İçeriğe git


Welcome to Kadim Dostlar ™ Forum
Register now to gain access to all of our features. Once registered and logged in, you will be able to create topics, post replies to existing threads, give reputation to your fellow members, get your own private messenger, post status updates, manage your profile and so much more. This message will be removed once you have signed in.
Login to Account Create an Account
Resim

Yüzüklerin Efendisi'nde Peri Masalı Dersleri | Walter Scheps

- - - - -

  • Yanıtlamak için lütfen giriş yapın
Bu konuya 1 yanıt gönderildi

#1
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.


Yüzüklerin Efendisi'nde Peri Masalı Dersleri


Walter Scheps

Yüzüklerin Efendisi’ne yöneltilen eleştirel tepkilerin çeşitliliği ve duygusallığı göz önüne alındığında, çekingen bir eleştirmen, kendisini derin sırların kucağına atma isteği duyar.


Resmi ekleyen



Üçlemede karşılaşılan karakterlerin Ortaçağ’daki karşılıklarını bulma çabası buna örnek olarak gösterilebilir. Örneğin, Bombadil’in eşi Altınyemiş’in adı, bir Ortaçağ romansı olan Havelock the Dane’den alınmıştır ve genç bir ent olan Tezmertek de, Eski İngiliz sözcük dağarcığında önemli bir konuma sahiptir. (Türkçe’ye tezmertek olarak çevrilen quickbeam sözcüğü, İngilizce’de yaşayan ağaç anlamına gelmektedir). Buna benzer incelemeler ve bulgular, özellikle küçük ayrıntılarla uğraşmayı sevenler için heyecan verici olabilir ve bu incelemeleri içeren bir kitap büyük olasılıkla çok kalın olurdu. Dahası, böyle bir yaklaşım güvenli de olabilirdi. Zira bir eleştirmen Yüzüklerin Efendisi’nin Moby Dick ile karşılaştırılabilecek bir yapıt olduğunu söylerken (1), başka bir eleştirmen, yine benzer bir heyecanla Tolkien’in yapıtını çocukça bir saçmalık olarak betimleyip çıkıverir (2). Bence Yüzüklerin Efendisi’ni neyle karşılaştırabileceğimiz çok önemli bir sorudur ve bu yazıda bu sorunun yanıtını bulmaya çalışacağım.
.
Tolkien’in yapıtının belki de en göze çarpan yanı, romanın onun yaratısı olmasıdır: Edmund Fuller’in dediği gibi Tolkien, kendi romanının dünyası için ayrı bir mitoloji, ayrı bir sözlü edebiyat, son derece derinlikli, bütüncül bir tarih ve kendi içinde bağımsız bir coğrafya yaratmıştır (3). Fuller, Tolkien’in birkaç dil yarattığını da belirtir. Gerçekte Tolkien, daha sonra değineceğim gibi, birkaç dil yarattığı izlenimini doğurmuştur. Bütün yazarlar gibi Tolkien de yazdıklarından sorumlu olsa da, diğer birçok yazarın tersine Tolkien’in bu sorumluluğu, kendi yapıtının sınırları dışına çıkmaz. Orta Dünya’nın kendi kendine yettiğini biliriz; fakat önemli insan değerlerine uymasını beklemeyiz. Üçlemenin olayları ve karakterleri, bizim için tamamen yabancıdır ve bunun yanında bu olay ve karakterlerin yorumları da bir o kadar uzak ve anlaşılmaz görünür. Bu nedenle Tolkien, Hobbitlerin “cücelerden daha küçük fakat Liliputlulardan kesinlikle daha büyük olduğunu söylediğinde bu yaratıklara ilişkin yegane bilgi kaynağımızın Tolkien’in bizzat kendisi olduğunu anlarız. Hobbitleri anlamak için kendi deneyimlerimize bakmak hiçbir sonuç sağlamayacaktır. Bunu anladığımızda, Tolkien’in kötü yaratıklarının siyah olması, bozuk bir dil kullanmaları (Troller), güneyden doğru gelmeleri (hem Orklar, hem de Troller) ve doymak bilmez bir bilgi açlığı içinde olmaları (Saruman ve Sauron) bizi rahatsız etmez.
.
Tolkien’in dünyasının etik değerlerden yoksun olduğunu söylemiyorum. Tam tersine Patricia Meyer Sparks’ın da belirttiği gibi, ‘Tolkien’in kurgusunda etik değerlerin çok önemli bir yeri vardır” (4). Fakat yapıtta gördüğümüz etik değerler, bizim değerlerimizden tamamen farklıdır ve dahası, iki etik sistem arasındaki benzerlikler, Yüzüklerin Efendisini anlamak bakımından fazla önemli değildir.


