İçeriğe git


Welcome to Kadim Dostlar ™ Forum
Register now to gain access to all of our features. Once registered and logged in, you will be able to create topics, post replies to existing threads, give reputation to your fellow members, get your own private messenger, post status updates, manage your profile and so much more. This message will be removed once you have signed in.
Login to Account Create an Account
Resim

Tam Gün Yasası | Devlet Veya Üniversite Hastanelerinde Görev Yapan Hekimler, Özel Hastanelerde Çalışamayacak - Tam Gün Yasası’nın Anayasa’ya Aykırı Hükümleri

- - - - -

  • Yanıtlamak için lütfen giriş yapın
Bu konuya 10 yanıt gönderildi

#1
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.


Doktorlar ‘Tam Gün’e Karşı 3 Aylık Eylem Planı Hazırlıyor


Doktorların kamu hastanelerinde tam gün çalışmasını öngörüp muayenehane hekimliğini ortadan kaldıracak “Tam Gün Yasa Tasarısı”nın bu ay yeniden TBMM Genel Kurulu’na alınması gündemde. Haziran 2009’da TBMM Sağlık Komisyonu’nda kabul edilen tasarı gelen eleştirilerle askıya alınmıştı.


Resmi ekleyen




Hekimler tasarıya ve SGK tarafından yapılan son değişikliklere karşı tavırlarını sergileyecekleri bir eylem planı hazırlığında. Ocak ortasından itibaren bir eylemlilik süreceğine gireceklerini ifade eden İstanbul Tabipler Odası Genel Sekreteri Hüseyin Demirdizen şöyle dedi:

“Sağlık Bakanlığı her fırsatta 2010 yılında Tam Gün Yasası’nın çıkarılacağını söylüyor. Çalışmayı sınırlamayan, güvence garantisi getirmeyen, emekliliğe yansımayan çalışma koşullarını iyileştirmeyen bir yasayı kabul etmemiz mümkün değil. Eczacılara yapılan haksızlık, hastanelerde hasta katılım paylarının artması gibi pek çok sorun da gündemde. 400 kalem ilaç SGK kapsamından çıkarıldı. Ocak ayının ikinci yarısı taleplerimizi ortaya koyacağız, karşılanmazsa da bir eylemlilik süreci başlayacak, 3 ay sürecek. Eylem planımız içerisinde alanlara çıkmak, hastane önünde nöbet tutmak ve birden fazla gün iş bırakma var.”


Tam Gün Yasa Tasarısı ne getiriyor?


Hekimlerin çalışma koşullarına ve düzenini yeniden ele alan tasarının en önemli iki maddesi, üniversitede yarı zamanlı çalışanların serbest meslek icrasının yasaklanması ve muayenehane sahibinin başka bir sağlık kuruluşunda çalışmasının engellenmesi. Kamu ve üniversite hastanelerindeki hekimlerin muayenehane açması ya da özel sektörde çalışması engelleniyor. Bunun dışında çalışma saatlerinde de değişiklik söz konusu.

Yasa, hekimleri çalıştıkları yere göre üçe ayırıyor. Bunlar, kamu kurumları, SGK’yla anlaşmalı özel kurumlar ve anlaşmalı olmayan özel kuruluşlar. Günlük çalışma süresi 8 saat olarak planlanıyor. Ancak gelirini artırmak isteyen hekimlere mesai dışı çalışarak daha fazla kazanabilme seçeneği sunuluyor. Mevcut maaşlarda iyileştirme olmayacak ancak hekimlerin performans adı verilen döner sermayeden bir ek ödemeyle gelirlerini artırma şansı var. Kamu sağlık kurum ve kuruluşlarında çalışan tabip, diş tabibi ve uzman olanlar, tıbbi kötü uygulama nedeniyle kendilerinden talep edilebilecek zararlarla kurumlarınca kendilerine yapılacak rüculara karşı sigorta yaptırmak zorunda kalacaklar.


Yasaya neden karşı çıkılıyor?


-Tasarı insanca yaşanacak bir özlük hakkı içermiyor.

- Tasarı günlük 8 saatlik mesainin üzerine aylık 130 saat nöbet, 120 saat icap nöbeti tutturup parasını ödeyeceğini, aylık 160 saatlik normal çalışma süresinin üzerine 250 saat de fazla çalıştıktan sonra daha da fazla çalıştırabileceğini ancak bunun parasını ödemeyeceğini söylemektedir.

- Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) sözleşmeleri herhangi bir meslek mensubunun fazla çalışmasının yılda 270 saati aşamayacağını söylüyor. Tasarı bir yıllık toplam fazla çalışma süresini sadece bir ayda yaptırmayı öngörebiliyor.

- Mesleki değerler, performans ödeme sistemi koşullarında “ne kadar tetkik/ ameliyat o kadar kazanç” anlayışıyla iyice tükenecektir.

- Bu durum tıp eğitiminin bütün aşamalarını (sürekli mesleki gelişim etkinlikleri vb.) olumsuz etkileyecektir.

- Kamu/özel bütün hekimlerin, ücretinin düşürülmesi demektir.

- Uzun süre çalışmayı ve niteliksiz hizmeti doğurur. Hastaların sağlık hakkını tehdit eder.


ESENGÜL METİN



Kaynak: Milliyet

Konu Hale tarafından 08 Kasım 2015 Pazar - 10:12 tarih ve saatinde düzenlenmiştir
Resim Linkleri Düzenlenmiştir.


#2
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Tam Gün Yasası



Devlet Veya Üniversite Hastanelerinde Görev Yapan Hekimler, Özel Hastanelerde Çalışamayacak



NÖBET HİZMETLERİ


Nöbet hariç , mesai saatleri dışında gelir getirici çalışmalarından doğan katkılarına karşılık olarak tabip, diş tabibi ve tıpta uzmanlık mevzuatına göre uzman olanlara bu oranların yüzde 30'unu, diğer personele yüzde 20'sini geçmeyecek şekilde ayrıca ek ödeme yapılacak.
Sözleşmeli olarak istihdam edilen personele yapılacak ek ödemenin tutarı ise aynı birimde aynı unvanlı kadroda çalışan ve hizmet yılı aynı olan emsali personel esas alınarak belirlenecek ve bunlara yapılacak ek ödeme hiçbir şekilde emsaline yapılabilecek ek ödeme üst sınırını geçemeyecek.


ÜNİVERSİTELER


Y.ö.Kanununa göre S.B. mrkz teşkilatı ile bağlı sağlık kurumlarında görevlendirilenler, ilave ödemelerden yararlanmamak kaydıyla, Bakanlık merkez veya bağlı sağlık kurum ve kuruluşlarında görev yaptıkları unvan için belirlenen ek ödemeden faydalandırılacak.
Sağlık kurumunda ihtiyaç duyulması halinde, ilgilinin isteği ve kurumlarının onamasıyla diğer kamu kurumlarındaki sağlık personeli, haftanın belirli gün veya saatlerinde veya belirli vakalar ve işler için görevlendirilebilecek. Yıl veya ay itibarıyla belirli bir süre için görevlendirme halinde bu kişilere, sadece görevlendirildikleri sağlık kuruluşundaki döner sermaye işletmesinden ödeme yapılacak.

Belirli bir vaka ve iş için görevlendirilenlere ise kadrosunun bulunduğu kurumdaki döner sermaye işletmesinden yapılan ödemenin yanı sıra, katkı sağladıkları vaka ve iş dolayısıyla görevlendirildiği sağlık kuruluşundaki döner sermaye işletmesinden, toplamda tavan oranları geçmemek üzere döner sermayeden ek ödeme yapılacak.

Sağlık Bakanlığı ve Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezinde kadro ve pozisyonlarına (döner sermaye dahil) atanan ve döner sermaye gelirlerinden ek ödeme alan klinik şef ve şef yardımcılarına, ek gösterge dahil en yüksek devlet memuru aylığının yüzde 410'u, uzman tabip, Tıpta Uzmanlık Tüzüğüne göre uzman olanlar ve uzman diş tabiplerine yüzde 335'i ve pratisyen tabip ve diş tabiplerine ise yüzde 180'i oranında, her ay herhangi bir katkıya bağlı olmadan döner sermaye gelirlerinden ek ödeme yapılacak. Bu ödemeye hak kazanılmasında ve ödenmesinde, aylıklara ilişkin hükümler uygulanacak.


TIP FAKÜLTELERİNDE DE TAM GÜN ÇALIŞMA


Tasarıya göre, öğretim elemanları, üniversitede devamlı statüde görev yapacak. Bu durumda, üniversitelerin tıp fakültelerinde görev yapan öğretim elemanları da tam gün çalışacak.
Öğretim elemanları, bu Kanun ile diğer kanunlarda belirlenen görevler ve telif hakları hariç olmak üzere, yükseköğretim kurumlarından başka yerlerde ücretli veya ücretsiz, resmi veya özel başka herhangi bir iş göremeyecekler, ek görev alamayacaklar, serbest meslek icra edemeyecekler.

Öğretim üyesi, kadrosunun bulunduğu yükseköğretim birimi ile sınırlı olmaksızın ve ihtiyaç bulunması halinde görevli olduğu üniversitede haftada asgari 10 saat ders vermekle yükümlü tutulacak. Öğretim görevlisi ve okutmanlar ise haftada asgari 12 saat ders verecekler.
Öğretim elemanlarının, ders dışındaki uygulama, seminer, proje, bitirme ödevi ve tez danışmanlıklarının kaç ders saatine karşılık geldiği; kendi üniversitesi dışındaki devlet veya vakıf üniversitelerine bağlı yükseköğretim kurumlarında haftada verebileceği azami ders saatleri ve uzaktan öğretim programlarında verdikleri derslerin örgün öğretim programlarında verilen kaç ders saatine karşılık geldiği YÖK tarafından belirlenecek.


MESLEK KURULUŞLARINDA GÖREV ALABİLECEKLER


Öğretim elemanları; ilgili kurumların talebi ve kendisinin kabul etmesi, üniversite yönetim kurulunun uygun görmesi ve rektörün onayı ile ihtiyaç duyulan konularda, özlük işlemleri kendi kurumlarınca yürütülmek kaydıyla, diğer kamu kurum ve kuruluşları ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarında geçici olarak görevlendirilebilecek. kadrosunun bulunduğu yükseköğretim kurumlarındaki aylık ve diğer ödemeler ile öteki hakları devam edecek. YÖK, bağlı birimleri ve Üniversitelerarası Kurul ile Adli Tıp Kurumunda görevlendirilenler hariç olmak üzere, görevlendirilenler döner sermayeden yararlanamayacak.

Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ile dernek veya vakıfların yönetim ve denetim organlarında görev yapanlar bakımından ayrıca bir görevlendirme kararı aranmayacak. Ancak, bu görevler, öğretim elemanının bu Kanundan kaynaklanan mesaisini aksatmayacak şekilde yürütülecek.


ÜNİVERSİTELERDE DÖNER SERMAYE


Yükseköğretim kurumlarında, üniversite yönetim kurulunun önerisi ve YÖK'ün onayı ile döner sermaye işletmesi kurulabilecek. Kurulacak döner sermaye işletmesinin başlangıç sermayesine ilgili yükseköğretim kurumu bütçesinde bu amaç için ödenek öngörülmek şartıyla katkı sağlayabilecek.

Döner sermaye işletmesine tahsis edilen sermaye, üniversite yönetim kurulu kararı ile artırılabilecek. Artırılan sermaye tutarı yıl sonu karlarından karşılanacak.

Ödenmiş sermaye tutarı, tahsis edilen sermaye tutarına ulaştıktan sonra kalan yıl sonu karı, döner sermaye işletmesinin hizmetlerinde kullanılmak üzere ertesi yılın gelirine ilave edilecek.
Döner sermaye işletmesinden verilen hizmetler dolayısıyla öğretim elamanları adına her ne nam altında olursa olsun ayrıca ücret talep edilemeyecek.


DÖNER SERMAYE PAYLARI


Tıp ve diş hekimliği fakülteleri ile sağlık uygulama ve araştırma merkezlerinin hesabında toplanan döner sermaye gelirleri bakiyesinden, bu yerlerde; gelir getiren görevlerde çalışan öğretim üyesi ve öğretim görevlilerine aylık (ek gösterge dahil), yan ödeme, ödenek (geliştirme ödeneği hariç) ve her türlü tazminat (makam, temsil ve görev tazminatı ile yabancı dil tazminatı hariç) toplamından oluşan ek ödeme matrahının yüzde 800'ünü geçemeyecek.

Bu oran, araştırma görevlilerine ise yüzde 500, bu yerlerde görevli olmakla birlikte gelire katkısı olmayan öğretim üyesi ve öğretim görevlilerine yüzde 600, araştırma görevlilerine ise yüzde 300 olarak uygulanacak.


EK ÖDEMELER


Devlet Memurları Kanununa tabi personel (döner sermaye işletme müdürlüğü ve döner sermaye saymanlık personeli dahil) ile sözleşmeli olarak çalışan personele ek ödeme matrahının; hastaneler başmüdürü için yüzde 250'si, başhemşireler için yüzde 200'ü, diğerleri için yüzde 150'si, işin ve hizmetin özelliği dikkate alınarak yoğun bakım, doğumhane, yeni doğan, süt çocuğu, yanık, diyaliz, ameliyathane, kemik iliği nakil ünitesi ve acil servis hizmetlerinde çalışan personel için yüzde 200'ü geçmeyecek şekilde aylık ek ödeme yapılacak.

Sözleşmeli personele yapılacak ek ödeme matrahı, sözleşmeli personelin çalıştığı birim ve bulunduğu pozisyon unvanı itibarıyla aynı veya benzer unvanlı memur kadrosunda çalışan, hizmet yılı ve öğrenim durumu aynı olan emsali personel dikkate alınarak belirlenecek. Emsali bulunmayan sözleşmeli personelin ek ödeme matrahı ise brüt sözleşme ücretlerinin yüzde 25'ini geçemeyecek.


MESAİ DIŞI ÇALIŞMA


Nöbet hizmetleri hariç, mesai saatleri dışında gelir getirici çalışmalarından doğan katkılarına karşılık olarak da personele unvanlarına göre, yüzde 20 ile yüzde 50'sini geçmeyecek şekilde ayrıca aylık ek ödeme yapılacak.

Yükseköğretim kurumlarının tıp ve diş hekimliği fakülteleri ile sağlık uygulama ve araştırma merkezlerinde ihtiyaç duyulması halinde ilgilinin isteği ve kurumlarının onamasıyla diğer kamu kurum ve kuruluşlarında görevli sağlık personeli, haftanın belirli gün veya saatlerinde veya belirli vakalar ve işler için görevlendirilebilecek.

