İçeriğe git

Welcome to Kadim Dostlar ™ Forum
Register now to gain access to all of our features. Once registered and logged in, you will be able to create topics, post replies to existing threads, give reputation to your fellow members, get your own private messenger, post status updates, manage your profile and so much more. This message will be removed once you have signed in.
Login to Account Create an Account
Resim

Teknoloji | Gelişmekte Olan Ülkelerde Teknoloji - Teknoloji Ve Bilim - Teknoloji Ve Yatırım - Teknoloji Ve İşletme - Teknolojinin Neden Olduğu Hastalıklar

- - - - -

  • Yanıtlamak için lütfen giriş yapın
Bu konuya 8 yanıt gönderildi

#1
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Gelişmekte Olan Ülkelerde Teknoloji



İnsanlık tarihi üç büyük değişim geçirmiştir. Birinci değişim tarım toplumuyla, ikinci değişim sanayi toplumuyla, üçüncü değişim bilgi toplumuyla yaşanmaktadır. İnsanlık tarihi kadar eski olan teknoloji bu söz konusu üç değişim boyunca vardı.Bilinen en eski teknolojiler taştan yapılan bıçak, ok ve baltaların yapımıydı. Daha sonra ise taştan metale geçilmiş olup taştan yapılan bıçak, ok ve baltaların yerini metalden yapılmış bıçak, ok ve baltalar almıştır.

Teknoloji, insanlığın en temel ihtiyaçlarını karşılamak için gerekli olmuştur. İnsanlar acil durumlarda ve zaruri ihtiyaçlarını karşılamak için teknolojiden yararlanmak durumunda kalmışlardır. Teknoloji belirli amaçlara ulaşmak için organize bilgiyi uygulamasını temel alarak fiziksek objeler ve kuramsal formlarla ortaya çıkan bir sistemdir. Teknolojiyi savunanlar, teknolojinin geçmiş tarihine bakarak ve geleceğini düşünerek "yüksek yaşam standardı, çok seçenekten özgürce seçim olanakları, daha fazla boş zaman ve gelişmiş iletişim sistemleri" gibi yararlardan söz etmektedirler. Teknoloji tarihine baktığımız zaman görülecektir ki, insanlar temel ihtiyaçlarını karşılamak için yaratıcılıklarını kullanarak birçok yeni icatlar yapmışlardır.

Böylece insanlarla makinalar arasında ortak bir yaşam ilişkisi doğmuştur. Ancak kendilerini yeniden üretemeyen, geliştiremeyen makineler, daima insanların yaratıcı düşüncesine muhtaç olmuşlardır. Ayrıca teknoloji tarihi bize göstermektedir ki, bazen karmaşık teknolojik gelişmelerin aniden ortaya çıkması yaratıcı kabiliyete sahip insanların var olmasıyla mümkün olmuştur. Teknolojinin sonuçları hiç kimsenin inkar edemeyeceği kadar açıktır.İnsanların ortaya çıkan temel ihtiyaçlarını sağlamak teknolojinin ana hedefidir. Yapılan bir icat teknolojinin gelişmesini sağlamaktan ziyade insanların daha refah bir topluma ulaşmasını sağlamak için yapılmış olduğu unutulmamalıdır. Makalenin amacı; teknolojik gelişmenin, gelişmekte olan ülkeler üzerindeki etkilerini ortaya koymaktadır.


Teknoloji ve Bilim


Teknolojideki gelişmeler bilgi toplumuna geçipte, bilimin yardımı ile olmadan gelişmiştir.Bu geçiş döneminde talebin yoğun olması nedeniyle söz konusu talebin karşılanması için insan emeğinden tasarruf eden makinaların yapılmasına çalışılmıştır. Ancak modern bilimin ortaya çıkmasıyla teknoloji, bilimin hakimiyeti altına girmiştir. Böylece planlı bir çalışma neticesinde, üretilen birçok ürün insanlığın hizmetine sunulmuştur. Bilim ve teknoloji arasındaki ilişki zamanla değişen sanayi sektörü ve uluslararası alanda kendini gösteren dinamik bir olgudur. Dinamiktir, çünkü teknolojik gelişme ekonomik gelişmenin dört misli hızla gelişmektedir. Bu gelişme uluslararası alanda kendini göstermekte olup devamlı bir şekilde ekonomik, politik ve sosyal alanlardaki değişmeleri gündeme getirmektedir. Bilimdeki gelişmeler teknolojideki ilerlemenin olmazsa olmaz koşulu olmuştur. Ancak teknolojinin bilime olan bağımlılığı tek yönlü bir bağımlılık değildir.

Bilimdeki ilerlemeler teknolojide gelişmelere bağımlı hale gelmiştir. Aslında bu iki disiplin içten içe ve sürekli birbirini dokumakta ve çoğalmaktadır. Şöyle ki bilim teknolojiyi doğurur ve daha çok bilim üretmek için doğurduğu teknolojiyi kullanır, sonuçta daha çok bilim daha çok teknoloji üretir. Daha açık bir değişle bilimsel bulgulardan teknoloji aşamasına geçiş ya da teknolojik bulguların bilim alanında bir üretim aracı olarak kullanılır hale gelmesi giderek hız kazanmakta, aradaki geçiş resini giderek azaltmaktadır.Öyle ki bazı alanlarda bilimsel uğraşın nedene bitip teknolojik uğraşın nedene başladığı kestirilemez hale gelmiştir. Gerek bilim ve teknoloji arasındaki giderek artan karşılıklı etkileşim ve bağımlılık, gerekse bu ikilinin bütünleşmeye doğru gidişi nedeniyledir ki, teknoloji üzerindeki bir vurgulama her zaman bilim üzerinde de bir vurgulama anlamına gelir, biri diğerini dışlamaz, aksine zorunlu kılar.

Bilgi üretebilmek için daha önce başkalarınca üretilmiş bilgilerden yararlanmak zorunludur. Aksi halde daha önce harcanan onca emek, zaman ve para gereksiz tekrarlar için harcanabilir. Üretilen bilgiye erişim ve onu özümseyerek kullanma becerisi özellikle kaynakları kıt, gelişmekte olan ülkeler için büyük önem taşımaktadır. Daha önce üretilmiş bilgi üzerinde çalışmak yalnız kaynak israfına değil zaman kaybına da yol açmaktadır. Gelişmiş ülkelerde özellikle II.Dünya Savaşı`ndan sonra gözlenen çarpıcı ekonomik atılımın ana kaynağının, bilimsel ve teknolojik bilgi birikimi olduğu gerçeği artık bilinmektedir.

Buralarda teknolojinin devletle olan ilişkisi çok önemlidir. Çünkü sözünü ettiğimiz teknolojik gelişmede başta eğitim, iletişim, enerji, ulaşım gibi ihtiyaçları karşılama yükümlülüğü, devlete ait alt yapı meselesidir. ABD`nin bugünkü teknolojik ilerlemesini ve süper güç olmasına II. Dünya Savaşı`ndan önce Avrupa`dan kaçan bilim adamlarının ileri düzeydeki bilgilerini Yeni Dünya`nın zengin kaynakları ile birleştirerek yeni teknolojilerin üretilmesinde kullanılıp, kullanılmadığı tartışılan bir husustur. Teknolojinin temini için üç temel seçenek bulunmaktadır. Birinci seçenek firmanın kendi içlerinde araştırma yaparak ihtiyacı olan teknolojiyi üretmesidir. Bu uzun vadeli bir seçenektir. Ayrıca alt yapısınında sağlanmış olması gerekmektedir. Özellikle ilk 5-10 yıl süreli AR-GE yatırımı şarttır. İlk yıllarda bu yatırımın hiçbir getirisi yoktur.

Ancak bir süre sonra başarı elde edilince yatırımın getirisi yıldan yıla artar.


Sağladığı yararlar ise:

1-
Gelecekteki yatırımlar için bilgi birikimi sağlar.
2- Firma dışından teknoloji temini için teknoloji transferinde firmanın pazarlık gücünü arttırır.
3- Etkin teknoloji transferi için uzman yetiştirilmesinin sağlar.
4- AR-GE faaliyetleri sırasında ortaya çıkabilecek yan ürünler ile işletmenin ürün yelpazesini genişletmesine katkıda bulunur.

İkinci seçenek teknoloji transferini gerçekleştirmektir. Birinci seçeneğe göre daha az risklidir. Kârlılık ilk 3-5 yıl içinde sağlanabilir. AR-GE yatırımı ile istenilen teknoloji kısa zamanda temin edilir. Ancak transfer edilen teknolojinin firma koşullarına uyarlanması ve teknolojinin güncel tutulabilmesi için AR-GE yatırımlarından vazgeçilmemesi gerekir. Ayrıca sakıncalar bulunmaktadır.


Bunlar ise;

1-
Transfer anlaşmalarından gelen kısıtlamalar.
2- Transfer için belirlenen teknolojilerinin firmaya uygunluk derecesinin saptanmasında karşılaşılan zorluklar.
3- Teknoloji pazarlarında daha ziyade eski ve terk edilen teknolojilerinin satışa sunulması gelmektedir.

Bu dezavantaj maddeerinin bazılarının ortadan kaldırılmasında devlet politikalarının rolü önemsenecek boyutlardadır.

Üçüncü seçenek ise bilinen teknolojilerin kullanımının yani hangi eknolojik seviyede isek onu biraz modernize edilerek kullanmaktır. Bu ise en az AR-GE yatırımı gerektiren en az riskli seçenektir. Yatırım en kısa zamanda kârlılığa geçer.

Yatırımların zaman ve para ihtiyacı önceden belirlenebilir. Ancak bu tür yatırımlar firmalara yatırım üstünlüğü getirmez.

En kısa sürede demode ve edki hale gelir. Bu üç seçenekten bir tanesini veya karmasını uygulamak en avantajlı durumdan bilimin, teknoloji üzerindeki etkisi her sanayi dalına göre farklılık arzeder. Sanayileşen ülkelerde bilim, büyük ölçüde teknolojinin emrine girmiştir.



Teknoloji ve Yatırım


Yatırım gelişmeyi ve büyümeyi sağlamanın en iyi yoludur. Yatırımlarda yeni teknolojilerin uygun olanını seçip, uygulamak daha yaygın bir görüştür. Aksi taktirde eski teknolojileri yatırımlarda kullanmak gelişme ve büyümeyi sağlamaz. Yeni teknolojilerin ortaya çıkması piyasaların canlanmasını ve toplumun beklentilerinin gerçekleşmesini sağlar.

Sermaya birikimi ile teknolojik gelişme arasında karşılıklı etkileşim vardır. Yatırım yapılmasını sağlayacak sermaye birçok avantajlarıda beraberinde getiren teknolojilere yönelir.
Sermaye, iktisadi büyümenin temel kaynağıdır. Sermaye, aynı zamanda teknolojik gelişmeninde temel taşını oluşturur. Birbiri içine girmiş bu iki olgu, ülkelerin gelişmesini ve büyümesini sağlar. Sermaye teknolojik gelişmenin itici gücüdür. Yüksek düzeyde sermaye birikimi olan ülkelerin teknolojilerindeki gelişme daha hızlıdır.

Gelişmekte olan ülkelerde ise sermaye birikimi az olduğundan teknolojik gelişmenin hızı da yavaş olur. Bu durumlarda ise devletlere büyük görevler düşmektedir. Devletler sermayenin yönlendirlmesinde ve verdiği teşviklerle teknolojik gelişmeyi sağlarlar. Teknolojik gelişmenin sermayedeki büyümeden bağımsız olmadığını devletlerin bilmesi ve ona göre hareket etmesi gerekir.

Teknolojinin gelişmesinin sağlanması fiziksel yatırımlara ihtiyaç gösterir. Böylece istihdam artar, toplumun ihtiyaçları daha kaliteli ve ucuz olarak sağlanır. Refah düzeyi artan toplumda sermaye birikimide artar. Böylece bir döngü meydana gelir ki bu devletleri az gelişmişlik düzeyinden gelişmiş ülkeler düzeyine çıkarır.

