İçeriğe git

Welcome to Kadim Dostlar ™ Forum
Register now to gain access to all of our features. Once registered and logged in, you will be able to create topics, post replies to existing threads, give reputation to your fellow members, get your own private messenger, post status updates, manage your profile and so much more. This message will be removed once you have signed in.
Login to Account Create an Account
Resim

Johann Wolfgang von Goethe (d. 28 Ağustos 1749, Frankfurt – ö. 22 Mart 1832, Weimar) | Alman Şair Oyun Yazarı

- - - - -

  • Yanıtlamak için lütfen giriş yapın
Bu konuya 7 yanıt gönderildi

#1
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Johann Wolfgang von Goethe


Johann Wolfgang von Goethe (d. 28 Ağustos 1749, Frankfurt – ö. 22 Mart 1832, Weimar), Alman şair ve oyun yazarı.


Resmi ekleyen



1749'da Frankfurt'ta doğdu. 1765-1768 yıllarında Leipzig'de, 1770-1771'de Strasburg'da hukuk öğrenimi gördü. İlk gençlik yapıtı olan ve romantik akıma özgü özellikler taşıyan Goetz von Berlichingen'i 1773'te tamamladı. 1773-1775 yılları arasında Faust'un çekirdeği olarak kabul edilen Urfaust adlı yapıtını tamamladı. 1774'te Clavigo, 1775'te Stella adlı oyunlarını yazdı. 1775'te gittiği Weimar kasabasını yıllar içinde bir kültür kenti yaptı.

Goethe, yaşamının 60 yılı boyunca ünlü yapıtı Faust üzerinde çalıştı. Yaşamının son günlerinde bitirdiği Faust, Dünya Tiyatrosunun en önemli yapıtlarından biri sayılır.

Dünya edebiyatının en büyük yazarlarından biri olan Johann Wolfgang von Goethe, yalnızca edebiyatla değil eğitim, doğa bilimleri ve felsefe de içinde olmak üzere pek çok konuyla yakından ilgilenmiştir.

Frankfurt Main'de doğan Goethe'nin anne babası varlıklı ve aydın insanlardı. Evlerinde zengin bir kütüphane ve değerli bir resim koleksiyonu vardı. Wolfgang ve kız kardeşi Charlotte bu evde büyüdü. Aydınlanma Çağı'nın düşünceleriyle yetiştirilen Goethe küçük yaşta Fransızca, Latince ve Eski Yunanca öğrendi. O yıllarda Fransız işgali altında bulunan Frankfurt'ta sergilenen Fransız tiyatro topluluklarının oyunları küçük Wolfgang'ı çok etkiledi ve Fransız Edebiyatı'na ilgi duymasına yol açtı.

18 yaşına gelince babasının isteğine uyarak hukuk öğrenimi için Leipzig'e gitti. Orada dönemin sanatçıları, edebiyatçıları ve arkeologlarıyla tanıştı. Eski Yunan sanatına hayranlığı bu sıralarda başladı. Gözlerini kullanmayı, bir insana veya nesneye bakıp geçmek yerine onu görüp tanımayı ve anlatmayı öğrendi. Başladığı işi en iyi şekilde yaparak sonuna kadar götürmek gibi bir özelliği vardı. Leipzig'e gittikten üç yıl sonra, 1768'de büyük bir hastalıkla evine dönmek zorunda kaldı. Evde kaldığı iki yıl boyunca simya ve astrolojiyle iigilendi.

Resmi ekleyen


Goethe'nin Leipzig'deki Heykeli



1774'te yazdığı ilk romanı Genç Werther'in Acıları (Die leiden des jungen Werther) gerek anlatımı gerek duygularının coşkunluğu ve çağdaş gençliğin duygu ve düşüncelerini yansıtmaktaki başarısıyla evrensel bir üne kavuştu. Bu romanla Alman Edebiyatı'nda Coşkunluk Akımı olarak bilinen yeni bir çığır açıldı. Bu yıllarda ilahiler, kısa ama özlü pırıl pırıl şiirler yazıldı.