Belirli bir vaka ve iş için görevlendirilenlere, kadrosunun bulunduğu kurumdaki döner sermaye işletmesinden yapılan ödemenin yanı sıra, katkı sağladıkları vaka ve iş dolayısıyla görevlendirildiği sağlık kuruluşundaki döner sermaye işletmesinden, toplamda tavan oranları geçmemek üzere döner sermayeden ek ödeme yapılacak....


ÖĞRETİM ÜYELERİNE 1 YIL SÜRE



Rektör, rektör yardımcısı ve genel sekreterlere, gelir getirici katkılarına bakılmaksızın, üniversite yönetim kurulunun uygun gördüğü birimin döner sermaye hesabından yönetici payı olarak ayrılan tutardan ek ödeme yapılacak. ek ödemenin tutarı, ek ödeme matrahının, rektörler için yüzde 600'ünü, rektör yardımcıları için yüzde 300'ünü, genel sekreterler için yüzde 200'ünü geçemeyecek.

Döner sermaye gelirinin elde edildiği birimlerin dekan, başhekim ve enstitü ve yüksekokul müdürleri ile yardımcılarına, gelir getirici katkılarına bakılmaksızın, görev yaptıkları birimin döner sermaye gelirlerinden yönetici payı olarak ayrılan tutardan ek ödeme yapılacak. Yapılacak ek ödemenin tutarı ek ödeme matrahının, dekan, enstitü ve yüksekokul müdürü için yüzde 250'sini, yardımcıları için yüzde 100'ünü; tıp ve diş hekimliği fakülteleri dekanları ile sağlık uygulama ve araştırma merkezleri başhekimleri için yüzde 500'ünü, bunların yardımcıları için yüzde 300'ünü geçemeyecek.



Kaynak: Sabah

#3
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Tam Gün Yasası’nın Anayasa’ya Aykırı Hükümleri



Tam Gün Yasası'nın Anayasa'ya aykırı hükümleriyle ilgili olarak TTB Hukuk Bürosu'nca hazırlanan ve TTB Merkez Konseyi tarafından ana muhalefet partisine iletilen çalışma.


I- İPTALİ İSTEMİ İLE ANAYASA MAHKEMESİ’NE BAŞVURULMASI İSTEMİNDE BULUNULAN HÜKÜMLER

21.01.2010 tarihinde TBMM’de kabul edilen 5947 sayılı Üniversite Ve Sağlık Personelinin Tam Gün Çalışmasına Ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un iptali için başvurulması isteminde bulunulan hükümler Anayasa’ya aykırılık nedenlerine göre ortak konu başlıkları altında gruplandırılarak belirtilecektir.


1-Aynı nitelik, görev ve sorumluluklara sahip kamu görevlisi hekimlerin aynı tazminat ve ek ödemelerden yararlandırılmamasına ilişkin hükümler Anayasa’nın eşitlik ilkesine aykırıdır.

2- Kamu sağlık kuruluşlarında ve tıp fakültelerinde döner sermaye gelirlerinden performansa dayalı ek ödemeyi asli ücretlendirme yöntemi olarak belirleyen düzenlemeler Anayasa’nın 2, 5, 7,17,55, 56, 128 ve 130. maddelerine aykırıdır.

3- Mesai saatleri dışında fazla çalışmaya ilişkin Yasa hükümlerinde, fazla çalıştırılma süresine üst sınır getirilmemesi, çalışanların dinlenme hakkı, hastaların sağlıkları riske atılarak yaşam ve sağlık hakkına ilişkin Anayasal normları ihlal etmektedir.

4- Hekimlerin serbest çalışma hakkına yönelik sınırlama ve noksanlıklar Anayasa’nın 2, 13,17 ve 49. maddelerine aykırıdır.

5- Mesleki Mali Sorumluluk Sigortasının zorunlu tutulmasına ve kamuda çalışan hekimler ile özel sağlık kuruluşlarında çalışan hekimlere primin yarısının ödettirilmesine ilişkin Kanun hükümleri Anayasa’nın 11, 49 ve 166. maddelerine aykırıdır.

6- İyonlaştırıcı radyasyonla teşhis, tedavi veya araştırmanın yapıldığı yerler ile bu iş veya işlemlerde çalışan personele ilişkin düzenlemede; mesai saatlerinin 25 saatten 35 saate çıkarılması ve çalışanların sağlığını güvenceye alan çalışma koşullarını düzenlememesi nedeniyle Anayasa’nın 17,49 ve 56. maddelerine aykırıdır.

7- İlave emeklilik sigortası primi ödenmesi ile emekli maaşlarının arttırılmasına olanak sağlayan Kanun hükmü; kapsamının Sağlık Bakanlığı’nda döner sermayesi bulunan sağlık kuruluşlarında çalışan hekim ve diş hekimleri ile sınırlı olması, kurum ve mahalli idarelerde çalışan hekimler ile tıp fakültelerinde çalışan hekimlere yer vermemesi ve primin tamamının hekime ödenecek ek ödemeden kesinti yolu ile alınmasını öngörmesi nedeniyle Anayasanın 2, 5 ve 10. maddelerine aykırıdır.

8- Sağlık Bakanlığı’na bağlı sağlık kuruluşlarında ve yüksek öğretim kurumlarında çalışan öğretim üyesi veya hekimlerin istekleri olmaksızın Türk Silahlı Kuvvetleri’ne bağlı sağlık kurumlarında görevlendirilmelerine ilişkin Kanun hükmü Anayasa’nın 2, 13 ve 18. maddelerine aykırıdır.


#4
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
II- İPTAL DAVASI AÇILMASI İSTEMİMİZİN GEREKÇELERİ



1- Aynı nitelik, görev ve sorumluluklara sahip kamu görevlisi hekimlerin aynı tazminat ve ek ödemelerden yararlandırılmaması Anayasa’nın eşitlik ilkesine aykırıdır.



5947 sayılı Kanun’da yer alan düzenleme ve noksanlıklarla hekimlere yönelik beş farklı ücret rejimi yaratılmıştır.


a) Tıp Fakülteleri kadrolarında bulunan öğretim üyesi, öğretim görevlisi ve araştırma görevlisi hekimler için;

2547 Sayılı Yasa’nın 58. maddesinde yapılan değişiklikle tıp ve diş hekimliği fakülteleri ile sağlık uygulama ve araştırma merkezlerinin hesabında toplanan döner sermaye gelirlerinden; gelir getiren görevlerde çalışan öğretim üyesi ve öğretim görevlilerine aylık (ek gösterge dahil), yan ödeme, ödenek (geliştirme ödeneği hariç) ve her türlü tazminat (makam, temsil ve görev tazminatı ile yabancı dil tazminatı hariç) toplamından oluşan ek ödeme matrahının yüzde 800'ünü, araştırma görevlilerine ise yüzde 500'ünü; bu yerlerde görevli olmakla birlikte gelire katkısı olmayan öğretim üyesi ve öğretim görevlilerine yüzde 600'ünü, araştırma görevlilerine ise yüzde 300'ünü aşmayacak,

Nöbet hizmetleri hariç olmak üzere mesai saatleri dışında gelir getirici çalışmalarından doğan katkılarına karşılık olarak yüzde 50'sini geçmeyecek şekilde ayrıca aylık ek ödeme yapılması,


b) Türk Silahlı Kuvvetleri kadrolarında bulunan asker veya sivil öğretim üyesi ve hekimler için;
Rütbeli ve sivil öğretim üyesi tabip, öğretim üyesi diş tabibi, uzman tabip, uzman diş tabibi, tabip, diş tabibi ve tıpta uzmanlık mevzuatında belirtilen dallarda bu mevzuat hükümlerine göre uzman olanlara sağlık hizmetleri tazminatı ödenmesi,

c) Sağlık Bakanlığı Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü taşra teşkilatında görev yapan tabipler için:

En yüksek Devlet memuru aylığının (ek gösterge dahil) % 400’ünü, geçmemek üzere ek ödeme yapılması,

d) Sağlık Bakanlığı’na bağlı birinci basamak sağlık hizmeti sunan kuruluşlar da dahil olmak üzere kurum ve kuruluşları ile bağlı kuruluşlarında çalışan hekimler için (Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü hariç): Personelin katkısıyla elde edilen döner sermaye gelirlerinden personele bir ayda yapılacak ek ödemenin tutarı, ilgili personelin bir ayda alacağı aylık (ek gösterge dahil), yan ödeme ve her türlü tazminat (makam, temsil ve görev tazminatı ile yabancı dil tazminatı hariç) toplamının; klinik şefleri ve şef yardımcıları ile uzman tabip kadrosuna atanan profesör ve doçentlerde yüzde 800’ünü, uzman tabip ve tıpta uzmanlık mevzuatında belirtilen dallarda bu mevzuat hükümlerine göre uzman olanlar ile uzman diş tabiplerinde yüzde 700’ünü, pratisyen tabip ve diş tabiplerinde yüzde 500'ünü geçmeyecek şekilde,

Nöbet hizmetleri hariç olmak üzere mesai saatleri dışında gelir getirici çalışmalarından doğan katkılarına karşılık olarak tabip, diş tabibi ve tıpta uzmanlık mevzuatına göre uzman olanlara bu fıkradaki oranların yüzde 30'unu, diğer personele yüzde 20'sini geçmeyecek şekilde ayrıca ek ödeme yapılması,

Sağlık Bakanlığı ile Refik Saydam Hıfzısıhha Merkezi Başkanlığı kadro ve pozisyonlarına atanan ve 209 sayılı Kanunun 5. maddesi gereğince döner sermaye gelirlerinden ek ödeme alan klinik şef ve şef yardımcılarına en yüksek Devlet memuru aylığının (ek gösterge dahil) % 410'u, uzman tabip, tıpta uzmanlık mevzuatına göre uzman olanlar ile uzman diş tabiplerine % 335'i ve pratisyen tabip ve diş tabiplerine ise % 180'i oranında, her ay herhangi bir katkıya bağlı olmaksızın döner sermaye gelirlerinden ek ödeme yapılması, bu ödemeye hak kazanılmasında ve ödenmesinde aylıklara ilişkin hükümlerin uygulanması ve yapılan bu aylık ek ödeme tutarının 5. madde kapsamında aynı aya ilişkin olarak yapılacak olan ek ödeme tutarından mahsup edilmesi, maddeye göre yapılan ek ödemenin 5. madde kapsamında aynı aya ilişkin olarak yapılacak ek ödemeden fazla olması halinde aradaki farkın geri alınmaması düzenlenmiştir.

e) Mahalli idareler ile kurum tabipliklerinde çalışan ve döner sermaye ek ödemesi almayan tabipler için;

Bu hekimler yönünden herhangi bir ek ödeme, tazminat ya da döner sermaye gelirlerinden ek ödeme yapılması düzenlenmemiş olup kamu görevlerinin dışında yalnızca işyeri hekimliği yapabilmelerine yönelik düzenleme yapılmıştır.



Bu düzenlemeleri bir çizelge haline getirecek olursak;



5947 Sayılı Kanun’un 12. Maddesi ile Türk Silahlı Kuvvetleri kadrolarında çalışan asker ve sivil öğretim üyesi olan ve olmayan tabipler ile Sağlık Bakanlığı Hudut ve Sahiller Genel Müdürlüğü taşra teşkilatında çalışan hekimler için emekliliklerine yansıyacak biçimde her ay maaşlarında artışı öngören düzenlemeler yapılmıştır. Üniversite öğretim üyeleri, üniversite ve Sağlık Bakanlığı’na bağlı sağlık kuruluşlarında çalışan hekimler, kurum tabipleri ve mahalli idarelerde çalışan hekimler için ise böyle bir ücret artışı söz konusu değildir.

Aynı şekilde Sağlık Bakanlığı’na bağlı sağlık kuruluşlarında çalışan hekimler için döner sermaye gelirlerinden her ay sabit bir ek ödeme yapılması, bu ek ödemeler hakkında aylıklara ilişkin hükümlerin uygulanmasına yönelik düzenleme yapılmasına rağmen üniversitelerde, kurum tabipliklerinde ve mahalli idarelerde çalışan hekimler için böyle bir düzenleme yapılmamıştır.

Kurum tabipliklerinde ve mahalli idarelerde çalışan hekimler yönünden döner sermaye gelirlerinden ek ödeme yapılmasına ilişkin bir düzenleme de bulunmamaktadır.

Anayasa Mahkemesi’nin E.1988/3, K.1989/4 sayılı kararında belirtildiği üzere “Anayasa’nın öngördüğü, düzenlenmesini zorunlu kıldığı bir konudaki boşluk, aykırılık oluşturan bir eksiklik sayılarak iptal nedeni yapılmaktadır”. (Ek 2) Anayasa’nın 128. maddesinde kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işlerinin kanunla düzenlenmesi öngörülmüştür. Bu düzenlemelerin de Anayasa’nın 10. maddesine aykırılık oluşturacak bir eksikliği taşımaması gerektiği açıktır. Nitekim E.2006/109, K.2008/82 sayılı Anayasa Mahkemesi kararında görev ve sorumlulukları bakımından aynı durumda olan kamu görevlileri ile ilgili noksanlık Anayasa’nın eşitlik ilkesine aykırı bulunarak iptal kararı verilmiştir. (Ek 3)

Bilindiği üzere Anayasa’nın 10. maddesinde “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz. Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar” denilmektedir. Bu ilke, birbirleriyle aynı durumda olanlara ayrı kuralların uygulanmasını, ayrıcalıklı kişi ve toplulukların yaratılmasını engellemektedir.