Teknolojik gelişme neticesinde otomasyon hızla gelişmiştir. Otomasyon alanında büyüme binlerce farklı özellikte otomatikleştirilmiş makinenin ortaya çıkmasına ve gelişmesine neden olmuştur. Birbirine bağlı çalışan makinalar, sayısal kontrollü makinalar, robotlar, otomatik kalite kontrol denetimini yapan sistemler, otomatik tanıma sistemleri ve otomatik proses kontrolü yapan sistemler bu konuda başı çeken ve dikkate değer olanlarıdır.

Gelişmiş ülkeler teknolojik gelişme neticesinde otomasyon alanında yapmış olduğu bu sistemleri pazarlamak için gelişmekte olan ülkeleri seçerler.

Ancak gelişmekte olan ülkeler ileri teknoloji kullanılan alanlara yatırım yaparak ileri teknoloji içeren ürünleri imal edip bilahare de ihraç etmek amacını gütmelidirler.

Gelişmekte olan ülkelerdeki pazar potansiyellerini hesaplamak ve tahmin etmek oldukça zor bir iştir. Bu ülkelerde ileri teknolojiye sahip olan sektörler ile geleneksel sektörler beraberce yaşamaktadırlar. İleri teknolojiye sahip olan sektörler bu ülkelerde pazarını geliştirmesi oldukça zor olacaktır. Örneğin; Hint pazarındaki bir otoritenin gözlemine göre "Bir Hint köylüsü birçok ürün olmadan iyi bir hayat yaşayabilir. Diş macunu, el ve banyo sabunu, kahve gibi şeyler şehirli ve yarı şehirli hintli için gereklidir ama Hint köylüsünün fazla parası olmadığından sadece çok gerekli olan şeylerin alımına gidecektir." Yani yeterli miktarda parası olmadığından gerekli olduğu halde, ona göre ikinci dereceden ihtiyaç olan ürünlerinin alımından vazgeçecektir.
Bu nedenle ithalat ağırlıklı ekonomilerde ileri teknolojiye sahip olan sektörlerin pazar payını geliştirmesi oldukça zordur. Bu durumda uzun dönem içinde pazar payını arttıracak pazarlama stratejileri ve planlamalarında önemli kararlar almak mecburiyetinde kalırlar. İşletmelerin önemle üzerinde durması gereken bir hususta, öncelikli olarak hangi ürünü hangi teknoloji ile üreteceği konusudur. Bu konuda işletmeler her zaman yanlış girişimde bulunabilirler. Üretilecek yeni ürünün özelliklerinin ve fonksiyonunun ne olacağının belirlenmesinde ne kara çalışma ve zaman gerekeceği değil, ürünün pazar potansiyelinin (umulan ortalama satış) ne olacağının bilinmesi, öncelikle bilinmesi gereken bir husustur.

Büyük riskli projeleri takip etmek ve neticesinde yeni pazarlar yaratıp satış ile kârların büyük olmasını sağlamak işletmeler için büyük bir ödüldür. Bunu için teknoloji öyle seçilmelidir ki sözü edilen ödül gerçekleşsin. Aksi taktirde halen bazı kamu kuruluşlarında tespit edildiği gibi birçok yeni teknolojiler çürümeye mahkum edilmiş bir köşeye atılarak paslanmaya yüz tutmuş ve hurda olarak işlem yapılmayı bekler durumda kalmış olduğu görülmektedir.Bu nedenle teknoloji öyle seçilmeli ki bu ürünün performarsını arttırmalı, müşteri ihtiyaçları doğrultusunda teknik olanaklar, masraf ve şirket olanakları doğrultusunda gerçekleştirilmelidir. Teknik fizibilite uzmanlar tarafından dikkatli ve titiz çalışma neticesinde hazırlanmalıdır.

Burada teknolojilerin karşılaştırılması, birleştirilmesi ve uyum içinde çalıştırılabilmesini sağlayacak şekilde hazırlanacak fizibilite ile transfer edilecek teknoloji işletmeye yarar sağlamalıdır.Türkiyede tüm önemli teknolojiler 1930 yıllarından başlayarak, devlet eliyle yapılan yatırımlarla transfer edilmiştir. 1980-92 yılları arasında 707 lisans anlaşmasıyla gelen teknolojilerin önemli bir kısmının %88`i imalat sektörlerine aittir. (OECD, Türkiye 59,60). Böylece Türkiye, uçak montajından oto üretimine, kamyon ve çamaşır makinası tasarımından yeni inşaat tekniklerine değin pekçok teknolojik yeniliği üretim alanında gerçekleştirmiş, bir sanayi malları ihracatçısı konumuna ulaşmış, ileri teknolojiler üretme aşamasına gelmiş bulunmaktadır.

Dünya ekonomisi I.Dünya Savaşı öncesinden başlayarak uyumlu büyümenin gereğine inanmıştır.Bu husustaki çalışmalardan kesin sonuçlar alınamamıştır. ABD, japonya gibi teknolojik açıdan ileri düzeyde olan ülkelere baktığımız vakit, bunların kendi tempolarını, ritimlerini diğer ülkelere zorla kabul ettirdiklerini ve hatta birçok endüstri dallarında onları darboğazlara sokmakta olduklarını görmekteyiz. Bu yeni teknolojileri güçlü şekilde kullana ülkeler, bilgi, kültür ve gelişme modelini tüm ülkelere empoze etmektedir. Bu durumdan kurtulmak için yapılacak en önemli iş, ileri teknoloji kullanılan alanlara yatırım yapmak ve sonucunda ileri teknoloji içeren bu ürünleri ihraç etmektir.

Bu Türkiye`nin de ana amacı olmalıdır. TÜBİTAK, TTGV ve TÜSİAD tarafından düzenlenen 1. Teknoloji Kongresi`nde teknoloji önderi uluslararası firmaların konuyla ilgili yetkililerinin de katılımıyla teknolojiyle sanayii ve toplumsal gelişme arasındaki ilişkiler tartışıldı. Birleşmiş Milletler Sinai Geliştirme Örgütü UNIDO`nun 1997 Küresel Sanayii Gelişme Raporu`nda yer alan 1990-1994 yıllarına ait imalat sanayii yatırımlarında ileri teknoloji kullanılan alanların aldığı paylar ile düşük teknoloji yatırımlarının paylarına ilişkin verilerine göre Türkiye`de, düşük (eski) teknoloji kullanılan alanlara yapılan yatırımların toplam imalat sanayi yatırımlarındaki payı %69, orta düzeyde teknoloji kullanılan alanlara yapılan yatırımların %23`ler civarında kaldığı görülmektedir.

Ayrıca Türkiye`nin ihracatında ileri teknoloji içeren ürünlerin payı %8 dolaylarında kalırken bu paydan

Singapur %70
Malezya %67
İrlanda %63
Güney Kore %42
Tayland %36
Meksika %35
İsrail %28

aldığı görülmektedir.

Türkiyenin ileri teknoloji kullana alanlara yatırım yapması zamanının gelip geçmekte olduğu yukarıda açıklanan bilgilerden anlaşılmaktadır.


Teknoloji ve İşletme



Teknolojiye ilişkin kararlar işletmeler düzeyinde yatırım projelerinin hazırlanması ve değerlendirilmesi aşamalarında alınır. Teknoloji, işletmeleri amaçlarına ulaştırabilecek araçların en önemlilerinden biridir. Bu nedenle işletmeler yatırım planlaması aşamsında gerek duydukları üretim bilgisi düzeyine, diğer bir ifade ile teknolojiye ilişkin kararları en etkin biçimde, doğru ve yerinde almak zorundadırlar. Teknolojinin transfer edilmesi ve transfer edilen teknolojinin ülke koşullarına uyarlanması önemli bir husustur. Elinizde birçok alternatif bulunabilir. Burada en önemli sorun mevcut alternatiflerin tam ve doğru olarak bilinmesidir. Teknoloji seçimi kararı çok çeşitli yol ve yöntemlerle ele alınabilir. Ancak bilimsel yöntemlerle alınan kararlar işletmeyi amacına daha kısa yoldan ulaştırır.

Bilimsel yöntemlerle alınacak kararlarda, ulaşılmak istenen amacın ve bu amaca ulaştıracak alternatifleri karşılaştırmak ölçümlenecek kriterlerin önceden açık olarak belirlenmesi gerekir. Karar alma sürecinin etkinliği ve kararın akılcılığı amaçlanan sonucu en iyi biçimde veya en üst düzeyde gerçekleştiren alternatifin seçimi ile sağlanır. Alternatif teknolojilerin ve üretim sistemlerinin gerçekçi ve akılcı bir değerlendirilmesi, üstünlük ve sakıncaların doğru ölçülmesi önceden belirlenen amaçlar ve bağlı amaç kriterleri ile sağlanabilir. Üretim yapan imalatçı işletmeler, teknolojik gelişmeye ayak uydurmak mecburiyetindedir. Aksi taktirde piyasadan silinip yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalırlar. Gelişmekte olan ülkelerde, teknolojik gelişmenin, AR-GE harcamaları ile olan ilişkisi teknolojik gelişmeyi özümseme ve uygulama yönündedir. Ve bu ülkelerde küçük, orta ve büyük işletmelerin katkısı ve bakış açıları farklı olmak zorundadır. Küçük işletmelerin yetersiz mali kaynakları, gelişmiş, yetenekli insan gücü azlığı, bilgiyi belirlemede, sağlamada ve kullanmada yetersiz kalma teknolojik gelişmeyi gerçekleştirmede güçlükler ortaya çıkarmaktadır.

Büyük işletmeler ise, küçük işletmelerde belirtilen bu güçlüklerden uzak kalırlar. Ancak büyük işletmelerde bürokrasi, esnek olmayan iç ilişkiler, hızlı karar verememe gibi bazı sakıncalar bulunmaktadır. Büyük işletmeler AR-GE için harcanacak parayı en az düzeye indirebilirler. Küçük işletmeler teknolojik gelişmeyi yaratabilmek için üniversite ya da kamu araştırma kurumlarından istifade ederler. Böylece teknolojik gelişmeden faydalanmaya çalışırlar. Ancak gerek büyük gerekse küçük işletmelerde teknolojinin gelişmesi ülkenin gelişmişlik düzeyi, toplumsal yapısı, ülkenin coğrafi yapısı, piyasaların genel durumu, siyasal istikrar gibi faktörlerin etkisi altındadır. Bu faktörlerin ülkeden ülkeye farklılıklar göstermiş olması nedeniyle ülkeler arasında teknolojik gelişmenin yerleşmesi açısından farklılıklar görülmesi olağandır. Burada belirtmemiz gereken önemli bir hususta teknoloji gelişimi ile AR-GE arasındaki ilişkinin özel olarak incelenmesidir. Teknolojik gelişme sonunda, pazar ihtiyaçlarının karşılanmasında ihtiyaç olan ürünlere yönelik AR-GE çalışmalarını yöneltmek başarıya ulaşmanın anahtarıdır. Eğer bir şirket iyi çalışmayan teknolojileri seçer, üretimi zor olan, pazara girmesi geciken ve planlanan hedefi yerine getiremeyen bir ürüne zaman harcarsa, rakipleri bu fırsatı değerlendirerek pazarı ele geçirebilirler.

Bu nedenle şirketler seçilecek teknolojilerde çok dikkatli davramalıdırlar. İşletmeler piyasada lider veya takip eden olmaya karar vermelidir. Her iki yaklaşımda da başarılı olabilirler fakat her biri farklı bir stratejik duruş gerektirir. Bu nedenle, birçok firma teknolojik liderliğe yönelik bir hedef ortaya koyar. Gelecek yüzyılda başarılı olabilmek için işletmeler uyum ve esnekliğe ihtiyaç duyacaklardır. İşletmeler rekaber edebilen tamamen kontrol edilebilir ürün ve pazar değişikliklerine ihtiyaç duyacaklardır. Hatta iş aktivitelerinde kullanacakları teknoloji çeşitlerini düşünmeye ihtiyaç duyacaklardır. Gelişmekte olan ülkelerde işletmeler, muhtelif kanallardan transfer ettikleri yeni teknolojileri uygulamaya koymakta zorlanmaktadırlar. Yeni bir teknoloji transfer edildikten sonra onu uygulayabilecek kişilerin eğitimi ve bu teknolojinin kullanılabilecek hale getirilmesi belirli bir zaman almaktadır. Gelişmekte olan ülkelerde bu zaman oldukça fazladır. Örneğin Türkiye`ye transfer edilen teknolojiler genelde ileri teknolojiler olmamalarına rağmen, bu teknolojilerin tam anlamıyla uygulanabilmesi için geçen sürenin 6 aydan fazla olduğu bilinmektedir.