İyinin ve Kötünün Yerleri ve Renkleri
.

Orta Dünya’da etik değerlerin büyük bir önemi vardır dedik. Kuzeyin ve batının iyiyle, güneyin ve doğunun kötüyle bağdaştırıldığı Tolkien coğrafyasında Isabel C. MacCaffrey’in terimiyle “uzamsal ve etik boyutlar” bulunmaktadır. Orta Dünya’nın kuzeybatısında Elflerle yüzük taşıyıcılarının denize açıldığı, Gri Gökler ve Shire bulunur. Kuzeydoğuda, Kasvet Ormanı ve “Hobbit’te anlatılan olaylardan önce, Issız Smaug Arazileri bulunur ve Orta Dünya’daki tüm kötülüklerin kaynağı olan Mordor, güneydoğuda yer alır. Haritanın güneybatısında Gondor bulunur ve Gondor’un bu özel konumu, Boromir ve babası Denethor karakterlerinde kişileştirilmiş, içinde barındırdığı etik ikiliği de yansıtır. Sayılarının azalmasıyla Mordor’un güçlenmesine ortam hazırlayan Numenoreanlar, Uzakbatı’dan, Westernesse’den, ya da Numenor’dan gelirler.
.
Üçlemenin tamamında gerçekleşen olayların odak noktası, genellikle Shire’dır ve bu olaylar çoğunlukla Shire halkının, yani Hobbitlerin gözünden betimlenir ve yorumlanır. Shire, Orta Dünya’nın küçük yansımaları olan karelere bölünmüştür. Tolkien bize, “ta Uzakdoğu’da ve güneyde savaşlar oluyor; korku büyüyordu” ve “Korku, ona doğru kocaman bir el uzatıyordu sanki Doğu’dan yükselip onu yutmak için büyüyen bir kara bulut gibi” dediğinde, Kara Süvariler’in ilk önce doğu tarafında görüneceğini ve Saruman’ın Shire Köyü’ne güneyden girmeye başladığını biliriz. Bu etik boyutları, son derece rastlantısal ayrıntılarda bile görebiliriz. Bombadil, Hobbitlere “arabaların yalnızca batı tarafından geçmelerini” salık verir ve Bree’nin kapılarıyla pencerelerinin batıya baktığını söylediğinde psikolojik olarak kendimizi gerçek batının temsilcisi Strider ile karşılaşmaya hazırlarız.
.
Üçlemenin tamamında iyi ve kötü arasında hassas bir denge bulunmaktadır. Örneğin kötülük, her an siyahla ve karanlıkla özdeşleştirilmiştir: Kara Süvariler, Kara Soluk, Kara Ülke, Kara Yıllar, Kara Gölge vesaire kötülüğü betimlemekte kullanılan dil de, bu söyleme koşutluk göstermektedir. Ağaçsakal, Saruman’ı kara bir hain olarak niteler ve Saruman’ın Orklarla insanları birleştirme girişiminde başarılı olması durumunda kara bir kötülük doğacağını söyler. Ve Orthranc kalesi Frodo’nun karşısına kara bir mızrak gibi dikildiğinde, Saruman’ın Mordor’un hizmetinde çalışmaya devam ettiğini anlarız. Eğer kötülük siyahla özdeşleştirilmişse, iyiliğin de beyazla özdeşleştirilmiş olmasını bekleriz ve gerçekten de öyledir. Bunun sembolik bir örneği, Saruman’ın beyaz pelerin yerine çok renkli parlak bir pelerin takmasıdır. Gandalf, Balrog ile buluşmasından döndüğünde Gandalf’ın beyazlığı da vurgulanmış olur.