Bu ilkenin somut anlamı Anayasa Mahkemesi’nin yerleşik içtihatlarından ortaya çıkmakta “Eşitlik ilkesinin amacı, aynı durumda bulunan kişilerin yasalarca aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak ve kişilere yasa karşısında ayrım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak yasa karşısında eşitliğin çiğnenmesi yasaklanmıştır. Yasa önünde eşitlik herkesin her yönden aynı kurallara bağlı tutulacağı anlamına gelmez. Durum ve konumlardaki özellikler, kimi kişiler ya da topluluklar için değişik kuralları gerekli kılabilir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar ayrı kurallara bağlı tutulursa Anayasa’nın öngördüğü eşitlik ilkesi çiğnenmiş olmayacağı” ifade edilmektedir.1

Gerek 2547 Sayılı Kanun uyarınca Tıp Fakültelerinde gerekse 2955 sayılı Kanun uyarınca Gülhane Askeri Tıp Akademilerinde hekim öğretim üyelerinin görev kapsamı aynıdır. Lisans ve lisansüstü eğitim-öğretim, bilimsel araştırma ve uygulamaya ilişkin görev ve sorumlulukları aynı niteliktedir. Yine 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı Sanatlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun ile tabip ve uzman tabiplerin çalıştıkları, kadrolarının bulunduğu kurumlardan bağımsız olarak görev ve sorumlulukları aynı biçimde tanımlanmıştır. Sadece kadrolarının bulunduğu yerlerin farklı olduğu ölçütünden hareketle; Tıp fakültesi öğretim üyesi hekimlerin, öğretim görevlisi hekimlerin, araştırma görevlisi hekimlerin, Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü taşra teşkilatında çalışan tabipler hariç Sağlık Bakanlığı’na bağlı sağlık kurum ve kuruluşlarında çalışan hekimlerin, kurum tabipleri ve mahalli idarelerde çalışan hekimlerin emekliliklerine yansıyacak biçimde aylık ücretlerine yönelik ek ödeme ya da tazminatlardan yararlandırılmamaları Anayasa’nın 10. maddesine aykırıdır.

Aynı şekilde Sağlık Bakanlığına bağlı sağlık kuruluşlarında çalışan hekimler için döner sermaye gelirlerinden her ay sabit bir ek ödeme yapılmasına, bu ek ödemeler hakkında aylıklara ilişkin hükümlerin uygulanmasına karşın üniversitelerde, kurum tabipliklerinde ve mahalli idarelerde çalışan hekimlerin böyle bir ödemeden yararlandırılmaması da Anayasa’nın 10. maddesine aykırıdır.

Bu nedenle;

5957 sayılı Kanunun 2. Maddesi ile 209 sayılı Kanuna eklenen Ek Madde 3’ün birinci fıkrasındaki “Sağlık Bakanlığı ile Refik Saydam Hıfzısıhha Merkezi Başkanlığı kadro ve pozisyonlarına (döner sermaye dahil) atanan ve 5 inci madde (altıncı fıkra kapsamında ek ödeme alanlar hariç) gereğince döner sermaye gelirlerinden ek ödeme alan” ibaresinin
5957 sayılı Kanunun 12. Maddesi ile 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununun ek 17 nci maddesinin © fıkrasından sonra gelmek üzere eklenen Ç) fıkrasının ikinci bendinde yer alan “Türk Silahlı Kuvvetleri kadrolarında görevli sivil” ibaresinin.

5957 sayılı Kanunun 15. Maddesi ile 181 sayılı Sağlık Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnameye eklenen Ek Madde 8’deki “Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğünde çalışan memurlar ile sözleşmeli personelden taşra teşkilatında görev yapan tabipler” ibarelerinin iptali için başvurulması istenilmektedir.


#5
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
2- Kamu sağlık kuruluşlarında ve tıp fakültelerinde döner sermaye gelirlerinden performansa dayalı ek ödemeyi asli ücretlendirme yöntemi olarak belirleyen düzenlemeler Anayasa’nın 2, 5,7,17, 55, 56,128 ve 130. maddelerine aykırıdır.


5947 sayılı Kanunun 1. maddesi ile 209 sayılı Sağlık Bakanlığına Bağlı Sağlık Kurumları ile Esenlendirme (Rehabilitasyon) Tesislerine Verilecek Döner Sermaye Hakkında Kanunun 5. maddesinin 4. Fıkrası; “Birinci basamak sağlık hizmeti sunan kuruluşlar da dahil olmak üzere Sağlık Bakanlığı kurum ve kuruluşları ile bağlı kuruluşlarında çalışan hekimler için (Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü hariç): Personelin katkısıyla elde edilen döner sermaye gelirlerinden personele bir ayda yapılacak ek ödemenin tutarı, ilgili personelin bir ayda alacağı aylık (ek gösterge dahil), yan ödeme ve her türlü tazminat (makam, temsil ve görev tazminatı ile yabancı dil tazminatı hariç) toplamının; klinik şefleri ve şef yardımcıları ile uzman tabip kadrosuna atanan profesör ve doçentlerde yüzde 800’ünü, uzman tabip ve tıpta uzmanlık mevzuatında belirtilen dallarda bu mevzuat hükümlerine göre uzman olanlar ile uzman diş tabiplerinde yüzde 700’ünü, pratisyen tabip ve diş tabiplerinde yüzde 500'ünü..geçemez…Nöbet hizmetleri hariç olmak üzere mesai saatleri dışında gelir getirici çalışmalarından doğan katkılarına karşılık olarak tabip, diş tabibi ve tıpta uzmanlık mevzuatına göre uzman olanlara bu fıkradaki oranların yüzde 30'unu, diğer personele yüzde 20'sini geçmeyecek şekilde ayrıca ek ödeme yapılır”

5947 sayılı Kanunun 5. maddesiyle de 2547 sayılı Kanunun 58. Maddesi yeniden düzenlenmiştir. Maddede yapılan değişiklikle; “Tıp ve diş hekimliği fakülteleri ile sağlık uygulama ve araştırma merkezlerinin hesabında toplanan döner sermaye gelirlerinden; gelir getiren görevlerde çalışan öğretim üyesi ve öğretim görevlilerine aylık (ek gösterge dahil), yan ödeme, ödenek (geliştirme ödeneği hariç) ve her türlü tazminat (makam, temsil ve görev tazminatı ile yabancı dil tazminatı hariç) toplamından oluşan ek ödeme matrahının yüzde 800'ünü, araştırma görevlilerine ise yüzde 500'ünü; bu yerlerde görevli olmakla birlikte gelire katkısı olmayan öğretim üyesi ve öğretim görevlilerine yüzde 600'ünü, araştırma görevlilerine ise yüzde 300'ünü aşmayacak,
Nöbet hizmetleri hariç olmak üzere mesai saatleri dışında gelir getirici çalışmalarından doğan katkılarına karşılık olarak yüzde 50'sini, geçmeyecek şekilde ayrıca aylık ek ödeme yapılır” düzenlemelerine yer verilmiştir.


Bu düzenlemelerle;


a) Yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme, hayatını beden ve ruh sağlığı içinde sürdürebilme hakkı ihlal edilmektedir.

2004 Mali Yılı Bütçe Kanunu’nun ilgili maddesine dayanarak yürürlüğe giren ve Sağlık Bakanlığı’na bağlı sağlık kurumlarını kapsayan “Döner Sermaye Gelirlerinden Performansa Dayalı Ödeme” sistemi “Sağlık hizmeti arzını arttırmak için geliştirilmiştir” ve son 7 yılda hekime başvuru sayısının 3 kat artması sonucu ile bu sistem arasında yakın bir ilişki bulunmaktadır. “Sistemin temeli hekimlerin yapmış oldukları tüm işlemleri kayıt altına alarak ölçmeye dayanmaktadır. Bu şekilde hazırlanan, yaklaşık 5 bin tıbbi işlemden oluşan performans puanlama listesi vardır. Bu sistemde hekimlerin daha fazla maddi gelir elde etmek için daha fazla hizmet (işlem sayısı) sunması esas alınmıştır.


Sistemin Sağlık Bakanlığı’na bağlı eğitim hastanelerindeki uygulama sonuçlarıyla ilgili Türk Cerrahi Derneği’nin 12 Haziran 2009 tarihli raporuna göre performans sisteminin etkileri şöyledir:


• Cerrahi tedavi endikasyonlarında genişleme, işlem sayısında artış olmuştur,
• Etik kuralları zorlayan uygulamalarda artış olmuştur,
• Ameliyat tercihlerinde hastanın ihtiyaç ve cerrahın deneyimi yerine performans puanı öne çıkmıştır,
• Eğitim ve hizmet arasındaki denge hizmet lehine bozulmuştur,
• Hizmet ağırlıklı çalışma nedeniyle eğitim ve araştırma hastaneleri 2. basamak standart devlet hizmet hastaneleri haline dönüşmektedir,
• Kliniklerde ve klinikler arası mortalite toplantısı, seminer, konsey, olgu tartışması gibi eğitim etkinliklerinde azalma olmaktadır,
• Yapılmayan bilimsel toplantı, ders gibi eğitim faaliyetlerini yapılmış gibi gösterme sözkonusu olmaktadır,
• Asistan eğitimine yeterince özen gösterilmemesi, zamanı iyi kullanmak adına ameliyat vb. uygulamaların asistanlar yerine uzmanlar tarafından yapılması gözlenmektedir,
• Branşlar arasında ortaya çıkan farklar suni bir önemli önemsiz ayrımına yol açmaktadır. (Ek 4)


Türk Tabipleri Birliği Etik Kurulu tarafından 2009’da yayımlanan ve 1469 hekimin katıldığı bilimsel araştırmada ulaşılan sonuçlar, yukarıda belirtilen etkileri doğrulamaktadır.2


Bu araştırmada da döner sermaye gelirlerinden performansa dayalı ödeme sisteminin;


• Tetkik sayısını,
• Endikasyonsuz müdahaleleri,
• Etik olmayan uygulamaları,
• Uygulama hatalarını arttırdığı,

Verilen sağlık hizmetinin niteliğini, hasta başına düşen muayene süresini azalttığı belirtilmektedir.

Hekimler eğitim hastanelerinde;

• Beceri kazandırma eğitimine ayrılan sürenin,
• Hasta başı eğitim süresinin,
• Asistanların teorik eğitimine ayrılan sürenin,
• Sürekli tıp eğitimine katılma sıklığının,
• Literatür okumaya ayrılan sürenin azaldığını tespit etmektedir.


Araştırmanın sonuçlarına göre döner sermaye gelirlerinden performansa dayalı ödeme sistemi uygulaması;

• Dürüst çalışmayı,
• Bilimsel araştırma yapmaya ilgiyi,
• Topluma daha iyi hizmet verme olanağını olumsuz etkilemektedir.


“Tüm bu sonuçlar, etik değerlerden uzaklaşmış, hasta sağlığını ve mesleki bilgisini geliştirme çabasından çok, puan toplama kaygısına düşmüş, ekip ve dayanışma anlayışından uzaklaşmış, bireyci bir hekim tipi yaratma tehlikesi taşıdığını” göstermektedir.(Ek 5)

Hekimin aylık aldığı ücretin arttırılmasının, üstelik normal ücretinin birkaç kat üzerine çıkarabileceği varsayılan ücretinin; baktığı hasta sayısı, yaptığı ameliyat, tetkik veya girişimlerden alacağı puan türüne göre belirlenmesi yukarıda da belirtildiği üzere sağlık hizmetini olumsuz etkileyecektir. Bu olumsuz etkilerin içinde hastaya ayrılan sürenin azalması, sağlık hizmetinde niteliğin değil niceliğin öne geçmesi, hastanın gereksinim duyduğu sağlık hizmetine ulaşamaması, yapılacak girişimlerin hastaya en uygun olana göre değil daha çok puan ve gelir sağlayana göre belirlenmesi gibi sonuçlar yer almaktadır.

Anayasa Mahkemesi, sevk ettiği hasta sayısı belli bir oranı aşan “Aile Hekimi”nin ücretinde kesinti yapılmasına ilişkin hükmü “Anayasa'nın, 2., 5., 17. ve 56. maddeleriyle kişilere, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme ve hayatını beden ve ruh sağlığı içinde sürdürebilme hakkı tanınmış ve Devlete de, herkesin maddi ve manevi varlığını geliştirmesi için gerekli şartları hazırlama, kişilerin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlama görevi verilmiştir. Kişilerin maddi ve manevi varlıklarını geliştirilebilmelerinin, mutlu ve huzurlu olabilmelerinin başlıca şartı, ihtiyaç duydukları anda sağlık hizmetlerine ulaşıp ihtiyaç duydukları oranda bu hizmetlerden yararlanabilmeleridir. Devlet için bir görev ve kişiler için de bir hak olan bu amacın gerçekleştirilmesinde, bu haktan yararlanmayı zorlaştırıcı ya da zayıflatıcı düzenlemeler Anayasa'ya aykırı düşer.” gerekçesi ile iptal etmiştir.3 (Ek 6)

Sağlık hizmeti sunumuna doğrudan bağlı bir ücret ödeme sistemi öncelikle yaşam hakkı, maddi ve manevi varlığını geliştirme hakkı ile devletin bu alandaki ödevlerine ilişkin Anayasal normları ihlal etmektedir.

b) Sağlık hizmeti tüketimine ve döner sermaye gelirlerinin arttırılmasına dayalı ücretlendirme yöntemi, tıp ve tıpta uzmanlık eğitimi için zorunlu olan bilimsel özerklik ile bağdaşmamaktadır.
Kanun’un 5. maddesiyle 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun 58. maddesinde değişiklik yapılarak yükseköğretim kurumlarında döner sermaye işletmesi kurulması ve Sağlık Bakanlığı’na bağlı sağlık kurum ve kuruluşlarında uygulanan sisteme paralel olarak döner sermayeden personele katkısı oranında ek ödeme yapılması düzenlenmiştir. Döner sermaye işletmelerinin gelirlerinin ise işletme adına yapılan mal ve hizmet satışları ile diğer gelirlerden oluşacağı ifade edilmektedir.

Üniversite hastaneleri ise 2547 sayılı Yasa’nın 3. maddesinin (j) bendine dayanılarak kurulan uygulama ve araştırma merkezleridir. Yasa’da bu merkezler yükseköğretim kurumlarında eğitim öğretimin desteklenmesi amacıyla çeşitli alanların uygulama ihtiyacı ve bazı meslek dallarının hazırlık ve destek faaliyetleri için eğitim-öğretim, uygulama ve araştırmaların sürdürüldüğü bir yükseköğretim kurumu olarak tanımlanmaktadır.

Uygulama ve araştırma merkezlerinin kurulmasındaki temel amaç üniversitelerde verilen eğitim ve öğretim faaliyetlerini desteklemek, öğrencilerin eğitim-öğretim faaliyeti kapsamında uygulama yapmalarını sağlamaktır. Üniversite hastanelerinin temel amacı da tıp fakültesi öğrencileri ile uzmanlık eğitimi alan hekimlerin eğitimlerinin bir parçası olarak uygulama yapmalarıdır. Bu faaliyet kapsamında öğretim üyeleri ile onların gözetiminde öğrenciler tarafından sağlık hizmeti sunulmaktadır.