Hem gelişmiş ülkeler, hemde gelişmekte olan ülkeler, açık Pazar Ekonomisi`nde artan rekabet koşullarında yaşayabilmek için yeni teknoloji alımı ve kullanımının ne kadar önemli olduğunu çok iyi bilmektedir. Ancak, yeni teknoloji alımını engelleyen veya yavaşlatan bir takım unsurlar olduğu da unutulmamalıdır. Bunlar "semaye, bilgi yetersizliği, belirsiz pazar koşulları, AR-GE`deki kısıtlar, çalışanların tepkisi, mevcut teknolojinin durumu" gibi unsurlardır. Bu hususta ABD ile Türkiye gibi biri gelişmiş ötekisi gelişmekte olan iki ülkeyi karşılaştıralım.



Engelleyen Unsurlar:


Amerika'da


• Sermaye 20 %
• Bilgi Yetersizliği 2 %
• Belirsiz Pazar Koşulları 29 %
• AR-GE`de Kısıtlar 15 %
• Çalışanların Tepkisi 10 %
• Mevcut Teknoloji 24 %

Türkiye'de

• Sermaye 29 %
• Bilgi Yetersizliği 27 %
• Belirsiz Pazar Koşulları 23 %
• AR-GE`de Kısıtlar 9 %
• Çalışanların Tepkisi 2 %
• Mevcut Teknoloji 0 %

Burada üzerinde durulması gereken bir husus işletmelerin teknolojilerini yenilemek için yaptığı girişimlerdir. Tüm ülkelere büyük ve önemli teknolojiler devlet eliyle transfer edilmiştir. Sonradan devlet ile özel sektör beraberce transfer gerçekleştirmeye çalışmışlardır. Firma içi teknoloji üretiminin giderek daha pahalı, aşırı ölçekli ve daha ileri uzmanlık isteyen alanlara kaymış olmasından teknoloji ortaklıkları gündeme gelmiştir. AR-GE yönetimi, tekniklerin zaman içinde gelişmesi, firmaların teknoloji ortaklıkları yapmalarına imkan veren bir etkendir. Genelde, teknoloji ortaklıklarının tipleri ve aşamaları bir ürün devresi temasındaki karakteristiklere uymaktadır.


Teknoloji ve Sanayi


Teknolojik gelişmeler bir işletmenin üretim gücü ile ve pazar konumunu çeşitli şekillerde etkiler. En başta teknolojik gelişmeler işletmenin ürün ya da hizmetlerinin pazar kullanımını ve önemini etkileyerek satış artışı hızlandırabilir ya da yavaşlatabilir. Teknolojik gelişmeler ikinci olarak, bir işletmenin kullandığı üretim proseslerinin üretkenliğini ve maliyet verimliliğini etkileyebilir. Bu da firmanın maliyet rekabet gücünü etkiler. Teknolojinin maliyet üzerindeki etkisi, hem üretimde hem de sabit giderlerde söz konusudur. Üçüncü olarak da teknolojik gelişmeler işletmenin kullandığı satış ve dağıtım sistemlerinin üretkenliğini ve maliyetini etkiler. Son olarak da teknoloji ile gelişmeler bir işletmenin personel becerilerinin (yeteneklerinin) bileşimini önemli derecede arttırabilir. Bu sözünü ettiğimiz hususlar bir işletmenin rekabet gücünü etkiler.
Buraya kadar sözünü ettiğimiz işletmeler sanayi işletmeleridir. Yani sanayi sektörüdür. Hizmet sektörü diye bilinen diğer sektörlerde de teknolojinin gelişmesi, birçok avantajlar sağlayacaktır. Ancak sanayi sektöründe etkisi daha geniş ve etkin olacaktır. Ayrıca, teknolojinin gelişmesinden en çok yararlanan da sanayi kesimi olmaktadır. İleri teknolojiler uluslararası rekabet gücünü kazandırdığı ülkelerde ayrıca ileri teknolojileri uygulayan işletmeler üretim maliyetini düşürdüğü için satış fiyatını da düşürür. Bunun neticesinde satış miktarı ve kârı artar. Düşük fiyatlarda rekabet edemeyen işletmeler eninde sonunda kapanmaya mahkum olacaklardır. Yenilik yapan işletme piyasalarda tekelci konuma geçebilir.Bu tekel konumuna geçen işletme kâr elde edebilmek için ürün fiyatını düşürerek bu iş kolunda birçok işletmenin kapanmasına yol açabilir. Böyle durumlarda devlet gerekli tedbirleri almak mecburiyetindedir. Teknoloji gelişmesinin işletme ve sektör üzerinde etkilerini dikkatli olarak incelemek gerekir. Bu incelemede hızla değişen teknolojiye uyum sağlama yeteneği yeni teknolojiler üretmek ve bu teknolojileri hızlı ve yaygın bir biçimde üretime uygulamaktır.

Teknoloji üretme yeteneği olmayan ülkelerde ise teknolojinin çeşitli yollarla transfer edilerek üretime uygulanması önem kazanmaktadır. Bu durumda sanayi stratejilerinin makro ve mikro düzeyde tartışılması gerekir. Sanayi stratejilerinin değerlendirilmesine makro yaklaşımlar, sektörel düzeyde sanayi stratejilerine göre öncelik kazanmaktadırlar ve yaşamsal niteliktedirler. Bu anlamda makro düzeyde sanayi stratejilerinin üç önemli unsuru söz konusudur. Bunlar teknoloji üretmeye ve ileri teknolojilerin hızla yayılmasını sağlayarak üretime yayılmasına yardımcı olacak temel unsurları içermektedir. Bu unsurlar istikrarlı makro ekonomik ortamı, eğitim sistemi ve teknolojinin hızla yaymasını kolaylaştıracak kuramsal süreçlerdir. İstikrarlı Makro ekonomide ortamın istikrarlı olması neticesinde girişimciler yatırımlarını ertelemeyeceklerdir ve üretken olmayan spekülatif yatırımlara kaçamayacaklardır. İstikrarlı makro ekonomik ortam iki özellik taşır.

Birinci özellik fiyat artışlarının düşük seviyede yani enflasyonun düşük olmasıdır. İkinci özellik ise hükümetlerin inandırıcı olan politikalarını kararlı bir şekilde uygulamaya devam edebilmesidir. Eğitim Sisteminin ise teknoloji üreten yaratıcı insan yetiştirmeyi ve yeni teknolojilerin hızla üretime uygulanmasını sağlayacak nitelikli insanların eğitimini verecek şekilde oluşmasını sağlamalıyız. Bugğn gelişmiş ülkelerde dahi eğitim sistemlerinin yetersizliği, nasıl iyileştirileceği konusunda yoğun tartışmalar yapılmaktadır. Teknolojinin yayılmasını kolaylaştıran kuramsal süreçler ayrı bir önem taşımaktadır. Bilhassa Türkiye`de bu kuramsal yapının kurulması, finansal sistemin reformundan, rekabetin korunması konusunda yapılacak düzenlemeler ile vergi reformunun yaşama geçirilmesine kadar birçok alan kapsamaktadır. Ayrıca Türk sanayisinin, ileri teknolojileri, üretime uygulamaya zorlayacak toplumsal baskıların olmayışı, Türkiye`deki işletmelerin dış ve iç koruma duvarları arkasında saklanarak ileri teknolojileri, üretime uygulama gereksinimini ve zorlamasını duymamalar, hızla değişen bir dünyaya ayak uyduramamasının başka nedenleri arasındadır.

Hızla değişen dünyamızda, yeni gelişmelerin doğal sonucu olarak sık sık değişiklikler meydana gelmektedir. Bu değişiklikler de; sosyal ekonomik çevre ile işletmelerin stratejilerinde, yapısında ve yönetiminde çok yaygın etkileri olan değişikliklere yol açmaktadır.

Bu durum karşısında işletmeler karmaşıklık ve belirsizlikler altında faaliyetlerini yerine getirmek zorunda kalmaktadırlar. Ancak şu bir gerçektir ki teknolojinin değişmesi de ekonomiyi yeni bir büyüme dalgasına doğru götürmektedir.

Ekonomideki büyümenin ana ölçüsü, ülkedeki "Gayri Safi Milli Hasıla" nın artışı olarak ortaya çıkmaktadır. GSMH içindeki tarım, sanayi ve hizmetler ana sektörlerin payları o ülke ekonomisi için çok şeyler ifade etmektedir. GSMH içinde tarımın payı büyükse, o ülke ekonomisi tarım ülkesi, sanayinin payı büyükse, sanayi ülkesi olarak tanımlanmaktadır.

Ekonominin belirli bir yıl içinde nasıl değişim gösterdiğini büyüme oranları ile anlarız. Büyüme ile kazanırız. Yeni yatırımlar artar, şirket kuruluşları hızlanır, iş bulanların sayısı artar, tüketim artar, yabancı sermaye girişi canlanır. Türkiye`de her %1`lik bir büyüme 100.000 kişiye yeni iş olanağı sağladığı yapılan bir araştırmadan tespit edilmiştir.

Büyüme ile kazanılanları gelişmekte olan bütün ülkeler istemektedirler. Böylece toplumları refah seviyesine ulaşmış olacaklardır. Bunu sağlayabilmek için de, gelişmekte olan ülkeler, sahip olduğu teknolojileri, gelişmiş ülkelerin sahip oldukları teknolojiler seviyesine çıkarmak mecburiyetindedirler. Teknolojinin gelişmesi neticesinde ekonomi büyük ölçüde etkilenecektir, çünkü teknolojinin gelişmesi mal ve hizmetlerin üretiminin artışını getirecek, o da GSMH`lerin artışı ve neticesinde de büyüme hızı artacaktır. Teknolojinin gelişmesi ile büyüme arasında yakın bir ilişki bulunduğu anlaşılmaktadır. Gelişmekte olan ülkeler ile gelişmiş ülkeleri büyüme ve üretim yönünden karşılaştıralım.


SONUÇ


Gelişmekte olan ülkelerdeki ekonomik büyüme gelişmiş ülkelere nazaran daha büyüktür. "Çünkü gelişmekte olan ülkelerin toplumları gelişmşi ülke toplumlarının faydalandıkları tüm imkanlardan yararlanmak istemeleri ve yeniliklere aç olmaları ile yeniliklerin getirdiği nimetlerden faydalanmak istemeleri onların en doğal hakkıdır." Teknolojik gelişmeden yararlanmanın ülkeden ülkeye farklılık gösterebileceğini belirtmiştik. Burada devlete büyük görevler düşmektedir.Devlet, alt yapı yatırımları, teşvikleri, toplumu yönlendirme ve eğitim ve öğretim gibi alt yapı hizmetlerine eğilmelidir. Yapılan etkili çalışmaların sonucunda gelişmekte olan ülkeler teknolojik gelişmeye az veya çok kavuşmuş olacaklardır. Ekonomik büyüme oranlarının gelişmekte olan ülkelerde büyük olması normaldir. Çünkü bu ülkelerdeki doyumsuzluk büyük boyutlardadır. "Gelişmiş ülkelerde" en büyük neden işletmelerin kâr elde etme ile pazardan pay kapma istekleri bulunmaktadır.

