İçeriğe git

Welcome to Kadim Dostlar ™ Forum
Register now to gain access to all of our features. Once registered and logged in, you will be able to create topics, post replies to existing threads, give reputation to your fellow members, get your own private messenger, post status updates, manage your profile and so much more. This message will be removed once you have signed in.
Login to Account Create an Account
Resim

Hukuk Sözlüğü (Hukuk Terimleri Sözlüğü) | A - Abes: Akla ve gerçeğe aykırı; gereksiz; yersiz; boş şey; saçma; anlamsız

- - - - -

  • Yanıtlamak için lütfen giriş yapın
Bu konuya 12 yanıt gönderildi

#1
Sema

Sema

    Ne Mutlu Türküm Diyene!!

  • Yönetici
  • 5.470 İleti
  • Gender:Female
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü, Ülke Gündemi, Siyaset ve Köşe Yazıları...

Resmi ekleyen


Abes: Akla ve gerçeğe aykırı; gereksiz; yersiz; boş şey; saçma; anlamsız

Abesle iştigal etmek: Boş şeylerle uğraşmak

Abideler ve asar-ı atika: anıt ve abideler

Abluka: Bir devletin dışarı ile olan ilişkilerini zor kullanarak kesmek

Acar: Atılgan; gözü pek; yiğit; kabadayı; yılmaz; kabına sığmaz; güçlü; becerikli

Acele itiraz: Verilen kararın tefhim yada tebliğinden itibaren belirli bir süre içerisinde ( genellikle bir hafta ) yapılması gereken, kanunda açıkça sayılan itiraz türüdür. itiraz üzerine kararı veren makam değil itiraz mercii bir karar verir.

Acenta: Ticari mümessil ticari vekil, satış memuru veya müstahdem gibi bir sıfatı olmaksızın bir sözleşmeye dayanarak belirli bir bölge içinde daimi bir suretle ticari bir işletmeyi ilgilendiren akidlerde aracılık etmeyi veya bunları o işletme adına yapmayı mesle

Açık artırma: Bir malın, teklif veren kişiler arasında en yüksek bedeli öneren kimseye satılmasını sağlayan satış biçimi

Açık çek: Üzerine para miktarı yazılmamış çek, mecazi: sonsuz güven

Acir: Kiraya veren kimse

Aciz: Birinin borcunu vaktinde ödeyememesi durumu

Âciz: Gücü bir işe yetmez olan; güçsüz; beceriksiz; kabiliyetsiz; zayıf

Aciz vesikası: Alacaklı alacağının tamamını alamamışsa kalan miktar için kendisine verilen vesika (İİK 143)

Ada: Çevresi yollarla sınırlandırılmış bulunan, çeşitli parselleri kapsayan arsa parçası

Adab: Âdab; Töre; edepler; terbiyeler; utanmalar; yol yordam; yol yöntem

Adad: Adâd; Adetler; sayılar; adem yokluk; hiçlik; ölüm
Adalet:haklılık; hakka uygunluk

Adalet divanı: Devletler arasındaki birtakım hukuk anlaşmazlıklarına bakan ve merkezi La Haye'de bulunan uluslararası mahkeme

Adalet örgütü: Adliye teşkilatı.

Adalet sarayı: Mahkemelerin bulunduğu büyük yapı

Adem: Yokluk; hiçlik; ölüm ,

Adem-i ifa: Adem-i ifâ - Yapmamak; bir görevi yerine getirmemek; bir borcu zamanında ödememek

Adem-i iştirak: katılmamak

Adem-i selahiyet: yetkisizlik

Adem-i: vüsuk gercek olmamak

Ademimerkeziyet: Yerinden yönetim

Adi kira: Kiraya verenin, belli bir ücret karşılığında bir şeyin kullanılmasını kiracıya bıraktığı sözleşme

Adi şirket: İki veya daha çok kimsenin, ortak bir amaca ulaşmak için emeklerini ve mallarını birleştirmeyi kabul ettikleri sözleşme ile kurulan ortaklık

Adi suçlu: Basit suçları işleyen kimse

Adli: Adaletle ilgili

Adli kaza: Adlî kaza - Cezai, hukuki, ticari, nizalı, nizasız yargı

Adli müzaharet: Adli yardım

Adli sicil: Bir kimsenin mahkumiyetinin olup olmadığının anlaşılması için konulmuş olan kayıt yöntemi.

Adli tatil: Her yıl 1 Ağustos ile 5 Eylül tarihleri arasında, kanunda yazılı durumların dışında, hiçbir adli işlemin yapılmadığı süre

Adli tıp: Tıbbın adalete yardım eden kolu

Adli zabıta: Bir suç sonrası sanığı ve suç delillerini adli yetkililere sunan kolluk kuvveti

Afaki: Afakî - Belli bir konu üzerinde olmayan (konuşma); dereden tepeden söz; objektif; nesnel; yabancı

Afet: Doğanın sebep olduğu yıkım; kıran; çok kötü; büyük felaket; belâ; çok güzel insan

Ağır ceza: Beş yıldan yukarı olan hapis cezaları

Ağır hapis cezası: Yirmi yıl ve üstü veya ömür boyu hapis cezası

Ağır kusur: dikkatsizlikten ve özensizlikten dolayı işlenen büyük hata

Ağlep: Kuvvetli; büyük

Ahar: Başkası; yabancı; üçüncü kişi

Ahde vefa: Söze bağlılık, sözleşmeye bağlılık

Ahir: Âhir - Son; sondaki; en son; en sondaki

Ahiren: Âhiren - Sonradan

Ahit: Söz verme

Ahkam: Hükümler

Ahkamı huzuriyye: hakim önünde yargılanmayla ilgili yöntem hükümleri

Ahkamı mahsusa: özel hükümler

Ahkamı müteferia: ahkâmı müteferia - ayrıntılı hükümler

Ahkamı mütehalife : ahkâmı mütehalife - aykırı değişik hükümler

Ahval: ahvâl - durumlar; haller; vaziyetler

Ahz : almak

Aidiyet : âidiyet - ait olma durumu; ilişkinlik

Aile hukuku : Aile ilişkilerini düzeneleyen hukuk kurallarıdır

Aile hukuku : Aileyi oluşturan kişilerin karşılıklı hak ve görevlerini düzenleyen hukuk dalı

Aile şirketi : bir ailenin bireylerinden oluşan ortaklık

Aile yurdu: bir kimsenin, ailenin gereksiniminden büyük olmamak ve bizzat kendisinin veya ailesinin işletmesi ya da oturması koşuluyla, aile bireylerinin geçimi ve oturmasını sağlamak amacıyla ayırdığı taşınmaz ve ekleri

Akar: taşınmaz mal; kiraya verilen ve gelir sağlayan şeyler

Akaratı mevkufe: akarâtı mevkufe - vakfedilmiş, gelir getiren mallar

Akdetmek: sözleşmek; kararlaştırmak; düzenlemek; bağlamak

Akd-i mebhusünanh: sözü geçen akit, anlaşma, sözleşme

Akd-i mezbur: sözü geçen akit, anlaşma, sözleşme

Akd-i muvazaa: karşılıklı ödün verilerek yapılan akit, anlaşma, sözleşme

Akd-i sahih: geçerli, doğru, kusursuz akit, anlaşma, sözleşme

Akideyn: âkideyn - her akitte akdi yapan iki taraf

Akidin: âkidîn - sözleşenler; sözleşme yapanlar

Akit: âkit - bir işi karşılıklı olarak kararlaştırıp üstlerine alan taraflardan her biri; sözleşme veya mukavele yapan

Akit vaadi: ön sözleşme

Alahilaf'ül-kanun: alâhilâf'ül-kanun - kanun hilafına; yasaya aykırı olarak

Alakadar: alâkadar - ilgili; ilişkili

Alat : alât - aletler; araçlar

Aledderecat : sırasıyla; derecesine göre

Alelhesap: hesaplaşmak üzere; hesaba sayarak; sayışılmak üzere; doğan kârdan bir bölümünün ileride tamamı üzerinde hesaplaşılmak üzere önceden ödenmesi

Ale-l-ıtlak: genel olarak; rasgele; bir sınır ile bağlı olmayarak

Ale-l-umum: ale-l-umûm - genel olarak; umumi bir biçimde; bütün

Alelusul: usulüne uygun; üstün körü

Aleniyet: açıklık; kamuya açık olunması

Alettakrib: takriben; yaklaşık olarak

âm ve şamil: genel; herkese ait; geniş kapsamlı

Amade : bir işi yapmaya hazır; hazırlanmış

Amel: iş; edim; fiil

Amele :işçi; emekçi, ırgat

Ameli: amelî - işe dayanan; iş üstünde; tatbikî; pratik; uygulamalı

Amenajman: doğal kaynakların işletilmesi, Devlete ve kişilere ait ormanların, önceden hazırlanıp kabul edilmiş esaslara uygun olarak işletilmesi

Amil: âmil - yapan; etken; etmen; sebep; faktör

Amir: âmir - emreden; buyuran; bir memurun vazife bakımından büyüğü; bir fiili yapmaya veya yapmamaya zorlayan, buna gücü yeten

Amm: âmm - genel; umumi; herkese ait

Amma: ammâ - ama; fakat; lakin; ancak; şu kadar; öyle ki

Amme: kamu

Amme hükmi şahsiyeti: âmme hükmî şahsiyeti - kamu tüzel kişiliği

Amme intizamı: kamu düzeni

Anagayrimenkul: Kat mülkiyetine konu olan taşınmazın bütünü

Anayapı: Kat mülkiyetine konu olan taşınmazın esas yapı kısmı

Anayasa: Bir devletin yönetim biçimini belirten, yasama, yürütme, yargılama güçlerinin nasıl kullanılacağını gösteren, yurttaşların kamu haklarını bildiren temel yasa, kanunuesasi

Angaje: sözle veya yazılı olarak bağlanan; bağımlı

Ani edim: Bir anda yapılan belli davranış ya da davranışlarla yerine getirilen edim

Anif'ül-beyan: ânif'ül-beyan - az önce beyan olunan, bildirilen

Anmuhakemetin: muhakeme yaparak; yargılama yoluyla

Antrepo: gümrüklere gelen ticari eşyanın konulduğu, korunduğu yer; ardiye; ambar

Ara: âra - reyler; oylar

Ara kararı: Bir davanın bakılmasını kolaylaştırmak için yargıdan önce önlem niteliğinde verilen karar, duruşma kararı

Arama: Saklanan sanığın ve suç belgelerinin elde edilmesi için bir kimsenin evinde, iş yerinde, üzerinde veya eşyasında yapılan araştırma işlemi

Arama izni: Yasa dışı ilişkilerle ilgili olarak delil toplamak, zanlı veya suçlu kişileri yakalamak için mahkemece güvenlik güçlerine verilen resmi izin

Arama kararı: Arama yapılabilmesi için hakim tarafından verilmiş karar

Arazi mahlule: mutasarrıfın mirasçı bırakmadan ölümü ile mahlûl olan arazi-i emiriyye

Arazi-i emiriyye: rakabesi beytülmâle ait olarak devlet tarafından kişilere dağıtılan yerler, topraklar; beylik arazi

Arazi-i haraciyye: haraca bağlı arazi

Arâzi-i memlûke: mülk; timar toprağı; mülkiyet yolu ile tasarruf olunan yerler

Arazi-i metruke: halkın gereksinimi ve kullanımı için terk edilen arazi

Arazi-i mevat : hiç kimsenin tasarrufu altında olmayan ve halka terk ve tahsis edilmemiş bulunan,yüksek sesli bir kimsenin sesi işitilmeyecek derecede köy ve kasabalar gibi yerlerden uzak bulunan kıraç, taşlık gibi yerler

Arazi-i mevkufe: geliri belirli bir konuya tahsis olunan yer; vakıf olunmuş arazi

Arazi-i miriye : devlete ait arazi

Arâzi-i öşriye: ürününden onda bir Devlet payı alınan ve üzerinde her türlü mülkiyet tasarrufları bulunan arazi

âri : ...sız; boş; çıplak; soyut; arınmış; yüksüz

Ariyet : ödünç; eğreti; ödünç sözleşmesi

Arîz ve amîk : genişlik ve derinliğine; enine boyuna; uzun uzadıya

Arsa: Belediye sınırları içinde, belediye tarafından parsellenerek üzerine inşaat yapmak için ayrılan arazi parçası

Arsa payı: Kat mülkiyetinde arsanın, kanunda belirtilen esasa göre bağımsız bölümlere ayrılan ortak mülkiyet payı

Arz: sunma; gösterme; bildirme; önüne koyma; anlatma (bir büyüğe)

Arzuhal: Dilekçe , istidal

Asaleten atanma: Sürekli görev yapmak üzere bir göreve atanma

Asgari: Asgarî - en az; en aşağı; en azından; en düşük; en küçük

Ashab-ı intikal: Verasetin geçişinde hak sahipleri

Aşikar: Vşikâr - belli; açık; apaçık; meydanda olan

Asri: asrî - zamana uygun; çağdaş; modern

Ateh: Bunama; bunaklık

Ati : âtî - gelecek; gelen (kişi veya şey); gelecek zaman; istikbal

Atıf : Yollama; yöneltme; yükleme; bağlama; eğme; meylettirme; ilişkili bulma

Avans : Alacağına sayılmak üzere önceden yapılan ödeme; öndelik

Avarız: Avârız - kazalar; belalar; borçlanma ve hak kazanma yeterliliğini kısan veya yok eden haller

Avdet: dönüş; geri gelme; dönme

Avukat: Hak ve yasa işlerinde isteyenlere yol göstermeyi, mahkemelerde, devlet dairelerinde başkalarının hakkını aramayı, korumayı meslek edinen ve bunun için yasanın gerektirdiği şartları taşıyan kimse

Ayn: Para dışında, kazanılabilen bütün servet öğeleri

Ayni: Aynî - mala ilişkin; eşyaya bağlı; malın mülkiyeti ile ilgili; herkese karşı ileri sürülebilen

Ayni haklar: Üzerinde doğrudan doğruya mutlak egemenlik yetkisi veren ve herkese karşı ileri sürülebilen haklar

Aza : âzâ - uzuvlar; üyeler; organlar

Azade : âzâde - serbest; hür; özgür

Azami : en çok; en büyük; en yüksek

Azil : Verilen temsil yetkisinin ortadan kaldırılması

Azimet: Gidiş; yola çıkma


#2
Sema

Sema

    Ne Mutlu Türküm Diyene!!

  • Yönetici
  • 5.470 İleti
  • Gender:Female
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü, Ülke Gündemi, Siyaset ve Köşe Yazıları...

