İçeriğe git

Welcome to Kadim Dostlar ™ Forum
Register now to gain access to all of our features. Once registered and logged in, you will be able to create topics, post replies to existing threads, give reputation to your fellow members, get your own private messenger, post status updates, manage your profile and so much more. This message will be removed once you have signed in.
Login to Account Create an Account
Resim

İlginç Şair Ve Yazar Hatıraları | Arif Nihat Asya'ya Sormuşlar

- - - - -

  • Yanıtlamak için lütfen giriş yapın
Bu konuya 2 yanıt gönderildi

#1
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.112 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
İlginç Şair Ve Yazar Hatıraları



Şairler ve yazarlar pratik zekalı ve esprili insanlardır. Bu sebeple diğer insanlara göre, hayatı daha renkli ve dolu dolu yaşarlar. Tıpkı Hz. Davud’un elinde yumuşayan demirin kolayca her şekle sokulması gibi, onlar da hadiseleri kolayca değerlendirip sağlıklı yorum yapabilme yeteneğine sahiptirler. Genelde sevgi dolu, neşeli ve müsamahakardırlar. Zaten iyimser ve neşeli olmak kendine güvenin bir işaretidir.

Şairlerin ve yazarların ruh asaletinden doğan fikirleri bir şelale haşmetiyle gürül gürül akar ve çorak gönülleri kana kana sular. Mümtaz Tarhan’ın ifadesiyle onlar: “Cehli örten kumaşın harıl harıl satıcılarıdır.” Her yönüyle dünya medeniyetine katkımız olduğu gibi espri açısından da, hatırı sayılır bir yerimiz vardır dünyada. Şair ve yazarlar söz ustalarıdır. Espri ise,sözün gamzesidir. Bu yazıda meşhurların hatıralarına yer vereceğiz. Bu hatıraların çoğu da nükte tarzında olduğu için zevkle okunacağını düşünüyorum.

Abdülhak Hamid’in otomobili ile Beyoğlu tarafına geçen bir dostu anlatıyor:

–Biz, direksiyonda Hamid olduğu halde Abdülhak Hamid caddesinden geçiyorduk. Baktım üstat hem iç çekiyor hem gülüyordu.

Sebebini sorunca bana dedi ki :

“– İstanbul Belediyesi benim ismimi bu caddeye vereceğine, bu caddenin bir apartmanını bana verseydi daha çok makbule geçerdi.”

Yine bir sohbette Abdülhak Hamid’e sormuşlar:

“– Efendim zenginlikle züğürtlüğün farkı nedir?” O da demiş ki:

“– Zenginin derdi bin türlü iktisadi gailesidir. Fakirin derdi de besleyemediği ailesidir. Onun için aralarında bir fark yoktur. Çünkü ikisinin de derdi çoktur.”

Meşhur yazarlarımızdan ve hemşehrimiz olan rahmetli Faik Baysal bir gün bize şu hatırasını anlattı:

“–Ben bir gün Beyoğlu’nda gezerken, bir bayan çıktı karşıma ve hayretle, “Aaa siz Faik Baysal değil misiniz?” dedi.

Ben de:

“–Olmaz olsaydım hanımefendi” dedim.

“–Neden” dedi. Dedim ki :

“–Paris’te bir roman yazarı yazdığı kitabın geliriyle bir villa satın alabilir. Ben 76 kitap yazdım. İstanbul’da bir dairenin balkonunu bile alamadım.”

Bu şaka yollu serzenişim karşısında Hanımefendi de dedi ki: “Ama olsun efendim. Sizi de bütün Türkiye tanıyor.”

Yine bir gün bir dergide çıkan yazımın telif ücretini almak üzere bankaya gitmiştim. Kimliğimi unutmuşum. Görevliye derdimi anlatırken Banka Müdürü benim adımın Faik Baysal olduğunu duymuş. Hemen geldi ve memura çıkışarak:

“– Niye zorluk çıkarıyorsun” dedi ve benim koluma girerek :

“– Aman efendim kusura bakmayın. Ne demek derhal öderiz. Lütfen buyurun bir çay içelim” diye beni odasına soktu. İzzet ikram etti ve kısa sohbetimizde benim yazar olduğumu anladı ve derhal yerinden kalkarak :

“– Nee! Yani siz şimdi keresteci Faik Baysal değil misiniz?” dedi.

Ben de hayır deyince, bana kapıyı gösterdi ve ücretimi de alamadım. Yani o zaman bir kalas olmadığıma hayıflandım.”

Yine bir gün büfe önünde kuyruk olmuş öğrencilere sordum :

“– Siz Sait Faik’i tanıyor musunuz?”