Ayrıca gelişmiş ülkelerde teknolojinin getirdikleri neticesinde üretim miktarı fazlalaşmakta, kalite ve ucuz ürünlerin yanı sıra ürün çeşitliliği de eklenince bazı mamüller eskimeden yeni cazip, değişik fonksiyonlu yeni ürünler piyasayı kaplamaktadır.Bu da GSYIH`lerin dağılımını gösteren üretim tablosunun incelenmesinde ortaya çıkmaktadır. Ülkemizin de başta devlet desteği ile gelişmiş ülkeler seviyesine çıkması ve Türk toplumunun da , gelişmiş ülkeler toplumlarının teknolojik gelişmelerden yararlandığı gibi yararlanmasını istemek en tabii hakkı olduğu kanısındayım.

Türkiye`de yatırımlarının planlaması yapılırken ileri teknoloji kullanan alanlara yatırımların yapılması gereklidir. Tabii bunun için de istikrarlı makro ekonomik ortamı sağlamak, eğitim reformunu yapmak ve teknolojinin yayılmasını kolaylaştıracak kararları almak mecburiyeti de bulunmaktadır. (Bu milli makro sanayi stratejilerini tespit etme gereğini ortaya çıkarır.) Devletin üzerinde durması gereken konu, ileri teknoloji alanlarında sanayi kesimiyle işbirliği içinde olmayı sağlamaktır. Öncelikle üzerine düşen alt yapı hizmetlerini (ulaşım, iletişim, enerji vs.) yapmak birinci görevi olmalıdır. Sanayi kesiminin teknolojik gelişmeyi sağlayacak alanlara yapılacak yatırımlarla teknolojik gelişmenin devamını sağlayacak, olmazsa olmaz koşulu olan AR-GE yatırımlarına destek olmak ve hatta yönlendirici bir rol oynamak, devletin ve hükümetlerin ana görevi olmalıdır.




Dr. Yılmaz Göbenez

Marmara Ünv.Öğretim Üyesi



Bakınız, http://www.kadimdostlar.com/Bilimsel_Gelismeler_Sosyal_ve_Fen_Bilimleri_f120/Teknoloji_Tarihi_Dunden_Bugune_Teknoloji_Ve_insa_t5406.html'] Teknoloji Tarihi | Dünden Bugüne Teknoloji Ve İnsan M.Ö 4241 - 2000 ' target='_blank'>' class='bbc_url' title=''>http://www.kadimdostlar.com/Bilimsel_Gelismeler_Sosyal_ve_Fen_Bilimleri_f120/Teknoloji_Tarihi_Dunden_Bugune_Teknoloji_Ve_insa_t5406.html'] Teknoloji Tarihi | Dünden Bugüne Teknoloji Ve İnsan M.Ö 4241 - 2000

#2
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Teknoloji Nedir?



Teknoloji (technoslogos), techne; yapmak ve logos; bilmek anlamına gelmektedir. İnsanoğlunun gereklerine uygun yardımcı alet ve edevatın yapılması ya da üretilmesi için gerekli bilgi ve yetenektir. Bir insan etkinliği olarak teknoloji, insanlığın tarihinde bilim ve mühendislikten önce ortaya çıkmıştır.


Teknoloji Nedir?


Sözlük anlamı "bilginin, sanayideki işlemlerde sistematik olarak uygulamaya alınması" demek olan teknoloji, geniş anlamda, araştırma, geliştirme, üretim, pazarlama, satış ve satış sonrası hizmeti kapsayan bir sanayi sürecinin, etkin ve verimli bir biçimde gerçekleştirilmesi için kullanılabilecek bilgi ve becerilerin tümüdür. Teknolojik yenilik de, "üretim süreçlerinde yenilik, yeni ürünler ve yeni kurumsal örgütlenme biçimleri" olarak tanımlanmaktadır.

Gelişmiş ülkelerde, ürün rekabeti, bilimsel ve teknolojik yetkinlik rekabetine dönüşmüştür. Klasik anlamda rekabet gücünü belirleyen faktörler arasında doğal hammadde kaynaklarının bolluğu, ucuz işçilik gibi temel üretim faktörleri yer alırken, günümüzde ileri ve özellikli üretim faktörleri belirleyici duruma gelmiştir. İleri üretim faktörleri, nitelikli iş gücünü, Ar-Ge altyapısını, modern bir haberleşme ağını ve bilişim (enformasyon) teknolojilerinin etkin kullanımını içerirken, özellikli üretim faktörleri, belirli alanlarda yoğunlaşmış bilgi ve beceriye sahip iş gücü ile bilgi ve deneyim birikimini içermektedir.

Diğer yandan, başta elektronik, enerji, bilişim, uzay, biyomühendislik, organik kimya endüstrileri gibi "bilim ve teknoloji temelli" sektörler ile bunların bir bileşkesi olan savunma sanayii, en yüksek oranda katma değer yaratan, dolayısı ile toplumsal refaha katkıları en yüksek olan sanayi dalları olarak ortaya çıkmaktadırlar.


Teknolojinin Önemi


Sanayileşmenin en belirgin ögesi teknoloji üretebilmektir. Teknoloji üretebildiğiniz, bilgiyi ürün tasarlamada kullanabildiğiniz takdirde ticarette rekabet üstünlüğünü, savunma sistemlerinde de caydırıcılığı sağlayabilirsiniz. Kimse kendisine üstünlük sağlayan bir şeyi başkasına vermeyeceğine göre salt teknoloji transferi yaparak sanayileşmemiz ve kalkınmamız, savunma sistemlerinde de caydırıcılığı sağlamamız olası değildir. Bu nedenle amaç kendi teknolojimizi kendimizin üretmesi olmalıdır. Kendi teknolojisini üreten bir sanayileşme ile ulusal ekonomiye, ülkenin mühendislik gücüne ve ulusal teknolojiye en yüksek katkıyı sağlayabilir, beyin göçünü önleyebilirsiniz.

Teknolojiyi kısaca bilimsel bilgiden yararlanarak yeni bir ürün geliştirmek, üretmek ve hizmet desteği sağlamak için gerekli bilgi, beceri ve yöntemler bütünü olarak tanımlayabiliriz. Bu duruma göre özgün üretim için gerekli safhaları da dörde ayırabiliriz.


:z29: Bilimsel bilgiye ulaşmak veya geliştirmek
:z29: Bilgiden faydalanarak bir ürün tasarlamak (tasarım yeteneği veya teknolojisi)
:z29: Tasarlanan bir ürünün üretim tekniklerini belirlemek (üretim teknolojisi)
:z29: Üretim


Bir ürün geliştirmek için gerekli malzeme ve ekipmanı çeşitli kaynaklardan bulabilirsiniz. Bu nedenle önemli olan tasarım yeteneğine sahip olmaktır. Tasarım yeteneğine sahipseniz her şeyi yapabilirsiniz. Bağımsızlık da bundan sonra gelir.

Teknoloji ülkelerin gelişmişlik düzeyini belirlemekte ve uluslararası yarışta, sahibine büyük bir ticari üstünlük sağlamaktadır. Dünya ulusları teknoloji üretebilenler ve üretemeyenler olarak ikiye ayrılmakta, teknoloji üretemeyen uluslar az gelişmiş uluslar olarak sınıflandırılmaktadır.

Gelişmiş ülkelerde, ürün rekabeti, bilimsel ve teknolojik yetkinlik rekabetine dönüşmüştür. Klasik anlamda rekabet gücünü belirleyen faktörler arasında doğal hammadde kaynaklarının bolluğu, ucuz işçilik gibi temel üretim faktörleri yer alırken, günümüzde ileri ve özellikli üretim faktörleri belirleyici duruma gelmiştir. İleri üretim faktörleri, nitelikli iş gücünü, Ar-Ge altyapısını, modern bir haberleşme ağını ve bilişim (enformasyon) teknolojilerinin etkin kullanımını içerirken, özellikli üretim faktörleri, belirli alanlarda yoğunlaşmış bilgi ve beceriye sahip iş gücü ile bilgi ve deneyim birikimini içermektedir.

Diğer yandan, başta elektronik, enerji, bilişim, uzay, biyomühendislik, organik kimya endüstrileri gibi "bilim ve teknoloji temelli" sektörler ile bunların bir bileşkesi olan savunma sanayii, en yüksek oranda katma değer yaratan, dolayısı ile toplumsal refaha katkıları en yüksek olan sanayi dalları olarak ortaya çıkmaktadırlar.



Resmi ekleyen



Gelişmiş ve Gelişmekte Olan Ülkelerde Bilimsel Araştırmalar, Teknoloji Geliştirme Çalışmaları ve Üretim Teknolojileri Arasındaki İlişki




Bu nedenle de günümüzde, ülkelerin, özellikle bu alanlarda sahip oldukları bilim ve teknoloji altyapıları ve bu altyapıyı sanayi süreçlerinde kullanarak ürüne, dolayısı ile toplumsal refaha dönüştürebilme yetenekleri, gerek ekonomik, gerekse politik açıdan stratejik öneme sahip, dikkatlice korunması gereken milli varlıklar olarak değerlendirilmektedir. Günümüzde, sahip oldukları bilimsel ve teknolojik bilgiyi, entegre süreçler içinde ürüne ve toplumsal refaha dönüştürebilen ülkeler ile bu süreç entegrasyonunu başaramamış ülkeler arasındaki anlayış ve uygulama farkı, gelişmiş ve gelişmekte olan ülke tanımlamasında kullanılan önemli araçlardan biridir.

Gelişmiş ülkelerde yapılan bilimsel araştırmalar, bu araştırmalar sonucunda geliştirilen yeni teknolojiler ve bu teknolojilerin yeni üretim ve ürün teknolojilerine dönüşmesi süreçleri, iç içe, birbirini takip eden süreçler olarak ortaya çıkmaktadır. ABD, Almanya ve Japonya gibi ülkeler bu kategoride yer almaktadır.

Gelişmekte olan ülkelerde ise bu süreçlerin entegrasyonu zayıftır. Türkiye gibi dünya bilim literatürüne katkısı az olan ülkeler ve hatta eski SSCB ve Hindistan gibi dünya bilim literatürüne katkısı yüksek ancak bu birikimi toplumsal refaha dönüştürememiş ülkeler ikinci sınıfa giren ülkeler olarak değerlendirilmektedir.

Bilimsel araştırmalar açısından bakıldığında, bu ülkeler, gerek bilimsel ve akademik kuruluşlar, gerekse bilim adamları düzeyinde işbirliği ve bilimsel çalışmalara katılım açısından, gelişmiş ülkeler ile sıkı ilişkiler içinde olabilmektedir. Ancak bu ilişkiler ve yapılan çalışmalar ile kazanılan bilgi birikimini, teknolojiye ve ürüne dönüştürecek mekanizmaların gelişmemiş olması nedeniyle, bu ülkelerin yeni teknolojiler ile tanışması nadiren bu teknolojilerin gelişme safhasında, çoğunlukla da bu teknolojilerin üretim ve ürün teknolojilerine dönüşmesinden sonra, "teknoloji transferi" ile mümkün olmaktadır. Ancak, bu şekilde sahip olunan teknolojiyi, yeni türev teknolojilerin gelişimini sağlayacak "Ar-Ge /tasarım teknolojisi" olarak değil, belli bir ürüne özel "üretim teknolojisi" olarak değerlendirmek gerekir.

Bilim ve teknoloji temelli bir sanayi dalı olan savunma sanayii, gelişmekte olan ülkeler için bu olumsuz tabloyu ortadan kaldırabilecek bir fırsat olarak ortaya çıkmaktadır. Savunma sistemleri tedarik süreçlerinin, hem savunma ihtiyaçlarının karşılanması hem de kritik teknolojilerin edinilmesi ve ülkenin teknoloji alt yapısının geliştirilmesi amacıyla kullanılması, gelişmiş ülkeler tarafından başarıyla uygulanan bir bilim-teknoloji-üretim süreçleri entegrasyonu yöntemdir. Savunma harcamalarına büyük kaynaklar ayrılan ülkemizde de, hem bilimsel araştırma, yeni teknoloji üretme ve yeni ürün geliştirme süreçlerinin entegrasyonu, hem de bu çalışmaları toplumsal refaha dönüştürülebilecek mekanizmaların kurulması için, savunma sanayiini temel platform olarak belirlemek en doğru yaklaşım olacaktır.