Resmi ekleyen


Bâ tapu : Tapulu; tapu ile tasarruf olunan

Bab: Bâb - kapı

Ba'dehû:
Daha sonra

Ba'de'l-isticar:
Kira sözleşmesinden sonra

Ba'de'l-istirdad: Geri aldıktan sonra

Ba'de'l-mevt : Ölümden sonra; öldükten sonra

Bâ'de'l-vefat :İnsan ölümünden sonra

Bâdî olmak:
Sebep olmak

Bağımsız bölüm: Kat Mülkiyeti Kanunu'na göre, ana gayrimenkulun ayrı ayrı ve başlı başına kullanılmaya müsait bağımsız mülkiyete konu olabilen bölümleri

Bağıt : akit , sözleşme , anlaşma

Bâhir : bahir - belli; besbelli; açık; apaçık

Bahri :
denize ait

Bahsetmek: bir konu üzerinde söz söylemek; konuşmak; sözünü etmek

Bahşetmek :
bağışlamak; sunmak; eriştirmek; vermek

Bâ-husus : Ba-husus - hele; özellikle; üstelik

Baîd : baid - uzak; ırak

Bâîs olmak: sebep olmak; göndermek; gerektirmek

Baki : sürekli; daimî; artan; kalan; kalımlı; kalıcı; ölümsüz; saklı duran

Bakiye : artan ; kalan

Bâlâ : yukarı; yüksek; üst; yüce

Baliğ : eren; varan; bulan; yetişen; toplam; büluğa; ergin; son mertebeyi bulan

Bâligân-mâbelâğ :
baligan-mabelağ - ziyadesiyle; bol bol

Balotaj kurulu : Kurum ve kuruluşlarda yeni üyelerin alınmasına karar veren kurul

Banknot : Devlet Bankası tarafından çıkartılan kağıt para bariz :açık; göze çarpan; belirgin

Basiret: doğru görüş; uzağı görüş; önceden görüş; seziş; uyanıklık; anlayış; kavrayış; dikkat; sağgörü

Batıl :
doğru ve haklı olmayan; çürük; bozuk; sakat; boş; hukuken geçersiz; dayanaksız; temelsiz; beyhude; hüküm ifade etmeyen

Batkı : İflas

Bayi : bazı maddeleri satma izni olan kimse; satıcı; satış yeri

Becâ : yerine; uygun; bedava; karşılıksız; parasız; emeksiz

Bedâyî:
bedayi - sermayeler; anamallar

Bedel-i misil: emsaline uygun peşin para

Beden : canlı varlıkların maddi bölümü; gövde; vücut; cisim; ten

Bedialar: göze güzel görünen şeyler; estetik

Bedihî :
bedihi - açık olan; besbelli; apaçık; akla; kendiliğinden gelen

Bediî : güzellik ölçülerine uyan; güzel; güzellik

Beher : her biri

Bekleme süresi: Evliliği sona ermiş kadının yeniden evlenebilmesi için aradan geçmesi gereken süre - iddet müddeti (270 gün)


Belagat :
iyi konuşma; sözle inandırma yeteneği; söz sanatlarını inceleyen bilim dalı

Beraat :
aklanma

Berât : berat - rütbe, nişan ve imtiyaz verildiğini bildiren ferman

Beray : ... amacıyla ; ... için

Berayı tetkik : berâyı tetkik - inceleyerek

Berhava :
havaya gitmiş; kaybolmuş; uçurulmuş; yararsız; boş

Berî-üz-zimme : zimmetten kurtulmuş; aklanmış

Ber-mucib-i talep: talep mucibince; istem gibi

Ber-vech : olduğu gibi; olarak

Ber-vech-i bâlâ : yukarıda olduğu gibi

Beşeri : beşerî - insanoğlu ile ilgili; insani; insana mensup

Betekrar : tekraren; tekrarla

Bey ü şira :
almak ve satmak

Beyanname :
Bir makama veya kamuoyuna yapılan açıklama belgesi

Bey'i : s atım; satma; satış; satılma

bey'i bât:
kesin satış

Bey'i bi-l vefa :
bey'i bi-l vefâ - kararlaştırılan süre içinde satılanı geri almak koşulu ile yapılan satış sözleşmesi

Bey'i mukayaza :
malı mal ile değiştirmek; trampa

Bey-i sarf :
parayı paraya satmak; para bozmak

Beyn :
ara

Beyn'en-nas:
beyn'en-nâs - halk arasında

Beytülmal:
maliye hazinesi
Beyyine :bir olayın veya işlemin doğruluğunu ortaya koyabilmek için hakimi iknaya yönelik yöntem veya her türlü vasıta ; delil, şahit

Beyyine külfeti :
mahkemede bir beyan ve iddiayı kanıtlama yükümlülüğü, ispat külfeti
Bidayet :bidâyet - başlama; başlangıç; yerel

Bidayet mahkemesi :
ilk mahkeme; davaları birinci derecede gören ve çözümleyen mercii

Bi-eyyi-hâl :
herhalde; mutlaka; elbette

Bigüna :
herhangi bir

Bi-hakkın :
hakkıyle; hakkı olarak, gerçekten; tamamiyle

Bi-haseb-il verase :
veraset nedeniyle; verasetten doğma

Bi-hükm'ül-kanun :
kanun hükmü gereğince; yasa kuralı ile

Bila :
... sız (olumsuzluk eki)

Bila kayd ü şart: kayıtsız ve şartsız

Bila tebliğ:
tebligat yapılamadan

Bil-ahire:
sonra; sonradan; belahere

Bilakis :
tersine olarak; tam tersine; aksine; sonunda

Bila-müddet: süresiz

Bilanço : Bir kuruluşun, belli bir tarihte, alacaklı ve borçlu bulunduğu değerleri gösteren özet muhasebe cetveli; işletmenin finansal durumu ve faaliyet sonuçlarını gösteren tablo

Bila-sebeb :
sebepsiz

Bilâtefrik : tefrik etmeksizin; ayırmaksızın


Bilbeyyine:
delil ile; tanık ile; ispat ile

Bil-cümle:
bütün; hepsi; tamamı

Bil-farz: tutalım ki; diyelim ki; sayalım ki; söz gelişi

Bilfiil : gerçekten; fiilen; hakiki olarak; iş olarak; iş
edinerek

Bililtizam:
bile bile

Bilirkişi Çözümlenmesi özel veya bilimsel bilgiye dayanan konularda düşüncesine başvurulan kimse, uzman, ehlihibre, ehlivukuf, eksper

Bilistirdad :
geri alarak; geri alınarak

Bilmuvafakat :razı olarak

Bilmüzakere :müzakere ederek; üzerinde görüşüp tartışarak

Bilmüzayede: artırma ile; artırarak

Bi-l-rü'ye :görerek; görülerek

Bilumum: bütün; hep; kamu; -in hepsi

Bî-ma'nâ: manasız; anlamsız

Binâberin: bundan dolayı; bunun üzerine; bu nedenle

Binâen :(binaen) ...den dolayı; ...den ötürü; ...için;

Binâen-alâ-zâlik :bundan dolayı; bunun üzerine

Binâen-aleyh : bunun üzerine; dolayısıyla; bundan dolayı (binaenaleyh)

Bi-n-netîce :
netice olarak; sonuç olarak

Binniyabe :
naip eliyle; vekillik ile; vekaleten

Bırakıt: Miras , kalıt

Bitap : bîtâp - bitkin; güçsüz; takatsız; yorgun

Bî-taraf :
bi-taraf - tarafsız; yansız

Bi-t-tabi :
tabiatiyle; doğal olarak

Bloke çek : Keşideci tarafından anlaşmazlığın çözümüne kadar ödemenin durdurulduğu çek türü

Bölünebilir edim: Niteliğinde veya değerinde esaslı bir değişme olmaksızın, birden ziyade parçalara ayrılarak ifa edilebilen edim

Bölünemez edim : Niteliğinde veya değerinde esaslı bir değişme olmaksızın, birden ziyade parçalara ayrılarak ifa edilemeyen edim

Bono : Bir kimsenin diğer bir kimseye veya onun emir ve havalesine, belirlenen vadede, belirli bir tutarı ödeme taahhüdünü içeren, özel biçim ve hükümlere tabi ticari senet; emre yazılı senet

Borç ilişkisi : İki taraf arasında mevcut olup bir şeyin verilmesi,yapılması veya yapılmamasını öngören hukuki bağ

Boşanma davası :
Eşlerden birinin evlilik birliğine son verecek kararı elde etmek için açtığı dava.

Boşanma ilamı :
Mahkemenin boşanmayı kesin hükme bağladığını belirterek verdiği resmi belge.

Bünye:
vücut yapısı; yapı, beden; vücut; yapılış; kuruluş

Bürûz ;
belirme; ortaya çıkma (büruz)

Butlan :
geçersizlik


#3
Sema

Sema

    Ne Mutlu Türküm Diyene!!

  • Yönetici
  • 5.470 İleti
  • Gender:Female
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü, Ülke Gündemi, Siyaset ve Köşe Yazıları...

Resmi ekleyen


Câmi : cem eden; içine alan; içinde bulunduran; taşıyan; toplayan

Câmia : topluluk; zümre (camia)

Cânî : cani - cinayet işlemiş olan kimse

Canîb-i beytülmal :
hazine tarafı

Canîb-i vakıf : vakıf tarafı

Canîp : canip, cenap -- yön; taraf; cihet; yan

Cari :
uygulanan; yürürlükte olan

Çatma :
Deniz hukukunda gemilerin çarpışması

Cây-i teemmül : etraflıca düşünülmeye değer; düşünülmesi yerinde olur

cebrî :
cebri, cebir -- zorla yapılan; zor kullanarak yaptırılan; zor altında; güç kullanarak

Cebri icra :
kendi istekleriyle borçlarını ödemeyen borçluların, borçlarını Devlet kuvveti ile ödemelerinin sağlanması; ilgili icra dairelerinin, (gereğinde) zor kullanarak, borçluyu borcunu ödemeye zorlamaları

Cebri satım : Cebri satış - Malikinin isteğine bakılmaksızın, resmi makamlar tarafından yapılan satım

Çek :
kanun ile belirlenen şekilde düzenlenen, keşidecinin emrinde para bulunan banka üzerinden çekilebilen havalesi

Çekince :
Herhangi bir konuda ileriyi düşünerek çekinmeyi gerektiren sebep veya durum, rezerv, ihtiraz

Celesat-ı âti : gelecekteki celseler, oturumlar, atiye terkedilen duruşmalar

Celile : büyük; ulu

Celp : Çağrı belgesi , Getirtme, kendi üzerine çekme

Celpname : yargılamada,davacı,davalı,tanık,bilirkişi gibi kimseleri mahkemeye getirtmek için yapılan çağrı

Cemaat:
bir dinden veya ırktan bulunanların topluluğu; toplum; topluluk; insan kalabalığı

Cem'an :
Ceman - toplam

Cemetmek toplamak; bir araya getirmek

Cemi ezmân :
bütün zamanlar; zamanların toplamı

Cemiyet : toplum; topluluk; dernek

Cereme : başkası tarafından yapılan veya kaza sonucu ortaya çıkan zararı ödeme; para cezası

Cerh :
Bir düşünce, inanç veya iddiayı çürütme, yaralama

Cerh ü iptal : çürütme ve yok sayma; geçersiz hale getirme

Cevâmi' : camiler; mescitler; toplanılan yerler

Cevaz :
izin; müsaade; caiz olma

Cevâz bahş :
izin veren; müsaade eden

Cevher : maya; öz; değerli taş; elmas

Ceza :
kanunun suç işleyen kimseye uygulanmasını öngördüğü yaptırım

Ceza Hukuku :
Suç kapsamı içine giren eylemler ile bunlara uygulanacak cezaları inceleyen hukuk dalı

Cezai şart : ceza şartı; ceza koşulu; alacaklının zararını karşılama şartı

Cezri :
cezrî - asıl ile ilgili; kökle ilgili; kökten; temelden

Cibayet : cibâyet - alma; toplama; vergilerin ve başkaca devlet gelirlerinin tahsili

Cihaz :
çeyiz; takım; alet; aygıt

Cihet : yön; taraf; amaç

Cins tashihi : Tapu kütüğünde kayıtlı bir taşınmazın niteliğinin değiştirilerek kütüğe, başka bir nitelikte tescil edilmesi

Çıplak mülkiyet : Kuru mülkiyet - Yararlanma hakkı başkasının olan bir mal üzerindeki sahiplik durumu

Ciro :
Çifte yetki veren havale; ticari senedin, arkasına yazılan yazı veya imza ile başkasına devri

Cismani :
cisimle, bedenle ilgili; bedensel

Cism-i câmid :
cansız cisim

Cürmiyet : suç hali; suçluluk

Cürmü meşhut : suçüstü hali ; göz önünde işlenen suç

Cürüm : suç

Cürüm tasnii :
bir kimse hakkında cürüm (suç) uydurmak

Cüz :
bir bütünü oluşturan bölümlerden her biri; kısım; parça; bölük

Cüzzi :
düşük bir miktar

Resmi ekleyen



Delil:
kanıt; tanıt; ipucu

Demirbaş:
Bir taşınmazın kiraya verilmesinde kiraya dahil olan, kiralamanın sonunda aynı cins ve değerde iade edilen veya değer eksilmesi kiracı tarafından tazmin edilen eşya

Demokratik devlet:
halkın devlet yönetimine katılması esasına dayanan devlet

Deniz hukuku: Devletler hukukunda denizin türlü bölümlerinin durumunu düzenleyen ve devletlerin bu bölümler üzerindeki yetkilerini belirten antlaşma, gelenek vb. niteliğindeki kuralların bütünü

Depozito:
Bir sözleşmeden dolayı doğabilecek zararlara karşı verilen teminat; bir taahhüt sırasında yatırılan güvence parası

Der-akap: hemen; arkasından

Derç:
sokma; arasına sıkıştırma; gazeteye yazma; toplama; biriktirme

Derc etmek: araya sokmak; arasına sıkıştırmak, eklemek

Derceb etmek: cebe atmak; kendine alıkoymak

Derdest: Görülmekte olan dava

Der-dest-i rü'yet: dava görülmek üzere ele alınan, eldeki dava

Der-kâr:
malum; aşikar; bilinen; belli

Dermeyan etmek: ileri sürmek; öne sürmek; ortaya koymak; anlatmak

Derogasyon: Ayrıklık

Der-piş: derpiş - en önde; göz önünde bulunan; öngörü

Der-pîş etmek:
öngörme; göz önünde bulundurma

Der-uhte:
deruhte - üstüne alma; yüklenme; üstlenme; sağlama

Desise:
hile; oyun; entrika

Devair: daireler

Devlet Şurası: Danıştay


Dîvân-ı Muhasebat:
Sayıştay

Donatan: gemisini gemi ticaretinde kullanan gemi sahibidir

Dûçâr: düçar - tutulmuş; uğramış; yakalanmış

Dûn: aşağı; aşağılık; altta; aşağıda

Dûr: uzak

Duruşma: Davacı ile davalının yargıç karşısında hazır bulundukları yargılama evresi, mahkeme, murafaa

Düstur: düstûr - kanun; kaide; yasa; devlet yasalarını içine alan kitap; genel kural; başyasa; yasalar dergisi

Düzenleme: Bir sözleşmeyi veya işlemi yapan kimsenin iradesini dinledikten sonra, iki tanık önünde ve yöntemine uygun olarak noter tarafından baştan sona kadar yazılarak, ilgililer ve hazır bulunanlar tarafından imzalanıp noter tarafından da onanan senet


#4
Sema

Sema

    Ne Mutlu Türküm Diyene!!