Nitekim maddenin gerekçesinde, üniversitelerin, üniversite dışına hizmet sunumunun teşvik edildiği ve böylece döner sermaye gelirlerinin arttırılmasının öngörüldüğü belirtilmiştir. Bunun için belirlenen sistemin de Sağlık Bakanlığı’na bağlı sağlık kurum ve kuruluşlarında uygulanan sisteme paralel olacağı ifade edilmiştir. Sağlık Bakanlığı’na bağlı sağlık kurum ve kuruluşlarında uygulanan sistem 209 sayılı Yasa’da Sağlık Bakanlığına Bağlı Sağlık Kurumları İle Esenlendirme (Rehabilitasyon) Tesislerine Verilecek Döner Sermaye Hakkında Kanun ile düzenlenmiştir. Bu Kanun’un 5. maddesi ile personele yapılacak ek ödemenin personelin unvanı, görevi, çalışma şartları ve süresi, hizmete katkısı, performansı, serbest çalışıp çalışmaması ile muayene, ameliyat, anestezi, girişimsel işlemler ve özellik arz eden riskli bölümlerde çalışma gibi unsurlar dikkate alınarak belirleneceği yukarıda ifade edilmiştir.

Anayasa’ya aykırılığı ileri sürülen Yasa maddesi ile yükseköğretim kurumlarının esas amaçları olan eğitim-öğretim faaliyetlerini ortadan kaldırarak üniversitelerin, bilimsel özerkliğe sahip kamu tüzelkişileri olduklarını düzenleyen Anayasa’nın 130. maddesine aykırılık oluşturulmuştur. 130. maddenin gerekçesinde de, yasaya bırakılan konuların "bilimsel özerklik" ilkesi göz önünde bulundurularak düzenlenmesi gerektiği vurgulanmıştır.

Anayasa Mahkemesi kararlarında “bilimsel özerklik; siyasal çevrelerin, özellikle iktidarların ve ayrıca çeşitli baskı gruplarının, üniversite çalışmalarıyla öğretim ve eğitimini etki altında tutabilmeleri yolunu kapatmak ve bu faaliyetlerin bilimsel gerekler ve gereksinmelerden başka, herhangi bir dış etkiden uzak kalacak bir ortamda sürdürülmesini sağlamak” olarak açıklanmıştır.4

Bilimsel özerklik kavramı, yargı içtihatları ve öğretide, bilimsel çalışmaların üniversite ortamında amacına uygun yürütülebilmesinin olmazsa olmaz koşulu olarak görülmekte ve kişi ve kurumların baskısı, yönlendirmesi olmadan sadece bilimsel ölçütler ve etik kurallar çerçevesinde eğitim, öğretim, araştırma ve yayın yapabilme olanaklarına sahip bulunmalarını da içinde barındırmaktadır. (Ek 7)

Üniversitelerin bilimsel özerklik derecelerinin saptanmasında ise, üniversitelerde yürütülen eğitim, araştırma, yayın ve benzeri etkinliklerin planlanması, düzenlenmesi ve icra edilmesi aşamalarında, yönetim yetkisinin ne oranda serbestçe kullanılabildiği ve bu konularla ilgili gerekli kararların üniversite yönetim organlarınca ne ölçüde serbestçe alınabildiği hususlarının belirleyici olduğu kabul edilmektedir. (Ek 8)

Anayasa Mahkemesi’nin içtihatları uyarınca “Anayasa’nın 130. maddesi, üniversite çalışmalarını, eğitim ve öğretimin her türlü dış etkiden uzak, bilimin gerektirdiği yansız ve baskısız bir ortam içinde yapılmasını sağlayacak biçimde düzenlenmiştir. Anayasa’da, üniversiteler konusunda yasama organını bağlayan ilkeler ve hükümler 130. maddede özel olarak belirtilmiştir. Bu ilkelere dayanarak kurulan ve Devlet yapısıyla bilim kuruluşları içinde yer alan üniversiteye, Devletin herhangi bir yönetim kademesinin, bu kurallarla bağdaşmayacak müdahaleler yapmasına ve böyle bir karışmaya olanak verecek yasal düzenlemelerde bulunulmasına yer yoktur...”

‘Tam Gün uygulamasına tıp fakülteleri açısından bakıldığında en önemli nokta tam gün çalışmanın özünün, öğretim üyelerinin başkaca (para vs) bir şey düşünmeksizin bütün varlıklarını eğitim, araştırma ve hizmete adamalarını sağlamasıdır. Bir başka deyişle tam gün çalışma niteliksel bir tutumdur. Bir değerler bütünüdür. Hizmet ve/veya üretimin artması için yapılan bir düzenleme değildir.’

Her ne kadar 2547 sayılı Yasa’nın 58. maddesinde yapılan değişiklikle ek ödeme miktarı belirlenirken bilimsel çalışma ve eğitim etkinliklerinin dikkate alınacağı belirtilmişse de bu hükümlerin, sunulan sağlık hizmeti gelirlerinden performansa dayalı ödeme sisteminin eğitim ve bilimsel araştırmalar üzerinde yaratacağı tahribatı önlemesi söz konusu değildir. Tıp ve dişhekimliği fakültelerinde öğretim üyesi olan hekimlerin, emeklerinin karşılığı olan bir ücret düzenlemesine gidilmeksizin bu öğretim üyelerinin daha fazla sağlık hizmeti sunması ve döner sermaye geliri elde etmesi üzerine kurulu ek ödeme sisteminin; eğitim öğretim faaliyetleri ile bilimsel araştırma ve çalışmalarının serbestçe belirlemesinin önüne geçeceği açıktır.

İptali istenilen hükümler ile üniversite hastaneleri de performansa dayalı ödeme uygulaması ile sağlık hizmeti tüketimini kontrolsüz bir şekilde arttıran sisteme dahil edilmiştir. Varlık nedeni eğitim ve araştırma olan üniversite hastanelerinin yalnızca sağlık hizmeti bedellerinden oluşan döner sermaye gelirleri ile çalışır duruma getirilmesi üniversite döner sermayesine gelir getirici özelliği olmayan eğitim ve bilimsel çalışmaların geri plana itilmesine neden olacaktır. Daha önceki düzenlemelerde yer almazken döner sermayeden ek ödeme için tıp fakültesi öğretim üyeleri ve araştırma görevlilerinin gelir getiren görevlerde çalışıp çalışmama ölçütüne göre farklı tavan oranları belirlenmesi de bu durumu açıkça ortaya koymaktadır.

Kaldı ki hizmet açısından bakıldığında, üniversite hastanelerinin esas olarak hizmet miktarını arttırmaktan çok (hali hazırda ülkemizdeki sağlık hizmeti sunumunun % 20’si üniversite hastanelerinde yapılmaktadır) hizmet spektrumunu genişletme, nadir yapılan işleri yapabilme gibi niteliksel gelişmeye ihtiyacı vardır. Oysa getirilen düzenlemeler üniversite hastanelerini yalnızca hizmet niceliğini arttırmaya zorlayıcı niteliktedir. Bu durum bilimsel özerkliğin güvence altına alındığı Anayasa’nın 130. maddesine aykırıdır.

Diğer yandan 5947 sayılı Yasa maddeleri döner sermaye gelirlerinde bir artış olanağı sağlamadan, giderlerin belirgin şekilde arttırılmasına neden olacak düzenlemeler içermektedir. Nöbet paralarının döner sermayeden ödenmesine yönelik düzenleme, part-time çalışan hekimlerin tam gün çalışmaya geçişleri ile birlikte mevcut döner sermaye gelirlerinin daha çok personele paylaştırılması, çalışan diğer personelin, araştırma görevlilerinin, idari personelin döner sermayeden alacakları ek ödeme oranlarının arttırılması vb. düzenlemeler giderleri artıracaktır. Mevcut oranları bile karşılayamayan döner sermaye işletmeleri Yasa’nın gerekçesinde belirtilen iyileştirmeleri gerçekleştirmekten uzaktır.

c) Sağlık hizmeti tüketimine ve döner sermaye gelirlerinin arttırılmasına dayalı ücretlendirme yöntemi, sağlık hizmetinde kamu kaynaklarının tasarruflu kullanılması ilkesine de aykırıdır.
Yukarıda değinildiği üzere, sağlık hizmeti tüketiminin arttırılması ile alınacak ücretin artışına olanak sağlayan uygulamalar; hastanın gereksinimi ile uyumlu olmayan tanı ve tedavilerin ile sağlık harcamalarının artış nedenleri içinde yer almaktadır.

Sağlık harcamaları 2004’de 16,8 Milyar TL iken 2 kat artarak 2008’de 32,1 Milyar TL’ye ulaşmıştır. 2007’de özel hastanelerin sisteme dahil edilmesi ile bu hastanelerin sağlık harcamalarından aldığı pay artmış, üniversite hastanelerinin payı ise azalmıştır. Sosyal Güvenlik Kurumu 2008 yılı sağlık harcamaları için 34 702 000 000 TL ayırmış, bunun %42’si (14 664 000 000 TL) ilaç giderleri için eczanelere, geriye kalan %58’in (19 332 000 000 TL nın) %55’i Sağlık Bakanlığı hastanelerine, %28’i özel hastanelere, %17’si de (3 286 000 000 TL) üniversite hastanelerine ayrılmış durumdadır.

2004-2008 döneminde bütçeden ödenen ilaç harcamaları 7,8 Milyar TL’den 13 Milyar TL’ye çıkmıştır. Daha önemlisi toplam sağlık harcamaları içinde ilaç harcamalarının oranı 2008 itibarıyla % 45 civarında olup bu oran da 2000 yılına göre iki kat artmıştır. İlaç harcamalarındaki ve diğer tedavi edici sağlık hizmetlerindeki artışın bir nedeni hekim başına hasta başvuru sayısının 2,4’den 6,3’e çıkması ise de birinci ve ikinci basamak sağlık kurumlarında performansa (yapılan tıbbi işlem sayısına göre) dayalı ödeme sisteminin de sağlık harcamalarını arttıran nedenler arasında olduğu bilinmektedir.

Bu durum Anayasa’nın 56. maddesinde yer alan “Devletin, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenleme” yükümlülüğüne aykırıdır.

d) Döner sermayeden performansa dayalı ücretlendirme yöntemi kamu personelinin ve çalışanların ücretlendirilmesi ve korunmasına ilişkin Anayasa normlarına aykırıdır.

Değiştirilen 4. fıkra ile personelin katkısıyla elde edilen döner sermaye gelirlerinden personele bir ayda yapılacak ek ödeme tutarının en yüksek hangi yüzdelik oranda olacağı düzenlenmiştir. Madde ile kamu sağlık kuruluşlarında çalışanların gelirleri ücretten çok daha yüksek oranda döner sermaye gelirlerinden performansa dayalı ek ödemeye bağlanmıştır.

Buna göre döner sermaye ödemesinin ilgili personelin bir ayda alacağı aylık, yan ödeme ve her türlü tazminat toplamın yüzde kaçını geçemeyeceği belirlenmiş, bunun dışında döner sermaye ödemesine yönelik tüm yetki yürütmeye bırakılmıştır.

Anayasa’nın 7. maddesinde; “Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez.” kuralı bulunmaktadır. Yasama yetkisi asli bir yetki olduğundan ve Türk hukukunda kanunla düzenleme alanı konu itibariyle sınırlandırılamadığından yasama organının dilediği alanı Anayasa ilkelerine uygun olmak koşuluyla düzenleme yetkisi bulunmaktadır.5

Yasayla düzenlenmesi Anayasa’da öngörülen bir konuda yasama organının, “temel ilkeleri koyması, çerçeveyi çizmesi, sınırsız, belirsiz geniş bir alanı yönetimin düzenlemesine bırakmaması” gerekir.6 (Ek 9 )

Bir başka deyişle yasama organı, sahibi olduğu yasama yetkisinin asli, devredilemez niteliğiyle birlikte yürütme ve idarenin türevsel, istisnai, sınırlı düzenleme yeteneğini dikkate almak suretiyle temel esaslarını düzenlediği konularda yürütme ve idareye düzenleme yetkisi tanıyabilir. Kamu görevlilerini ilgilendiren düzenlemeler söz konusu olduğunda, statünün yapıcı unsurlarının da kanunla düzenlenmesi gerekli olmaktadır.

Yasa değişikliğini inceleyecek olduğumuzda personelin döner sermayeden elde edeceği gelirin idarenin inisiyatifine bırakılması, yalnızca yüzdelik üst baremin saptanması Anayasa Mahkemesi kararları ile örtüşmemektedir. Kaldı ki yürütme organına yetki tanırken de, “idarenin yargısal denetiminin etkinliğini engellemeyecek” objektif kuralların konulması zorunludur.7
Bu nedenle 5947 sayılı Üniversite Ve Sağlık Personelinin Tam Gün Çalışmasına Ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 1. maddesi ile değiştirilen 209 sayılı Sağlık Bakanlığına Bağlı Sağlık Kurumları ile Esenlendirme (Rehabilitasyon) Tesislerine Verilecek Döner Sermaye Hakkında Kanunun 5. maddesinin 4.fıkrası idareye tanıdığı yetki nedeni ile başta Anayasa’nın 7. maddesine aykırıdır.

Bununla birlikte Yasa’da yer alması gereken temel esas ve hükümler düzenlenecek konuya göre değişiklik de göstermektedir. Yüksek güvenceli bir çalışma statüsünü oluşturan memur ya da kamu görevlilerini ilgilendiren yasal düzenlemelerde statünün yapıcı unsurlarının Kanun’la belirlenme zorunluluğu daha da önem taşımakta, Anayasanın 128. maddesinin 2.fıkrası da bu savı doğrulamaktadır.

Anayasa Mahkemesi'nin kamu personeline ilişkin 28.9.1988 günlü kararında "…Bilindiği üzere, kamu görevlileri ile kamu yönetimleri arasındaki hizmet ilişkileri kural tasarruflarla düzenlenmektedir. Kamu personeli, belirli bir statüde, nesnel kurallara göre hizmet yürütmekte, o statünün sağladığı aylık, ücret, atanma, yükselme ve nakil gibi kimi öznel haklara sahip olmaktadır.”8 denilmiştir.