#3
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Teknoloji Nedir?



Bilim ve Teknolojideki Gelişmeler


20. yy bilim ve teknolojinin gelişmesinde altın çağını yakalamış, insan hayatında vazgeçilmez bir rahatlık sağlamıştır. Bilim hiçbir zaman durağanlık göstermemektedir. Bilimin sınırları genişlerken; dünyanın sanıldığı kadar büyük olmadığı gerçeği ortaya çıkmaktadır.

Günümüzde bilim olağanca hızıyla ilerlemekle birlikte insan hayatının olmazsa olmazları arasına girmeyi başarmıştır. Bilimin sonucu olarak ortaya çıkan teknoloji hayatımızı her alanda kolaylaştırmayı başarmıştır.

Bilim ve teknoloji arasında sıkı bir ilişki bulunmakta, birbirlerini tamamlamaktadırlar. Bilimsel çalışmalar uygulamaya elverişli bilgi üreterek teknolojik gelişmeye yol açarken, teknolojik gelişmeler de bilimsel araştırmaların daha uygun şartlarda yapılmasını sağlayarak bilimsel gelişmeyi hızlandırmaktadır .

Rönesans ve reformla birlikte bilimdeki gelişmelerin temelleri atılmış, bilimsel gelişmeyi engellemeye çalışan tüm olumsuzluklar da ortadan kalkmıştır (Kilise ve Dinin Etkisi gibi).

İnsanlar, tanrıbilimsel gerçeklerden sıyrılıp içinde yaşadıkları dünyayı ve bu dünya ile ilgili sorunları keşfetmişlerdir. Bu gibi gelişmelerin sonucunda da bilimsel gelişmeler başlayıp zamanla hız kazanmıştır.

Bilim ve teknolojinin ortaya çıktığı tarihten itibaren insanlar içinde yaşadıkları dünya ile yetinmemişlerdir. Uzayı merak etmişler, uzayın sırlarını çözmek amacıyla gizemli bir yolculuk, sistemli bir çalışma içerisine girmişlerdir. Sıvı yakıtlı motorların bulunması ile uçaklar ulaşım aracı olarak kullanılmaya başlanmış, insanlara uzak gibi görünene mesafeler artık ortadan kalkmıştır. Bunun sonucunda insanların uzaya gitme isteği iyice artmıştır .

Uzayı tanımlayacak olursak; güneşi gezegenleri uyduları, yıldızları, sayısız galaksiyi içine alan boşluktur. Bu sınırsız boşluk içersinde bulunana gök cisimlerinin her biri dünya yüzeyindeki toz parçacıkları kadardır. İlk çağ filozoflarından başlayarak bir çok bilim adamı uzayı tanımlama çabası içerisine girmişlerdir. Örneğin; Galile’nin gök bilimleri ile ilgili çalışmaları olmuştur. Teleskopla gözlemler yapmış, şu anki bilim adamlarımızın bile sonucuna ulaşamadıkları bir araştırma çizgisini başlatmıştır. Kepler ise; gezegenlerin yörüngelerinin üzerine çalışmalar yapmış, elips şeklindeki hareketleri saptamayı başarmıştır.

Günümüzde ise uzaya ulaşma çabası dünya üzerinde milletler arası çatışmaya yol açmakta, hızlı bir yarışın olmasına neden olmaktadır.

“İlk aya yolculuk planlarının NASA başlatmıştır. Başka John F. Kennedy’nin 25 Mayıs 1961’de kongrede bir özel oturumda yaptığı konuşmada “önümüzdeki 10 yıl içinde bir adamın aya gitmeyi ve dünyaya dönmeyi başaracağına inanıyorum” sözleri bu çalışmaların daha da hızlandırmıştır soğuk savaş döneminde uzay çalışmaları konusunda da Sovyetler Birliği ile yarışan Amerika uzay harcamaları için büyük bütçeler ayırıyordu. Aya gönderilecek uzaya aracı için çalışmalar uzun bir süre devam etti. Bu çalışmalar sırasında yapılan test uçuşlarından birinde NASA 3 astronotunu kaybett.”

“Sonunda 16 Temmuz 1969’da Neil Armstrong, Edwin Aldrin Jr. ve Micheal Collins adlı üç astronotu taşıyan Apollo 11 tarihe geçecek ay yolculuğuna çıktı. Apollo 11, 19 Temmuz’da ay yörüngesine girdi. Kartal(EAGLE) adlı modül ay yüzeyine başarıyla indi ve Armstrong aya ayak basan ilk insan olarak tarihe geçti. Armstrong’un ardından Edwin Aldrin’de yüzeye indi. Ay toprağından örnekler alan, bazı bilimsel deneyler yapan ve Amerikan bayrağını aya diken iki astronot görevlerini başarıyla tamamlayarak dünyaya döndüler”


İlk aya yolculuğun tamamlanmasının ardından tartışmalar da başladı. Bu tartışmalara sonunda uzayda yaşam olup olmadığı konusu üzerinde durulmaya başlandı. İnsanın bir ortamda hayatını devam ettirmesi için; atmosfer, radyasyon ve yerçekiminin bulunması gerekmektedir. Özellikle atmosfer canlı yaşamı için çok önemlidir.

Dünyamızda %78 oranında azot, %21 oranında oksijen bulunmaktadır. Uzay boşluğunda ise hava olmayıp sadece bir miktar gaz bulunmaktadır. Bu nedenle uzaya giden araçların içerisinde hava tankları bulunmaktadır. Uzay tamamen soğuktur. İnsan ise sadece belirli sıcaklık ölçütleri içersinde yaşayabilmektedir. Bu nedenle uzay aracında ısı sistemi de olmalıdır.

İnsanoğlu çıplak iken uzay boşluğunda kalıcı zarar görmeden 30 saniye kadar yaşayabilir. Nefesinin tutmamak kaydıyla 30 saniye boşlukta kalan insan patlamaz, donmaz ve bilinci tamamını kaybetmez. 30 saniye sonlarında oksijen yokluğu sonucu bilinç kaybı oluşmaya başlar. 1 veya 2 dakika sonra ise yaşam faaliyetleri tamamen durur ve insan hayatını kaybeder.

Uzayda karşılaşacağımız diğer bir sorun ise yer çekimidir. Dünyadan uzaklaştıkça yer çekimi azalmaktadır. Aralarında ters bir orantı vardır. bu yüzden uzayda yer çekimi yoktur.

Günümüzde insanlığın ortak amacı her şeyden haberdar olma, uzayın tüm olanaklarından yararlanmaktır. Şu anda uzayda Türksat adlı bir uydumuz bulunmaktadır. Uydumuz sayesinde haberleşmenin gücü hızla artmıştır.

İletişim kurmanın en kolay yolu konuşmaktan geçer. Karşımızdaki insanların duygularımızı ve isteklerimizi anlatmanın diğer bir yolu da el kol hareketleridir. Fakat bunların dışında da ilkle haberleşme yolları vardır: Atlı elçilerle, dumanla ve güvercinler gibi.

Karadeniz Bölgesi’nde bulunan köylerimizin bazılarında yer şekillerinin de etkisi ile dağınık yerleşme görülmektedir. Evler arasındaki mesafe uzak olduğundan dolayı insanlar ıslıklarla iletişim kurmaktadırlar. Her ıslık tonu başka bir ablam ifade eder. Fakat sadece insanlar için değil toplumlar içinde iletişimin önemi büyüktür.

İnsanların uzaktan haberleşmesine imkan veren teknik araçlar Fransız Devrimi’nden hemen sonra optik telgrafın bulunması ile gelişim sürecine girdi.

1837’de elektrikli telgrafın bulunması ile iletişim çağı başlamıştır.

Telefon 1876 yılında Graham Bell tarafından bulundu. İnsan sesinin iletiminde önce ülke içerisinde daha sonra da ülkeler arasında yayılmasına imkan verdi. Bu yenilik bir çok kaygıyı da beraberinde getirdi. ABD’de benimsendi ve daha sonra ülkeler arasında yayılmaya başladı. 19. yy’da etkileşim ağları kurulmaya, insanlar arasındaki etkileşim gelişmeye başladı.

“Tarihte ilk ses kaydı 1877 yılında Thomas Edison tarafından yapılmıştı. Son 20 yılda yaşanan gelişme ise gerek ses kalitesinde gerekse şiddetle kayıt sisteminde mükemmeli yakalamayı hedeflemektedir”

İnsanlar, aralarındaki mesafe ne kadar uzak olursa olsun birbirleri ile kolayca iletişim kurmaktadırlar. Örneğin; bir faks makinesi birkaç dakika önce Türkiye’de bir fotoğrafı yayınlarken birkaç dakika sonra New York veya Tokyo’da yayınlayabilmektedir.

20. yy’daki en büyük gelişme hiç kuşkusuz bilgisayar teknolojisinde yaşanmıştır. İnternet ağının kurulması sonucunda bilgisayar ve internet; evlerimizi, işyerimize hatta günlük hayatımıza kadar girmeyi başarmıştır. Bilgisayar teknolojisi beraberinde çok büyük yenilikler ve kolaylıklar getirmişti. Örneğin; bilgisayar hayatımıza girmeden önce para yatırma işlemleri için bankalarda saatlerce sıra beklerken şu anda internet sayesinde işlemlerimizi en kısa zamanda gerçekleştirebilmekteyiz.

Biliyoruz ki bu teknoloji burada kalmayacak, insanlar yaşadığı sürece teknoloji de ilerleyecektir. Şu an bize hayal gibi gelen çoğu araçlar hayatımıza girecek ve hayatımızı kolaylaştırmaya devam edecektir.


#4
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Teknoloji Nedir?



Türkiye'nin Teknoloji Geliştirme Koşul ve Olanakları


Bilim ve teknoloji söz konusu olduğunda, Türkiye’nin, yer aldığı sistem içindeki diğer ülkelerden (diğer OECD ülkelerinden ya da G.Kore, Tayvan gibi yeni sanayileşen ülkelerden) çok daha farklı bir tutum izlediği görülüyor. Türkiye’nin teknoloji geliştirme koşul ve olanaklarını irdelerken, önce, bu farklılığı ortaya koymakta yarar vardır.


Gözlenen farklar birkaç noktada toplanabilir:


• Türkiye, bilim ve teknoloji yeteneğini yükseltebilme ve bu çerçevede günümüzün jenerik teknolojilerine egemen olma, bu teknolojiler tabanında ‘innovation’ yeteneğini kazanma konusunda, sistem içindeki diğer ülkelerin aksine, hiç aceleci değildir ve onlardan bir hayli geride kalmıştır. Ne toplum katlarında ne de siyasi partiler düzleminde, gecikildiği için endişe duyulduğu izlenimini almak mümkündür. Siyasi kadroların, zaman zaman, bilim ve teknolojiye önem verilmesi gereğini vurgulamalarına karşın, bu yalnızca, altı boş siyasi bir söylem düzeyinde kalmakta; hatta, çoğu zaman, siyasi bir prim getirmeyeceği kanısıyla olsa gerek, bilim ve teknoloji konuları, bütünüyle siyasi gündemden düşürülmektedir.

• Bu genel gözlemi doğrulayan kanıtlar ortadadır:

Sistem içinde yer alan diğer ülkelerin hepsinin, bilim ve teknoloji alanında uyguladıkları ulusal bir politikaları; ulusal hedefleri, bu hedeflere erişmek için izledikleri ulusal strateji ve planları vardır.