  • Yönetici
  • 5.470 İleti
  • Gender:Female
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü, Ülke Gündemi, Siyaset ve Köşe Yazıları...

Resmi ekleyen


Ebniye: Binalar; yapılar

Ecnebi: yabancı; bir devlete göre,kendi uyruğunda bulunmayan gerçek veya tüzel kişiler

Ecr-i müsemma: taraflar arasında belirlenen ücret

Ecrimisil:
bir malın kullanılmasından doğan yararların para ölçüleriyle takdiri

Eda:
edim; borçlanılan şey; borcun konusu

Eda davası: davalının bir iş yapmaya,bir ifada bulunmaya veya bir iş yapmamaya,bir ifada bulunmamaya mahkum edilmesinin istenildiği dava

Edeb : iyi terbiye; naziklik; usluluk

Edim: Aralarındaki borç ilişkisi dolayısıyla alacaklının isteyebileceği, borçlunun da yerine getirmekle yükümlü bulunduğu bir davranış biçimi

Ef'âl: eylemler; fiiller, işler; ameller

Efrâd: fertler; bireyler

Ehemmiyet: önem; bir şeye verilen değer

Ehil:
ehliyetli; hak sahibi; bir hukuki işlem yapabilme yeteneğine sahip

Ehl-i hibre: (ehlihibre) - bilirkişi

Ehl-i vukuf: ehl-i vukûf - bilirkişi

Ekalliyet: ( akalliyet ) - azınlık

Eklenti: Bir konutun veya bir binanın kullanılış amaçlarından herhangi birini tamamlayan ya da kolaylaştıran yapı

Ekser: daha ziyade; ençok; çoğu; çoğunca

Ekseriyet: çoğunluk

Elfaz: kelimeler; sözler

Elîm: elemli; kederli acılı

Elmen: eldeci , zilyet , elinde bulunduran

El-yevm: bugün; şimdi; halen

Emlak vergisi: Konusu bina ve arazi olup, bu bina veya arazi malikinin, intifa hakkı sahibinin, her ikisi de yoksa malik gibi tasarruf eden kimsenin, bina ve arazinin değeri esas alınarak kanunda belirtilen oranlara göre ödediği vergi

Emlâk-i sirfe: yeri ve üzerinde binalar ve ağaçları mülk olan taşınmaz mallar

Emr-i makzî: hükme bağlanmış iş

Emtea: ticaret konusu her türlü mal

Emval: mallar; mülkler

Emvali menkule: (emvâli menkule ) - taşınır mallar;taşınabilir mallar

Enfüsi: öznel; subjektif

Enkaz: bina yıkıntıları; yıkıntı; moloz; eski hayvanların bakiyeleri

Erbaa: dört

Erbab: (erbâb - ehil; becerikli; muktedir; yetenekler; sahipler; malikler

Erbâb-ı vukuf: bilirkişiler

Ergin: Haklarını kendi kullanmak için yasanın gösterdiği yaşa gelmiş olan (kimse), reşit

Esbab-ı mucibe: gerekçe; gerektirici sebepler

Eşcar:
ağaçlar

Eshab: (eshâb - sahipler; bir şeyin malikleri

Esham:
pay senedi; hisse senedi

Eşhas: şahıslar; kişiler; kimseler

Eşkâl: biçimler; suretler; tarzlar , eşgal

Eslem: en selâmetli; en emin; en doğru; en sağlam

Evrâkı müsbite: ispat edici belgeler; tesbit edici yazılar; tapu kütüğünü tamamlayan belgeler

Evsaf: vasıflar; sıfatlar; kaliteler; nitelikler

Evvela: birinci olarak; herşeyden önce; ilk önce

Evvel-be-evvel: herşeyden önce

Evvelemirde:
herşeyden evvel; işin başlangıcında; ilk iş olarak

Ezcümle: özellikle; özet olarak; sözün kısası; toplucası

Ezmân: zamanlar, vakitler; anlar; çağlar


Resmi ekleyen


Fahiş: (fâhiş) - aşırı; ağır; çok fazla

Fail:
suç işleyen kimse , eden, yapan

Faili meçhul: Kimin yaptığı belli olmayan veya bilinmeyen

Failimuhtar: Yaptıklarından sorumlu olacak durumda ve yaşta olan (kimse), başına buyruk

Fariğ: bir şeyi veya hakkı başkasına devreden; ferağda bulunan; feragat eden; taşınmaz maldaki tasarruf hakkını başkasına bırakan kişi

Fariza: Şeriata uygun bir biçimde mirasçılara düşen pay. Ödev, görev.

Farz : zorunlu; baş koşul; boyun borcu; çok gerekli; varsayma

Fasıl: ayıran; bölen

Fâsıla: aralık; ara

Fasl etme: halletme; neticelendirme

Fehime:
anlayış

Fek:
kaldırma; bir hukuki sınırlamanın kaldırılması; sona erdirme; bitirme

Fer' î: bağımlı; ekli; eklentili; ikinci derecede olan

Ferağ: devir; devretme; bir hakkı birine geçirme; mirî veya vakıf arazinin yararlanma hakkının satışı

Feragat:
(ferâgat) - vazgeçme; elçekme; dinlenme

Ferd: tek; yalnız olan şey; eşi olmayan; tek olan sayı

Ferdi:
fertle ilgili , bireysel

Ferman:
bir kararın yerine getirilmesi için padişahtan çıkan tuğralı emir

Fesâd: (fesad) - karıştırıcı; arabozucu; karışıklık; bozukluk; dolan

Fesh: bozma; bozulma; dağılma; dağıtma; kapatma; kaldırma

Fesih: fesih: Devam etmekte olan bir hukuki ilişkiyi, tek taraflı olarak ve ileriye dönük olmak üzere sonlandıran bozucu yenilik doğurucu irade beyanı

Fevkani:üst

Fevkinde:üstünde; aşan

Feyz: feyiz; bolluk; bereket; ilham; aşk

Fi-i cârî:
geçer değer

Fiil:
eylem; hareket; edim; iş

Fiil ehliyeti: Bir kimsenin, kendi eylemleriyle haklar ve yükümlülükler yaratması yeteneği

filhakika:hakikatte; gerçekte; doğrusu

Fi-l-vâki: gerçi; gerçekten; vakıa

Firar: Bir sanık, tutuklu veya hükümlünün gözlem altından kurtulması

F-ırka: Kanun maddelerinin kendi içlerinde satır başlarıyla ayrıldıkları ufak bölümlerden her biri, insan kalabalığı grubu; parti

Fıtrî: tabii; yaradılışındaki; doğasındaki

Formalite: Yöntem veya yasaların gerektirdiği işlem

Fuhûş:(fuhuş) - haddini aşma; kötülük; namusa aykırı hareket

Fürûht : satma; satım; satış

Fuzali işgal: bir taşınmaz malı sahibinin izin ve rızası olmadan ele geçirmek, kullanmak

Fuzuli :
(fuzûlî) - boşuna; yersiz; lüzumsuz; haksız; boşboğaz



Resmi ekleyen


Gabin: aşırı yararlanma, Edimler arasında açık oransızlık, Alışverişte satın alınan mala ödenen karşılığın, malın değerinden çok fazla olması, alışverişte hile yapma.

Gaî (gaiye): gaye, maksat ve netice ile ilgili; amaca ilişkin

Gaip: görünmeyen; hazır olmayan; yitik; yok olan kişi; kaybolan ve kendisinden uzun zaman haber alınamayan kişi

Gaiplik kararı : Bir kimsenin ölüm tehlikesi içinde kaybolması veya kendisinden uzun süre haber alınmaması sonucu yargıç kararı ile kişiliğine son verilmesi

Galle : gelir; hasılat; yarar

Garaz (garez): gizli düşmanlık; asıl maksat; erek; amaç; hınç

Gars : ağaç dikme

Gasıb: başkasının birşeyini elinden veya tasarrufundan zorla haksız yere alan kimse. gasp eden

Gasp:[/b] başkasının birşeyini elinden veya tasarrufundan zorla ve haksız alınması

Gaybubet:
kaybolma; yokluk; göz önünde olmayış; yitiklik

Gayr (gayir):
ayrı; başka; özge; artık; diğer; yabancı

Gayr-i melhûz : beklenmedik; imkansız; olanaksız

Gayri mümkün:
olanaksız; imkansız

Gayrı vazıh: kapalı , açık olmayan

Gayrikanuni :
yasa dışı, gayriyasal

Gayrimenkul :
Bir yerden bir yere taşınması olanaksız (taşınmaz) mal.

Gayrimenkul mükellefiyeti : Bir taşınmaz malikinin, sahip olduğu mülkü nedeniyle ve özellikle o taşınmaz (gayrimenkul) teminat olmak üzere, diğer bir kimse lehine bir şey yapmaya veya vermeye zorunlu tutulması

Gayrimenkul tellallığı: Taraflar arasında (hiçbirine sürekli olarak bağlı olmaksızın), taşınmaza ilişkin sözleşmelerin (kira, satım vb.) yapılması hususunda ücret karşılığında aracılık etme mesleği; emlakçılık

Gayrisahih nesep : evlilik dışı doğan çocuk

Geçici madde: Yasa, tüzük ve yönetmeliklerde belirli bir süre için geçerli olan madde

Geçit hakkı : Bir taşınmaz üzerinden başka bir taşınmaz malikinin geçebilmesi için kurulan bir ayni hak

Gemi adamı: Bir iş sözleşmesine dayanarak gemide çalışan kaptan, subay, tayfa vb. kimseler

Genel idare : Bütün ülkeyi kapsayan idare olup "merkez teşkilatı" ve "taşra teşkilatı"ndan oluşur

Genel vekaletname : Bir kimsenin, kendi adına her türlü işi yapması için başka bir kişiye vermiş olduğu vekillik belgesi

Gerçek kişi : İnsanlar

Gerçi:
gerçekten; vakıa

Gerekçeli karar: Mahkeme kararlarında, kararın dayandığı yasal ve hukuksal sebeplerin gösterilmesi

Geriye yürümek:Öncesini kapsamak, makable şamil

Girift : dolaşık; karışık; bir birinin içine girgin; tutma; yakalama

Gıyâb (gıyab : hazır ve mevcut olmama; göz önünde bulunmama; uzaklaşma; kaybolma; arka

Gıyabi hüküm :
Kendi yokken arkasından verilen hüküm

Gıyabi tutuklama :Kişinin yokluğunda alınan tutuklama kararı

Gizli duruşma :Adliyede, sadece izinli veya görevli olanların katılabildiği, kamuya kapalı duruşma, gizli celse.

Görevsizlik kararı: Yargıcın bir davada mahkemeyi görev alanında bulmaması

Gösterme hakkı :Sinema, tiyatro, konser vb. görsel sanatlarda telif hakkı

Göz hapsi :Bir kimseye bulunduğu yerden ayrılmaması biçiminde verilen ceza

Gözaltı : Birinin, güvenlik kuvvetleri tarafından belli bir yerde belli bir süre alıkonulması, gözetim, nezaret.

Grev:işçilerin aralarında anlaşarak veya bir kurululun kararına uyarak topluca iş bırakmaları

Gümrük kolcusu:
Gümrüklerce gözaltında bulundurulması gerekli görülen eşya ve yolcularla beraber bulunmak, tartı, sayım ve muayene memurlarına yardım etmek vb. işlerle görevli kişi, dideban

Gûna (gûne) : türlü; gidiş; tarz; yol; sıfat

Güzeran : geçici; geçen


#5
Sema

Sema

    Ne Mutlu Türküm Diyene!!

  • Yönetici
  • 5.470 İleti
  • Gender:Female
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü, Ülke Gündemi, Siyaset ve Köşe Yazıları...

Resmi ekleyen


Hacet: gerek; gereklilik

Hacir : kısıt , kısıtlı , hicret eden

Haciz :
Borçlunun, borcunu kendi arzusu ile ödememesi durumunda, alacaklının talebiyle, borçlunun (borca yetecek miktardaki) mal ve haklarına devlet aracılığıyla (icra dairesi tarafından) el konulması

Haczetmek: Bir alacağın ödenmesi için borçlunun geçim ve mesleğinde gerekli olan şeyler dışında kalan para, aylık veya malına icra dairesi el koymak

Hâdis : meydana gelen; çıkan; yeni çıkan

Hafiyyen: gizli olarak; saklı olarak; gizlice

Hak : Hukuk düzeni tarafından şahıslara tanınmış olan yetkilerdir

Hak ehliyeti : Sağ doğmak şartıyla ana rahmine düştüğü andan ölüm anına kadar olan dönemde herkesin sahip olduğu medeni haklardan (evlenme, mülk edinme vb.) yararlanma yeteneği

Hakem kararı : Taraflarca seçilmiş veya Mahkemeler tarafından belirlenen yeminli hakemlerin verdiği karar.