Goethe 1775'te Weimar Dükü Karl August'un çağrısı üzerine Weimar'a gitti. Dükün özel elçilik danışmanı olarak maden ocaklarını ve sulama projelerini denetlemekten küçük Weimar ordusunun askerlerinin üniformalarını seçmeye kadar her türlü işle uğraştı. Weimar'da tanışıp aşık olduğu Charlotte von Stein, Goethe'yi her yönden etkiledi. Ondan aldığı esinle çok güzel şiirler ve baladlar yazdı. Iphigenie Tauris (Iphiginei auf Tauris; 1787) ve Tarquato Tasso (1780-1787) adlı yapıtlarındaki kadın kahramanlar, Charlotte von Stein'den izler taşır.

Goethe, 1786'da Weimar'dan ansızın ayrılarak İtalya'ya gitti. İtalya onun için bir kaçış ve yeniden doğuştu. Duygusal ve sanatsal geçmişinden koparak kendini yenilemeye kararlıydı. İtalya'da ilk kez Eski Yunan ve Roma sanatını yakından tanıma olanağı buldu. 1794'te yazar Friedrich von Schiller'le yaşam boyu sürecek bir dostluk kurdu. Goethe ve Schiller'in dört cilt tutan mektupları Alman Edebiyatı'nın bu en verimli dönemine ışık tutar. Her iki yazar da dostluk yılları boyunca verdikleri ürünlerle, Alman Edebiyatı'nda Klasik Dönem'in önde gelen temsilcileri oldular. Goethe'nin 1770'te başlayarak yaşamının son yıllarına kadar yazmayı sürdürdüğü Faust adlı oyunu, yazarın baş yapıtı sayılır. 1824'te ilk bölümü çıkan özyaşamöyküsünün ikinci bölümü Wilhelm Meister'in Seyahat Yılları (Wilhelm Meisters Wanderjahre) 1829'da yayımlandı. Goethe toplumsal ve teknolojik ilerlemeye, insanlık erdemlerini yadsımadan doya doya yaşamaya inanıyordu.

Bakınız,
http://www.kadimdostlar.com/Dunya_Edebiyati_ve_Edebi_Kisilikler_f21/Faust_ve_8211_Goethe_Alman_Ozani_Oyun_Yazari_t77283.html']Faust – Goethe | Alman Ozanı, Oyun Yazarı Johann Wolfgang Von Goethe'nin Oyunu - Dr. Faust Hikâyeleri..' target='_blank'>Faust' class='bbc_url' title=''>http://www.kadimdostlar.com/Dunya_Edebiyati_ve_Edebi_Kisilikler_f21/Faust_ve_8211_Goethe_Alman_Ozani_Oyun_Yazari_t77283.html']Faust – Goethe | Alman Ozanı, Oyun Yazarı Johann Wolfgang Von Goethe'nin Oyunu - Dr. Faust Hikâyeleri..

Konu Hale tarafından 09 Aralık 2015 Çarşamba - 09:51 tarih ve saatinde düzenlenmiştir
Resim Linkleri Düzenlenmiştir.


#2
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Johann Wolfgang von Goethe


(1749 - 1832)


Goethe, 28 ağustos 1749 da Frankfurt'da doğdu. Varlıklı bir aileden gelen babası tarafından Aydınlanma düşüncesinin ideallerine göre yetiştirildi. Küçük yaşta Fransızca, Latince ve Eski Yunanca öğrendi, güzel sanatlar ve tiyatroyu tanıdı. 1765 de hukuk eğitimine başladı ancak hastalanıp evine döndü. Din ve mistisizmle tanışması bu dönemdedir. İyileşince, hukuk eğitimini Strasbourg'da tamamladı. Dil üzerine araştırmalar yapan Herder'le dostluk kurdu. Parlak bir gençti Goethe. 1775 de Weimar Dükü tarafından elçilik danışmanlığına atandı ve 1782 de von unvanını aldı.