...Yozlaşma Olarak Kötülük
.

Yüzüklerin Efendisi’nde iyi ve kötü unsurlar arasındaki ayrımların birçoğunun dolaylı yollarla yapıldığını söylemek gerekir. Kötülük kaynakları da, çıkış noktalarından, renklerinden ya da konuşma biçimlerinden tanınır. Tolkien’in Kara Lisan konusunda söyledikleri genel olarak kötülük kavramına yaklaşımını anlamak bakımından önemlidir. “Orklar Eski Günler’de Kuzey’in Karanlık Gücü tarafından üretilmişti. Kendilerine ait bir dilleri olmadığı söylenir; onun yerine diğer dillerden alabildiklerini almışlar ve kendi zevklerine göre saptırmışlardır; yine de bunlar, küfür veya sövüp saymak için kullanıldıkları zamanlar dışında kendi gereksinimleri için bile pek yeterli olmayan, sadece kaba anlaşılmaz sözlerdi. Bu yaratıklar garezle dolu, kendi cinslerinden bile nefret eden varlıklar olduklarından kısa sürede kendi ırklarına ait kaç grup veya yerleşim yeri varsa o kadar barbar lehçe geliştirmişlerdi; böylece değişik kabileler arasında Orkça kullanmak onlara pek bir fayda sağlamıyordu.” Ork dili, eğer böyle adlandırılabilirse, başka dillerden çalınmış sözcüklerden oluşmaktadır ve kendi kötü amaçlarına göre biçimlenmiştir. Dilbilimsel özellikleri başka dillerden sözcük ödünç alma olgusundan tamamen farklıdır. Orklar, başka dillerden kendi dillerine sözcük ödünç almazlar. Konuştukları dil yalnızca, başka dillerden çaldıkları sözcüklerden oluşur. Ve elbette, çalmakla ödünç almak arasında ciddi bir etik ayrım vardır.
.
Üçlemedeki Orkların ve Hobbit’teki Trollerin dili saptırmaları, kendi yaratılarının kaçınılmaz ve mantıksal sonucudur. Ağaçsakal, Merry ile Pippine’e şöyle der; “Lakin onlar sadece taklittir, Büyük Karanlık sırasında Düşman tarafından Entlerin taklidi olarak yapılmış; nasıl ki Orklar, Elflere karşı yapılmışsa.” Başka bir deyişle kötü güçler, yaratma yetisinden yoksundur ve bu nedenle varolanı bozup saptırabilirler. Bu özellik genellikle, doğa ve sanat arasındaki ikilikle tanımlanır. Isengard ve gelişmekte olan Shire betimlemelerinde Tolkien, Troller ve Orklar gibi yaratıkların üretilmesinin saçmalığından ve korkunç sonuçlarından söz eder. Bir zamanlar “güzel ve yemyeşil olan” Orthanc Vadisi’nin betimlemesi, Shire’ın Mordor’a benzeme olasılığını aklımıza getirir.


Bilgi ve Güç Yozlaştırır
.

Doğanın betimlenen biçimde yozlaştırılması için, öncelikle doğanın gizlerinin açığa çıkartılması gerekir. Bu tür bir bilginin peşinde koşmak, yalnızca bir kötülük göstergesi değil, aynı zamanda kötülüğün insanları kendisien tutsak edişinin de çarpıcı bi rörneğidir. Bu bağlam, Sauron’un, bilgiye duydukları arzuları nedeniyle, Eregion’un on bir Elf demircisini tuzağa düşürdüğünü öğreniriz. Saruman, Gandalf’ı kendi tarafına çekmeye çalışırken, onu, “Bilgi, Kural, Düzen” elde edeceklerini söyleyerek ikna etmeye çalışır. Elrond, “ister hayır için olsun ister şer, Düşman’ın sanatlarını derinlemesine araştırmak tehlikelidir” diyerek Divan’ın üyelerini uyarmaya çalışır. Bu bilgi tutkusuna, özellikle Doğa’nın ggizlerini öğrenmeye yönelik isteğe verilebilecek en güzel örnek, Gandalf ve Frodo’nun Gollum hakkında konuşurken söyledikleridir:

