İçeriğe git


Welcome to Kadim Dostlar ™ Forum
Register now to gain access to all of our features. Once registered and logged in, you will be able to create topics, post replies to existing threads, give reputation to your fellow members, get your own private messenger, post status updates, manage your profile and so much more. This message will be removed once you have signed in.
Login to Account Create an Account
Resim

Açılımın Sosyolojik Boyutu ve Türkiye'nin Bugünkü Durumu [2] | Prof. Yümni Sezen

- - - - -

  • Yanıtlamak için lütfen giriş yapın
Bu konuya henüz cevap yazılmadı

#1
Sema

Sema

    Ne Mutlu Türküm Diyene!!

  • Yönetici
  • 5.470 İleti
  • Gender:Female
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü, Ülke Gündemi, Siyaset ve Köşe Yazıları...


Resmi ekleyen


Türkiye’de azınlık ırkçılığı yapılıyor!

’Ne mutlu Türküm diyene’den rahatsız olurlarmış, kıyamet koparıyorlar... Peki bir başkası “Ben Hıristiyan’ım, ben Museviyim, ben ateistim” diyecek diye “Ben Elhamdülillah Müslüman’ım” diyemeyecek miyiz?

Prof. Dr.Yümni Sezen ile yaptığımız söyleşinin ikinci ve son bölümünü de sizlerle paylaşıyoruz. Söyleşimizin birinci bölümünde Kürt açılımı çerçevesinde başlayan tartışmaların kökünü sosyal çözülmeye bağlayan Sezen, durdurulamaması durumunda sürecin ülkenin dağılması ile sonuçlanabileceğini belirtmiş ve bunu örnekleri ile gözler önüne sermişti.

Bu bölümde ise Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Emekli Din Sosyolojisi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sezen’in çözüm önerilerini aktarıyoruz... Sözde Kürt sorunu tartışmaları ile başlayan süreçte dillendirilen ayrımcılık ve etnik kökenli taleplerin, herhangi bir halktan değil, siyasilerden geldiğini iddia eden Sezen, etnik bazı gruplar etrafında dönen tartışmalarla Türk milletinin haklarının çiğnendiğini düşünüyor.

Okumuş cahiller

“Bazı etnik gruplar, alt/yan kültür ve millet parçası olmaktan çıkıp azınlık ırkçılığı yapar olmuşlardır. Türk’e başkaldırı yılları yaşıyoruz. Türk kavmi, şimdiye kadar asla ırkçı olmamıştır” diyen Sezen, şunları kaydediyor: “Ama bugünkü gidişat onu ırkçı yapabilir diye düşünüyor ve ürküyorum. Türk olmak ayıp, Türk olmamak prim yapar hale gelmişse nasıl ürkmeyelim? ’Ne mutlu Türk’üm diyene’sözü üzerinde kıyamet koparılıyor. Bu söz ırkçılık ifade etmez. Defalarca söylendi, ’Ne mutlu Türk olana’denmemiş, ’Türk’üm diyene’denmiştir. Bir kan meselesi değil bir kültürel kimlik ve millet mensubu işareti terennüm edilmiştir. Ben böyle dersem biri de ’Ne mutlu Kürt’üm veya Gürcü’yüm vb. diyene’dermiş. Benzetmek için değil de ölçüt ve kıyas için söylüyorum. Peki bir başkası ” Ben Hıristiyan’ım, ben Musevi’yim, ben ateistim “ diyecek diye ” Ben Elhamdülillah Müslüman’ım “ diyemeyecek miyiz? Kaldı ki milli kimlik böyle de değil, alt kültürdekini de benden sayar. Herkes evinde, kendi aralarında neyse nedir, bütünlük söz konusu olunca hepimiz birliğiz, kardeşiz. Esasen ayrım ve problemler, Kürt halkından veya başka bir etnik gruptan değil, düşmanlarımıza alet olanlarla, okumuş cahillerden geliyor.”