1786 da Roma'ya giderek güzel sanatlar alanında incelemeler yaptı. Sicilya'da ise -ilginçtir- botanikle ilgilendi. Almanya'ya dönüşünden sonra evlendi Goethe. Doğan beş çocuğundan sadece birisini yaşatabildiler. Bu sıralarda Jena kentinde ikamet ediyordu ve Schiller'le de burada tanıştı. Yaklaşık on yıl süren dostlukları sırasında, iki yazar olumlu anlamda birbirini her yönden etkilediler. Siyasi karışıklar ve toplumsal patlamalara, 1805 de Schiller'in ölümü de eklenince çok sarsılan Goethe, Jena'dan ayrıldı. Yaşı da hayli ilerlemişti, köşesine çekildi; yazdı, durmadan yazdı ve hayatının en üretken dönemini geçirdi. 22 Mart 1832 de Weimar da öldü.


EDEBİYAT


1-
bütün kültürsüz insanların ilgisi malzemeye yöneliktir, işleme tarzına degil.

2-şiir ya mükemmel olmalı yada hiç varolmamalı.

3- her anlatıda en çokta tanımlamacı anlatıda yansıtılacak nesnelerin sırası,birbirine baglanma, aşırılaştırma ve her çeşit ilerlemede öyle açık ve kesin çizilmiş olmalıki dinleyici ve okuyucu zorunlu olarak başka türlü degilde öyle düşünebilmeli.

4-hakiki sanatlı anlatımın didaktik bir amacı olamaz.. O cevap vermez, azarlamaz, yanlızca sonuç olarak grüş ve davranışlar geliştirir ve bu yollada aydınlatır ve ögretir.

5-abrtma yapmayan her edebiyat hakikidir ve sürekli derin etki yapan herşeyde abartılmış sayılmaz


ÖZDEYİŞ


1-
anektot ve özdeyişler dagarcıgı,görgülü adam için en büyük hazinedir. Eger birincilerini yeri geldikçe sohbetlerinde kullanmayı, ikincileride yeri geldikçe hatırlamayı bilirse.

2-bazı bilge sözlerin bulanıklıgı yanlızca görecedir. Bir şeyi uygulayanın kafasında çakan her şimşek dinleyiciye tam olarak anlatılamaz.


ELEŞTİRİ


1-
eleştiri,modern yazarların alışkanlıgından başka birşey degildir.

2-bizi en sert eleştiren kimdir? ümitsizlige ugramış bir meraklı.



ROMAN


1-
roman; bize olabilir olayları imkansız yada neredeyse imkansız şartlar altında gerçek diye sunan tür.

2-romanda öncellikle zihniyetler ve olaylar tanıtılmalı; dramda, karakterler ve eylemler. Roman yavaş ilerlemek zorundadır ama figürün düşünceleri ise ne tarzda olursa olsun bütün gelişimde öne geçmesini engellemek zorundadır.


MASAL


1-
masalın bir hakikat yanı vardır ve olmalıdır da,aksi halde o masal degildir.

2-masalın ana karekteri saf özgürlügüdür.


MEKTUP

1-
konuşacak olsan,nasıl konuşurduysan öyle mektup yaz o zaman güzel yazarsın.



İRONİ


1-
O dogrudan ironiyi pek fazla kullanıyor;yani kınanacak şeyi övüyor,övülecek şeyi kınıyor; bu çok ender kullanılması gereken hitabet aracıdır. Çünkü sürekli olunca zeki insanları bıktırır, zayıfları yanıltır ve şüphesiz özel bir zeka gösterisi olmadan kendilerini başkalarından daha akıllı gören orta büyük sınıfın hoşuna gider.