“Dağın altındaki tüm o büyük sırların boş laftan ibaret olduğu ortaya çıkmıştı. Sinsi sinsi, pis pis yemek yemekten ve onu içerleten hatıralardan başka bulup ortaya çıkaracak, yapmaya değecek bir şey yoktu. Sersefil olmuştu. Karanlıktan nefret ediyordu; ama ışıktan daha da çok nefret ediyordu. Herşeyden nefret ediyordu, en başta da yüzükten”
.
Eğer Sauron ve Saruman’ın temsil ettiği bu türden bir bilgi güvenilmezse, Yüzüklerin Efendisi’nde güvenmemiz gereken olgular, ampirik açıdan doğrulanamaz ve Orta Dünya’nın sınırları dışında geçerliliği olmayan bilgilerdir. Ted Kumlukişi’nin Sam’e, Celebron’un Boromir’e, Aragorn’un Rohan süvarilerinden birine, Gandalf’ın Theoden’e, Sam’in Frodo’ya ve son olarak Tolkien’in okurlarına söylediği gibi, öncelikle eski öykülere güvenilmesi gerekir. İkinci olarak, içgüdülere ve tanımı belirsiz diğer duygulara güvenilmelidir. Gandalf, Frodo’ya Saruman’a gitmeyi hep düşündüğünü; fakat bir şeyin kendisini hep durdurduğunu söyler. Yine Gandalf, “Yüzüğün yapıcısı tarafından değil, Bilbo tarafından bulunması yazılmıştı” diyerek yazgının önemini vurgular. Gollum da, iyi ya da kötü, her şey sonlanmadan önce yapması gereken bir işi olduğunu hissettiğini belirtir. Benzer biçimde Frodo, Shire’dan Bilbo’nun doğumgününde ayrılmaya karar verir; çünkü “nedense onun peşinden yola düşmek için en uygun tarih gibi görünüyordur” o an gözüne.
.
Yaşlı Orman da bir bu kadar rastlantılarla doludur: “bağırdığını duydum muydu?”, “Yok, duymadım: Şarkı söylemekle meşguldüm. Şans eseri geldim oraya eğer buna şans diyebilirsen.” Bu örneklerin gösterdiği gibi, Tolkien’in karakterleri aralıksız olarak çeşitli dürtülerin ve içgüdülerin etkisi altındadır. Bu içgüdüler çoğu zaman Sam’in Cirith Ungol’da Frodo’dan ayrılmayı kabul etmemesi gibi, doğru kararlarla sonuçlanmaktadır.
.
İçgüdüsel tepkiler, kuşların, bitkilerin, ağaçların ve hatta havanın bile iyi ve kötü güçler arasındaki savaşın birer parçası olduğu bir dünyada son derece önemlidir. Merry’nin, Yaşlı Orman’a ilişkin yorumları, Orta Dünya açısından evrensel bir geçerliliğe sahiptir; “İçindeki her şey, tabiri caizse, Shire’daki şeylerden çok daha fazla canlı, olup bitenlerin de çok farkındadır. Ve ağaçlar yabancılardan hoşlanmaz.”
.
Tolkien, olguların içinde barındırdıkları bu törel değerlerin önemini vurgulamak için aynı zamanda, sözcüklerle bu sözcüklerin temsil ettiği olgular arasındaki bağı koparma yöntemine başvurur. Özellikle söz oyunlarında ve dilsel tabuları kullanmasında bunu açıkça görebiliriz. Bu söz oyunlarına örnek olarak, Altınyemiş’in “sözündeki tını” ifadesi verilebilir. Roman boyunca bunun başka örnekleri de çıkar karşımıza: Strider’ın, daha sonra Glorfindel’e bırakıldığını öğrendiğimiz Elf Taşı’nı bulması; Elrond’un Divan’daki konuşması: “Yüzüğü, bu kıymetsiz mi kıymetsiz şeyi, Sauron’un gönlünü çelen bu basit oyuncağı ne yapacağız? Hakkında hükme varmamız gereken zeval bu,” ve Moria’daki Ork davullarının çıkardığı sesin “Dum, dum” olarak betimlenmesi. Dilsel tabuların yıkılması da kötücül güçlerin bir yansıması olarak sunulur. Romandaki kötü karakterlerin adları da, ayrı birer kötülük kaynağıdır; Gandalf, kötü varlıkların adını ağızlarına almamaları gerektiği konusunda Pippin’i uyarır. Gimli’ye de, Balrog adını ağzına almamasını söyler. Gollum, Cirith Ungol adını anmak istemez. Anborn, “Adı Olmayanın Gölgesi” ifadesini kullanır. Pippin, “Yüzük Tayfları’ndan söz etmeyeceğini, çünkü yakında olduklarını” söyler. Benzer biçimde Beregond da Gondor halkının Mordor adını ağızlarına almak istemediklerini söyler. Gandalf, Frodo’ya, Bilbo’nun Gollum’a adını söylemekle büyük bir hata yaptığını söyleyerek adların içinde yatan tehlikeye dikkat çeker. Ve Frodo’dan, yolculuk boyunca gerçek adını gizlemesini ister.