Öğretide ise “statü rejimi personelin kariyere dayalı liyakat sistemi temelinde yaşam boyu mesleğini sürdürmesini sağlayan yüksek güvenceli çalışma düzeni olarak” tanımlanmıştır.”9 “Kariyer sisteminde ücreti belirleyen unsur, görevin konumudur. Kişiye yapılan ödeme kişinin performansına değil mevkiine yapılmaktadır. Ödemeler işin karşılığı değil, rütbeye yakışır bir hayat sürme aracıdır. “10

Bu bağlamda döner sermayelerden yapılacak ödemelerin mali ölçekli özlük haklarını doğrudan etkileyen bir nitelik ve belirleyicilik kazanması kamu personel rejimi ile uyumlu değildir. Öyle ki ek ödemelerin maaş ödemesinden birkaç kat fazla olabileceğinin öngörülmesi ek ödemenin asli, maaşın ise tali bir ödeme biçimi haline geldiğinin somut göstergedir.

Bilançosunda borcu görünen döner sermaye işletmelerinden personele ek ödeme yapılamayacak olması, devlet hastanelerinin döner sermaye gelirlerinin siyasi iktidar tarafından silinebilmesi, döner sermaye gelirlerinin azalması halinde ek ödemelerde azalma olması, bütçe yılı sonunda döner sermaye fazlalılığının Hazineye gelir olarak kaydedilmesi, döner sermaye gelirlerini artıran bir düzenleme yokken döner sermayeye dayalı giderlerin artırılması gibi unsurlar bütün olarak düşünüldüğünde döner sermaye ödemesinin, oluşturulan sistemde esas belirleyici hale getirilmesi Anayasanın 128. maddesinin 2. fıkrasına aykırılık oluşturmaktadır.

Diğer yandan Sağlık Bakanlığına bağlı sağlık kurum ve kuruluşlarında görevli personele döner sermaye gelirlerinden yapılacak ek ödeme performansa göre şekillenmektedir. Bu sistemde hastanelerde yapılmakta olan 5200 işlemin bağıl değerleri belirlenerek puanlandırılmış, hekimlerin yaptığı işlemlere karşılık ortaya çıkan puan üzerinden ödeme yapılmaktadır. Bir başka ifadeyle Sağlık Bakanlığı hastanelerinde öteden beri uygulanan döner sermaye ve eski SSK Hastanelerinde uygulanan ek ödeme uygulamalarından farklı olarak, kişilerin performansları “ödüllendirilmekte” ve böylece hekimler birbirinden tamamıyla farklı miktarlarda ek ödeme almaktadır. Sağlık Bakanlığı tarafından bu sistem, çalışanın/performans gösterenin ödüllendirilmesi olarak sunulmaktadır. Bu sistemde özetle; hekimlerin, yaptıkları her işlem idarenin ilan ettiği çizelgede belirtilen puanlamaya göre ayrı ayrı hesap edilmekte ve bir puan toplamına ulaşılmaktadır. Ayrıca hekimin çalıştığı klinik puanı bulunmakta, bu puanlara aktif çalışılan gün sayısı, kadro unvan katsayısı, hastane toplam puanı gibi bir dizi puanlama hesabı da dahil edilmekte ve sonuç olarak net performans puanına ulaşılmaktadır.

Ancak bu sistemde bir hekimin, liyakatı, deneyimi gibi kriterler belirleyici değildir. Yine bu sistemde farklı uzmanlık dallarında hizmet veren hekimlerin yerine getirdikleri görevler arasında, adeta önemli-önemsiz ayrımı yapılarak farklı puanlamalar getirildiğinden, artık tüm uzman hekimlere eşit ve aynı uygulanan bir sistem de söz konusu değildir. Örneğin Sağlık Bakanlığı verilerine göre 2008 yılında göğüs cerrahisi, enfeksiyon hastalıkları uzman hekimlerinin ek ödeme ortalaması net 3750-4000 TL iken ortopedi ve travmatoloji, radyoloji, kardiyoloji, kulak-burun-boğaz hastalıkları ve göz hastalıkları uzmanı hekimlerinin 4500-5000 TL arasındadır. Üstelik aynı uzmanlık unvanına sahip ve aynı iş yapan hekimler de sırf farklı hastanelerde oldukları için farklı ücret almaktadır. Her sağlık kurumunda ve her uzmanlık alanında farklı ödemeler, eşitsizlik ve çatışma ortamı yaratmaktadır.

Kamu personel rejiminin ana dayanaklarına aykırı olan bu sistem, Anayasa’nın kanun önünde eşitlik başlıklı 10. maddesini, ücrette adalet sağlanması başlıklı 55. maddesini ihlal etmektedir. Anayasanın 55. maddesi çalışanların yaptıkları işe uygun adaletli bir ücret elde etmeleri için gerekli tedbirleri almakla devleti yükümlü tutmakta ve 176. maddesinde Anayasa metnine dahil olduğu vurgulanan Başlangıç kısmının 8. fıkrasında "Her Türk vatandaşının .... onurlu bir hayat sürdürme ve maddi ve manevi varlığını bu yönde geliştirme hak ve yetkisine doğuştan sahip olduğu ...."na işaret edilmektedir.

Maaşın esnek bir ödeme sistemine tabi kılınması ise yüksek güvenceli çalışma statüsünün ortadan kaldırılması anlamı taşımaktadır. Nitekim maaş, kamu hizmeti görmek üzere belli bir kadroya atanmış kişiye, hizmetleri (emekleri) karşılığında yasayla belirlenmiş koşullarda ve zaman dilimlerinde yasada o kadro için öngörülmüş olan ve memurun bulunduğu dereceye göre kesinleşen miktarda yapılan ödemedir. Sağlık personelinin ürettiği performans sonucunda döner sermayeden almış olduğu para da bu itibarla maaş niteliğindedir. Sağlık hizmetlerinin sağlık hakkını sağlayacak biçimde düzenlenmesi ve bu kapsamda tüm hekimlere emeklerine paralel, düzenliliği ve sürekliliği olan bir şekilde ücret verilmesini sağlamayarak hekimler arasında farklılık yaratmak ve de esnek bir modele dayalı ödeme rejimi öngörmek ücrette adaletin sağlanması başlıklı Anayasanın 55. maddesine aykırıdır.

Anayasa’nın 2. maddesinde ise "Türkiye Cumhuriyetinin sosyal bir hukuk devleti olduğu"na işaret edilmekte ve bu ilke ile Devletin kendi koyduğu hukuk kurallarına uyması ve çalışan, çalıştığı halde karşılığını yeterince alamayan ve mutlu bir yaşantıya kavuşamayan kişilere yardımcı olmasının amaçlandığı, Anayasa Mahkemesi’nin pek çok kararında vurgulanmış bulunmaktadır. Anayasa’nın 2. maddesinde ifadesini bulan "sosyal devlet" ilkesini yaşama geçirmenin, kişilerin maddi ve manevi varlıklarını serbestçe geliştirebilecekleri bir ortamın maddi koşullarını yaratmak suretiyle bireysel ve toplumsal huzuru ve kalkınmayı sağlama gereğinden kaynaklandığına kuşku bulunmamaktadır. Döner sermaye gelir ve giderine göre belirlenen, değişken, öngörülebilir olmayan bir ödeme biçimini kamu görevlilerinin temel geliri haline getirmek sosyal devlet ilkesine aykırıdır.

Bu nedenlerle 5947 sayılı Üniversite Ve Sağlık Personelinin Tam Gün Çalışmasına Ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 1. maddesi ile değiştirilen 209 sayılı Sağlık Bakanlığına Bağlı Sağlık Kurumları ile Esenlendirme (Rehabilitasyon) Tesislerine Verilecek Döner Sermaye Hakkında Kanunun 5. maddesinin 4.fıkrası ile 5. maddesi ile değiştirilen 2547 sayılı Yasa’nın 58. maddesi Anayasa’nın 2,7,10, 49, 55 ve 128. maddelerine aykırıdır.


#6
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
3. Mesai saatleri dışında fazla çalışmaya ilişkin Yasa hükümlerinde, hekimlerin fazla çalıştırılma süresine üst sınır getirilmeyerek dinlenme hakkı ihlal edilmekte, hastaların sağlıkları riske atılarak yaşam ve sağlık hakkına ilişkin Anayasa normlarına uyulmamaktadır.


5947 Sayılı Üniversitelere ve Sağlık Personelinin Tam Gün Çalışmasına ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 1. maddesi ile değiştirilen 209 sayılı Sağlık Bakanlığına Bağlı Sağlık Kurumları ile Esenlendirme (Rehabilitasyon) Tesislerine Verilecek Döner Sermaye Hakkında Kanun’un 5. maddesinin 4.fıkrasında ve 5. madde ile değiştirilen 2547 sayılı Yasa’nın 58. maddesinin © fıkrasının 2. bendinin ikinci paragrafında hekimlerin mesai saatleri dışında gelir getirici çalışmalarından doğan katkılarına karşılık olarak ayrıca ek ödeme yapılacağına yer verilmiştir.

Bu maddenin yanı sıra 657 sayılı Yasa’nın Ek 33. maddesini değiştiren 10. maddede sağlık kurum ve kuruluşları ile üniversite hastanelerinde çalışan hekim ve tüm sağlık personeli ile diğer çalışanların tümünün haftalık çalışma süresi dışında normal, acil veya branş nöbeti ile diğer tüm nöbetlerine göstergede belirtilen ölçüde döner sermayeden karşılanmak üzere nöbet ücretinin verilmesi düzenlenmektedir.

Nöbetlerin ücretlendirilmesi olumlu olmakla birlikte performansa dayalı ek ödeme yöntemi ile hekimi mesai dışı çalıştırarak ücretini arttırmaya yöneltmektedir. Bu haliyle hekimler normal mesainin çok üzerinde uzun saatler çalışmak durumunda kalacaktır. Uykusuz, yorgun hekimin dikkatinin azalacağı, hata yapma riskinin artacağı açıktır. Bu durumdan hem toplum sağlığı zarar görmekte hem de hekimler dinlenme hakkından yoksun kalmaktadır. Bu nedenle ilgili Yasa maddelerinde çalışma süresine üst sınır getirilmemesi, hekimlerin dinlenme süresi olmaksızın bir çalışma modelinde hizmet üretmelerine yol açacaktır.


Oysaki;


• Anayasa’nın 17. maddesinin 1. fıkrasına göre; “Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.”

• Anayasa’nın 50. maddesinin 3. fıkrasına göre dinlenmek “çalışan herkesin hakkıdır.”

Nitekim 4857 sayılı İş Kanunu’nun 63. maddesine göre işçiler 45 saatlik haftalık çalışma süresine tabidirler. İşçilerin fazla çalışmaları günde üç saati geçemeyeceği gibi bütün bir yıl boyunca fazla çalışmalarının toplamının da 270 saati aşamayacağı Kanunla açıkça düzenlenmiştir.


Öte yandan gece çalışmaları ile ilgili olarak çalışma süreleri daha da azaltılmıştır.

• ILO’nun 1935 tarih ve 47 nolu sözleşmesinde çalışanların haftalık çalışma süresi 40 saat11 olarak belirlenmiştir,
• 1977 tarihli ve 149 sayılı Sağlık Çalışanları Sözleşmesi’nde sağlık çalışanları açısından haftalık çalışma saatinin 40 saat olarak kabulü zorunludur,

• Avrupa Birliği Parlamentosu’nun üye ülkeler açısından bağlayıcı ve zorunlu olan 1993 tarih ve 104/EC ve 2003 tarih ve 88/EC sayılı direktiflerine göre, hekimlerin günlük çalışma süresi zorunlu durumlarda 10 saat olmak üzere 8 saat olup bu süre haftalık 40 saati aşmayacaktır. 10 saatlik günlük çalışma süresi belirlenmesi durumunda dahi bu sürenin yılda en az 24 hafta ortalama 8 saatlik çalışma süresi şeklinde tutturulması zorunludur.

• Avrupa Birliği Mahkemesi’nin 03.10.2000 tarihli SİMAP ve 09.09.2003 tarihli JAGLER kararında, hekimlerin nöbetler dahil haftalık çalışma sürelerinin en çok 48 saat olabileceği belirtilmiştir.12 Hekimlerin her 8 veya 10 saatlik çalışma periyotları arasında en az 11 saatlik dinlenme süreleri bulunacaktır.

• Ağırlıkla hemşire ve yardımcı sağlık elemanlarının durumlarına ilişkin hükümler içermekle birlikte, 1977 tarihli ve 149 sayılı Sağlık Çalışanları Sözleşmesi’nin 6. maddesine göre sağlık çalışanları diğer izinlerinin yanında “çalışma saatleri, fazla mesailerinin düzenlenmesi, fazla mesaiye ilişkin alınan ek ücret ve haftalık dinlenme” hakları bakımından en az sözleşmeyi imzalayan imzacı ülkelerdeki diğer işçilere eşdeğer şartlardan yararlanacaktır.

Uluslararası sözleşmeler ve yargı kararları ayrıntıya da girerek çalışma süreleri ile izin ve dinlenme haklarını bir bütün olarak ele almış, süreleri belirlerken dinlenme ve izin hakkının zedelenmemesini amaçlamış, her 24 saatlik dilimde kişiye 11 saatlik kesintisiz dinlenme süresinin verilmesi gerektiği ifade edilmiştir. Yasa maddelerinde bu üst sınırlar ve dinlenme hakkına ilişkin ifadelerin yer alması Anayasa’nın 17 ve 50.maddelerinin gereğidir.

“Anayasa’nın öngördüğü, düzenlenmesini zorunlu kıldığı bir konudaki boşluk, aykırılık oluşturan bir eksiklik sayılarak iptal nedeni yapılmakla birlikte, yasakoyucunun anayasal ilkelere aykırı düşmeyen kimi durumlar ve kimileri için, kimi nedenlerle, kimi düzenlemelere yer vermemesi eksikliği, iptal nedeni kabul edilemez. ”13

Bu bağlamda Anayasa’nın öngördüğü hakların ilgili Yasa maddelerinde yer almaması yasa koyucu takdiri olarak değerlendirilemez. Yaratılan boşluk Anayasal hakların yok sayılmasına neden olacağından ve kamu görevlilerini ilgilendiren düzenlemeler söz konusu olduğunda, statünün yapıcı unsurlarının da kanunla düzenlenmesi gerektiği Anayasa’nın 128. maddesinde yer aldığından çalışma süresine üst sınır getirilmemesi ve dinlenme hakkına açıkça yer verilmemesinin Anayasa aykırılık oluşturduğu açıktır.