SANSUR


1-
sansur ve basın özgürlügü hep çarpışmaya devam edecek.sansuru isteyen ve uygulayan daha güçlü olandır. Basın özgürlügünü isteyense daha güçsüz olan. Biri ne planlarında nede faaliyetinde yüksek sesli, zıt görüşlü bir varlıkla engellenmek istemez, itaat ister; ötekilerse nedenlerini dile getirmek, itaat etmemeyi yasallaştırmak isterler. Bakıldıgında bunun her yerde geçerli oldugu görülecektir.


ALGILAMA


1-
her çeşit edebiyat ürünün tadına varabilmek için bir alabilme yetenegi gerekir.


EĞİLİM


1-insanın kullanmadan ve yararlanmadan doguştan sahip oldugu hiç bir eğilim ve yetenek yoktur.

2-bir şeye egilim,o şeyden anlamaktır.


EĞİTİM


1-yetenekler şart koşuluyor,onların becerilere dönüştürülmesi gerekir.işte her türlü egitimin amacı budur.

2-insanın eğitimi için bir şeyler yapılmak isteniyorsa,onun eğitim ve isteklerinin ne yönde olduguna bakılmalıdır. Sonra onun bu egilimlerini tatmin edecek, o isteklere ulaşacak duruma getirmek gerekir. Böylece insan,yanılacak olursa vaktinde yanılgısını farketsin ve kendine uygun alanı yakalayacak olursa daha bir hevesle ona yapışsın ve daha gayretle kendini yetişdirsin.

3-soylu bir adam yetişmesini dar bir çevreye borçlu olamaz, hem vatan hem dünya onu etkilemelidir, hem üne hem yergiye katlanmayı bilmeli, hem kendini hem başkalarını tam tanımak zorunda olmalı,yanlızlıgın tatlı sarhoşluguna kanmamalı.

4-karşılaştıgımız her şey bizde izler bırakır, her şey farkına varılmadan egitimimize katkıda bulunur; ama bunlarla hesaplaşmak yinede tehlikelidir.

5-tek yanlı eğitim eğitim degildir. Gerçi bir noktadan yola çıkılır ama çeşitli yönlere gitmek gerekir.

6-gerekttiginde okullarımız var, liselerimiz hatta dünyaca ünlü üniversitelerinizde var,ama insanın ve karakterinin gerçek egitimi için kurulmuş hiçbir şeyimiz yok. Bu yüzden içimizde çogumuz o kadar karaktersiz.

7-yüz çesit şeyi yarım bilmektense bir şeyi tam bilip uygulamak insanı daha iyi yetiştirir.

8-insanın kendi kendine verebilecegi en muazzam kültür,başkalarının onu aramadıgından emin olmaktır.

9-tek yanlı olmamak için, insanın eğilimi olmadıgı şeyide kendine maletmeyi bilmesi gerekir.

10-insan zorunlu oldugu için ( ciddi olarak )en yüksek şeye ulaşmaya çabalıyorsa ve isteyincede ( şaka olsun diye )en aşagı şeye iniyorsaancak o zaman çok yönlüdür.

11-kendi kendisinin efendisi olmak isteyenin, kendine hakim olmayı bilmesi gerekir.

12-bir insanın düşünme ve hissetme tarzı oluşmadan, dış şartlarla durumunda büyük bir degişikliğin saglanması kadar onu tehlikeye sokan başka birşey olamaz.

13-asil bir örnek güç işleride kolaylaştırır.

14-hakiki ögrenci bilinenin içinden bilinmeyeni geliştirmeyi ögrenir ve ustaya yaklaşır.

15-dersin yararı çoktur, ama heveslendirmenin de yaptıramayacagı şey yoktur.

16-kendini begenmeyen bir genç kendini nasıl yetiştirebilir? bomboş bir tabiat, hiç olmazsa kendine bir dış görünüş vermeyi becerecektir ve gayretli insanda az sonra kendini dıştan içe dogru yetiştirmeyi bilecektir.

17-şartlar bütün insanları eğitir, ne istenirse yapılsın onlar degiştirilemezler.