.
Olguları adlandırmaktan kaçınılması, güç ve bilgi kullanımından kaçınmaktır ve Gandalf ya da Elrond’un, yüzüğün Sauron’un eline geçmesini istememelerinden farklı değildir. Üçlemedeki güç kullanımı, kesin bir hiyerarşi içinde gerçekleşmektedir ve iyi ile kötü arasındaki en büyük ayrımlardan biri, iyi güçlerin “doğal” hiyerarşi ile sınırlanması, kötü güçlerin ise sürekli sınırlarını aşmak istemesi ve böylece doğal düzeni bozmasıdır.
.
Tolkien, doğal düzenin ilk kez, üçlemede anlatılan olaylardan çok öne bozulduğunu söyler. Valar yasağına bağlı kalmak zorunda olan Numenor halkı, Adem ve Havva’da olduğu gibi yaşamları rahatlaştıkça, Eldar’daki ölümsüz yaşamı daha da çok arzulamaya başladılar. Ve yasak bir kez kırıldığında Numenor’un çöküşü başlar. “Lakin Orta Dünya’nın akıp giden yıllarının yıpratmasıyla Anarion oğlu Meneldil’in soyu sona erdi, Ağaç kurudu ve Numenor’luların kanı, sıradan insanların kanıyla karıştı.” Orta Dünya’da yaşayanlar, gerçek bir hiyerarşi içindedir: efendiler ve hizmetlileri, kralları… Tüm dünyanın temeli olan bu hiyearşinin ayakta kalması isteniyorsa, içinde bulundukları doğal hiyerarşik düzenin kuralları ve sınırları içinde kalmalıdırlar. Soyluluk, kuşaktan kuşağa geçen bir ayrıcalıktır ve unvanın verildiği kişi değil, bu unvanın içinde barındırdığı görevin tanımı çok daha önemlidir. Bu nedenle Gondor’u bir vekil olarak yöneten kişi, Rohan Kralı’ndan daha soylu ve önemli biridir ve soyluluk açısından kimliği önemli değildir. Bunun nedeni, Gandalf’ın Pippin’e açıkladığı gibi, son derece basittir: “Theoden sevimli ve yaşlı bir adamdır. Fakat Denethor farklıdır, gururludur ve kurnazdır, çok daha soylu ve güçlüdür ama halkının gözünde kral değildir.” Gerçek soyluluk da, kötülük gibi, hemen tanınır. Bu bağlamda Pippin, Faramir’in, Aragorn’dakilere benzer soyluluk emareleri sergilediğini söyler.
.
Orta Dünya’da kimseye hizmet etmeyen Bombadil ve Shelob gibi temel güçler de bulunmaktadır. Fakat tarafsız görünseler de iyi ve kötü arasındaki savaşa bu güçler de katılır. Törel açıdan iki yönlü görünen karakterler arasında Boromir ve Gollum sayılabilir. Boromir’in davranışının açıklanması, gururu, kendini beğenmişliği ve bencilliği, romanda sık sık dile getirilmiştir. “Westernesse’nin kanı, babası ve kardeşinde olduğu gibi onu doğru yola yöneltmez.”
.
Fakat Gollum’un durumu daha karışıktır. Deagol’u öldürüp yüzüğü çaldığı andan itibaren tüm varlığı, diğer tüm insanca ve Hobbitçe duyguları dışarıda bırakacak biçimde “kıymetlisi” çevresinde döner. Yüzüğe büyük bir bağlılık duymaktadır ve bu bağlılığı, yüzüğün gücünden çok güzelliğine karşıdır. Gollum, yüzüğün gücünün gerçek boyutlarını asla anlamaz. Fakat öykü boyunca Gollum’un, eski kimliğini gösterdiği anlar olur. Hobbit’teki bilmece yarışması ve özellikle Cirith Ungol’a yapılan tehliekeli yolculuğun betimlendiği bölümler bu anlardandır. Gollum’un Sam’in Slinker ve Stinker olarak adlandırdığı iki benliği, iyi ve kötü arasındaki çatışmayı yansıtır. İronik bir biçimde, Gollum’un yüzüğe duyduğu bağlılık, onun ve Mordor’un sonunu getirir.