Hakikiyye : hakikate mensup; gerçek; sahici; doğru; gerçekten

Hakim : Yargıç , Başta gelen, başta olan, baskın çıkan

Hakk : Allah; Tanrı; doğruluk ve insaf; bir insana ait olan şey; dava ve iddiada hakikate uygunluk; harcanmış emek; pay; hisse

Hakkaniyet : hak ve adalete uygunluk; doğruluk

Hakk-ı mesil : su yolu hakkı

Hakk-ı mürûr : geçit hakkı

Hakk-ı şuf'a: önalım hakkı

Hakk-ı şürb :
içme hakkı; sudan yararlanmada sıra hakkı

Hakkıhıyar :
Seçme hakkı, muhayyerlik

Hakkımüktesep : Kazanılmış hak, müktesep hak

Hakkısükût : Susmalık, sus payı

Haksız fiil: hukuk düzeninin izin vermediği, zarar verici eylemlerdir

Haksız iktisap : Bir kimsenin malvarlığında, haklı bir nedene dayanmaksızın başka bir kimsenin malvarlığı aleyhine meydana gelen artma ya da azalmama durumu

Halel : bozma; bozukluk; eksiklik; zarar

Haleldar olmak :
bozulmak; çiğnenmek

Hali sabıka irca : eski hale getirme

Halita :
karışım

Harâc-ı mukaseme : arâzî-i hâriciyye mahsullerinden onda birden yarısına kadar alınan vergi

Harâc-ı muvazzaf : arâzî-i hâriciyye üzerine yerin tahammülüne göre,maktûiyet veçhile tayin olunan vergi

Hariciye Vekaleti : Dışişleri Bakanlığı

Hârîm: aşkasının giremeyeceği,girilmesine izin verilmeyen ev bölümü; harem

Harnup : keçiboynuzu

Hartama : pedavra; köknar ve lâdin ağaçlarından elde edilen, çatı örtüsü olarak kullanılan ince tahta

Has :
sıkıştırmadan bir yerin içine alma; hareketten menetme; etrafını çevirme; vakfetme

Hasârât : zararlar; ziyanlar; hasarlar

Hasb-el-kanun : kanun gereği

Hasebiyle : yüzünden; dolayısıyla; bu nedenle

Hasılat Kirası : Kiraya verenin, bir bedel karşılığında, hasılat veren bir malın veya hakkın kullanımını kiracıya bıraktığı sözleşme; ürün kirası

Hâsim: hasmeden; kat'eden, kesip atan

Hasîm (hasım) : iki düşmandan herbiri

Hasren:
muhasara ederek; etrafını çevirerek

hâss :
özgü

Hatia :
hatîa ; günah; kabahat; suç; yanlış; yanlışlık

Hava hukuku : Havada ulaşımı düzenlemek için konulmuş hukuk kurallarının bütünü

Hava sahası :
Bir devletin yalnız kendisinin kullanma hakkı olduğu, başka devletlerin ancak ilgili devletten izin alarak yararlanabileceği gökyüzü parçası

Havale :
Yollama ödeyicisinin, para, değerli kağıtlar veya benzeri nesneleri, yollayıcı hesabına yollama alıcısına ödemek ve yollama alıcısının da bunları kendi adına teslim almak üzere yetkili kılındığı sözleşme

Hâvi (havi) :
kapsar; kapsayan; içeren; içerir

Havza-i fahmiyye:
kömür havzası; kömür bulunan bölge

Haylûlet : engel olma; araya girme; yolu kapama

Haymatlos: Vatansız

Hayr (hayır)
: iyilik; iyi; faydalı iş; yarar

Hayrât : sevap kazanmak için yapılan hayırlı işler; sevap için kurulan müessese

Hazine : Devletten ayrı bir kişilik oluşturmamakla beraber, bir taraftan bütçenin uygulanmasına ilişkin işlemleri, diğer taraftan da kamu gelir ve giderlerinin zaman olarak uygunluğunu sağlayan merkezi örgüt; Maliye Bakanlığı ve maliye dairelerinden oluşan örgüt

Heder olma :
ziyan olma

Hedm :
yıkma; harap etme

Hercü merc : altüst; karmakarışık; allak bullak; darmadağınık

Heyelan : toprak kayması

Hibe :
bağışlama

Hidematı amme : kamu hizmeti

Hıfz :
saklama; koruma. Hıfzetmek, korumak

Hilafı :
tersi; aksi; zıddı

Hilkat : yaratılma; yaratılış; tabiat

Himaye : koruma; korunma; birine arka çıkma

Hini dava : dava sırasında

Hini hacet :
gerektiğinde

Hisse-i şayia: yaygın hisse; ortak pay

Hitam : son; bitim; tükenme; nihayet

Hizmet sözleşmesi:
İşçinin, belirli veya belirsiz bir zaman süresi içinde iş görmeyi ve işverenin de ona bir ücret vermeyi üstlendiği sözleşme

Hod-be-hod :
kendi başına;kimseye danışmadan;kendiliğinden

Hüccet : senet; delil; belge

Huda : aktarma

Hudûs : sonradan peyda olma

Hükkâm :
hakimler; yargıçlar

Hükmi : Hükümle ilgili, tüzel

Hükmi şahsiyet:
tüzel kişilik, hükmî şahsiyet

Hukuki işlem : Bir veya birden çok kişinin, hukuksal bir sonuca yönelttiği irade açıklaması

Hukuki tağyir : Bir kimsenin, kendisine ait olmayan menkul eşyalar üzerinde bazı işlemlerde bulunarak, bu eşyanın niteliğini değiştirmesi
hukukun şekli kaynakları : Hukuk Kurallarının hangi şekillere bürünmüş olarak bize verildiğini ve nerelerde bulunduklarını gösteren kaynak

Hükümsüzlük : bir hukuki işlemin, kanunun öngördüğü şekilde yapılamaması veya kanuna aykırı olarak yapılması halinde hukuki sonuç doğurmaması

Hulâsa :
(hulasa) - özet

Hulûl :
(hulul) - gelip çatma; girme; borcun vadesinin gelmesi (hululu vade)

Hüsnüniyet : iyiniyet

Husul: olma; oluş; oluşma; doğma; çıkma

Husule gelmek :
doğmak; ortaya çıkmak; meydana gelmek; oluşmak

Husumet:
hasım olma durumu; hasımlık; düşmanlık; (davada) karşı taraf olma

Hususat : bakımlar; işler; şekiller; yollar; konular; meseleler; maddeler

Hususi :
özel; kişiye ait

Hacet: gerek; gereklilik

Hacir :
kısıt , kısıtlı , hicret eden

Haciz
Borçlunun, borcunu kendi arzusu ile ödememesi durumunda, alacaklının talebiyle, borçlunun (borca yetecek miktardaki) mal ve haklarına devlet aracılığıyla (icra dairesi tarafından) el konulması

Haczetmek: Bir alacağın ödenmesi için borçlunun geçim ve mesleğinde gerekli olan şeyler dışında kalan para, aylık veya malına icra dairesi el koymak

Hâdis :
meydana gelen; çıkan; yeni çıkan

Hafiyyen : gizli olarak; saklı olarak; gizlice

Hafriyat : kazı; kazılar; toprak kazma; toprak çıkarma

Hail : duvar, çit, parmaklık, tahta perde gibi taşınmazları birbirinden ayıran işaret ve engeller

Haiz :
sahip; elde bulunduran; taşıyan

Hak :
Hukuk düzeni tarafından şahıslara tanınmış olan yetkilerdir

Hak ehliyeti :
Sağ doğmak şartıyla ana rahmine düştüğü andan ölüm anına kadar olan dönemde herkesin sahip olduğu medeni haklardan (evlenme, mülk edinme vb.) yararlanma yeteneği

Hakem kararı: Taraflarca seçilmiş veya Mahkemeler tarafından belirlenen yeminli hakemlerin verdiği karar.

hakikiyye : hakikate mensup; gerçek; sahici; doğru; gerçekten

Hakim:
Yargıç , Başta gelen, başta olan, baskın çıkan

Hakk : Allah; Tanrı; doğruluk ve insaf; bir insana ait olan şey; dava ve iddiada hakikate uygunluk; harcanmış emek; pay; hisse

Hakkaniyet : hak ve adalete uygunluk; doğruluk

Hakk-ı mesil:
su yolu hakkı

Hakk-ı mürûr : geçit hakkı

Hakk-ı şuf'a:
önalım hakkı

Hakk-ı şürb:
içme hakkı; sudan yararlanmada sıra hakkı

Hakkıhıyar : Seçme hakkı, muhayyerlik

Hakkımüktesep : Kazanılmış hak, müktesep hak

Hakkısükût
: Susmalık, sus payı

Haksız fiil:
hukuk düzeninin izin vermediği, zarar verici eylemlerdir

Haksız iktisap: Bir kimsenin malvarlığında, haklı bir nedene dayanmaksızın başka bir kimsenin malvarlığı aleyhine meydana gelen artma ya da azalmama durumu

Halel :
bozma; bozukluk; eksiklik; zarar

Haleldar olmak : bozulmak; çiğnenmek

Hali sabıka irca : eski hale getirme

Halita :
karışım

Harâc-ı mukaseme : arâzî-i hâriciyye mahsullerinden onda birden yarısına kadar alınan vergi

Harâc-ı muvazzaf : arâzî-i hâriciyye üzerine yerin tahammülüne göre,maktûiyet veçhile tayin olunan vergi

Hariciye Vekaleti : Dışişleri Bakanlığı

Hârîm : aşkasının giremeyeceği,girilmesine izin verilmeyen ev bölümü; harem

Harnup :
keçiboynuzu

Hartama: pedavra; köknar ve lâdin ağaçlarından elde edilen, çatı örtüsü olarak kullanılan ince tahta

Has : sıkıştırmadan bir yerin içine alma; hareketten menetme; etrafını çevirme; vakfetme

Hasârât : zararlar; ziyanlar; hasarlar

Hasb-el-kanun: kanun gereği

Hasebiyle[/b : yüzünden; dolayısıyla; bu nedenle
Hatia: hatîa ; günah; kabahat; suç; yanlış; yanlışlık

Hava hukuku:
Havada ulaşımı düzenlemek için konulmuş hukuk kurallarının bütünü

Hava sahası: Bir devletin yalnız kendisinin kullanma hakkı olduğu, başka devletlerin ancak ilgili devletten izin alarak yararlanabileceği gökyüzü parçası

Havale : Yollama ödeyicisinin, para, değerli kağıtlar veya benzeri nesneleri, yollayıcı hesabına yollama alıcısına ödemek ve yollama alıcısının da bunları kendi adına teslim almak üzere yetkili kılındığı sözleşme

Hâvi (havi) : kapsar; kapsayan; içeren; içerir

Havza-i fahmiyye :
kömür havzası; kömür bulunan bölge

Haylûlet: engel olma; araya girme; yolu kapama

Haymatlos : Vatansız

Hayr (hayır) : iyilik; iyi; faydalı iş; yarar

Hayrât : sevap kazanmak için yapılan hayırlı işler; sevap için kurulan müessese

Hazine :
Devletten ayrı bir kişilik oluşturmamakla beraber, bir taraftan bütçenin uygulanmasına ilişkin işlemleri, diğer taraftan da kamu gelir ve giderlerinin zaman olarak uygunluğunu sağlayan merkezi örgüt; Maliye Bakanlığı ve maliye dairelerinden oluşan örgüt

Heder olma: ziyan olma

Hedm : yıkma; harap etme

Hercü merc : altüst; karmakarışık; allak bullak; darmadağınık

Heyelan : toprak kayması

Hibe : bağışlama

Hidematı amme : kamu hizmeti

Hıfz: saklama; koruma. Hıfzetmek, korumak

Hilafı :
tersi; aksi; zıddı

Hilkat: yaratılma; yaratılış; tabiat

Himaye :
koruma; korunma; birine arka çıkma

Hini dava :
dava sırasında

Hini hacet: gerektiğinde

Hisse-i şayia : yaygın hisse; ortak pay

Hitam:
son; bitim; tükenme; nihayet

Hizmet sözleşmesi: İşçinin, belirli veya belirsiz bir zaman süresi içinde iş görmeyi ve işverenin de ona bir ücret vermeyi üstlendiği sözleşme

Hüccet: senet; delil; belge

Hükkâm:
hakimler; yargıçlar

Hükmi:
Hükümle ilgili, tüzel

Hükmi şahsiyet:
tüzel kişilik, hükmî şahsiyet

Hukuki işlem:
Bir veya birden çok kişinin, hukuksal bir sonuca yönelttiği irade açıklaması

Hukukun şekli kaynakları:Hukuk Kurallarının hangi şekillere bürünmüş olarak bize verildiğini ve nerelerde bulunduklarını gösteren kaynak

Hükümsüzlük:bir hukuki işlemin, kanunun öngördüğü şekilde yapılamaması veya kanuna aykırı olarak yapılması halinde hukuki sonuç doğurmaması

Hulâsa: (hulasa) - özet

Hulûl:
(hulul) - gelip çatma; girme; borcun vadesinin gelmesi (hululu vade)
hüsnüniyet: iyiniyet

Husul:
olma; oluş; oluşma; doğma; çıkma

Husule gelmek : doğmak; ortaya çıkmak; meydana gelmek; oluşmak

Husumet :
hasım olma durumu; hasımlık; düşmanlık; (davada) karşı taraf olma

Hususat:
bakımlar; işler; şekiller; yollar; konular; meseleler; maddeler


#6
Sema

Sema

    Ne Mutlu Türküm Diyene!!

  • Yönetici
  • 5.470 İleti
  • Gender:Female
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü, Ülke Gündemi, Siyaset ve Köşe Yazıları...

Resmi ekleyen


Iskat: düşürme; hükümden düşürme; yok etme; iptal

Islah: düzeltme; davada tarafça düzeltme; iyileştirme; iyi bir hale getirme

Islahât: düzeltme veya iyileştirme işleri

Istılâh: terim

Itlâk: salıverme; koyuverme; boşamak; demek; denilmek; tabir

Ittılâ: öğrenme; bilgilenme; haberdar olma; tanıma

ızrar:
zarar verme; zarara sokma

Iztırâr: zorunluluk; çaresizlik


İ


İade : geri verme; geri çevirme; eski duruma getirme

İade-i muhakeme :
yargılamanın yenilenmesi

İaşe :
yaşatma; besleme; geçinme

İbâre : deyiş; cümle; paragraf; bir bölüm söz

İbhâm: kapalı bırakma; açıklamama; belli etmeme; gizli kapaklı tutma

İbka : devamlı, sürekli kılma; yerinde bırakma

İbra : aklanma; temize çıkma; aklama; temize çıkarma Alacaklının, borçlusunda bulunan alacağından tamamen veya kısmen vazgeçmesi

İbraz:
gösterme; meydana çıkarma; sunma

İbtida: başlama; başlangıç; ilkin; en önce; başta

İcâb
: gerekme; gerek; bir sözleşme için ilk söylenen söz

İcabet etme: uyma

İcbar: zorlamak

İcabı hal: durumun gereği

İcar:
kiraya verme; kiraya verilme

İcâre-i müeccele:
sonradan alınacak kira

İcareteynli vakıf:
ivedili ve süreye bağlı kira sözleşmesi olan vakıf mallar

İcazet : izin; ruhsat, diploma

İcâzet-i lâhika: bir kimsenin izni olmadığı halde,yapıldıktan sonra bir şeyi kabul etmesi ve onaylaması:

İcbar etme: zorlama

İcmâl :
kısaltma; özetleme; öz; özet genel toplamı

İcra tetkik mercii: İcra-İflas dairesinin üzerinde olup, icra-iflas işlemlerinin doğru ve kanuna uygun olup olmadığını denetleyen ve ayrıca kanunun kendisine verdiği dava ve işleri gören özel mahkeme.

İcra Vekilleri Heyeti : Bakanlar Kurulu

İçtihad: özel görüş; anlayış; kavrayış

İçtima: toplanma; toplantı; bir araya gelme

İçtimaî:
sosyal; toplumsal

İçtinap : kaçınma; çekinme

İdame : devam ettirme; sürdürme

İdâre-i husûsiyye :
il özel idaresi

İfa:
ödeme; yerine getirme; bir işi yapma; edim

İfadat: sözler

İfade:
anlatma; anlatış; anlatım

İfham: anlatma; anlatılma; bildirme; bildirilme

İfrağ: bir durumdan başka bir duruma sokma

İflas: Borcunu ödemeyen veya ödemelerini tatil eden borçlu hakkında yapılan takip sonucunda, mahkeme kararı ile tespit ve ilan edilen durum.

İfraz : arazinin parçalanması; bölünmesi; parsellere ayırma; araziyi imar açısından uygun parçalara bölme

İfşasına müeddi:
açıklanma gereği

İhale: Artırma veya eksiltme biçimiyle yapılan ve en uygun fiyatı teklif edene (en çok artıran veya eksiltene) işin/malın verildiği sözleşme yöntemi.