18-deliler ve akıllılar aynı derecede zararsızdır.yanlız yarı delilerle, yarı akıllılar çok tehlikelidir.

19-kartal havada havaya, zirvede zirveye alışır.



ERDEMLER


1-insan asil olmalı,yardımsever ve iyi,çünkü yanlız bu özellikler onu tanıdıgımız öteki yaratıklardan ayırır.

2-dürüstlük insanı düşüncesiz ve hatta inatçı yapar.

3-alçakgönüllük ve kibir, zekayla ilgili ahlak konularıdır ve vucutla ilgileri yoktur.sınırlı ve zekaca geri kimseler de kibir vardır; zekası parlak ve yetenekli kimselerde ise asla.

4-cömertlik, erkeğe yakışan bir erdemdir.

5-sabretmeye alıştıysan inan bana çok şey yapmışsın.

6-bilgelik yanlız hakikatledir.

7-çıkar gözetmeyen iyilik, en yüksek ve en güzel faizi getirir.

8-insanı dostça ilgiden daha çok yetiştiren; daha saf ve canlı olarak uyanık tutan ne vardır.


#3
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Johann Wolfgang von Goethe


Genç Werther'in Acıları


Alman edebiyatının ve klasizmin en büyük yazarlarından olan Goethe, 28 ağustos 1749’da Frankfurt’da doğdu. Varlıklı bir aileden gelen babası tarafından Aydınlanma düşüncesinin ideallerine göre yetiştirildi. Küçük yaşta Fransızca, Latince ve Eski Yunanca öğrendi, güzel sanatlar ve tiyatroyu tanıdı. 1765’de hukuk eğitimine başladı ancak hastalanıp evine döndü. Din ve mistisizmle tanışması bu dönemdedir. İyileşince, hukuk eğitimini Strasbourg’da tamamladı. Dil üzerine araştırmalar yapan Herder’le dostluk kurdu. Parlak bir gençti Goethe. 1775’de Weimar Dükü tarafından elçilik danışmanlığına atandı ve 1782’de “von” unvanını aldı.

1786’da Roma’ya giderek güzel sanatlar alanında incelemeler yaptı. Sicilya’da ise -ilginçtir- botanikle ilgilendi. Almanya’ya dönüşünden sonra evlendi Goethe. Doğan beş çocuğundan sadece birisini yaşatabildiler. Bu sıralarda Jena kentinde ikamet ediyordu ve Schiller’le de burada tanıştı. Yaklaşık on yıl süren dostlukları sırasında, iki yazar olumlu anlamda birbirini her yönden etkilediler. Siyasi karışıklar ve toplumsal patlamalara, 1805’de Schiller’in ölümü de eklenince çok sarsılan Goethe, Jena’dan ayrıldı. Yaşı da hayli ilerlemişti, köşesine çekildi; yazdı, durmadan yazdı ve hayatının en üretken dönemini geçirdi. 22 Mart 1832’de Weimar’da öldü.


Goethe’nin Üç Dönemi


Goethe’nin sanat yaşamı üç evrede değerlendirilir. Üniversite yıllarından 1775’e kadar süren gençlik döneminin ilk yıllarında, sanat dünyasında yapmacıklı aşkları ve eğlenceli hayatı işleyen bir akım egemendi. İlk şiirlerini bu akımın etkisiyle yazmıştır. Ancak ne bu hayat, ne de bu sanat anlayışı ona uygun değildi. Zaten, bir süre kendisini kaptırdığı o günlerin eleştirisini, bir kaç yıl sonra yazdığı “Suça Katılanlar” oyununda bulmak mümkündür. Yine de, kendisi hayattayken en çok etki uyandıran roman “Genç Werther’in Acıları”, bir gençlik dönemi ürünüdür.