Diğer yandan aşırı çalışma süreleri ve beraberinde mesai saatlerindeki düzensizliğin, hekimlerde bireysel olarak uyku düzensizliği, yemek alışkanlıklarında değişme, aile ve sosyal yaşam üzerinde rahatsız edici etkiler gibi olumsuzlukların ortaya çıkmasına yol açtığı bilim çevrelerinde yapılan araştırmalarda tespit edilmiştir. Keza aşırı çalışma saatleri ve kesintisiz çalışma; sağlık hizmetlerinin sunum ve kalitesini olumsuz etkilerken beraberinde, hizmeti sunan kişinin kendine ayıracağı zaman ve enerjinin de kısıtlamasına yol açmaktadır. Tüm bu olumsuz etkilerin tıbbi uygulamalara hastaların zarar görmesi ve mesleki hataların gerçekleşmesi şeklinde yansıyacağı açıktır.

Ayrıca uzun çalışma süreleri ve dolayısıyla meslek dışı boş zamanların kısıtlanması, hekimlerin kişisel gereksinimlerini doyurmasını engelleyecek, mesleki anlamda kendini yetiştirmesi ve araştırmalara zaman ayırması gibi mesleki yükümlülük ve hakların da önüne geçecektir. Hastalarla geçirilen uzun çalışma süreleri kısa vadede o hastaya yarar sağlar gibi görünürken; geleceğe dönük olumlu sonuçlar yaratabilecek araştırmaların ertelenmesine ve güncel gelişmelerin takip edilememesine yol açmaktadır.

Sonuç olarak Anayasa’nın 2. maddesinde öngörülen sosyal devlet, emek-sermaye dengesini kuran, zayıfları güçlüler karşısında koruyan, bireysel girişim ve sorumluluğu esas almakla birlikte bireylerin kendi güçleriyle üstesinden gelemeyecekleri sosyal riskleri üstlenen, bu yolla sosyal adaleti kuran devlettir. Bu ilke Anayasa’nın birçok maddesinde somutlaştırılmıştır. Anayasa’nın 5. maddesiyle devlet “kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya” çalışmakla yükümlü kılınmaktadır.

Anayasa’nın 49. maddesinde devletin çalışanların hayat seviyesini yükseltmek, çalışma hayatını geliştirmek için çalışanları ve işsizleri korumak ve çalışmayı desteklemekle yükümlü olduğu; 51. maddesinde çalışanların ve işverenlerin çalışma ilişkilerinde, ekonomik ve sosyal hak ve menfaatlerini korumak ve geliştirmek için önceden izin almaksızın sendikalar ve üst kuruluşlar kurma hakkına sahip bulunduğu; 53. maddesinde de işçiler ve işverenlerin karşılıklı olarak ekonomik ve sosyal durumlarını ve çalışma şartlarını düzenlemek amacıyla toplu iş sözleşmesi yapma hakkına sahip olduğu vurgulanmaktadır. Bu kurallar, çalışanların ekonomik ve sosyal hak ve menfaatlerini koruma mücadelelerinin temel bir Anayasal değer olarak kabul edildiğini göstermektedir. Bu Anayasal değerlerin yasa maddelerinde içerilme zorunluluğu bir tercih değil hukuk devletinin gereğidir.

Bu durum karşısında 5947 sayılı Üniversitelere ve Sağlık Personelinin Tam Gün Çalışmasına ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 1. maddesi ile değiştirilen 209 sayılı Sağlık Bakanlığı’na Bağlı Sağlık Kurumları ile Esenlendirme (Rehabilitasyon) Tesislerine Verilecek Döner Sermaye Hakkında Kanunun 5. maddesinin 4.fıkrasındaki mesai dışı çalışma kısmı ile ve 5. madde ile değiştirilen 2547 sayılı Yasa’nın 58. maddesinin © fıkrasının 2. bendinin ikinci paragrafında hekimlerin mesai saatleri dışında gelir getirici çalışmalarından doğan katkılarına karşılık olarak ayrıca ek ödeme yapılacağına dair ibareler ile 5947 Sayılı Üniversitelere ve Sağlık Personelinin Tam Gün Çalışmasına ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 10. maddesi ile değiştirilen 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunun Ek 33. maddesindeki aylık 120 saatlik nöbet ve 130 saatlik icap nöbeti tutulmasına ilişkin ibarelerin noksan düzenleme nedeni ile Anayasa Mahkemesi’ne taşınmasını istemekteyiz.


#7
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
4- Hekimlerin serbest çalışma hakkına yönelik sınırlama ve noksanlıklar Anayasa’nın 2, 13,17 ve 49. maddelerine aykırıdır.



5947 sayılı Kanun’un 6. maddesi ile 2547 sayılı Kanunu’na Geçici Madde 57 eklenmiş, yine aynı Yasanın 7. maddesi ile 1219 Sayılı Tababet ve Şuabatı Sanatlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun’un 12. maddesinin 2 ve 3.fıkraları değiştirilmiştir.

2547 Sayılı Kanun’da yapılan ekleme ile kısmi statüde görev yapmakta olan öğretim üyelerinden 1 yıl içerisinde talepte bulunanlar devamlı statüye geçecek olup talepte bulunmayanlar istifa etmiş sayılacaktır. 1219 sayılı Yasa’daki değişiklik sonucunda ise hekim ve dişhekimleri;


a) Kamu kurum ve kuruluşları,
b) Sosyal Güvenlik Kurumu ve kamu kurumları ile sözleşmeli çalışan özel sağlık kurum ve kuruluşları, Sosyal Güvenlik Kurumu ve kamu kurumları ile sözleşmeli çalışan vakıf üniversiteleri,
c) Sosyal Güvenlik Kurumu ve kamu kurumları ile sözleşmesi bulunmayan özel sağlık kurum ve kuruluşları, Sosyal Güvenlik Kurumu ve kamu kurumları ile sözleşmesi bulunmayan vakıf üniversiteleri, serbest meslek icrasından yalnızca birini icra edebilecektir.
d) Kurum tabipliklerinde çalışan tabipler ile mahalli idarelerde çalışan tabipler ise kurum dışında yalnızca işyeri hekimliği yapabileceklerdir.



Hekimlere yönelik çalışma sınırlamalarının getiriliş amacı Yasa’nın genel gerekçesinde;


• Her vatandaşımızın mümkün olan en yüksek standartta sağlık hizmetinden yararlanabilmesi için gerekli sağlık insan gücündeki yetersizliğinin devam ettiği,

• Kısmi zamanlı çalışma sisteminin, kamu kurumunda verimlilik azalması sonucunda hastanın bilinçli veya duruma bağlı olarak özel sektöre yönlendirilmesi sonucunu doğurduğu, kamusal kaynaklarla oluşturulmuş olan kadroların her halükarda kamu yararına hizmet eder hale getirilmesinin güvence altına alınması gerektiği,

• Zor ve riskli bir mesleği üstlenmiş olan hekimlerin, yoğun ve stres dolu bir günün yorgunluğundan sonra, başka bir mekanda çalışarak hastalarını görmesi, tedavi ve kontrol sorumluluğunu üstlenmesinin mesaisini ciddi bir şekilde böldüğü, bu durumda tam verimliliğin sağlanamadığı, hatta böyle bir çalışma düzeninin hasta güvenliği açısından da risk oluşturduğu,
belirtilmektedir.


5947 sayılı Kanun ile getirilen düzenlemelerin bu amacı gerçekleştirmekten uzak olduğu hatta çeliştiği görülmektedir.

Kanun ile;


• Tıp fakülteleri dahil kamu sağlık kuruluşlarında ücret artışının sağlanabilmesi için, aylık 120 saatlik nöbet hariç mesai dışında çalışma ve bu şekilde çalışanlara döner sermaye gelirlerinden performansa dayalı ek ödeme verilmesi ile çalışma süreleri kısaltılmamakta aksine uzatılmaktadır.

• Kamu kuruluşları arasında kısmi ya da vaka başına görevlendirme yöntemi ile parçalanmış çalışma kamu sağlık kuruluşları için de sürdürülmektedir.

• 2008 yılı Sosyal Güvenlik Kurumu verilerine göre SGK’nın ilaç dışındaki sağlık harcamalarının %28 i özel hastanelere aktarılmaktadır. Bu oran ile özel hastaneler, sağlık harcamaları içindeki payı %17 olan tıp fakültelerini aşarak Sağlık Bakanlığı’nın ardından ikinci sıraya oturmuştur. Üstelik kamu kaynaklarından özel hastanelere aktarılan bu payın içinde sosyal güvencesi bulunan vatandaşın cebinden ayrıca ödediği % 70 tutarında fark ücreti ve katkı payı bulunmamaktadır. Dolayısıyla hekimlere getirilen çalışma sınırlamaları ile ne kamu kaynaklarının özele aktarılması, ne vatandaşlarımızın ceplerinden özel sağlık hizmetleri için para ödemesi, ne de uzun çalışma saatleri ile birden fazla sağlık kuruluşunda parçalanmış çalışma biçimi ortadan kaldırılmaktadır. Yalnızca hekimlerin kendi tercihleri dışında kamu ya da özel işverenlerin belirlediği işlerde ve çok daha düşük ücretler karşılığında uzun saatler çalıştırılmaları amacına yönelik düzenlemeler yapılmıştır.

• Öte yandan çalışma sınırlamaları, halen yetersiz olan hekim sayısının dengeli dağılımını da sağlamaktan uzaktır. Özel hastanelerin, plansız bir biçimde, hekimlerin ve sağlık kuruluşlarının zaten yoğun olduğu yerlerde açılmalarına izin verilmiş ve sayıları hızla çoğalmıştır.14 Hekim dağılımındaki dengesizlik plansız ruhsatlandırma ile Sağlık Bakanlığı eliyle arttırılmıştır. (Ek 10)

• Hekim ve sağlık kuruluşu dağılımındaki dengesizlikleri daha da büyütecek bir biçimde kamu özel ortaklığı adı altında 25 yıllığına özel şirketlere ait olacak büyük entegre sağlık kampüslerinin yapımı çalışmalarına başlanmıştır. Bu kapsamda Kayseri’de 1548 Yataklı, Ankara’da ise 3056 yataklı bir Entegre Sağlık Tesisi yatırımlarının ön yeterlilik ihaleleri yapılmıştır.(Ek 11-12)

Gerçekte tam gün uygulamasından beklenen amaç hekimlerin günde sekiz saat çalışarak, emeklerine denk düşen, kişisel ve mesleki gelişimlerini sürdürebilecekleri, emekliliklerinde insanca yaşamalarına yetecek bir ücret karşılığında bölünmeden tek bir işte çalışma hakkına sahip olabilmeleridir. 5947 sayılı Kanun ile bu koşullar sağlanmadan kamu ve özel sağlık kuruluşlarında mesai saatlerinin dışında mesleklerini serbest olarak icra etme ve çalışma hakları ölçüsüz bir biçimde sınırlandırılmıştır. Üstelik bu sınırlandırıcı düzenlemeler eşitlik ilkesine aykırı bir biçimde kadroları farklı kurumlarda bulunan ancak aynı görevleri yapan hekimler yönünden ayrımcı düzenlemeleri içermektedir.

Tıp Fakülteleri öğretim üyeleri tarafından Vakıf üniversiteleri veya Devlet Üniversitesinde çalışıp çalışmamaya göre farklı uygulama yapılmaktadır.

Tıp Fakültelerinde kısmi çalışma statüsünde çalışanlar için tam gün statüsüne geçmek için Kanunun yürürlüğe girmesinden itibaren bir yıllık süre tanınırken, diğer kamu sağlık kuruluşlarında haftada 40 saat çalışarak mesleğini ayrıca serbest icra eden hekimlere tanına süre altı aydır. Altı aylık süre tanınmasına ilişkin düzenleme Anayasa’nın 10. maddesine aykırıdır.

Öte yandan kamu görevi dışında, işyeri hekimliği vb. görevlerini sürdüren ve emekli olduklarında kıdem tazminatına hak kazanacakları işlerde uzun yıllardır çalışan hekimlerin, bu işlerden Kanunda yer alan sınırlama nedeniyle ayrıldıklarında yaşayacakları hak kayıplarını giderecek bir düzenleme yapılmamıştır.


Yine hukuk devleti ilkesine güvenerek açtıkları özel sağlık kuruluşları için aldıkları alet ve malzemeler için borç altına giren hekimlerin işyerlerini Kanun nedeniyle kapatacak olmaları nedeniyle uğrayacakları zararları giderecek ya da hafifletecek hiçbir düzenleme Yasada yer almamaktadır.

Bütün bu nedenlerle 5947 sayılı Kanun’un 6. maddesi ile 2547 sayılı Kanunu’na eklenen Geçici Madde 57 maddenin son cümlesi olan “Bu süre içinde talepte bulunmayanlar istifa etmiş sayılır” ibaresinin , yine aynı Yasanın 7. maddesi ile 1219 Sayılı Tababet ve Şuabatı Sanatlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun’un 12. maddesinin 2 ve 3.fıkralarının,19. Maddenin a),c) ve e) bendlerinin Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti ilkesine, Anayasanın 13. ve 17. maddesine, 49. maddesine aykırı olduğu düşüncesindeyiz.



5- Mesleki Mali Sorumluluk Sigortasının zorunlu tutulmasına ve kamuda çalışan hekimlerle özel sağlık kuruluşlarında çalışan hekimlere sigorta primlerinin yarısının ödettirilmesine ilişkin Kanun hükümleri Anayasa’nın 11, 49 ve 166. maddelerine aykırıdır.



5947 sayılı Yasa’nın 8. maddesi ile 1219 sayılı Kanuna Ek madde 12 eklenmiştir. Madde ile tıbbi kötü uygulama nedeniyle hekimlerden talep edilebilecek zararlar ile kurumlarınca kendilerine yapılacak rüculara karşı mesleki mali sorumluluk sigortası zorunluluğu getirilmekte, primin yarısının hekimler tarafından diğer yarısının döner sermayesi olan kurumlarda döner sermayeden, döner sermayesi bulunmayan kurumlarda bütçeden, özel sağlık kurumlarında istihdam edenlerce ödeneceği düzenlenmiştir.

Bilindiği üzere hatalı tıbbi uygulamalar bir halk sağlığı sorunu olup, bu alanda hataların ortadan kaldırılması ve parasal kaynakların bu önceliğe göre harcanması gereklidir. Toplumsal kaynakların hatalı tıbbi uygulama sorununun nedenlerini ortadan kaldıracak biçimde kullanılması Anayasa’nın 166.maddesindeki ülke kaynaklarının verimli şekilde kullanılması olarak açıklanan planlama ilkesinin de gereği olup aynı zamanda sosyal devlet ilkesinin de sonucudur.