İhâta: bir şeyin etrafını çevirme; sarma; kuşatma; etrafı çevrilme; anlayış; geniş bilgi

İhbar:
haber verme; bildirme; bildirim

İhdas:
ortaya çıkarma; kurma; bir şeyi ilk kez ortaya koyma

İhfa:
saklama

İhkak-ı hak: kendiliğinden hak alma

İhlal etmek: zarar vermek; zedelemek; dokunmak; hakkını zedelemek; çiğnemek; bozmak

İhmal:
dikkatsizlikten ve özensizlikten kaynaklanan kusur; savsaklama; gerekli özeni göstermeme

İhraç: çıkarma; dışarıya mal satma; dış satım

İhraz:
benimseme; sahipsiz bir malı sahiplenme

İhtar :
hatırlatma; dikkati çekme; uyarma; uyarım

İhtarname:
Bir kimseye, bir hususu yerine getirmesi veya getirmemesi için yapılan yazılı uyarı; hatırlatma belgesi.

ihticâc:
delil veya tanık gösterme

İhtilaf : anlaşmazlık; uyuşmazlık; çekişme; niza; görüş farklılığı

İhtilat: karışma; katılma; bir araya gelme

İhtimam: özen; bir şey, iş ya da kişiye özel dikkat gösterme

İhtirâzi kayıt:
çekince; önkoşul; belli hakları kullanma hakkının saklı tutulması

İhtiva etmek: içermek; kapsamak; içine almak; içinde bulundurmak

İhtiyati tedbir:
Davacının, davasını kazanması durumunda, dava konusu şeye kavuşabilmesi için, davadan önce veya dava sırasında o şeyi garanti altına almasına yarayan önlem.

İhtiyar etmek: seçmek; seçme hakkını kullanmak; tercih etmek; yeğlemek

İhtiyarî: isteğe bağlı; seçmeli; istemli

İhtiyat: sakınma;

İhzâr:
hazırlama; huzura getirme;

İhzaren celb:
sanığı veya tanığı, kendi arzusu nedeniyle gelmediği için mahkeme önüne hakim kararı ile zorla getirtme

İhzarî:
hazırlayıcı; yetiştirici; hazırlık niteliğinde olan

İka etmek:
yapmak; etmek; oluşturmak

İkâme:
yerine koyma; yerine kullanma; dikme;yerine geçme; kaim olma; dava açma

İkametgah: bir kimsenin yerleşme kast ve niyetiyle oturduğu yer

İkamet etme: Bir yerde yerleşme iradesi ve niyetiyle oturma.

İkmal: tamamlama; bitirme; devamlı olarak yiyecek içecek ve diğer gerekli malzemenin sağlanması

İkrâh: korkutma; bir kimseyi yapmak istediği şeyi yapmamaya, yapmamak istediği şeyi yapmaya korkutarak zorlamak

İkrar :
saklamayıp söyleme; bildirme; açıkça söyleme; kabul

İkraz:
borç verme; ödünç verme

İktifâ :
yeter bulma; yetinme

İktirân:
yakın varma; yanına gelme; yaklaşma; ulaşma; erişme

İktisabî: kazanma ile ilgili; edinme ile ilgili

İktisadi: ekonomik

İktisap : kazanma; kazanım; edinme; bir şeyin mülkiyetini elde etme

İktisat Vekâleti: Ekonomi Bakanlığı

İktiza: gerekme; gerektirme; gereklilik; işe yarama ilâm yargı belgesi; mahkemenin verdiği nihaî (son ) kararın, iki taraftan her birine yöntemine göre verilen onamlı örnekleri; mahkeme kararı örneği (sureti)

İla-nihâye: sonuna kadar

İ'lâmât : bir davanın mahkemece nasıl bir hükme bağlandığını gösteren resmi vesikalar; kararı bildiren belge

İlamlı icra takibi:
Para veya paradan başka bir şey içeren konularda, önce bir mahkeme ilamı alınıp, ilamlara özgü icra takibi yapılması.

İlamsız icra takibi: Elinde bir mahkeme ilamı bulunmayan veya bulunmasına rağmen ilamlı icra yoluna başvurmayan kişilerin, alacaklarını elde etmek için başvurdukları icra yolu.

İlga : ortadan kaldırma; yürürlükten kalkma; hükümden düşürme; geçersizleştirme

İllet: hastalık; sakatlık; bozukluk; neden; sebep

İlliyet bağı: nedensellik bağı; bir neden ile ortaya çıkan sonuç arasındaki ilişki

İLmî: bilimsel

İlmi içtihatler: Hukuk bilginlerinin hukuki sorunlarda ileri sunmuş oldukları görüş, düşünce ve kanaatlerdir.

İlmühaber: belge; birinin herhangi bir durumunu (örneğin ikametgahını) gösteren durum belgesi

İltibâs: karıştırılma; benzeşim; karışıklık

İltihâk : katılma; karışma

İltisâk : yapışma; bitişme; kavuşma

İltizam : kendi için gerekli sayma; gerektirme

İltizami muamele: bir kimsenin malvarlığının aktifinde yer alan kalemlere dokunmaksızın, yalnızca pasifini artıran bir işlem yapması; taahhüt işlemi; borçlandırıcı işlem;

İlzâm : susturma; bağlama

İmâl: yapma; yapılma; meydana getirme

İmâr : bayındırlık; bayındır duruma getirme; geliştirme

İmdi : buna göre; şu halde; o halde

İmha:
yok etme; ortadan kaldırma; mahvetme

İmhâl : mühlet verilmesi; süre verilmesi; erteleme; yeni bir önel tanıma

İmlâ :
doldurma; doldurulma; yazdırma; yazdırılma; bir dilin cümlelerini, kelimelerini doğru yazma bilgisi

İmtina: kaçınma; çekinme

İmtisâl: gerekeni yapma; bir örneğe göre hareket etme; alınan emre boyun eğme

imtiyaz: ayrıcalık; farklılık

in'ikad : bağlama; kurulma; toplanma

inbiâs: gönderilme; meydana çıkma; ileri gelme

indinde: yanında

ind-el-hâce: lâzım olduğu; gerektiği zaman

ind-ettemyiz: temyiz sonunda; temyiz olunduğunda

infâk: beslemek; geçindirmek; nafakalandırmak

infisâh: fesh olunma; bozulma; hükümsüz kalma; dağılma; kendiliğinden ortadan kalkma

inhisar: tekel; monopol; alımın veya satımın tek bir elde toplanması

infisah: Ortadan kalkma; dağılma; fesholma.

inkıta : kesilme; kesinti; ara verme

inkılâp: değişme; bir halden başka bir hale dönme; devrim

inkıyâd: boyun eğme; kendini teslim etme

inkisâm: taksim olma; parçalanma; bölünme; ayrılma

inkişaf : açılma; gelişme; gelişim; açınım

inkiza: bitim; sona erme

insicâm: bir düzeye gitme; düzgün söz; düzgünlük; tutarlık

inşâî: inşaya, yapıya ait

inşaî hak: yenilik doğuran hak; bir hukuki durumun ortadan kaldırılması, değiştirilmesi veya yeni bir hukuki durumun yaratılması için kişinin kullandığı hak

intac: sonuç verme; nitelendirilme; sonuçlandırılma; bitirme

intifa: yararlanma; bir şeyden istifade etme

intifa hakkı: yararlanma hakkı; başkasına ait bir malda, kullanma ve ürünlerinden yararlanma yetkilerine sahip olmayı içeren irtifak hakkı çeşidi
intifa hakkı: Başkasına ait bir mal (hak) üzerinde, kullanma ve ürünlerinden yararlanma yetkilerine sahip olmayı içeren irtifak hakkı çeşidi.

intikal: Bir mal üzerindeki tasarruf hakkının, kanun ile belli kimselere geçmesi

intihâb:
seçme; seçilme; seçim

intikal: geçme; geçirim; nakil; birinden diğerine geçme; yer değiştirme; el değiştirme bir mal üzerindeki tasarruf hakkının kanun ile belli kimselere geçmesi

intikal: geçiş; göçüş; anlama; kavrama; yer değiştirme; el değiştirme

intizâm: düzgünlük; çeki düzen; düzenlilik

intizâr: bekleme; beklenilme; gözleme; gözlenilme

inzibât: yolunda olma; genel emniyetin yolunda olması; sıkı düzen

inzimâm: eklenme; katılma; ilave

ipham: belirsizlik

ipka: kalma; yerinde bırakma; görevinde bırakma; yenileme

ipotek akit tablosu: İpoteğin kurulması sırasında tapu memuru tarafından düzenlenen ve ipoteğin durumunu gösteren resmi senet.

ipotek belgesi:
Tapu sicil müdürlüğü tarafından verilen ve ipotek akit tablosunun özetini içeren belge.

ipotek: Hak sahibine, alacağını, bir taşınmaz malın değerinden elde etme yetkisini veren sınırlı bir ayni hak.

ipotekli borç Senedi: Taşınmaz rehni ile güvence altına alınmış kişisel bir hak nedeniyle, yetkili tapu görevlilerince ilgili taşınmaza değer biçilerek, taşınmaz değerinin bağlandığı (sürümünün kolaylaştırıldığı) kıymetli evrak.

iptal: hukuk kurallarına aykırı biçimde yapılmışbir idari işlemin yargı organının kararıyla ortadan kaldırılmasıdır

İptidai itiraz:
ilk itiraz

îrâd: gelir; gelir getiren yapı; söyleme, getirme

irae: t
ayin etme; gösterme

iras : yapma; etme; birine (zarar) verme, sebep olma

irat Senedi: Bir alacak nedeniyle üzerinde gayrimenkul mükellefiyeti kurulan bir taşınmazın değerinin, taşınmazdan ödenmesi gerekli bir para borcu biçiminde bağımsızlaştırılarak, sürümünü artırmak için bağlandığı kıymetli evrak.

irsen : irs yoluyla; miras yoluyla (geçerek)

irtibat :
bağlantı; ilişki; ilgili olma

irtifak : hacet talep etme; ihtiyaç duyma; yükümlenim

irtifak hakları:
Bir taşınmaz üzerinde, bir kullanma ve yararlanmaya rıza göstermeyi veya mülkiyete özgü bazı hakların kullanılmasından kaçınmayı gerektiren ve diğer bir taşınmaz veya kişi yararına ayni hak olarak tesis edilen hukuki işlem.

irtihan : rehin olarak alma, alınma

is'af : yerine getirme

isâl : vardırma; vardırılma; ulaştırma; ulaştırılma

isbât: şahit ve delil göstererek doğrusunu ortaya çıkarma

iskan ruhsatı: Bir binada oturulabilmesi için, yapının tamamlanmasından sonra ve İmar Kanunu'na göre, o yapının kullanılabileceğine ilişkin olarak verilen belge.

isnad: bir şeyi veya bir işi, birisi için yaptı diyebilme; bir şeye dayandırma; yükleme

isti'dâd: kabiliyet; akıllılık; anlayış; yetenek

istiane : yardım isteme

isticar :kira ile tutma; kiralama

isticvap:
sorguya çekme; sorguya çekilme

istida :
dilekçe; arzuhal; emanet bırakma; himaye (korunma) talep etme

istidlâl:
bir kanıta dayanarak, bir nesneden sonuç çıkarma; kanıt ile anlama

istifa:
İsteğe bağlı olarak bir görevden ayrılma.

istifade: yararlanma; faydalanma

istiglâl :
ipotek; ev, dükkân, tarla ve bunlara benzer taşınmazların geliri, karşılık gösterilerek rehine koyma

istihap:
yanına almak

istihdâf :
hedef tutma; amaç edinme; amaçlama

istihdâm: hizmete kabul etme; kullanma; çalıştırma

istihkak :
hak istemek; hak ediş; bir şey üzerinde hak iddiasında bulunma

istihkak davası:
taşınır veya taşınmaz bir mal üzerinde mülkiyet veya diğer bir aynî hak iddiasında bulunmayı konu alan dava

istihlâk :
tüketim; kullanarak bitirme

istihrâç: çıkarma; çıkarılma; netice çıkarma; anlam çıkarma; anlama

istihsal : üretim; üretme; elde etme

istikraz :
borç alma; ödünç alma

istilzâm : gerektirmek

istimâ :
davada dinleme; yargıcın duruşmada iki taraf veya vekillerinin sözlü olarak ileri sürdükleri sav ve savunmaları ile,tanık ve bilirkişinin beyanlarını dinlemesi

istimâl :
kullanma

istimlak: kamulaştırma; Devlet veya kamu tüzel kişilerinin, kamu yararının gerektirdiği durumlarda, bedelin peşin ödemek şartıyla, özel mülkiyette bulunan taşınmazın tamamına veya bir kısmına kanunda gösterilen yöntemlere göre kamu yararına el koyması

istimval : ilgililerin rızası olmasa bile yasa gereğince ve değer pahası karşılığında kişilerin mallarına el konulması

istina : dayanak; dayanma

istinâbe: davanın görülmekte olduğu mahkemeye gönderilmek için başka bir yerde bulunan bir tanığın oradaki mahkemece ifadesinin alınması

istinad :
dayanma; senet, delil sayma

istinâd etmek:
dayanmak; bir şeyi dayanak(mesned) olarak almak

istinkâf : çekimser kalma; çekinme; geri durma; sakınma

istinsah: suret çıkarma

istirdâd :
geri alma; alınma; geri isteme

istisna : ayrı tutma; kural dışı sayma

istisna sözleşmesi:
Yüklenicinin (müteahhidin), ücret karşılığında, iş sahibi için eser ortaya çıkarmayı borçlandığı sözleşme; eser sözleşmesi.

İstizah:
açıklama istemek

iş'âr : bildirme; yazı ile bildirme; gösterme

işgal: Tapu kütüğüne göre sahipsiz mal durumuna geldiği anlaşılan taşınmaz malları edinme yolu.

işhâd:
şahit getirme; tanıklık ettirme; tanık gösterme

işkâl : zorlaştırma; güçleştirme

iştigal: meşgul olma; bir işle uğraşma

iştirâ :
alım hakkı; satın alma hakkı; hak sahibine istediği zamanda bir şeyin malikinden, o şeyin mülkiyetinin kendisine kararlaştırılan bedel karşılığında devrini isteme yetkisi veren hak

iştira hakkı:
Hak sahibine, istediği zamanda, bir malın malik

iştirâk: katılma; ortak olma; ortaklık

iştirak halinde mülkiyet: Kanundan veya sözleşmeden ötürü birbirlerine ortaklık bağı ile bağlı bulunan kimselerin, bu ortaklıkları nedeniyle bir malın mülkiyetine elbirliğiyle sahip oldukları ve her birinin hakkının, o malın tamamını kapsadığı mülkiyet biçimi.

ita :
verme; ödeme

itfa : söndürme; ödeme; bir borcu, ödeme, takas, af gibi bir sebeple kapatma; sona erdirme

itmam:
tamamlama

ittiba: uyma; itaat etme

ittihâd:
bir olma; birleşme; birlik

ittihâz :
edinme; edinilme; kabul etme; sayma; tutma; alma

ittisâl :
bitişme; kavuşma; yakınlık

ivaz :
karşılık; bedel; eder; karşı bedel; mukabil eda; fiyat

izaa : kaybetme; yitirme

izafe :
zammetmek; katmak; karıştırmak


#7
Sema

Sema

    Ne Mutlu Türküm Diyene!!