1775’de Weimar’a gidişi ile başlayıp Schiller’le arkadaşlığı ile 1805’e kadar uzayan yıllarda ise klasik sanat anlayışına ulaşmıştır Goethe. Özellikle, roman alanında “William Meister’in Çıraklık Yılları” ve şiirde “Baladlar”, en önemli eserleridir. Yazarlığının bu “Klasik” döneminde, daha çok tiyatro oyunları yazdığı söylenebilir.

Fransız Devrimindeki şiddet ürkütmüştü Goethe’yi ve bu toplumsal patlamaya sırtını dönmüştü.

Ancak, “insanı eğitmenin, insan ruhunda yatan bencilliği ve uyumsuzluğu yok etmenin yollarından biri olarak tam klasik modellere dayanan güzel, dolayısıyla ahlaksal sanatı tercih ettiği zaman, aslında, Aydınlanma ideallerine bağlılığını sürdürmekte, insan doğasının ve toplumun kusursuz hale getirilebileceği fikrine olan hümanist inancı ortaya koymaktadır.”
1805’den sonraki “geç dönemi”nde ise, bir yandan “William Meister”in ikinci bölümünü ve “Gönül Bağlarını” tamamlamış, bir yandan da İranlı şair Hafızi’nin gazellerinin biçiminden etkilenen “Divan-ı Şarki”yi yazmıştır. Ama hepsinden önemlisi, 1770’den beri tasarlayıp geliştirdiği “Faust”a son şeklini vermesidir. Bugün Goethe’nin en tanınan ve sanatının doruğu olarak kabul edilen eseri kuşkusuz “Faust”tur.


“Genç Werther’in Acıları”


Bu romanı yazdığında 25 yaşındaydı Goethe. Hani, “bir kitap okudum, hayatım değişti” lafı gibi, “bir kitap yazmış ve hayatı değişmiştir”; üstelik okuyucularının hayatlarını da değiştirerek. Gerçekten de, romanın piyasaya çıkmasının ardından hem pek çok intihar vakası ile karşılaşılmış, hem de Almanya sokakları bir “Werther salgınına” uğrayarak, ortalığı mavi ceket, sarı pantolon giyen duygulu gençler istila etmiştir.

Hikaye, Werther’in mektuplaştığı arkadaşı Willhelm’in eliyle, mektuplar biçiminde anlatılır, zaman zaman, Willhelm sonradan öğrendiklerini de ekler(bu kısımlar bir sahne canlandırması tarzındadır); Büyük kentin yarattığı ruhsal çöküntüden doğaya kaçarak Wahlheim’e yerleşen aydın bir geçtir Werther. Orada tanıştığı soylu bir ailenin güzel kızı Lotte’ye aşık olur. Lotte de kayıtsız değildir bu aşka ama Albert’le nişanlıdır ve verilen sözler, ahlaki değerler önemlidir. Lotte Albert ile evlenir. Werther ise bir aile dostu olarak yer alır yanlarında. Ne var ki aşk ve dostluk arasındaki sınır çizgisi zayıftır. Sınırı geçmekten korkan Lotte, bir daha görüşmemeleri gerektiğini bildirir genç adama. Werther’in bu acıya dayanması ise imkansızdır. Lotte’ye bir mektup yazar; “Bak Lotte! bana ölümün sarhoşluğunu tarttıracak olan o soğuk ve korkunç kadehi elime alıyorum. Onu bana sen uzatıyorsun, ben de alırken hiç duraklamıyorum. hayatımın bütün istekleri ve ümitleri yerine geldi. Ölümün çelikten kapısını vurmak öylesine titretici ve çetin ki” diyen Werther, “Silahlar dolu. Saat on ikiyi vuruyor. Alınyazısı bu, önüne geçilmez. Lotte! Elveda Lotte! Elveda” sözleriyle son verir mektubuna ve yaşamına...