Ne var ki 5947 sayılı Yasa’nın 8. maddesi her iki Anayasa normunu da ihlal etmektedir. Öyle ki Cumhuriyet Halk Partisi Mersin milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün gerek özel gerekse kamu hastanelerinde oluşan tıbbi uygulama hataları nedeniyle yaşanan ölüm ile sakat kalmalara ilişkin soru önergesi Sağlık Bakanı Recep Akdağ tarafından yakın bir zaman önce yanıtlanmış, son beş yılda Bakanlığa intikal eden 1755 başvuru olduğu, Yüksek Sağlık Şurasının son beş yıl içinde incelediği dosya sayısının ise 1023 olduğu belirtilmiştir. Yine geçen yıl Mecliste soru üzerine; açılan davalar nedeniyle her yıl 5-7 milyon civarında ödeme yapıldığı, Yasa’daki düzenleme sonucunda sigorta şirketlerine yıllık 20 milyon civarından sigorta primi ödeneceği ifade edilmiştir. Bu haliyle kamusal kaynakların sigorta şirketlerine prim adı altında aktarılmasının söz konusu olduğu görülmekte, ekonomik krizin gündemdeki yerini koruduğu, etkilerinin daha da derin yaşanmaya başladığı bir dönemde sınırlı kaynakların aktarılmasında verim ve etkinliğin dikkate alınmadığı ortaya çıkmaktadır.

Diğer yandan ilgili maddenin getirilişi Yasa gerekçesinde zarar görenlerin haklarına daha çabuk ve tam olarak kavuşmaları olarak açıklanmıştır. Ne var ki Yasa maddesinde zarar görenlerin bir an önce zararlarının karşılanmasına ilişkin bir yöntem bulunmamaktadır. Maddede öngörülen zarar görenlerin yine mahkemeye gitmesi ve mahkeme kararı ile zararını tespit ettirip tahsil etmesidir. Ülkemizde sağlık hizmetinin kusurlu verilmesinden kaynaklı tazminat davaları ortalama 5-7 yıl arasında sonuçlanmaktadır. Bu düzenleme ile sigorta şirketleri 5-7 yıl boyunca prim toplayacak, bugün ortaya çıkan tazminat istemlerinin hüküm altına alınması ve ödenmesi 5-7 yıl sonra olacaktır.

Bu bağlamda tazminat davalarının baskısı ve giderek yükselecek primler nedeniyle hekimler riskli hastalara gerekli tıbbi girişimlerde bulunmaktan kaçınacaklardır. Nitekim mesleki sorumluluk sigortasının uygulandığı yerlerde mesleki uygulama hatalarını azaltıcı sağlık hizmetinin niteliğini arttırıcı bir etkisinin olmadığı, sağlık hizmet sunumu sonrasında açılan davaları sayısal olarak arttırdığı, primlerin yüksekliği sebebiyle hekimlerin gelirlerini azaltıcı etkisinin yanı sıra hekimleri riskli hizmetleri sunmaktan kaçınmaya sevk ettiği, olası riskin azaltılması amacıyla çok sayıda tetkike başvurulması eğiliminin artması sebebiyle hizmetin pahalılaşmasına sebep olduğu araştırmalarda tespit edilmiştir.

Çekinik tıbbın öne çıkması ise sağlık hizmetinin maliyetini artıracak, bunun sonucunda artacak olan dışa bağımlı teknoloji ve ilaç kullanımı ülkenin kaynaklarının heba olmasına yol açacaktır. Anayasa’nın 11. maddesinde Anayasa’nın bağlayıcılığı ve üstünlüğüne yer verildiği dikkate alındığında “planlama” ilkesi ile uyumlu olmayan maddenin Anayasa Mahkemesi’ne taşınmasını talep etmek zorunda kalınmıştır.

Kaldı ki sigorta şirketleri tarafından belirlenecek primlerin yarısının aynı zamanda ek ödemenin de kaynağını oluşturan döner sermaye gelirlerinden karşılanması, diğer yarısının hekim maaşından ödenmesi hekimlerin gelirlerinde sigorta şirketi ve idarenin temsilcilerinin kararları ile kesinti yapılmasına olanak tanıyacaktır. Hekimler ise kapsamı belli olmayan, kapsamının belirlenmesinde kendilerinin söz sahibi olmadığı, koşullarının Sağlık Bakanlığı ve Hazine Müsteşarlığı tarafından tek başına belirlendiği, ancak giderek artacak primler nedeni ile gelirlerinin azalmak zorunda kalacağı, üstelik hastalarla karşı karşıya bırakılacakları bir sigorta sistemine zorlanmaktadır. Oysaki Anayasa’nın 49.maddesinin 2.fıkrasında devlete çalışanların hayat seviyesini yükseltmek, çalışanları korumak ödevi verilmiştir. 1219 sayılı Kanuna eklenen Ek Madde 12 devletin bu sorumluluğunun da ihlali anlamına gelmektedir.


#8
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
6- İyonlaştırıcı radyasyonla teşhis, tedavi veya araştırmanın yapıldığı yerler ile bu iş veya işlemlerde çalışan personele ilişkin düzenleme mesai saatlerini 25 saatten 35 saate çıkarması, çalışanların sağlığını güvenceye alan çalışma koşullarını düzenlememesi nedeniyle Anayasa’nın 17,49 ve 56. maddelerine aykırıdır.



5947 sayılı Yasanın 9. maddesi ile 3153 Sayılı Radyoloji, Radiyom ve Elektrikle Tedavi ve Diğer Fizyoterapi Müesseseleri Hakkında Kanun’a Ek Madde 1 eklenmiştir. Bu maddeyle iyonlaştırıcı radyasyonla teşhis, tedavi veya araştırmanın yapıldığı yerler ile bu iş veya işlemlerde çalışan personel için günlük 5 saat olan çalışma süresi arttırılmakta ve haftalık çalışma süresi 35 saate çıkarılmakta, yönetmelikte belirlenen radyasyon doz limitlerinin aşılmaması için alınması gereken tedbirler, aşıldığı takdirde izinle geçirilecek süreler ve alınacak diğer tedbirlerin yönetmelikle gösterileceği belirtilmektedir.

Günlük çalışma süresinin ne kadar olacağına yer vermeyen bu maddede, personele fazla çalışma yaptırılıp yaptırılmayacağına, günde en fazla ne kadar çalıştırılabileceğine ilişkin herhangi bir hüküm de bulunmamaktadır. Bu düzenleme bu alanda çalışan sağlık personelinin sağlığını korumak için gerekli düzenlemeleri içermemesi ve çalışma süresini uzatması nedeniyle yaşam ve sağlık hakkını ihlal etmektedir.

Hemen belirtmek gerekir ki iyonlaştırıcı radyasyonla çalışan personel açısından zarar doğuran unsur sadece maruz kaldıkları radyasyonun doz oranının yüksek olması değil, maruz kalınan çalışma süresinin kısa ya da uzun olup olmadığı ile de yakından ilgilidir. Bu personele diğerlerinden daha kısa çalışma süresinin öngörülmesinin nedeni de maruziyet sürelerinin kısaltılarak sağlıklarının zarar görmesinin önlenmesidir. Nitekim iyonlaştırıcı radyasyonun sağlığı olumsuz etkilemeyen bir limit değeri bulunmamaktadır. Pek çoğu son yıllarda olmak üzere düşük doz radyasyonun insan sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerini saptayan çok sayıda bilimsel araştırma yapılmıştır. Belirlenen doz limitlerinin altında radyasyona maruz kalan sağlık personelinin çalışma süresi arttıkça sağlığının olumsuz etkilenmesi riski de artmaktadır.
Bununla birlikte personelin maruz kaldığı doz limitlerinin ölçülmesi ve aşılması halinde personele izin verilmesi radyasyondan korumada öngörülen tek ve yeterli tedbir değildir.

Uluslararası Radyasyondan Korunma Komisyonu (ICRP), Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA) ile bu kurumların belirlediği standartlara uygun düzenlemeler olan 96/29 ve 97/43 Euratom Direktiflerinde;


• Uygulanabilir, yeterli ve güvenli bir denetleme sistemi ile bu sistemin kontrol dışı kalması durumunda yerine geçecek bir mekanizmanın kurulması,

• Radyasyonun yapısını ve niteliğini gösteren harici doz oranlarının ölçülmesi, sonuçlarının kaydedilmesi ve raporlanması,

• Koruyucu cihaz ve tekniklerin etkinliğinin düzenli kontrol edilmesi, ölçüm cihazlarının standart dozimetre laboratuarlarına uygun olarak düzenli ayarlanması ve kullanılabilir olduklarının ve doğru kullanıldıklarının düzenli kontrol edilmesi,

• Çalışanların sağlık kontrollerinin düzenli olarak yapılması, kişisel dozimetre ve çevresel izleme işlevlerinin yerine getirilmesi,

• Mesleki maruziyet olasılığı ve bu olasılığın derecesine uygun olarak korunma ve güvenlik için uygun ve yeterli donanım, ekipman ve hizmetlerin sağlanması gereklidir.


Radyasyonla çalışanların çalışma saatlerinin; sağlığın bozulmasına yönelik koşulları ortadan kaldırmadan, gerekli denetim ve gözetim işlevini etkin bir biçimde yerine getirmeden arttırılması yoluna gidilmesi, Avrupa Sosyal Şartı’nda taahhüt edilen sağlığın korunması yükümlülüğüne aykırı olduğu gibi radyasyondan korunma, tedbirler ve izolasyon konusunda 96/29 ve 97/43 Euratom direktiflerinde öngörülen yeterli güvenlik ve korunma önlemlerinin hayata geçirilmesi ile örtüşmemektedir.

Diğer yandan çıkarılacağı ifade edilen Yönetmelikte, doz limitlerinin aşılmaması için önceden alınması gereken tedbirler ile aşılması durumunda izinle geçirilecek sürelerin ve alınacak diğer tedbirlerin düzenleneceği belirtilmekte, yapılacak etkin denetime ilişkin düzenlemelere Yasa maddesinde yer verilmemektedir. Ne var ki belirtilen çalışma saatleri ve düzenini ilgilendiren hükümler, radyasyonla çalışan kamu görevlilerinin özlük haklarını doğrudan ilgilendirmektedir.
Bilindiği üzere Anayasa’nın 50. maddesi uyarınca çalışanların ücretli yıllık izin hakları ve şartlarının Kanunla düzenlenmesi gerekmektedir. Yine Anayasa’nın 128. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işlerinin kanunla düzenleneceği öngörülmüştür. Anayasa Mahkemesi’ne taşınması istenilen madde, radyoloji çalışanlarının, günlük çalışma sürelerini, doz aşımı halinde ücretli izinlerini ve çalışma koşullarını düzenlemeyi yönetmelikle idareye bırakması yönünden Anayasa’nın 50 ve 128. maddelerine aykırı olduğu gibi Anayasa’nın 7. maddesinde düzenlenen Yasama Yetkisinin Devredilmezliği ilkesine de aykırıdır.

Sonuç olarak 5947 sayılı Yasanın 9. maddesi ile 3153 Sayılı Radyoloji, Radiyom ve Elektrikle Tedavi ve Diğer Fizyoterapi Müesseseleri Hakkında Kanuna Ek Madde 1 Anayasa’nın 17. maddesinde tanımlanan herkesin, yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu, Anayasa’nın 49. maddesinde tanımlanan Devletin, çalışanların hayat seviyesini yükseltmek, çalışma hayatını geliştirmek için çalışanları korumak, için gerekli tedbirleri alma yükümlülüğü ve Anayasa’nın 56. maddesinde yer alan herkesin, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahip olduğu ilkeleri ile uyumlu değildir.


#9
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
7- İlave emeklilik sigortası primi ödenmesi ile emekli maaşlarının arttırılmasına olanak sağlayan Kanun hükmü, kapsamının Sağlık Bakanlığı’nda döner sermayesi bulunan sağlık kuruluşlarında çalışan hekim ve diş hekimleri ile sınırlı olması, kurum ve mahalli idarelerde çalışan hekimler ile tıp fakültelerinde çalışan hekimlere yer vermemesi ve primin tamamının hekime ödenecek ek ödemeden kesinti öngörmesi nedeniyle Anayasanın 2, 5 ve 10. maddelerine aykırıdır.


5947 sayılı Üniversitelere ve Sağlık Personelinin Tam Gün Çalışmasına ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 13. maddesi ile 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’na Ek Madde 3 eklenmiştir.

Maddenin kapsamı Sağlık Bakanlığı’nda döner sermayesi bulunan sağlık kuruluşlarında çalışan hekim ve diş hekimleri ile sınırlı olup buna göre peşin döner sermaye ödemesi almaya başlayacak hekimlerden sabit döner sermaye brüt tutarının %20’si oranında prim kesintisi yapılacaktır. Ödenen ilave primin bir yıllık tutarının belli bir oranı emekli maaşına eklenecek ancak bu prim emekli ikramiyesi, iş sonu tazminatı vb. ödemelerde dikkate alınmayacaktır.

Maddede dikkat çeken bir diğer nokta ise primin işveren hissesini de hekimin ödemekle yükümlü tutulmasıdır. 5510 Sayılı Kanunun 81. maddesinin (a) bendine göre malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları priminin sigortalı payı olan %9’una ilave olarak %11 işveren hissesi de hekim tarafından ödenecektir. Maddenin son fıkrasında ifade edilen ise kamuda emekli olmadan görevden ayrılan hekimin ödediği primi geri alamayacağı, bu primlerinin emekli ikramiyesinin hesabında da dikkate alınmayacağıdır.

5947 sayılı Üniversitelere ve Sağlık Personelinin Tam Gün Çalışmasına ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 2. maddesine yönelik yapılan açıklamalar bu madde yönünden de geçerli olup eşitlik ilkesine aykırılık devam etmektedir.

Bununla birlikte yıllık ilave prim ödemesi ile emekli aylığında yapacağı artış arasında ölçülü bir yaklaşım bulunmamaktadır. Örneğin derecesi 1’in 4’ü olan bir pratisyen hekimin yıllık ilave prim ödemesi 2.196 TL olup, bu ödemenin emekli aylığında yapacağı artış yalnızca 19,40 TL’dir. Bu kişinin 30 yıl prim ödemesi halinde emekli aylığına yansıyacak artış ise 741 TL’dir. Sigorta priminin yüksekliği ile ilave emeklilik ödemesine yansımasının bu denli az olmasının ölçülü bir yaklaşım olmadığı, prim matrahının hesaplanmasından emekli maaşına yansıması arasındaki dengesizliğin sosyal devlet ilkesinin ihlali olduğu düşünülmektedir.