“– Evet! Hikayecidir.” dediler.

“ – Peki dedim Faik Baysal’ı tanıyor musunuz?”


Hiç ses çıkmadı, içlerinden biri:

"Ben tanıyorum” dedi.

“ – Peki kim” dedim.

“ – Bizim mahallede manavdır.” dedi. Yani bir manav da olamadık tanınmak için.

Genç Ziya Gökalp Diyarbakır’dayken dostları babasına, “artık Ziya’yı Avrupa’ya gönder, orada tahsilini tamamlasın” derler. Babası, “Avrupa’ya giderse gavur olur diye korkarım” der. “Peki ya burada kalırsa …” diye sorarlar. Babası içini çekerek şöyle cevap verir: “O zaman da eşek olur!..”

İbnülemin Mahmut Kemal edebiyat tarihcilerimizdendir. Konağında musıki faslı verilirken adı şaibeli bir çok hadiseye de karışan milletvekili sordu: “Siz burda ne çalıyorsunuz?” Bu soru üzerine İ. Mahmut Kemal şu ilginç cevabı verdi:

“Biz burada saz çalıyoruz,ya siz mecliste ne çalıyorsunuz?”

Mehmet Niyazi Özdemir anlatıyor: “Bir sempozyumda laf dönüp dolaşıp Harem’e geldi. Bir doçent hışımla konuşmaya başladı. Zavallı zenciyi alıp, hadım ediyor ve onu karının başına bekçi dikiyorsun. Karını bekle be adam. Çatık kaşlı doçent konuşmasına devam ederken yanımda oturan Batılı bir tarihçi kağıtlarını toplamaya başladı.

-Niçin acele ediyorsunuz ? Diye sormam üzerine şu cevabı verdi:

-Galiba sizde bilmediği konuda konuşmak marifet sayılıyor. Bu meslektaşa Harem ağalığını nasıl anlatmalı? Yalnız Osmanlı’ya ait bir husus değildi ve Osmanlı onları hadım etmiyordu. Harem, bu beyefendinin söylediği gibi Padişah karılarının, cariyelerinin tıkıldığı bir kümes de değildi.

Osman Gazi, Orhan Gazi dönemlerinde Harem yoktu. Peki sonra niçin kuruldu? Sebep bilinmeden, zuhurat anlaşılmaz. Ne anlatayım, nasıl anlatayım? ”


Bilindiği gibi İslam hukukunda hadımlaştırma yasaktır. Bu hadımlar Orta Afrika bölgesinden getirilip Mısır ve İstanbul’a Akdeniz limanlarından satılan insanlardır.

Necip Fazıl’a: “Özel arabanız var mı” dediler.

O da: “Olmaz olur mu? Ona en son bineceğim.” dedi.

Çıkmış olduğu mahkemelerin birinde Hakim, Üstada derki: “Bak dostum, seni bundan böyle bir daha huzurumda görmeyeceğim değil mi?” bunun üzerine, Necip Fazıl da hayretler içinde: “Hayrola Hakim Bey, yoksa istifa mı ediyorsunuz?" Diye nükteli bir cevap verir. Üstad bazı kötü insanları alçak diye nitelemenin, alçak kelimesine hakaret olduğu zira alçağın da bir seviyesinin bulunduğu, bu tür insanlara Çukur demenin daha uygun olacağı kanaatını ifade eder.



Arif Nihat Asya’ya sormuşlar :


“ – Mini etek konusunda neler diyeceksiniz?”

O da şöyle cevap vermiş :

“ – Onlar diyorlar mini etek

– Ben diyorum hani etek.”


Seyrani gözleri kör olmuş bir dostuna rastlar ve hal hatır sorar. O da :

“ – Ne bileyim ben de dünyayı görecek göz kalmadı” der. Bunun üzerine Seyrani de:

“ – Üzülme dostum, zaten dünyada da bakılacak yüz kalmadı.” diye cevap verir.



Mustafa Turan

Konu Hale tarafından 21 Kasım 2015 Cumartesi - 22:26 tarih ve saatinde düzenlenmiştir
Konu İçeriği Düzenlenmiştir.


#2
siyasetin-kralı

siyasetin-kralı

    KD ™ Yeni Tanıdık

  • Dost
  • 29 İleti
Teşekkürler



Paylaşımlar için sağolun

#3
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.112 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Konu İçeriği Düzenlenmiştir.




0 Kullanıcı konuyu okuyor

0 Kullanıcı, 0 Misafir, 0 Kayıtsız kullanıcı