Tıpkı şiirleri gibi, Werther’de de kendi yaşamından bir parça vardır Goethe’nin. 1772 yılında hukuk stajını yaparken, bir arkadaşının nişanlısına aşık olduğu için yaşadığı duygu ve ahlak çatışmasından esinlenmiştir bu romanını yazarken. Sondaki intihar vakası ise, o sıralarda gazetelere yansıyan bir haberin verdiği ilhamla olmuştur. Onun başardığı, tekil yaşanmışlıkları, genel toplumsal bir bunalımın eşliğinde anlatabilmesindedir. Ve elbette, Goethe’nin şiirsel, tasvirlerle dolu zengin dili/üslubu, hikayenin büyüsünü benzersiz biçimde derinleştirir.
Werther, “Sturm und Drang” (coşumculuk) akımının bütün izlerini taşıyan bir metin. Güçlü duygularla hareket etme, doğaya, çocuklara, pastoral bir hayata duyulan özlem, toplumsal kurumlara yönelik eleştiri hemen fark ediliyor. ancak bütün bunlar yalnızca estetik bir tercihten kaynaklanmıyor; o yıllar Almanya’sının -Avrupa olarak genelleyebiliriz de- bireyi köşeye sıkıştıran koşullarını yansıtıyor! Dikkat edilirse, “doğa tercihi” romantizmin ve İngiliz Gotiğinin de çok önemli bir motifi olmuştur. İnsanda derin izler bırakan şey, bir edebi metinde yazarın hayal ürünü olarak anlattıkları değil, o metinde -somut gerçekliği- yansıtan duygu ve düşüncelerdir. Werther’in yarattığı coşkunluk da, özellikle Almanya’da, anlatılanların Alman ulusal kimliği ile çakışmasından kaynaklanmıştır. Onu yaratan değil, varolanı tasvir edendir Goethe! Goethe, kişisel olanla toplumsal olan arasındaki kopmanın kaçınılmazlığını ve bunun toplumsal nedenlerini, insanın manevi yaşamı ile coşku dünyasını benzersiz bir lirizm ve çözümsel bir sezgiyle ortaya koymuştur bu romanında. Goethe’nin Werther’i, bireysel tutku, toplumsal zorunluluk ve bu tür bireysel tutkuların genel temsili anlamı arasındaki doğrudan ilişkiyi çok açık biçimde gösterir.


Ulusaldan Evrensele


Goethe, “şairi anlamak isteyen, onun ülkesine gitmelidir” demişti. Onunla aynı zaman diliminde yaşayan ve Fransız Aydınlanmasının mirasçısı olan Madame de Stael (1766- 1817) de “Werther’in Acıları”nı yorumlamasına bu noktadan, o dönem Almanya’sındaki insan yapısından başlıyor; “Almanlar acı duyguların ve melankolik imajların tasvirinde eşsizdirler. Tefekküre dayanan hayatları, onlarda güzele karşı bir çeşit coşkunluk, toplumsal yaşamdaki bozukluklara karşı bir nefret uyandırır. Hiç bir ülke yoktur ki orada yazarlar, tutkulu insan duygularını, ruh acılarını ve bu acılara katlanmayı kolaylaştıran felsefi olanakları Almanlar’dan daha iyi derinleştirsinler. Edebiyatın genel karakteri Kuzey memleketlerinin hepsinde aynıdır; ama Alman tarzının farklı hatları Almanya’nın siyasi ve dini durumundan gelir.

“Almanların sahip oldukları en nefis eser Werther’dir ve onu diğer dillerdeki şaheserlere karşı çıkarabilirler. Roman olarak tanındığı için, birçok kişi onun bir şaheser olduğunu bilmezler. Halbuki ben, heyecan şaşkınlıklarına ait daha göze çarpan, daha gerçek bir tasvir; tabiatın bir girdabı olan ve bütün gerçeklerin, görmesini bilenin gözleri önünde ayan beyan serildiği felaket içinde, daha keskin bir görüş taşıyan bir kitap tanımıyorum. Werther’in karakteri, insanların büyük çoğunluğunun karakteri olamaz. O, kötü bir toplumsal düzenin sağlam düşüncelere sahip bir insana verebileceği zararları bütün yönleriyle ortaya koyar. Kahramanında aşk acısından başka bir acının varlığını da ortaya koyduğu, ruhunda küçümsenmenin şiddetli acısını ve bu küçümsemenin kaynağı olan sınıf gururuna karşı duyduğu derin nefreti de gösterdiği için eleştirilmiştir yazar. Oysa, Goethe, ince ve mağrur bir ruhun bütün duygularıyla acı çeken bir varlığı, insanı tek başına ümitsizliğin en son derecesine götüren o acılar kabusunu tasvir etmek istiyordu ve aklın bütünüyle bozulması ve ölümün bir zorunluluk olması için, toplumun yara içine zehirlerini dökmesi gerekirdi.”