Halk iyi-kötü herşeyi alkışlamayı huy edindi


Konuyla ilgili olarak medyanın tutumunu da eleştiren Sezen, Türk basının içinde olduğu çıkmazı şöyle özetliyor:

“Bugünkü durumu destekleyen, besleyen arka plan nedir, kimdir? Başta medya geliyor. Yabancılaşmış, nemelazımcı, menfaat dünyasından başkasını görmeyen, bir kısım medya, bu kesim yukarıda bahsetmeye çalıştığımız aydın kesiminin renkli bir uzantısıdır. Bir avuç milliyetçi medya da çırpınıp duruyor. Esas kahramanlık ta bugünlerde belli olacaktır.

Halk iyi kötü her şeyi alkışlıyor

Şikayet ettiğimiz ve gerçekten de bela haline gelmiş medyanın güç olduğu odaklar nelerdir? Dış mı, para mı, siyasi rantlar mı, elbette hepsi doğrudur ama bunları geçiniz. Halkın bazı kesimleri uykuda, bazı kesimleri bu medya ya, bu aydına alkış tutmaktadır. Zaten iyi kötü her şeyi alkışlamayı bu halk huy edindi. Güzel sesliyi de alkışlıyor, bed sesliyi de. Suçluyu da suçsuzu da alkışlıyor. Kendisini öveni de, kendisine söveni de alkışlıyor. Bunu yapmayanlar da bölünüp bölünüp duruyor, çatışıp duruyor. Bir kısım halk, bu medyayı, medya da bunları destekliyor. Zinciri kırmak lazımdır.”

Siyasi kadrolar hainleri temizlemeli

“Maalesef pusuda beklemiş olup da bu kavime, bu millete onun milli ve manevi değerlerine saldıranları her geçen gün görüyoruz”

Başta iktidar olmak üzere, siyasi kadrolar, hainleri içlerinde barındırmamalıdır
Cemaat ve tarikatlar siyasi gündemi değil ahlaki gündemi tayin etmelidir
İktidar, malum medya ve bazı aydıncıklar kendilerince sorun ve yol haritaları hazırlarken Prof. Dr. Yümni Sezen, “sosyal çözülmü”nin önüne geçmek için şu adımların atılması gerektiğini vurguluyor: Başta iktidar olmak üzere, siyasi kadrolar, hain ve işbirlikçilerini içlerinde barındırmamalıdır. Kendileri bu duruma gelmişlerse halk ve sağlam kalan müesseseler ne yapıp yapıp bunlardan kurtulmalıdır. Devlete ve rejime savaş açmış olanlara fırsat verilmemelidir. Rejimde ve kuruluş felsefesinde tarihi ve güncel hatalar varsa ki vardır, bunları samimiyetle art niyetsiz, açık yüreklilikle takiyye yapmadan, düşmanlık işlerine kapılmadan dile getirmeli, düzeltmelidir. Bu hataları ve eksiklikleri istismar ederek, düşmanlıklarını kusmak için, pusuda bekleyenlere fırsat verilmemelidir.

Maalesef pusuda beklemiş olup da bu kavime, bu millete, onun milli ve manevi değerlerine saldıranları her geçen gün görüyoruz. Medyanın belki de iyiliği bu noktada oluyor. İç ve dış güç odaklarına sırtlarını dayayarak saldırıp duruyorlar. Yok Türk milleti kabiliyetsizmiş, yok Türkler etnik grupların haklarını çiğniyorlarmış, Anayasa’dan Türk kavramı çıkarılmalıymış, Türkçe ile ilim yapılmazmış, Hz.Muhammed’in ve Atatürk’ün karikatürü yapılmadıkça bu memlekette demokrasiden bahsedilemezmiş...Bunlarla işbirliği yapan iktidarların Allah aşkına, bu memlekete ne hayrı dokunabilir. Toplumun kamplara bölünmesine, ayrışmasına zemin hazırlayan; inanan insanlarda, memleketini seven, milli ve manevi değerlere önem veren insanlardan, kin ve nefretten başka bir şey doğurmayan bu tavırlara, etkili ve yetkili olanlar imkan vermemelidir.

