İçeriğe git

Welcome to Kadim Dostlar ™ Forum
Register now to gain access to all of our features. Once registered and logged in, you will be able to create topics, post replies to existing threads, give reputation to your fellow members, get your own private messenger, post status updates, manage your profile and so much more. This message will be removed once you have signed in.
Login to Account Create an Account
Resim

Kanuni'nin Kılıcındaki Şarabın Esrarı | Murat Bardakçı

- - - - -

  • Yanıtlamak için lütfen giriş yapın
Bu konuya 1 yanıt gönderildi

#1
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Kanuni'nin Kılıcındaki Şarabın Esrarı



Resmi ekleyen


Murat Bardakçı

11.02.2010 19:25:13





• Genelkurmay Karargâhı'nda şimdiye kadar en uzun süreyle kalan gazeteci olma rekorunu zannedersem dün Fatih Altaylı ile bendeniz kırdık. Dün sabah 10.30'da gittiğimiz binada Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ ve İkinci Başkan Orgeneral Aslan Güner ile görüşmemiz, beş saate yakın devam etti.

• Ankaralı gazeteci arkadaşlarımızın söylediklerine göre, görüşmemiz sırasında bazı ilkler de yaşandı. Meselâ, şimdiye kadar hiçbir foto muhabirinin fotoğraf çekmesine izin verilmeyen karargâhta, arkadaşımız Ümit Turpçu'nun bizleri Orgeneral Başbuğ ve Orgeneral Güner ile fotoğraflamasına izin verildi. Konuklarıyla şimdiye kadar sadece makamında görüntü aldıran Orgeneral Başbuğ, yine Ankaralı gazeteci arkadaşların anlattıklarına göre üzerinde "Genelkurmay Başkanı" yazılı makam odasının kapısında ilk kez görüntü alınmasına izin verdi.

• Sohbetimiz, Orgeneral İlker Başbuğ'un odasında çaylarımızı yudumlayarak başladı. Gazete tirajlarından TV'lerdeki magazin programlarına, kitaplardan odadaki hatıra fotoğraflarına kadar geniş bir yelpazeye uzanan ve yarım saat kadar devam eden sohbetten sonra, iç taraftaki bir başka odaya geçtik ve asıl görüşmeyi burada yaptık.

• Fatih Altaylı, asıl görüşme sırasında, susuzluğa sadece iki buçuk saat tahammül edebildi ve Orgeneral Başbuğ tam "Yeter artık!" dediği sırada, Altaylı da birdenbire Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Aslan Güner'e dönerek "Paşam, kuruduk! Ne olur bir çay yahut biraz su!" diye haykırdı. Hepimiz kahkahalarla gülerken hemen bergamutlu çaylar ve sular geldi.

• Genelkurmay Başkanı'nın makam odasının girişi, minyatür bir askerî müzeyi andırıyordu. Giriş katından yukarıya uzanan çift kanatlı merdivenlerin arkasında, sol taraftaki yüksek duvara, 1853 ile 1913 yılları arasında yaşamış olan ve Türk resminin öncülerinden sayılan asker ressam Hasan Rıza'nın çok büyük boyda bir tablosu asılmıştı. Diğer duvarda ise 1878'de doğan ve hayata 1945'te veda eden bir diğer asker ressamın, Sami Yetik'in yine çok büyük bir tablosu vardı.

• Orgeneral İlker Başbuğ'un makam odasının kapısının tam karşısındaki camekânlarda, çok önemli iki obje sergileniyordu: Türk Tarihi'nin en büyük maraşallarından olan Kanuni Sultan Süleyman'ın muharebe meydanlarında kullandığı kılıç ve Kanuni'nin sadrazamı Sokollu Mehmed Paşa'nın tombak miğferi.

• Kanuni'nin kılıcı camekânda kınından çıkartılmış şekilde duruyor, kın da aynı camekânda bulunuyordu. Kılıcın üzerinde altın kakma ile yazılmış Farsça edebî bir beyit vardı ve beyitte "Düşmanların, kılıcını savurduğun zaman dört bir yana yıkılırlar; bu kılıcın çeliğine sanki şarap verilmiştir" deniyordu.

• Orgeneral Başbuğ ve Orgeneral Güner ile karargâhta beraberce bir de öğle yemeği yedik. Mönüde mercimek çorbası, salata, karışık ızgara, zeytinyağlı fasulye ve çeşitli tatlılar vardı. Merak edenler için söyleyeyim: Yemekler nefisti! Çorbanın kıvamı, gerektiği gibi koyu idi, ızgaranın baharatı tam yerindeydi, fasulyeler de kıvamında ve gayet diri pişirilmişti.