Hegel de “Estetik”inde Goethe’yi şu sözlerle över; “Böyle hakiki bir bireysel bütünlüğe ve canlı bağımsızlığa duyulan ilgi ve gereksinim, -zamanımızın gelişmiş uygar ve politik yaşamının koşullarını ve evrimi ne kadar arzu edilir bulursak bulalım- hiç bir zaman bizi terk etmeyecektir, edemez de. Bu anlamda, yeni çağın bu var olan koşulları içerisinde, şiirsel figürlerin kaybolmuş bağımsızlıklarını yeniden kazanma çabalarından dolayı Goethe’nin ve Schiller’in genç ruhlarına hayranlık duymalıyız.”

Goethe’nin gerçekçiliği Shakespeare’e uzanır. Ona göre, Shakespeare’in trajedilerini “kendi benliğimizde ve özgür istemlerimizde yatan ne varsa tümü, bir bütünün amansız yol alışıyla çarpışır ve gizli bir noktanın çevresinde döner”. Suçkov ise, Goethe’yi; insan kişiliğinin ve birey psikolojinin, bu bütünün amansız yol alışını belirleyen karmaşayı ve bileşenleri açığa çıkarmadan çözülemeyeceğini kavradığı için över.

Goethe’nin Alman edebiyatına etkisi çok önemlidir. İlk dönemlerde, ona karşı çıkan ya da onu izleyenler biçiminde ayrılmalar olmuşsa da, bu duruşların belirlenmesi yine Goethe’yi referans alır. 1900’lerden sonra ise bütün dünya için tartışmasızdır edebiyattaki yeri. Üzerine yapılan akademik çalışmalar bile başlı başına bir kütüphane oluşturan Goethe ve eserleri hakkında, yazılacak kısa bir yazının doyurucu olması; “Tarquatto Tasso”yu, Faust’u, William Meister ve “oluşum romanı”nı, okumadan Goethe’nin tanınması elbette mümkün değil ama okunması da mutlaka gerekiyor...! Sevinelim ki, bu büyük yazarın çok iyi çevirileri var Türkçe’de.


A. Ömer Türkeş


#4
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Johann Wolfgang von Goethe




Resmi ekleyen



Gelecek, umut sahibi olanlar için vaatlerle doludur.


Johann Wolfgang von Goethe



#5
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Johann Wolfgang von Goethe



Resmi ekleyen



İnsanların ne kadar kötü olduklarını görmek beni hiç şaşırtmıyor. Fakat bu yüzden hiç utanmadıklarını görünce şaşırıyorum!


Goethe



#6
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Johann Wolfgang von Goethe

Eskiden derdim ki, insanın başına gelebilecek en kötü şey, bir gün yapayalnız kalmasıdır. Öğrendim ki, hayatta insanın başına gelebilecek en kötü şey; yapayalnız hissetmesine neden olan insanlarla yaşamasıdır.

Goethe


#7
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Johann Wolfgang von Goethe



Resmi ekleyen



Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı. Kimileri hep odun kaldı.


Goethe



#8
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Resim Linkleri Düzenlenmiştir.




0 Kullanıcı konuyu okuyor

0 Kullanıcı, 0 Misafir, 0 Kayıtsız kullanıcı