AB ve ABD ile ilişkiler normalleşmeli


Devletin, rejimin hatalarını düzeltmek, eksikliklerini gidermek için AB, ABD ile bilmem kimlerle işbirliğine gitmek vahim bir yoldur. Meseleler kendi içinde çözülmelidir. Elbette bir toplum başka toplumların fikir, felsefe ve tecrübelerinden istifade eder ve etmelidir. Ama insafla bakın bugün olanlar böyle midir? Batı dünyası ile ilgi ve ilişki, normal siyasi, iktisadi gerekirlilik düzeyine çekilmeli, niyet ve oluşumlar doğru değerlendirilmelidir. 60 yıl bir birliğe girmek için kapı önünde beklemek yerine getirilmesi hala meçhul bir iş için haysiyetini siyaset adına da olsa ayaklar altına almak sadece duygusal bir mesele değil aynı zamanda dehşet verici bir akılsızlıktır. Bir de şu var ki bir art niyeti taşıyabilmektedir. Geleceğimizi tehlikeye atacağı besbelli olan işlemlerden, özellikle arazi, mülk, para kurumu vb. satışlardan vazgeçilmelidir.

Meseleyi din gibi tek faktöre indirmemeli


Cemaat ve tarikatlar, din ihmalcilerinin, din karşıtlarının açtığı yaraların tedavisini bize pahalıya ödetmesinler. Tedavinin yan tesirleri fazla olmaya başlamıştır. Cemaat ve tarikatlar siyasi gündemi değil ahlaki gündemi tayin etmelidir. Diyorlar ki birliği beraberliği sağlayan manevi harç olan din ihmal edilirse böyle olur. Çözüm de yine buradadır. Dinin birleştirici, yapıcı gücü inkar edilemez. Fakat meseleyi din gibi bir müessese de olsa tek faktöre indirgemek doğru ve gerçekçi değildir. Kur’an-ı Kerim, inandım diyen insanların yamukluklarının macerasıyla doludur.

Ayrıca şunu belirtmelidir: Tek başına İslamiyet birleştirici ve problemleri çözücü olur ama onun sosyolojik kültürel çevresini ihmal etmeden onu bunlardan soyutlamadan meseleye bakmalıdır. Osmanlı döneminde Kürt’lerin ne dini ne kimliksel problemi vardı. Ama yabancı tahrikiyle de olsa defalarca isyana başvurdular. Bugün onların ayrımcılığını savunan Türk, Kürt veya bir başkasının çoğunlukla din kaygıları yoktur, ayrımcılık yapanların elebaşları da son zamanlar da bu ayrımcılıklarını dine dayandırmaya, Müslümanlığa sığınmaya bile başlamışlardır.

Eğitim millileştirilmeli

İdealleri olmayan, söyleyecek sözleri olmayan toplumların yaşama şansı zayıftır
Her alanda ciddi ve gerçekçi kanunlar çıkarılmalıdır. Liberal-kapitalist sistemin tekrar gözden geçirilmesi ve azgınlıklarından vazgeçilmesi gerekir. Popülizmden vazgeçilmeli, ’halka rağmen halk için’ ilkesi uygulanmalıdır. Bunları söyleyince karşınıza faşistlik teşhisiyle çıkarlar, bunu biliyoruz. Bu da devletin, evet bizzat devlet kurumunun (kadrolar ve ilkeler olarak) idealsizliğinden kaynaklanıyor. Mütefekkirler der ki, idealleri olmayan, dünyaya söyleyecek sözleri bulunmayan toplumların yaşama şansı zayıftır. Belki sürünerek ve taklit ederek. Balzac da ’Gorio Baba’da şöyle der: ’İşte hayatın dört yol ağzı delikanlı, seçiniz. Zaten seçmiş bulunuyorsunuz. Elli bin çeşit kazanma yolu olmadığına göre, bir kavanoz içine hapsedilmiş böcekler gibi birbirinizi yemekten başka çareniz olmayacak.

Bu durumdan insan nasıl sıyrılır biliyor musunuz? Ya dehanın şahşahası ile ve fazilette yükselmekle ya ahlaksızlıkta maharet göstermekle...’Bugünümüze ne kadar uyuyor değil mi?

Prof. Yümni SEZEN





0 Kullanıcı konuyu okuyor

0 Kullanıcı, 0 Misafir, 0 Kayıtsız kullanıcı