  • Yönetici
  • 5.470 İleti
  • Gender:Female
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü, Ülke Gündemi, Siyaset ve Köşe Yazıları...

Resmi ekleyen


Jüri : Yargıcılar kurulu


Resmi ekleyen


Kaanî : kanaat eden; yeter bulup fazlasını istemeyen; inanmış; kanmış

Kaasır : zorla işleten; kısa

Kabil : kabul eden; kabul edici; olan; olabilir

Kabl-el-işgal: işgalden önce

Kabz : alma; elde tutma; edinme

Kabzeylemek: almak; elde tutmak; edinmek

Kadastro: Arazilerin ve arsaların yerini, alanını, sınırlarını ve sahiplerini belirtip plana bağlama işi.

Kadîm : çok eski zaman; eski

Kâffe : hep; bütün; cümle

Kâfi : yeter; yeterli

Kagir: Taş veya tuğladan imal edilmiş yapı; kargir.

Kaide: kural; usul; ilke; prensip; esas; temel;yol; taban; ayaklık

Kaim : başka bir şeyin ya da kişinin yerine geçen

Kaime: kağıt para

Kal' : koparma; sökme; çıkarma; çıkarılma; temelinden çekip alma

Kalbetme: değiştirme; çevirme

Kambiyo taahhüdü: Ticari bir senet üzerine imza koymak suretiyle doğan soyut borç.

Kambiyo senetleri: poliçe, çek ve bonodan ibarettir.

Kamu düzeni: Bir ülkedeki kurum ve kuralların, devletin güvenliğini, kamu hizmetlerinin iyi işlemesini ve bireyler arasındaki ilişkilerde huzuru, hukuk ve ahlak kurallarına uygunluğu sağlamasıyla oluşan düzen.

Kamu haczi: Devletin, Vergi Usul Kanunu kapsamına giren vergi, resim, harç ve bunlara bağlı ceza, faiz ve zamlar ile kamu hizmetleri uygulamasından doğan ve ödenmeyen alacakları nedeniyle, borçlu durumundaki kişilerin mal ve haklarına el koyması.

Kamu hakları: şahıslar ile devlet arasındaki ilişkiyi düzenleyen hukuk kurallarından, yani kamu hukukundan doğan haklardır.

Kamu hizmeti: Devlet veya diğer kamu tüzel kişileri tarafından veya bunların gözetimi ve denetimi altındaki diğer kişilerce, kamunun genel ve ortak gereksinimlerini sağlamaya yönelik olarak sürdürülen faaliyetler.

Kamu hukuku: Devletin örgütlenmesi, faaliyetleri, yetki ve görevleri ile devletle kişiler arasındaki ilişkileri düzenleyen hukuk dalı.

Kamu malları: Özel mülkiyete konu olamayan ve doğrudan doğruya kamunun (halkın) yararlanmasına ayrılan mallar.

Kamu tüzel kişileri: Tamamen kamu yararının gerçekleşmesi için çalışan ve kamu gücü kullanan, kanunla veya kanunun verdiği açık yetkiyle kurulan kamu idare ve kurumları.

Kamu Yararı: Kamunun, ulusal birliğin ve devletin gereksinimleriyle ilgili ve bunlara uygun olan durum.

Kamulaştırma: Devlet veya kamu tüzel kişilerinin, kamu yararının gerektirdiği durumlarda ve karşılığını (bedelini) peşin ödemek koşuluyla, özel mülkiyette bulunan taşınmaz malların tamamını veya bir kısmını, kanunda gösterilen usullere göre mülk edinmesi.

Kanun: anayasanın yetkili kıldığı organ tarafından bir şekilde ve bu ad altında tespit edilmiş bulunangenel, sürekli ve soyut hukuk kurallarıdır.

Kanun hükmünde kararnameler: TBMM' nin bir kanunla yetki vermesi üzerine Bakanlar Kurulu tarafından belli konuları düzenlemek amacıyla çıkarılan yazılı hukuk kurallarıdır.

Kanun tasarısı : Nakanlar kurulunun hazırlayarak TBMM ' ne sunduğu kanun projeleridir.

Kanuni intifa hakkı: Kanun tarafından bazı kişilere tanınan ve hakkı doğuran olayın ortadan kalkmasıyla son bulan; hak sahibine, başkasına ait bir mal (hak) üzerinde kullanma ve ürünlerinden yararlanma yetkisi veren bir irtifak hakkı.

Kanuni ipotek hakkı: Kanunun öngördüğü bazı durumlarda, bazı kişilerin (kanun gereği) sahip olduğu ipotek kurma hakkı.

Kanuni müşavir: Vesayet altına alınmasına gerek olmayan ancak fiil ehliyetinden kısmen mahrum edilmesi kendi yararına olan reşit kimseye, bazı işler için görüşü alınmak üzere mahkemece atanan danışman.

Kanuni şuf'a hakkı: Kanundan (müşterek mülkiyet hakkından) doğan ve hissedarlık (paydaşlık) devam ettiği müddetçe varlığını koruyan, hak konusu şeyin bir üçüncü kişiye satılması halinde hak sahibine o şeyi öncelikle satın alma yetkisi veren hak.

Kat' : kesme; kesilme; karar verme; sona erdirme

Katibi adil: noter

Kat irtifakı: Yapılmakta veya ileride yapılacak olan bir binanın yapımı borcunu ve bina tamamlandığında da kat mülkiyeti kurulması yükümünü doğuran bir irtifak hakkı.

Kat maliki: Bağımsız bölümler üzerinde kurulan kat mülkiyeti hakkına sahip olan kişi.

Kat malikleri kurulu: Kat mülkiyetine konu taşınmazdaki bütün kat maliklerinin oluşturduğu kurul.

Kat mülkiyeti: Bir yapının bağımsız bölümleri üzerinde kurulan, arsa payı ve anagayrimenkuldeki ortak yerlerle bağlantılı özel bir mülkiyet hakkı.

Kkâtib-i adil: noter

Katiyet kesbetmek: hale gelmek

Kazaî içtihatler: Mahkemelerde vermiş oldukları kararlarda bir sorunun çözümlenmesiyle ilgili olarak kabul edilmiş olan ilkelerdir
Kazaî karar:yargısal karar

Kaza-î merci: yargı organı; mahkeme

Kazaî tefsir : yargısal yorum

Kaziyye-i muhkeme: kesin hüküm

ke-en-lem-yekün : sanki yokmuş; hiç yokmuş; hiç olmamış gibi

kefalet : kefil olma; kefillik, bir kimsenin alacaklısına karşı, o kimsenin borcunun yerine getirilmesini sağlamak yükümlülüğü altına girmek.

keff-i yed : elçekme; vazgeçme; karışmama

Kemâl : olgunluk; tamlık; eksiksizlik

Kerhen: iğrenerek; istemiyerek; hoşlanmıyarak; zorla; zoraki

kesb :
çalışıp kazanma; edinme

kesbetmek: kazanmak; edinmek; sağlamak

ketmetmek : gizlemek; saklamak; sır tutmak

Keyfiyet :
iş; durum; mesele

kezailik: aynı şekilde

Kıstâs : ölçü; ölçüt

Kışlak :kışın hayvanların yayılıp otlamasına uygun yer. Bir veya birkaç köy ya da beldeye, ayrı ayrı veya ortak olarak, kış mevsiminde hayvanlarını barındırmaları ve otundan yararlanmaları için tahsis edilen veya öteden beri bu amaçla kullanıla gelen arazi.

Kıyâs : karşılaştırma; oranlama; örnekseme

Kifâyet: kâfi olma; yetme; yetişme; yeterli olma; yeterlilik

Kişisel haklar: kişinin maddi ve manevi tüm varlığı ile ilgili bulunan ve bu varlığın serbestçe geliştirilmesi amacına yönelik olan hak ve hürriyetlerdir

Kitab'ül-icare : icar kitabı; Mecelle'de kira bölümü (faslı)

Kollektif şirket : ticari bir işletmeyi ticari ünvan altında işletmek üzere hakiki şahıslar arasında kurulan ve ortaklardan hiçbirinin sorumluluğu sınırlanmamış olan ticari şirkettir.

Konkordato: Dürüst borçlunun önerip de en az üçte iki alacaklısının kabulü ve ticaret mahkemesinin onaması ile ortaya çıkan bir anlaşmayla, alacaklıların bir kısım alacaklarından vazgeçmesi ve borçlunun da bu anlaşmaya göre kabul edilen borcun belli yüzdesini, tamamını ya da daha fazlasını, kabul edilen vadede ödeyerek borcundan kurtulması.

Kontrat :mukavele; sözleşme

Kuru mülkiyet: Bir mal üzerinde, (malikin sahip olduğu ayrıcalık ve yetkilere zarar gelmemek üzere) bir başkasına tanınan intifa veya sükna gibi fiili kullanma hakkının varlığı durumunda malikin sahip olduğu mülkiyet hakkı.


Resmi ekleyen


Lâ-akall:en azından; daha aşağı olmaz

Lâfz (lafız) söz

Lâhik :yetişen; ulaşan; eklenen; sonradan tayin edilen; yenisi

Lâübâlî:ilişiksiz; kayıtsız; saygısız; senli benli

Lâ-yete gayyer: sabit; değişmez; bozulmaz

Layiha :dilekçe; yazılı dilek; istek; tasarı

Lede-l-hâce:hacet,ihtiyaç görüldüğü zaman

Ledelicap :icap ettiğinde

Levâzım :gerekli şeyler; malzeme; malzemeler

Livâ' :bayrak; mülkî idarede kazâ ile vilâyet arasında bir derece; sancak

Lokavt: İşveren tarafından kendi teşebbüsüyle veya bir işveren kuruluşun kararına uyarak işçilerin topluca işten uzaklaştırılmasıdır

Lükata: buluntu; sokakta bulunup alınan sahibi belli olmayan şey


#8
Sema

Sema

    Ne Mutlu Türküm Diyene!!

  • Yönetici
  • 5.470 İleti
  • Gender:Female
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü, Ülke Gündemi, Siyaset ve Köşe Yazıları...

Resmi ekleyen


Maada: …başka

Maddi mal: Taşınır ve taşınmaz mallar gibi fiziksel varlığı olan, gözle görülüp elle tutulabilen mal.

Ma'dûd:
sayılı;

Madde-i sabıka :yukardaki hükümler; geçen hükümler; daha önce anılan maddeler

Madrûb :dövülmüş; darbolunmuş; vurulmuş

Mafevk: üst

Mağsûb :gasbedilmiş; zorla alınmış mahal yer

Mahalli idareler: Köy, kasaba ve şehir adı verilen belli yerleşim alanlarındaki mahalli ihtiyaçları gidermek üzere çeşitli kamu hizmetlerini yürütmekte olan kuruluşlardır

:Mahcuz
haczedilen; hacizli; üzerine haciz konulmuş

Mahcur: Vesayet altına alınmış kişi; kısıtlı

Mahdut :sınırlanmış; tahdit edilmiş

Mahfuz :saklı; gizli

Mahiyet :nitelik; bir şeyin aslı, esası, içyüzü

Mahkumunbih: hüküm konusu

Mahlûl :hallolunmuş; çözülmüş; mirasçısı bulunmayan ve hükümete kalan

Mahrum: yoksun; dilediğini, istediğini elde edemeyen

Mahsulât:mahsuller; ürünler

Mahsup :hesap edilmiş; hesaba dahil edilmiş

Mahsus :özgü; özel; müstakil; özel olarak

Makable şâmil:geçmişe dokunan; geçmişe etkili olan; geçmişteki olayları da etkileyen

Makable teşmil:bir hükmün etkisinin geriye yürütülmesi

Makrûn :yakınlaştırılmış; yaklaştırılmış; yakın; ulaşmış

Maksûr :
kasrolunmuş; kısıtlanmış; kısıtlı

Maktu :götürü; belirli; miktarda; değeri biçilmiş; pazarlıksız

Makule:çeşit; tür; soy

Mal birliği: Eşlerin, (evlilik sözleşmesinde birliğe dahil olmayacaklarını belirttiği mallar istisna olmak üzere) evlenme zamanında her birinin malik olduğu ve evliliğin devamı süresince mülk edindiği bütün malların dahil olduğu birlik üzerinde kocanın (karının şahsi malları hariç olmak üzere) mülkiyet hakkına sahip olduğu mal rejimi.

Mal Ortaklığı:
Eşlerin, ortaklığa girecek mal ve gelirleri sınırlandırmamış olduğu ve bunlar üzerindeki mülkiyet hakkını ortaklaşa kullanarak hiçbir payında bağımsızca tasarruf edemediği mal rejimi.

Malik: Mülkiyet hakkı sahibi; bir şeye sahip olan kişi.

Mamelek:malvarlığı

Mansub :atanmış; nasbolunmuş

Marifetiyle:yoluyla;aracılığıyla

Maruz :arzolunmuş; bir şeyin karşısında etki altında bulunan

Masarif
:masraflar; giderler

Maslahat:
emir; buyruk; madde; husus; dirlik düzenlik; iş

Masrûf :sarfedilmiş; harcanmış

Masarifi muhakeme: muhakeme masrafları

Matbu: Basılı; basılmış

Matlab :talep olunan; istenen şey

Matlubat:alacaklar; istenen şey

Matrah: Bir verginin miktarını belirtmek için esas alınan değer.

Matuf :yöneltilmiş; yönelik

Mazarrat:zarar; zararlar; zarar verici; zarar verme

Mazbata :tutanak

Mazbut vakıf:yönetimi devlet tarafından ele alınmış vakıf

Mazhar :erişen; bir şeyden yararlanma; ulaşma

Mazireti sahiha: gerçek engel

Mazmûn:ödenmesi gereken şey

Maznun :zanlı; sanık

Meail: sorunlar

Me'cur :kiraya verilen şey; kiralanan

Mebaliğ:meblağlar; tutarlar; ganimetler; paralar

Mebânî :binalar; yapılar

Mebde :evvel;başlangıç; prensip; ilk unsur

Mebi :satılan şey

Meblâğara tutarı; akçe

Mebnî :buna dayanan; ....den dolayı; ......den ötürü; bu sebeple; bu yüzden; üzerinde kurulu

Mecâri :su yolları; akıntı yerleri; su yatakları; mecralar

Meccanî.parasız; bedava

Mecmuu:tümü; tamamı; hepsi

Mecra :bir işin gidiş, oluş yolu; akarsu yatağı; su yolu

Meçhul:bilinmeyen; tanınmayan

Meçzum: anlaşılan

Medar :dayanak; yardım; elverişli

Medarı tatbik: uygulanabilir

Medlûl :delillendirilmiş; delil getirilmiş şey; bir kelimeden veya işaretten anlaşılan

Mefhumu muhalif:
karşıt kavram

Mefruğunbih :devir konusu şey

Mefruğunleh :kendisine bir şey ya da hak devrolunan kimse

Mefruşat: Döşeme; ev eşyası.