...Kötü, İyiden Daha Güçlüdür

.
Mordor’un yok oluşunun kendi içinde gerçekleşmesi, estetik ve törel ders açısından çok uygundur. Gandalf, Beyaz Süvari olarak geri döndüğünde, “Ben Gandalf’ım, Beyaz Gandalf; ama siyah hâlâ güçlü” der. Orta Dünya’da kötü, iyiden daha güçlüdür ve bunun birkaç nedeni vardır. Öncelikle kötülük yaratıcılıktan yoksundur ve yalnızca yozlaştırıcı bir etkisi vardır. Oysa yaratmak, çok daha güç bir iştir. Ayrıca kötü, iyi olandan saklanmış gizli güçlerden de yararlanabilmektedir. Kötü, stratejik açıdan da üstündür; çünkü istediğinde istediği an saldırabilir.
.
Bu avantajlarına karşın Orta Dünya’da kötülük, yenilebilmektedir. Örneğin, Gandalf, Gollum hakkında Pippin’e şöyle der: “Hain biri, istemeden ve anlamadan kendine de ihanet edebilir.” Kötü, iyi olanı anlamadığından, Sauron, Gandalf’ın yüzüğü ele geçirdiğinde onu kullanmayacağını aklıın ucundan bile geçirmez.
.
Bu noktada Yüzüklerin Efendisi’ndeki iyi ve kötü olgusunun temel özelliklerini özetlemek yerinde olacak. Öncelikle ve en önemlisi, iyi ve kötü karakterleri daha en başından tanırız. Karakterlerin konuşma biçimlerinden ve renklerinden, nereden geldiklerinden, atalarından onların doğasını anlayabiliriz. Kötü karakterler, bilgi peşinde koşarlar ve bu arayışlarının sonucuyla ilgilenmezler. Oysa iyi karakterler kendi içlerindeki saf güce güvenmekle yetinirler. Eğer üçlemedeki törel dersleri ve öğütleri gerçek yaşama uyarlarsak, bunları ataerkil, anti-entelektüel, ırkçı, faşist ve belki de anlamsız bulabiliriz.
.
Fakat bu, Yüzüklerin Efendisi’ndeki törel değerlerin ve derslerin, edebiyat tarihinde başka örneklerinin bulunmadığı anlamına gelmez. Buna örnek olarak, Hawthorne’un denetimsiz yapılan bilimsel incelemelere kuşkuyla yaklaşmasını, Spenser’in The Faerie Queene’deki törel değerler sistemini, Milton’un törel karşıtlıklarıyla hiyerarşik törel yapısını ve Yitirilmiş Cennet’te kötülüğün binbir biçime bürünüşünü gösterebiliriz. Charles Moorman’ın analizleri doğrultusunda, Yüzüklerin Efendisi, ile İzlanda söylenceleri arasında bağlantılar kurabiliriz (5). Benzer biçimde, Tolkien’in yapıtıyla Beowulf arasında çarpıcı benzerlikler bulunduğunu söyleyebiliriz. Fakat her durumda, yapıtın genel görüntüsünü kaçırma tehlikesi ile karşı karşıya kalırız. Bir bütün olarak değerlendirildiğinde Yüzüklerin Efendisi, diğer edebiyat yapıtlarından farklıdır.