Ayrıca Anayasa’nın 5.maddesinde devletin temel amaç ve görevleri arasında kişilerin refahını sağlamak, sosyal hukuk devleti ile bağdaşmayan engelleri kaldırmak bulunmaktadır. İş hayatından çekilerek çalışmadan yaşamını sürdürme ve dinlenme olanağına sahip olması gereken kişinin aktif çalışma hayatından çekildiğinde yaşayacağı gelir kaybının bu denli az artışla giderilmesi mümkün değildir ve bu durum devletin görevleri ile örtüşmemektedir.
Diğer yandan T.C Emekli Sandığı Kanunu’nun 31.05.2006 günü 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 106. maddesinin 8.fıkrası ile yürürlükten kaldırılan ancak aynı Yasanın Geçici 4. maddesince uygulanmaya devam edilen 86. maddesince emeklilik hakkı tanınan vazifelerden ayrılanların, sandıkla ilgileri kesilmekte ve o tarihe kadar aylık ve ücretlerinden kesilerek sandıkta birikmiş kesenekleri kendilerine ödenmektedir.

Ne var ki 5947 sayılı Kanun’un 13. maddesi emekli olmadan görevden ayrılan hekimin ödediği primi geri alamayacağı, bu primlerinin emekli ikramiyesinin hesabında dikkate alınmayacağı şeklindedir ki bu düzenleme yukarıda yer verilen Yasa maddesi ile uyumlu değildir.
Emekliliğin de bir parçasını oluşturduğu sosyal hakların kamu hizmeti özelliklerinden kopartılması, primin tamamını ödemek durumunda kalan kişinin bu keseneğin sonuçlarından faydalanamaması, prim ödemelerinin sahiplenilmesi, kişinin zorla çalıştırmak zorunda bırakılması gibi uygulamalar başta Anayasa’nın sosyal devlet ilkesinin ihlal etmektedir.

Bilindiği üzere sosyal devlet, bireyin huzur ve gönencini gerçekleştiren ve güvenceye alan, kişi ve toplum arasında denge kuran, emek ve sermaye ilişkilerini dengeli olarak düzenleyen, çalışanların insanca yaşaması ve çalışma yaşamının kararlılık içinde gelişmesi için sosyal, ekonomik ve mali önlemleri alarak çalışanları koruyan, adaletli bir hukuk düzeni kuran ve bunu sürdürmeye kendini yükümlü sayan, hukuka bağlı devlettir.

Sosyal güvenliğin de içinde bulunduğu sosyal hakların devletçe tanınmış olması yeterli değildir. Bu hakların gerçekleşmesi için devletin olumlu edimde bulunması, sosyal güvenlik alanında oluşturulacak kural ve kurumların da, Anayasa’nın sözüne ve özüne, bu bağlamda sosyal hukuk devleti ilkesine uygun olması zorunludur.

5947 sayılı Üniversitelere ve Sağlık Personelinin Tam Gün Çalışmasına ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 13. maddesi ile 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’na eklenen Ek Madde 3 bu kapsamda sosyal devlet ilkesi ve devletin temel görevlerini ihlal etmektedir.


#10
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
8- Sağlık Bakanlığına bağlı sağlık kuruluşlarında ve yüksek öğretim kurumlarında çalışan öğretim üyesi veya hekimlerin istekleri olmaksızın Türk Silahlı Kuvvetlerine bağlı sağlık kurumlarında görevlendirilmelerine ilişkin Kanun hükmü Anayasanın 2, 13 ve 18 maddelerine aykırıdır.


5947 sayılı Üniversitelere ve Sağlık Personelinin Tam Gün Çalışmasına ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 13. maddesi ile 926 Sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu’na eklenen Ek 26. maddesi ile hem Gülhane Askeri Tıp Akademisi Komutanlığına bağlı eğitim hastaneleri hem de Türk Silahlı Kuvvetleri’ne bağlı sağlık kurumlarında ihtiyaç ve talep halinde öncelikli olarak Sağlık Bakanlığı ve Yükseköğretim Kurulu tarafından talep edilen öğretim üyesi veya hekim ihtiyacının görevlendirilmesi düzenlenmektedir.

5947 sayılı Yasa’nın 1. maddesinde Sağlık Bakanlığı’na bağlı sağlık kurum ve kuruluşlarında ihtiyaç duyulması halinde sağlık personelinin isteği ön koşul olarak düzenlenmiş, aynı içerikte bir diğer düzenleme ise 4 ve 5. maddelerde yer almıştır. Buna göre öğretim elemanlarının diğer kamu kurum ve kuruluşlarında geçici görevlendirilmesi veya yükseköğretim kurumlarındaki ihtiyacın giderilmesi için yapılacak görevlendirmelerde ilgilinin muvafakatinin bulunması zorunludur.

Ne var ki ihtiyaç duyulması halinde sağlık kurum ve kuruluşlarından görevlendirme öngören 5947 sayılı Kanunun 13. maddesi Yasa’nın 1, 4 ve 5. maddelerinden farklı olarak görevlendirilecek kişinin rızasını aramamaktadır. Ortak bir yaklaşımdan uzak bu uygulama aynı hukuksal durumda bulunanlar arasında eşitsizlik yaratmaktadır.

Bununla birlikte kurumları dışında görevlendirilen öğretim üyeleri veya hekimlere görevlendirildikleri yere gitmeme hakkı tanınmaması, rızalarının aranmaması zorunlu çalıştırma niteliğindedir. Bilindiği üzere Anayasa’nın 18. maddesi ile zorla çalıştırma yasaklanmış, angarya sayılmayan zorunlu çalıştırmalara ilişkin temel ilkelere yer verildikten sonra şekil ve şartların kanunla düzenleneceği belirtilmiştir.

“Çalışma, iş görme, kişinin serbest iradesiyle yüklendiği bir faaliyet, diğer bir deyimle serbest iradeyle yüklenilen bir yüktür. Bu yükün kişiye zorla kabul ettirilmesi, kendisinin iradesi dışında bir faaliyette bulunmaya mecbur bırakılması, hem kişi hürriyetiyle bağdaşmayan bir husustur; hem de bu duruma sokulan kişi için bir eziyet teşkil eder.” 15

İnsanlara ve insan haklarına uluslararası seviyede önem veren modern çağa girildiğinde, geçmişte değişik ülkelerce ve değişik yöntemlerle uygulanmış zorunlu çalışma tipleri ortadan kalkmış, yerini modern zorunlu çalışma tipleri almıştır. Günümüzde uygulanmaya çalışılan zorunlu çalışma yöntemleri geçmişte maddi olarak kolayca tespit edilmesi mümkün olan çalışmalara göre açıkça tespit edilmesi zor olan yöntemler haline gelmiştir. Nitekim hukuken eğer bir kişi herhangi bir işte zorla çalıştırılıyorsa, bu işten bir ücret sağlasa bile, çalışma hakkının zedelendiği, ihlal edildiği kabul edilmektedir.16

"Zorunlu çalışmaya karşı çıkılmasının başta gelen sebebi kişinin seçme hürriyetini engellemesindendir. Bunun yanı sıra, zorunlu çalışma halinde verimlilik düşmekte, denetimin artırılması ihtiyacı ortaya çıkmakta ve bu, maliyetleri yükseltmekte; işe karşı isteksizlik artmakta, istenmeyen psikolojik, sosyal ve siyasi sonuçlar doğmaktadır. Bunların hepsinde ortak olan unsur, bunun gayri insani olduğu, acılara yol açtığı ve kötü sonuçlar doğurduğudur” 17

Zorunlu çalışmanın geçmişteki daha açık uygulamalarıyla günümüzdeki uygulamalar bakımından karşılaştırılmasının yapılması için angaryanın da ne olduğunun belirlenmesi gerekmektedir. Nitekim zorunlu çalışma ile angarya terimleri hukuken eş anlamlı değildir. Zorunlu çalışma terimi angaryadan daha geniş ve onu kapsayıcıdır.

Zorunlu çalışma ve angaryanın geleneksel uygulamalarının yanında günümüzdeki uygulamaları da bütün insan hakları belgelerinde ve özellikle Uluslararası Çalışma Örgütü'nün (ILO) sözleşmelerinde zorunlu çalışma sayılmış ve yasaklanmıştır.18

Zorla çalıştırma konusundaki uluslar arası anlaşmaların en önemlileri, zorla çalıştırmayı yasaklayan ‘Esaretin Men’i Hakkında Mukavelename’, Zorla ve Zorunlu Çalıştırma’ya dair 29 sayılı ILO Sözleşmesi, Zorla ve Zorunlu Çalıştırmanın Yasaklanmasına dair 105 sayılı ILO Sözleşmesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Medeni ve Siyasi Haklara dair BM Sözleşmesi, Ekonomik, Sosyal, Kültürel Haklara dair BM Sözleşmesi ve Avrupa Sosyal Şartı’dır. Bu belgeler içinde ILO’nun 29 ve 105 sayılı Sözleşmeleri doğrudan Zorunlu Çalıştırma Yasağını düzenlemeleri bakımından önem taşımaktadır.

ILO’nun 29 numaralı Sözleşmesinin 2. maddesinin 1. bendine göre; “Bu Sözleşmenin amaçları için, "Cebri veya Mecburi Çalıştırma" ifadesi herhangi bir kişinin ceza tehdidi altında ve bu kişinin tam isteği olmadan mecbur edildiği tüm iş veya hizmetleri ifade eder.” Sözleşme kapsamında; “Uluslararası Çalışma Örgütü'nün bu Sözleşme'yi onaylayan her üyesi mümkün olduğu kadar kısa bir sürede her ne şekil altında olursa olsun cebri veya mecburi çalıştırmanın kaldırılmasını taahhüt eder.”

Anayasa’nın 18. maddesi de hiç kimsenin zorla çalıştırılamayacağını ve angaryanın yasak olduğunu belirttikten sonra 2. fıkrada zorla çalıştırma sayılmayacak istisnai çalışmaların ne olduğunu tahdidi biçimde belirtmiştir. Madde metnine göre;


• Şekil ve şartları kanunda düzenlenmek üzere hükümlülük veya tutukluluk süreleri içindeki çalıştırmalar;
• Olağanüstü hallerde vatandaşlardan istenecek hizmetler;
• Ülke ihtiyaçlarının zorunlu kıldığı alanlarda öngörülen vatandaşlık ödevi niteliğindeki beden ve fikir çalışmaları zorla çalıştırma sayılmayacaktır.

Anayasa’nın 18. maddesinin vatandaşlık ödevi ile ilgili kısmın gerekçesi şöyledir; “Topluluğun hayatını yahut refahını tehlikeye sokan buhran veya doğal afet hallerinde kişilerden istenen hizmet yahut normal vatandaşlık ödevi niteliğinde olup, bilhassa olağanüstü sıkıntılı durumlarda gerekli görülen iş yükümlülükleri de 'zorunlu çalıştırma' sayılmayacaktır.” 19

29 sayılı ILO Sözleşmesi, Anayasa’nın 18. maddesinin ve bu maddede belirtilen tahdidi hallerin yorumlanmasında, zorunlu çalışmanın hukuki niteliğinin belirlenmesi bakımından temel bir uluslar arası ölçüttür. Nitekim 29 Nolu ILO Sözleşmesi 1. maddesinin 2.fıkrası ile zorunlu veya cebri çalıştırmanın tamamen ortadan kaldırılması amaçlanmış, insanların zorla veya mecburi olarak çalıştırılmama hakları olduğunu ortaya koymuş, zorla çalıştırma yapılması durumuna ise ancak “geçici bir müddet için” ve “sadece kamu yararı ve istisnai önlem olarak” ve “sözleşmede belirtilen şartlar ve koşulların yerine getirilmesi halinde” başvurulabileceği düzenlenmiştir
29 sayılı Sözleşmenin 10. maddesine göre; “Bu Sözleşmenin 10. maddesinde belirtilen aksi hükümler hariç, cebri veya mecburi çalıştırma koyma hakkına haiz herhangi bir makam önce;


• Verilecek hizmetin onu icra etmesi talep edilen toplum için önemli ve doğrudan doğruya toplum menfaatine olduğuna,
• Bu hizmet veya işin halihazır veya yakın gelecek zarurete haiz olduğuna,
• İlgili ülkede benzeri iş veya hizmetler için geçerli olanlardan düşük olmayan ücret ve çalışma şartları önerilmesine rağmen bu hizmetin yerine getirilmesi veya işin yapılması için gönüllü işgücü temini mümkün olmadığına;
• İş veya hizmetin, mevcut işgücü ve onun söz konusu işi yapma kabiliyeti göz önüne alınarak, söz konusu halka çok ağır bir yük teşkil etmediğine kani olduğu takdirde ancak bu çalıştırma şekline müsaade etmelidir.”


29 sayılı Sözleşme hükümlerine bir diğer aykırılık ise Sözleşmede belirtilen şartlarda uygulanabilecek zorunlu çalışmanın süresine ilişkindir. Nitekim Sözleşmenin 12. maddesinin 1. bendine göre; “Herhangi bir ferdin muhtelif şekiller altında cebri veya mecburi çalıştırmaya maruz kalabileceği azami müddet, 12 aylık bir sürede, işyerine gitmek ve oradan gelmek için geçen gerekli yolculuk günleri de dahil olmak üzere 60 günü geçemez.”

Açıklandığı üzere rıza aranmayarak getirilen hizmet yükümlülüğü, gerek Anayasa’nın 18. maddesi gerekse 29 Nolu ILO sözleşmesindeki koşullardan hiçbiri oluşmadığı için, cebri çalıştırmaya “geçici bir suretle” başvurulabilecek haller içinde yer almamaktadır. Devlet ve devleti alanında temsil eden kurumlar verilen planlama, düzenleme ve diğer görevlerini yerine getirmeksizin, insan gücü ihtiyacını temel hakları ihlal etmeden çözmek yerine büyük bir kolaycılıkla Anayasanın 13. maddesine ve demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı olarak çalışanların çalışma hak ve özgürlüklerini sınırlandırmaktadır.

Bu nedenle 5947 Sayılı Üniversitelere ve Sağlık Personelinin Tam Gün Çalışmasına ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 13. maddesi ile 926 Sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu’na eklenen Ek 26. maddesinin Anayasa’nın 13 ile 18. maddesine aykırı olduğu düşünülmektedir.





0 Kullanıcı konuyu okuyor

0 Kullanıcı, 0 Misafir, 0 Kayıtsız kullanıcı