Mefsuh: feshedilmiş

Mehil :süre; önel

Melhuz:muhtemel; gerekebilecek; umulur; beklenir

Memalik: ülke

Memnu :menedilmiş; yasaklanmış; yasak

Memur: kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevleri yapmak üzere atanmış olan kişilerdir.

Men :yasak etme; bırakmama; durdurma; esirgeme; vermeme; önleme

Men etmek:engellemek; yasaklamak

Menafil: yararlar

Men'i muaraza davası:bir mal üzerinde;başka bir kimse tarafından ileri sürülen hak veya yapıların el atmanın önlenmesi isteğiyle açılan dava

Menâfi :menfaatler; yararlar; çıkarlar

Menba' :kaynaklar; çıkış yeri

Menfaati amme:kamu yararı

Menkul :taşınır; taşınır mal

Menkuz: bozulan

Menşe: kaynak; kök; başlangıç

Mera :bir veya birkaç köy veya beldeye ayrı ayrı veya ortak olarak,hayvanları otlatmaları ve otundan yararlanmaları için tahsis edilen veya öteden beri bu amaçla kullanılagelen arazi

Merbut:bağlı

Merhun:rehnedilen mal

Mer'i :yürürlükte; geçerli

Meriyet:yürürlük

Mersule: Gönderilen

Mesağ :izin; ruhsat; cevaz

Mesaha:ölçme; ölçümleme

Mesail: meseleler

Mesâkin:meskenler; oturulacak yerler

Meskûn :
içinde insan oturan; oturulan; yerleşilmiş

Mesmu :dinlenen; dinlenebilir; karar için incelenebilir

Mesned :isnad edilen şey; dayanılan şey; dayanak; rütbe

Mesul :sorumlu

Meşfu :şuf'a (önalım) hakkının ilişkin olduğu mal

Meşhudat: şahitlik

Meşrut :şart koşulmuş; şartlı; şarta bağlı

Meşruta tevliyet davası: vakfeden kişinin mütevelliği kime şart kıldığı yolundaki uyuşmazlıkla ilgili dava

Mevdaddı mahsusa: özel hükümler

Mevaşi :koyun,keçi,öküz,inek gibi hayvanlar; geviş getiren hayvanlar; hayvan

Mevhûm:varsayılan; var olarak kabul edilen; kuruntuya dayanan

Mevkuf :vakfedilen şey

Mevrid :varacak yer

Mevsukiyet: sağlamlık

Mezkûr:zikredilen; sözü edilen; anılan

Mezrûât:ekilip biçilmiş tohumlar; ekinler

Mezun :izinli; yetkili; bir okulu (kursu) bitiren kişi

Mezuniyet:izin; yetki; bir okulu (kursu) bitirip diploma alma

Mikâp :bir şeyin küp olarak değeri (örneğin; metremikâp: metreküp)

Milk :kudret; tasarruf; mülk

Minval: şekil

Miras Şirketi: Mirasın açılmasından, bölüştürülmesine kadar, mirasa dahil olan mal, hak ve borçların oluşturduğu topluluk.

Misillû :benzer; örnek gibi

Muaccel:ivedi; peşin; vadesi (eceli) gelmiş; ödenmesi gereken hale gelmiş.

Muacceliyet:borcun vadesinin gelmiş olması

Muaddel: değişik

Muaddün-li-l-istiglâl:kiraya verilmek üzere yapılmış şey; kiralık eşya

Muadil :denk; eşit

Muafiyet:affedilmiş olma; bağışıklık; yükümlülük dışında tutulmuş

Muâhede: antlaşma; karşılıklı ant içme

Muahhar :sonraya bırakılmış; tehir edilmiş; sonraki

Muallak :
havada boşta duran; sürüncemede kalmış

Muamelat:muameleler; işlemler

Muaraza :çekişme; sataşma; birbirine karşı gelme; bir hak talebi; kavga

Muavin :yardımcı

Muayyen:belirli; belli; saptanmış

Muayyen mâ-adâ:başka; dışında

Mucibince:gereğince; uyarınca

Mucip :gerektiren; gerektirici; icapcı; öneri sahibi

Mucip sebepler:gerektirici sebepler; gerekçe

Mugayir :aykırı; zıt; ters

Muhakeme:yargılama

Muhammen:tahmin edilen

Muharrer :yazılı; yazılmış

Muhassas:
tahsis olunmuş; tayin edilmiş; özgü

Muhatara :riziko; zarara uğrama tehlikesi; tehlike; zarar ve ziyan

Muhayyerlik
:bir sözleşme ile,belirlenen edimin yerine bir başkasını geçirmek yetkisi; seçimlik hak

Muhdesat :sonradan yapılmış; sonradan meydana gelmiş şeyler; yeni şeyler

Muhik :haklı; geçerli; uygun; gerekli

Muhkem kaziye:kesin hüküm

Muhtar:özerk; bağımsız; köyde devlet işlerini gören köyün başı

Muhtelif:çeşitli; değişik; farklı

Mukabil:karşılık; karşı

Mukabeleihilmisil: karşılıklılık esası

Mukaddem:
önce; önce gelen; daha öncede bulunan

Mukadderat:
kader; yazgı; ölçülebilen,sayılabilen şeyler

Mukarrer :kararlaştırılmış

Mukarrerat:kararlar; kararlaştırılan şeyler

Mukataa: arazinin belli bir ücret karşılığında kiraya verilmesi; bağ,bahçe,arsa durumuna getirilen ekim toprağı için verilen vergi

Mukavele:sözleşme; akit; bağıt

Mukayyet :
kayıtlı; sınırlı; kaydolunmuş; deftere geçirilmiş

Mukriz :ikraz eden; borç veren; ödünç veren

Muktazi.gerekli

Munkati :kesilmiş; ara verilmiş

Munkazi: bitmek

Munsifane: insaflı ölçüde

Muntafî: sönme; ortadan kalkma

Muntazır:bekleyen; gözetleyen

Murabaha: kanunun belirlediğinden fazla faiz alınması; tefecilik

murakabe:
denetleme; kontrol; gözetme

Muris: kazandıran; veren; miras bırakan, ölümüyle, hakkında miras hukuku hükümlerinin uygulandığı kişi; miras bırakan.

murtabit:bağlantılı

musaddak:
tasdikli; onaylı

Musakkaf :üstü tavanla örtülmüş; tavanı,damı olan;

Musakkafat.
gelir getiren kapalı (damlı) binalar

Mutad :
alışılmış; âdet olunmuş; normal

Mutalebe.talepte bulunma; istemde bulunma

Mutasarrıf:tasarruf eden; sancakların en büyük mülki amiri

mutavassıt:aracı; aracılık eden; vasıta olan

Mutazammın:içine alan, üstüne alan; kefil olan; ödemeyi üstlenen

Mutazarrır :
zarar gören kimse

Muteber :geçerli; itibarlı; hatırı sayılır; güvenilir; sağlam

Muteberiyet:
geçerlik; geçerlilik

Muttali :öğrenme; haberdar olma; bilgilenme

Muvâcehe:
yüzleştirme; yüz yüze gelme

Muvafakat :uygun görme; onama; razı olma; rızası olma

Muvafık :uygun; yerinde

Muvakkat:geçici; süreksiz

Muvâzaa :
danışıklı işlem

Muvâzene:denge

Muzâf :
izafe edilmiş; bağlı; bağlanmış; katılmış; yönelik

Mübâdele:bir şeyin başka bir şeyle değiştirilmesi; değiştirme; değiş-tokuş; değişim

Mübayaa :satın alma

Mübâyenet:
birbirine zıt olan şeyler, kaideler, iddialar, hükümler arasındaki görünüş

Mübâyin :
zıt; aykırı; ters

Mübeyyin:gösterir

Mücâvir :komşu olan; yanında bulunan

Mücbir :
zorlayıcı; zorlayan

Mücerred :soyut; genel

Mücmel :kısa ve öz olarak anlatılmış; açıklanmadıkça ne anlama geldiği anlaşılamayan ibare

Müctemian:topluca; toplu olarak

Müdafi :savunucu; savunan

Müdahalenin men'i:
Taşınır veya taşınmaz bir mala karşı yapılan maddi elatma veya sataşmanın, ayni hakka dayanılarak önlenmesi.

Müddea:
davacının dava ettiği şey; dava konusu

Müddeaaleyh:davalı; hakkında dava açılan kişi

Müddeabih :
dava konusu

Müddei .:davacı; iddia eden kişi

Müddei aleyh:davalı; hakkında dava açılan kişi

Müddei umumi:savcı

Müebbet :sonsuz; süresiz

Müeccel :
vadeli; vadeye bağlanmış; zamanı henüz gelmemiş

Müeddî :tediye eden; eda eden; doğuran

Müesses:kurulmuş; kurulu; tesis edilmiş

Müessir :tesir eden; etkili; tesirli

Müeyyid :
teyid eden; doğrulayan; kuvvetlendiren

Müeyyide:
yaptırım; destek; hukuk kurallarının uygulanmasını sağlamak ve zorlamak için yasalara konulan hükümler; bir kuralın emir ve yasaklarına uyulmadığı zaman karşılaşılacak olan tepkidir.

Müflis :iflas eden kişi; mahkemelerce iflasına karar verilen kimsedir

Mühür: Bazı kişi ve kurumların, yaptıkları işlemi veya koruma altına aldıkları eşyayı belgelendirmek için kullandıkları kazılı damga vb. araç.

Mükellef:yükümlü; ödevli; görevli

Mükellefiyet:yükümlülük; bir kimseye veya bir şeye yükletilen yüküm; görev

Müktesip :iktisap eden; kazanan; edinen

Mülâhaza :düşünce; görüş

mülâhazât :düşünceler

Mülhak evkaf(vakıf):vakıf yöneticileri(mütevelliler) tarafından yönetilen ve Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından denetlenen vakıflar

mülki :ülke ile ilgili; ülke yönetimine ilişkin

mülkiyet hakkı:Kişiye, kanunların öngördüğü sınırlar içinde, sahibi olduğu maldan ve malın hukuki ve doğal ürünlerinden yararlanma ve o mal üzerinde tasarruf etme yetkisi veren egemenlik hakkı.

Mültezem: gerekli görülen; kayırılan

Mülzem :bağlı

Mümâselet:benzeme; benzeyiş; andırma

Mümasil :örnek; misâl; benzeyen; andıran

Mümellek-ün-leh: kendisine bir şey temlik olunan kimse

Mümellik :temlik eden; mülk olarak veren kişi

Mümessil :temsil eden; temsilci

Mümeyyiz :sezgin; temyiz eden; iyiyi kötüden ayırma yeteneğine (temyiz gücüne) sahip kimse.

Mümtâz .:üstün; ayrıcalıklı; imtiyazlı

Mümteni :çekinen; imtina eden; olamaz;

Mün'akit olmak: bir sözleşmenin kurulması; akdin oluşması; üzerinde anlaşma yapılmak

Münâzaa :uyuşmazlık; çekişme; anlaşmazlık

Münaziünfih:niza konusu; uyuşmazlık konusu olan şey; dava konusu

Münbais: doğan; ileri gelen

Müncer: sonuçlanan; şu veya bu sonuca varan

Mündemic: içinde bulunan; (içinde)yatan

Münderecat:içerik; kapsam; içindekiler

Münferiden: tek tek; ayrı ayrı; tek başına

Münfesih: infisah etmiş; bozulmuş; dağılmış

münhasır: ..ye özgü; ..ye ayrılmış; ..ye mahsus; sınırlanmış; ayrılmış

Münkasem: bölünmüş

Münkati: kesilen; kesilmiş; kesik; aralıklı

Münkir: inkar eden

Münselip: kaybetme, keybeden

Müntakil:intikal eden; geçen

Müntehî: nihayet bulan; sona eren; son; en son; bir şeyi tamamlayan

Mürâdif: eş anlam; aynı anlam

mürafaa: sözlü duruşma; genellikle Yargıtay'da veya İdare Mahkeme’lerinde yapılan duruşmaya verilen ad

Müraselât:gönderilen şeyler; mektuplar; yazışmalar

Mürettep: tertip edilmiş; düzenlenmiş

Mürtebit: bağlantılı; ilişkili; ilgili

Mürtefi: kaldırma kaldırılmış

Mürtehin:rehin alacaklısı; ipotek hakkına sahip

Mürur hakkı:geçit hakkı

Müruru zaman:zaman aşımı; bir davanın açılması veya hükmün yerine getirilmesi için kanunen belirli zamanın geçmesi

Müsaade: izin; yardım; uygun olma; serbestlik

Müsadere:zoralım; bir kimsenin taşınır veya taşınmaz bir malının, kendi isteği olmaksızın devlet tarafından elinden alınması

Müsamaha:hoş görme; göz yumma; tolerans tanıma

Müsâvât :eşitlik

Müsavi :eşit; eş düzeyde; aynı seviyede

Müseccel:tescilli; yazılmış; kayıtlı; damgalanmış

Müstacel: ivedi; tez; hemen yapılması gerekli

Müstacelen: ivedi olarak; acele olarak

Müstaceliyet:ivedilik; acil olma hali

Müstagallât-ı mevkufe:hayır kurumlarına gerekli geliri sağlamak üzere vakfedilmiş mallar

Müstehak :hak eden

Müstehik :istihkak sahibi; hak kazanmış; haketmiş; layık

Müstelzim:gerektirici; doğurucu; sonuç doğurucu

Müsteniden:dayanarak; bir şeye dayanarak; delil göstererek

müstesna :ayrık; istisna olan; kural dışı

müşkilât :zorluk; güçlük

Müştemilât:eklenti

Müşterâ :iştira edilmiş; satın alınmış

Müşterek mülkiyet: Birden çok kişinin, kanun veya hukuki işlem nedeniyle, bir mala, fiilen bölüşmedikleri belirli paylar oranında malik olmaları.

Mütâlaa :
görüş; irdeleme; düşünce

Müteaddit:birden fazla; çeşitli

Müteahhidünbih: taahüt edilen,yapılması istenilen şey

Müteahhit :taahhüt eden; yüklenici; belli bir inşaatı (eseri) yapmayı üstlenen

Müteallik :ilişkin; bir şeye dair; ilgili

Müteamel :alışılagelmiş

Mütebaki :geriye kalan; artan

Mütedâir :dair olan; ilişkin; değin

Mütedavil:elden ele geçen; dönen; dolaşan; tedavül eden

Müteferri :eklenti; eklenmiş; ekli; ilişkin; aynı kökten

Müteferriât:teferruat; ayrıntı

Müteferrik :dağınık; çeşitli; ayrı ayrı; türlü

Mütegayyib:kaybolmuş; yitmiş

Mütehammil:tahammüllü; dayanıklı

Mütehassıl :doğan; hasıl olan; meydana gelen

Mütehavvil :değişken; kararsız

Mütekabiliyet: karşılıklılık

Mütekabiliyet Esası: Bir devletin, başka bir devletin vatandaşlarına uyguladığı hukuki veya fiili bir davranış biçimine karşılık, diğer devletin de aynı şekilde davranması.