Türkiye’nin ise, herhangi bir hükümet programının ya da siyasi bir programın parçası olarak benimsenmiş ve uygulamaya konmuş, ulusal bir bilim ve teknoloji politikası yoktur. Bu saptama, Türkiye’de, ülkenin bilim ve teknoloji yeteneğini yükseltmeye yönelik politika ya da strateji önerileri olmadığı anlamına gelmemektedir. Öneriler vardır, hükümetlere sunulan tasarılar vardır; ama bunlar siyasi bir program haline dönüşmemekte ve hayata geçmemektedir. Bu tasarılardan biri, 1980'li yılların başında, dönemin ilgili Devlet Bakanı'nın eşgüdümünde, 300 kadar bilim adamı ve uzmanın katılımıyla hazırlanan Türk Bilim Politikası: 1983-2003’tür. Bu dokümanla, ilk kez, ayrıntılı bir bilim ve teknoloji politikasıortaya konmaya çalışılmıştır. Burada teknoloji konusu da bir ana motif olarak ele alınmış ve öncelik verilecek teknoloji alanları belirlenmiştir. Bu yeni yaklaşım, bilim ve teknoloji politikalarının, ekonominin yönetiminde ve toplumsal yaşamın başlıca etkinlik alanlarının düzenlenmesinde rol alan unsurların da (ilgili bakan ve üst düzey bürokratlar, hükümet dışı kuruluş temsilcileri v.b.) katılımıyla belirlenmesine olanak tanıyan yeni bir kurum yaratmıştır: Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu (BTYK).

Ne var ki, Türk Bilim Politikası: 1983-2003 hayata geçirilememiştir. 1983'te kurulan, ancak, ilk toplantısını 9 Ekim 1989'da, ikincisini ise 3 Şubat 1993'te yapabilen, o günden bugüne bir daha toplanamayan BTYK'ya da işlerlik kazandırılabildiği söylenemez.

Halen, Türkiye'nin Bilim ve Teknoloji Politikası konusundaki resmi doküman, BTYK'nın ikinci toplantısında karar altına alınan Türk Bilim ve Teknoloji Politikası: 1993-2003'tür. Altını çizerek belirtmek gerekir ki, devletin üst düzeyde yetkili bir kurulu, kendisine sunulan bir tasarıyı, bu dokümanla, uygulanması gereken bir karar haline dönüştürmüştür. Üstelik bu dokümanda ifadesini bulan politika 1995 başlarında Yüksek Planlama Kurulu'nca VII. Beş Yıllık Plan Döneminde Öncelikle Ele Alınması Öngörülen Temel Yapısal Değişim Projeleri Kapsamındaki Bilim ve Teknolojide Atılım Projesi Çalışma Komitesi Raporu (24 Şubat 1995) ile geliştirilerek somut bir zemine oturtulmuş ve bu proje VII. Beş Yıllık Plân'ın ana eksenlerinden birini oluşturmuştur. Ama, söz konusu projeyi, Plan dokümanının sayfalarından alıp hayata geçirecek bir siyasi sahip ya da kararlılığın var olduğuna ilişkin güçlü bir kanıt henüz ortaya çıkmamıştır.

AR-GE faaliyeti, sisteme dahil bütün ülkelerde, devletçe en çok desteklenen, devletin en çok subvansiyon sağladığı alandır. Ama, Türk takımlarının yurt dışındaki maçlarını izlemeye gidiş dahil, akla gelen hemen her alanda teşvik edici önlemler uygulayagelmiş olan Türkiye, ancak geçen yıl, 1 Haziran 1995’te, diğer ülkelerdekiyle karşılaştırılabilir çapta bir AR-GE desteği uygulamasını başlatabilmiştir. Bu da ancak, Uruguay Turu Nihaî Senedi’nin devlet subvansiyonlarına ilişkin düzenleyici hükümlerine ve AB mevzuatına uyum yaklaşımı çerçevesinde gündeme gelmiştir; içsel bir dinamik, örneğin, sanayi kesiminin baskısı sonucu değil...

Sistem içindeki diğer ülkelerle karşılaştırıldığında, Türkiye’nin, kendi ulusal ‘innovation’ sistemini kurmada çok gerilerde kaldığı; bu sistemin oluşması için, TÜBİTAK ve TTGV gibi kurumların ve bazı üniversitelerin gösterdiği çaba dışında, konunun ulusal düzeyde, bir bütün olarak ele alınmadığı; hatta, konuya yakın olması gereken pek çok çevre için, kavramın kendisinin bile yeni olduğu bilinen bir gerçektir.

Sistem içindeki bütün diğer ülkeler, ulusal ‘innovation’ sistemlerinin ayrılmaz bir parçası olan ve bundan da öte, kendilerini, geleceğin enformasyon toplumuna taşıyacak, ulusal enformasyon şebekelerini, hazırladıkları master planlar-eylem planları çerçevesinde kurmaya başlamış ve bu ülkelerde, bu atılımın fiili sahipliğini iş başındaki hükümetler, siyasi liderler üstlenmişken Türkiye’deki siyasi partiler, böylesi bir altyapı ve bununla ilintili ulusal bir master plan gereği üzerinde, henüz herhangi bir berrak fikre sahip değillerdir (BTSTP, Mayıs 1995; TÜBİTAK, Haziran 1995).

Türkiye’nin bilim ve teknoloji yeteneğini geliştirme konusundaki, pek de duyarlı olmayan yaklaşımını doğrulayacak başka pek çok kanıt bulunabilir. GSYİH’den AR-GE harcamalarına ayrılan pay, özel sektör sanayi kuruluşlarının toplam AR-GE harcamaları içindeki payı, 1000 faal nüfus başına düşen bilim adamı sayısı gibi verilerle de bu durum kanıtlanabilir. Ama, sayısal verilere girilmeksizin de, burada işaret edilen kanıtlardan yola çıkılarak, aynı iktisadi sistem içinde yer alan diğer ülkelerle Türkiye arasındaki, bilim ve teknoloji konusuna yaklaşımla ilgili temel farkı ortaya koymak mümkündür: Bu fark, ülkenin bilim ve teknoloji yeteneğini yükseltmek ve dünya teknolojisini yakalamak fikrinin, Türkiye’de, başta sanayi kesimi olmak üzere, toplumun doğrudan ilgili katmanlarında yeterince sahiplenilen bir fikir haline gelmediği noktasında düğümlenmektedir. Bu böyle olduğu içindir ki, bu fikrin siyasi partiler -siyasi iktidar- düzleminde sahibini bulmak da pek mümkün olmamaktadır.

Eğer, Türkiye’de bu fikre sahip çıkması düşünülebilecek bir toplum katmanı olarak, örneğin sanayi kesimi, bunu yapmış olsaydı; tanım gereği, bu fikrin siyasi platformda da yansıması olur ve en az bir partinin siyasi programında bu husus yer alabilirdi, diye düşünmeye hakkımız var, sanıyorum. Buradan gelinecek nokta çok açıktır: İlgili toplum katmanlarınca sahiplenilen bir hedef haline dönüştürülemediği sürece, Türkiye’nin teknoloji yeteneğini yükseltmek, çağın jenerik teknolojileri tabanında ‘innovation’ yeteneğini kazanmak ve dünya teknolojisini yakalamak ya da konu başlığıyla söylersek; Türkiye’de teknoloji geliştirmek- gibi, makro planda, çok taraflı ve geniş kapsamlı düzenlemeleri gerektiren bir atılımı gerçekleştirmek mümkün değildir.

Özetle, Türkiye’de teknoloji geliştirmenin ön koşulu, bunun, başta sanayi kesimi olmak üzere, ilgili toplum katmanlarınca benimsenen bir hedef haline gelmesi ve bu hedefin geniş halk kesimlerince kabullenilen bir siyasi programa dönüştürülmesidir.


Bu ön koşulun gerçekleşmesi mümkün mü?


Soruya özellikle de bu konuda son derece önemli bir role sahip bulunan sanayi kesimi açısından bir yanıt verilebilir mi?



Son zamanlarda, sanayinin bazı kesimlerinde, AR-GE’ye yöneliş konusunda, belli bir yaklaşım, belli bir kıpırdanma olduğunu söylemek mümkün. Bu kesimlerin, özellikle, kullandıkları üretim yöntemlerinde ya da ürettikleri üründe yenilik yapabilme yeteneği kazanma (böylesi bir yeteneğe sahipseler bunu geliştirme) yönünde ciddi bir çaba gösterdikleri gözleniyor. Kendi AR-GE birimlerini kuran firmalar var. Sanayi kuruluşlarının proje bazındaki AR-GE harcamaları için devletçe sağlanacak desteğin, bu sanayi kesimlerinde oldukça geniş bir ilgi yarattığı ve bir hareketlenme meydana getirdiği de bir gerçek. Ancak, bu tür gelişmeler yanında, Türkiye’deki pek çok sanayi kuruluşunun, yabancı firmalarla, özellikle de AB firmalarıyla, geçmişten gelen ortaklık bağlarının bulunduğunu ya da belli bir entegrasyona sahip bulunduklarını ve gereksinim duydukları teknolojiyi Türkiye’de geliştirme olanaklarını arama yerine, bu gereksinimlerini yabancı ortakları kanalıyla karşılama yönünde bir strateji izlediklerini göz ardı etmemek gerekir. Bu tür kuruluşlardan bazılarının Türkiye’de kurulu AR-GE birimlerinin ise, genellikle, yabancı ortağın kendi AR-GE ağında, yalnızca bir taşeron birim olarak yer aldığı biliniyor. Kaldı ki, Gümrük Birliği koşullarında pazar paylarını güvence altına almak ve bunun için gereksinim duydukları teknolojiyi edinmek üzere, yabancı firmalarla evliliğe giden yerli firmaların sayısının hızla arttığı da bir gerçek.


Sanayi kesiminde ortaya çıkan bu tablo aranan ön koşulu sağlar mı?


Yerli sanayi şirketlerinin uluslararası evlilikler konusundaki yaklaşımlarının ve imzalanan evlilik senetlerinin muhtevalarının bu sorunun yanıtını önemli ölçüde etkileyeceği muhakkaktır. Ama, unutulmaması gereken nokta, bilim ve teknoloji konusunun, aslında toplumun bütün kesimlerini ve çok yakından ilgilendirdiğidir. Konu herkesi ilgilendirir; çünkü bilim ve teknolojide yetkinlik, yalnızca ülke sanayiinin değil, bütün bir ülkenin uluslararası arenadaki konumunu ve geleceğini belirleyecektir. Bu açıdan, aranan ön koşulu sağlayabilmek, bilim ve teknoloji konusunu bütün boyutlarıyla siyasileştirmeye ve bu konuya sahip çıkacak toplumsal aklı üretmeye bağlıdır.


#5
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Teknoloji Nedir?



Eğitimde Teknolojinin Rolü


Eğer teknoloji yukarıda sunulduğu şekli ile algılanırsa, teknolojinin insan hayatında çok önemli bir yer tuttuğu da rahatlıkla anlaşılır. Bu nedenle konumuz teknolojiyi kullanmak ya da kullanmamak değil, insan hayatında teknolojinin nasıl bir yeri ve konumu olacağıdır. Bu üzerinde birçok değerli kişi ve kuruluşun çalıştığı önemli bir konu olmuştur.

1. Herbert Simon teknolojiyi insanın kendi yapay iç dünyasıyla dış çevre (doğa) arasında bir ara-yüz olarak görmektedir.

2. Carnegie Komisyonunun bu konuyla ilgili vardığı sonuç şöyledir: "Teknoloji öğretimde yardımcı bir rol üstlenmelidir, öğretimin amacı haline getirilmemelidir.