.Peri Masallarının Tehlikeli Dersleri

..

Yüzüklerin Efendisi, içinde hemen hemen hiç peri olmasa da, günümüzde “peri masalları” olarak adlandırdığımız edebiyat türüne çok benzemektedir. “Dev Katili Jack” (ya da Jack ve Fasulye Sırığı), “Hansel ve Gretel”, “Prenses ve Bezelye Tanesi” ya da “Çalılıktaki Yahudi” gibi öyküler, Yüzüklerin Efendisi’ndeki ahlak dersleri ile koşut olan mesajlar içermektedir. Bu masalları çözümlemek ve tartışmak biraz güçtür; çünkü her birinin birçok farklı versiyonları bulunmaktadır. Bu nedenle çoğu versiyonda karşımıza çıkan temel anlatı unsurlarına değinmek istiyorum.
..
Tolkien’in üçlemesi gibi bu masallar da, kesin olduğu varsayılan, kesin yargılar ortaya koymaktadır. Peri masallarında iyi güçler, genç ve küçük varlıklar tarafından, kötü güçlerse yaşlı ve büyük varlıklar tarafından temsil edilir. Peri masallarındaki iyi ve kötü tanımları, genellikle çocuklar ve ebeveynler arasındaki çatışmaların yansımalarıdır ve peri masallarını en çok okuyan kitlenin çocuklar olduğu düşünüldüğünde bu çatışmaları çocukların kazanmasına pek şaşmamak gerekir. “Dev Katil Jack” masalı bunun kusursuz bir örneğidir. Geleneksel töre kuralları açısından Jack’in yaptığı her şey, ayıplanacak niteliktedir. Jack, ailesinin satılabilecke son malı olan ineğin satılmasıyla aldıkları parayı, sihirbaz görünümlü bir adamdan bir kese tohum almak için, çarçur ederek annesine karşı çıkar. Fasulye sapı ertesi sabah mucizevi biçimde çıktığında; Jack, bu savurganlığının cezasını ödemek için fasulye sapına tırmanarak zengin bir devin yaşadığı yere çıkar. Elbete, genel olarak tanımlandığından bu devin bir adı yoktur. Devin zenginliği, Jack’e söylendiğinde göre, haksız yollardan elde edilmiştir. Jack’e, devin insan yediği anlatılmıştır ve bu nedenle Jack, deve karşı nasıl bir güç kullanırsa kullansın, haklı durumda olacaktır. Özetlemek gerekirse Jack, gizlice devin kalesine girer, dev uyurken çalınabilecek herşeyi çalar ve dev, çalınan mallarını geri almaya kalkıştığında Jack onu öldürür. Bu barbarca ve doğal olmayan eylemleri yüzünden Jack, bir kahraman olarak görülür. Ne de olsa öldürülen yalnızca bir devdir.
.
“Hansel ve Gretel” masalında da benzer bir durum görülür. Ormanda yollarını kaybeden ve aç kalan iki çocuk, keklerden ve kurabiyelerden yapılmış bir ev bulurlar. Hemen evi yemeye başlarlar. Adını bilmediğimiz evin sahibi olan cadı, çocukların bu davranışından doğal olarak rahatsız olur ve onları tutsak eder. Yeteri kadar şişmanlattıktan sonra Hansel’i fırında pişireceğini söyler. Yaşlı cadının iyi görmeyen gözlerinden ve zayıflığından yararlanan Gretel, kurnaz bir biçimde fırına Hansel yerine cadıyı sokar. Böylece Yüzüklerin Efendisi’nde olduğu gibi, kötülük yine kendi içinde yok edilir ve cadı fırında yanarken çocuklar sevinirler.
.
İlk masaldaki devin ve ikinci masaldaki cadının genel kötülük imgeleri olduğunu söylemek fazla bir genelleme olacaktır. Önemli olan, bu karakterleştirme yönteminin etkilerini irdelemektir. Jack’in deve yaptıklarına öfke duymak, aptalca bir tutumdur; fakat en azından “Hansel ve Gretel”deki cadı bizi rahatsız etmelidir. Ne de olsa gerçek yaşamda da cadılarla karşılaşmaktayız. Grimm Kardeşler tarafından kaleme alınan “Çalılıktaki Yahudi” adlı masalda Yahudi karakter, öteki masallardaki cadılar ve devler gibi betimlenmiştir. Genel olarak olarak kötülüğü temsil etmektedir. Böylece masalların cadılar ve devler hakkında söylediklerini kabul edip Yahudiler hakkında söylediklerne karşı çıkmak durumunda mı kalıyoruz? Buna katılmıyorum. Çünkü peri masallarındaki olaylar ve kişiler gerçek yaşamda da karşımıza çıktıklarında peri masalı türü de ortadan kalkmış olur. Öyküler ya bir propaganda ya da bir kehanet halini alır.
.
“Prenses ve Bezelye Tanesi” türünden bir masal ise, bize soyluluğun çok derinlerde yattığını ve hemen tanınabileceğini söylemektedir. Buna benzer basit dersleri kabul etmemizin nedeni, bizim de basit olmamızdır. Aristoteles’in dediği gibi, insan sınıflandıran bir hayvandır ve bu nedenle çevremizdeki olguları sınıflandırma isteğimiz normaldir. Fakat dış dünyanın karmaşıklığı ve çeşitliliği, bu sınıflandırma dürtüsünün işini güçleştirir. Bu durumda yukarıda örneklediğimiz türden masalların ahlak dersleri bizim için çekici bir hal alır. Devler, cadılar, Orklar, Troller ve Goblinlerin tümü özde kötüdür.
.
Tolkien, Yüzüklerin Efendisi’nde tüm bunların farkındaydı. Orta Dünya’nın karmaşıklığı ve kendine yeterliliği, bütünü bozmadan yalnızca tek bir parça üzerine odaklanmamızı olanaksız kılmaktadır. Hobbitlerin ayrıksılığı ise, sahip oldukları törel düzenin bizim dünyamıza uygulanamayacağını gösterir. Bu düzen, bir anlamda peri masallarındaki düzene paraleldir ve Tolkien, bu düzeni ayrı bir dünyada betimlemek için büyük bir çaba harcamıştır. Tolkien’in Yüzüklerin Efendisi’ne yazdığı önsözde söylediği gibi: “Alegorinin her türünden büyük bir içtenlikle nefret ederim. Bu nefretim yaşlandıkça artmıştır. Bunun yerine, gerçek ya da yalan, tarihi tercih ederim. Okurlar, tarihte olup bitenleri kendi yaşamlarına uyarlayabilirler. Bence birçok kişi, bu uygulanabilirliği alegori ile karıştırıyor. Oysa bunlardan biri, okurun özgür iradesinde, öteki ise yazarın kişisel kararında barınmaktadır. Ya da başka bir deyişle; Caveat lector (Okur dikkat etsin)