Mütemâyil :
eğilimli; taraflı görünen

Mütemerrid:temerrüde düşen (kimse); yapması gereken bir şeyi yapmamakta direnen

Mütemmim cüz:tamamlayıcı parça; mahalli örf ve adete göre, bir nesnenin esaslı unsuru olan, o nesne yok edilmedikçe veya parçalanmadıkça yahut niteliği bozulmadıkça ondan ayrılması mümkün olmayan parçalar, o nesnenin tamamlayıcı parçasıdır.

Mütenakıs:
çelişik

Mütenasip :uygun; denk

Müterâfik :beraber bulunan; karışık; birlikte

Mütesarlülfesat: çabuk bozulan

Müteselsil :zincirleme; dayanışmalı; ardı ardına
Müteselsil Sorumluluk: Birden çok kimsenin, bir borcun veya zararın (tamamının) ödenmesinden, zincirleme olarak ve tek başına sorumlu olması.

Mütevakkıf :bağlı

Müteveffâ :vefat etmiş; miras bırakan

Mütevakkıf :bağlı

Müteveffâ :vefat etmiş; miras bırakan

Mütevelli :bir vakfın yönetiminin kendisine verildiği kişi; vakıf yönetim kurulu

Mütevellit :doğan; ileri gelen

Müttefik-un-aleyh: üzerine ittifak edilmiş; anlaşma sağlanmış

Müttehaz :verilen; ittihaz olunan; kabul edilen; yürürlükte bulunan

Müttehit: birleşik

Müvekkil: Kendisini vekil ile temsil ettiren kişi; vekil eden.

Müvezzi: dağıtıcı

Müzaheret:yardım; koruma

Müzayede :artırma; açık artırma


Resmi ekleyen



Nafaka yükümü: bir kimsenin kanunun öngördüğü yoksulluğa düşmüş olan yakınlarına yardım etmekle yükümlü olmasıdır.

Nâfıa: bayındırlık işleri

Nağahani: ansızın

Nahiye:bucak; bölge; kenar; kısım; çevre

Nail olmak:erişmek; kavuşmak

Naiplik:vekâlet

Nâkız :bozma; kaldırma;

Nâm-ı müstear:takma ad; eğreti ad nasb atama; tayin etme; dikme; saplama

Nâsıb :nasbeden; diken; tayin eden; atayan

Nâşî :neşet eden; ileri gelen; ötürü; dolayı; sebebiyle

Nâtık :bildiren; bildirici; gösterici; söyleyen; konuşan; idrak eden; düşünen nazara almak göz önüne almak

Navlun mukavelesi: deniz yoluyla eşya taşımak üzere yapılan sözleşmedir.

Nazarı dikkat: göz önüne almak

Nebât:bitki

Nef'î :çıkar ile ilgili; faydacı

Nema:büyüme; gelişme; kazanç; kâr; getiri; faiz

Neseben: soyla ilgili; soy bakımından

Neşet etmek:doğmak; ileri gelmek; kaynaklanmak

Nevi :çeşit; tür

Nez' :sökme; kaldırma; yoketme

Nezaret:denetim; gözetim; bakanlık

Nezetmek: kaldırmak; ayırmak; ilişiği koparmak

Nısf :yarım; yarı; yarısı

Nidâ :çağırma; bağırma; ünlem

Nisap:derece; istenilen had; asıl; esas; yeter sayı; bir kurulun toplanabilmesi veya karar alabilmesi için gerekli sayıda üyenin bir araya gelmiş olması

Niyâbet:vekillik;

Niza :ihtilaf; çekişme; uyuşmazlık

Nizâm-nâme:tüzük

Nizasız ve fasılasız:uyuşmazlık konusu olmadan ve hiç ara vermeden; ihtilâfsız ve arasız

Nokta-i nazar :görüş; bakış açısı

Nukud :
nakitler; paralar

Nükûl :vazgeçme; cayma; kaçınma

Nümune:örnek


#9
Sema

Sema

    Ne Mutlu Türküm Diyene!!

  • Yönetici
  • 5.470 İleti
  • Gender:Female
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü, Ülke Gündemi, Siyaset ve Köşe Yazıları...

Resmi ekleyen


Olveche: o şekilde

Orta malları: Yollar, köprüler, camiler gibi herkesin kullanabileceği kamu malları.

Ortak Yerler: Kat mülkiyetine tabi anagayrimenkulün, kat maliklerince ortaklaşa kullanılıp yararlanılan yerleri.

Otlak : bkz. yaylak, kışlak.

Ölüme bağlı tasarruf: Gerçek kişilerin, ölümünden sonra hukuki etki ve hükümler doğurmak üzere yapmış olduğu hukuki işlem.

Ölünceye Kadar bakma akdi: Taraflardan birinin, ölünceye dek bakma ve kendisini görüp gözetme koşuluyla, malvarlığını veya bir kısım malları öbürküne geçirme (intikal ettirme) borcu altına girdiği sözleşme.

Özel haklar: şahıslar ile şahıslar arasındaki ilişkileri düzenleyen hukuk kurallarından,yani özel hukukundan doğan haklardır.

Özel hukuk: Kişiler arasındaki ilişkileri düzenleyen hukuk dalı.

Resmi ekleyen


Pafta: Kadastrosu yapılan yerlerin ada ve parsellerinin, belli ölçülerle çizilmiş haritaları.

Parsel: İmar düzeni bakımından belli ölçüler gözönüne alınarak sınırlandırılmış arazi parçalarından her biri.

Paydaş: Bir bütünün belli bir kısmından (paydan) yararlanan; hissedar.

Pedavra: köknar ve lâdin ağaçlarından elde edilen, çatı örtüsü olarak kullanılan ince tahta; hartama.

Resmi ekleyen


Râbıta :bağlantı; bağ; düzen; tertip

Râci :rücu eden; geri dönen; ilgisi olan

Rahin:rehin veren; rehneden

Rakabe:devri ve devir alınması olanaklı bulunan şeyin kendisi; örneğin tarla,köle gibi; mala(şeye) hakim olabilme kudreti; çıplak mülkiyet

Rapt :
bağlama; bağlanma; iliştirme; bağlaç

Rayiç :sürüm değeri; geçerli olan

Rayiç Değer: Bir iktisadi kıymetin, değerleme günündeki normal alım-satım değeri; piyasa değeri.

Ref etmek:
kaldırmak; örneğin itirazın ref'i (kaldırılması)

Refik:arkadaş

R
ehin: [/b] Bir borcun yerine getirilmemesi halinde, alacaklarının teminatı olmak üzere ve paraya çevirtme hakkıyla birlikte alacaklı lehine verilen taşınır veya taşınmaz mal güvencesi.

Reisievvel: birinci reis

Resen :kendiliğinden; herhangi bir isteğe gerek olmadan; otomatikman

Resim: Devlet daire ve kurumlarında görülen hizmet ve yapılan giderlerin karşılığı olarak, sadece o işle ilgisi bulunan kişilerden alınan bir gelir.

Resmi gazete: Başbakanlık tarafından çıkarılan ve kanunların, kanun hükmündeki kararnamelerin, tüzüklerin ve bazı yönetmeliklerin yürürlüğe girmesi için yayımladığı gazetedir.

Resmi Senet: Resmi bir makam ve görevlinin, usulüne göre düzenlediği veya onayladığı belge.

Resülmâl :anamal; sermaye

Reşit :ergin; rüşt yaşını doldurmuş; onsekiz yaşını dolduran veya onsekiz yaşını doldurmamasına rağmen evlenen veya yasal olarak erginliğine mahkemece karar verilen kişi

Rücu :dönme; geri dönme; cayma; sözünden dönme; sözünü geri alma; bir ödemede bulunan kimsenin, bu bedeli, asıl ödeme yapması gereken kişiden istemesi;

Rüçhan: öncelik; üstünlük; imtiyaz

Rüsum :resimler; devlet dairelerinde ve diğer kamu kuruluşlarında görülen hizmet ve harcamaların karşılığı olarak alınan vergiler

Rûz-nâme:gündem; yevmiye defteri; takvim

Rü'yet :davanın bakılmakta olması.


#10
Sema

Sema

    Ne Mutlu Türküm Diyene!!

  • Yönetici
  • 5.470 İleti
  • Gender:Female
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü, Ülke Gündemi, Siyaset ve Köşe Yazıları...

Resmi ekleyen


Sâdır olmak:çıkmak

Sahih :sıhhatli; gerçek; düzgün; doğru; legal; hukuka uygun

Sâkıt :susan; herhangi bir görüş bildirmeyen; düşen; düşücü; hükümsüz

Salâhiyet:yetki; bir davaya bakabilme

Salahiyetname: temsilciye verilen yetkiyi üçüncü şahıslara ispatlaması için verilen yazılı belgedir.

Sâlif-üz-zikr:zikri geçen; bildirilen

Salih :elverişli; uygun

Saniyen :ikinci olarak

Sarahat :açıklık; netlik; sarihlik; aydınlık

Sarfiyat :harcamalar; giderler

Sari :bulaşan; bulaşıcı

Satış vaadi : Bir kimsenin, taşınmaz malını bir başkasına satmayı (ileride yapılacak satım akdini) taahhüt ettiği sözleşme.

Satış Vaadi : Bir kimsenin, taşınmaz malını bir başkasına satmayı (ileride yapılacak satım akdini) taahhüt ettiği sözleşme.

Savcılık: Devlet adına kamu davasını açan makamdır.

Sây :emek; çalışma

Sebketmek:vâki olmak; yapılmak; olmak; ileri geçmek

Sehim: pay; hisse

Selb :zorla alma; kaldırma; giderme

Selef: önce gelen kimse

Semen:satış parası; satış sözleşmesinde, satana mal teslimine karşılık olarak ödenecek para

Semere:bir maldan elde edilen ürünler; Tabii Semere:Bir şeyin kendisinden oluşan ürün; Medeni Semere:tabii olmayan semere, hukuki işlemlerden doğan semere

Senedât:senetler

Sened-i hâkanî:tapu senedi

Senevî :senelik; yıllık

Serdetmek:ileri sürmek; öne sürmek; ortaya çıkmak; belirtmek

Seyrân-gâh:gezme yeri; dolaşma yeri

Sigorta primi : Sigorta ettirenin sigortacıya ödemekle yükümlü olduğu ücrettir.

Sin: yaşanılan süre

Sirayet :bulaşma; yayılma; geçme

Sirkat :hırsızlık; çalma; çalınma

Siyanet:koruma

Siyasi haklar: Herhangi bir biçimde devletin yönetimine ve siyasi kuruluşlarına katılmaya yönelik haklardır

Sosyal devlet: fertlerin sosyal durumlarıyla ilgilenen, onlara asgari bir hayat düzeyi sağlamayı, sosyal adaleti ve sosyal güvenliği gerçekleştirmeyi ödev bilen devlettir.

Sosyal ilişkiler: Şahısların birbirleriyle veya toplumla olan ilişkileridir.

Ssosyal ve ekonomik haklar: Kişinin sosyal ve ekonomik faaliyetleriyle ilgili bulunan hak ve hürrriyetlerdir.

Sözleşme: İki veya daha çok kişinin, aralarında bir hukuki bağ yaratmak, bu bağı değiştirmek veya ortadan kaldırmak amacıyla, karşılıklı ve birbirine uygun iradelerini beyan ederek yaptığı hukuki işlem; akit.

Sözleşmeden Dönme: Taraflardan birinin, mevcut sözleşmeden cayması; sözleşmeden rücu.

Sudur: verilen ; çıkan

Suiniyet:kötüniyet

Sukut :düşme; düşüş

Sureti mahsusa: özel olarak; özellikle; belli amaçla

Sureti mümtaze: öncelikli

Suveri müsaddakananmış örnek

Sübût :sabit olma; gerçekleşme; ispatlama; ispatlanma; kanıtlama

Sükna turma yeri; oturulacak yer; konut

Sükna hakkı:bir evde veya evin bir bölümünde oturma hakkı veren kişiye bağlı bir irtifak hakkı; oturma hakkı, bir evde veya evin bir bölümünde oturma imkanı veren bir irtifak hakkı.

Sülüsân :üçte iki

Sürekli edim: borçluyu belli bir süre, belli davranış ya da davranış biçimleri ile bağlı bulunmakla yükümlü kılan edim

Süreli icap: bir kimsenin, belli bir süre bağlı olmak niyeti ile beyan ettiği icap.

Süresiz icap: kabul haberinin kendisine ulaşması ile ilgili olarak herhangi bir süre tayin etmediği icap

Ş


Şagil :meşgul eden; meşgul olmayı gerektiren; işgal eden; bir mülkte oturan

Şahâdet:tanıklık

Şahbender: konsolos

Şahsi edim: borçlunun bizzat bedeni ya da fikri gücü ya da yeteneği ile icra edeceği edim türü

Şahsi haklar: Ayni hakların aksine, herkese karşı ileri sürülemeyen haklar; kişisel haklar.

Şahsiyet hakları: şahısların maddi,manevi ve ekonomik bütünlüğü üzerindeki mutlak haktır.

Şahsı âhar (âher): başkası; üçüncü kişi

Şamil :içine alan; kapsayan; çevreleyen

Şâmil olmak:kapsamak; içine almak

Şârih :şerhçi; şerh eden; bir konuyu ayrıntılarıyla açıklayan

Şefi :şufa (önalım) hakkı bulunan kişi; önalımcı

Şerait:şartlar; koşullar

Şerh :kişisel hakların, devir sınırlamalarının ve geçici tescilin, tapu siciline yazılmasını gösteren terim

Şerik rtak; iştirakçi

Şerh:
Şahsi hakları, temlik (devir) sınırlamalarını ve geçici tescilleri tapu kütüğünde belirten yazıların (kayıtların) genel adı.

Şibh (şibih):benzer; benzeme; benzeyiş

Şifahî beyan:sözlü açıklama

Şufa :önalım; öncelikli alım

Şufa hakkı:önalım hakkı; mükellefin, hakkın konusu olan şeyi bir üçüncü kişiye satması durumunda, hak sahibine tek taraflı bir irade beyanı ile satılan şeyin mülkiyetinin kararlaştırılan bedel karşılığında öncelikle kendisine devrini isteme yetkisini veren haktır, yenilik doğuran haklardandır.

Şuhut: şahitler

Şümul :kapsam; içine alma; kapsama

Şüyu aydaşlık; hissedarlık





0 Kullanıcı konuyu okuyor

0 Kullanıcı, 0 Misafir, 0 Kayıtsız kullanıcı