yüksek maaşlar ödemek demokrasi midir? Para ve mevki verip ’al beni öldür’demeye benzemiyor mu?”

Bu kadar hain, bir günde türemedi


Problem çok görünüyor ama baş problemimiz aydın problemidir

Prof. Dr. Yümmi Sezen, ülke manzarasını ortaya koyduktan sonra, “Çözülmenin önüne geçmek için neler yapılmalı” sorumuza ise oldukça çarpıcı ifadelerle karşılık veriyor. “Geç kalmış bir çırpınış olan ’Ne yapacağız, çözüm ne?’demeden önce, meseleyi iyi anlamalı, tahlili doğru yapılmalıyız” diyen Sezen şöyle devam ediyor:

İhanetin yanında cehalet de var

“Meseleyi anlamadan, bilmeden neyi çözeceksiniz? Bıçak kemiğe dayandı, tahlil, süreç müreç geçti. ’Hemen zorlayıcı tedbirler almak lazım’denebilir. Bunda haklılık payı da olabilir. Ama biz sağlam ve kalıcı yola bakmaya çalışacağız. İşin içinde iç ve dış hainlik, düşmanlık var, işbirlikçiler var, doğrudur. Ama unutmayalım ki bir cehalet de var.

Bir kısım aydın yabancılaşmıştır

Bu kadar hain ve işbirlikçi bir günde türemedi, sürece bakmak lazım. Osmanlı’daki aydın-halk ikilemini, yabancılaşmış aydın ve yerli aydın yaratılmasını, dalkavuk aydın, idealsiz aydın bolluğunu neden unutacakmışız? Problem çok görünüyor ama baş problemimiz aydın problemidir.

Mustafa Kemal Atatürk, kendisiyle konuşan bir yabancı bayan gazeteciye sorar; ’Sizce tarih benim hakkımda ne yazacaktır?’Gazeteci hemen ” Büyük bir milli kahraman “ diye cevap verir. Atatürk, ’Bilemedin’der. ’Şöyle yazacaktır: Güzel şeyler yaptı ama etrafında dalkavuklar olmasaydı, daha iyi işler yapacaktı.’Cahil aydınların rolü Osmanlı’dan Türkiye Cumhuriyeti’ne miras kalanların başında aydın problemi bulunuyor.

Önemli bir kısım aydının bazısı ki - etkili ve yetkili olanları - cahil (evet, hem aydın hem cahil; okumuş cahil) olmuş, bir kısmı da yabancılaşmış, hatta hainleşmiştir. Bu aydınların önemli bir kısmı, bilindiği gibi yöneticidir, akademisyendir. Biz, devlet şöyle, devlet böyle derken, bu yönetici kesimleri kastederiz.”

Türklük üst kimlik değil, milli kimliktir

Milletle kavimmilletle ırk birbirine karıştırılırsa, işin içinden çıkamazsınız
Görüşmemizin bir çok yerinde sözde aydınların cehaletine vurgu yapan Prof.Dr. Yümni Sezen, en büyük cahilliğin ise “Türk” milli kimliği konusunda gösterildiğini ifade ediyor. Sezen, Türk vurgusuna “etnik bir” anlam kazandıranların yanlışını şöyle gözler önüne seriyor: Üzerinde durduğumuz konuda, cehaletin birinci basamağı ’millet’meselesindedir. Milletle kavim, milletle ümmet, milletle ırk birbirine karıştırılırsa, işin içinden çıkamazsınız. Türklük üst kimliğimiz değil, milli kimliğimizdir. Üst kimliğimiz Müslümanlıktır.

Üst kimlik milli kimliğimizin içine geçmiştir ama aynı zamanda onun üstündedir, çünkü başka milli kimlikteki dindaşlarımızla bizi birleştirir. Millet varsa ve söz konusuysa milli kimlik vardır ve bu etnik kimliğin üstündedir, kuşatıcıdır, merkezidir. Sosyal ve kültürel çekirdekleri ihtiva eder. Ama yine de buna üst kimlik değil, milli kimlik deriz. Bu, siyasi ve hukuki alana da yansımıştır. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı gibi. Ama bunun altında merkeziyeti, irade ve otoriteyi sağlayan, onu hak ettiren, kültür birliği vardır, tarih vardır, sosyal kader vadır.

Her etnik grup millet olamaz

Millet ve milliyet hakkında, milli kimlik hakkında günlerce konuşabilir ancak kimler millet olabilir, olmuştur, kimler millet olamaz, olamamıştır, bunun üzerinde durabiliriz. Bize gençlik yıllarımızda üniversite tahsili sırasında hocalarımız, üstatlarımız şunu öğretmişlerdir: Her etnik grup millet olamaz ve olmamıştır. Ancak bunların içinden bazıları, siyasetin baskısıyla, propaganda ve para gücüyle millet rolü oynayabilirler. Gerçek millet değillerdir ama millet rolü oynamaktadırlar. Dünyada 6 bin civarında etnik grup var. Bin tanesinin Hindistan’da olduğunu, bir müddet önce misafirimiz olan Hindistanlı bir profesörden öğrendim. Diğer toplumlarda da az veya çok etnik gruplar vardır. Ancak bir Hint kültürü, Hint kültür kimliği ve milleti vardır. Bir Türk milleti, Alman milleti, Arap milleti vb. mevcuttur.

Millet tarihte rüştünü ispatlar

Dünyada şu an olan imparatorlukları hariç tutarsak sosyal gruplar ayrışmaya değil, daima birleşmeye doğru giderler ve gitmişlerdirler. Bu süreçte egemen olan biri, diğerlerini kendi etrafında toplar ve kendi damgasını vurur. Bu tarihi bir kaderdir, tek tek irade ve arzularımıza tabi değildir. Bunu asimilasyonla da karıştırmamak gerekir. Öyle olsaydı bugün dünyada hala 6 bin etnik gruptan bahsedebilir miydik? Bir kavmin millet olabilmesi için tarihte devlet kurmuş, medeniyet oluşturmuş, rüştünü ispat etmiş, bilim, medeniyet ve insanlık seviyesinde bir şeyler katmış, her şeyi yazılı hale getirmiş olması gerekir. Türk milleti bunları fazlasıyla yerine getirmiş, bu süreci yaşamıştır. Türk milleti sayesinde çok sayıda kavim Müslüman oluştur.

Kırıp incitmeden..

Bunları dinleyen milliyetçi bir genç bana dedi ki: ’İyi de hocam, bunlar kitabi laflar, pratiği yok. Ben şimdi bir Kürt’e, Sen millet olamazsın, şartları taşımıyorsun nasıl derim.’Dedim ki: Onu rencide etmen gerekmez. Önce sen bu şuura sahip olmalısın, sen bunu bilmelisin. Bilmezsen şaşırır kalırsın, yalpalarsın.’Türk aydını, milliyetçilerin çoğu dahil bu şuura sahip değiller. Sahip olsalar kırıp incitmeden, hukuk çerçevesinde gereği yapılır. Senin bilgisizliğinden, senin şaşkınlığından, senin iyi niyetinden, tavırsızlığından ve duruşsuzluğundan fırsatçılar istifade ediyor, baskın çıkmaya çalışıyorlar.

Prof. Yümni SEZEN





0 Kullanıcı konuyu okuyor

0 Kullanıcı, 0 Misafir, 0 Kayıtsız kullanıcı