Kaynak

#2
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Kanuni'nin Kılıcındaki Şarabın Esrarı




Resmi ekleyen


Murat Bardakçı

12.02.2010 18:20:30



HABERTÜRK'te dün, Kanuni Sultan Süleyman'ın Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ'un makam odasının hemen önündeki camekânda bulunan kılıcından bahsetmiş, kılıcın üzerinde "Düşmanların, kılıcını savurduğun zaman dört bir yana yıkılırlar; bu kılıcın çeliğine sanki şarap verilmiştir" anlamına gelen Farsça bir beytin yazılı olduğunu söylemiştim.

Kılıçtan ziyade şiirdeki "şarap" sözü ilgi çekmiş olacak ki, dün bu şarabın ne anlama geldiğini soran çok sayıda mesaj aldım.

Anlatayım:

Doğu edebiyatlarında söz yahut düşünce pek doğrudan doğruya söylenmez, bazı kavramlar vasıtasıyla ve benzetmeler yapılarak ifade edilir.

Edebiyatta, kavramlardan faydalanılarak kurulan cümlelerdeki ifade biçimleri, herbiri ayrı isim taşıyan "edebî sanat" halini alırlar.


KADEHTEKİ KANLAR


Basit birkaç örnek vereyim: Klasik edebiyatta sevgilinin kirpiği oka, kaşı yaya, boyu serviye, gözü âhuya yani ceylâna, vücudu da bir gümüş külçesine benzetilir. Şair "serv-i revân" yani "yürüyen servi" dediği zaman, sevgilisinin salına salına adım atmasından sözetmektedir.

Bazen bunun tersi de yapılır ve asıl kelime ile bir başka anlamın hatıra getirilmesine çalışılır. Meselâ, 17. asır şairi Nâilî-i Kadîm "Kirpiklerin, cadılar gibi savaşa tutuştu" anlamına gelen "Girdiler müjgânların bir cenge câdûlar gibi" mısraında sevgilisinin kirpiklerini oka benzetmekte, aşkına karşılık alamamaktan yakınmakta ve "kirpiklerinle savaşa girmişcesine bana oklar atmaktasın" demektedir.

Bu benzetmeler gerek İran, gerekse de Klasik Türk Şiiri'nde yani Divan Edebiyatı'nda benzer şekilde, aynı mantık çerçevesinde kullanılırlar.

Klasik şiirde, şarap ve kan da, renklerinin benzerliğinden dolayı birarada kullanılırlar. Sevgili, kendisine yüz vermeyen âşığına kanını bir kadehle şarap gibi sunmayı hayal eder veya düşmanın kanının savaş meydanlarında şarap gibi aktığından bahseder.

Kanuni'nin kılıcının üzerinde altın kakma ile yazılı olan ve "Düşmanların, kılıcını savurduğun zaman dört bir yana yıkılırlar; bu kılıcın çeliğine sanki şarap verilmiştir" şeklindeki beyitte de aynı mantık vardır: Kan ile şarabın benzerliği...


İKİ AYRI SANAT



Şimdi, bu beyitteki edebî sanatları açıklayayım:

Kılıcın çeliği, bilindiği gibi su verilerek sertleştirilir ve böylelikle daha da keskin olması sağlanır. Beyti yazan şair, kılıcın kanla sertleştirildiğini hatırlatıyor, bunun için kanın mecazı olan şaraptan faydalanıyor, "bu kılıca kan verilmiştir" derken "istiâre" sanatını yapıyor.

Beyitte bir başka edebî sanat daha var: Eski edebiyatta, Müslüman bir askerin "Allah" nidası ile ve kendinden geçmiş gibi hücum ettiğine, muharebenin verdiği şevkten dolayı transa girdiğine, sarhoş gibi olduğuna inanılır. Hükümdar da kılıcı ile düşmana saldırdığında aynı vaziyettedir, yani "Allah" diyerek kendinden geçmiş gibidir ve bu hâli şarap içmiş olanları hatırlatmaktadır.

Beyitte yapılan bu ikinci edebî sanata, "kinaye" denir.

Kanuni Sultan Süleyman'ın kılıcındaki beytin geniş tercümesi şudur:

"Çelik, su verdikçe keskinleşir. Senin kılıcın, düşmanların akan kanlarından dolayı daha da keskin bir hâle gelmiştir. Sen, savaş meydanında elindeki bu kılıçla hücuma geçtiğin anda kendini öyle bir kaybedersin ki, sanki şarap içmiş gibisindir ve bu yüzden kılıcına daha fazla su verilmiş, o kılıç çok daha keskin kılınmış olur."

İşte, Kanuni'nin kılıcındaki iki satırın geniş anlamı!




Kaynak




0 Kullanıcı konuyu okuyor

0 Kullanıcı, 0 Misafir, 0 Kayıtsız kullanıcı