Teknoloji sadece var olduğu için kullanılmaya çalışılmamalı ya da teknoloji kullanılmadığında çağ dışı kalınacakmış gibi bir korkuya kapılmamalıdır. Bizler, gelişmiş teknoloji kullanımının öğretimde doyum ve başarıya ulaşabilmek için tek başına yeterli olduğuna inanmıyoruz. Birçok ders için dönemde birkaç saatlik teknoloji desteği yeterli olmaktadır. Bazı dersler için teknoloji, dönemin yarısından çoğunda kullanılabilir; ama bütün bir dönemde böylesine bir teknoloji desteğine ihtiyaç duyulabileceği ders sayısı yok denebilecek kadar azdır

3. Eğitimi etkileyen teknolojik gelişmeleri tartışan çok fazla yayın, makale vardır. Bunlar arasında dikkat çekici olanlar aşağıya çıkarılmıştır.


a) Alfabe, insanoğlunun bilgiyi paylaşması, kaydetmesi, ve saklaması için entelektüel bir araç olmuştur. Kağıdın icadı ve yazım araçlarının geliştirilmesi, alfabe yardımıyla yapılan işlemlerin daha kolay gerçekleştirilebildiği bir süreci başlatmıştır. Kitap, birçok sayfadan oluşan, değişik tasarımlara sahip, sunmak istediği bilgiyi sıralı olarak veren bir araç olarak düşünülebilir. Kısaca kitap, teknik açıdan bakıldığında televizyon gibi, bilgisayar gibi vermek istediği bilgiden farklı bir yapıya sahip bir araçtır. Matbaanın icadından sonra kitap yaygınlaşarak hemen herkesin ulaşabildiği bir araç oldu. Karatahta hem öğrencinin hem de öğretmenin aynı anda aynı konu üzerinde çalışabilmesine olanak sağlayan ilk sınıf içi iletişim araçlarından birisidir. Okul otobüsü öğrencilerin uzak yerlerden öğretim yerlerine taşınması ve dolayısıyla uygun eğitim ortamının sağlanması açısından bir öğretim aracı olarak görülebilir.

b) Engler teknolojiyi eğitimin ayrılmaz bir parçası olarak görmektedir. Şöyle der: "eğer eğitim her yönüyle öğretmen, öğrenci, ve çevre arasındaki bir iletişim ağı olarak görülürse, o zaman öğretim teknolojisinin bu ilişkileri tanımlamada önemli bir görevi olduğu anlaşılabilir"

c) Indiana University'den Robert Heinich öğretmenlerin eğitim teknolojisine yaklaşımlarını şöyle dile getirmektedir:


"Peter Drucker'in bir makalesinde söyledikleri büyük oranda yanlış anlaşılmıştır; bu makalede kısaca şöyle denmekteydi: -öğrenme ve öğretme, yeni yöntemlerden, hayatın başka hiçbir safhasının etkilenmeyeceği kadar derinden etkilenecektir. İnsanoğlunun en muhafazakar olduğu bu eski öğretme sanatında yeni yaklaşımlara, yöntem ve araçlara ihtiyaç vardır. Bu yeni geliştirilecek yöntemler sayesinde, öğretmenler beceri ve yeterliliklerini arttırarak daha etkili olacaklardır. Bu sayede öğretme, henüz araçları ile günümüze ayak uyduramamış geleneksel bir sanat olsa da, sıradan bir insanın üstün bir performans sergileyebilmesini olanaklı kılacaktır.- Yanlış anlaşıldığından bahsettim; çünkü birçok eğitimci bu makaleyi okuduktan sonra başlarını sallayacak ve kullanılacak araçlar sayesinde sınıf içerisinde öğrenim başarısının artacağını düşüneceklerdir. Fakat burada asıl söylenmek istenen, ancak öğretim teknolojileri kullanıldığında sıradan bir insanın üstün bir performans gösterebileceğidir; yoksa gelişmiş teknoloji kullanmak tek başına yeterli olmayacaktır.


Eğitimde Teknolojinin Uygulamaları


Çeşitli seviyelerdeki kullanışlı uygulamaları ve bu uygulamaların vaat ettiklerini incelerken, düşünce ve yorumlar da kötümserlikten sıyrılıp iyimserliğe doğru kayıyor.

1. Engler 1972'de eğitim teknolojilerinin durumunu şöyle anlatıyor:
"şu anki öğretim yöntemlerimiz hakkında söylenebilecek en doğru söz eski teknoloji ürünü olduklarıdır. Kitap, tebeşir, öğretmen gibi temel öğretim araçları ve yöntemleri çok uzun zamandan beri kullanılmaktadır. Bugün öğretmenler daha iyi hazırlanmakta, kitaplar daha iyi tasarlanıp daha iyi yazılmakta, ve renkli tebeşirler kullanılmaktadır; ama bu araçların işlevleri ve öğrenci için anlamları yüzyılı aşkın bir süredir hiç değişmeden kalmıştır. Ayrıca bu süre zarfında öğretimin nasıl uygulanacağına ilişkin her hangi bir temel değişiklik de yapılmamıştır. Öğretim halâ, öğretmen merkezli, gruba yönelik ve ders kitabı tabanlı hazırlanmakta ve uygulanmaktadır. Bu yöntem 19.yy'da İngiltere ve Amerika'da başlayıp yayılan Lancastrian modelinin devamı niteliğindedir Bir buçuk yüzyıldır birçok değişikliğe uğramasına rağmen bu model endüstriyel üretim mantığının sonucu olan eğitimde seri üretimi geleneğine sıkı sıkıya bağlı durmaktadır

2. U.S. Agency for International Development'dan Clifford H. Block, İngiliz Hükümetinin gerçekleştirdiği çok büyük ölçekli uzaktan eğitim denemesini şu şekilde yorumluyor: "Televizyon, radyo ve posta gibi iletişim araçlarının etkin kullanımı, BBC'nin üretim yetenekleri, öğretim tasarımları için görevlendirilmiş eğitim teknolojisi grubunun mükemmel başarısı, ve normal bir üniversiteden farklı olmayan ders/konu içeriğiyle 65.000 öğrencisi olan İngiliz Açık Öğretim Üniversitesi (British Open University) İngiltere'nin en büyük üniversitesi ve dünyanın sayılı üniversitelerinden birisidir. Mezunlarının iyi yetişmiş ve entelektüel açıdan yeterli olması sebebiyle bu fakülteden derece almak İngiliz sosyo-kültürel hayatında önemli bir yere sahip olmak demektir"

3. Teknoloji ve değişimle ilgili olarak Block şöyle demektedir: "birkaç yıl içerisinde gerçek olacak bazı teknolojik gelişmelerle ilgili yorumlarda bulunmak gerçekten çekici bir işi bütün bir kütüphanenin bir disk içine sığabilmesi, internet ve uydu teknolojileri aracılığı ile evinizden dışarı çıkmak zorunda kalmaksızın tüm dünyadaki eğitim merkezlerine istediğiniz her an ulaşabilmek, ve bunların dışında sayısallaştırılmış her türlü bilgiye sahip olma şansı bunlar hakkında konuşmak gerçekten çok çekici; fakat ben de, bu konuda çalışan diğer insanlar gibi, böylesine temelden değişimlerin ancak aşama aşama ve evrimsel bir süreç içerisinde gerçekleşeceğine inanıyorum. Eğitim kurumlarının, öğrenci, öğretmen ve yöneticileri, bu yeni öğrenme yöntemlerini bireysel, toplumsal ve ekonomik yönden hayatlarına adapte edebilmek için mutlaka zamana ihtiyaç duyacaklardır."


#6
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Teknoloji Nedir?



Teknolojik Gelişmeler ve Kültürel-Sosyal Değişimler Arasındaki Sebep-Sonuç İlişkisi


Her yeni icat edilen teknoloji ve bu teknolojinin topluma yayılmasıyla birlikte, kültürün bu araçlar tarafından yönlendirilmesi sonucu çok çeşitli değişiklikler yaşamaya başlarız. 90’lı yıllardan itibaren iletişimin ve internetin gücü, bilişim sistemlerinde kaydedilen gelişmeler bizi yeni teknolojik çalkalanmalara sürüklemiştir. Kültür, teknik ve toplum arasındaki ilişkinin açıklanması önemli bir soruyu da beraberinde getirmektedir.


Teknolojik gelişmeler kültürleri oluşturup, onları değiştirebilirler mi?


Fransız kuramcı Pierre Lévy’e göre; teknik ve kültür birbirinden ayrı olarak asla var olamazlar. Teknolojinin tek başına bir anlamı yoktur, ancak bir kültür içinde var olduğu zaman gerçek anlamını bulur.

Teknolojik gelişmeler çoğunlukla toplumların gelişmeleriyle doğru orantılı olarak ilerler. Yeni teknolojilerin toplumlar ve kültürler üzerindeki ani etkisi pek çok araştırmacının ilgisini çekmektedir.
André Vitalis, Bordeaux Üniversitesinde Medya Araştırmaları Merkezi Sorumlusu, aslında her şeyin iki kelimeye yüklediğimiz anlamla ilgisi olduğunu vurgular; toplum ve bilişim.

Bilişim bağımsız olarak bir değişim yaratır ve toplum bu değişime zorunlu olarak katlanır, ona uyum sağlamaya çalışır.

Toplum yeni gelişen bir teknolojiyi kabul edip etmeyeceğine, ona uyum sağlayıp sağlayamayacağına ve onu özümseyip özümseyemeceğine karar verir.

Birinci görüş bizi daha çok, teknolojinin elite bir kesim tarafından kendi çıkarlarına uygun olarak kontrol edildiği ve sonuçta toplumun hizmetine ancak onu kontrol edenlerin istediği ölçüde sunulduğu kötümser (pesimist) söyleme götürür. Buna göre de, toplumun bu sonuçlara katlanmaktan başka çaresi yoktur.

İkinci görüşe göre ise, yeni teknolojilerin, özellikle internetin bize sunduğu güç aslında toplumun eline sunulmuş bir güçtür. Bugün yeni teknolojiler sayesindedir ki, gelecek için daha demokratik, insanlar arasındaki iletişimin daha iyi olduğu, yeni bir paylaşım türünün yaratıldığı ( elektronik posta, sohbet forumları, tartışma grupları ), değişik kültür gruplarının kendini daha iyi tanıtma imkanı bulduğu bir toplum yaratılabilir.

Maddi dünyayı ve onun kültürel uzantıları olan, görüntü ve imajları birbirinden ayırt edemeyiz. Bu durumda teknolojiyi bir toplumun ya da kültürün parçası olarak ele almak daha yerinde olur. Bir sorunun sadece teknik olduğunu düşünmek yerine onun sosyal ekonomik ve kültürel uzantıları olduğunu da varsaymalıyız. Böylece kültür ve teknoloji arasındaki ilişkiye, onu kullanan, yorumlayan, benimseyen ya da reddeden toplumun aktörlerini de katmış oluruz.

Teknoloji projelerin, sosyal ve kültürel bildirimlerin bir uzantısıdır. Teknolojinin kullanımı ve varlığı, insan ilişkilerini faklı olarak etkilemiştir. Buhar makinası tekstil işçilerine 19. yüzyılda nasıl hizmet etmişse, bugün de bilgisayarlar bireylerin iletişim kapasitesi arttırmak için hizmet vermektedir.

Sonuç olarak Fransız Kuramcı Pierre Lévy’nin de önemle altını çizdiği gibi bir teknolojinin sosyo-kültürel etkilerinden bahsetmeden sadece teknik sonuçlarını ortaya koyamayız. Teknoloji ve kültür arasındaki ilişki, ancak onu kullanan aktörler ve o teknolojiyi kullandıkları ortam göz önüne alınıp incelendiğinde doğru analizlere ulaşılabilir.


#7
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Teknoloji Nedir?



Teknoloji Gençleri Nasıl Etkiliyor?



Teknoloji, sadece gençleri değil, toplumun tüm katmanlarını etkiliyor. Bu olumlu ya da olumsuz (daha çok da olumsuz) etkilenmeden, teknolojiyi, teknoloji üreten şirketleri suçlamanın pek de doğru olmadığını düşüyorum. Teknoloji, insanlar için hayatı kolaylaştıran büyük bir nimet. Bunu dozajını kaçırmadan ve doğru amaçlar için kullanmak insanların elinde. Benzer konular gündeme gelince hep verdiğim bir örnek var. Diyorum ki, teknoloji bizi kullanmasın, biz teknolojiyi kullanalım! Bir çok ürün ve hizmet üreten şirket var. Bu ürün ve hizmetler içinde bize ve amaçlarımıza uygun olanları seçmek, satın alıp almama kararını vermek bizim elimizde. Tabii ki şirketler kârlarını maksimize etmek için, ard arda yeni ürünler ve hizmetler çıkarıyorlar.