.
Not: Bu yazı, Jared Lobdell tarafından hazırlanan ve Gökçen Ezber tarafından dilimize kazandırılan Tolkien'i Anlamak isimli makale derlemesinden alınmıştır.

Göndermeler:

(1) W. H. Auden, The Quest Hero. Neil D. Isaacs ve Rose Zimbardo, ed, Tolkien and the Critics: Essays on J. R. R. Tolkien's The LORD OF THE RINGS., University of Notre Dame Press, 1968.
(2) Edmund Wilson, Oo, Those Awful Orcs!, The Nation 182 (14 Nisan 1956).
(3) The Lord of the Hobbits: Tolkien (Isaac ve Zimbardo), sf: 17-39.
(4) Power and Meaning in the Lord of the Rings, (Isaac ve Zimbardo), sf: 81-99.
(5) The Shire, Mordor and Minas Tirith (Isaac ve Zimbardo), sf: 201-217.


Kaynak: FantastikEdebiyat


Konu Hale tarafından 07 Aralık 2015 Pazartesi - 22:22 tarih ve saatinde düzenlenmiştir
Resim Linkleri Düzenlenmiştir.


#2
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Resim Linkleri Düzenlenmiştir.




0 Kullanıcı konuyu okuyor

0 Kullanıcı, 0 Misafir, 0 Kayıtsız kullanıcı