Ardarda piyasaya çıkan ürünlerden bazen kafamız bile karışabiliyor. Hangisini satın alacağımızı, hangisinin gerçekten bizin ihtiyaçlarımıza cevap vereceğini tespitte zorlanıyoruz. Böyle bir kafa karışıklığıyla karşılaşmamak için, teknolojiyle ilgili gelişmeleri takip etmek, haber ve yorumları okumak yararlı olacaktır. Özellikle gençlerin, teknolojik ürünleri gösteriş için bilinçsizce tükettikleri görülüyor. Yeni piyasaya çıkan bir cep telefonunu, ailesinin ya da kendisinin ekonomik imkânlarını zorlayarak satın alan, aylar sürecek taksitlere giren gençler biliyorum. Bu gençlerin tek amacı, çevresindeki arkadaşlarında bulunanlardan aşağı kalmayacak bir ürüne sahip olmak.


#8
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Teknoloji Nedir?



Teknolojinin Neden Olduğu Hastalıklar


Son 30 yılda başta ABD ve Avrupa olmak üzere tüm dünyada bu alanda yüzlerce araştırma yapıldı; hâlâ da yapılıyor. Kimi araştırmalarda dikkat çekici sonuçlara ulaşıldı.

Örneğin;

1994'te ABD ve Finlandiya'da yapılan araştırmalar, elektromanyetik alanların çok sık etkisinde kalan işçilerde alzheimer hastalığının normal insanlara göre erkeklerde 4,9 kat ve kadınlarda 3,4 kat daha çok görüldüğünü ortaya koydu.

1998'te gerçekleştirilen bir başka araştırmada da radyo operatörleri, endüstriyel donanım işçileri, veri işleme aygıtı tamircileri, telefon hattı işçileri, elektrik santralları ve trafo merkezlerinde çalışan işçilerle film makinistlerinde alzheimer, parkinson gibi hastalıklarla beraber başka birtakım nörolojik bozuklukların daha çok görüldüğü ortaya çıktı.

1979'da ABD'de yapılan bir epidemiyolojik (tıbbın, insan topluluklarında hastalıkların dağılımını ve bu dağılıma yol açan etkenleri araştıran bir dalı) araştırma, enerji iletim hatlarına 40 m.'den daha yakın yaşayan çocukların, normal çocuklara göre 2-3 kat daha fazla kansere yakalandığını ortaya koymuştu.

1988'de ve 1991'de yine ABD'de, 1992 'de İsveç ve Meksika'da ve 1993 'de Danimarka'da yapılan araştırmalarsa çocuklarda görülen kanserlerle ve özellikle de lösemiyle iletim hatlarına yakın yaşama arasında bir ilişki olduğunu ortaya koydu.

Finlandiya'da yapılan bir başka araştırma erkek çocukların merkezi sinir sisteminde oluşan tümörlerle iletim hatları arasında ki ilişkiyi saptadı.

1994'te Kanada'daki 2 ve Fransa'daki 1 elektrik şirketinin çalışanlarını kapsıyordu. Toplam 223.000 kişi üzerinde gerçekleştirilen bu istatiksel çalışmada 4000 kanser hastası saptandı. Bu çalışmada yüksek elektromanyetik alanların etkisinde kalanlarda lösemi 2-3 kat fazla görülürken, beyin tümörü 10 kat daha fazla görülüyordu. Tüm bu bulgulara karşın lösemiyle elektromanyetik alanlar arasında kuşkuya yer bırakmayacak biçimde bir ilişki olduğu kanıtlanamadı.

Geçen yıl ABD Ulusal Çevresel Sağlık Bilimleri Enstitüsü'nün 6 yıldır süren ve 60 milyon dolara mal olan araştırması sonuçlandı. Enstitü, araştırma sonuçlarını bir rapor biçiminde ABD Kongresi'ne Haziran ayında sundu. Rapora göre "Elektromanyetik alanların tümüyle güvenli oldukları söylenemez. İnsanlar onların etkisinden olabildiğince kaçınmalıdırlar. Ama elektrik hatlarının oluşturduğu elektromanyetik alanların, insanların kanser yada başka bir hastalığa yakalanma riskini arttırdığına yönelik kanıtlar zayıftır. Bu konudaki araştırmalar sürecektir."

İsveçli bilim adamları cep telefonuyla yapılan 2 dk.'lık bir görüşmenin bile ne denli ciddi sorunlar yaratabildiğini gösterdiler. Araştırmaya göre 2 dk.'lık konuşma, kandaki zararlı proteinlerin ve toksinlerin beyne girmesini engelleyen savunma mekanizmasını devre dışı bırakmaya yetiyordu. Bu durumda alzheimer, parkinson ve multiple sclerosis (MS) gibi sinir hastalıklarının oluşma riski artıyor.

Mayıs 1998'de İsveçli bilim adamı Dr. Kjell Hansso Mild, ekibiyle birlikte gerçekleştirdiği büyük bir araştırmanın sonuçlarını açıkladı. Çalışma sonucuna göre, cep telefonuyla uzun süre konuşanlarda yorgunluk, baş ağrısı, deride yanma hissi ortaya çıkıyordu. Kulaklık-mikrofon seti kullananların %80'inde bu tip sorunların olmadığı gözlendi.

Haziran 1998'de Almanya'da Freiburg Üniversitesi Nöroloji Kliniği'nde yapılan bir araştırmada da cep telefonlarının yüksek tansiyonla ilişkisi ortaya kondu. Bu araştırmada 10 gönüllünün başlarına cep telefonu bağlandı. Araştırmacılar, deneklere haber vermeden telefonları açıp kapadılar. Telefonlar açıkken, deneklerin tansiyonlarında 5-10 mmHg'lik bir artış gözlendi.

İngiltere'de yapılan ve 11.000 kişinin gönüllü olarak katıldığı bir başka araştırmadaysa, uzun süre cep telefonuyla konuşanlarda baş ağrıları, baş dönmesi ve dikkat dağılması gözlendi.

Bilimsel araştırmaların art arda gelen bu olumsuz sonuçları insanları kuşkulandırıyor. Artık "cep telefonlarının insan sağlığına daha ciddi etkileri olabilir mi?" diye düşünüyor herkes. Yine ilk akla gelen soru : "Cep telefonlarıyla kanser arasında bir ilişki olabilir mi?"

Dünyada 200 milyon dolayında cep telefonu kullanıcısı var. Bu sayı ABD'de 80 milyonun üzerinde ve her ay buna yaklaşık 1 milyon ekleniyor. Cep telefonunun insan sağlığına etkileri ve özellikle de kanserle ilişkisi üzerinde yürütülen çalışmalar ABD'de merakla izleniyor. Çünkü beyinlerinde tümör oluşmuş onlarca kişi, iletişim şirketlerine dava açmış durumda. Tümör oluşumlarına cep telefonlarının mikrodalga yayınlarının yol açtığını ileri sürüyorlar. Benzer davalar başka ülkelerde de açılmış durumda. Bilimsel araştırmaların sonuçları bu davaların seyri açısından büyük önem taşıyor.

ABD'de cep telefonu endüstrisi beş yıldır, cep telefonlarının insan sağlığı üzerine etkilerini araştıran çalışmaları destekliyor. Hatta bunun için Telsiz İletişim Endüstrisi Birliği, 1993'te Telsiz Teknoloji Araştırmaları (WTR) adlı bir araştırma kurumu bile kurdu. Bu kurumun asıl amacı, öncelikle beyin tümörleri olmak üzere birçok hastalıkla cep telefonları arasında bir ilişki olup olmadığını saptamak. İki koldan yürütülen çalışmalar için beş yılda 25 milyon dolar harcandı. Bir yandan epidemiyolojik araştırma sürdürüldü; bir yandan da laboratuvarlarda deneyler yapıldı. Laboratuvar çalışmaları iki konu üzerinde yoğunlaştı: Beyin tümörü oluşumu ve genetik yapının değişimi.

Bu sırada Avrupa ve Avustralya'da da konuyla ilgili birçok araştırma yapıldı; hâlâ süren çok sayıda araştırma da var. Bunlardan birkaçında düşük düzeyli radyo dalgalarının hayvanların bağışıklık ve sinir sistemlerinde bozukluklara, davranışlarında değişimlere yol açtığı ve kanser oluşumunu hızlandırdığı gözlendi. Örneğin Avustralya'daki bir araştırmada, fareler 18 ay boyunca cep telefonunun yaydığı mikrodalgaların etkisinde bırakıldı. Bu farelerde kanser oluşum oranının normal farelere göre iki kat arttığı saptandı.

İsveçli Dr.Lennart Hardell'in araştırmasının geçen yıl Mayıs ayında yayımladığı sonucu: Cep telefonu kullanımı insanlarda beyin tümörü oluşumunu hızlandırmıyordu; ama beyni tümörlü hastaların, telefon tuttukları tarafta tümör oluşma oranının 2,5 kat fazla olduğu ortaya çıktı. Aynı araştırma ABD'de de yapılmış ve aynı sonuçlara ulaşılmıştı.

En önemli gelişmeyse, WTR'nin beş yıllık araştırmasının sonuçlarını açıklaması oldu. Araştırmanın başındaki Dr. George Carlo "Bu veriler insanlarla doğrudan ilişkili ilk verilerdir. Bunlara göre cep telefonu yayınları insanlarda beyin tümörü riskini biraz artırıyor, insan kan hücrelerini etkiliyor ve farelerde de DNA bozukluklarına yol açıyor." diyor. Telefon şirketlerince desteklenen bir araştırma kurumundan böyle bir açıklamanın gelmesi çok önemliydi.

Sağlığımızı tehlikeye atacağımıza, cep telefonlarımız acil durumlar dışında kullanmamaya çalışalım. Böylece hem beynimiz, hem de cebimiz rahat eder...


#9
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Teknoloji Nedir?



Sonuç


Teknoloji günümüzün vazgeçilmez unsurlarından biridir. Ülkelerin gelişmişlik seviyesi bulundurdukları teknolojik ortamları ile değerlendirilmektedir.

Teknolojinin kullanım alanları oldukça geniştir. Eğitimden, savunma sanayine kadar her alanda kullanılan teknoloji sosyal ve ekonomik hayatında bir vazgeçilmezi durumuna gelmiştir.

Teknolojinin faydaları ve zararları; teknolojiden faydalanma durumumuza göre değişmektedir. Örneğin bir televizyonu genel kültürümüzü artırıcı programları izlerken kullanmamız faydalı, zamanımızı öldürürken kullanmak zararlı olduğu gibi. Bu örnekler çoğaltılabilir; son yüzyılın buluşu olarak değerlendirilen internet ise; elektronik ortamda hızlı bir şekilde bilgiye ulaşmamızı sağlarken; internete bağımlı insanlar oluşturup, sosyal hayattan insanların kopmasına da neden olmaktadır. Buradaki ölçü demek ki teknolojiyi ne şekilde kullandığımızdır.

Teknolojinin günümüzde geldiği ürküten boyutu ise; özellikle gen teknolojisinin çok gelişip insanları klonlamaya kadar geldiği bu da gelecek için robotlaşan ve tek tip insanların türemesine neden olabilir. Diğer yandan gelişen teknoloji ile birlikte biyolojik ve kimyasal silahların üretilmesi insanlığı tehdit eden diğer teknolojik tehlikeler olarak değerlendirilebilir.

Teknolojinin kullanımı ve sonuçları değişmektedir.

Örneğin;
teknoloji kullanılarak kurulan bir fabrikada üretim yapılmakta ama artıkları doğaya zarar vermektedir. Yine teknoloji kullanılarak arıtma tesisleri kurulup bu tehlike minumuma indirilmektedir. Yani teknolojinin fayda ve zararları birlikte ilerleyip kullanıma göre netice vermektedir.





0 Kullanıcı konuyu okuyor

0 Kullanıcı, 0 Misafir, 0 Kayıtsız kullanıcı